etimoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etimoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2026 Perşembe

Basta, Baskeutai, Fasces

 

Bastá (βαστά) ile Baskeutai (βασκευται) sözcükleri Türkçe kökenlidir.

Basmak ve Basımçı/Baskıcı ki bu kelime Faşist kelimesinin de kökenidir; Etrüsklerdeki Fasces Faşist kelimesine dönüşmüştür, ancak onun kökeni Fas- değil Bas-'tır. 1898 yılında bir Etrüsk mezarında (Tomba del Littore, MÖ 7.yy - Vetulonia) demirden fasces bulunmuştu, ama Etrüsk yazıtlarında bununla ilgili bir sözcük henüz bulunamadı. Fasces dedikleri balta-değnek Etrüsk kökenliyse mutlaka bir sözcükleri de vardı ve biliyoruz ki Latinler fascesi ödünç aldıkları gibi kelimeyi de ödünçlenmiş olmalılar. Bu durumda Etrüsklerde "Bas-kes" olarak okunan kelime "Fas-kes" olarak Latinceye geçmiş, ancak Latincede sözcüğe "demet" anlamını yüklemişler. Bu arada Grekçedeki Baskeutai bile bir ipucu vermekte.


SB


* Beekes'e göre Grekçe Basta'nın etimolojisi (?) . Jacobsohn'dan aktarırken (İranian -İskitlerden- ödünç) dediklerinde ise İskitleri İranî sayarlar. Oysa İskitler/Sakalar İranî değil Türkçe konuşmaktadır.

* Baskeutai (βασκευται) - fascides (fasces), bundles (demet) // Hesychius (MS 5.6.yy). Beekes EUR olarak verir. "Kelimenin Makedonca olduğu öne sürülmüştür" der.

Her iki kelimede MS 5.yy'da Hesychius sözlüğünde yer alır.











Baskıcı/Zalim "Fillerin" tepişip "Çimenlere" basmaları !



23 Mayıs 2026 Cumartesi

Mavi



MAVİ; Güvenilmez ve Kaçınılması Gereken bir Renk !

"Yunanistan'da mavi, mimari ve heykel sanatında bazen figürlerin oyulduğu bir arka plan rengi olarak kullanılsa da (Parthenon'un bazı frizlerinde olduğu gibi), daha az değerli ve daha az yaygındı. Romalılar, maviyi Yunanlılardan bile daha fazla küçümsediler, onu koyu bir renk olarak gördüler ve Doğu ile barbarlarla ilişkilendirdiler... Roma'da Mavi gözlere sahip olmak neredeyse fiziksel bir kusur, ya da en azından kötü karakterin bir işareti olarak kabul ediliyordu." (Michel Pasotureau / Mavi Bir Rengin Tarihi)


"Avrupalıların" kabul edebileceği fiziksel bir özellik değildi...
Bu "Barbar" kültürünün bir mirasıydı... 😎

SB




*Not 1: "glaukos" ile "kynaneos"un kökenleri:
- "γλαυκός (glaukós), mavimsi yeşil veya gri. İlk Homer'de geçer. Köken yok. Bu kelime, glehuko'nun alışılmadık bir oluşum olması nedeniyle, Hint-Avrupa dillerine ait olmaktan çok uzaktır; dolayısıyla daha ziyade Yunanca öncesi bir kelimedir."
- καλάϊνος - kaláïnos. Taşlar ve çömlekler için 'mavi-yeşil, mavimsi', turkuaz. Köken bilinmiyor.
- κυανος - kyanos - Koyu mavi, lapis lazuli, kuş adı. Köken bilinmiyor. Belki de Hititçe kuuanna(n)'dan ödünç, bakır gibi mavi.
- Hititçe sözlük (A.Ünal): kunnan-/kuwannan. Boncuk, süs taşı, bakır, bakır mavisi, gök taşı.

* Homer'de kökenleri Grekçe olmayan kelimeler ve Grekçede mavi kelimesinin yokluğu!





*Not 2: Piktler Kelt-İskit karışımı bir topluluk olarak İskitya'dan İskoçya'ya göçen bir topluluk. Bazı kaynaklar Pikt'lerin "Aryan veya Kelt olmadıklarını" da yazar ki Pict dövmeli anlamına geliyor. Saka-Türk sanatına benzer sanat eserlerinin bulunması Piktlerin Kimmer-İskit ve Traklarla etkileşime girdikleri, hatta karıştıklarını gösteriyor. Trak kabilelerine dövmeyi öğretenler İskitlerdi. Grek ve Roma kültüründe dövme ise hoş görülmüyor ve sadece köle-esirlerini aşağılamak için yapılıyordu. Bu arada Kelt ve German boylarının da Kimmer-İskit Türkleriyle karıştığı bir gerçekti.


