turan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
turan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2026 Pazartesi

Urartu Coğrafyasında Arubani ve Turan

Urartulara ait dedikleri Tanrıça ARUBANİ gerçekten de Urartu kökenli midir? Yoksa Urartu coğrafyasında yaşamış Subar, Ermen ya da Sak Türklerinden mi kalmadır?

Prof.Dr. F.Ağasıoğlu - Bitik 3

"Yanlış oxuma ile Anubanini, Siduri, Satuni kimi qondarma «lulu» adları ve bazı adların İmmaşkuş / İmmaşqun, Lişirpirini /...birini / Tardunni gibi variantlariı ortaya çıkmışdır. Anubani adının etimologiyasını G. G. Kameron ve İ. M. Dyakonov akadca «Bizi yaradan tanri Anu» anlamı ile vermişler. Lakin AN-nu şeklinde yazılan adın ilk hissesi bu ehtimali doğrultmur.

Bu adın kadim türkçe anuq «hazır» sözünün kökü olan anu «hazırlanmaq» ve ban «ben» evezliyi ile yaranıb, «hazıram» (Anu-ban) anlamı daşıdığını düşünmek olar. Lakin türk töresine göre, elbey seçilenden sonra onların çok vakit lakap ve unvan bildiren adla tanınmasını nezere alsak, Anar ve ya Anlı («ünlü», «meşhur») adlarının başında gelen kadim añ köklü sözler dikkati çekir. Öyle ki, Anubani adının annamaq «anlamaq » sözü ile açımı daha gerçek görünür. Bu halda, anla- > anna-,  qanlı > qannı, enli > enni  değişimlerinde olduğu gibi An-lu-ban («ünlüben») terkibi ile yaranan Anluban >Annuban evezlenmesini ve elbey adına yaraşan «Ünlü adam» anlamını görürük. Anubani yazısında Batir dağınin adını Padin ile müqayise etmişler. Halbuki, sonralar Manada yarımköçeri padar boyları ile bağlı KUR-Paddira, URU-Padira toponimleri tekrar olunmuşdur."


ARUBANİ - ARI BANI/BANU

ARUBANİ BRONZ HEYKEL - MÖ 8.yy

PAZIRIK 5.KURGAN DOKUMA PARÇASI - MÖ 5.-4.yy



* Urartu dilinin bugünkü Ermeniceyle hiçbir bağı yoktur, hatta MÖ 8.yy'da bölgede Hay yoktur. 

* Urartu dili Hind-Avrupa dil ailesine mensup değildir. Urartu dili Türkçe gibi bitişken (aglutinativ) ve ergatif yapılı bir dildir, Hurricenin devamıdır (bazılarının da iddia ettiği gibi Ermenicenin de atası değildir). Bölgede Türkçe konuşan Saka ve Med Türklerinin yaşadığı bilinmektedir.

* Bknz. "Hurri-Urartuca ve Türkçenin söz varlıkları arasında ciddi benzerlikler mevcuttur ve sayıları hiç de az değildir. Bu leksikal benzerlikler Hurri Urartuca ve Türkçenin tarih öncesi dönemlerdeki bir temasının somut kanıtları olarak gösterilebilir." - Orçun Ünal "Sözde Karca Kelimelerin Kökeni ve Türkçedeki Hurri-Urartuca Leksikal Alıntılar Üzerine, 2017"

* Bknz. Altan Çilingiroğlu "Urartu Krallığı, Tarihi ve Sanatı, 1997".

* Bazıları da "Turan" sözcüğü için "Persçe" diyor. Oysa... MÖ 9.yy'da bölgede Pers/Ahameniş yoktur.

Urartuların Meher Kapısı'ndaki (MÖ 9.yy) yazıtının beşinci satırındaki tanrının adı  "Turan"dır.... 





SB

Tuva Cumhuriyet'inde Turan (Туран)


10 Mayıs 2026 Pazar

Aphrodite

 


* Aphrodite, İskit/Sak Türklerinden Greklere geçmişti. İskitlerin Argimpasa'sı yazıtlarda Apatouros / Apaturum olarak geçiyordu. Argimpasa "kamçısının yardımıyla dünyayı gezen kamların başı"ydı. Api Yer'in Anası iken Apaturum şamanların başı olmuştu. İskitya (Taurisia Skythiası) dedikleri ülke eskiden Ourania / Tourania olarak anılan Ukrayna-Kırım bölgesiydi ve MÖ 8.yy'da Karadeniz'e çıkıp dönen Miletos göçmenleriyle Apatouria (Tur'un Apa'sı/Ana'sı) Anadolu'ya getirildiğinde ağızlarda Aphrodite'ye dönüşmüştü.

* Avesta’daki kayıtlara dayanarak, eski dönemde Türklerin Tura adında bir hakanları vardı. Alp Er Tonga’nın babasının adı da Tur idi. Eskiden Dinyester nehrine de Tyra (Tura) denilirdi.

* Urartular kendileri dışındaki diğer toplulukların tanrılarına da sahip çıkmış ve Meher Kapısı'ndaki listenin beşinci sırasına Turani adını yazdırmışlardı.

* Aphrodite'nin Etrüsklerdeki karşılığı da Turan'dı.

* Antik kent Aphrodisias adını MÖ 2.yy'da alıyordu. Oysa en eski adı Lelegon-polis'ti ve Grek olmayan, Pelasglarla soydaş olan Leleglerden kalmaydı.

* Aphrodite'nin (Afrodit) adı da Yunanca değildi ve kesinlikle "köpük" anlamına gelmediği gibi Hint-Avrupa dil grubunda da yer almıyordu. Aynı şey oğlu Eros'un adı için de geçerliydi.



Analarımızın vazgeçilmez silahı; Terlik ;)

Aphrodite de parfüm şişesini kıran oğlu Eros'u sandaletiyle terbiye ediyor.

Biz Annelere her gün Anneler Günü'dür.

SB


Ares-Afrodit- Hephaistos ilişkisine de Sumer-Türk açısından bakılması gerektiğini düşünüyorum. Erklig (güçlü) savaşçıların, silahların ve zırhların efendisi ve ölüm cezasının buyurucusuydu. Mars ve Erklig (Venüs) birbirine kavuşunca ak renkle nitelendiriliyordu. Bu aynı zamanda Ares (Mars) ile Afrodit’in (Venüs) neden birbirlerine çekildiklerini de anlatır. Hatırlarsanız, Ares ile Afrodit kaçamak yaptıklarında Ephaistos onları basmış ve cezalandırmıştı. Afrodit su (İlyada’ya göre annesi Dione Okyanus’un kızıdır) iken Ares (Mars) ateşti ve demiri dövmek için her ikisi de gerekliydi. Afrodit (Venüs) ile Ares (Mars) kavuştuğunda demirci ustası Pelasglı Ephaistos devreye giriyordu. O ateş ile suyu kullanarak demiri dövüyor (yani Ares ile Afrodit’i cezalandırıyor), savaşçılara silahlarla zırhlar yapıyordu. Türk mitolojisinde Mars Kızagan Tengri’ydi, kızıldı, ateşti. Sumerliler’de ise bir elinde kılıç diğer elinde aslan başlı topuz tutan tanrı da ölüler diyarının kralı/kapıcısı Nergal (Meslamtaea) olarak geçiyor. Aynı zamanda hastalık ve savaş tanrısı olan Nergal’ın gezegeni Mars’tı. Bu tanrının eşi tanrıça Ereşkigal idi, adı ve işi de Türk Yeraltı Tanrısı Erklig ile uyumluydu. Nergal Enlil’in oğluydu, ona Akadçada Aplu Enlil dediler ve anlamı Enlil’in oğlu idi. Zamanla Nergal’dan üç tanrı türedi; Hastalıkların ve salgınların tanrısı Apollon, Ölüler diyarının tanrısı Aydes (Aides-Hades) ve savaşın tanrısı Ares. Hititler’de Yeraltı Tanrısı Nergal da kılıç olarak Yazılıkaya’da betimlenmiş. Ancak Yazılıkaya Hurri etkisiyle yapılmıştı. Bu durumda Hitit Nergal'i nereden gelmiş oluyordu?



