kurgans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurgans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2026 Perşembe

Hangi Frig Kurganları

 


Gordion Kurgan E bir ATLI KURGAN

Kurgan D de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan KY de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan B ise (şimdilik) BALBALLI/TAŞBABALI bir kurgan

Kurgan A da ATLI bir Kurgan olabilir.


***
Gelelim akademisyenlerin açıklamalarına.


Kurgan A ve E'den Cenaze Araçları
Gareth Darbyshire, Penn Müzesi

Son birkaç yıldır, Gordion'da, özellikle sırasıyla yaklaşık MÖ 525 ve 530 yıllarına tarihlenen Kurgan A ve E mezar höyüklerinde (şekil 9) araç yapımı ve kullanımına dair kanıtları dikkatlice inceledim. Gordion'da tekerlekli araçlara dair en eski kanıt, MÖ 9. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir ve MÖ 800 yılındaki büyük yangının neden olduğu yıkım seviyesinde bulunmuştur. Teras Binası'ndaki birimlerden birinde fildişi alınlıklar ve gözlükler ile üç demir dizgin parçası bulunurken, iki demir emniyet pimi bir savaş arabasına ait olmalıdır.

Yirmi yıl sonra, yaklaşık MÖ 780 yılında, Kurgan KY altında iki atın gömüldüğü bir defin mezarı bulunmuştur. Demir dizgin parçaları ve süs bronz alınlıklar hâlâ başlarına bağlı halde bulundu ve hayvanların dizilişi, atların muhtemelen Kıbrıs'taki Salamis'teki 8. yüzyıl sonu-7. yüzyıl başı mezarlarındaki gibi boyunduruklarına bağlıyken öldürüldüğünü düşündürüyor. Bu, büyük olasılıkla bir savaş arabası mezarıydı, ancak ahşap arabadan hiçbir şey bulunamadı.

Genç bir kadının küllerini barındıran A kurganın altında, zengin bir mücevher koleksiyonunun yanı sıra lastikler, tekerlek kelepçeleri, göbek bağlantıları ve bunların bağlantı cıvataları, perçinleri ve çivilerinden oluşan 270'den fazla demir parça bulundu. Bu bağlantı parçaları açıkça sağlam bir araca aitti, ancak parçaları tümülüsün kapladığı alanın bir kenarında karmakarışık bir şekilde istiflenmeden önce yakılmış ve sökülmüştü.

Parçaları, kağıt üzerinde bile olsa, tekrar bir araya getirmek son derece zor oldu. Bununla birlikte, altı kollu ve 1 m çapında, altıgen kesitli ahşap bir aksa çivilenmiş iki tekerlek (dört tekerlekli bir vagon yerine) bulunduğunu hesapladım. Bu, tekerleklerin aks etrafında serbestçe dönmek yerine, aksla birlikte döndüğü anlamına gelir ve aracın hızlı, askeri tarzda bir savaş arabası yerine daha yavaş hareket eden, ağırbaşlı bir araba olduğunu gösterir. Bir çift demir dizgin parçası, bir bronz alınlık ve bronz başlık bağlantı parçaları ortaya çıkarıldı, ancak at iskeletleri bulunamadı - iskeletler hala tümülüsün içinde kazılmamış halde olabilir.

Kurgan E'nin kazısı, oldukça dikkat çekici bir hayvan kalıntısı ve ayrı bir metal eşya kalıntısı ortaya çıkardı (ancak henüz ölen kişinin izlerine rastlanmadı). Bir kalıntıda en az altı at ve üç sığır vardı (şekil 10) ve diğerinde çeşitli tiplerde en az altı bronz ve demir dizgin parçasının kalıntıları bulunuyordu. En gösterişli olanı, dekoratif bronz koç başı dizgin halkaları ve palmet yanak parçalarına sahiptir (şekil 11).

A Kurganında aynı genel tipte iki araba kalıntısı da vardı, ancak bunlar çok daha gösterişliydi; biri mükemmel şekilde dekore edilmiş demir aksamlara, diğeri iki bronz aks kapağına ve bronz direk montajına ve muhtemelen araç kutusunu süsleyen kabartma süslemeli bronz levhalara sahipti. Muhtemelen, dizginlerden dördü araçlar için iki atlı çekme takımına, diğer ikisi ise binek atlarına aitti ve Likya'daki Karaburun mezarındaki (MÖ yaklaşık 470) çağdaş duvar resminde tasvir edilen alayı anımsatıyordu.

