Translate

30 Ekim 2018 Salı

Asur mu? Kimmer-İskit mi?



Basında çıkan yeni bir haberden:

Arslantepe ve Asur arasındaki ilişkiyi açığa çıkaran tablet / Sözcü, 19 Ekim 2018


"Höyükte yürütülen iki yıl önceki kazılarda bulunan ve Geç Hitit dönemine ait yaklaşık 3 bin 200 yıllık fil dişi tablet, Arslaptepe ile Asurlular arasındaki ilişkiyi gün yüzüne çıkardı. MÖ bin 200’lü yıllara ait olduğu düşünülen tablet, dikdörtgen çerçeveye sahip. Çerçeve içerisine, orta kısma bir palmet ve palmetin her iki yanında birer dağ keçisi figürü ve üst köşelerde birer lotus çiçeği işlenmiş. Yüksekliği 4,3, eni 8,1 santimetre olan tabletin kalınlığı 0,8 santimetre.

Kazı Başkanı Roma La Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marcelle Frangipane, fil dişi tabletin çok önemli bir buluntu olduğunu belirterek, “Bir mobilyanın dekorasyonu olabilir. Güzel bir sanat eseri ama höyüğün tarihi açısından önemli. Tabletteki süsleme stili güneyden geliyor, Suriye ve Irak ile buranın belki bağlantısı vardı. Suriye, Irak ve Nemrut’daki motiflerle aynı, belki aralarında ticaret bağlantısı vardı. Tam olarak aralarındaki bağı bilmiyoruz. İlk defa buradaki toplulukla güney (Asur) arasındaki bağı gösteren bir şey bulduk. Bu tür eserler Suriye ve Mezopotamya’da var ama burası için ünik bir eser” dedi."




Gelelim işin bam teline...

ÇİFT TEKELİ HAYAT AĞACI betimlemesi, kazı başkanının geldiği şehrin kurucuları olan Etrüskler'de de görülüyor. Ayrıca Suriye ve Mezopotamya'dan önce görüldüğü yer Türkiye'dir. Tarihi MÖ 10bin-9bin arasına yerleştirilen KÖRTİK TEPE ile GÖBEKLİTEPE'dir ! Bu sanatı devam ettiren İskitleri söylemiyorum bile... ki ne Romalılar ne de Hellenliler bu sanat stilini kullanmamışlardır. Hatti etkisinde olan Hititler, Kimmer -İskit etkisinde olan "Frigya coğrafyası"nda da görülür. Mezopotamya'da ise Sumerliler kullanmıştır, tekelerin ne Akad ne de Asurlularla ilgisi vardır!...

Ah bu "akademisyenler"....


Göbeklitepe

Körtik Tepe
ve


"Atının kuyruğunu bağlamış,boynuna beçkem takmış,at üstünde ok atan Asur Kralı Ashurbanipal, British müzesinde."
(Bu resim ve açıklama için Oktay Polat'a teşekkürler)


Bu "kuyruğu düğümlü bekçemli at" ile betimlenen Aşurbanipal'ı tabi ki "enişte Bartatua" ve Kimmer/İskit/Medlerle olan yakın ilişkileri ile açıklayabiliriz. Sonuçta bu betimlemedeki gelenek bir Asur değil Türk geleneğidir. (Ya da, Bartatua veya bir başka İskit liderin temsilidir, olamaz mı?!)


Yaklaşık MÖ 678 de, İskitler İşpaka [Aspak (-os) olarak 'grek' kaynaklarda] liderliğinde Medlerle ittifak kurup Asurlara savaş açar.  Asurlar ise Kimmerler ile ittifak kurmuştur. Van Gölü civarında savaşırlar ve Asur kralı Esarhaddon'un önderliğinde İskitler yenilirken İşpaka'da MÖ 675'de ölür. İskitlerin başına bu sefer Bartatua (bazı kaynaklarda Partatua) geçer. Yenilginin ardından gelen barış ile Bartatua Esarhaddon'un kızı ile evlenir ve İskitler ile Asurlar arasında bir ittifak kurulur. Asurlar bu sefer de Medlerle savaş halindedir, Bartatua liderliğinde İskitler bu sefer Aşurbanipal (ö.MÖ 627) liderliğindeki Asurlulara yardım eder. Zaferden sonra Bartatua Esarhaddon'un emrinde bir vali olarak Medlerin bölgesine atanır. Bartatua'nın adı Heredot 1:103'te Protothyas olarak geçer.


Bu arada İskitlerin soydaşları olan Kimmerler Asur sınırlarını zorlamaktadır. Bartatua Esarhaddon'un emri ile Kimmerlerin peşinden gider ve Anadolu'nun iç kısımlarına kadar onları kovalar. Bartatua öldükten sonra oğlu Madyas İskitlerin başına geçer ve Medlerle savaşa girerler. Medlerin bölgesini kontrol altına aldıktan sonra Medlerle beraber Asurların başkenti Nineveh'i (Ninova) MÖ 610 gibi işgal ederler. Bartatua'nın oğlu Madyas Mısır'a kadar uzanır, Mısır kralı I. Psamtik onlara yalvarır ve armağanlar sunarak daha fazla ilerlemelerini engeller. 

I.Psamtik (ö.MÖ 610) ve "Bekos" ile ilgili olarak: 
(Heredot 1:105 Psammetikos, 2:2 Bekos)

Mısırlılar Psamtik'ten önce kendilerini dünyanın ilk insanları sanıyorlardı. Psamtik krallığa geçince ilk insanların kim olduğunu merak eder bir deney ile "Phrygia/Frigyalılar" olduğuna hükmeder. Bir çobana rasgele iki çocuk verir ve konuşmadan onları yetiştirmesini ister. İlk söyleyecekleri söz çok önemlidir. Çocuklar iki yaşına geldiğinde çobanı kapıda karşılar ve "bekos" derler. Çoban bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra krala gider olan biteni anlatır. "Bekos" ekmek demektir ve "Frig" dilindedir sonucuna varırlar. Herodot bunları aktarırken hikayeyi Hephaistos rahiplerinden dinlediğini de ekler.  

Buradaki itirazım "bekos"un Frigce olmadığı ve de Friglerin Mısır'da olmadığınadır. Bir kere Psamtik'in döneminde Anadolu'nun o bölgesi zaten Frigya coğrafyası olarak anılmaktadır ama hiç bir Frig Mısır'a gelmemiştir. Truva Savaşı'ndan sonra Mısır'a getirilenler Truvalıdır ve Homer de dahil birçok kişi Truva'yı Frigya olarak da anmaktadır ki zaten dönem de Muşkili Mita (Midas)ın krallığı dönemidir. Ve bu ifade Mita'nın döneminden sonra yazılmış kitaplarda geçmektedir. Ayrıca Hephaistos bir Pelasglıdır, Pelasglar da Truvalılar da hem müttefik hem de aynı dili konuşur. Herodot ve Homer gibi antik dönem yazarlarının hangi dönemde yazdığı, orjinal olup olmadığı ya da etnik veya coğrafi bir isim kullanıp kullanmadığını araştırmacılar değerlendirmelidir. Çünkü Friglerin krallık tarihi Gordias ve Midas (Muşkili Mita) ile sınırlıdır ve Kimmer ile İskitlerle (Muşkiler) de içiçe yaşamışlardır. Birçok buluntuya "Frigya coğrafyası"nda bulunduğu için "Frig" olarak adlandırmakla yanlış yapmaktadırlar. Çünkü, "Frig başlığı", "Frig kurganları", "Frig atlı betimlemeleri" hep Kimmer ve İskitleri göstermektedir.

Mısırlıların atası Menes/Manes iken Lydia'da da efsanevi kurucu bir Manes (Mö 2bin) vardır. Her iki isim de Kırgız-Türk destanı Manas ile açıklanabilir ve Manas'ın atası da Karkar/Gargar olarak geçer. Gargar ise Truva'da hem bir yerleşim yerinin adı hem de Zeus'un Gargar Tepesinden savaşı seyrettiği yerin adıdır.



Bekos kelimesine gelince, -os zaten Yunanca eril ektir, yani geriye sadece Bek kalır [bek - ek ?!]... Belki de "Frigce" değil başka bir dildendir...

Bek hecesinin Türkçedeki açıklaması:

*bek:
DS 11:600 bek (I) "sert, katı, sağlam, kuvvetli." (bk. DS 11:602 bekimek; bekişmek " 1. pekişmek, sertleşmek, katılaşmak, sıkışmak, 2. [berkimek (II)] iyileşmek, sağlamlaşmak"; DS 11:603 bekitmek (I), DS 11:635 berk (I) [bek (I)] "sert, katı, sağlam, kuvvetli"; DS 11:635 berkitmek (I) "1. [bekiştirmek] sağlamlaştırmak, pekiştirmek.")
TS 1:483 bek (II) (pek) "katı, sert, sıkı, sağlam."
M III 36:3 bek katığ, AY 190:12 bek katığ süzük kirtgünç könülin;
KB 2768 bağırsak kişi ol kişi ödrümi / bağırsaknı bek tut ay er ködrümr, DLT 1:333 bek nen (Bk. berk), (bk. DLT IV:80 bekiş- "pekişmek, sağlamlaşmak", DLT IV:80 bekit-; DLT IV:81 bekü-: berkişmek, DLT IV:84 berk "muhafaza edilmiş, tahkim edilmiş, sağlam"; DLT IV:85 berkit- "berkitmek, sağlamlaştırmak.") [EDPT 323 bek (?pek), DTS1. 92 bek II, ESTJa. 11:117]

89. bekmez ~ bekmes
DS 11:604 bekmez "pekmez."
TS 1:485 bekmez "pekmez."
DLT IV:80 bekmes "pekmez (Oğuzca). Bk. pekmes." 

DERLEME SÖZLÜĞÜ'NDE GEÇEN EN ESKİ TÜRKÇE KELİMELER I


Kim bu Medler?

"Maday'ın Cenubi Azerbaycan arazisinde, Mezopotamya'nın bilavasite komşuluğunda yaşamış Midiyalılardan (Medler-SB) olduğunu bir çok araştırmacılar kabul eder. Maday etnoniminin muasır Türk halklarının etnonimiyasında rast gelinmesi bu etnonimin Türk menşeli olduğunu tastikleyen belgelerdendir."