26 Eylül 2023 Salı

Karışan Diller

 

KA-DİNGİR - BABİL - KARAUNDİAŞ



* "Çivi yazısı sistemi aslen hiyerogliftir ve erken bir dönemde Babil'in Turanlı, yani Ugro-Moğol nüfusu tarafından icat edilmiştir. Elimizdeki en eski anıtlar Turan dilinde yazılmıştır ve Semitik olmayan isimlere sahip şehirlere ve hükümdarlara aittir. Aslında hem Asur'un hem de Babil'in tüm büyük şehirleri Turani isimler taşır ve bunlar birçok durumda ülkenin sonraki sakinleri tarafından Sami diline çevrilmiştir: böylece Ca-dimiri'a (Ka-Dingir), "Tanrı'nın Kapısı", Bab-ilu, Babil olur. Akraba kabileler, Khaldaea'daki baskın halk olan Accadai (Akkadlar) ya da "Highlanders (Dağlılar)"ın ilkel evi olarak kabul edilen komşu Elam dağlık bölgelerinde yaşıyordu; ve Yaratılış XIV'ün önerdiği gibi, Elam'ın kendisi eski bir medeniyetin merkeziydi. Uru ve Senkereh'de, Pantabiblos'ta ve Berosus'un Larancha'sında kütüphaneler kurulmuş ve astronomi, astroloji, mitoloji, tarım vb. üzerine ayrıntılı eserlerle doldurulmuştu. Bunlar Sami diline çevrilmiş ve Asur krallarının, özellikle de kütüphanesi (ne yazık ki çok zarar görmüş olan ve şu anda British Museum'da bulunan) Asurbanipal'in emriyle kopyaları yapılmıştır. Semitik öncesi uygarlık ve Semitizm'in bu uygarlığa olan borcu hakkındaki bilgilerimizin çoğu buradan gelmektedir." H.Sayce


* "Eski Babil dininin, Sami Babilliler ülkeye girdiklerinde orada buldukları Sami olmayan halklardan muhtemelen büyük ölçüde etkilendiği daha önce belirtilmişti. O zaman şu soru ortaya çıkmaktadır (ve bu çok önemli bir sorudur): Eski Babil ve Asur'un dini, 'Sami' olarak adlandırılan dinler grubunun karakterini ne kadar taşıyordu?" L.Spence


* "Asurologların ağırlıklı görüşü, Asur ve Babil uygarlığının tamamen Sami olmadığı ve bu bölgelerin eski nüfusunun, etkisi özellikle dinde ve çivi yazılı kayıtların kutsal edebiyatında fark edilen büyük bir Sami öncesi unsur içerdiği yönündedir. Eğer durum böyleyse, eski Semitlerin karakteristik geleneksel din tipini araştırırken çivi yazısı malzemesinin dikkatli kullanılması gerektiği açıktır." R.Smith


Babil, Akadlı Sargon'un (MÖ 2334-2279) hükümdarlığından önceki bir dönemde kurulur. Hamurabi ise küçük liman kentini geliştirir, ancak Hammurabi'nin (MÖ 1750) ölümüyle dağılan imparatorluktan sonra kent Kassit/Kas Türklerinin eline geçer (MÖ 1595) ve adı Karanduniash (Karduniash) olarak değiştirilir.


SB

Tanrılar kızmış ve diller birbirine karışmış demek...




KRONOS - TİTAN SAVAŞI

BABİL KULESİ
"Kendi güçleriyle ve büyüklükleriyle övünen ve tanrıları küçümseyen dünyanın ilk sakinlerinin, Babil'in şu anda bulunduğu yerde, tepesi göğe ulaşması gereken bir kule inşa etmeye giriştiklerini söylüyorlar; ancak o, göğe yaklaştığında. rüzgarlar tanrılara yardım etti ve işi tasarlayanların işini bozdu; kalıntılarının hâlâ Babil'de olduğu söyleniyor; ve tanrılar, o zamana kadar hepsi aynı dili konuşan insanlar arasına dil çeşitliliği getirdi: ve Kronos ve Titan arasında savaş çıktı. Dillerin karışıklığı nedeniyle kuleyi inşa ettikleri yere şimdi Babil deniyor." Berossus (MÖ 3.yy)

Buradaki Titanlar Türktür, Türkçe konuşur. Grek kaynaklarındaki Titanomakhia, yani Titanlar Savaşı, Grekler (Olimposlular) ile Türkler (Titanlar-ATALAR-yerliler) arasındaki egemenlik savaşını metaforik olarak anlatır. Bu savaş 10 yıl sürmüştü, tıpkı Turova Savaşı da 10 yıl sürdü demeleri gibi. Ancak Turova Savaşı 10 yıl sürmemişti. Batı kıyılarımıza yapılan korsan saldırıları aralıklarla 10 yıl içinde gerçekleşmiş olsa da sadece son iki yılı Turova sahillerindeydi.

SB
Titanomakhia Turova Savaşını anlatıyor olabilir miydi? Çünkü her ikisinde de savaşı "Olimposlular" kazanıyordu.


4 Nisan 2019 Perşembe

PELASGLAR - TUROVALILAR - ETRÜSKLER - TURHANLAR !


Etrüsklerin menşei hakkında en önemli eseri yazmış olan İtalyan Etrüskoloji bilgini Luigi Pareti, Etrüsklerden, daha doğrusu Tyrhenlerden bahseden bütün Yunanlı yazarların adlarını namuskârane bir şekilde eserinde sıralamıştır. Ancak Etrüsklerin İtalya’ya başka bir ülkeden gelmiş olması kendisinin peşin hüküm ve kararına uymadığından, her cümlesine şöyle başlar: “Yunanlı tarihçiler şu yanlış iddiayı ileri sürerler ki…” veyahut: “Yunanlı tarihçilerin yersiz kanaatine bakılırsa…”
(30)





Etrüsklerden Tyrhen (bazen de Tyrsen) adı ile bahsetmiş olan Yunanlı tarihçilerin başlıcaları şunlardır:
Hesiod
Herodot
Tukidides
Hellanik (*Lesboslu Hellanicus, Mytilene de diyorlar)
Kallimakhos
Strabon
Bizanslı Stefanos ve saire..


Etrüsklerin Afroditi "TURAN" 
MÖ 4.-3.yy, Metropoltian Müzesi


İşte bu yazarlar bir de Pelasg adlı bir kavimden bahsederler ki, Homer’in de zikrettiği bu kavim, bazılarının ifadesine göre kuzeyden gelerek dağınık gruplar halinde Yunanistan’da ve Anadolu’da yerleşmiş ve Truva muharebesinden sonra İtalya’ya hicret ederek, orada Etrüsk adını almıştır. Modern tarihçiler arasında bilhassa Beloch, Fick, Treidler, Meyer, Ehrlich gibi Alman bilginleri Pelasglar konusunu incelemişlerdir. Ekserisini Pelasglarla Etrüsklerin ayni kavim olduğunu ileri sürmekte tereddüt etmemektedirler.

Fransız âlimleri ile Fransız dilinde yazan âlimler arasında da, bu konuya eğilenler ayni temayülü göstermektedir. Meselâ 1924 yılında bile, Meillet ve Cohen’in klâsik eser olarak kabul edilen “Dünya Dilleri” nde aşağıdaki satırları okumak mümkündü: “Pelásgca Milattan sonra 5 inci yüzyılda bile Trakya sahillerinde, Propontid’in güneyinde ve İmros, Lemnos gibi adalarda henüz konuşulmakta idi. Hem Lemnos adasında 1885 yılında bulunan, fakat henüz deşifre edilmeyen o meşhur yazıt belki de bu dilin bir örneğini vermektedir... Yazıtta kullanılan dilin terkip özellikleri Pelasg dili ile Etrüsk dili arasında bir akrabalık ihtimalini hatıra getirmektedir.” (31)

Bugün Liège Üniversitesi Profesörlerinden A. Severyns gibi bir bilgin, daha emin bir ifade ile: “Homer’den önce Yunanistan ve Yakın Doğu” adlı eserinde şöyle der: “Esrarengiz etrüskçe ile Lemnos yazıtlarında kullanılan ve daha az esrarengiz olmayan dili mukayese eden bilginler, bu iki dil arasında garip benzerlikler bulmuşlardır. Etrüsklerin, İtalya’yı işgal etmeden önce Tyrsen adı altında, Ege’nin bir köşesinde yaşamış oldukları hatırlanırsa, bunda şaşılacak bir şey bulunmadığı neticesine varılır” (32).