Bu kadar pahalı taşıma araçlarına ve bunlarla ilişkili at takımlarına sahip olmak ve bunları gömmek, bölgenin elitlerinin zenginliğinin ve gücünün dikkat çekici bir göstergesi olurdu; bu durum, yukarıda bahsedilen duvar resmi gibi tasvirlerle de vurgulanmaktadır. Bu tür malzemelerin, MÖ 6. yüzyılın sonlarından 5. yüzyılın başlarına kadar uzanan erken Ahameniş döneminde, Batı ve Orta Anadolu'daki mezarlarda aniden daha belirgin hale gelmesinin nedeni ilginç bir sorudur ve bölgenin Persler tarafından ele geçirilmesiyle ortaya çıkan artan sosyo-politik gerilimlerle bağlantılı olabilir.

Eylül 2020



***

"Frig" kurganları "Frig" değildir.

Çünkü;

* "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını Anadolu'nun, Avrupa'nın veya Asya'nın hangi bölgesinde, tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit (=Türk -SB) ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu'ya giriş şekli belirsizdir."

(Matchteld J.Mellink, 1981)


Sonra da bunları "Frig" diye tanımlayın! Olmuyor sayın "akademisyenler", olmuyor! ...

Gordion Kurgan E, MÖ 530
Ak Alaha Kurganı (Ukok Platosu/Altay), MÖ 5.yy

Üzerinde palmetler olunca "Ahameniş" mi oluyormuş?

Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan  yaptıkları?

Bırakın yerli konumundaki Sakaları/Kimmerleri, peki Pers ordusu hangi halklardan oluşuyordu? Bunu hiç dikkate aldınız mı?

Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar!

Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor!

Pes doğrusu!


Pers ordusu için link 1 - link 2 - link 3




Bet/Bediz ile ilgili yazım kaynaklarıyla "Turova Ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.



Hangi Frig? Hangi Ahameniş?

Bana bir masal anlat, içinde dürüstlük olsun...

Atlı Kurganlar varken, "Frig" yazıtlarındaki "Beudos/Bevdos" kelimesi Türkçe kökenliyken; BET/BEDİZ.

***

Şimdiye kadar yapılan açıklamalara göre; ATLI Kurganlar *KY (2 AT), *D (2 AT), *E (8-9 AT, başka hayvanların kemikleri de var ki özellikle kurban edilmişler denilmekte). Balballı/Taşbabalı kurgan ise *B. MM kurganı dedikleri de aslında "Baba Gordios"a ait oğlu Mita(Midas)'a değil ki "Gordios" Türkçedir ve "Goroğlu (Köroğlu)" kelimesinin eski ve farklı dillerdeki söylenişidir.

Kurgan *E'den çıkan koşum aksesuarları arasında bulunan bir gem palmetlerle süslenmiş ve her iki tarafında koç başları bulunmakta. Bilimsel bir sempozyumda bunların "Ahameniş" dönemi "Perslere" ait olduğu anlatıldı. Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan yaptıkları? Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar! Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor! Pes doğrusu!

İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'da çalışan ve "Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA)" üyeleri Amerikalı "philhellenist" arkeologlar OSS ajanı olarak görev almıştı. Bu dönemde Türkiye'nin bazı bölgelerini de "istasyon" olarak kullandılar. Savaş bitiminde bu arkeologların büyük bir kısmı bu "asıl görevlerine" devam etti. Öyle ki "istasyonlar" ve "gezip-gördükleri" yerlerdeki antik dönem kalıntılarını inceleyip kazmak istediler ki bazıları zaten İkinci Dünya Savaşı öncesinde kazılar yapmıştı; Carl Blegen (Yale Üni.), John Caskey (Yale), John Daniel Franklin (Pennsylvania) ve Jerome Sperling (Yale) "TUROVA" kazılarındaydı. 