Michel Pasotureau // Mavi Bir Rengin Tarihi

* Çinliler sadece Kâşgar halkını değil, daha başka Orta ve Kuzey Asyalıları, Tölis ve Kırgız Türklerini de yeşil-gök gözlü ve kızıl saçlı, hatta Türk Kağanlığı Hakanı Mukan'ın (ö. 572) bile lacivert taşı gibi gözlerinden bahsediyordu. (Emel Esin)

* Budinler (yani Budun), güçlü ve kalabalık bir ulustur, gözleri parlak, saçları kızıl sarıdır. (Herodot)

* "Mavi" lakaplı Tanrıça Leto (bir sonraki yazı...)


Maviye "barbar rengi" diyenler maviye bulansın  😎




Memluk Türkleri

Şamanlar


Doğudan ithal edilen mavi cam şişeler / Roma dönemi

Şilikti Kurgan buluntuları





10 Mayıs 2026 Pazar

Artemis - Umay Ana

 

Ertemi (Artemis) - Umay Ana

"Uzun bir süre önce dövüşken Amazonlar,

Artemis senin heykelini bir kayın ağacı altına,

Kraliçe Hippo'nun adaklar sunduğu yere,

diktiler ve silahlarını kuşanarak kalkan dansını yaptılar,

Sonra bir daire şeklinde genişleyerek,

tiz sesli flütün eşliğinde, gürültülü titreşimleriyle,

yeri göğü sarstıkları bir dansı yaptılar."

Kallimachus'un (MÖ.3.yy) Artemis ilahisi


* Artemis'in baş tanrıça olduğu Efes'te savaşçı rahibeler vardı.

* Artemis'in Adı Türkçe Ertem/Erdem'den geliyordu. Lukkia (Likya) yazıtlarında Ertemi olarak geçerken, baş tanrıça olarak Lidya'da Artimuu'ydu. Mitolojide de "bakire" olarak anılan tanrıça kadınların, doğumun ve çocukların tanrıçasıydı. Tıpkı Umay Ana'nın da kadınların, doğumun ve çocukların koruyucusu olduğu gibi. Üstelik her ikisi de bereketin sembolüydü.

* Türk mitolojisinde iki kayın ağacı Umay Ana ile beraber (gökten) inmişti.

* Umay adı Etrüskler'de Una Mae oldu ve Latinceye Maius (Mayus) olarak geçti. Bir ay adı olan Mayıs (May) da böylece adını Umay’dan aldı. Mayıs bereketli günlerin de habercisiydi.

* Saha (Yakut) Türklerinde Umay bir çocuğun üzerinde öterse çocuk bereketli olurdu. Başkurt Türklerinde ise göğün efendisi Samray kuşudur. Samray'ın iki kızı vardır; Koyaş Hanım'dan koruyucu Humay ile Ay Hanım'dan Ayhılu. Öyle ki Artemis/Ertemi de bir Ay tanrıçasıdır ve hem Umay hem de Ertemi'nin sembollerinden biri ana damgası iken diğeri de ok-yay idi. Hakasya'da yenidoğanların beşiğine beze sarılan küçük ok ve yay modelleri yerleştirilirdi. Umay Ana da kötü ruhları okuyla öldürürdü.

* Amazonlara İskit Türkçesinde Oiorpata denilirdi; Er Pataklayan.


SB. 






* 1071 diyenler yalanlar içinde yaşamaya devam etsin ;)

Aphrodite

 


* Aphrodite, İskit/Sak Türklerinden Greklere geçmişti. İskitlerin Argimpasa'sı yazıtlarda Apatouros / Apaturum olarak geçiyordu. Argimpasa "kamçısının yardımıyla dünyayı gezen kamların başı"ydı. Api Yer'in Anası iken Apaturum şamanların başı olmuştu. İskitya (Taurisia Skythiası) dedikleri ülke eskiden Ourania / Tourania olarak anılan Ukrayna-Kırım bölgesiydi ve MÖ 8.yy'da Karadeniz'e çıkıp dönen Miletos göçmenleriyle Apatouria (Tur'un Apa'sı/Ana'sı) Anadolu'ya getirildiğinde ağızlarda Aphrodite'ye dönüşmüştü.

* Avesta’daki kayıtlara dayanarak, eski dönemde Türklerin Tura adında bir hakanları vardı. Alp Er Tonga’nın babasının adı da Tur idi. Eskiden Dinyester nehrine de Tyra (Tura) denilirdi.

* Urartular kendileri dışındaki diğer toplulukların tanrılarına da sahip çıkmış ve Meher Kapısı'ndaki listenin beşinci sırasına Turani adını yazdırmışlardı.

* Aphrodite'nin Etrüsklerdeki karşılığı da Turan'dı.

* Antik kent Aphrodisias adını MÖ 2.yy'da alıyordu. Oysa en eski adı Lelegon-polis'ti ve Grek olmayan, Pelasglarla soydaş olan Leleglerden kalmaydı.

* Aphrodite'nin (Afrodit) adı da Yunanca değildi ve kesinlikle "köpük" anlamına gelmediği gibi Hint-Avrupa dil grubunda da yer almıyordu. Aynı şey oğlu Eros'un adı için de geçerliydi.