Diğer taraftan, Etrüsklerin Lydia’dan geldiklerine dair Herodot tarafından ileri sürülen görüş Truva’dan geldiklerine dair Virjil tarafından terennüm edilen inanış arasında çelişki yoktur (33). Çünkü Pelasglar hem Lydia’da, hem Truva’da yerleşmiş bulunuyorlardı. Göçleri için kullandıkları İzmir limanı da oralara pek uzak değildir (34).

Sofokles’in Hellanik tarafından zikredilen “İnachos” adlı trajedisinde Etrüsklere “Pelasg – Tyrsen” adını verildiği malûmdur. Mesela derinleştirildikçe, Etrüsk = Pelasg denklemi bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. Fakat böyle olsa bile burada, bizi asıl meşgul eden problemin çözümüne doğru ancak yarı yolda bulunduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Zira, Etrüskler Pelasglar idi demek kâfi değildir. Asıl Pelasgların kim olduklarını ve bugünkü hangi millete tekabül ettiklerini tesbit etmek mühimdir.

Pelasg adlı kavim hakkında eski Yunan tarihçilerinin eserlerinde mevcut bilgiler şöyle özetlenebilir:

1) Pelasglar kuzeyden gelmiş bir kavimdir: Bu kendilerinin ya Yunanistan’ın, ya da Karadeniz’in kuzeyinden geldikleri manasına gelir.
2) Bu kavim durmadan yer değiştirirdi, yani göçebe idi.
3) Pelasglar oturdukları bölgelerin veya kendilerini yöneten başbuğun adına göre kolayca ad değiştirirlerdi.
4) Pelasglar inşaatçı ve imarcı bir millet idiler. Atina’ya hâkim bulundukları sırada, orada öyle bir duvar meydana getirmişlerdi ki, bunun bir parçası asırlara meydan okumuştur.
5) Nihayet, Pelasgların komşu milletler açısından pek hoş olmayan bir âdetleri vardı: o da kız kaçırma şeklinde başka milletlerin kadınları ile evlenmeleri idi.
6) Yukarıdaki beş noktaya Yunanlı tarihçiler tarafından işaret edilmeyen, fakat Lemnos yazıtlarının teyit ettiği ve bilginlerce Etrüsk lisanı ile Pelasg lisanının birbirine benzetilmesinden çıkarabileceğimiz şu noktayı da ilâve edebiliriz: Pelasglar Hint – Avrupa olmayan, agglutinatif ve ses uyumuna tabi bir dil konuşurlardı. 


TURHANOİ

Bize kelimeyi böyle yazmağa hak veren bir husus da Alman dilindeki meşhur Pauly ve Wissowa Ansiklopedisinin verdiği bilgidir. Bu ansiklopedinin Tyrrhener maddesinde şöyle denilmektedir: 'Yunancada Tyrrhen'lerin adı çeşitli şekiller alırdı: Tursenoi, Tursanoi, Turhenoi, TURHANOİ..' (Bu kelimeler, Ansiklopedide, Yunan harfleriyle yazılırdır). ... Şimdiye kadar, Etrüsklerin yunanca adını tahlil konusu yaparken, hep kelimenin çoğul şeklini kullandık. Kelimeyi yunancada çoğul şekle sokan, sonundaki iki harften ibaret 'Oİ' ekidir. Bu eki çıkarırsak, saf kök olarak elde kalan şudur: TURHAN. Yukarıdaki açıklamalardan çıkarabileceğimiz mantıki netice şudur ki, Yunanlıların Etrüsklere verdikleri adın aslı TURHAN idi.

Adile Ayda, 
Etrüskler Türk Mü İdi?, 
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 43, Ankara 1974.
30. Lugi Pareti, “Gli Origini değli Etruschi” Firenze 1926. Bemporad e figlo ed.
31. (Paris)
32. A. Severyns, “Grèce et Proche-Orient avant Homère” Presses Universitaires de Bruxelles, 1968, s. 43
33. Bilindiği gibi Virjil, öleceği sırada Eneid’in müsveddelerini yakmak istemiştir. Yakınları buna mani olunca, onlardan eserin yayınlanmayacağına dair söz almıştır. Bunu sebebi kendi soyunun efsanelerine ihanet etmiş, bunları Roma çıkarı uğruna kullanış olmaktan ileri gelen bir vicdan azabı mı idi acaba?
34. Bugün pek çok Etrüskoloji bilgini Etrüsklerin Lydia’dan, yani Anadolu’dan geldiğini kabul etmektedir. Wladimir Georgiev ise, (“Die Träger der Kreitsch-Mykenischen Kultur”, Sofia, 1937), (Etrüsklerin Hitit olduğunu iddia etmeden önce) onların Truva’lı olduklarını ileri sürmüştü. Bize göre, bu iki görüş arasında çelişki yoktur. Etrüskler Pelasg, Lydialı, Truvalı gibi çeşitli isimler altında Ege denizinin Doğu ve Batı sahillerinde oturmuşlardır. 





ROMALILARIN ETRÜSKLERİ 'İMHA' ETMELERİ !


Cerveteri Banditakkia Etrüsk Mezarlığı, Roma
The necropolis “Banditaccia” - Cerveteri/Rome
UNESCO dünya miras listesinde


Romalılar her şeyi Etrüsklerden öğrenmiş, medeniyetlerini Etrüsklerden almış olduklarından, onlara karşı kuvvetli bir aşağılık duygusunun tesiri altında idiler. Bunun neticesi olarak, Romalılar Etrüsklere karşı düşmanlık ve kin besliyorlardı. Her Romalı Etrüskleri yenmek, ezmek Etrüsk olan her şeyi tahrip etmek arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Dört asır süren Etrüsk – Roma mücadelesi sırasında bu dinmez kinin vahşi ve korkunç tezahürlerine defalarca şahit olunmaktadır. ...

Romalılar kentlerine pek yakın olan Veies (15) şehrini kuşatmakla işe başladılar. On sene süren kuşatmanın sonunda bir hiyle ile girdikleri şehirde misli görülmemiş katliâm yaptılar. Kendi milletini daima şirin göstererek yazan Titus Livius bile, ilk yirmi dört saatin her dakikasının adam öldürme ile geçtiğini kaydeder (16).

Muzaffer Romalılar, sanat ve medeniyet seviyesini, zenginlik ve refahını ötedenberi kıskandıkları Veies’nin mabetlerini, meydanlarını, parklarını ve bahçelerini süsleyen üç bin (!) heykeli Roma’ya taşımağı da ihmal etmediler. Bu arada, Ana tanrıça Ani’nin heykeli Roma’ya götürülerek, Junon ismiyle bir mabede yerleştirildi ve tanrıçanın sadece heykeli değil, kendisi de artık Roma’ya taşındı, diye Roma halkı inandırıldı.

Bundan sonra Etrüskler için çöküş devri başlar. Bir yandan Yunanlılar Etrüsklerin kuzeydeki Adria, Spina gibi limanlarını zaptederler, bir yandan da Romalılar, Etrüsk tesanüdünü diplomasi ile yıkmağı başararak, sıra ile Cerveteri (M.Ö. 351), Tarquinia (300), Volterra (295), Volsinies (283), Vulci (273) şehirlerini ele geçirirler. Bu şehirlerin hepsinde merhametsizce katliam yapılır, katliamdan kurtulan ahali de esir olarak satılır (17).