Aralık Denizi Havzasının Erken Sakinleri: Türkler





Prof.Dr.Bahtiyar Tuncay'ın Bartatua için bir açıklaması vardır:

ALP (P) - ƏR (AR) -TONQA (TATUA). Partatua adı AL Ər Tonqa adının aççur dilində təhrif edilmiş şəklidir. Bəzi mütəxəssislər qədim mənbələrdə işquzların həm də “sak” adlandırıl-ması faktından çıxış edərək Alp Ər Tonqanı sak hökmdarı, onun xaqanı olduğu Turan dövlətini isə iskit-sak dövləti saymışlar (Гейбуллаев, 1991, c. 326-329; Əlibəyzadə, 1998, s. 241; Anadol, 1991). Eyni fikrə Yeni Türk Ensiklopediyasında da rast gəlirik (Yeni Türk Ansiklopedisi, 1985, Xl, s. 4363). Camal Anadol yanlış olaraq, Alp Ər Tonqanı Partatuanın oğlu Madiy ilə eyniləşdirmişdir (Anadol, 1991). Eyni səhvi Məhəmməd Tağı Zöhtabi və Elməddin Əlizadə də təkrarlamışlar (Əlibəyzadə, 1998, s. 241). Gerçək isə budur ki, Alp Ər Tonqanın mixi yazılardakı adı Partatuadır və bu ad böyük türk qəhrəmanı və hökmdarının adının aşşur dilindəki cüzi təhrifi ilə ortaya çıxmışdır:

ALP ƏR TONQA
P — AR — TATUA

Ət-Təbəri Naxçıvanın Alp Ər Tonqa tərəfindən inşa edildiyini yazmaqdadır. “Avesta” Alp Ər Tonqanın bol duzlu Çiçəstə gölü sahilində qətlə yetirildiyi bildirilir. “Bundaxşinin kitabı”nda söylənilənlərdən isə belə məlum olur ki, Çiçəstə gölü Aturpatakanda, yəni Azəbaycanda yerləşir. (Касумова, 1985, c. 20). Bu məlumatlardan göründüyü kimi, Alp Ər Tonqa Cənubi Azərbaycanda yerləşən bol duzlu Urmiya gölü sahilində qətlə yetirilmişdir.Onun Azərbaycanda öldürüldüyünü Yeni Türk Ensiklopediyası da təsdiqləməkdədir: “Alp Ər Tonqa iranlılarla çox uzun bir mücadiləyə girmiş…, Altaylara qədər təqib edilmiş, yenə həmlə etmiş, nəhayət, Azərbaycanda… öldürülmüşdür (m.ö.624).” (Yeni Türk Ansiklopedisi, 1985, Xl, s. 4363).



O zaman, Alp Er Tunga Aşurbanipal ile akraba oluyor, sonuçta Bartatua Aşurbanipal'ın kızkardeşi ile evliydi...


Aşurbanipal'a tekrar dönecek olursak bundan sonrasını Hasan GÜLMUHAMMET'in "ELAM SİYASAL VE KÜLTÜR TARİHİ" makalesinden okuyalım:


Urtaki Dönemi
Babil yıllıklarında adı geçen son Elam kralı Urtaki veya Urtak’tır (M.Ö. 674-664). Bu kralın döneminde Elam’la Asur’un ilişkileri iyi olarak görülmektedir. Onun Asur’un yardımıyla hakimiyete gelme olasılığının olduğu ileri sürülmektedir. Onun krallığında  Asur’da  tutsak  tutulan  Elam tanrıları kendi ülkelerine geri verilmiştir. Elam ise Babil’e hiç karışmamaktaydı ve  Asur kralı Asur-banipal (M.Ö. 668-627) bile Elam’da kıtlık zamanı oraya tahıl ve yiyecek göndermiştir (Mecidzade, 1991: 30-31).

Bu iyi ilişkiler uzun sürmemiştir. M.Ö. 665 civarında Urtaki aniden Babil’e saldırmıştır; ancak güçlü kral Asur-banipal ordusunu göndererek onu geri oturtmayı başarmıştır. Asur kaynakları savaştan az sonra Elam kralının öldüğünü haber vermektedir (Yusifov, 1993: 323).


Teumman'ın başı ağaca asılmış, Aşurbanipal eşiyle zaferini kutluyor.
Teumman kelimesinin Teoman olması...


Teumman Dönemi
Urtaki’den sonra Elam tahtı ve tacı 2. Şilhak-inşuşinak’ın oğullarından Tamti-humban-inşuşinak’ın eline geçmiştir. Bu kralın adı Asur kayıtlarında Teumman biçiminde kaydedilmiştir. O, bütün taht rakiplerini öldürerek durumunu biraz istikrarlı hale getirmiştir. Bu durumdan dolayı Urtaki'nin üç oğlu Asur'a sığınmıştır. Bazı Elam kaynaklarında 2. Humban-haltaş, Urtaki ve Teumman'ın kardeş olduğu kaydedilmiştir. Oysa bu kral kendisini 2. Şilhak-inşuşinak'ın oğlu saymaktaydı (Waters, 1999: 473). Yusifov'a göre Urtaki ve Teumman hakimiyeti birlikte yönetmişlerdir (Yusifov,1993: 323).

Bu kralın bazı imar ve bayındırlık faaliyetleri bilinmektedir. O, Susa’da yeni tapınaklar yaptırmıştır. Onun döneminde Elam’ın zayıf olduğunu anlayan Asur kralı Asur-banipal M.Ö. 653 yılında Elam’a hücum etmiş ve Der’i fethetmiştir. Ulay ırmağı yakınlığında vuku bulan bu savaşta Asurlular galip gelip Elam kralı Tamti-humban'ı öldürmüşlerdir (Waters, 1999: 476). Asur-banipal Urtaki’nin ona sığındığı bir oğlunu 2. Humban-nikaş adıyla Madaktu ve Tammaritu adında diğer oğlunu Hidallu hükümdarlığına atamıştır; ama bu bilgileri veren Asur kayıtlarına rağmen bazı kaynaklar Susa’nın bu zaman Atta-hamiti-inşuşinak'ın elinde olduğunu yazmaktadır (Mecidzade, 1991: 31).

M.Ö. 650 civarında Asur kralı Asur-banipal ve Babil kralı olan kardeşi Şamaş-şum-ukin arasında ciddi bir çekişme ve çatışma yaşanmaktaydı. Elamlılar geçmişteki yenilgilerini telafi etmek ve belki de kaybettiklerini almak için bu fırsattan yararlanmaya çalışmaktaydılar. 2. Humban-nikaş Asur’la savaşa kalkışmış ama Der yakınlığında mağlup olmuştur. Aynı işi kardeşi Tammaritu (M.Ö. 652-649) da yapmıştır. O, Keldani Nabu-bel-şumati ile ittifak yaratarak Asur’la savaşa girişmiştir. Savaşta alınan yenilgiden dolayı Elam'da ciddi iç kargaşalar ortaya çıkmış ve Tammaritu çareyi Asur’a sığınmakta görmüştür. Elam tahtına İndabibi veya İndabigaş geçmiştir, ama onun krallığı Tammaritu'nun üç yıllık krallığından da kısa olmuştur. Asur kralı Asur-banipal’ın saldıracağı tehdidinden sonra bu yeni kral katledilerek yerine 3. Humban-haltaş geçmiştir (M.Ö. 648-640) (Stolper, 1984: 51).

Urtaki ve Teumman kelimeleri önceki Elam adlarına benzemiyor.  Teumman Hunların meşhur imparatoru Teoman'a çok benzemektedir. Urtaki ise ortak kelimesine benzemektedir. Bu iki kralın ortaklaşa krallık yaptıkları bu benzetmeyi desteklemektedir (Yusifov, 1993: 323).

Elam'ın Sonu
Bundan sonra Elam tarihinde tam bir kargaşa tanığı olunmaktadır.  3. Humban-haltaş ve Asur desteğini arkasında bulunduran Tammaritu arasında ciddi bir rekabet yaşanmaktaydı. Bu gergin ortamda Tammaritu Asur tarafından Elam tahtına oturtulmuştur. M.Ö. 646 yılında 3. Humban-haltaş Elam tahtından Tammaritu'yu kovarak krallığa başlamıştır. Bu ise Asurlulara yeni bir hamlenin başlatılmasına zemin yaratmıştır (Pirnia, 1987: 138).

M .Ö. 645 yılı civarında Asurbanipal büyük bir orduyla Elam'a hücum etmiştir. Elam'ın bir takım kentleri özellikle Susa, örneği görülmemiş çok şiddetli bir yağma ve yıkıma uğramıştır. Bu defa amacının Elam’ı tarih sahnesinden silmek olduğu anlaşılmaktadır. Asur-banipal'ın hatıratı bu yıkım sahnesini şöyle anlatmaktadır: Ben büyük ve kutsal kent, gizemli tanrıların meskeni Susa'yı Asur ve İştar'ın isteğiyle fethettim; saraylarına girdim ve sevinç ve neşe ile orada ikamet ettim. Servet, mal, altın ve gümüşü bol olan hazinelerinin kapısını açtım. Bugüne kadar krallık yapmış kralların topladığı ve benden başka kimsenin ulaşıp alamadığı serveti ganimet olarak sahiplendim. Elam krallarının Sumer, Akad ve Karduniaş (Babil) ülkelerinden talayıp Elam'a getirdikleri altın ve gümüşleri, süs eşyalarını, krallık simgelerini, savaş silahlarını; kralların, üstünde oturdukları, uyudukları, yemek yedikleri bütün saray eşyalarını ganimet alarak Asur'a getirdim.

Ben lacivertli kerpiçlerle yapılmış Susa zigguratını, binanın perdahlanmış ve parlak bakırdan yapılmış süslerini kırıp dağıttım. Kimsenin göremediği ve hep gizemli yerlerde yaşayan İnşuşinak, Sumudu, Lakamar, … gibi tanrı ve tanrıçaları bütün süsleriyle, servetleriyle, eşyalarıyla ve rahipleriyle birlikte Asur memleketine getirdim. Ak mermerden yontulmuş veya bakır, gümüş ve altından dökülmüş otuz iki kraliyet heykelini Asur'a getirdim. Bütün Şadu ve Lamassuları ortadan kaldırdım. Girişlerin süsü olan öfkeli boğaların heykellerini yerlerinden kopardım. Elam tapınaklarını yerle bir ettim ve tanrıları ve tanrıçalarını yağmaladım. Ordum hiçbir yabancının giremediği kutsal bahçelere girip sırlarını gördü ve ateşe verdi.

Benim tanrıçam İştar'dan korkmayıp atalarıma zarar ve ziyan veren eski kralların mezarlarını yıkarak cesetlerini güneş ışığına maruz bıraktım. Onların kemiklerini Asur'a gönderdim. Ben kralların ruhlarını, onlara adaklar adamayı ve şereflerine içki içmeyi yasak etmekle rahatsız kıldım. Elli beş günde Elam'ı bir harabe ve çöle çevirdim. Kentlerini tuzluk ve çayırlığa çevirdim. Sayıları çekirge sürüsünden fazla olan kralların kızlarını, kralların karılarını, eski ve yeni Elam krallarının ailelerini, valiler ve muhtarlarını, istisnasız olarak bütün uzmanlarını, erkek ve dişi bütün sakinlerini, büyükbaş ve küçükbaş bütün hayvan sürülerini ganimet olarak Asur'a gönderdim. Bütün vahşi hayvanlar benim sayemde bundan sonra oralarda rahat yaşayacaklardır. İnsan sesi, büyük ve küçük hayvanların sesi, sevinç çığlıkları artık orada olmayacaktır (Beyani, 1973: 101-103).

Elam bundan sonra ciddi olarak bir daha baş kaldıramamıştır. Kısa bir süre sonra da 3. Humban-haltaş’ın yakalanarak Asur’a nakledilmesiyle direnişi tam olarak çökmüştür. Bundan sonra Asur kaynakları Elam konusunda bir şey yazmamaktadırlar (Mecidzade, 1991: 32).