Analarımızın vazgeçilmez silahı; Terlik ;)

Aphrodite de parfüm şişesini kıran oğlu Eros'u sandaletiyle terbiye ediyor.

Biz Annelere her gün Anneler Günü'dür.

SB


Ares-Afrodit- Hephaistos ilişkisine de Sumer-Türk açısından bakılması gerektiğini düşünüyorum. Erklig (güçlü) savaşçıların, silahların ve zırhların efendisi ve ölüm cezasının buyurucusuydu. Mars ve Erklig (Venüs) birbirine kavuşunca ak renkle nitelendiriliyordu. Bu aynı zamanda Ares (Mars) ile Afrodit’in (Venüs) neden birbirlerine çekildiklerini de anlatır. Hatırlarsanız, Ares ile Afrodit kaçamak yaptıklarında Ephaistos onları basmış ve cezalandırmıştı. Afrodit su (İlyada’ya göre annesi Dione Okyanus’un kızıdır) iken Ares (Mars) ateşti ve demiri dövmek için her ikisi de gerekliydi. Afrodit (Venüs) ile Ares (Mars) kavuştuğunda demirci ustası Pelasglı Ephaistos devreye giriyordu. O ateş ile suyu kullanarak demiri dövüyor (yani Ares ile Afrodit’i cezalandırıyor), savaşçılara silahlarla zırhlar yapıyordu. Türk mitolojisinde Mars Kızagan Tengri’ydi, kızıldı, ateşti. Sumerliler’de ise bir elinde kılıç diğer elinde aslan başlı topuz tutan tanrı da ölüler diyarının kralı/kapıcısı Nergal (Meslamtaea) olarak geçiyor. Aynı zamanda hastalık ve savaş tanrısı olan Nergal’ın gezegeni Mars’tı. Bu tanrının eşi tanrıça Ereşkigal idi, adı ve işi de Türk Yeraltı Tanrısı Erklig ile uyumluydu. Nergal Enlil’in oğluydu, ona Akadçada Aplu Enlil dediler ve anlamı Enlil’in oğlu idi. Zamanla Nergal’dan üç tanrı türedi; Hastalıkların ve salgınların tanrısı Apollon, Ölüler diyarının tanrısı Aydes (Aides-Hades) ve savaşın tanrısı Ares. Hititler’de Yeraltı Tanrısı Nergal da kılıç olarak Yazılıkaya’da betimlenmiş. Ancak Yazılıkaya Hurri etkisiyle yapılmıştı. Bu durumda Hitit Nergal'i nereden gelmiş oluyordu?



2 Ocak 2025 Perşembe

Athena, Athene, Akene


 Athena/Athene 'Ak-Ene'nin Grekleştirilmiş şeklidir. Türkçedir.

Ögel'den Ak-Ene;

Bir Ak-Ana (Ak-Ene) var idi, yaşardı su içinde,
Ülgen'e şöyle dedi, göründü su yüzünde:
- Yaratmak istiyorsan, sen de bir şeyler Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren! De ki hep ," Yaptım oldu!" Başka bir şey söyleme! Hele yaratır iken, "Yaptım olmadı!" Deme!

Ak-Ana bunu dedi, sonra kayboluverdi. Denize dalıp gitti, bilinmez noluverdi. Ülgen'in kulağından bu buyruk hiç çıkmadı. İnsana buöğüdü iletmek bıkmadı.

(Verbitskiy'in Derlediği Altay Yaratılış Destanı)

"Ak" renkli "Deniz İlâheleri":
"Deniz İlâhesi" Türk mitolojisi içinde yabancı bir Tanrı değildir. Altay Türklerinin yaratılış destanlarını incelerken, Verbitskiy'in topladığı efsanede bir "Ak-Ene", yani Ak-Ana görmekteyiz. Tanrı Ülgen dünyayı yaratmayı düşünürken, su içinden birdenbire Ak-Ana görünüyor ve Ülgen'e akıl veriyor. Efsanenin metni, "Ak-Ana'nın buyruğu üzerine Tanrı böyle yaptı", demektedir. Bundan anlaşılıyor ki Ak-Ana, Tanrı Ülgen'den güçlü olmasa bile akıllı ve bilgili idi. Ayrıca Tanrı Ülgen'in kızlarına da "Ak-Kızlar" denirdi.

"Ak" sözü Altay Türkçesinde cennet anlamına gelirdi. Cennette oturan tanrılara da "Aktu", yani "Aklılar", rengi ve ruhu apak olan derlerdi. Bunlar göğün üçüncü katında otururlardı. Aynı katta "Süt-Ak-Köl" yani süt rengi gibi ak olan göl de vardı. İnsanların bütün hayatı ve ruhu bu göle bağlı idi. Bir çocuk doğacağı zaman Tanrı Ülgen oğluna emir verir, o da "Yayuçı", yani yaratıcılardan birine bu işi havale ederdi. Yaratıcı, bu Süt-Ak-Göl'den ruh alır ve doğan çocuğa verirdi. Başka Altay söylentilerine göre, "Enem Yayuçı", yani Anam-Yaratıcı göğün beinci katında oturur ve insan ruhlarının tek hazinesi olan Süt-Ak-Göl'ün işlerine bakardı. Doğacak çocuklar için ruhu gönderen de o idi. Bunun için Altay Türkleri ona bir hükûmdarlık ünvanı da verirler ve Hanı-Anam-Yaratıcı (Kan-Enem-Yayuçı) derlerdi.

