proto-türkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
proto-türkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2025 Perşembe

İskit-Saka Türkleri

 




İSKİT-TÜRK

İskitler uzun süre tarih sahnesinde kalan ender toplumlardandır. Hem uzun süre hakimiyetlerini sürdüren, hem de geniş bir coğrafyada varlıklarını hissettiren İskitlerin bakiyelerinin olması ve yeni devletlerin teşekkülünde yer almaları gayet tabidir.

Yaklaşık olarak MÖ VIII. yüzyılda tarih sahnesine çıkan ve bu tarihten itibaren MS II. yüzyıla kadar hakimiyetlerini devam ettiren İskitler, doğuda Çin seddinden batıda Tuna Nehri'ne kadar uzanan geniş bir sahada varlıklarını yaklaşık olarak 1000 yıl gibi oldukça uzun bir zaman korumuşlardır. Onlar bu coğrafyada atlı kavimler medeniyetini oluşturan teşekküllerin ana grubunu meydana getirmişlerdir. Oldukça geniş coğrafyaya yayılmış olan İskitler değişik kavimler tarafından tanınarak onların kaynaklarına geçmiştir. Bundan dolayı İskitlerin adı Grek kaynaklarında Skythai, Pers kaynaklarında Saka ve Çin kaynaklarında Sai (Sak) şeklinde alınmıştır. Pers kaynaklarında üç Saka grubundan bahsedilmektedir: Saka-tiay-para-daray, Saka haumavarga ve Saka-tigrakhauda. Saka-tiay-para-daray, yani Hazar Denizi'nden Tuna Nehri'ne kadar uzanan coğrafyada yaşayan Sakalar, Grek kaynaklarında Skythai olarak adı geçen İskitlerle aynıdır.

Antik kaynaklar ve arkeolojik malzemelerle haklarında bilgi sahibi olduğumuz İskitlerin kökleri de bu çalışmalarla araştırılmaya başlamış ve konuya ilişkin çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Bunlar, İranilik, Slavlık ve Ural-Altay ırkı nazariyeleridir. İskitlerin İranî bir kavim olduğu fikrini daha çok Almanlar, Slav olduğu fikrini ise, yalnız Ruslar savunmuştur. İranî bir kavim olduğu nazariyesinin savunucuları kazılar sonucunda ortaya çıkarılan az sayıda filolojik malzeme ve dinlerini dikkate alarak İskitlerin İranî bir kavim olduğunu, hatta bir kısmı Almanların ataları olduğunu ileri sürmüştür. Slav kavmi olduğunu savunanlar, arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkarılan vazolar üzerindeki resimlerden hareketle, o vazolar üzerindeki insan figürlerinin Slavların ataları olduğunu iddia etmişlerdir.

Eskiden bu yana en kuvvetli nazariye olan Ural-Altay ırkı nazariyesi ve bunlar içerisinde de İskitlerin Türklüğü fikri gitgide daha fazla taraftar bulmuş ve bilim adamları çeşitli yönleriyle meseleyi değerlendirmiştir.

Bu tezin en meşhur taraftarı olarak B. G. Niebuhr bilinmektedir. ... Niebuhr, Herodotos'un eserini gayet tarafsız bir metotla inceledikten sonra, İskitlerin Tatar veya Moğol kavimlerinden oldukları fikrini ileri sürmüştür. Dayandığı esas, İskitlerle Tatarların örf ve adetlerindeki benzerliklerdir. Bu fikri meşhur Yunan tarihi mütehassıslarından George Grote de aynen kabul etmiştir. Niebuhr ve Grote'den sonra İskitlerin Moğolluğu tezini Neumann takviye etmiştir. Heinrich Kiepert ise, Orta Asya'dan Güney Rusya'ya gelen İskitlerin gelenek ve göreneklerinin atlı kavimlerin göçebe hayat tarzına uyduğunu belirterek, bunların Moğol ya da Türk-Tatar ırkından olduklarını ileri sürmüştür. G.Nagy de İskitlerin Ural-Altay ırkına mensup bir kavim olduğunu belirtmiştir.

Niebuhr'un ileri sürmüş olduğu nazariye gitgide daha da çok taraftar bularak, mesele çok yönlü olarak incelenmiştir. Bu araştırmacılar arasında yer alan pek çok meşhur tarihçi, filolog ve arkeolog yaptığı çalışmalarda görüşlerini değişik şekillerde açıklamışlardır. Bunlar arasında meşhur çivi yazısı mütehassısı Mordtmann, Saka tigrakhauda ve Saka haumavarga'nın Türklüğünü çivi yazılı metinlere dayanarak ispatlamaya çalışmıştır. Filolojik malzemeleri Türkçe kelimelerle karşılaştıran Geza Kuun da, "Artık belgelerin bolluğu İskitlerin kolektif adının farklı Türk soylarını içerdiğini açıkça gösteriyor" demekle İskitlerin Türklüğünü kabul etmektedir.

İskitlerin Ural-Altay ırkına mensup bir kavim olduğu nazariyesi doğrultusunda asrımızda da birçok çalışma yapılmıştır. Bunların başında Minns gelmektedir. Ellis Minns yazılı kaynakları ve çok sayıda arkeolojik malzemeyi değerlendirerek, onların Hint Avrupai bir kavim olmadıklarını, dolayısıyla Ural-Altay ırkına mensup olduklarını kabul etmiştir. Otto Franke de İskitlerin Türk olduğu fikrindedir. Eduard Meyer ise göçebeleri genelde İrani olarak görmesine rağmen; Oxus (1) ve Jaxartes (2) dolaylarında ve buraların biraz daha kuzeyinde oturan Sakaların vaktiyle bir Türk soyundan olabilecekleri fikrini beyan etmektedir. G.W.B. Huntingford da İskitlerin Asya kökenli, Tatar veya Moğol ırkına mensup olduklarını kabul etmektedir.

Walter Ruben ise İskitlerin lisanı İran lisanı olsa bile, onların Herodotos tarafından tasvir edilen adetlerinin İran adetleri olmadığını belirttikten sonra, Herodotos'un onların Dede Korkut'taki gibi Tepegöz'e benzeyen varlıklara itikatlarını tasvir ettiğini, gözleri kör olan köle hakkındaki hikâyelerin Köroğlu destanlarına geçtiğini vurgulayarak İskitlerin Türk olduklarına inanıyor. H.H.Von der Osten ise, İskitleri İranî saymasına rağmen, "Avrasya bozkır kuşağı içinde büyük hareketlerle daima başka ırka mensup grupların da bir göç dalgası oluşturdukları ortaya çıkıyor. Bu durumda Türk toplulukları da söz konusu olmalıydı", diyerek, İskitlerin içerisinde Türk topluluklarının varlığını da kabul ediyor.

İskitlerin Ural-Altay ırkına mensup olduğunu kabul eden ve bu konuda görüşlerini belirten Türk bilim adamları da vardır. Bunlardan biri, Molla Mehmed El'abeşi'dir. Bu bilim adamı, "Türk uruğlarından ve dünyanın büyük eski kavimleri zümresinden biri İskit Türkleridir" diyerek, İskitlerin bir Türk kavmi olduğunu kabul ediyor. Sadri Maksudi Arsal ise antik kaynakları ilmi metotla inceleyerek, "İskitlerin (Sakalar) Türk olduklarını" beyan,ediyor. Şemseddin Günaltay da Sakaların Türklüğünü kabul ediyor.