Casus-arkeologlardan Rodney Stuart Young (Pennsylvania Üni) ile birlikte çalışmak isteyen ve "istasyon" olarak kullandığı "gizli liman" bölgelerinde kazı izni isteyen Franklin (ki SARDES ile TARSUS'ta da kazı yapmıştı) GORDİON'da karar kılmıştı. Ancak ömrü burada çalışmaya yetmedi ve "şüpheli" bir şekilde 1948'de öldü. Fullbright sistemini Türkiye'ye getirmek isteyenler arasındaydı ki Carl Blegen de Yunanistan'a getirmişti. Franklin'in ölümüyle GORDİON kazı başkanlığı casus-arkeolog Rodney S.Young'a kaldı ve 1974'e kadar kazıları o yürüttü. Young ayrıca Ankara'da kurulan "Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARİT)"nün de kurucularındandı.

ARİT'in amacı şu şekilde tanımlanır: 

- "... Amerikan araştırma kurumlarının kurulmasının tesadüf olamayacağı açıktır. Türkiye'deki Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARIT), İstanbul SI [Gizli İstihbarat] şefinin 1944'te Türkiye'de kalıcı bir istihbarat görevlisi için önerdiği derin örtüye çarpıcı bir şekilde benzemektedir.  OSS, örtüsü Amerika'da kurulacak ve gizli olarak sürdürülecek gelecekteki Gizli İstihbarat (SI) ajanlarını arıyordu. “Ofisle kesinlikle hiçbir teması olmayan ve yalnızca aracı kişilerle son derece gizli ve kısıtlı bir şekilde iletişim kuracak” olan ajanlar için, “Türkiye'de araştırma yapan izinli öğrenciler ve profesörler” önerildi... “Türkiye'de bir Amerikan Arkeoloji Enstitüsü veya Doğu Enstitüsü kurulması, bu alanda çalışma olanakları açacaktır. Bu konuda yapılacak ön araştırmalar bile, insanların Türkiye'ye giriş çıkışını sağlamak ve kuruluşa hizmet etmek için kullanılabilir.”

Türkleri ve Türkçeyi sevmeyen, bizden nefret eden casus-arkeolog Dorothy Cox (Pennsylvania Üni) da Rodney Young ile birlikte Gordion'da çalışmıştı. Amirleri kendisi için "Türkiye'deki en iyi adamımız, o mükemmel bir casustu" diyorlardı...

Sonra da bu "philhellenist-casus-arkeologların" yetiştirdikleri "hocalar" kalkıp bunlara Balkanlardan gelen "Frig"lere mâl ediyor!... ATLI KURGAN yapan bu yönetici kesimi "arkeologların, tarihçilerin ve dilcilerin" sorgulamaya başlaması gerek. Söylenecek daha çok şey var da... 

SB.

Not: Bu üniversitelerin, enstitülerin, vakıfların ve kazı alanlarının sponsorlarının da sorgulanması gerek. Gordion kazısı Pensylvania Üni (tıpkı Yale Üni gibi Sarmaşık/Ivy Leage üniversitesilerinden) ile "Kaplan Vakfı" tarafından desteklenir. Onların da destekçileri UNESCO ve ortakları WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı), WMF (Dünya Anıtlar Fonu, kurucuları arasında Bilderberg'ciler var) ve Rockefeller gibilerdir... Yani, parayı verenin düdüğü çalınır!..


17 Şubat 2026 Salı

Sözde Frig

 

Sözde Frig coğrafyasında Sözde Frigce dedikleri Bediz ve Sözde Frig Kurganları;

Bartomeu Obrador-Cursach'a "Eski Frigce olarak kabul ettiğiniz Beudos/Bevdos kelimesi Türkçe kökenlidir; Bet/Bediz/Bedizci" diyerek yıllar önce bir mail atmıştım, hâlâ geri dönüş yapacak. Akademisyenler hata yaptıklarını kolayca kabul etmez ki Türkçeye karşı da soğuk bir yaklaşımları var, yok hükmünde sayıyorlar sanki. Dil çalışmalarında Türkçeyi dahil etmedikleri için de ortaya çıkardıkları çalışma eksik oluyor. MÖ 6.yy'da Frig coğrafyasında kullanılan bu "Bediz" sözcüğünü arkeolojik buluntuyla da destekleyebiliyoruz; Gordion Kurgan B ve çevresinde bulunan "Balballar". O dönem için bölgede yaşayan Saka Türklerinin bu balbalları "Bediz" olarak adlandırması en mantıklı açıklamadır ki Gordion kurganlarının sahipleri de aslında Saka Türkleridir.