Yakutlarda da bütün dünyayı ve her şeyi yaratan en büyük Tanrı Ak-Yaratıcı (Ürüng-Ayığ-Toyon) idi. Fakat bu erkekti. Ayrıca bir dişi yaratıcı da (Ayığsıt) vardı ki, bunun adının başında beyazlık veya aklık gösteren bir renk özelliği görmüyoruz. Ancak Ak-Ene/Ana gibi Beyaz Kadın Yaratıcı olması da çok muhtemeldi.  Yakutların esas Ana Tanrıları Hayat Ağacı'nın kökünde yaşayan ve insanlara can veren kutsal bir Tanrıça idi."

Ögel, Türk Mitolojisi, Cilt 1

Peki Athene/a neyi temsil ediyordu? Zeka, savaş ve sanatı, yani yaratmayı temsil ediyordu. En önemli sembolü de baykuş idi. Türk Dünyasında "ügi, ühi, ügü" ya da "bayğız" olarak söylenen "baykuş" kamların hayvanıydı. Bilgeyi, kehâneti, anneyi ve koruyucu vasfıyla nazarı temsil ediyordu. Bozoklar'dan gelen Bayat boyunun da ongunu baykuş olarak verilir ki gece doğanları idi.


Athene aynı zamanda zeytin ağacını Atina'ya getiren tanrıça olarak da kabul edilmişti. Bu da onun bir nevi "hayat ağacı" tanrıçası yapmıştı. Öyle ki Atina'ya da adını veren Athene (Ak-Ene)'nin heykellerini zeytin ağacından yaparlardı.

SB


Bergama Zeus Sunağı'ndan detay "Athena", MÖ 2. yy
Berlin Pergamon Müzesi.


___________






Ayaz, Ayas, Ajax

 



AIAS = AYAS / AYAZ ; Türkçedir.

(İngilizcede Ajax)

Kaşgarlı; "ayas kök, Berrak gök. Kölelere (Memluk), yüzlerinin parlaklığı buna benzetilerek ayas denir."


İlyada'da iki Ayas/z var;

* Kral Pirim'in ablasının oğlu 'Yeğen Türker'in babadan kardeşi ve Akil'in de amcaoğlu olan Büyük Ayaz.

* Pirim'in kızı Kassandra'ya Athene (Akene) tapınağında tecavüz eden Küçük Ayaz.

SB





3 Aralık 2023 Pazar

Yakar, Iakar, Iachus (ıακχος) : TÜRKÇE

 

"Yakus bir meşale tutuyor"

"Iacchus holding a torch."

Paus. 1.2.4

Kibele-Attis kültüne adanan bir altarda meşale taşıyan Yakus (İacchus), Roma dönemi MS 4.yy (Atina Arkeoloji Müzesi)
Kibele daha sonra Demeter olarak anılır.


Iakar - Iachus (ıακχος)

 - I -'nin İngilizce okunuşu - J - iken Türkçe okunuşu - Y - 'dir (Tr, jag-mur=yağmur, janak=yanak, gibi)

Yani sözcük Yakarmak'tır, Yakmak'tır, Türkçedir.

Ancak araştırmacılar onun sadece ağlamak, bağırmak anlamında olduğunu iddia ederler ki eksiktir. Çünkü Yakarlar ellerindeki "meşale"lerle bağırarak yani Yakararak alaya katılırlar. Sözcüğün anlamı da sadece bağırmaları değildir, ellerindeki ateştir, meşaledir, yakılmıştır, yakandır aynı zamanda.


Başlangıçta anlamdırdıkları şekilde devam etmişler ve kökenini tam olarak vermiyorlar.
Hatta meşale tutucu olarak LAMPADEİON kelimesini kullanıyorlar.





j-y

*

Carl Kerenyi

"Knossos'ta, Yunanca okunuşu 'Iakos', 'Iachos' ya da 'Iakchos' olabilen i-wa-ko ismine rastlarız; Knossos ve Pylos'ta çoğunlukla i-wa-ka halini almaktadır. Yunanca için tamamıyla yabancı gibi görünen bir Sirius ismi 'Iakar', aslında o kadar da yabancı olmayabilir. Bir Mısır hikâyesi, Minos isimleri 'Iakar' ve 'Iachos' ile bağlantılı olarak ifade edilebilir. 'Iachen' veya 'Iachim', söylentiye göre Mısır'da Kral Senyes'e tabi yaşayan akıllı ve dindar bir adamın ismiydi. Bu adam aynı zamanda kutsal bir figür olabilirdi. Erkenden doğuşu sırasında Sirius'un kızgın gücünü zayıflattığı ve böylece o zamanlarda şiddetlenmiş olan salgınları yok ettiği söylenmekteydi.