İskitlerin Türklüğünü kabul eden Türk bilim adamları arasında Zeki Velidi Togan da bulunmaktadır. Togan, "Zamanımızda İskitlerin menşei ve kültürleri mesele ile uğraşan E. Minns, H. Triedler ve B.Laufer gibi, ben de bu kavmin hâkim tabakasının Türk olduğu kanaatindeyim" dedikten sonra, bunların hayat tarzı, kıyafet ve simaları, adet ve ahlakları hakkında Hippokrates tarafından verilen bilgilerin Hunlar ve Göktürkler hakkında yazılanlarla aynı olduğunu kabul etmektedir. Fahrettin Kırzıoğlu "İskitlerin bir Türk kavmi" olduğunu aynen kabul ediyor. İskitlerin Türk asıllı olduğunu kabul eden bilim adamlarından birisi de Mihail Guboğlu'dur. Bu bilim adamı, İskitlerin Orta Asya ya da Turan'dan Doğu Avrupa'ya göç ederek, tarihte "Scytsi" ya da 'İskit'' adıyla tanınan "Proto-Türkler" olduğunu belirtiyor.

Taner Tarhan ise İskit araştırmalarının, Kimmerlerinkine nazaran çok daha ileri bir safhada bulunduğunu, aradaki bir takım problemlere ve karşıt hipotezlere rağmen, kökenlerinin Orta Asya'ya bağlandığını ve bunların Türk asıllı olduklarının katiyetle kabul edildiğini belirtmektedir. Arkeolojik materyal ve kaynakların bu tezin ana dayanak noktasını teşkil ettiğini ve diğer görüşleri objektif bir şekilde bertaraf ettiğini de ileri sürmektedir.

Mireli Seyidof ise Sakaların esasını Türk dilli kabilelerin teşkil ettiğini belirtmekte ve  "Türk boyunun, bilhassa Yakutların, Kazakların ve Azerilerin soy kökünde-etnik oluşumunda rol oynayan Sakalar, yalnız ve yalnız Türk dilli olmuşlardır", demektedir. Y.Öztuna da Sakaların geniş ölçüde Arî unsurlarla karışmış "Türkler olduğunu, hanedanın ve hâkim unsurun Türklüğünü" kabul etmektedir.



Biz de İskit tarih ve kültürü üzerine yazılı kaynakları inceleyerek ve arkeolojik malzemeyi de değerlendirerek yaptığımız bu çalışmamızda, ilk yurtlarının Türk coğrafyası olduğunu belirterek, adlarının Türklükle olan bağlantısını ortaya koyduk. Gerek Sus ve çevresinden toplanılan çivi yazılı metinler ve gerekse antik kaynaklardaki bazı adlardan İskitlerin diliyle Türk dili arasında bağlantı kurarak, elde edilen kelimeleri Türkçe ile irtibatlandırabiliyoruz. Saka-tigrakhauda'ya ait olduğu kabul edilen Esik Kurganı'ndan çıkarılmış olan yazı ve onun dili de bizi Türkçe ve Türk yazısına götürmektedir. Bu kurgandan çıkartılmış olan yazının daha sonraki Türklerin, özellikle Göktürklerin kullandığı Orhun yazısının prototipi olduğu kabul edilmektedir.

İskitlerin hayat tarzları, kullandıkları arabalar, besledikleri hayvanlar, ata iyi binebilmeleri ve hayatlarının büyük bir kısmının at üzerinde geçmesi diğer eski Türk topluluklarını hatırlatmaktadır. Aynı hayat tarzının önceki yüzyıla kadar yaşamış olan bozkır Türk topluluklarında varlığını da biliyoruz.

İskitlerin gelenek ve göreneklerine bağlılıkları, genelde at kurban etmeleri ve onlarda domuz kültürünün olmaması, hatta ölü gömme adetleri eski Türk topluluklarınınkine aynen uymaktadır. İskit kurganlarından çıkarılan sanat eserleri de büyük önem taşımaktadır. "Göçebe Hayvan Üslubu" adı verilen ve stilize hayvan figürleriyle süslenmiş olan buluntular eski Türk sanat eserleriyle bağlantı kurabilmemize imkan vermekte ve özellikle Hun sanatının, İskit -sanatının bir devamı olduğunu söylememizi mümkün kılmaktadır.

İskitlerin dinlerinin, dillerinin, sanatlarının, gelenek ve göreneklerinin eski Türklerinkiyle bağlantıları ve bu kadar çok yönlü benzerliklerin olması, İskitlerin büyük çoğunluğunun, özellikle hakim tabakanın Türk olduğu kanaatini doğurmaktadır. Çünkü bu büyük benzerlik ve hatta ayniyet bizi bahis mevzu düşünceye sevk etmektedir. Fakat zaman içerisinde batı kolu olarak kabul ettiğimiz grup, diğer etnik gruplar içerisinde eriyerek kaybolmuştur.

İskitlerin boy ve boylar birliği esasına göre yapılandıkları görülmektedir. Askeri bakımdan süvari birliklerinin oluşturulduğu ve turan taktiği ya da kurt oyunu adı verilen savaş taktiğinin en iyi uygulayıcıları oldukları dikkati çekmektedir.

Türk kökenli kavimlerin kültürleri ile İskit kültürü arasındaki paralellik ve benzerlikler... ortaya çıkartılan buluntular her geçen gün bu bağlantıları daha da güçlendiriyor. Artık İskit/Saka adıyla anılan toplulukların Türk kültür dairesi içerisinde yer aldıkları sağlam temellere dayalı olarak ortaya konulmuştur.

Prof.Dr. İlhami DURMUŞ / İskitler (özet)

("Doğu Avrupa Türk Tarihi" içinde, Kronik 2021)

(1) Oxus = Oğuz / Ceyhun ile (2) Jaxartes = Seyhun; tarihi Maveraünnehir bölgesini oluştururlar.


Tıpkı Esik kurganından çıkanlar gibi, Giysilere dikilen altın süslemeler




4 Ocak 2025 Cumartesi

Kimmer Türkleri

 

Kimmerlerin esas işareti haç olup...

Ekber Necef / video

"Türklərin Qafqazdakı varlığını 11-ci əsrdən götürmək utopiyadır | QƏRBİ AZƏRBAYCAN XRONİKASI, Baku TV"

Kimmer Türkleri - Tengri tamgasıyla Taşbaba / Ukrayna


Mamikonyanlar "Kara Hunlar"dır ve Fergana bölgesinden buraya gelmişlerdir.

Kafkas Hunları; Hristiyanlığın yayılması, Kayseri Piskoposluğuna bağlı kalması ve dilinin de Süryanice olması; Albanlar Massaget+İskitler'dir, Batı kaynakları onlara Alban demiştir; Oğuz ve Kıpçak birdir, sadece dilde "lehçe" olarak ayrılır. - Ekber Necef

______

Torbalı Gurgur Dağı Lahti; bir Kimmer Lahtidir.






Prof. Dr. M.Taner Tarhan. / İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi - Türkiye

Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmerler ve İskitler

"Kimmerler ve İskitler Eskiçağ'daki "Türk Kültür Tarihi"nin, daha genel bir deyişle de "Milli Tarihimiz"in ilk temsilcileridir. Çünkü, Eskiçağ ve devamındaki çesitli yazılı kaynaklardan edindiğimiz bilgilerin ışığı altında ve bu bilgileri doğrulayan, zenginleştiren muhteşem arkeolojik bulgular yardımıyla, adları günümüze kadar ulaşmış olan ilk Türkler ve ilk Türk Devletleridir. Onların öyküsü "tarihî gerçekler" olarak, bir anlamda -çok uzun süreli- Eskiçağ'daki "Türk Dünyası"nın öyküsüdür. Her ne sebeple olursa olsun, inkârı mümkün olmayan gerçekleri vurgulamak için "İlk Türkler" başlığın özelliğini özellikle kullandığımızı, öncelikle ifade etmek isteriz."

"Kimmer ve İskitler'in -hâlâ- 'İndo-İranî" kökenli olduklarını savunanları, insafa davet ediyoruz."