Elam-Türk akrabalığının ciddi ölçülerde olduğu sanılmaktadır. Bu bağın iyice ortaya koyulması, çoğu araştırmacılara göre Elamlılarla akraba sayılan Kas, Kut, Lullubi, Ellipi, Tukriş gibi komşu halkların da Turani kavimler oldukları görüşünü güçlendirecektir. Özellikle dillerinin yapısı ve ortak sözcüklerle gramer açısından bu ilişkilere baktığımız zaman Elamlıların Turani bir kavim oldukları ortaya çıkmaktadır. Diğer alanlardaki bağları da bu dil bağına eklediğimiz zaman aralarında ilişkinin daha güçlendiği görülmektedir.  


Oxus [(Oksus dedikleri, ama Oğuz olan kelime) Amuderya] hazinesinden altın plakada bir İskit Savaşçısı

MÖ 1100 - Bir "Bozkır" Savaşçısı dedikleri "Asur" mührü
Bozkır savaşçıları kimlerdir?...

Semra Bayraktar





21 Ekim 2018 Pazar

Türk-Rus Münasebetleri - İ.Kemaloğlu



Ruslar tarih sahnesine çıktıklarından itibaren çeşitli Türk Devlet ve kavimleriyle yanyana yaşamış ve birçok alanda etkileşimde bulunmuşlardır. Hazar Kağanlığı, Bulgar Devleti, Avarlar gibi devletleri görüyoruz ki, bu münasebetlerin ilk aşamasında Rusların yanyana yaşadıkları Türk Devlet ve kavimleri olmuştur. Daha sonraki tarihlerde ise daha farklı Türk Devlet ve kavimleriyle karşı karşıya kalmışlardır. Bunların başında Kıpçaklar ve Peçenekler ve yine İdil-Bulgar Devleti geliyor. 


Şimdi ilk dönem olarak adlandırabileceğimiz bu dönem, yani 9. veya 10.yüzyıla kadar olan münasebetlerde üç önemli özellikten bahsedebiliriz. Bunlar Avrasya coğrafyası için verilen mücadeledir. Çünkü Türk kavimleri doğudan gelirken, Karadeniz'in üst coğrafyasına, Rus kavimleri de Baltıklar ve İskandinavlar'dan geliyorlardı. Ve bu coğrafyada hakim olabilmek için kendi aralarında bir askeri mücadele veriyorlardı. Tabi hiçbir zaman ticari münasebetler kesilmemiş ama bu dönemin en önemli özelliklerinden biri de en üst seviyede evliliklerin yapılmasıdır.


Türk Rus münasebetlerinde evlilik konusu ele alındığında biz hep şuna alışığız, o da Türk erkeklerinin Rus kızlarıyla evlenmesi, veya Osmanlı sultanlarının hareme Rus kızlarını almasıdır. Halbuki, bu Türk Rus münasebetlerinin ilk döneminde tam tersi bir durum söz konusudur. Nitekim Rus Knezleri Türk Hanlarının kızlarıyla evlenmişlerdir. Buna bir örnek vereyim: Çernigov Batı Rusya Knezlerinden biri Çernigov Svyatoslav Kıpçak Hanı Ayep'in kızıyla evleniyor. Bu örneği vermemin nedeni ise, bu evlilikten doğan İgor, ve daha sonra o da Rus Knezi olacaktır ki, Knez İgor'un Türk Tarihi açısından özelliği Kıpçaklarla mücadele etmesi ve bu mücadelenin Rusların ilk destanı olan "İgor Destanı"na da bu mücadelenin konu edilmiş olmasıdır. Yani Rusların ilk destanları Türk Tarihini veya Türklerin Ruslarla münasebetlerini ve mücadelesini konu etmektedir.


Daha sonraki dönemde belirttiğim gibi İdil-Bulgarları ile karşı karşıya kalmışlardı. Bu dönemin önemli özelliği ise, bildiğiniz gibi İdil-Bulgarları Türk Devletleri arasında İslamiyeti kabul eden ilk devlettir. Yani lise kitaplarında her ne kadar Karahanlılar yazsa da bu yanlış bir bilgidir. İdil-Bulgarı daha 10.yüzyılın başında İslamiyeti kabul ettiklerinde Ruslara da böyle bir teklifte bulunuyorlar, İslamiyeti kabul etme teklifinde, ama Rus Knezi Vladimir, tabi bütün dinleri araştırtıyor ve İslamiyette zina, içki ve domuz etinin günah olmasından dolayısıyla ve Rus yıllıklarından okuduğumuz kadarıyla sünnetten korktuklarından dolayı İslamiyeti kabul etmiyorlar ve teklifi red ediyorlar. Çok geçmeden de Ruslar Hıristiyanlığı resmi olarak kabul ediyorlar. Türk Rus münasebetlerinin bu döneminden itibaren ilişkilerde din faktörü de önemli rol oynamaya başlıyor.


Ruslarla Türklerin karşılıklı etkileşimlerinin zirvede olduğu dönem Altın Orda dönemidir. Bildiğimiz kadarıyla Altın Orda Devleti Türk-İslam Devleti'dir ve yaklaşık üç asır boyuncada Rus şehir Knezliklerini kendi hakimiyeti altında tutmaktadır. Bu sürede çeşitli etkileşimde bulunuluyor. Nitekim Rusların en önemli tarihçilerinden ve belki de ilk Rus Tarihini yazan Karamzin (Nikolay Karamzin, 1766-1826) Altın Orda dönemiyle ilgili şöyle bir cümle kaydetmiştir kendi eserinde : "Moskova ihtişamlığını Altın Orda Hanları'na borçludur."


Ve gerçekten de gerek siyasi, gerek kültürel ve ekonomik alanda birçok konuda Altın Orda Devleti'nin Rusya üzerindeki etkisini hissetmek mümkündür. O kadar ki, Tatar tarihçi Rızaeddin Fahreddin'de (1859-1936) konuyla ilgili bir yorumda bulunuyor ve diyor ki : "Altın Orda Hanları olmasalardı (bunun sebebini şimdi açıklayacağım), bugünkü Rusya'nın kuruluşu mümkün olmayacaktı, ne Petrolar, ne de Katerinalar sayesinde bu mümkün olabilirdi." Bunun en büyük nedeni tabi ki Altın Orda hakimiyetine girmeden önce Rus Knezlikleri "Şehir Knezlikleri" şeklinde varlıklarını sürdürüyorlardı. Altın Orda Devleti hakimiyeti altında girdikten sonra birleştiler, ortak düşmana karşı. Bu belki dolaylı bir etken ama daha sonra Hanlar hep Moskova Knezliğini desteklediklerinden dolayı Moskova diğer Rus Knezlikleri de kendi etrafında birleştirmeyi başaracaktı. Bundan dolayı Rızaeddin Fahreddin Altın Orda Hanlarını aslında bir şekilde suçlamış oluyor. 


Tabi siyasi yetki vardı, yine Rus Knez Kilisesi bu dönemde tarihinin en rahat dönemini geçirmiştir. Çünkü, gerek Cengiz Han, gerekse onun kurduğu ya da daha sonra Türkleşen ve İslamlaşan devletlerde bütün dinlere karşın müsamalı davranılmıştır. Kilise bu dönemde güçleniyor ve Rus Knezliklerin Moskova etrafında birleşmesinde önemli rol oynuyor. Dolayısıyla bu süreçte Hanların aslında belki yanlış bir politika izlediğini söyleyebiliriz.


Çar ünvanı, biliyorsunuz Rus hükümdarları ve Petro'ya kadar hep Çar olarak adlandırılıyordu. Çar ünvanını Ruslar önce Bizans [Doğu Roma] imparatorları için kullandılar. Daha sonraki süreçte ise Altın Orda Hanları için kullandılar. Ve en son ancak Altın Orda hakimiyetinden kurtulduktan sonra Ruslar kendi hükümdarları için kullanmaya başlıyorlar. 


Burada önemli olan husus ise Özbek Han kendi kızını Rus Knezi Yuri ile evlendiriyor ve ona bir şapka hediye ediyor. Bu şapka daha sonra bütün Rus hükümdarlarının tahta çıktıklarında taktıkları taç şeklini alıyor, ki IV.İvan'da Petro'da dahil buna. Maalesef Ruslar buna, bu şapkanın Özbek Han'dan veya Altın Orda'dan kaldığını kabul etmiyorlar ve Monomah Şapka adını vermişlerdir ki o da Altın Orda öncesinde Rusya hüküm süren bir Knez idi. Ve işin ilginç tarafı, 1682'de bunun kopyası yapılmıştır, çünkü İvan ve Petrov Alekseyeviçler, 2 Çar birlikte Rus tahtına çıkmıştı.





Yine bu dönemin önemli özelliklerinden biri, Çarlık Rusya'sı döneminde Rus-Türk münasebetleri açısından 2 Türk kökenli hükümdarın Rus tahtına çıkmış olmasıdır. 1574 yılında IV.İvan, Korkunç İvan [1533 -1584, ilk Çar] olarak da bilinmektedir Türkiye'de. Büyük bir sorun yaşıyor kendi devletinde, düzeni sağlayamıyor ve büyük bir muhalefetle karşılaşmakta, bunu da ancak Altın Orda'dan bir Han'ın Rusya'da tekrar düzeni sağlayabileceği düşüncesiyle, Altın Orda'nın varisi olan Kasım Hanlığı'nın hükümdarını Sayın Bulat'ı ; ki kendisi daha sonra Hıristiyanlığı kabul ederek Simeon Bekbulatoviç [1574-1576] adını alıyor; onu Rus tahtına Çar olarak çıkarıyor.



Sayın Bulat


Boris Godunov

Sayın Bulat ve Boris Godunov yüzde yüz Türk'tür.


İkinci Türk kökenli, Rus tahtına oturan hükümdar Boris Godunov'tur [Baris Gudunov, 1598-1605], aynı zamanda IV.İvan oğlu I.Fyodor'un damadıdır. Gudunov'un önemli özelliği ise IV.İvan öldükten sonra oğlu I.Fyodor'da aklen zayıf olduğu için Rus tahtına çıkacak kimse kalmıyor, aynı zamanda Yuri Hanedanlığı da bu şekilde sona ermiş oluyor, Rus Duması (Meclisi) Boris'u ki İvan döneminde çok güçlü bir devlet adamıydı, Çar olarak tahta çıkartmış oluyor. Kendisinin soyunun da Altın Ordalı Çet Mirza'ya dayandığı bilinmektedir [Saburov-Gadunovlar].


Rus tahtında Türk kökenli Çarların yanısıra birçok Rus Çariçesi'nin de Türk kökenli olduğu bilinmektedir. Bunlardan en önemlisi Elena Glinskaya, IV.İvan'ın annesi olması açısından önemli, ikinci önemli çariçe ise Natalya Naryshkina [1651-1694]'dır, I.Petro'nun annesiydi ve Rus kayıtlarına baktığımızda çok güzel bir kadın olarak tasvir ediliyor, her ne kadar portrede çok şişman gözükse de. Bildiğiniz gibi Orta Çağ Avrupa'sında Rusya'da dahil olmak üzere şişmanlık bir güzelliğin ve zenginliğin göstergesiydi. Bundan dolayı Rus Çariçeleri de kendi aralarında yarışıyorlardı, daha şişman ve dolayısıyla daha güzel olmak için.



Natalya Naryshkina

İvan ve Petro sadece anne tarafından Türk'tür.