Ölümünden sonra bir tapınak mezarlığına gömüldü ve uygun kurban törenleri yapıldığında, rahipler onun sunağından ateş alıp, yıldızın yıkıcı ateşine karşı düzenlenen sihirli bir ritüelde bu ateşi taşıyorlardı.

Dionysos'ta bu ateş 'yaz ortasındaki saf ışığa' dönüştürülmüştü. Gök tanrısının oğlu şahsında 'Zeus'un ışığı' olarak kabul edilmişti. Hesychios (MS 5./6.yy), Yunanca sözcük iachron - lügatından bildiğimiz bir sıfat - 'zarif Zeus'un ışığında yıkanmış' olarak dahası 'eudieinon' olarak tanımlar. Böyle bir ışık, somut şekilde Dionysos'un bir eşi olduğu düşünülen kutsal bir figürün eline yerleştirilmişti.

Yukarıda bahsedilen iki Minos ismiyle aynı kökten gelen bu figürün ismi muhtemelen törenlerde yinelenen ısrarlı bağırıştan son şeklini 'Iakchos' olarak almıştı. Yalnızca bağırışın yüceltilmesi söz konusu olamaz. Yunanlılara göre, Iakchos'un iki özelliği vardı: ismi yüksek sesle sonsuz kereler tekrarlanırdı ve meşale taşıyıcısıydı. Iakchos figüründe, Dionysos'un ışık ve ateşle olan bağlantısı korunmaktaydı. Lucian, 'Ateş bir Dionysos silahıdır' der. Baküs rahibeleri saçlarında alev taşıyabilirlerdi.

Sophocles'in Antigon eserinde koro Dionysos'u, hasta Thebai kentini iyileştirecek 'alev saçan yıldız kümelerini yöneten kişi' olarak çağırmaktadır. Bu açılardan gökyüzündeki gerçek bir yıldızı çağrıştırmış olabilir; ancak onu, karşılaştığı yıllık Dionysos hazinelerin koruyucusu anlamında 'Iakchos, hazine muhafızı' (tamian Iakchon) olarak çağırır. Dionysos bu özelliği, Sirius yılının alevli doğuşuyla bağlantılı olduğu günlerden, Minos kökeninden getirmekteydi. Atina'da meşale taşıyan Iakchos heykelinin taşındığı tören, opora'nın sonunda düzenlenirdi.

Eleusis Gizemlerinde, yeraltı dünyasında Kutsal bir Çocuğun doğduğu bağ bozumu sırasında yer alırdı. Yüksek sesle çağrılan Iakchos 'gece gizemlerinin ışık getiren yıldızıydı'. Bu yüzden Aristophanes, Elysium'da kutsanmış bir ölü töreni olarak değiştirilmiş şekilde töreni sahnelediği Kurbağalar eserinde ona seslenir: İki elinde de savurarak, yanan meşaleleri alevlendiriyor, Iakchos, ey Iakchos! Gece gizemlerinin parlayan yıldızı."

Carl Kerenyi, Dionysos


*


"Musalar'a ve her şeyden önce Demeter'e, orgiastik, Bacchic ya da koral nitelikteki her şeye ve inisiyasyonlardaki mistik unsura; ve sadece Dionysos'a değil, aynı zamanda Demeter'in dehası olan gizemlerin baş liderine de "Iacchus" adını verirler. Ve dal taşıma, koro dansı ve inisiyasyonlar bu tanrılara tapınmanın ortak unsurlarıdır. Musalar ve Apollon'a gelince, Musalar korolara başkanlık ederken, Apollon hem korolara hem de kehanet ayinlerine başkanlık eder. Ama tüm eğitimli insanlar, özellikle de müzisyenler, Musaların hizmetkârlarıdır; hem bunlar hem de kehanetle ilgili olanlar Apollon'un hizmetkârlarıdır; inisiyeler, meşale taşıyıcıları ve hiyerofantlar ise Demeter'in hizmetkârlarıdır." Strabon. 10.3.10


Herodot : "Theokydes oğlu Dikaios, ki o zamanlar Atina sürgünü olarak Med'lerin yanında bulunuyor ve onlardan büyük saygı görüyordu: Kserkes (Serhas) birlikleri, Atinalıların bırakıp kaçmış oldukları Attika'yı yakıp yıktıkları sırada, bir gün, Lakedaimonlu Demaratos ile birlikte Thria ovasında bulunuyorlarmış, Eleusis yörelerinden doğru, en az otuz bin kişilik kadar bir ordunun kaldırabileceği gibi bir toz bulutunun yükseldiğini görmüşler; şaşırmışlar, bu tozu kim kaldırabilir acaba, diye sormuşlar kendi kendilerine ve derken sesler işitmeye başlamışlar, bu sesler ona İakhos onuruna okunan mistik ilahi sesleri gibi geliyormuş."