Roma tarihinin karışık bir devri olan M.Ö. İkinci yüzyılın ortalarında Marius ile Sylla arasındaki siyasî rekabet yüzünden çıkan iç savaş sırasında, Etrüsk halkının desteklediği Marius yenilince, Sylla bütün Etrüsk şehirlerinde katliamı emreder ve bu şehirlere askerî garnizonlar yerleştirir (18).

İsa’nın doğumundan 40 yıl önce Perugia zaptedildikten sonra, şehrin ileri gelenlerinden 300 kişi Roma’ya götürülerek, Sezarın mezarı üzerinde birer koyun gibi kurban edilirler (19).

Burada şunu kaydetmek lâzımdır ki, Etrüsklerin Romalılar tarafından yok edilişi dünya tarihindeki ilk metodik ve sistemli “jenosid” hareketidir. Bu “ulus öldürme” hareketi kendini sadece maddî sahada değil, mânevî sahada da göstermiştir. Bizzat bir İtalyan yazarı şu itirafta bulunur:

“Romalılar Etrüskleri yok etmekle kalmayıp, medeniyetlerinin en ufak izini bile ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapmışlardır.” (20). Ünlü İngiliz yazarı Lawrence’in Etruscan Places” adlı eseri de buna benzer hükümlerle doludur (21). Roma’nın gerek Cumhuriyet, gerek İmparatorluk devrindeki idarecileri bir yandan Etrüskleri millet olarak, nüfus olarak yok ederken, bir yandan da medeniyetlerini ve kültürlerini yok etmeğe çalışmışlardır.

Burada tabiî olarak bir sual doğuyor: Etrüsklerin kültürü, yani edebiyatı varmı idi ki? Tarihçi Titus-Livius’un kaleminden kaçmış aşağıdaki cümle bu suale açık bir cevap teşkil ediyor. Etrüsklere yapılan kötülükleri daima meşru ve vatanî şeklinde gösteren bu şoven tarihçi şöyle der:

“Bugün nasıl gençlerin Yunan edebiyatını öğrenmeleri moda ise, bir zamanlar da, Romalı gençlerin Etrüsk edebiyatını tahsil etmeleri âdetti” (22) Titus Livius’un bahsettiği bu edebiyat maalesef bugün yoktur. Romalılar tarafından yazılan eserlerin hemen hiç biri kaybolmamış olduğu halde, Etrüsk edebiyatına ait eserlerin hepsinin toptan kaybolmuş olmasını bugün Batılı Etrüskologlar “garip” buluyorlar ve bunların Romalı devlet adamları tarafından kasden yok edilmiş olduğunu ima ediyorlar (23).

Gelgelelim Romalı yazarlardan bazılarının eserlerinde muayyen Etrüsk şiirlerine ait imalar ve muayyen Etrüsk trajedi yazarlarına ait kayıtlar vardır. Bugün Romalı bilgin Varron Etrüsklerin tarih kitaplarını lâtinceye tercüme ettirdiğini ve bunlardan çok istifade ettiğini bildirir. Meşhur hukukçu ve filozof Çiçeron Etrüsklerin dine ait eserlerini kaynak gösterir. Hani bütün bu eserler? Bu arada İmparator Claudius’un hikâyesi cidden ilginçtir:

Roma tarihinin yine karışık bir devri olan İsa’dan sonraki I. yüzyılda, Osmanlı tarihindeki Yeniçeri kazan kaldırması gibi, Roma’da da, Pretoryenler, yani Saray Muhafızları ikide bir isyan edip, istediklerini İmparator seçerdi. Bu arada, Agrippa adlı bir Yahudi, belki de kendi soyu için faydalı olacağını düşünerek, Claudius adlı bir Etrüsk’ü evvelâ Pretoryenlere, daha sonra Senatoya, bir takım çabalar sonunda, İmparator ilân ettirmişti. 13 sene İmparatorluğun başında kalan bu arada Büyük Britanya adasını Roma İmparatorluğu’na ekleyen Claudius şuurlu bir Etrüsk milliyetçisi olduğu için, politikadan artan bütün zamanını kendi soyunun parlak tarihini yazmakla geçirmiştir. Yirmi cilt tutan bu eserden bir çok Romalı yazar bahseder. Bu arada tarihçi Suetonius, bu eserin İskenderiye Kütüphanesinde, senede bir kere, başından sonuna kadar halka okunduğunu kaydeder (24).

İşte bu mühim eser de bugün mevcut değildir. Ancak son zamanlarda Lyon şehrinde yapılan kazılarda bu eserden birkaç satır meydana çıkarılmıştır. İmparator Clausiıs, Etrüsk soyundan olmakla beraber, o zamanlar Lugdunum ismiyle mevcut olan bugünkü Lyon şehrinde doğmuştu. Bu şehre yaptığı ziyaretlerden birinde, halka hitaben bir siyasî nutuk söylemiş ve nutkunda kitabından bir parçayı okumuştur. İmparator konuşurken, tabiî olarak Saray kâtipleri not tutmuşlar, Lyonlular da, bu konuşmayı şerefli bir hâtıra olarak tabletlere kazdırmışlardır. İşte Lyon’da yapılan kazılarda bulunan ve Etrüsk
tarihinin bazı devirlerine ışık tutan satırlar bu tabletlerdedir. 

Romalılar Etrüskler tarafından yazılmış tarih kitaplarını yok etmekle kalmamış, kendi yazdıklarında da tarihi tahrif etmekten, gerçekleri gizlemek ve olmayan şeyleri uydurmaktan çekinmemişlerdir. Bugünkü tarafsız etrüskologlar Romalı tarihçilerin şovenlik ve Romalılık gururu ile tarihî gerçekleri tahrif ettiklerini ve meselâ Titus-Livius gibi bir tarihçinin dediklerini ihtiyatla karşılamak gerektiğini yazarlar.

Romalılar Etrüsk milletini yok edip manen ve maddeten gömdüklerini zannederken, kendilerine en büyük oyunu oynayan Etrüsk mezarları olmuştur. ...


TURHANOİ 

Bize kelimeyi böyle yazmağa hak veren bir husus da Alman dilindeki meşhur Pauly ve Wissowa Ansiklopedisinin verdiği bilgidir. Bu ansiklopedinin Tyrrhener maddesinde şöyle denilmektedir: 'Yunancada Tyrrhen'lerin adı çeşitli şekiller alırdı: Tursenoi, Tursanoi, Turhenoi, TURHANOİ..' (Bu kelimeler, Ansiklopedide, Yunan harfleriyle yazılırdır).

Şimdiye kadar, Etrüsklerin yunanca adını tahlil konusu yaparken, hep kelimenin çoğul şeklini kullandık. Kelimeyi yunancada çoğul şekle sokan, sonundaki iki harften ibaret 'Oİ' ekidir. Bu eki çıkarırsak, saf kök olarak elde kalan şudur: TURHAN. Yukarıdaki açıklamalardan çıkarabileceğimiz mantıki netice şudur ki, Yunanlıların Etrüsklere verdikleri adın aslı TURHAN idi.


Adile Ayda, 
Etrüskler Türk Mü İdi?
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 43, Ankara 1974.
15. Etrüskçe “Veia”.
16. Christopher Hampton, “The Etruscans and the survival of Etruria”, Camelot Press Ltd. London 1969, s. 116.
17. Ch. Hampton, ayni eser, s. 141.
18. R. Bloch, “Les Etrusques”, Presses Universitaires, Paris 1968, s. 46.
19. Ch. Hampton, aynı eser, s. 35. 
20. İndro Montanelli, “Storia di Roma”, Rizzoli, Milano 1970, s. 31-32.
21. D. H. Lawrence, “Mornings in Mexico”, “Etruscan Places” Penguin Books, Great Britain 1970, s. 97, 98.
22. Jacques Heurgon, “La vie quatidienne des Etrusques”, İtalyanca baskı, İl Saggiatore, Milano 1963, s. 322.
23. Ch. Hampton, ayni eser, s. 23
24. Ch. Hampton, ayni eser, s. 253. 