Tabi bu evlilikler yalnızca üst düzeyde yapılmıyordu, aynı zamanda halk arasında da Türklerle Ruslar arasında evlilikler yapılıyor ve bundan dolayı da Rusya'da bir atasözü ortaya çıkıyor : "Rus'un altını kazarsan Tatar çıkar", yani Türk çıkar şeklinde. Ve bu sözü yeni dönemde Vladimir Putin'de çok gündeme getirmekte özellikle etnik meseleleri dile getirdiğinde. Ama son dönemdeki gelişmeler, eşinden ayrılmasıyla birlikte bize şunu göstermektedir, ki aslında bu hareketini açıklamak belki de bir zemin hazırlamış olabilir. Çünkü 2 hafta önce eşinden ayrıldı ve yeni arkadaşı da yine Türk kökenli, Özbek Türklerinden Alina Kabaeva'dır, dünyaca meşhur bir sporcudur.


Altın Orda etkisine dönecek olursak, siyasi etkilerin olduğunu söyledik, Hanlar, Rusları batıdan gelen tehlikelere karşı koruyor ve bu şekilde aynı zamanda Katoliklere karşı da koruyor. Nitekim, Rusya'da  tarih kuruluşları tartıştığında hep şu soruyu soruyor: Acaba işte Knez Vladimir İslamiyeti kabul etseydi dünya bugün ne şekilde değişirdi? Ya da Altın Orda Hanları Rusları Katoliklerden korumasaydı yine Rusya bugün acaba tam olarak bir batı ülkesi olabilir mi, gibi sorular sorulmaktadır. 


İdari ve askeri etki görüyoruz Altın Orda'nın Rusya üzerinde. Rus toprakları aynı Türk sistemindeki onlu sisteme göre taksim edilmişti. İktidar; Altın Ordu sonrasında Rus hükümdarları Hanlar kadar çok etkili ve sert olacaklardır ki, batılı seyyahların seyahatnamelerine baktığımızda Rusya'yı ziyaret ettiklerinde hep şunu soruyorlar: "Rus tahtında hangi Han oturuyor?". Aslında Çar'ı kastediyor, çünkü Çar kadar güçlü ve etkili birini kastediyorlar. 


Hukuk alanında etkinin olduğunu görüyoruz. İdam cezası Altın Orda ile birlikte başlatılmıştır Ruslar'da. Diplomasi; Tatarca, yani Tatar Türkçesi I.Petro dönemine kadar diplomaside ikinci resmi dil olarak kullanılmıştır. Postacılık; Hanların kurdukları yan posta istasyonları bütün Rusya'da kurulmuş ve Rus yollarını Avrupa'da en güvenilir yol haline getirmiştir. Ekonomide de etkisini görüyoruz. Rusya'daki para anlamındaki dengi kelimesi bile Türkçeden alınan bir kelimedir. Tenge'den gelmektedir. Nitekim Tenge bugün birçok Orta Asya ülkesinin para birimidir. Nüfus sayımı; ilk kez nüfus sayımı Rusya'da Altın Orda döneminde yapılmıştır. 


Bütün bu etkileri en iyi şekilde gösteren husus tabi ki dildir. Nitekim, Rus dilcileri dahi çeşitli dönemde Rusçaya yaklaşık 1500 kelimenin girdiğini ileri sürmektedir. Tabi ki bu kelimelerin bir kısmı zamanla kullanımdan çıkmıştır. Aynı Türkiye'de olduğu gibi. Çeşitli dönemlerde dil reformları yapıldığında Rusçadaki yabancı kelimeler de çıkarılmıştır. 


Önemli etkilerden biri de kıyafet alanında olmuştur. 1551 yılında toplanan Rus Konseyinde (Rus Dumasında), Rus devlet adamları o kadar rahatsız olmuşlar ki Rusların Türk kıyafetleri giymesinden, şöyle denmiştir: "Dinsiz Muhammed'in takkelerini takmalarını yasaklamalıdır." Hatta insanlar kiliseye giderken bile Altın Orda'da gördüklerini ve benimsedikleri takkeleri takıyorlardı. Yine bir başka, Maksim Grek, Yunan kökenli, o da Moskova'dan arkadaşlarına yazdığı mektupta, Rusların Tatar kıyafetlerine büründüklerini kastederek, yakında çalma, ya da çarşaf giymeye başlayacaklarını, yazarak kederli ve alaylı bir şekilde belirtmiştir. 


Tabi bu etkilerin ancak bir kısmını özetlemeye çalıştım. Ama şunu belirtmemiz gerekiyor, Altın Orda etkisi çok büyük olmuştur Rusya üzerinde. Ve Altın Orda Devleti ki aslında Rusya'yı 16.yy'da Avrupa'nın en güçlü devletlerinden biri haline getirdi dersek abartmış olmayız. Ama maalesef özellikle, ve Ruslar da buna çok önem veriyorlardı,  örneğin IV.İvan Tatar Hanlıklarını Altın Orda'nın varisleri olan Kazan, Astrahan ve Sibir Hanlıklarını ele geçirdiğinde kendi ünvanına, yani Büyük Rusya Çarlığı hükümdar ünvanına aynı zamanda Kazan, Astrahan ve Sibir hükümdarı teriminide eklemiştir.  Ancak özellikle Petro döneminden itibaren Altın Orda'nın Rusya üzerindeki izleri silinmeye çalışılmıştır. Bütün o uygulamalardan vazgeçilmiş, bunun bir sonraki adımı Sovyetler Birliği zamanında yapılmıştır. Nitekim, 1944 tarihinde Komünist Partisinin kararı doğrultusunda Rusya'da Altın Orda araştırmaları yasaklanmıştır. Ve bu yasakta Sovytler Birliği'nin yıkılışına kadar sürmüştür. 



(Prof.)Doç.Dr.İlyas Kemaloğlu (Kamalov) / kendi sitesi

TÜRK-RUS MÜNASEBETLERİ - Türk Tarih Kurumu/(detaylı)video




*


"Russians of Turk Origin"
Prof. Minehanım Tekleli



Yazar Aleksandr Ivanovich KUPRİN (1870-1938)


Bütün ömrünü Türklerle vuruşarak geçiren Türk;
Aleksandr Vasilyeviç SUVOROV (1729-1800)


Ressam Arkhip İvanoviç KUİNCİ (Kuinji)(1842-1910)


Komutan Alexander Vasilyevich KOLCHAK (KOLÇAK - 1874-1920)


Nobel ödüllü Yazar İvan Alekseyeviç BUNİN (1870-1953)


Şair Anna AHMATOVA (1889-1966)*
* Eşi: Şair Nikolay Gumilyov
* Oğlu: "Hunlar","Eski Türkler","Hazar Çevresinde Bin Yıl" kitaplarının da yazarı olan coğrafyacı-tarihçi 
Lev Nikolayeviç Gumilev (L.Nikolayevich Gumilev)'dir.




Fyodor Mikhailovich DOSTOYEVSKİ (1821-1881)


"Her şeyden önce, kendine yalan söyleme. Kendisine yalan söyleyen ve söylediği yalanları dinleyen kişi bir noktaya gelince, etrafındaki veya kendi içindeki gerçeği ayırt edemez. Ve böylece hem kendisine hem de diğerlerine 
bütün saygınlığını yitirir."


"Above all, don't lie to yourself. The man who lies to himself and listens to his own lie comes to a point that he cannot distinguish the truth within him, or around him, and so loses all respect for himself and for others." 


"Russians" of  "Turk" origin....




19 Ekim 2018 Cuma

İgor Destanı ve Kıpçaklar




"İgor Destanı" veya "Prens İgor Destanı" [Novgorod-Seversk prensi İgor Svyatoslaviç (1151 - 1202)], Kıpçak/Kuman Türkleri ile Rus Knezliklerinin 1103-1185 yılları arasındaki savaşlarını anlatır. "Rus" ordusu mağlup olup yok olmuş ve Oğlu Vladimir ile beraber esir düşmüştür. 

Oğlu Vladimir daha sonra bir "Türk" kızı olan Konchakovna (Konçak Kağan'ın kızı) ile evlenir. Prens İgor'un annesi de bir Kıpçak Türkü'dür. 





"Oltava'da yaptığın gibi düşmanları ez!
Varla'da olduğu gibi ez onları!
Merl'de yaptığın gibi, Sür onları dışarı,
Düşman Polovtsian (Kıpçaklar) Kağanlarının ordusu ezilsin!"

"Güneş gibi olan Konçak Kağan,
Ay gibi olan Gazak (Kazak) Kağan,
Bütün Kağanlar yıldızlara eşittir.
Zaferleri parıldıyor,
Cennetlik bedenlerin parlıklığı gibi.
Hey!
Şanlı Kağanlarımıza şimdi kımız içeçeğiz, hey!
Kımızlar bizi mutlu edecek, hey!
Mahkumlar bizden kaçmayacak, hey!
Lanet olsun sana! Kaçmaya cesaret eden:
Yaldızlı oklarımız
Ve hızlı atlarımız
Her zaman onu steplerde yakalar
Bir şarkı besteleyeceğiz,
Kağanların görkemine,
Ve onların savaşlarını öveceğiz!
(Oğurlu kımız tulumlarıyla içeri girer..) 
[çeviri:Semra Bayraktar]



Bestesini Alexander Borodin’in (Aleksandr Porfiryevich Borodin, 1833-1887) yapmaya başladığı, lakin ani ölümü üzerine Rimsky Korsakov* ile Alexander Glazunov (1865-1936)’un tamamladığı 4 perdelik en iyi tarihsel Rus operalarından biridir. Dünya galasını 4 Kasım 1890 yılında Sankt Peterburg’un meşhur salonu Mariinsky Tiyatrosu’nda yapmıştır. Bu destanı yazanın da Peçeneklerden bir Türk olduğu söylenmektedir. 

Bu durumda, Ruslar ilk destanlarının yazılımıyla, bestesiyle, destanıyla bize mi borçlu oluyorlar?... Vladimir adının bile Türkçe'den "BALA-DİMİR/TİMİR/TİMUR/DEMİR"den türetildiğini düşünüyorum.

Yukarıdaki resim 2012 yılında 19.Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivalinden... Dekor "Türk Sanatıyım Ben" diye bağırıyor ... Operayı izleyenlerin kaçı bunun farkındaydı? Bırakın İgor'un yarı Türk olmasını, kaçı İgor'un düşmanlarının Türk olduğunun farkındaydı? ;)


SB

* Nikolay Rimski-Korsakov (1844-1908): Korsakovlar sülalesi temelini Letonya’dan Moskova’ya gelen Ventseslav Jegmuntoviç Korsak adlı şahıstan almaktadır. Korsakov soyadının temelini korsak ‘bozkır atı’ sözü oluşturmaktadır. Bu söz, Türk lehçelerinin Kıpçak gurubundan alınmıştır.

EK: Kiev Knyazı Vladimir Monomah’ın iki oğlu da Kuman başbuğlarının kızları ile evli idiler.