Matchteld J.Mellink, “Friglerin önde gelen bir kişinin cesedini barındırmak için ahşap bir oda inşa etmesi ve odayı bir taş yığını ve tümülüsle örtme geleneği, Kurgan W, P ve MM ile birlikte K-III ve K-IV ‘ün incelenmesiyle daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. MM, P, K-III ve K-IV komplekslerinin güney ve batısındaki mezarlıkta halktan insanların basit inhumasyonları ve daha sonra da kremasyon uyguladıklarını biliyoruz. Kurganlar ise soylular, ya da yönetici ailenin akrabaları olsun, ayrıcalıklı sınıfa ayrılmıştı. Standart tipte düz çatılı, alçak mezar odası, W kurganında tamamen gelişmiş görünmektedir. W kurganını MÖ sekizinci yüzyılın başlarına veya dokuzuncu yüzyılın sonlarına tarihlendirsek bile, iyi gelişmiş bir ölü gömme geleneğinin Batı Anadolu’ya ani bir girişi olarak görünüyor. Friglerin Gordion’a (ve Ankara’ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve Anadolu’nun, Avrupa’nın veya Asya’nın hangi bölgesinde, bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu’ya giriş şekli belirsizdir”, demektedir. (*)

Ayrıca şunu da söyler; "Young, Midas'ın hüküm sürdüğü Gordion'un, anıtsal "megara"lar ve etkileyici büyüklükte ve organizasyonda bitişik binalardan oluşan, iyi inşa edilmiş, ağır şekilde tahkim edilmiş bir kale olduğunu vurgulamıştır. Gordion'daki bu sekizinci yüzyıl sonu katmanı, şüphesiz Friglerin işgal ettiği ülkede yaygın olarak bulunan uzun süredir devam eden Batı Anadolu yapı geleneğinin bir uyarlamasıdır. Gelecekteki araştırmalar, işgalcilerin Avrupa'daki ilkel varoluşlarından Gordion'da görülen yarı kentleşmiş mimari organizasyona nasıl geçiş yaptıklarını açıklamak zorunda kalacaktır. Midas Gordion'u inşa edilmeden önce, hayatta kalan Bronz Çağı Anadolulu halklarıyla neredeyse dört yüzyıl boyunca simbiyoz halinde yaşamış olabilirler ve Batı Anadolu'nun bazı bölgeleri, merkezi platoya kıyasla yerleşim kesintilerinden daha az etkilenmiş olabilir. Frigler, Küçük Asya'ya girmeden önce kelimenin tam anlamıyla göçebe miydiler? MÖ 1200 öncesinde Avrupa'da yaşayan Friglerin göçmen veya yarı göçmen bir evresine dair hiçbir kanıtımız yok. Öte yandan, Gordion'daki Friglerle ilgili önceki iki makale, Frig kültürünün bazı "göçebe" özellikler sergilediğine işaret etmiştir. Friglerin göçebelerle paylaştığı ilk önemli arkeolojik özellik, gömme gelenekleridir. Önemli ölülerini kişisel eşyaları, mobilyaları ve hediyeleriyle birlikte bıraktıkları kütük evler veya daha basit ahşap yapılar inşa ederler. Bu ahşap mezar odaları daha sonra bir kaya ve toprak yığınıyla örtülür; bu sistemin en etkileyici örneği Gordion'daki en büyük tümülüs olan "Midas Kurganı"dır. Herodotos'un İskit mezar geleneklerine dair açıklamasıyla ve özellikle Altay'daki Pazırık'ta kazılan İskit liderlerinin mezarlarıyla olan paralellikler açıktır. Pazırık'ta, Gordion'daki "Midas" mezarının çift duvarlı korumasına ayrıntılı paralellikler oluşturan iç ve dış yapılar mevcuttur. "

Bu "sözde Frig" kurganları bu sebeple tekrar incelenmelidir. Çünkü Kurgan sahipleri yönetici sınıfa aittir ve bu yönetici sınıf Saka Türkleridir. 24 yıl boyunca kazı başkanlığı yapmış olan Rodney Young bile "Kurgan Z'nin, "kafesli" odalar inşa eden Altay halkıyla aynı soydan gelen birine ait olduğu şüphesizdir," diyordu. (*) Mellink ve Young Grek kaynaklarında bahsedilen bu "Frigler" üzerinden yorumlar yapıyor ve bölgede farklı bir budun olabileceğini akıllarına getirmiyor. Oysa Asur kaynaklarında "Phryg" kelimesi geçmez, Muşkiler olarak anılırlar ve Muşkiler bir Saka boyudur.