M.Ökmen'in buna dipnotu: İakkhos, tanrıçalarla aşıkları arasında aracılık yapan tanrısal çocuktur, meşalelerin titrek ışıkları arasında Eleusis'e doğru yapılan alayı yöneten odur. İakkhos mistik ilâhisinin nasıl bir şey olduğu hakkında Aristophanes bir fikir vermektedir: "İakkhos, ulu tanrı, sesimize koş... Kullarının kutsal korosunu yönet... Özgür ve sevinçli oyunumuza senin usta adımların da katılsın, seslerimizin yarattığı bu kutsal oyuna. Azra Erhat, İakkhos'un Dionysos'la olan benzerliğini belirtiyor; "Öyle ki, İakkhos Anadolu'dan gelme tanrı Dionysos'un Yunanistan'da ve özellikle Eleusis'de yaratılmış bir tıpkısı sayılabilir."



Iacchus is Turkish of etymology.

"Elindeki meşaleyi yaktı." (He lit the torch in his hand.); Yakmak = Burn

"Yakararak ağladı." (He cried imploringly/shouting.); Yakarmak = Supplicate



"Muses, and above all to Demeter, everything of an orgiastic or Bacchic or choral nature, as well as the mystic element in initiations; and they give the name "Iacchus" not only to Dionysus but also to the leader-in-chief of the mysteries, who is the genius of Demeter. And branch-bearing, choral dancing, and initiations are common elements in the worship of these gods. As for the Muses and Apollo, the Muses preside over the choruses, whereas Apollo presides both over these and the rites of divination. But all educated men, and especially the musicians, are ministers of the Muses; and both these and those who have to do with divination are ministers of Apollo; and the initiated and torch-bearers and hierophants, of Demeter." Strab. 10.3.10




9 Aralık 2022 Cuma

Kökenleri belirsiz olan sözcükler-adlar

 


Belirsiz - Uncertain

(Batılılara göre)

*Aegeus, kökeni belirsiz.

*Aegisthus, kökeni belirsiz, Klytemnestra'nın sevgilisi, Aka Memnon'un kuzeni.

*Aeneas , uncertain origin

*Anchises, kökeni belirsiz. Aeneas'ın babası.

*Anker,(anceria, ancheria) kökeni belirsiz.

*Aphro- kökeni belirsiz. Grekçeye köpük anlamında geçer, halk etimolojisidir.

*Archo (rektum), kökeni belirsiz.

*Ariadne, Minos'un kızı, kökeni belirsiz.

*Artemis, kökeni belirsiz.

*Asclepius, kökeni belirsiz.

*Aspasia, kökeni belirsiz.

*Athene/Athena, Grek öncesi, kökeni belirsiz. 

*Atreus, Pelops'un oğlu, Akamemnon ile Menelaos'un babası, kökeni belirsiz.

*Boreas, kuzey rüzgârı, kökeni belirsiz.

*Caesar, kökeni belirsiz.

*Calchas, kökeni belirsiz

*Cassandra, Pirim'in kızı, kökeni belirsiz.

*Centaur, at adamlar, kökeni belirsiz

*Corybant, kökeni belli değil, belki Frig !

*Cronus, kökeni belli değil

*Cybele, uncertain origin

*Dionysos, uncertain origin

*Erinys, uncertain origin

*Gaea, Gaia uncertain origin

*Gorgon, uncertain etymology

*Hades, uncertain origin

*Hecuba, uncertain origin and meaning

*Hephaestes, Grek öncesi, uncertain origin.

*Hermes, uncertain of origin.

*İcarus, uncertain origin

*Neleus, Poseidon oğlu, Nestor'un babası, uncertain origin

*Neseus, Erkle'nin öldürdüğü kentaur, uncertain origin

*Ocean, uncertain orign

*Odysseus, İthaca kralı, uncertain origin

*Olympos, Makedonya'da dağ, unknown etymology

*Orion, Artemis'in öldürdüğü dev, uncertain origin

*Orpheus, uncertain origin

*Pegasus, kanatlı at, Grek öncesi kökenli, halk etimolojisi

*Pelops, uncertain origin

*Perseus, uncertain origin

*Phoebus, uncertain etymology

*Poseidon, uncertain origin

*Rhea, Zeus'un anası, uncertain origin

*Sarpedon, uncertain origin.

*Scylla, uncertain origin

*Sibyl, Sibylla, peygamber, uncertain origin

*Silenus, Bacchus'un satir lideri, uncertain origin

*Tarpan, vahşi at, Rus steplerinde, Tatar kökenli

*Thallasian, deniz, Grek öncesi

*Turco, Turkic, Turkish, Turks, Turcus

*Turanian, Asiatic people, region name of the east Persia

*Turk, Turkey, Turki, Turkic, Turkoman, turquoise

*Uhlan, cavalryman, Uhlan, Ulan, Turk-Tatar: oghlan, boy, youth, child, infans

*Vesta, uncertain origin

*Xantho - Grekçe sarı, ancak  > uncertain origin !