23 Mart 2019 Cumartesi

Argimpasa - Apatouria - Afrodit




Kırım bölgesindeki İskit Türklerinin ARGİMPASA'sı sonradan AFRODİT'e dönüştü. Kelime ise APATOURİA - APATOURON - APATOURİAS' dan türetilmiş bir kelimedir. Çünkü 'Grekler' koloniler halinde MÖ 8.7.6.yy'lar Karadeniz'e çıktıkların APATOURİA zaten kök salmış bir külttür. Ve hepimiz biliyoruz ki 'Grek' mitoloji Hesiod ve Homer'le, yani MÖ 8.7.yy'dan sonra oluşturulmuştur ve 'Grek' kolonileriyle birlikte MÖ 6.yy'dan itibaren Afrodit'e tapılmıştır. Çünkü 'Grekler' aslında ataerkildir.


APATOURİA - APA+TUR = APHRO+TUR - APHRODİT

SB.


"Based on the etymologies presented above we can offer the following ety-mology of the name Argimpasa – 
‘the head of shamans, charmers, fortune-tellers and sorcerers’."


Dr.Zaur Hasanov

... S. S. Bessonova studied all of this information about Aphrodite Apatouros in the Bosporian inscriptions and determined that starting from the 4th century BCE she has a double epithet – Aphrodite Ourania, the mistress of Apaturum (Struve 1965: No. 1111; Bessonova 1983: 39).

M. I. Artamonov, L. A. El’nitskiî and Yu. Ustinova think that at the base of the cult of Aphrodite Apatouros there was a cult of a local deity, or influence of the local Scythian traditions i.e. the cult of Aphrodite-Argimpasa (1961: 71; 1960: 40; 1998b: 35). Bessonova thinks that the cult of Aphrodite Apatouros was syncretic and combined in itself the features of Greek, eastern and local (Scythian) deity (1983: 39).

As regards the etymology of the epithet Apatouros researchers believe it had local (Scythian) origin (El’nitskiî 1960: 40). Yu. Ustinova points out that the word Apatouros was incomprehensible for Greeks and for this reason they invented false etymologies resting on phonetically similarly Greek words (1998a: 211)....


Conclusion
1. The diviners of Huns and Komans worshipped a goddess identical to Argimpasa.

2. The etymological analyses of the theonym Argimapsa on the basis of Turkic languages show that it is polysemous and is equal to the sum of all of the etymological meanings presented in this paper. Such as: ‘charm’, ‘purification’, ‘the head of shamans, sacred song singers, performers of musical instruments, diviners’, ‘the head of those performing a ritual with a vessel, ladle, water’, ‘the head of shamans divining with twigs, fingers and rope made from plants’, ‘the head of whip users’.

3. A symbol of Argimpasa in the Scythian barrows was a whip with a spiral handle, which was associated with a snake. It was used for the journey to the other worlds and represented power over people.

4. The epithet ‘the Mistress of Apaturum’, belonging to the Scythian goddess Argimpasa has the following polysemous etymology on the basis of Turkic languages and Altaic languages in general: ‘the first shamaness, patroness of diviners predicting the future on straps made of birch bark, Mistress of animals and birds, charmer, controlling the bridge to the other world, installing the shaman’s pole and receiving sacrifices’.

5. The iconography of the Scythian images of the winged goddess, the serpent limbed goddess and the goddess with severed male head in her hand demonstrate stylistic and compositional identity. All of these images belong to the Scythian goddess Argimpasa.



**



SAKA (İSKİT) KURGANLARI - MÖ 7.-4.yy
ÇAR İSKİTLER - OĞUZLAR*

1. Kelermes 1/V, 2/V, 3/S, 4/S;
2. Krasnoe Znamya 1;
3. Ul’skie;
4. Kostromskoy;
5. Litoy (Melgunov);
6. Perepyatikha;
7. Starshaya Mogila. MÖ 5.yy.;
8. Zavadskaya Mogila 1;
9. Novogrigorievka 5;
10. Raskopana Mogila;
11. Velika Znamenka 1. MÖ 4.yy.;
12. Chertomlÿk;
13. Oğuz;
14. Alexandropol;
15. Solokha;
16. Kozel;
17. Bol’shaya Tsÿmbalka;
18. Kul-Oba.


* Dr.Zaur Hasanov / Azerbaycan.
(also in Russia and English "Royal Scythians")






20 Mart 2019 Çarşamba

Siyavuş ile Alp Er Tonga




Siyavuş ile Alp Er Tonga

Ortalarında Strabon'un "Coğrafya"* adlı eserinde "OXUS - OCHUS", yani "OĞUZ" olarak geçen "Ceyhun Nehri".
Alp Er Tonga'nın sancağında Kün
Minyatür 15.yy - Metropolitan Müzesi
*Strabon, kitap 11.7-8




Siyavush and Alp Er Tonga (Afrasiab) 
by the river Oxus (Amudarya), 
15th c. miniature. - Metropolitan Museum

Siyavush, the son of Kay Kavus ran away from home to Turan, and married the Khagan Afrasiyab's daughter Firangiz.

* Turan = Tur, the root word for Turk, - an plural; Turks, Turan / Turkish Land.
* Khagan = Kağan, ety.Tr., also used as male name/surname.
* Afrasiyab = Alp Er Tonga/Tunga, died in 625 BC. King of Sacae (Saka) Turks.
* Alp = brave warrior, hero, ety.Tr., also used as male name.
* Er = Ety.Tr., meaning man, male, soldier.
* Firangiz = -giz in Firangiz ; gız-kız ; meaning girl, ety.Tr.
* Tomyris of 5th BC, Queen of Massagetae (Big Saka) Turks, who behead the Great Cyrus is the granddaughter of Afrasiyab. 
* Tomyris = ety.Tr., Tomars, Tömür, Tomris ; meaning iron, iron coeur. Also used as female name "Tomris".

* Amu Darya River = Ceyhun today.
In the ancient times called as OXUS - OCHUS, which is OGHUZ (OĞUZ), as in OGHUZ TURKS.

"... and towards the Ochus River..." ; 
"...where the Ochus and the Oxus and several other rivers rise..." 
Strabo 11.7-8



There are 24 Oghuz Tribes, and much more sub-tribes.
Five of them : 
Seljuks Empire - İran and Turkey (of Kınık tribe), 
Ottoman Empire - İran, Turkey and Europe (of Kayı tribe), 
Safavids in İran (of Akkoyunlu - Aqqoyunlu - White Sheep Turkomans - tribe)
Afsharids in İran (of Avshar - Avşar - tribe)
Pechenegs in Europe (Peçenek tribe)

Turkey, Turkmenistan, Azerbaijan, Gagauzia, Turks in Syria and Irak are Oghuz Turks, mixed with other Turkish tribes, like Cumans, Kipchaks, Khazars, Huns, etc.


SB




30 Kasım 2017 Perşembe

Etrüsk Sombrerosu ve Meksika






Meksika şapkası Sombrero'ya benzer bir şapkası olan Etrüsk heykeli. Etrüsk / Murlo Cowboy'u da diyorlar, lakin "cowboy" (inek-çocuk :)) şapkaları Meksika kültüründen esinlenerek 19.yy'da yapılmıştır....Yani, aslında Murlo Sombrero'su demeliler, çünkü cowboy şapkaları daha geç bir tarihte "icat" edilmiştir... Demek ki, Akdeniz'den Meksika Körfezine uzun bir yolculuk yapmışlar...  


Etrüsk - MÖ 600 - Murlo-Siena / Toscana
- Hangi kültür? -






Pelasgların soyundan gelen "Etrüskler" ve Mısır'ı MÖ 13.yy'da tehdit eden "Deniz İnsanları-Sea People ya da Turshalar", aynı zamanda Meksika'ya gitmiş ki; Türkçe olan TEPE kelimesini hem Pelasglarda, hem de Meksika da görüyoruz, ki İspanyolca konuşmalarına rağmen TEPE İspanyolca değildir.... Etrüsk yazıtlarının hepsi bulunmadığı ve de henüz tam okunmadığı için onlarda TEPE var mı yok mu bilinmiyor.