İgor Destanı, Kıpçak-Türkleri ile Rus Prensleri, Minyatür Radziwill Kronolojisi, 15.yy.
Academy of Sciences Library, Leningrad




Eski Rus “İgor Destanı” Adlı Eserdeki Eski Türk
Kökenli Kelimeler Üzerine Bir İnceleme

"İgor Destanı" ("Slovo o polku İgoreve", XII yüzyıl) adlı eser, eski Rus ve Türk Kıpçak kavimleri arasında 1185 yılında vuku bulmuş savaştan bahsetmektedir. Bu savaşta, Türk-Kıpçak kavmi muzaffer olmuştur. Bu eserin yazarının, Peçenek kavminden bir Türk olduğu söylenmektedir.

Giriş

Eski Rus «İgor Destanı» adlı eser, eski Rus ve Türk-Kıpçak kavimleri arasında 1185 yılında vuku bulmuş savaştan bahsetmektedir. 1792 yılında kont A.İ.Musin-Puşkin, «Destan»ın bir nüshasını XVI. yüzyıla ait olan bir kitapta bulduktan sonra, bazı Rus ve yabancı bilim adamlarında «İgor Destan»ına karşı şüpheli bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu kuşkucu ekolün temsilcileri «İgor Destanı»nı «Zadonşina» ile karşılaştırmışlar, söz konusu «Destanı» zayıf ve yansıma bir eser gibi göstermişlerdir (Gorskiy, 1992, 167).

«İgor Destanı»na olan ilginin neticesinde XIX. yüzyıl öncesi eski Rusçasında yer alan eski Türk kökenli kelimelere dikkat daha da artmıştır. «İgor Destanı» adlı eserde eski Türk kökenli kelimeleri N.A.Baskakov, K.G.Menges, S.Y.Malov, F.Y.Korş, P.M.Melioranski vb. bilim adamları leksik ve tarihî yönden etraflıca araştırmışlardır. O.Süleymenov’un 1975 yılında yayınlanmış «Az i Ya» adlı eseri Rus-Slav kaynaklarında eski Türk kelimelerin incelemesi için yeni bir sebep oluşturmuştur. Bu eserin etkisi ile eski Rus edebiyatının ünlü eseri «İgor Destanı» hakkında düşünceler değişmiştir. Burada yazar, tarihî olguları tarihî gerçekleri kendine göre değiştirerek yorumlayan birkaç bilim adamını eleştirmiştir. Bunun yanı sıra O. Süleymenov, araştırmacılar tarafından incelenmiş kelimelere eleştirel olarak yaklaşmış ve onlardan bazılarını «gizli» eski Türk kökenli kelimeler («nevidimıye» türkizmı) olarak adlandırmıştır. 

O. Süleymenov, «gizli» eski Türk kökenli kelimeler arasına aşağıdaki kelimeleri de dahil etmiştir: poganıy «murdar», yav «gerçeklik», son «uyku», tovariş «arkadaş», bukva «harf», pismo «mektup», bumaga «kâğıt», tkan «kumaş», slovo «kelime, söz», yazık «bozkırçı», uyut «rahatlık», karandaş «kurşunkalem», pşeno «darı» vb. (Süleymenov, 1989, 478). A. Aykuta göre, “Destanı“n Türk dili ve tarihî için ilginç yönü kullanılan Türkçe kökenli kelimeler ve Kıpçaklar hakkında verilen bazı bilgilerdir. “İgor Destanı”nda Türkçe kökenli oldukları tartışılan 50’ye yakın kelime vardır. Bunlar genellikle giyim, silahlar, kişi, yer ve boy adları ile çeşitli unvanlardır (Aykut, 1984, 308).

Eski Türk ve eski Rus kavimleri arasında binlerce yıl dostluk ve düşmanlık ilişkileri olduğu açıktır. Lâkin, bu iki kavim her zaman komşu olmuş ve bundan dolayı birçok şeyi kendiliğinden veya şuurlu olarak birbirinden almıştır. 

O. Süleymenov’un «Az i Ya» adlı kitabı L. N. Gumilyov’un eserleri gibi A.Kuzmin, L.Dmitriyev, D.Lihaçov vb. ünlü Rus bilim adamları tarafından kuvvetli bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı bilim adamları ise başka tarzda düşünmektedirler. Örneğin, V.Y.Abayev’in fikrine göre, O.Süleymenov’un eseri «İgor Destanı» hakkında yazılmış pek iyi araştırmalardan biridir (Kajibekov, 1991, 146). O.Süleymenov kendi «Az i Ya» adlı eserini, «Prostor» dergisinde yayımlamış ve Y. L. Kajibekov ile sohbetinde, şöyle nitelendirmiştir: «Bu eser problemin koyulması için yazılmıştı. Benim, araştırmacı-jeolog gibi, amacım sondaj yapmaktır. Sondajın üzerinde çalışmak ise başka meslek sahiplerinin katılması ile mümkün olur. Şair, burada yalnızca arıştırmacı olabilir. Ben, bazı düşüncelerimin anlaşılmasını arzu ediyorum» (Kajibekov, 1991, 147).

Biz, Rus sözlüğünde yer alan doğu kökenli kelimelerin (oriyentalizmlerin) metodik olarak incelenmesini bugüne kadar halledilmemiş sorunlardan biri olarak görüyoruz. Bazı halklar, dillerini ve kelime hazinelerini başka halkların kelimeleriyle zenginleştirerek birçok kelimeyi kendi kelimeleri gibi göstermektedirler. «İgor Destanı» adlı eserde mevcut olan eski Türk kökenli kelimeler daha önce de ispatlanmıştır. Bazılarını ise burada biz açıklıyoruz. Makalemizde sadece bazı kelimelerin, önceki araştımalarda gösterilen açıklamalarına ek olarak kendi ilave izahatlarımızı vermekteyiz, diğer kelimelerin açıklamaları ise dipnotta göstermekteyiz (1)


ONOMASTİK BİRİMLER

Antroponimler
Bu grupta aşağıdaki şahıs isimleri bulunmaktadır:
David /1/, Boris /2/, Ovlur /2/, Kobyak /3/, Konçak /6/, Gza-Gzak /4/, Boyan /6/.

B. Popov, Gza-Gzak şahıs isimlerini «göçebe hayatı geçirmek» anlamına gelen koz-kaz kelimesinden ileri gelen kozak kelimesinde ünlülerin zayıflaması neticesinde türediğini belirtmektedir (Popov, 1949, 119). N. Meşçerski, Gzak şahıs isminin sonunda mevcut olan k sesinin, eseri yazan şahsın hatası neticesinde ortaya çıktığını söylemektedir. Satırın başındaki k harfı Gza şahıs ismine eklenmiştir. Sonra ise yazar, bunu düzeltmemiş ve bu metni kopya ederek yazmıştır. Böylece, «Destan»da Gza şahıs ismi Gzak şeklinde kullanılmştır (Slovo o polku İgoreve, 1985, 112). K. Menges’in fikrine göre, Gzak şahıs ismi Bonyak, Konçak, Kobyak şahıs isimleri gibi türemiştir: «beyaz gözler» anlamına gelen gözü ak, «beyaz boyun» anlamına gelen boyun ak, «köpekçik» anlamına gelen köp ak (Menges, 1979, 110- 116; Baskakov, 1985, 45).

Ovlur – V. Gordlevskiy, Ovlur-Vlur şahıs isminde Yunan dilindeki «avcılık yapan» anlamına gelen avlaur-avlur kelimesinin Kıpçakçasının kullannıldığını tahmin etmektedir. V. Gordlevskiy, V. Radlov’un Ovlur şahıs isminin «ağlamak, bağırmak» anlamına gelen ağlaur kelimesinden türediğinin yanlış olduğunu ispatlamaktadır (Menges, 1979, 92). M. Ekrenov, Ovlur şahıs isminin Balkar ve Karaçay lehçelerinde Oğurlu şeklinde bulunduğunu göstermektedir. Böylece olayı, eski Rusça’da ğ sesin bulunmamasıyla açıklamaktadır. Bu sesin yerine eski Rusça’da v sesi kullanılmaktadır. Oğurlu kelimesi Kıpçak grubu lehçelerinde «mutlu, iyi kalpli» anlamında da kullanılmaktadır. Bu kelimenin başka şekilleri fonetik tabanlar olarak görülmektedir (Erkenov, 1986, 111). 


Etnonimler :
Ovarı /1/, Kasogı /1/, Ugor /2/, Tatarı /22/, Revugı /1/, Topçakı /1/, Mogutı /1/, Tatranı /1/, Olberı /1/, Şelbirı /1/, Hinovya / 3/. 

Şelbiri – Bu kelimenin anlamı hakkında birkaç hipotez vardır. F.Y.Korş, şelbir kelimesinin «atı bağlamak için uzun ip» anlamına gelen çilbir kelimesinden ileri geldiğini söylemektedir. V.Radlov, Tatar lehçelerindeki «zincir» anlamına gelen çembur kelimesinin eski Rusça’ya şelbir şeklinde geçtiğini ifade etmektedir. L.Kovakevskiy, «zincir» anlamına gelen çilbuğur kelimesinin Moğol dilinden alındığını ve şelbir şeklinde değiştiğini tahmin etmektedir. K.G.Menges, «haç insanları» anlamına gelen şalbir kelimesinin şelbir-salib eri – salbi er şeklinde değişmesiyle oluştuğunu göstermektedir (Menges, 1979, 163). S.Y.Malov, şelbir kelimesinin «ailede büyük oğul, bey» anlamına gelen çelebi – er kelimesinden ileri geldiğini varsaymaktadır. Böylelikle, eski Bulgar lehçesinde şelebir, şelbir, eski Türk dilinde ise çeleb kelimesi ortaya çıkmıştır (Malov, 1964, 156)


Toponimler:
Korsun /2/, Ugorskiye gorı «Ugor dağları» /2/, Kiyev /13/, Sula /13/, Kayala /5/, Suroj /1/, (Tmutarakanskiy) bolvan «(Tamartarhan) balabalı» /1/.

(Tmutarakanskiy) Bolvan – Eski Fars dilinde olan «Parfiye» anlamına gelen parpava kelimesinin yeni Fars dilinde «alp, kahraman» anlamına gelen pahlavan şeklinde olması tek kaynak gibi gösterilmektedir. Arkeolog P. İ. Keppen, Tmutarakanskiy bolvan teşhiş edilmiş ve «taş karı» anlamına gelen «kamennaya baba» gibi adlandırıldığını söylemektedir (Menges, 1979, 35). F. Y. Korş’un fikrine göre, balbal kelimesi eski Rusça’ya Kazak lehçesinin aracılığıyla geçmiştir (Korş, 1906, 45). P. M. Melioranskiy, balbal kelimesinin Çin dilindeki bey-ven kelimesinden ileri geldiğini tahmin etmektedir (Melioranskiy, 1905, 63). «Kıpçakların bütün yaz ve kış obalarının yanında kurgan mezarlıkları bulunmaktadır. Burada, Kıpçaklar ölüleri tasvir eden taş heykelli ulu babaların mabetlerini kurmuşlardır. «Balbal» heykeller, IX. yüzyılın sonunda Kıpçak kültürünün en ayırıcı ve parlak çizgisini oluşturmaktadır. Uygurlar, bu «balbalları» VI-IX. yüzyılda yapmışlar. Fakat Kıpçaklar, bu taş heykelleri korumuşlardır (Pletnyova, 1990, 30-31).


İNSANLA İLGİLİ KELİME HAZİNESİ
kotora «tartışma» /1/, koşçey «göçebe» /3/.