Prof. Dr. Mir Fatih Zekiyev / Kazan Devlet Üniversitesi - Tataristan

Ön ve Orta Asya, Kafkasya, Karadeniz'in Kuzeyi, İdil-Ural ve Batı Sibirya'daki Eski Türkler

 "Karadeniz'in kuzeyinde milattan çok öncesinden itibaren Tavr, Trak, Onogur, Kimmer, Sıkıdı (Rusçası: Skif) vb. gibi isimleri taşıyan Türki dilli kavimler yaşamıştır."


Prof. Dr. Ekrem Memiş / Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi - Türkiye

Ortadoğu'da Türklerin Varlığı Tartışmaları

"Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu'ya giren Kimmer ve İskit kavimleri de Urartu'nun zayıf düşmesinde yardımcı faktor olarak rol oynamış olabilir. ...

Troyalıların İtalya kıyılarına ayak bastıkları bu ikinci göç (MÖ 8.yy) hareketinin cereyan ettiği sıralarda Avrasya steplerinden gelerek Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu'ya giren iki Türk kavmi ile karşılaşıyoruz. Bunlar, Kimmer ve İskit kavimleridir. Kimmerler, Anadolu'da Frig Devleti'ni yıkarak yaklaşık bir asır bu ülkede egemen olmuşlar, sonra da Lidyalılar tarafindan ortadan kaldırılmışlardır. İskitler ya da diğer adıyla Sakalar denilen Türk kavmi ise 28 yıl Doğu Anadolu'ya hükmettikten sonra, Kimmerlerin boşalttığı Güney Rusya'ya yerleşerek orada Büyük İskit İmparatorluğu'nu vücuda getirmişlerdir. Fakat bir kısım Sakalar, Güney Rusya'ya dönmek yerine batıya doğru yürümeye devam ederek, Anadolu'yu baştan başa geçtikten sonra deniz yoluyla İtalya'ya gelmişlerdir. İşte Sakaların bu grubu ile daha önceden İtalya'ya göç etmiş olan Batı Anadolulu Troyalılar İtalya'da karışıp kaynaşarak, bizim Etrüskler ya da Tursakalar dediğimiz kavmi meydana getirmişlerdir. Bir başka deyişle, Etrüskler adı verilen kavim, Troyalılar ile Sakaların birleşmesiyle oluşmuş yeni bir Türk topluluğudur."


****


R1b Haplogrubu (M343, M269, L23)

İlhan Cengiz

Tengritagh Akademiyesi, 24. Juli 2015 

Uyghur Academy of Art and Science/link

R-M343 olarak da bilinen R1b haplogrubu, Türk halklarında görülen Y-DNA (baba hattı) haplogruplarından biridir. R1b haplogrubu, çok eski zamanlara dayanması nedeniyle günümüzde doğal olarak çok sayıda millette görülmektedir.

R1b’nin Yaşı ve Kolları

R1b, 22200 yıl önce R haplogrubundan ayrılan koldur. R1b’nin yaklaşık 22200-18700 yılları arasında yaşayan ataları M343 olarak adlandırılmaktadır. R1b haplogrubunun büyük çoğunluğunu tahmini olarak 16700 yıl önce ana koldan ayrılan R1b1a (L389 veya bir alt dalı P297) oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra R1b1b ve R1b1c adlarıyla diğer minör kollar da mevcuttur.

R1b1a’nın çok fazla kolu olması nedeniyle bu kollar hakkında fazla detaya girmeyeceğiz. Ancak R1b1a’nın 15900 yıl öncesinden itibaren kollara ayrıldığı ve yaklaşık 6000 yıl öncesinde bu ayrışmanın daha da çeşitlendiği görülmektedir. Aşağıdaki görselde R1b’nin ana kollarını gösteren bir soy ağacı yer almaktadır.

R1b haplogrubu, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında görülmektedir. Bu haplogrubun yaklaşık 16700 yıl önce belirginleşen üç farklı dalı belirli bölgelerde daha fazla görülmektedir.

R1b1a, hem Asya’da hem Avrupa’da görülen bir daldır. R1b1a’nın alt kollarından L23, hem Batı Avrupa’da hem Orta Asya’da en çok görülen R1b dalıdır. Bu dal aynı zamanda Türkiye’de de görülmektedir. L23’ün Batı Avrupa’da görülen alt dalları genel olarak P312 gibi Türklerde pek görülmeyen dallardır. L23’ün alt dallarından Z2103’ün türevleri hem Asya hem Avrupa’da görülebilmektedir.

R1b1b, pek yaygın olmayan bir daldır. Bu dal ile ilgili pek fazla veri bulunmamaktadır. Ancak bazı çalışmalara göre Türkiye’de ve Orta Asya’da mevcuttur.

R1b1c, genel olarak Afrika’da Nijerya, Çad, Kamerun, Sudan gibi ülkelerde görülen R1b dalıdır, ancak bu dal Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu’da da az miktarda görülmektedir. V88 olarak da bilinen R1b1c ile ilişkili SNP’ler, genel olarak PF6279, PF6281, F3867, PF6289, M18, V35, V69 şeklinde sıralanabilir.

Türklerde R1b’nin Kolları 

Haber et al (2012), Cristofaro et al (2013) ve Balaresque et al (2015)’in yaptıkları çalışmalarda, Orta Asyalılarda R1b1a’nın P297, M478 ve M269’un dalları görülmektedir. L23, U106, U152 gibi dallar da yine Orta Asya’da görülen M269’un alt dallarındandır. Yine Trofimov(2007)’un ve Lobov(2009)’un çalışmalarına göre Rusya’da Başkurtlar ve Tatarlarda görülmektedir. FTDNA Kazakistan DNA projesinde R1b1a’nın iki ana kolu olan M73 (R1b1a1) ve M269 (R1b1a2)’un alt dalları (L23 gibi) çeşitli Kazak, Kıpçak ve Tatar boylarında görülmektedir.

R1b, Türk halkları arasında en fazla Rusya’da yaşayan Başkurtlarda görülmektedir. R1b haplogrubu, Başkurt halkında, Trofimov (2007)’un çalışmasına göre %45 oranında, Lobov (2009)’un çalışmasına göre %35.2 oranında en fazla görülen haplogruptur. Bu haplogrup, Rusya’da Tuymaznskyli Tatarlar’da %16 oranında görülmektedir (Trofimov, 2007). Yine Cristofaro (2013)’nun çalışmasına göre Afganistan Özbeklerinde %11 oranında görülmektedir. R1b, Balaresque (2015)’in çalışmasına göre Orta Asya’da Özbekler, Karakalpaklar ve Taciklerde mevcuttur. Bu çalışmada özellikle Karakalpaklarda görülmesi dikkate değerdir. Cristofaro (2013)’nun çalışmasına göre R1b haplogrubunun çeşitli alt dalları Özbekler, Türkmenler, Kırgızlar, Moğollar, Tacikler ve Hazaralarda mevcuttur.

R-U106, 4900 yaşındadır ve L23’ün alt dallarındandır. Bu dal hem Orta Asya’da hem Doğu Avrupa’da görülmektedir. Özbeklerin yanı sıra Tacikler ve İranlılarda da kısmen görülmektedir.

Aşağıdaki bağlantıda çeşitli genetik makalelerden derlediğimiz 248 adet R1b örneği, ülkeleri, etnik kimlikleri ve 12 marker y-str bilgileri ile tablo halinde sunulmuştur. Tabloda Asyalı halklar mavi zeminde, Avrupalı halklar ise farklı zeminde gösterilmiştir. Ayrıca y-str sıralaması, FTDNA projelerindeki y-str marker sıralaması temel alınarak yapılmıştır. Listede Orta Asyalılarda R1b’nin çeşitli dalları ve L23’e bağlı dallar mevcuttur.