Maalesef, basına yansıyan haberlerde Etrüsklerin Anadolu'dan (Türkiye ifadesi kullanılıyor) geldiği söyleniyor, ama Türk denmiyor, Türkiye'den diyor, böylece anlam farklılaşıyor...

2007-Bodrum'da düzenlenen“Tarihten Bir Kesit: Etrüskler” sempozyumunda bizimkiler Türk olduklarını kanıtlarıyla sundu ama yine de kabullenmediler... Adile Ayda'nın kızı Gönül Pultar'ın "Etrüsklerin Kökeni Nedir?" adlı bir makalesi var, konferansla ilgili, okuyun derim.


Pelasglara geri dönersek:
Pelasgians - Pelasgi - Pelas+Skoi = Seamen = Sea People (Deniz İnsanları);

Mısır'da Deniz İnsanlarına Toorshah - Tursha denilirken, Hellenler Thyrhenoi - Thyrsenoi deniliyor, ve aynı ifade Etrüskler için de kullanılıyor. Hatta Mısır'da yabancılar için ayrılmış mezarlığın adı Tarkhan'dır.

Adile Ayda Yunanca'da Y harfin U olarak okunduğu, bu sebeple de Thyrhenoi kelimesinin açılımını Turhen olarak yapar ve Turan kelimesine bağlar. Etrüsk liderlerinden birinin adı R'asena iken, krallarına da Tarquin (Tarchon) denilir. Avrupa da Demirci Millet olarak tanınır. 19.yy araştırmacılarından olan Westropp ile Taylor, Etrüskleri Turanilerden sayar, dilleri İskit ve Finliler gibidir derler ve Lidyalılar gibi de mezarlarını "tomb builder", yani kurgan gibi mezar yaptıklarından bahseder. Etrüsk kurganların "Atlı gömü" de çıkmıştır, ama bir çok yerde olduğu gibi "atlar" rapor dışı bırakılmıştır.

Hatta 2003 te yayınlanan bir makalede (R.S.P. Beekes - The Origin of the Etruscans) Pelasglar ile Etrüsklerin (NON-İndo-European) "Hint-Avrupalı Olmayan" bir topluluk oldukları ve Küçük Asya'dan geldikleri belirtilmiştir.

Tüm bunlardan karşımıza çıkan ise ; 

Pelasglar = Deniz İnsanları = Thyrhenoi (Thyrsenoi) = Etrüskler = Etrusci = Asena = Tarkan = Turan = Türk'tür.

Yani, bizim bir çok adımız vardır, ama soyadımız Türk'tür. Arkanda da devlet desteği olmadığı sürece, bazı akademisyenlerimiz de batılılardan çekinip, bildiklerini (yabancı dilde de) anlatmadıkça, yerimizde sayarız... 


SB

Not: Bir şey dikkatimi çekiyor; Bazıları bir "batılı akademisyenin" yazdıkları daha bir güvenilir bulurken, bir "doğulu akademisyenin" yazdıklarını nazara bile almıyor... tabi bu davranışı gösterenler aslında kendilerinin kompleksi olduklarını ortaya koyuyor. Çok yazık...






- Etruscan Horseshoes From Corneto: link
- An Early History of Horsemanship - Augusto Azzaroli kitabından bazı bölümler; 
Raporlara geçirilmeyen atlı kurganlar : link
- Turanian Race: link
- Turkic Names of Pelasgians: link




Adile Ayda (1912-1992), first woman diplomat of Turkey and the author of; 
"Are The Etruscans Turks?" "The Etruscans were Turks" (Les Étrusques Étaient-ils des Turcs? Paris: 1971; Les Étrusques Étaient des Turcs. Preuves. Ankara: 1985; Etrüskler (Tursakalar) Türk idiler. İlmî Deliller. Ankara: 1992.)






27 Şubat 2017 Pazartesi

ALACAHÖYÜK - HATTİ - DİNGİR




Alaca Höyük'te Eski Tunç Çağı mezarlarından beri bildiğimiz o eski Hatti geleneklerini Hitit İmparatorluk devrinde de korumuştur. Hitit siyasi hakimiyetine rağmen hala bir Hatti kentidir. 


Ortostatlarda tasvir edilen sahneler de Hitit dinini değil, Hatti dinini, örf ve adetlerini, efsanelerini yansıtmaktadır. Burası aynı zamanda Hatti tanrısı TeteShapi'nin kült merkezidir. Eğer TeteShapi'nin kült merkezinin Hititçe adını bilseydik, burası Alaca Höyük'ün antik adından başkası olamazdı. 


İnsan tasvirleri ve av sahnelerinde gördüğümüz canlılığı ise, yerli Hattili yontu ustalarının becerilerine borçluyuz. Burada elbette yabancı etkiler söz konusudur; ama bu etkiler 35 kilometre uzaklıktaki başkent Bogazköy'den gelmemiş; geçen yaz Nişantaş yakınında bulunan Mısır tiplerine tıpkı benzeyen bir sfenksin gösterdiği gibi, Mısır'dan gelmiştir. Yani Alaca Höyük kent kapısı girişi, en az iki sıra halindeki ortostatları, kabartmaları ve dev sfenksleriyle, Bogazköy'deki Hitit hanedanının verdiği sipariş üzerine, Hattili ve Mısırlı taş yontu ustalarının yarattıkları ortak bir sanat eseridir; konusunu ise, Hatti dininden ve günlük yaşamından almaktadır.


Hitit metinlerinde Siyah Tanrıça (DINGIR.Ge6) olarak geçen bu demonik kökenli tanrıçanın, aslında Babil metinlerinde sık sık karşılaştığımız, arslan başlı, kadın gövdeli, yeleleri omuzlarından sarkan, kanatlı ve ellerinde yılanlar tutan karışık varlıklarla aynı olduğunu bir çalışmamda göstermiştim. 


detaylı:
BOĞAZKÖY METiNLERiNlN IŞIĞI ALTINDA HlTlTLER DEVRl ANADOLUSUNDA FlLOLOJiK VE ARKEOLOJIK VERlLER ARASINDAKi İLİŞKiLERDEN ÖRNEKLER 
Prof. Dr. Ahmet Ünal






DİNGİR - TENGRİ - TÜRKÇE'DİR.
HATTİLER PROTO TÜRKTÜR.
MÖ 3000-2000'lerde Anadolu'da yaşayan Hattilerin diline Khattic/Khattish, Hattic derler, eklemeli dil grubundandır, Ne Hint-Avrupa Ne de Semitic dil grubuna girer! Hattilere "proto-Hitit" denilmesi anlamsız ve saçmadır!
"ANADOLU" OLARAK ADLANDIRILMADAN ÖNCE "HATTİLERİN ÜLKESİ" (MÖ 2300) OLAN TÜRKİYE... 
SB





"Mısır ve Asur yıllıklarında Kapadokya, "Khita / Khatai / Khata (anlamı Demircilerin Ülkesi), TOURAN THE KHATAİ" olarak geçer, yani TURAN KHATAİ. Hatti şeklini de hatırlayın."
Elşad Alili







Khattish language can not be proto-Hittite language! 
Don't mislead the world!

Hittites invaded the Hattian Land! and Hittites used their, culture pantheon of gods and language.... Hattians, a non-Indo-European, Agglutinative Language, like the Scythians, Cimmerians, Partians.... The land of Hatti became Hittite....and The Capital city Hattusa was originally founded by the Hattians.... Hittites actually called themselves as "Nesili" (Nesi / Nesa), by misreading from Aramic Torah "hittim" or "khetim" was is called Hittite. While in Assyrian and Boğazköy inscriptions (even in Arabic and Egypt) is written as "Hatti". In the 19th century people didn't know much about these people. When Torah was translated into western languages, the German translation was made by Martin Luther; "Ht" as "Hethit"; then English and French translaters read that as "Hitite" and wrote as "Hitite". Turkish scholars took that translate to from French/English translating.
So, Hittites didn't came with culture, like C.W.Ceram wrote : 
" Hittite Empire does exist, but Hittite Culture doesn't exist at all"....
SB.