Koşçey – «Göçebe» (Şipova, 1976, 89). Bu kelime, «İgor Destanın»da 3 defa kullanılmıştır: 1) ...çaga po nogate, a koşçey po rezane... «...çocuk bozuk parayla, göçebe ise büyük parayla satılır...»; 2) ...Konçaka poganogo koşçeya... «...alçak göçebeği Gonçağı...»; 3) ...iz sedla zlata, i v sedlo koşçeyevo peresel... «...altın eyerden göçebe eyerine geçip oturdu...» (Slovo o polku İgoreve, 1965, 120). Bu kelimeyi inceleyen birkaç bilim adamı vardır. Bu kelimenin incelenmesi neticesinde arıştırmacılar, örneğin P. M. Melioranskiy, N. A. Baskakov, N. K. Dmitriyev, K. G. Menges, koşçey kelimesinin bu «Destan»da «kul, hizmetçi, esir; altın ordu hanlarında bir vazife tutan insan; polovetslerin bir başka takma adı» anlamlarında kullanıldığını göstermektedirler (Baskakov, 1985, 157; Dmitriyev, 1962, 561; Melioranskşy, 1902, 294; Menges, 1979, 150)

S. A. Pletnyova, bu kelimenin farklı izahını vermektedir. S. Pletnyova’nın fikrine göre, «koşevıye soylu ırkına dahil olan büyük zengin ailelerin başçılarıdır ve koşçey masal takma adı bu kelimeden türemiş olabilir. «Destan»ı yazan, Gonçağı «poganıy koşçey», yani «koşçı» gibi adlandırmıştır. Gonçağın büyük bir askeri birliğin başçısı olduğu ihtimali var» (Pletnyova, 1990, 129-130, 218). O. Süleymenov’un fikrine göre, «Destan»da koşçey «koçevnik», yani «göçebe» anlamında kullanılmıştır. Bu kelime de bozkırcıların yaygınlaşmış adlarından biridir. «Koçevnik» kelimesinde koş-koç açık olarak görünmektedir (Süleymenov, 1989, 495)

«Köçmek, göçebelik yapmak» anlamına gelen koçevat ve koşçı kelimesi başka Türk lehçelerinde de var: Azerbaycan Türkçesinde koç- Türkmen Türkçesinde göç-, Türkiye Türkçesinde göç-, Kırgız Türkçesinde köç-, Kazak Türkçesinde köç-, Yakut Türkçesinde köş- (Sevortyan, 1962, 170)

Bizim fikrimize göre, koşçey kelimesi için yukarıda gösterdiğimiz anlamlar arasında “göçebe” anlamı birinci olmuştur. Çünkü; Kamas, Karagas ve vb. eski diller dahil olan Ural – Samodi diller ailesine dahil olan Nenets dilinde “köçmek, göçebelik yapmak” anlamına gelen kaslatsya kelimesi vardır. Böylece, Türk lehçelerin belirli devirlerinde söz konusu olan kelimenin orta ve son seslerinin değişimi sonucu, bu kelimenin kökü kas-koç-koş şeklinde görünmektedir. Nenets dili ise Hakas lehçesinin z-s – dialektine dahildir, yani Nenets dilinin dahil olduğu lehçe grubu kelime ortasında ve sonunda r-d / t-z / s-y sesleriyle belirlenmektedir (Baskakov, 1962, 290). T/s-ç/ş fonetik ses değişmesi ise Türk lehçelerinin en eski Altay devrini göstermektedir. Bu delillere dayanarak, biz koşçey kelimesinin birinci anlamının “göçebe” olduğunu düşünmekteyiz. Bu kelimenin başka anlamları ise daha sonra ortaya çıkmış olmalıdır. 

kotora – kotora; kotoritsya, kotoriç; “tartışma, kavgalı olma”; “kavgacı”; “isyan etmek” anlamlarında kullanmaktadır (Şanskiy, 1965, 98). Kotora kelimesini eski Türk dilindeki “kalkış” anlamına gelen küterme (çağdaş Rus dilinde “düzensizlik” anlamına gelen kuterma kelimesi) kelimesiyle bağlamaktadırlar. Kotora ve kuterma kelimeleri eski Türkçe’deki köter + üw – küter + üw substantiv (mastar) şekillerinden ileri gelmektedirler. Sonra ise bu kelime eski Rusça’ya kendi kurallarına uygun adapte olmuştur (Baskakov, 1976, 234). İ. Sreznevskiy, «kavgacı» anlamına gelen kotor kelimesini «isyana kalkan» anlamına gelen kötörüwçi kelimesinden ileri geldiğini vurgulamaktadır (Sreznevskiy, 1958, 1, 1301).


BİNA VE EV İLE İLGİLİ KELİME HAZİNESİ
kuren «bir ev çeşiti» /1/, telega «atlı araba» /1/, korabl «gemi», terem «büyük ev» /1/, kur «kurulmuş bir yapı» /1/. 

kuren – «çadır, kamp»; Ukrayna dilinde kuren kelimesi «aynı sıradaki evler» anlamında kullanmaktadır (Dal, 1979, 2, 98). Kuren kelimesi Kırgız lehçesindeki «toprağı kürekle çekmek» anlamına gelen kürö ve Altay lehçesindeki küre kelimelerinde olan Türk Moğol gövdesi ile etimoloji olarak alakalıdır. Aşağıdaki kelimeler, bu gövdeden türemiş taban kelimelerdir: «etrafındaki toprağı kabartma» anlamına gelen küren, «avlu, evin önünde temizlenmiş bir yer» anlamına gelen kürentik, «ağıl» anlamına gelen Moğol dilindeki gürien (Baskakov, 1976, 230)

kur – Bu kelime «İgor Destanı» adlı eserde bir defa kullanılmıştır: Vseslav..., iz Kiyeva doriskaşe do kur Tmutarakanya... «...Vseslav Kiyevden Tmutarakana kadar ulaşmış...». Kur kelimesi bugüne kadar bir tartışma konusu olarak kalmıştır. V. V. Kapnist, Kursk şehrin ismi Kurya prensinin ismiyle adlandırıldığını tahmin etmektedir. Başka bilim adamları, bu kelimede Kura adlı nehrin ismini görmektedirler (Babkin, 1950, 374). A. L. Nikitin, bu kelimeyi toprakla suların arasında meskunlaşmış Allah-Ucube gibi belirlemiştir. Sonra ise bu kelimenin anlamı putperestlik kalıntılarıyla kaybolabilirdi ve bu yüzden kur kelimesini eski Türk kelimesi veya zaman belirticisi gibi nitelemeye başladılar (Nikitin, Filipovskiy, 1978, 167)

Bu kelimeyi iki bakış açısıyla nitelemek gerekir. 

D. S. Lihaçov ve V. E. Oryol eski Rusça’daki kur kelimesinin «horoz» anlamında kullandığı görüşündedirler: Vseslav..., iz Kiyeva doriskaşe do kur Tmutarakanya «Vseslav Tmutarakana horozlar ötünceye kadar ulaşmış...» (Lihaçov, 1985, 114; Slovar Russkogo Yazıka XI-XVII vv., 1981, 134)N. A. Baskakov ve O. Süleymenov kur kelimesini «İgor Destan»ı adlı eserde yer alan birçok eski Türkçe kelimeden biri olarak yorumlamaktadırlar. Rusçada kur kelimesi kur-a biçiminde ilgi (-in) halinin çokluk şekliyle kullanılmaktadır. Kur kelimesi eski Türkçe kurmak kelimesinin gövdesiyle bağlı olabilir veya Tatar lehçesindeki «kurmak» anlamına gelen guruw kelimesinden kura şeklinde alınmış olabilir (Baskakov, 1985, 114). Eski Türk dilinde, gerçekten, «kurmak» anlamında kullanılan fiilli gövde vardır. Bu gövde fiil ve isim gibi de kullanılabilir (Radlov, 1899, 918)

İ. N. Şervaşidze, kur kelimesinin başka bir anlamı da olduğunu göstermektedir. Bu kelimenin «rütbe», «durum», «prens ve imparator ünvanı» anlamları olduğunu da söylemek gerekir (Drevnetyurkskiy Slovar, 1969, 187; Slovar Drevnerusskogo Yazıka, 1988, 123). İ. N. Şervaşidze, eski Türkçe «rütbe» anlamına gelen gur-kur kökünün Yunan dilindeki xyplos kelimesinin etimoloji kopyası olduğunu görüşündedir. İ. Şervaşidze’nin fikrine göre, bu eski Türkçe kelimenin ilk anlamı belli değildir, yani o «han çadırı» anlamına gelen çuvaç gurvi birliğinde olan gurvi «han obası» anlamına gelen kur üwr kelimesiyle ilgilidir. «İgor Destan»ında olan cümleyi İ. N. Şervaşidze böyle tercüme etmektedir: «Vseslav..., Kiyevin Tmutarakan hükümdarlarına kadar ulaşmış...» (Şervaşidze, 1990, 88)

Biz, yukarıdaki delillere dayanarak, N. A. Baskakov’un ve O. Süleymenov’un bu kelime hakkında düşüncelerinin daha inandırıcı olduğu görüşündeyiz.


TABİAT OLAYLARI, BİTKİ VE HAYVAN DÜNYASI İLE İLGİLİ KELİME HAZİNESİ. 

Tabiat olayları ile ilgili kelimeler
Tma «karanlık», «bir sürü» /1/, bagryanıy (stolp) «erguvani, kıpkırmızı (kodamanlar)» /2/, yarugi «yar, dere» /2/.

Hayvan dünyası ile ilgili kelimeler
Koja «deri» /1/, pardus «pars» /1/, gogol «gürlükuşu»/1/, bosıy volk «kutsal kurt» /37/, çayka «martı kuşu» /1/, div «dev» /2/, kreçet «akdoğan, sungur» /1/.

Onomatope veya ses yansımalı kelimeler
(Voronı) grayahut «(kargalar) bağırırlar» /2/.

Bitki dünyası ile ilgili kelimeler
Kovıl «gavıl» /1/. 


volk - «kurt, köpek cinsli yırtıcı hayvan» (Dal, 1978, 1, 232). M. Fasmer, bu kelimenin birkaç etimolojik varyantın olduğunu göstermektedir: Praslavyan dilinde *vılk, Litvanya dilinde vilkas, Latış dilinde vilks, eski Hind dilinde vrkas, Alban dilinde ulk. bu kelimelerin kökü aynıdır, ancak volk kelimesi Rus diline bu dillerden alınmamıştır; Levental’in “bula, boz, gri” anlamına gelen vıl kelimesi hakkında faraziyesi doğru değildir. M. Fasmer, daha çok bu kelime hakkında A. Abayev’in versiyonunu kabul etmektedir. A. Abayev’in fikrine göre, “kurt” anlamına gelen vulcus kelimesinin kökü Latindir (Fasmer, 1986, 1, 338). A. M. Şçerbak, “Rus dilinde ki volk kelimesinin eski Türk Yakut lehçesindeki buolka-buokka kelimesinden ileri geldiğini” varsaymaktadır (Şçerbak, 1961, 133; Efendiyeva, 1998, 40-41).