*Yarmulke, a skullcap worn esp.by observant jews. ukr. pol. yarmulka of uncertain origin, possibly Turkish yağmurluk

(not "possibly", %100 Tr. - SB)


*Yoghurt, Turk > yoğurt.

(Yes, yoghurt is Turkish of etymology! SB)

from the book of Ernest Klein - Klein's Comprehensive Etymological Dictionary Of The English Language

and


İşlerine gelmeyince "uncertain (belirsiz)" ya da HA-değil demek yerine "pre-Greek", yani illaki "Greek" sözünü kullanmaları 😉


Bazılarının kökenine bakalım,

Artemis < Ertemi (Likçe) < Türkçe Erden (Kıpçaklarda bakire), Erdem (faziletli)

Athene < Akene < Türkçe, ene/eni zaten Türkçe ana demek, ki Likçede de eni ana anlamında.

Sarpedon < Sarp(e)don < Türkçe

Uhlan < Oğlan, yani Türkçe

Gorgon < Korkmak fiilinden, Türkçe, aynı şekilde

Corybant < Korumak

Hecuba < Eke Aba, yani Büyük Abla/Ana, ki yazıtlarda Ecuba olarak geçer.

Poseidon,Pelops < Pelasg kökenlidir, ki Pelasglar Hint-Avrupa değildir.

Boreas < Türkçe Bora, soğuk kuzey rüzgarı, hâlâ kullanırız.

Aphr-(dite) < Apatouran'dır, İskitlerin Apa'sı, Ana'sı, Touran kentinin Ana tanrıçasının Grekçe diline geçmiş halidir.

-eus ekleri zaten Anadolu kökenlidir.

Caesar < Etrüskçedir, aesar (tanrılar)'dan gelir. Etrüskçe Hint-Avrupa dili değildir.

Hades < Aydes (Aides olarak yazılır), Aydon (Aidoneus), Pelasg kökenlidir.

Anchises < Anghises ya da Ankhises olarak da okunur ve Türkçede ng sesi mevcuttur.

Aspasia < Türkçede kullandığımız Haspa sözü ondan türemiştir.

Calchas < aslı Saklak'tır, Türkçedir. Etrüsk aynasında yazılıdır ki sağdan sola okunur. Kâhinlik de Saklı olanla ilgilidir.

Olympos < Olu- olarak okunur ki Ulu Türkçedir.

Cassandra < Sumercedir. Turovalı prenses Kassandra kâhinedir. Sumercede kas hesap, tahmin, öngörü ; sanga, sangu ise tapınak/saray yöneticisi, şefi, din adamı anlamına gelir. Yani Kas-Sand(g)(dra) öngörüye sahip keşişe/kâhine olur.

Xantho < Ksanthos'tan gelir ve Grek öncesi Anadolu'da kullanılır. Kas ve Sak ile de ilgilidir.

Vesta ile Hestia Anadolu kökenlidir. Grek olmayan İonyalılar'da adı İstie olarak geçer ve ocak tanrıçası/iyesi(ruhu)dur. İs Türkçedir ki Sumerlilerde de vardır (İzi ateş, ısı); İs duman, kurum, koku, is ; İssi sahibi, iye (isi < iye+si < idi-si). İsi, sıcak, ısı

SB


Etrüsk aynası (MÖ 5.-4.yy) üzerindeki kişinin yazıttan dolayı Akhaların kâhini Khalkas olduğu öne sürülür. Ciğer falına bakmaktadır, yani yapılan iş gizlidir. Bu kişinin Khalkas olup olmadığı tartışılır;

1-) Melekler gibi kanatlı! Oysa Khalkas bir insan.
2-) Yazıtta Khalkas yazmıyor! Çünkü okunuşu soldan sağa değil. Ancak "anlamdıramadıklarını" soldan sağa okuyup "sonuçlandırıyorlar"!

Sağdan sola yazılımı: Sakh(=x)lakh(=x)
Okunuşu: Saklak
TR : Saklı ; saklamak

Aynanın arkasında Türkçe SAKLAK/SAKLA(MA)K/SAKLI yazmakta.

*
Oğuz Han Destanından

Uruz adlı kardeşi, vardı Urum Kağan'ın,
Uruz Beğ'in oğlu da kurtarıverdi canın.
Uruz Beğ göndermişti, oğlunu bir şehre,
Dağ başında kurulmuş, gizlenmiş bir nehire.
Uruz Beğ dedi ona : "Kenti korumak gerek!
Vuruş bitinceye deg, şehri saklamak gerek!
Vuruş bittikten sonra, halkını al gel!", dedi.
Oğuz bunu duyunca, ne içti, ne de yedi.
Oğuz aldı ordusunu, hemen bu şehre yetti.
Uruz Beğ'in oğlundan, Oğuz'a elçi gitti.
Çok, çok altın gümüşle, hediye inci gitti.
Dedi : "Ey Oğuz Kağan! Sen benim kağanımsın!
Babam bu kenti verdi, dedi : 'Sen benim oğlanımsın!
Sakla bu kenti bana, bunu korumak gerek!
Harpten sonra kentini, al emrine bana gel!'"