Antik R1b Örnekleri 

Antik R1b örnekleri içerisinde en eskisi Haak (2015)’ın çalışmasından M.Ö. 5650-5555 yıllarına tarihlendirilen Tataristan’daki R1b1a örneğidir. Bu örnek taşıdığı kültürün izleri nedeniyle Mezolitik (Orta Taş Çağı) dönemine tarihlendirilmektedir. R1b’nin Afrika’da yaygın görülen dalı R1b1c (V88) ise İspanya’da Neolitik döneme ait bir alanda tespit edilmiştir. Bu örnek ise M.Ö. 5178-5066 yıllarına tarihlendirilmiştir. R1b1c, muhtemelen çok daha eski çağlarda ana kol R1b1’den ayrılarak İspanya’ya gitmiştir. Bu noktadan hareketle R1b1c’nin Afrika’ya geçmiş olabileceği üzerinde durulabilir.

R1b1a’nın bir kısmı Ural dağlarının güneyinde kalırken bir kısmı M.Ö. 2000’lerde İç Avrupa’ya, bir kısmı M.Ö. 700 -1500 civarında Kafkasya’nın güneyine inmişlerdir. R1b’yi bugünkü Türkiye topraklarına taşıyan halklar arasında İskitler, Kimmerler ve Türkler etkili olmuştur. Tataristan ve Başkurdistan çevresinde bulunan antik R1b verilerinden anlaşıldığı üzere, R1b’nin bir kısmı da aynı dönemlerde veya daha eski zamanlarda Orta Asya’ya yayılmıştır. Orta Asyalı ve Urallı R1b’ler Ön Türklerin oluşumunda yer alan gruplardandır. Bir miktar R1b de yine M.S. 11. ve 13. yüzyıllarda Moğol istilasına paralel olarak kitlesel Türk göçünde yer alarak Orta Asya’dan Güney Asya ve Ön Asya’ya göç etmişlerdir.

R1b Göç Yolları 

Jean Manco’nun çeşitli makalelerden derlediği antik R1b örneklerinin konumlarını gösteren bir harita hazırladık. Bu haritada mavi yıldız bugüne kadar bulunan en eski R1b1a örneğidir. Turuncu kareyle gösterilen antik örnekler M.Ö. 1000-3000 arasına tarihlendirilen örneklerdir. Görüldüğü üzere bir kol Ural Dağlarının güneyinde kalırken diğer kol Avrupa içlerinde yer almıştır. Her iki kolda da L23 dalı görüldüğü için, ayrılma M.Ö. 4000’lerde gerçekleşmiş olabilir.

ELEŞTİREL BAKIŞ AÇISI

R1b, diğer haplogruplar gibi çok sayıda alt dala sahiptir ve bilinen dalları bir çok halkta görülmektedir. 6000 yıllık geçmişe sahip olan L23 dalı da hem Türki halklarda hem de Ermeniler ve Avrupalılarda görülen ortak dallardan biridir. Ancak burada vurgulanması gereken husus şudur. Antik DNA verileri R1b’li Ermenilerin atalarının kuzeyden, yani Ural bölgesinden veya Kafkasya’nın kuzeyinden geldiğine işaret etmektedir. Bu da Ermenilerin önemli bir kısmının aslında Türklerle aynı kökenden olduğunu açıkça göstermektedir.

Ancak Türkiye’de genetik konusunda yeterli bilgisi olmayan bazı kimseler, genetik test yaptırdıklarında sonuç R1b çıktığında maalesef kendilerini Ermeni kökenli zannedebilmekte veya kökenleriyle ilgili şüpheye düşebilmektedir. Oysa ki bu yazımızda da ifade ettiğimiz gibi R1b haplogrubu, Orta Asya’da Türk halklarında yaygın görülen bir haplogruptur; ancak Orta Asya’dan yeteri kadar test yaptıran olmadığı için bunu ancak bilimsel çalışmalardan takip edebilmekteyiz. Nitekim dünya genelinde genellikle Ermeni, Yahudi, Arap ve Avrupa kökenliler genetik testlere yoğun rağbet göstermektedir. Diğer taraftan Orta Asya ve Rusya’da yaşayan Türkler, bu konulara pek meraklı olmamaları nedeniyle veya yeterli mali güce sahip olmadıkları için test yaptıramamaktadırlar. Bunun neticesinde test yaptıran nadir bir Türk vatandaşı 20.000 ilâ 3000 yıllık haplogrup dallarında Ermeniler, Avrupalılar, Yahudiler vb ile 12-25 marker bazında eşleşebilmektedir. Oysa ki bu eşleşmeler test yaptıran kişilerin 4000 ilâ 30.000 sene önce, henüz günümüz etnik gruplarından çok daha eski zamanlarda, ortak ataya sahip olduklarına işaret etmektedir. Bir kimsenin Ermeni veya başka kökenli olduğunu kanıtlayabilmesi için yakın dönem 67 ilâ 111 marker bazında bir Ermeni ile eşleşmesi gerekir. Çünkü Ermeni toplumunun oluşum süreci M.S. 500’lere dayanmaktadır.

Dikkat edilirse R1b olan Ermenilerin büyük bir çoğunluğu da R1b olan Orta Asyalı ve Türkiyeli Türklerle yaklaşık 6000 yıl öncesinden aynı kökten gelmektedir. Nitekim Güney Kafkasya’da bulunan iki adet antik R1b örneği M.Ö. 1000’lere tarihlendirilmektedir. Aynı dönem Kimmerlerin Kuzey Kafkasya’da faal oldukları dönemdir. Bu dönemi müteakip Kimmerler, Anadolu ve Azerbaycan’ı istila ettiler. Ancak R1b’yi sadece Kimmer ve İskitlere bağlamak da doğru değil. R1b, Güney Kafkasya’ya daha eski zamanlarda da gelmiş olabilir. Fakat mevcut antik DNA bilgileri R1b’nin Türkiye, Azerbaycan ve İran coğrafyasında M.Ö. 1700 senesinden daha eski zamanlara gitmediğine işaret etmektedir. Ancak ileride daha eski R1b örnekleri bulunursa bu bilgiler güncelliğini kaybedebilir.

Kafkasya’nın kuzeyinden gelen Kimmerler (belki İskitler veya her ikisi) kuşkusuz, Ural’ın güneyinde yaşayan Türk halklarıyla ortak haplogruplara sahipti. R1b haplogrubu zaman içerisinde Orta Asya’nın bir çok köşesine, belki daha eski devirlerde Altaylar ve Moğolistan’a kadar çok geniş bir alana yayılmışlardır. Kuşkusuz bundan 3-4 bin sene önce de insan grupları tek bir haplogruptan değil, çeşitli haplogruplardan oluşuyordu. Nitekim Neolitik ve Bronz dönemlere özgü arkeolojik alanlarda birden fazla haplogrup çeşitlerine rastlanmaktadır. Bu da farklı ata soylarından insanların Paleolitik devirlerden beri bir arada ortak dil ve kültür çevresinde yaşadıklarını göstermektedir.

R1b haplogrubu, Türkiye’de %16 gibi yüksek bir oranda görülmektedir. Tarihsel bağlamda değerlendirme yapıldığında, R1b haplogrubunun Orta Asya ve İdil-Ural bölgesinde mevcut olması bu haplogrubun tamamı olmasa da büyük bir kısmının Türkiye topraklarına yaklaşık 800 yıl önce Orta Asya’dan geldiğine işaret etmektedir. Kendini Ermeni, Laz, Rum vb olarak tanımlayan gayri-Türk R1b’ler ise yine aynı topraklardan (Kafkasya’nın kuzeyinden) 3000 sene önce bu topraklara gelen Kimmer veya İskitlerin torunlarıdır. Özetlemek gerekirse R1b’nin Orta Doğu’ya varışı, M.Ö. 1700’den itibaren ve akabinde M.Ö. 1. milenyumda İskit-Kimmer aracılığıyla ve M.S. 6.-13. yüzyıllar arasında ise kitlesel Hun-Türk göçleriyle gerçekleşmiştir.