Mellink aynı zamanda Gordion'un Pazırık'tan daha eski olduğunu (oysa kıyaslamak için daha eski olan Tuva Kurganları var) belirtir ve "Frig gömme geleneklerinin prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur" demektedir.


Bu bölgelerde kim "Ahşap odalı kurgan" yapıyordu peki?.. İşte bunu dile getirmezler.

Gordion'daki Kurgan KY atlı bir mezarken, Kurgan P "İskit sanatıyla" doldurulmuş bir çocuk/tigin mezarıdır. Ramsay Frigya’da bulunan bir yazıtta geçen "knouman (κνουμανει)" sözcüğünün anlamını "mezar (tomb)" olarak verir. (*) Bu sözcük "korugan (kurgan)" sözü ile sesteş ve anlamdaştır, yani "knouman" sözcüğü de "beudos/bevdos" gibi Türkçedir. Kısaca Gordion, Ankara kurganları, Pazarlı ve Kerkenes gibi bölgelerdeki "Frig Uygarlığı/ Kültürü"nü sorgulamamız gerekiyor.

Türk Tarihi ve Türk Dili üzerine çalışan ve "Batılıların dayattığı" değil de gerçekleri açığa çıkaranlara saygıyla...


SB

Not: (*) "Turova ve Saka Türkleri" adlı 📕kitabımda kaynaklarıyla.

* "Frigler de Türk" yorumu yapılıyor ki hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü Avrupa'dan gelen Frig/Bryg Türk değildir! Mellink'in "...prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur"  yorumu gayet açıktır. Frigler kurgan yapmıyordu. Çünkü bu kurganlar Saka Türklerine aitti. Bu durumda da şu gerçek ortaya çıkıyordu: Yönetici sınıf Frig değil, Saka idi. Öyle ki mitolojik kurucuları Gordios'un (Goroğlu) adı bile Türkçeydi.


Mellink'ten inciler;

Frigya'nın "kurgan içinde kereste mezar" şeklindeki gömme geleneği, Güney Rusya kökenli olarak yorumlanmalıdır. Bu gelenek Asya'nın göçebe bozkır sakinlerinde de görülür, ancak kendi başına göçebe yaşamın bir göstergesi değildir."

[SB* Evet değildir, ancak ahşap odalı kurgan yapanlar Türk boylarıdır. Bu Hun Türklerine ait Noin-Ula kurganıyla, Tuva, Altay ve Kazakistan'daki da İskit/Saka Türklerinin kurganlarıyla, ya da MS dönemine ait Türk Kağanlığı, Hazar ve Kuman Türklerine ait kurganlarla da desteklenir.]

Sanatta göçebe özellikler sorusu belki de benzer bir niteliktedir. Geniş bozkır rezervuarı, bozkır sakinleri Yakın Doğu'nun yerleşik ve belirgin kültürleriyle temasa geçmeden önce belirli görsel sanat zevklerinin ve stillerinin geliştiği bir alan olarak yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Nihai ve melez ürünleri en iyi biliyoruz. Eski Yakın Doğu ve Yunan esintileriyle harmanlanmış İskit ve Sarmat sanatı, bilinen antik sanat dünyasından ödünç alınmamış belirli biçim ve konu özelliklerini hala korumaktadır. Birçok sanat tarihçisi, özellikle Rostovtzeff ve Minns tarafından incelenen "hayvan stili"nin özellikleri, Bayan Kohler tarafından önceki makalede vurgulanmıştır.