Bu Uruz Beğ'in oğlu, sözüne devam etti :
"Düşmanı ise eğer, Oğuz Kağan'ın babam,
Beni hiç suçlamayın, suçluysa eğer atam!
Ben seninleyim her an, emrine bağlanmışım,
Emrini emir bilip, sana bel bağlamışım!
Kutumuz olsun, sizin kutlu devletinizin,
Soyunuzdandır bizim, tohumu neslimizin!
Tanrı buyurmuş size, yeryüzünü al diye,
Başımla kutumu da, veriyorum al diye!
Hediyeler gönderip, vergini sunacağım,
Dostluktan çıkmayacak, karşında duracağım!"

Bu yiğidin hoş sözü, Oğuz'u sevindirdi,
Uruz Beğ'in oğluna gülerek yarlık verdi.
Dedi : "Bana çok altın, çok hediye sunmuşsun,
Şehrinin kentini de, çok iyi korumuşsun.
Kentini saklayarak, iyi korudun diye,
SAKLAP adını verdim, sana ad olsun diye".

Dostluk kıldı Oğuz Han, sonra ordusunu aldı,
İdil nehrine gelip, kıyılarında kaldı.

(Ögel, Türk Mitolojisi, Cilt 1)

*

Etruscan bronze mirror, late 5th-4th century BC,
from Vulci / Gregorian Etruscan Museum/Vatican
The inscription is Turkish, to be read as SAKLAK (saklı), means 'hidden', and not Khalkas! Because, they wrote from right to left.

SB


Certain - Belirli ;)


27 Nisan 2021 Salı

The Etymology of Haakon and Earl is Turkish

 



The origin of this name/word "Hakan" is Turkish, and the meaning is not as they (picture above/wiki) say.


The meaning is "ruler, leader", as today "king".

Turks (7th-8th c) did use the title Hakan before the Scandinavians (10th c) did.


Hakan was also used by the Hun-Turks, which they came to Scandinavia after the death of Atilla the Hun (d.453), and then begins also the age of the Vikings. So, not every Viking was a Scandinavian blood 😉




The word/title "Earl", as in "Earl Haakon Sigurdsson of Norway (937-995)" is also Turkish of etymology.


It was used by the Turkish tribes (even in BC. times) long before the Germanic tribes was using.


So, it is not Germanic as the Oxford English Dictionary says! Or Proto-Norse as the wiki says!




"They" say it comes from Eril (Er-il) > Lord of the country


BUT... It is Turkish.


* Er = Man, lord, ruler, master.

* İl / El = County, province, state.

* Erilaz = Er İl As (Turkish, As is also a tribe name; "Leader of the As County")

> The Scythian-Turks,

> Hun-Turks, Avar-Turks, Khazar-Turks;

> Kipchak (Polovets)-Kuman (Cuman)-Turks, Pecheneg-Turks

in Europe....who was assimilated among Germanic, Celtic, Anglo-Saxon, Fin-Ugor, etc., tribes.


SB

link1 - link2 - link3



Eagle in Gothic (?, Anglo-Saxon or Germanic) art, but influenced by Scythian-Turkish art.


"What indeed was this ‘European’ identity? The early medieval culture that ultimately gave rise to modern European nation states was brought about by a fusion of Hunno-Danubian (i.e. eastern Eurasian culture of the steppe brought to the west by the Hunnic Empire and the Alans) aristocratic culture and the surviving residues of Roman civilization in western Eurasia. The elite of the Frankish, Burgundian, Ostrogothic, Lombard and other states in the West patronized this hybrid culture that later became the dominating ethos of medieval ‘Europe'.... It has also been argued that many of the leaders of post-Roman Europe were either Hunnic or mixed Hunnic in origin. The Huns certainly did not just disappear into oblivion. They left visible political and cultural traces that facilitated the transformation of Roman Europe into early medieval Europe."

Hyun Jin Kim - The Huns



Hun-Turks - 6th c AD, a horse with knotted tail is Turkish tradition "warrior goes to war"


I find this article (Were there Huns in Anglo-Saxon England? Some thoughts on Bede, Priscus & Attila, by Dr. Caitlin R.Green / link) also a progress; Accepting "a Hun-Turk as ancestor"... 


But "ancestor" is not the only thing, we can also trace with art & traditions, plus the using of Turkish alphabet (Scythian-Hun/Turk) and transforming it into "futhark", as they call (German tribes had no writings before Huns, south part did use Latin alphabet with Roman Emp., but literacy rate was also very very low). One of the letter in "Futhark", and after that in "Anglo-Saxon alphabet", has the same meaning as the letter (tamga=mark) in Turkish alphabet (Orhon insc.), and that is "home, land", which is very important in humans life... So, not only as "ancestor" had the Turks an impact on German and Celt tribes, but also with social life and civilization.


Semra Bayraktar



Don't underestimate the power of Turkish and Turks