çayka – “Perdeayaklı su kuşu; küçük martı kuşu; çagravı, kryaçki, martı kuşu – kırlangıç. Strejaşe e knyaz gogolem na vode, çatsami na struyah. “Prens, su kuşu gibi akımlarının üzerinde martı gibi koşuyordu.” (“İgor Destan”ı) (Dal, 1980, 4, 311). M. Fasmer, bu kelimenin etimolojisi hakkında bazı bilgiler vermektedir: “Ukrayna dilinde “martı kuşu” anlamına gelen çayka, Çek dilinde aynı anlama gelen çeyka kelimeleri vardır. Praslavyan dilindeki çayka kelimesinin kuşun *ke ötüşüne benzerliğinden ileri geldiği söylenilir. Eski Hind dilindeki *ka-ka çığlık taklidinden “karga” anlamına gelen kakas kelimesi türemiştir” (Fasmer, 1987, 4, 311). Y. Şipova, çayka kelimesinin Türk kökenli olduğunu tahmin etmektedir. Fakat, kelimenin taklidi seslerden veya fiilden türediği belli değildir. Y. Şipova, çayka-şayka fiilden türediğini tahmin etmektedir: 

Tatar lehçesindeki “çarpmak” anlamına gelen çaykalu, “atmak, sıçramak” anlamına gelen çaykau; “çalkalamak” anlamına gelen şayka, “çalkalanmak” anlamına gelen şaykal. V.Radlov’un sözlüğünde Altay, Kazan, Çağatay lehçesindeki aynı anlama gelen çayka kelimesi ile gösterilmektedir (Şipova, 1976, 372; Radlov, 1905, 3, 1825)Bizim fikrimize göre, D. Setarov’un çayka kelimesini incelemesi daha inandırıcıdır. “Kuş bilimi edebiyatında martının çığlığı böyle tasvir edilmektedir: uçuşta kahkaha “ha-ga-ga”; tehlike zamanı havada sedalı “yah-yah” veya gırtlak sesi “kvyauu”. Özbek lehçesinde *Çar taklidi gövdesinden “çayka” anlamına gelen çarlak kelimesi türemiştir. “Çığlık atmak, çağrışmak” anlamına gelen şağila-çağila jağila kelime şekilleri Kazak lehçesindeki “çayka” anlamına gelen şağala kelimesinden türemiştir. Eski Türk dilinde “gürültülü ve aceleyle koşuşturmak” anlamına gelen çağ kelime de var. 

Çayka kelimeyi Tatar lehçesindeki “alaca karga” anlamına gelen çauka kelimesiyle fonetik olarak karşılaştırmak mümkündür (Setarov, 1983, 18). A. Kononv’un fikrine göre, “çayka kelimesi eski Türk dilindeki çay-say-şay + ka «küçültme ek» morfemlerinden oluşmuştur (Kononov, 1972, 38)Göründüğü gibi, bilim adamları çaykayı ses yansımalı kelime gibi belirtmektedirler. Ses yansımalı kelimeler birkaç şema üzerine göre kurulmaktadırlar. Çayka kelimesi birinci şema üzerine kurulmuştur:

O (onomatope veya ses yansımalı kelime) = (K1 (konsonant, ünsüz) + V (vokal, ünlü) + K2) + (K1 + V + K2) = 2 (K1 + V + K2)

Böylelikle, çayka kelimesi tek birleşik biçimden ve –ka ekinden oluşmaktadır (Dmitriyev, 1962, 543). Kökler, genellikle (K + V + K) veya (K + V + K + K) kalıbındadır. Bu kalıplar Türk hece sistemine bağlıdır. Bu köklerden –ıl (-il, -ul, -ül) ve vb. eklerle genişletmeler yapılmakta, ikincil gövdeler oluşturulmaktadır (Zülfikar, 1995, 167). 

(Voronı) Grayahut – “kargalar bağırıyorlar”, “kargalar garıldıyorlar” (Rusça-Türkçe Sözlük, 1977, 268; Zülfikar, 1995, 468). “İgor Destan”ı adlı eserde bu kelime üç şekilde kullanılmıştır. Bu kelime, “Geçmiş Yılların Hikayesi” (XI. yy.) ve “Zadonşina” (XIV. yy.) eski Rus eserlerinde de kullanılmıştır. Dal’in sözlüğünde “Grayat, garkat, karkat, böyle kargalar, alaca kargalar” ve vorona kelimesi de “karga, gava kuş” gibi anlatılmaktadır” (Dal, 1978, 1, 391, 244; Dal, 1979, 2, 91). M. Fasmer’in sözlüğünde bu kelimenin tatmin edici etimolojik izahı verilmemektedir. Bu kelimenin sadece başka dillerde birkaç şekilleri gösterilmektedir: Bulgar dilinde graçaSloven dilinde grakati (Fasmer, 1986, 1, 453). Gördüğümüz gibi, bu kelimelerde eski Türk kökenli karğa kelimesi bulunmaktadır (Fasmer, 1986, 2, 196). Bu kelime, M. Kaşgarlı’nın sözlüğünde ve Codex Cumanicus adlı eserinde de kaydedilmektedir (Kaşgarlı, 1998, 1, 425; Malov, 1930, 242). Eski ve Çağdaş Türk Lehçelerinde “karga” anlamına gelen vorona, “alaca karga” anlamına gelen galka kelimelerinin ve buna benzer kelimelerin olmasını N. A. Baskakov’un kuş adlarının kendi renkleriyle alakalı olduğu faraziyesinin inandırıcı olmadığını göstermektedir (Baskakov, 1985, 47).

Bu kelimeler, genellikle, ses yansıması yoluyla oluşmaktadır: ga, ğa, Uygur lehçesinde ğa-ğa. Tatar lehçesindeki deyimiyle karşılaştırınız: garğa gar-gar diğönde, tartar da tartar di “karga “kar kar” bağırdığında, o zaman flurya de “tar-tar” bağırıyor” (Drevnetyurkskiy Slovar, 1969, 426). D. H. Bazarova eski Türk karga kelimesi kark ve a “ek” morfemlerinden oluştuğu görüşündedir. A eki başka kuş adlarında da bulunmaktadır, örneğin, Özbek lehçesinde kurk-a “gurk”, karkar-a “balıkçıl kuşu” (Bazarova, 1975, 11). Biz, bu delillere dayanarak, bu kelimenin ses yansımalı bir kelime olduğunu kabul etmekteyiz. Grayut kelimesi aşağıdaki şemaya göre oluşmaktadır:

O (onomatope veya ses yansımalı kelime) = (K1 (konsonant, ünsüz) + V (vocal, ünlü) + K2) + (K1 + V + K2) = 2(K1 + V + K2) 

«İgor Destan»ı adlı eserinde bu kelime eski Rus fiilinin imperfekt şekliyle kullanılmaktadır: gra-ahut, gra-yahut (İvanov, 1990, 223). Bu «Destan»da graahut, grayahut kelimesi hem de ön ekle kullanılmaktadır: vz-gra-yahuTürk kökenli olan grayut kelimesinin birkaç şekilde kullanılması bu kelimenin eski Rusçada çok iyi bir şekilde benimsendiğinin ispatıdır.


SOSYAL TERMİNOLOJİ

Ticaret ile ilgili kelimeler
Nogata “küçük para, kuruş” /1/, belya “akça” /1/.

Töre, âdet, örfle ilgili kelimeler
Jemçug “inci” /1/, ortma “örtü” /1/, japonçitsa “yağmurluk, kaban” /1/.

Askerî kelimeler
Meç “kiliç” /6/, sablya “kiliç” /5/, horugovi “aziz tasvirli bayrak” /1/, çolka “bayrağın püskülü” /1/, zasapojniki “çizmenin koncunda bulunan bıçak” /1/, kinjal “hançer, kama” /1/, haralug “demir çelik” /1/, bulat “pulat” /7/, şereşir “kılıç, mermi” /1/. 

Sosyal terimler
Kagan “kağan” /1/, çaga “çağa” /1/, boyarin “boyar” /1/, saltan “sultan” /1/, hot “hanın hanımı” /1/, bılya “ricalden” /1/.

Zasapojniki – Bu kelime “Destanı”n şu cümlesinde kullanılmıştır: A uje ne vijdu vlasti silnago i bogatogo i mnogo voi brata moego Yaroslava s tatranı...: raneye tii bo bes şçitov s zasapojniki klikom...polki pobejdayut... “Güçlü ve zengin kardeşim Yaroslav’ın tatranlarla egemenliğini artık ben görmüyorum...: evelden onlar bıçak ve kalkansız ancak bağırışla zafer kazanmaktadırlar...” (Slovo o polku İgoreve, 1938, 105). A. S. Lvov, zasapojnikı kelimesinin ancak eski Rus “İgor Destan”ı adlı eserde kullanıldığını kaydetmektedir (Lvov, 1975, 161). “Zasapojnikı – “çizmenin koncunda bulunan bıçak” anlamına gelmektedir. Eski zamanlarda zasapojnikı “savaş bıçağı” anlamında kullanıyordu; şimdi ise “yol ve av bıçağı” anlamında kullanılmaktadır” (Dal, 1978, 1, 633). Bu kelime, sapog kökünden oluşmaktadır. Bildiğimiz gibi, “çizme” anlamına gelen sapog ise eski Türkçe bir kelimedir (Menges, 1979, 131; Fasmer, 1987, 3, 124, 559). Sapog kelimesi, eski ve çağdaş Rus dilinde bugüne kadar kullanılmaktadır. Hatta eski Rusçada söz konusu olan sapog kelimesi za-, -nik morfemlerin aracılığıyla farklı bir anlam da gelen bir kelime gibi de kullanılmıştır: za + sapoj + nik + ı “sonluk”.

Şereşir – Bilim adamları, Fars dilindeki «katapulta atılan mermi» anlamına gelen tir-i-çerh kelimesinin eski Rusça’ya geçmiş ve şereşir şeklinde genel olarak kullanıldığını göstermektedirler (Fasmer, 1987, 4, 430; Şipova, 1976, 418). Fakat İ. G. Dobrodomov, İran dilinde şereşir kelimesine benzer kelimeleri göstermektedir: «Fars dilindeki «kılıç» anlamına gelen şamşirAfgan dilinde aynı anlamda olan şamşer, Özbek lehçesinde «kılıç demiri, kılıç namlusu» anlamına gelen şamşir, Kırgız lehçesinde «kılıç» anlamına gelen şamşer. Eski Çek dilinde karkun, eski Polonya dilinde szarsun kelimeleri vardır. Bununla ilgili olarak İran dilindeki şamşir ve Batı Slav dilindeki «kılıç» anlamına gelen karkun kelimelerin arasında bir bağlantı olduğu ile ilgilli bir mesele ortaya çıkmıştır. Yani şereşir kelimesi bu iki kelimenin özgün bir fonetik ara biçimini temsil etmektedir (Dobrodomov, 1983, 91). Bizim fikrimize göre, bu versiyon bir daha da araştırmalıdır. Gerçekten, şereşir kelimesi yeterli derecede açıklanmamıştır. 