Hayvan seçimleri ve özel hayvanlar (kuşlar, geyikler, atlar), katlanmış pozlara olan tercih, hayvan formlarının ve unsurlarının fantastik manipülasyonu, zoomorfik birleşim ve zoomorfik çıkıntılar, ahşapta olduğu kadar metalde de modellemenin açısallığı, abartılardan duyulan kaligrafik zevk ve organik prototipinden ilham alan ancak ondan uzaklaşan formun serbest oyunu: tüm bu özellikler, Yunanistan ve Doğu ile olan çatışmasıyla alt edilemeyecek kadar inatçı bir sanatsal zihniyet veya üslup oluşturmaktadır. Güney Rusya'da Greko-İskit metal işçiliğinin nasıl geliştiği bilinmektedir; Ziwiye hazinesinin [SB* İskit MÖ 7.yy] İskit repertuarından ilham unsurları içerdiği de giderek daha fazla bilinmektedir. Ziwiye'deki altın işlemelerde, senkretik bir oryantal üslup (esas olarak Asur, Urartu) bazı durumlarda hazır İskit formlarıyla zenginleştirilmiş ve eklektik bir şekilde kullanılmıştır.

Bu durum, İskit ve daha önceki "göçebe" sanat biçimlerini, Yakın Doğu ve daha sonra Yunanistan'ın repertuarına maruz kalmadan önceki saf hallerinde izleme gibi ilginç bir görevi ortaya çıkarıyor. Artık, yaşamın ilkel ve göçebe bir aşamasındaki toplulukların sanat biçimlerinin varlığını veya kurtarılma olasılığını inkar edemeyiz. Göçebe bozkır sakinlerinin ve yarı göçebe veya yerleşik akrabalarının mezarları, bağımsız "göçebe üslubunun" kanıtlandığı yerlerdir.

Altay bölgesindeki Pazırık'ın donmuş kurganlarında bulunan mezarlar ve mezar ekipmanlarına dair dikkat çekici keşifler, nesneler geç ve karışık olsa da, kronolojik sınırlamaya tabi olmayan bir kanıt sunmaktadır. Ahşap, deri, keçe, tekstil, insan derisi gibi normalde bozulabilir malzemelerin, "hayvan üslubu"nun özel bir biçiminde, açık ve tutarlı sanatsal ifadenin taşıyıcıları olduğu gösterilmiştir. Pazırık'tan çıkan birçok süs oyma eseri, MÖ beşinci ve dördüncü yüzyıllara ait olsalar da, tamamen "göçebe" sanatına aitken, diğer eserler Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımaktadır." 

[SB* Hayır, Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımıyor, çünkü karşımızda bunlardan etkilenmemiş Tuva Arjaan kurganlarından çıkan benzer sanatsal örnekler var.]

"Pazırık'ın bize gösterebildiği kadarıyla, orijinal "göçebe" repertuarı zamansızdır. Antik dünyanın bilinen kültürlerinden bağımsızdır ve metalurjiden önce gelen ve bozulabilir olmalarına rağmen, ayrıntılı ve tutarlı bir sanatsal üslup için uygun araçlar olan malzemelerde yer bulmaktadır. Eğer bozkırda yaşayan çeşitli kabilelerin erken zamanlarda kendilerine özgü sanat stillerine sahip olduklarını kabul edersek -ve Pazırık öncesi bozkır sanatı buluntularından bazıları bunu doğrulamaya meyillidir- antik dünyanın daha iyi bilinen bölgelerindeki sanatın bazı yönlerini yeni bir ışık altında anlamak mümkün olabilir. Bayan Kohler, Gordion'dan gelen ahşap oymalar üzerine yazdığı makalesinde Frig repertuarında ve stilinde "göçebe" özelliklerinin ilginç bir gösterimini sunmuştur. Bu özellikler oryantal, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değildir ve yalnızca Frig göçmenleriyle birlikte Anadolu'ya girmiş olabilirler; muhtemelen sahipleri tarafından taşınan ve kabilenin gittiği her yerde yapılmaya devam eden ahşap oymalarda somutlaşmıştır. 

[SB* Hitit veya Batı Anadolu kökenli değil, evet, ancak, "yalnızca Frig göçmenleriye Anadolu'ya girdiler" ifadesi yanlıştır, çünkü Saka Türkleriyle geldi.]