Kaynaklar: 

1. Haber et al (2012). Afghanistan’s Ethnic Groups Share a Y-Chromosomal Heritage Structured by Historical Events. PLoS One. 2012; 7(3): e34288.

2. Cristofaro et al (2013). Afghan Hindu Kush: Where Eurasian Sub-Continent Gene Flows Converge.

3. Balaresque et al (2015). Y-chromosome descent clusters and male differential reproductive success: young lineage expansions dominate Asian pastoral nomadic populations.

4. Trofimov, (2007) Variability of Mitochondrial DNA and Y-DNA in Populations of Volga-Ural Region, 03.02.07, P.111, Institute of Biochemistry & Genetics, Russia.

5. Artyom Sergeevich Lobov (2009). Structure of the Gene Pool of Bashkir Subpopulations, Russian Academy of Sciences, Institute of Biochemistry and Genetics, Ufa Scientific Center.

6. Kazakhstan DNA Project, FTDNA, 2015.

7. Haak et al (2015), Massive migration from the steppe is a source for Indo-European languages in Europe, Web: http://biorxiv.org/content/early/2015/02/10/013433

8. Ancient DNA Samples, Jean Manco, http://www.ancestraljourneys.org






Yoksa bazılarımız hâlâ "Batılıların" masallarına inanmayı mı tercih ediyor?..

SB

14 Ocak 2024 Pazar

İndo-Aryan Biziz

 Doç.Dr. Tuğrul Kihtir,

"Kuşanlar, Kızıl Hunlar, Ak Hunlar, MS 2.-6.Yüzyıllarda Hindistan'da Türkler" konferansından


 "Bu bölüm bizim tarihimizin üvey evladı muamelesi görmüş bir bölümüdür. Hunlar, Göktürkler, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar, Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, ... say say bitmez bizim tarihimizin kavimleri, boyları, ama bu Ak-Hunlar, Kızıl-Hunlar ve Kuşanlar bizim tarihimizin güney ucudur. Bugün Güney-Asya'da eğer Türk Devleti'nin dostları varsa bu insanlara borçludur... Tarihimiz, bırakın başka tarihlere örnek olmayı, artı, çalınıyor. 15.yüzyıldan itibaren başlayan bu hareket, 18.yüzyılda Avrupa'nın kendisine köken aramasında; ve son zamanlarda da daha eski, Antik Yunan'dan da eski kültür de gerekiyor; çünkü dünya MÖ 500'lerde başlamadı, ondan öncesi de olması gerekti; ve Avrupa toplumları Hint-Avrupalı teorisiyle; Avrupa'dan beyazların MÖ 4000 - 5000 yıllarında , 3000 yıllarında 1500 yıllarında gelerek Sibirya'da yaşayan insanlara medeniyet öğrettiklerini; Afanasyeva kültürünü, Andronova kültürünü, hatta Tagar, Taştık kültürlerini kendilerine ait olduklarını iddia ediyorlar.


Ancak görebildiğimiz bir şey yok, Asya'da Avrupalı yok. Ve atlı arabalarıyla gelip Güney-Sibirya'ya kadar, yani o kadar sistematik bir şekilde söyleniyor ki bu, sadece Uralların batısından doğu kenarlarına değil, taa bizim ilk anavatanımız Yenisey'in çıkış noktalarındaki, oraya Yukarı Havza denir, oysa güneydedir, Baykal Gölü'nün hemen yanındaki bölgeye bile Avrupalılar gelmişler orada yaşayan Sibiryalılara kültür getirmişler. Fakat o zaman at bir binek aracı olarak kullanılmıyor. Atın bir binek aracı olarak kullanılması MÖ 2000'li yıllar. Ve çekici araç olarak kullanılıyor at. Ayrıca Avrupalıların mezarlarında at yok. Bizim kurganlarımız at dolu. Hatta Atlı-Kavim anlamında Tegrek, Kangılı, Tiyele kavimlerinin isimleri Türk Kavimleri. Çinlilerin verdiği. Adında tekerlek geçen bir kavim Uralların batısında yok. Tekerlek, at, demir ve pantolon o zamanki Bozkır kültürünün temel unsurlarıdır.


Herkes yerleşik hayatın daha üst düzey bir medeniyet olduğunu düşünür; "Şehirli". Oysa göçer hayat Di-Cosmo'nun dediği gibi, ki bir Sinolog'tur kendisi, Bozkır hayatındaki dinamik yaşam, üretim tarzı, insanlarda feodal sisteme giden yolu daha önce açan bir yoldur. Ve üretim ilişkilerinde de aşama kaydetmiştir. Çinlilerin kuzey komşuları; Mustafa Kemal Atatürk'ün de çok sevdiği ve konferanslara da davet ettiği Sinolog Eberhard bu konuları çok yazmıştır; MÖ 3000 yılından önce Çin'de tanrılar tarım tanrılarıdır. Gök Tanrı yoktur. Tien-Shan = Tanrı Dağları deniliyor ya işte tanrının oğlu oluyor Çin hükümdarı, ama Çin tarihine bakarsak eğer, efsanevi bir Shia Hanedanı var, bulgusuz, sonra Shan Hanedanı var, sonra da Zhou Hanedanı var.


Zhou Hanedanı'nın başlangıçı MÖ kimilerine göre 1200'ler, kimilerine göre de 1050'liler. O devirden önce tarım tanrıları var, gök tanrı yok. Gök Tanrı kuzeyden gelir. Semavi din kuzeyden gelir. Ve Orhun Abideleri'nde olduğu gibi tanrı tarafından kutsanmak, kutsanmak, kutlu olmak, kut almak, şad olmak, bunları hep kuzeyli kavimlerin kültürleridir. Çin'e demir kullanmayı da Türkler öğretmiştir. Çin'in ilk petroglifleri de yine Güney-Sibirya kökenli insanların çizdiği ve tarzda petrogliflerdir. Çin MÖ 200'lü yıllara kadar şuanki hacminin onda biri kadar. Sürekli ondan sonra genişlemiş.


Esas alan, coğrafya, üretim, hareket, Tekerlekli Kavimler diyor, (yani bunlar uzaylı mı der gibi), tekerlek yok yani. Tekerliği icat eden Türk kavimleri. Evcilleştirilen atı binek hayvanı olarak binen Türk kavimleri. Demiri işleyen Türk kavimleri. Ve Romalılar etekle ata binerken, Çinliler yumuşak ayakkabı kullanırken, Türkler pantolon, çizme giyiyor ve atların üzerinde ipe geçirdikleri üzengiyi kullanıyor. Türkler üzengiyi icat etmiştir. Ata daha iyi yön verebiliyor, atına daha çok hakim oluyor. Demir kuzeyden girer Çin'e. Bunlar kesin şeyler. Ben bunları bir bilim adamı, bir akademisyen olarak, objektif olarak konuşuyorum. Milli duygularla konuşmuyorum. Yalan ortay çıkar. Zaten binlerce kitap var. Kitaplarımın hepsi dipnotludur ve uluslararası kabul görmüş akademisyenlerin, ki çoğu da yabancıdır, referanslarıdır.