15 Aralık 2016 Perşembe

Part Türkleri





Saka/İskit-Dışiskitler-Partlar-Daşoğuzlar(Taş Oğuzlar)-Kıpçaklar

Sağda bir Part-Türk, soldaki Romalı tarafından esir alınmış. 
Septimius Severus Kemeri'nden detay - MS.203 /Roma


"Latin tarihçi Justin (MS.2.yy.Epitome of Trogus Pompeius) kitabında Partların İskitlerin bir boyu olduğunu, onlardan ayrılıp Harezm çölünün güneyine yerleştiğini, kendilerini de bölgenin ve dağların efendileri olarak ilan ettiklerini yazar. ... Partlar Aryan değildir ve kesinlikle Turani özellikler taşır."

Prof.George Rawlinson 

Tur the root word for Turks, and "Turkhan" as in Tarkan (Etruscan and Turks) in Parthian (Turanians)
photo from the book The Seven Great Monarchies of the Ancient Eastern World, Vol 1. - Prof.George Rawlinson


Parthian nationality, we shall find, in the first place, a general consensus that they were Scyths. "The Parthian race is Scythic" says Arrian (note:of Nicomedia 1st-2nd c AD). The Parthians", says Justin, in his "Epitome of Trogus Pompeius" (note: Latin, 2nd c AD) , "were a race of Scyths, who at a remote date separated themselves from the rest of the nation, and occupied the southern portion of the Chorasmian desert, whence they gradually made themselves masters of the mountain reigon adjoining it." Strabo adds to this, that the particular Scythic tribe whereot they belonged was of the Dahae; that their own proper and original name was Parni, or Aparni: and that they had migrated at a remote period from the country to the north of the Palus Maeotis (Sea of Azov), where they left the great mass of their fellowtribesmen.

We must view them as the congeners of the Huns, Bulgarians, Avars, Komans of the ancient world; of the Kalmucks, Ouigurs, Eleuts, Usbegs, Turkomans &c., of the present day. Perhaps their nearest representatives will be, if we look to their primitive condition at the founding of their empire, the modern Turkomans, who occupy nearly the same disticts; if we regard them at the period of their highest prosperity the Osmanli Turks.

SB Notes: Scythians, Huns, Bulgarisn, Avars, Komans, Ouigurs (Uyghurs), Usbegs (Ozbeks), Turkomans are Turkish tribe.






"Partlar "Dış-İskitler" yani dışlanmış olanlar olarak ta bilinir." 
Prof.Firudin Ağasıoğlu.



"The Avars many different names like Obors, Vars, Pars, in Roman times as Partians. 
Their ethnic group united with similar Scythian elements. ... 
All Turkish peoples, Uighurs, Kök-Turks, Ottoman Turks, belong to that central group of Eurasian humanity 
which we are calling Scythian."
Dr.IDA BOBULA (1900-1980)
ORIGIN of the HUNGARIAN




NUSAY KALESİ - TÜRKMENİSTAN
Toprak kalenin 43 kulesi vardır. Aşgabat’a 15 km. uzakta yer alan Bağır Köyü yakınlarındadır. NİSA ANTİK KENTİ (Parthaunisa) olarak ta geçer. Soldaki küçük resim ise Nisa'da bulunmuş Part askerine ait 
heykelinden kopmuş başı MÖ 2.yy'dan kalmadır.

Part Türklerinin merkezi, MÖ.1.yy Mithradatkirt (Mitridates'in Kalesi) olarak anılmış. 
2007 yılında Unesco Dünya Kültürel Miras'a dahil edilmiştir.



"Prof. Muhammedtagı Zehtabi (Kirşçi)´nin bana verdiği bilgilere göre kitabın asıl nushasının girişinde; Part devletini kuranların, günümüzdeki Türkmenler ve Kaçarlar´ın ataları olduğu açıkcasına yazılmıştır.

Part devletinin kurulup geliştiği ve oradan dünyanın dört yanına yayıldığı yurt, onu kurucuların Ana Vatanı Türkmenistan olmuştur. Ersaklar´ın kurduğu devletin ilk başkenti de bugünkü başkentimizin
hemen yanında yerleşen “Nusay Kalesi” olmuştur.

Aslında Aşkabad´ın adı da bu kurucu tayfa yani Ersaklar´ın adından yüze çıktığı açıkca duyulmaktadır; 
(Ersakabad> Erşakabad>Eşkabad> Aşkabad). 
O uygarlığın gerçek mirasçılar da, binyıllardan beri kendi toprağını ve kimliğini koruya gelmiş Türkmen Milleti olduğu bu gün herkese malumdur."

Büyük “Part” Türk Devletini Kuran Atalarımız
(M.Ö. 247-M.S. 224) Begmyrat Gerey/Türkmenistan



ERSAK-ARSAK-ARSACES

I.ARSAK (y. MÖ 247-211)
Arsaces I of Parthia (r. c. 247–211 BC) (ΑΡΣΑΚΟΥ)


“Arsak” kelimesinin etimolojisi

Uzun süredir ki, Ermeniler işgal ettikleri arazilerin adlarını değişmekle tarihlerden haber veren yer-yurt adlarını hafızalardan silme gayreti göstermişler. Hatta onlar gerçek Türk-Azerbaycan kökenli kelimeleri ermeni kökenli kelimeler gibi açıklamışlar. Bu tür kelimelerden biri de “Arsak” yer ismidir ki, bunun Haylara (Ermenilere) ait olmadığı defalarca kanıtlanmıştır. 

Pompey Trog “Arsag`ın kökeni belli değil” görüşünü öne sürmüştür. Orhon-Yenisey anıtlarının dilini keşfeden Danimarka bilim adamı V.Tomsen de Aslar hakkında aynı görüşü tekrar edirdi. V.V.Bartold Asların “gayri-Türk”, L.N.Gulimyov ise “gizemli halk” olduğunu belirtiyorlar. 

Sadece Asya, Kafkas, Azov gibi kıta, ülke ve deniz isimlerindeki as/az kelimesi kanıtlıyor ki, aslar zamanla dünyanın kudretli halklarından olmuşlar. 

Eski ve modern As ünvanlı nehir, deniz, dağ isimleri Heşterhan (Astrahan), Astara, Asnı (köy, nehir, tayfa, dağ-şerur ilçesi), Os/Oş (Kırgizistan, Fransa, Macaristan ve b.) gibi yer isimleri asların çokünvanlı ve çokülkeli bir halk olduğunun kanıtıdır. Ayrı-ayrı yerlerde, Macarisyan`da, Çuvaşıstan`da Eslar, Osslar, Aslar, Aşer/Aser gibi aslarla ilgili yer isimlerinin fazla olması asların ulu geçmişinden günümüze kalan hatıradır. 

Uzak Japonya`dakı Asaxi (beyaz aslar) şehir, nehir, deniz ve dağ isimleri de akas/asak kelimelerinin fonetik alternatifleri gibi dikkat çekiyor. 

XIX yüzyıl yazarı İvan Şopen de Kafkasya`da As isminin taşıyan nehir, dağ ve deniz olduğunu belirtmekle, asaxların (beyaz asların) bu toprağın gerçek sahibi adlandırıyor. Yazar as kelimesini “altın adam” anlamında açıklıyor. 

Böylece, Arsak kelimesinin içeriği “sak”ın “asak”dan yaranması gizeminin açılışı aslarla ilgili birçok topnim, etnotoponim ve antroponimlerin de sırlarının açılnasına olanak sağladı. 

“Asak”ın, “sak”a ve “sakın” ise “Asak”a dönüşmesini Orhon-Yenisey anıtları (V-IX yüzyıl) uygun gerçeklerin yazılışındakı yöntemi tarihin sırlarından biri gibi kabul etmek olar... 