Birçok örneğin korunduğu dönemde Frigler, repertuarlarına oryantal esintiler eklemeye başlamışlardır; aslan ve aslan-boğa grubu açıkça Mezopotamya (veya Hitit) kökenlidir. Ancak bu gruptaki geyikler ve ilgili hayvanların antik Doğu ile hiçbir ilgisi yoktur. En güçlü benzerlikleri Pazırık'taki "göçebe" unsuruna dayanmaktadır. Burada da göçebe unsuru zamansızdır. Bunu ancak tesadüfi koruma bize ahşap veya diğer bozulabilir malzemelerden yapılmış bitmiş ürünler sunduğunda izleyebiliriz. Gordion'daki kazılar, özellikle P kurganından ahşap oymalar ve şehir höyüğünden bazı kömürleşmiş ahşap kabartmalar kurtarma konusunda şanslı olmuştur.

Bu sanatsal kategoride, Friglerin kültüründe "göçebe" bir unsur buluyoruz. Daha önce de kabul edildiği gibi, göçebe olan bir sanatsal özellik için "göçebe" etiketini korumak belki de haksızlık olur, ancak Frigler örneğinde bu, yarı göçebe dönemden yerleşik döneme taşınmış olmalıdır. Öte yandan, "hayvan stili"nin bazı yönlerinin kendine özgü kalıcılığı, bu sanatsal kompleksin kökenlerine atıfta bulunan göçebe etiketini haklı çıkarır. Pazırık ve Gordion tipi erken buluntuların eksikliği nedeniyle, hayvan stilinin yaşı spekülasyon konusudur. Şu anda elimizdeki en iyi belgeler, Kuban bölgesindeki Ulski [SB* İskit, MÖ 6.yy], Kelermes [SB* İskit, MÖ 7.yy] ve Kostromskaya [SB* İskit, MÖ 7.yy] kurganlarından çıkan yedinci ve altıncı yüzyıllara ait bronz ve altın eserlerdir. Bu eserler, tamamlanmış formlarında yerleşik prototiplere olan bağımlılıklarını ortaya koymaktadır. Yüzeylerinin eğimli işlenmesi, sanatçıların aşina olduğu bir malzeme olarak ahşabı işaret etmektedir.

Ne Kuban buluntuları ne de Ziwiye kompleksi, Gordion'daki ahşap oymalar kadar eski değildir. Frigya'dan elde edilen kanıtlar, "göçebe" sanatının bu kategoriye ait eserlerin antik çağlara ait olduğunu kanıtlamaya yardımcı olacaktır; bu sanat türünün MÖ sekizinci yüzyılda var olduğu kanıtlanmıştır, ancak potansiyel olarak çok daha eski bir döneme ait olabilir.

[SB* İşte burada yanılıyorsunuz. Daha eskileri Tuva'da, Ahameniş öncesi İran coğrafyasında. Ve Gordion'da daha eski Frig Sanatı aramayınız, hüsrana uğrarsınız, yoktur. Çünkü Frig öncesine aittir o sanat.]

Tunç Çağı Anadolu ve Yunan arkeolojisi, göçebe sanat kompleksinde varsayımsal bir aydınlatma kaynağı bulmuştur. Yerleşik kültür kalıpları, nihayetinde göçebe kökenli istilalar tarafından tekrar tekrar kesintiye uğratılmıştır. Tunç Çağı'nın Hint-Avrupa göçmenleri, ister Yunan ister Hititler olsun, genellikle istila ettikleri topraklardaki halkların kültürel ve sanatsal seviyesinin çok altında olan yıkıcı unsurlar olarak (arkeolojinin de haklı olarak savunabileceği gibi) sahneye çıktıkları düşünülmektedir. Daha spesifik olarak, Yunanlıların sanat alanında çok az şey getirdikleri, bunun yerine daha sonra Miken sanatının "tektonik" eğilimlerinde sergilenen bir zihniyet ve eğilim getirdikleri düşünülmektedir.

[SB* Sormazlar mı, madem Yunan kavimlerinin hiçbir sanatsal özgünlüğü yok, o zaman nasıl İskitleri sanatsal açıdan etkilemişler? ;) ]


Sorgulama zamanı 🧐


Kurgan B'de bulunan 4 balbal. 33 nolu balbal yukarıda daha net görülmekte.






BEUDOS - BEVDOS is TURKiSH; BET, BEDiZ.