Medeniyetin çeşitli aşamaları var. Demir çok önemli bir aşama. İnsanlık tarihine bakarsanız, son kitabım, Ön-Türkler tarihini yazdım, tarih uygarlık ve genetiği ile beraber, göç yolları çok önemli çünkü, batıdan mı doğudan mı, hangi genler nereye gitmiş, bunlarla kanıtlıyoruz, gizlenmemiş araştırmaları o da, doğu araştırmaları Kore ve Japonya'dan geliyor, batıdan gelen araştırmalar genellikle farklı oluyor. Haplogruplar artık bilinen şeyler. Hangi insanlar hangisini taşıdığı biliniyor. Kızıl Hunların ki adları Kidarit'tir aynı zamanda, bu Kızıl Hunların yaşadığı yerden alınan gen araştırmasına göre aynı bölgede yaşıyorlar. Benim soyadım da Kihtir'dir.


Özetle, medeniyetin aşamaları açısından, Türkiye Cumhuriyeti'ne gelmeden önce, MS 16.yüzyıla kadar bir Türk Çağı var. Ortaçağ bir Türk Çağı'dır. Bunlar tesadüf mü oldu? Yani bize batıdan gelmişler, Güney-Sibirya'da seramiği falan öğretmişler, ama hepsini Türkler yenmiş. Madem o kadar üstün medeniyetli insanlar batıda, doğudakiler onları nasıl yenmiş? Biz ırkçılık yapmıyoruz, biz mantık konuşuyoruz. Demiri işlediğiniz zaman, ata bindiğiniz zaman, atın üstüne pantolonla bindiğiniz zaman, o demirden silah yaptığınız zaman ve demirden üzengi yaptığınız zaman, işte süper güçsünüz. O zamanın şartlarında süper güç olmak bu.


İnsanlık tarihine bakarsanız, devletleşme süreci demir çağının sonlarında başlar. Paleolitik dönemde herkes balık tutar, avcılık yapar. Sonraki dönemler, Neolitik, Kalkolitik (Bakır Çağ) ve Tunç Çağı dönem. Neolitik dönem MÖ 8000 -5000, Bakır Çağ MÖ 5000 - 3000, Tunç Çağ MÖ 3000 - 1200 ve binden sonra Demir Dönemi. Yani MÖ 1000'den önce demir yok. Zaten MÖ 12000'lere kadar her yer buzul. Demirle vuran tuncu kırıyor. Demirle vuran süper güç oluyor. Olay bu kadar basit. Türklerin ata mesleği demirciliktir. Zaten Göktürkler'in efsanesinde de Avarlara demircilik yaparlar. Sonra onlar yenerler ve bağımsız olurlar. Atı da var, o da mesafe demek. Ticaret yollarını kontrol etmek demek. Böylece süper güç oluyor.


Batıda güçlü devletler yok, Roma haricinde. Roma'nın da kökeni zaten Etrüskler. Etrüsklerin baş-tanrıçasının adı Turan (Venüs). Bunları biz söylemiyoruz. Bunları Roma'nın kuruluş efsanesini anlatan Vergili Aeneas destanında söylüyor. Turovalıların kim olduğunu söylüyor.


Ve eski zamanlarda Türk kavimleriyle Avrupa kavimleri savaşsalar da bir ortak kültürdeler. Daha henüz dinler girmemiş devreye. Dinler girince insanlar ayrışıyor. Dinden önce ufak çatışmalar, sonra barışmalar. Zaten demir de bulunmamış. Genelde kontrol altında bir yaşam var kavimler arasında. Ama ne zamanki demir bulunuyor, bir taraf üstün geliyor, her tarafı alıyor, öbür taraf da ona düşman oluyor ve kültüründen çıkartıyor. İşte Türkler batının efsanelerinden, İskandinav sagaları dahil, çıkartıldılar. İskandinavların baştanrısı Odin Tyrkialı'dır. Uralların güneyinden geldiğini yazar sagalar. Ve alfabeyi de Odin beraberinde getirmiştir. Runik alfabeyi. Ancak İskandinav runik alfabesinin Türk, Göktürk alfabesiyle benzerliği ortaya çıkınca runik araştırmalar duruyor. Çünkü direk oraya varacak sonu. Şuanda yıllarca runik alfabe çalışması yok. Çünkü her şey ortada. Odin'in runik yazıyla beraber Uralların güneylerinden İskandinavya'ya gelmiş olması, Tyrkland'dan (=Türk Yurdu. SB.) gelmiş olması ortaya çıkacak.


İstanbul'un 1453'deki fethinden sonra Papa II.Pius, önce kardinaldi, 1458'de Papa oldu, bütün Avrupa efsanelerinden İzlanda, İskandinav, Turova hikayelerinden Türklerle ilgili bölümleri kodekslerden çıkarttı. Turova Savaşı'na bakarsanız zaten orada savaşan iki Yunan kavmi değildir. Nasıl ki şuan Ege'nin iki tarafında kıta sahanlığı ve nimetlerinin paylaşılamamasından dolayı yıllardır iki taraf savaşıyorsa, bu Turova Savaşı da aslında Anadolulu halklarla Egeli bir kavmin savaşı. Şimdi Akhalar'dan önce de Pelasglar var. Nitekim Herodot Pelasglar'dan göçer, ata binen (??- SB), savaşçı bir kavim olarak bahsediyor. Sanki Kimmerleri tarif ediyor, İskitleri tarif ediyor, eski Türkleri tarif ediyor. Kimmerler, ki Annemarie v.Gabain dahil, birçok tarihçinin artık üstünde hem fikir olduğu üzere Avrasya kökenli, ortak Türk kökenli kavimler bunlar. Kimmerler, Traklar ki onlarda da kurgana gömme var. Batılılar tümülüs diyor ama bildiğimiz kurgan onlar. Kültür, dil Altay Dil Grubu ya da Hint-Avrupa Dil Grubu olmasıyla her şey apaçık anlaşılıyor. Bir de genetik analizler girdi ki artık çarpıtmaktan, gizlemekten ya da kabul etmekten başka dördüncü bir seçenek yok. 


Türkler kimdir? Asya'dan geldik Moğol'a benzemiyoruz.

Türkler Asyalı beyaz ırktandır. İndo-Aryan aramaya gerek yok, İndo-Aryan biziz."

Doç.Dr. Tuğrul Kihtir

"Kuşanlar, Kızıl Hunlar, Ak Hunlar, MS 2.-6.Yüzyıllarda Hindistan'da Türkler" İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferansından bir kesit. TDAV, 18 Kasım 2023, devamı için YT linki:





14 Ocak 2023 Cumartesi

Gordion Kurganları

 

Gordion ve çevresindeki kurganlar. 

Kurgan MM Frig değil, Saka-Türk boyu olan Muşkili Mita'nın kendisi ya da babası Gordios'a (Goroğlu) ait. İki Atlı-Kurgan KY (MÖ 780) Kimmer-Türk olarak açıklandı. Bu iki at ahşap odanın çatısında yatıyordu. Kurgan da sonradan taşlarla örtüldü. Kurgan P (MÖ 760) ise bir çocuk teginine ait ve çıkarılan eserler de İskit-Türk sanatıyla aynı. Hatta Kurgan-III'teki bir buluntu Ordos-Hun-Türk buluntularıyla kıyaslanıyor.

Bugün başka bir kaynaktan (ben de saklı) öğrendiğim ise Gordion'daki bir başka kurgandan SEKİZ ya da daha fazla (demek ki tam hesaplayamamışlar) AT iskeleti bulunduğudur. Bu kurgan MÖ 6.yy'a ait, atların altında ise ahşap oda yok. Ancak bu kurganın hangisi olduğu belirtilmiyor! Ayrıca Gordion'daki başka kurganlardan İskit-Türk koşum malzemeleri de çıkarılmış.