O. Süleymenov, tiri-çarh silahı hakkında ancak Cengiz hanın askeri yürüyüşlerine ait olan tasvirlerinde (XII. yy.) hatırlandığını göstermektedir. O. Süleymenov, Fars dilindeki tir-i-çerh kelimesinin Rus dilinde şereşir şekline dönüşmesine şüphe ile yaklaşmaktadır. O. Süleymenov’un fikrine göre, şereşir kelimesi «Şaruhan’ın gelecek nesli, askerleri», yani göçebeler anlamında kullanılmaktadır. Bu, göçebelerin başka bir takma adıdır. Vladimir Gleboviç, Şaruhan’ın torunu olan Konçağın askerleri tarafından yaralanmıştır: Ved tı mojeş i metat jivımi kopyami udalımı sınami Glebovımi «Sen, Gleb’ın mert oğulların canlı mızraklarını fırlata bilirsin» (Slovo o polku İgoreve, 1965, 130). O. Süleymenov’un faraziyesi çok ilginçtir. Fakat sonuçta biz, A. N. Baskakov’un incelemesini kabul etmekteyiz, çünkü tir-i-çerh – şereşir kelimesinin fonetik değişmesinin doğru olduğunu ispatlamaktayız. Birinci, Kıpçak dilindeki ş-t ünsüz seslerinin olmasıyla, ikinci, Kıpçak dilinde olan daha geniş kısa –i- sesinin olması N. A. Baskakov’un incelemesini doğrulugunu ispatlamaktadır.

Hot – «Hanın hanımı, karı, eş», eski Rusça’da hot «sevgili, karı, gözde» anlamına gelmektedir. M. Fasmer, hot kelimesini «istemek» anlamına gelen hotet kelimesi ilişkilendirmektedir (Fasmer, 1987, 4, 271). Bizim fikrimize göre, bu inandırıcı değil. Hot kelimesini hem fonetik, hem de anlam açısından «kadın» anlamına gelen hatın kelimesinden türemiş olmalıdır. Dal, hot kelimesi «gelini beklemek, gözlüç ülük» anlamında kullandığını göstermektedir. Bu anlamda hot kelimesi, genellikle, Çuvaş dilinde kullanılmaktadır (Dal, 1980, 4, 522). Eski Rus dilindeki «eş, karı» anlamına gelen hot kelimesi Hazar veya Polovets dilinden geçebilirdi: Olgaya kaganya hot... «Oleg kağanın hanımı». 

Rus prensi olan Oleg’in eşinin aslı Türk kökenli olan Osukaloviç hanlarının sülâlesinden olduğu ispat edilmektedirBu sülâle XI. yy.-ın ikinci yarısında Rus-Polovets tarihinde önemli bir yer almaktadır (Vinogradov, 1984, 6, 132-136). K G. Menges, hot kelimesi «arzulamak, istemek» anlamına gelen hrt kökünden türemiş olabileceği konusuna şüphe ile yaklaşmaktadır. Fakat, bu kelimenin ikinci anlamının ne zaman ortaya çıktığı belli değil. Hot kelimesinin anlam gelişmesi «karı, hanın hanımı, hanım efendi, bayan» anlamına gelen gatun, xatun, xatan, gadın kelimesi Altay, Azerbaycan, Türk, Moğol dillerinde bulunmaktadır (Menges, 1979, 168; Kaşgarlı, 1998, 1, 309). N. A. Baskakov, «prensin kızı» anlamına gelen hatun-katın-katun kelimesinin Hazarlarda soylu adamın karısının ünvanını gösterdiğini kaydetmektedir (Baskakov, 1985, 42; Drevnetyurkskiy Slovar, 1969, 436; Şipova, 1976, 362)

İ. Şervaşidze, «imparatoriçe», «çariçe» anlamına gelen hatun kelimesinin Sogdak dilindeki «hükümdar, karı, Çar, bay, bey efendi» anlamına gelen hwtw - gwtın kelimesiden türediğini ve dolayısıyla İran kökenli olduğunu farzetmektedir. İ. Şervaşidze’nin fikrine göre, «eski Türk ve Sogdak dilindeki kelimelerin fonetik olarak benzemesi ve tam anlam uygunluğu bu eski Türk dilindeki şeklin diğer etimiloji ile izah edilmesine ihtimal vermemektedir» (Şervaşidze, 1990, 88). Fakat biz, G. Bertagayev’in fikrinin daha inandırıcı olduğunu düşünmekteyiz. G. Bertagayev, bu kelimenin başka yönden yorumlamaktadır: «Hatun kelimesi ha + tun iki morfemden ileri gelmektedir. «Toplam çoğluk, teklik belirticisi» anlamına gelen Tan-Tun; «gökyüzü elçisi» anlamına gelen han kelimesinde n ünsüzünün düşmesiyle ha kelimesi önce «aile, hanın etrafı» anlamında, sonra ise «hanın hanımı, kraliçe, hanım efendi» anlamında kullanılmaktadır. Moğol kavimlerinin mitolojisinde bu kelime «eş, karı» veya «anne» anlamında kullanılmaktadır» (Bertagayev, 1976, 48-49). Ha Slavlar tarafından daha geç alınmıştır ve sonra da eski Rusçanın fonetik kurallarına uygun olarak hot-hrt-ha şekil değişikliğine uğramıştır olabilir. 


Sonuç

Eski Türk ve Rus halkları arasında yüzyıllar boyu süren ilişkiler, başta kelime düzeyinde olmak üzere eski Türk lehçelerinden eski Rus diline geçmiş birçok alıntının nedenlerinden biridir. Siyasî, ekonomik ve kültürel etkenler, dil alanındaki etkileşimin temel nedenleri sayılır. Zaten RusTürk ilişkilerini bu şekilde nitelemek doğru olur. Eski Rus döneminde eski Türk dili, Ruslarla olan ilişkilerdeki önemli yerini korumaya devam ettiği için büyük önem taşımaktadır. «İgor Destanı» (XII yy.) adlı eserdeki Türk kökenli kelimelerin incelemesi, şöyle bir sonuca varmamıza imkân vermektedir:

1) Bu eserde 64 eski Türk kökenli kelime bulunmuştur. Bu kelimeler konu bakımından beş gruba ayrılmıştır. Konu bakımından ayrılmış kelime gruplarının incelemesi, dilin kelime dağarcığındaki grupların özgül ağırlığının bulunmasına imkân vermektedir:
- Onomastik birimler (antroponimler (7), etnonimler (11), toponimler (7));
- İnsanla ilgili kelime hazinesi (2);
- Bina ve ev ile ilgili kelime hazinesi (5);
- Tabiat olayları, hayvan ve bitki dünyası ile ilgili kelime hazinesi (tabiat olayları (3), hayvan (9), bitki (1));
- Sosyal terminoloji (ticaret terimler (2), töre, âdet, örfle ilgili kelimeler (3), askerî kelimeler (9), sosyal terimler (6));

2) Bu kelimeler arasında, eski Rus eserinde yer alan eski Türkçe kelimeleri inceleyen çalışmalarda daha önce yer almayan kelimeler de vardır. Örneğin, (voronı) grayut, kuren, çayka, volk, zasapojnikı;

3) Eski Rus diline geçen birkaç kelimenin anlamı daha geniş olmaktadır (örneğin, zasapojnikı). Kelimelerin tam benimsenmesi farklı lengüistik ve dış lengüistik şartlara bağlıdır; 

4) Eski Rus «İgor Destanı» adlı eserde eski Türk kökenli kelimelerin sıklık tablosu düzenlenmiştir. Söz konusu tablo, eski Türk kavimlerinin etkisinin en çok hayatın hangi alanlarında kendini gösterdiğine açıklık getirdiği gibi bu iki halk arasındaki derin etkileşim sorununun yalnızca lengüistik açıdan değil aynı zamanda tarihî ve etnografik açıdan da çözümlenmesi imkânını sağlamaktadır.



Dr. Çiçek EFENDİYEVA
Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
bilig, Kış 2003, Sayı 24: 45-64
Açıklamalar:
1. M. Fasmer (1986, 1987), Etimologiçeskiy slovar russkogo yazıka, «Progress», C.1-4, Moskva; N. A. Baskakov (1985), Tyurkskaya leksika v «Slove o polku İgoreve», «Nauka», Moskva; Y. N. Şipova (1976), «Slovar tyurkizmov v russkom yazıke», «Nauka», Alma-Ata. 



 İgor Destanı, Kıpçaklarla ilk çarpışma. Minyatür Radziwill Kronolojisi, 15.yy
Academy of Sciences Library, Leningrad

A Research on Turkish Words in Old Russian
Monuments - “The Song of Igor Company
Dr. Chichek EFENDIYEVA
Gazi University Faculty of Science and Arts

Abstract: "The Song of Igor Company" mentions about the war between old Russian and Turk Kipchak nations in 1185. Turk Kipchak nation had gained victory in this war. It is rumoured that the author of this monument had been from Bachinak nation. The introduction of article the research of old Turkish words in "The Song of Igor Company" which was made N. A. Baskakov, P. M. Melioranskiy, K. G. Menges, F. Y. Korsh etc. In the introduction it is also mentioned that a new perspective formed after the edition of some books such as O. Suleymenovs "Az i Ya" ("Az-Ya") and M. Ajjis "Polin polovetskogo polya" ("The wormwood* of Kipchak Steppe"). [* must be translated as "Artemisia absinthium". "Wormwood" çeviri hatası sanırım, Türkçesi Pelin otudur. SB]


The groups of old Turkish vocabulary in "The Song of Igor Company" are also given depending on meaning and subject in the article. There are five groups of words in the monument. Each of them separate into suitable subgroups. This separation demonstrates the semantical function of old Turkish words in old Russian lexico-system and the depth of meaning of the words that are transferred to old Russian. The list of the words and their usage of frequency are given in each subgroup. The table of the words usage of frequency is writen depending on the functional status of old Turkish words. This table explains the effect of old Turkish nations on old Russian people and which arears of life are effected. It also determines the deep mutual influence between these two nations. Besides it makes possible to analyse this problem of influence not only from the view point of linguistics, but also from the point of view of history and ethnografy. 


Dekorda Türk Otağları (yabancıların Yurt olarak adlandırması yanlış bir nitelemedir)




Prince İgor's mother was a Kipchak Turk, and his enemy was also Kipchak Turks.


From The Tale of Igor's Campaign

 "Crush the enemies as you did at Oltava!
Crush them as you did at Varla!
Drive them out, As you drove them out of Merl!
May the enemy army of the Polovtsian Khans be crushed!"

"As the sun is Khan Konchak,
As the moon is Khan Gzak,
All Khans are equal to the stars.
Their glory shines brightly,
Like the brilliance of heavenly bodies,
Hey! To our glorious Khans we
Will now drink kumis, hey!
The kumis will make us merry, hey!
The prisoners will not escape from us, hey!
Woe to you! Daring fugitive:
Our gilded arrows,
And our fast horses
Will always run him down on the steppes.
We will compose a song
To the glory of the Khans,
And we will praise their battles!
(Ovlur enters bearing the kumis skins...) "



Turkish decor with "Yurt" (tent, home), but the word "Yurt" means "homeland", and not "tent". This is a wrong identification of worldwide!
Because, Khagan's Tent is called "Otağ (Otagh), and normal tent is called "Çadır (Chadyr) or Shatır".


Resim ararken farkettim ki bazı dekorlar "Arap" etkisi taşımaktadır. Türkler Arap değildir!
SB
When I searched for the pictures, I noticed that some decors have an "Arabian" effect. Turks are not Arabs!