…Anıtların dilinde iç metin transkripsiyonlarındakı gibi olan, fakat okunurken mutlaka a harfi ile başlanan (As, Az, Arğu, Akas) gibi etnonimler de vardır. Bu örneklerin sonuncusu – ks antik gayri-türk yazarlar tarafından aslında olduğu gibi değil, “a”sız - kas (kaspiler) formasında yazılmıştır ki, bu da tarihbiliminde konunun binyıllarla “akas”lardan değil, anlamı ve kaderi “soyut bir tayfadan” – kaslardan bahsedildiği anlamına gelmiştir. Buna göre de Herodot, Kaslar`ın eski zamanlardan yok olan halk olduğunu belirtiyor. 

Bu durum eski ve orta yüzyıllara ait türlü kaynaklarda verilen ve anlamı indi de bilinmeğen kun (hun), bun, sibun, bask, ser, serik (Seriki), Ker (iya) ve b. türk eponum ve etnonimlerini de örnek vermek olar. Bu kelimeler aslında “a”nın eklenmesi ile akun (akhun-ağ onlar-ağ hunlar, ebun-on ebler, asibun-on ev asları) Kafkasya`nın en eski türkdilli sakinlerini: ebas ak(saklar) –beyaz asların ebi-evi-vatanı (Kafkasya), aser-azer, aserik (Aseriki)-İkinci as erler, Aker-İya-( Kafkasya)-“Beyaz erler” gibi aydın anlamlı kelimeler olmuşlar. Örneklerin kendisi de “sak”ın tarihen “asak”(beyaz as) olduğunu bir kez kanıtlıyor.

Strabon`un eserinde milattan önce V yüzyılda yaşamış İran padişahı Ksereks ve Ermen-türk toprağında Ksersana eyaleti adına raslıyoruz. “Akas”ın ks okunuşu bu kelimelerde de uygulanmış ve türk dillerine ait bu örnekleri tanınması zor olan şekilde değişmişler. Eski türk alfabesine göre, ak aser akas … (Beyaz asların ağası) ve Akas er ak as on…(On beyaz as erlerinin beyaz ası) olan bu ifadeler milattan önceki binyıllara ait unvan ve görev isimlerindendir. 

Zamanla türk ellerinden olan “Uluğ ak as er eli” ve “Kiçig ak as er eli” (“el” – devlet demektir) ihtimal ki, “Büyük Midiya” vü “Küçük Midiya`nın” eski adıdır. Bu adlar şuan Cezayir ve Fas`dakı “El Ksar el Kebir” ve “El Ksar el-Seğir” toponimlerinde muhafaza edilmiştir. 

Rum (Türkiye) “Eron”. Eski türk alfabesinin özelliklerine göre bu kelime iç metin (Ron) rundur. Kelime iki kısımdan – “er” ve “on”dan oluşmuştur, On sayısının “un” gibi işlenmesine Unageb – On ağalrın vatanı – Marv, Karkun –ların beyaz eri – büyük lideri gibi örneklere raslıyoruz. Demek, Eron (On erlerin vatanı) demektir. Milattan önceki binyıllarda türk-as tayfaları birden-bine ve daha çok sayı ile sıralanmıştır. 

Bu anlamda Eron gayri-türk yazarların transkripsiyonunda (e-siz) “Run” gibi gösterilmiştir. Kafkasya`da Aragon ve Alazon (er, ak, on, ve on) Az on – On azlar ve On tayfalarının eski ünvanları hakkında bilgi verir. “Run” kelimesinin sonundakı n®m değişimi türk dillerinin ilkin dönemleri için de karakteristik olmuştur. M. Kaşğari (XI yüzyıl) gurun-gurum, boğun-boğum gibi değişimler gereğince yazır: “Bu kanun türk dillerinin özelliğidir. Ben bunu “yeni türkçe” olarak düşünüyorum. Lakin kıpçak ve başka kabilelerin sıradan adamları da böyle konuşuyorlar.” 

RAG. Strabon kaydı gereğince, rökonstruksiyon sonrası yunanlar tarafindan “Yevrop” adlandırılan bu şehri parfiyalılar “Arsak” adlandırmışlar. Eski türk alfabesinin yukarıda ibraz ettiğimiz özelliğine göre bu kelime Erak (Arak) “beyaz erler” olmuş ve onun yazı forması yunan yazarları tarafından aslında olduğu gibi - Erak (Arak) gibi değil, Raq şeklinde (k®q) yazılmıştır.

Bu kelimenin milattan önce yüzyıllar ve binyıllardakı türk tayfa dillerine ait söyleyiş forması Kür nehrinin bir kolu “Arak”ın, aynı zamanda Midiya şehri “Rag”ın (aslında Erak-beyaz erlere aid yer) adında belirtilmiştir. 

“Erak”ların (Arak) adı ile Akar (naniya), Akar (nanlar) gibi tayfa, vilayet ve kişi adları da ersakların sadece Kafkasya`da değil, hatta onun hudutları dışında da değişmez vatanları olduğunu kanıtlıyor. 

İbn Hordadbehde (IX yüzyıl) “Er-Rey adı ile bilinen (Tehran etrafında) Midiya`ya ait Rag şehrinin Halife Ömer tarafından alındığını ve 1220 yılında ise moğolların yakıp yıktıklarını Yagut Hemevi (XII-XIII yüzyıl) haber verir. Malum olur ki, İrak türkmenleri tarafından indi de “Erag” gibi telaffuz edilen “İrak” ülkesinin adı “aker”lerle (eraklarla) ilgili olmuş ve araplar onu “Erag” gibi telaffuz etmişler. Belirtelim ki, “İran” ülke adı da İron (kıpçakca: on erler) böyle yaranan tamamen türk kökenli addır ki, şimdi de İran gibi şekillenmiştir. Şunu da söyleyelim ki, şimdi Kafkasya`da (Gürcistan) İroni toponimi de bunu kanıtlıyor. 

Van (Türkiye) “Ebon”. On ev tayfasının adı ile ilgili olan bu kelimenin anlamı Onasların evi – vatanı demektir. Eski İon, Eleon (İl on, El on) şehir, yer-yurt, dağ isimleri ve Aragon (er ak on-on beyaz erler) gibi toponimlerin anlamı da on as erlerin (sak erler) yalnız Kafkasya`da değil, Yakın Doğu`da, Küçük Asya`da ve b. yerlerde köklü sakin olduğuna dair tarihi delildir. “Bon”la bir kökenden olan Frakiya`dakı Afon (Afos) – “On”ların evi (On asların evi) biri yarımada, dağ isimleri b®f, e®a, a®o değişimleri, nihayet “ebon”un e-siz (bon) transkripsiyonu “Van” gölü ve devlet adının yaranmasına neden olmuştur. 

Bu kökten olan tarihi ve modern Arbun , Orkun, (Orhon nehri), Krun, Karun, Esgeran, Şabran (Sabran) ve b. yer-yurt isimleri as aklarla (sak) ilgili olmakla yanısıra, Ersak anlamını da belirtiyor. 

Belirtilenler gereğince, Ersak kelimesi Ersarı, Ertoğrul, Erdahan, Erdebil, Eraz (Araz), Erzurum, Erak (Erakh) ve b. kelimelerin öncekinden er ile hem köken, hem de anlamca bir kökten olmasının yanısıra, tamamen Türk kökenli kelime olduğu gözüküyor...

...Malum ki, Kafkasya`ya sokulmuş yabancıların “Er asak”tan yaranmış Ersak (Arsak) - Beyaz as erlerin (Oğuzların) yeri Karabağ toprağına ve bu adla ilgili olan diğer unvanlara sahip olmaya ne tarihi, ne de manevi açıdan hiç bir şekilde kesin olarak hakkı yoktur. 

sitesinden alıntıdır.




Partlar - Dış İskitler - Kıpçaklar ise ve Memluklar da Kıpçak Türkleri ise
Memluk dönemine ait vazo ve "Türk Tipi Yay" 


İskit Türk; "Türk Tipi Yay" ve Pantalon




EK:




"Biz böyük bir ailəyik - 'Türk' kökənli böyük ailə."
"We are a huge family - 'Turk' of origin, a huge family"