Ahşap odaları, taş ve toprak yığmalı kurganlar Frig değildir! Olsaydı geldikleri yerde de olurdu! Mellink'in de dediği gibi "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını bilmiyoruz...."

"Frig kurganlarının İç Asya ve Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki ağaç defin odalı yapılarla aynı soydan olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır. (...) Goroğlu Türkmenistan'da mezarda doğmuş anlamında kullanılır ve öte dünyaya doğacak olması anlamına gelir." (Yaşar Çoruhlu - Eski Türklerin Kutsal Mezarları, Kurganlar*)

Casus-arkeo Rodney S.Young'un sadece Kurgan Z için "Kurgan Z şüphesiz 'kafesli' odalar inşa eden ALTAY halkıyla soyunu paylaşan birine aitti" demesi de "olayı" kurtarmıyor!

Herkes biliyordu, hâlâ biliyorlar!

SB



* Kurgan = Korgan

 "Kör/gör şeklini Türkmen şivesinde bulmak mümkündür. Gör (gö:r/go:r) kelimesi mezar anlamında gelmektedir. Köroğlu hikâyesinin Türkmenistan'daki bir şeklinde 'Goroğlu' mezarda doğmuş (Kendisini yer büyütmüş, topraktan doğmuş) bir yiğit olarak anlatılmaktadır. Bu husus mezarın yeniden doğulacak veya öteki dünyada yaşanacak yer olarak algılanması konusuna uygundur. Kazak şivesinde de kor kelimesi ölünün gömüldüğü yer anlamına gelmektedir. (...) Kelimenin daha çok korumak kelimesiyle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Kaşgarlı Mahmud'da koru dikenli tel, korı kökü ise korumak anlamına gelmektedir. Böylece korıgan 'korunulan yer' demektir. Nasıl Köroğlu hikâyesinin Türkmenistan varyantlarından birinde Köroğlu'nu yer (mezar, toprak) koruyor ve doğuruyorsa benzeri şekilde öldükten sonraki yaşama inanan çeşitli Türk toplulukları da 'mezarı', 'cesedin konulduğu yer' ve ikinci yaşamına geçeceği yer, 'ev/saray' olarak algılamışlardır. Mezarla yer/toprak ilişkisi Kaşgarlı Mahmud'un eserinden de belli olmaktadır. (...) Eski Uygurcaya baktığımızda burada 'kor' kelimesinin yine Kaşgarlı Mahmud'da olduğu gibi zarar, ziyan olarak verildiği, 'koramak' fiilinin, bir anlamının kaybetmek, ziyan etmek, azalmak olduğu belirtiliyor. Yine eski Uygurcada 'korımak', korumak anlamında ele alınmıştır. Aynı Türk şivesinde 'kuratmak': toplamak, yığdırmak; 'kurgag veya kurgak': kara toprak ve daha önce söylediğimiz gibi, kurgan, kale manasına gelmektedir. Buradan korumak amacıyla mezarın üzerindeki yığının, toprağın söz konusu olduğunu ve bunun kurgan'ı oluşturduğu anlaşılıyor. (...) kurgan veya korgan kelimesinin kale, şehir (ordu ve balık) ve tepe, yığın, korumak anlamlarının zaman zaman yan yana yer aldığını görüyoruz (...) Kurgan veya korıgan kelimesi aslında mezarın üstündeki yığın, tepe, toprak anlamına geliyor. Bu tepe ve toprağın ana fonksiyonu cesedin öteki dünyadaki yaşamını sürdürebilmesi için, onu korumak olmaktadır."

Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu, "Kurganlar"


"...Frig yönetici sınıfının Balkan kökeninin sorgulanması gerektiğini düşünmek..."

"MÖ 780-770 yıllarına tarihlenen Gordion KY Tümülüsü, hem at gömme geleneğinin Anadolu uygulamaları hakkında bilgi vermesi açısından, hem de tümülüsün değişen kronolojisi itibarıyla oldukça önemlidir. Önceki yıllarda yürütülen çalışmalar sırasında Kimmer istilası sonrasına, MÖ 7. yüzyılın başlarına tarihlendirilen tümülüsün tarihinin neredeyse bir yüzyıl geriye çekilmiş olması, bize göre Anadolu ve Frig arkeolojisi açısından yeni sonuç ve sorularla doludur. Kohler tarafından incelenen tümülüste saptanan uygulamalar ve buluntular, önceki çalışmalarda Anadolu’ya yabancı bir geleneğin varlığı şeklinde değerlendirilmiştir. Tümülüs için önceden önerilen MÖ 7. yüzyılın başları tarihi bu düşünceyi doğrular nitelikteyse de yeni kronoloji itibarıyla bu görüşün desteklenebilmesi artık tartışmaya açık durumdadır.

Frig tümülüslerinin en bilindik ve kapsamlı incelenen örnekleri başkent Gordion’da yer almakta, tümülüslerin yayılım alanı oldukça geniş bir alanı kaplamaktadır. Başkent Gordion’da bulunan yaklaşık 150 örneğin dışında Ankara il merkezinde de yaklaşık 20 Frig tümülüsü saptanmıştır. MÖ yaklaşık 850-825 yılları arasına tarihlendirilen Gordion’daki W Tümülüsü, Frig tümülüsleri arasında kazısı gerçekleştirilmiş bilinen en eski örnektir. Gordion’daki diğer tümülüsler son çalışmalarla artık MÖ 740’lara tarihlenen görkemli MM Tümülüsü’ne göre oldukça küçük boyutlu olmalarına karşın, buralarda defnedilen kişilerin de toplumun yüksek kesiminden kişiler olduğu düşünülmektedir. Bu noktada, MÖ 780-770 gibi, Kimmer istilasından çok daha eski bir döneme tarihlenen mezar ve sahibinin, Frig krali ailesiyle olan bağının sorgulanması gerekmektedir.

KY Tümülüsü’nde atlarıyla birlikte gömülen kişi kimdi? Bu kişi önceden düşünüldüğü üzere Kimmer kökenliyse istiladan neredeyse bir yüzyıl önce Frig krali mezarlığına hangi nedenlerle defnedilmişti? Özellikle Demir Çağı içinde Asya kökenli göçebe toplumlarla ilişkili sayılan bir gömme biçeminin Frig başkenti Gordion’un en eski tümülüslerinden birinde uygulanmış olması, uygarlığın en güçlü olduğu dönemlerdeki etnik bileşenleri ve olası kökenleri hakkındaki bilgilerimizi sorgulamamızı gerektirir mi? Benzeri soruları bugünkü bilgilerimiz ışığında yanıtlandırmak zor ve yanıltıcı olsa da doktora çalışmamızda değindiğimiz üzere (Erdan 2015), Frig kültürünü oluşturan -Anadolu ve Doğu kaynaklı- öğeler bütünü bir arada değerlendirildiğinde, Gordion’daki at gömme uygulamasının da katkısıyla en azından Frig yönetici sınıfının Balkan kökeninin sorgulanması gerektiğini düşünmekteyiz.

Anadolu’da at gömme geleneği KY Tümülüsü’nü takip eden süreçte Elazığ, Eskişehir, Amasya ve Ankara’da tekrar karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada uygulamanın belli bir etnik kimlikle ilişkilendirilmesi durumunda, at gömme geleneği ve uygulayıcılarının Demir Çağı Anadolu'sunda etkin bir sosyo-kültürel göç olduğunu da kabul etmek gerekmektedir.

Yeni kronoloji ışığında; K III Tümülüsü MÖ 780-770, P Tümülüsü MÖ 760’lara, MM Tümülüsü MÖ 740’lara ve J Tümülüsü MÖ 600’lere tarihlendirilir."

Emre Erdan, ADÜ, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, 2016


Gordion Kurgan KY'den Kün-Ay bronz plakalar, tıpkı Hun-Türk Noin-Ula Kurganı'ndan çıkanlar gibi


Asya Hun-Türklerinde saç stilleri ile altta Gordion'dan çıkarılan ve "Kibele" olarak adlandırılan, ancak
Türk Taşbabası olanın saç şekliyle karşılaştırınız.

Ortadaki "Kybele" değildir ! O bir Taşbaba'dır.

Doğu Kazakistan'dan Taşbabalar - Zeynolla Samaşev'in kitabından

Gordion Kurgan B'den Taşbabalar (iddia ettikleri gibi bir İdol değildir)


Altay'dan bir Türk Taşbaba/Balbal (İdol mu diyeceğiz yani şimdi bunlara!!!)



Tarih sahnesine MÖ 8.yy'da çıkan "Frig"lerin titizlikle kayıt tutan Hitit yazıtlarında adlarının hiç geçmemesi ve hatta Doğu kaynaklarında Muşki olarak geçmesi, kurganların Kimmer-Saka ile birlikte görülmesi, taşbabalarının, atlı gömünün, İskit sanat eserlerinin bulunması ve "Frig" olarak tanıtılan buluntuların ki en belirgin olanları başlıklar (İskit/Sakalara ait) ile çengelli iğnelerin (Fibulaların en eskisi Kafkas Kimmer-İskit mezarlarında) "Frig"lere özgü olmaması ve "eski Frigce" olarak tanımladıkları , ancak Türkçe olan Ova/Oba ve Bediz sözcükleri.... gibi veriler "Frig"leri değil Türk boylarını işaret etmektedir.


Türkoloji ile Klasik Arkeoloji beraber okunmalı.

Çünkü Anadolu'nun "Klasik" döneminde Türkler var.

Dikte edilip ezberletilen tarihi bırakın ve arkeolojik bulgulara bakınız!

Bu veriler yalan söylemiyor!

Yer Adları gibi Kurganlar da, Taşbaba/Balballar da, Türkçe de

Türklerin Tapu Senedi'dir!



Hep sorgulamıştık, sizlerin de sorgulama zamanı gelmişti....
SB

Dürüst Olunuz !



9 Aralık 2022 Cuma

Büyücü Medea

 

Medea, Kolkisli Aietes'in (Ayetes) kaçırılan büyücü kızı.

Adının anlamını "kurnaz, danışman, plan, cihaz, gardiyan, hükmeden, yöneten, koruyan, ölçmek", olarak verirler. Hindistan'dan bir bitki cinsinin de adıdır. Salatalık kökü Medeoia'nın adının da Medea'dan (büyücü) geldiği varsayılır, çünkü "büyüsel" tıbbi değeri vardır.

Kolkisli Büyücü Medea'nın halası Büyücü Kirke Odyssey destanında yer alır. Hala Kirke aynı zamanda, Minotaur'un da annesi olan Grek olmayan Girit kralı Minos'un eşi Pasiphae ile de kardeştir. Büyücü Medea İason (Yason) ve Argonotlar tarafından kaçırılır. Atina kralı Aegeus'un eşi olur. Kral Aegeus'un "piç" oğlu Theseus'u zehirlemek istediği anlaşılınca kaçar. Theseus çapkınlığı ile ünlüdür. Minos ile Pasiphae'nin kızları Ariadne'yi, Minotaur'u öldürdükten sonra kaçırır. Ancak daha sonra Bacchus'a (Dionyssos) kaptırır. Hatta Turovalı Elene'yi çocukken kaçıran da Theseus'tur. Baba Aegeus Theseus'un Girit'te öldüğünü düşünür ve intihar eder. Böylece Aegeus'un adı Girit ile Atina arasındaki denize verilir. Ancak Aegeus Türkçedir (egemen) ve Ege adı da oradan kalmıştır.


Med Türkleri : Magus, Maglar > Kamlık/Büyücülük ile tanınırlar.

Medikal, Medicine (ilaç), Meditasyon, Magic ve Medya sözcükleri de Medea'dan türetilir.


SB

NOT:*Aegeus, kökeni belirsizdi, hatırlayınız.



İlgili:

Bruja



31 Ocak 2022 Pazartesi

Etrüsk Vazosunda Toktamış (Toxamis)

 


Ok atan Kimer (Kimerios) ile Toktamış (Toxsamis)

François vazosundan detay - MÖ 570/560

1844 de Chiusi'nin kuzeyindeki bir Etrüsk mezarından çıkarıldı ve bulanın adı verildi. Florence Arkeoloji müzesinde


Toktamış (Tokhtamysh);

Etymology and origin is Turkish, still in use as male name.

Kimmerian (Cimmerian)/Scythian-Turks on François vase, 570/560 BC

Toxamis is Turkish and not "nonsense" or "in other language" as "A.Mayor" claim!

What kind of scholar do you wanna be ; Honest or Dishonest!

Do not underestimate Turkish or Turkish History!

Only Turks use this name "Toxamis" i.e. "Toktamış".



Bu vazoda "Kalydonian Yabandomuzu Avı" mitolojisi anlatılıyor, özetlersek;

Kalydon kralı Oineus hasat bayramında Artemis'i unutur, tanrıça kızar ve devasa bir yabandomuzu salar kente. Kralın oğlu Meleagros komşu kentlerden yardım alarak avlanmaya çıkar. Bu ava Akhilleus'un babası Peleus, Büyük Ayaz'ın babası Salamisli Telamon, Turovalı Helene'nin ikiz ağabeyleri, Helene'yi çocukken kaçıran Atina kralı Aigeus'un oğlu Theseus, Argonot Yason ve Erpata (Amazon) Atalanta gibi birçok karakter katılır ki Kimmerler de oradadır. Kentaurlar olarak anlatılır mitolojide. Bu ava katılan Theuseus'un arkadaşı Peirithoos'la Kentaurlar arasında tartışma çıkar. Peirithoos'un düğününde Kentaurlar eşini kaçırmaya çalışırlar, kavga çıkar ve Kentaurlar bölgeden kovulurlar, bu savaşa "Centaurmachy" derler... Ancak kovulanlar Kimmer Türkleridir.

Bütün mitler birbirleriyle bağlantılıdır.

Akhilleus, Büyük Ayaz ve Aigeusoğlu Thesesus'un oğulları Turova Savaşı'na katılanlardandır. Aigeus ölünce Theseus başa geçecekken Sparta Kralı Tündar'ın (Tyndareus) kızı Helene'yi kaçırır. Dioskurlar olarak da anılan ikiz ağabeyleri kızkardeşleri Helene'yi kurtararak baba evine geri getirir. Bu arada Theseus'un annesi Aithre de Helene'ye yardımcı (köle) olsun diye getirilmiştir. Arkasından da Dioskurlar Atina krallığına Menestheus'u getirirler. Theseus ise kaçarak Skyros kralı Lykomedes'in yanına sığınır, ancak o da onu öldürür. Skyros kralı Lykomedes ise Turova Savaşı'nın çanları çalarken Akhilleus'u saklayan ve kızından torun (Neoptolemos) sahibi olan kraldır. Ancak Theseus bir "kahraman" olarak anılır, oysa Helene'yi asıl kaçıran Pars (Paris) değil Theseus'tur! Kral Menestheus da İlyada'da Akha ordusunda gösterilir!


Semra Bayraktar (SB)



Bayan Yürek-Kazakistan Türk Kaya Resmi, Bronz Çağı ve Kimmer Toktamış
Stil aynı.



Ön Asya Dünyasından İlk Türkler: Kimmerler ve İskitler
Prof.Dr. Taner Tarhan / Türkler Cilt 1












"Türkler MS 11.yy'dan sonra Ege havzasına geldi" safsatası kesin ve net bitmiştir!