"bädiz, bädizçi". Kül Tigin Monument south-11,12,13

“bet ‘face’, beti ‘form of beings in painting and sculpture’, bediz ‘ornament, relief or sculpture’.”

The claims about "Old Phrygian and PIE" origins for this word is complete nonsense.

“The rare Greek word bevdos ‘sumptuous woman’s dress’ is a borrowing from Old Phrygian bevdos ‘statue, image (of a goddess), which goes back to PIE *bheudh-os-  ‘perception’.”  (Alexander Lubotsky, 2008) and (Bartomeu Obrador-Cursach, 2020). 

Alexander Lubotsky and Bartomeu Obrador-Cursach should conduct more realistic studies and include Turkish in their work. Otherwise, their studies will be unscientific and inconsistent with "Academic İntegrity". Because, even "PIE *bheudh-os-" does not exist. 

More to read TR/ENG an excerpt from my book as pdf



8 Kasım 2024 Cuma

Ku Kişiler ve Ak-Kun

 

Şekil 8. Ak-Kyun'un mezarından çıkan kemik kamçı sapı.
Pic 8. The bone handle of the whip from Ak-Kyun's grave.
Рис. 8. Костяная рукоятка плети из могилы Ак-Кюна. 4/5 нат.вел.
Şekil 9. Ak-Kyun'un mezarından kırbaç sapı kesiti.
1 - yandan görünüm; 2 - üstten görünüm; 3 - sapın arkasında bir kuş bulunan parça.
Fig. 9. Cut through the handles of the whip from Ak-Kyun's grave. 1 — side view; 2 — top view; 3 — fragment with a bird on the back of the handle.
Рис. 9. Прорись рукоятки плети из могилы Ак-Кюна. 3/4 нат.вел. 1 — вид сбоку; 2 — вид сверху; 3 — фрагмент с птицей с оборотной стороны трубки.


L.P. Kyzlasov

Ak-Kyun (Altay) Mezarından Bir Kırbacın Oyulmuş Kemik Sapı.(1951)


1935 yazında, L.A. Yevtyukhova ve S.V. Kiselyov liderliğinde çalışan Sayano-Altay arkeoloji keşif gezisi, Altay'da, Kurai bozkırında, VI-VIII. yüzyıllara ait çok sayıda eski Türk mezarını araştırdı. [1] Kazılar sırasında elde edilen sonuçlara göre 1 No.lu Höyük (Kurai mezarlığının IV. grubu) özellikle önemlidir. Cenaze envanterinin çeşitli parçaları arasında, alt kısmındaki Yenisey yazıtıyla dikkat çeken, yerel, Güney Sibirya üretimi bir gümüş testi örneği bulunmuştur. S.V. Kiselyov tarafından tercüme edilen yazıtta şunlar yazılıdır: 

“Bir adam... [isim?] ... [Şad cesur bir arkadaştır” [2]

İkinci yazıt da dikkat çekicidir ve gömülen kişinin adını bile bize bildirmiştir. Bu, kemer ucunun arkasında bulunan yazıttır: “Sahibi [Bay] Ak-Kyun... kuşak...” [3]

Üç ölü at, çeşitli ve değerli cenaze gereçleri ve en önemlisi de bir köleyle birlikte bir bloğa gömülmesi, bunun zengin ve soylu bir adamın mezarı olduğuna dair hiçbir şüphe bırakmamaktadır.

Ak-Kyun'un mezarının saklandığı yerde bulunan 7,3 cm uzunluğundaki, kemikten oyulmuş, hafif kavisli kamçı sapı, sanatsal zanaat ve sembolizme alışılmadık bir ilgi uyandırmaktadır (Şekil 8). S.V. Kiselyov bu konuda şöyle yazmaktadır: “Kamçının kemik sapı, yırtıcı bir hayvan ve onu takip eden bir kuşun oyulmuş eşleştirilmiş görüntüsü ile süslenmiştir...” [4]

Yırtıcı bir ağzı olan bir hayvanın başı iki kez tasvir edilmiştir: yukarıdan dışbükey, aşağıdan tüpün içbükey tarafında, [5] dahası, yırtıcı bir ağzın bu görüntülerinin her ikisi de aynı desen ve benzerliğe göre yapılmış ve kesinlikle simetrik olarak düzenlenmiştir. Hayvanın birbirine yakın yerleştirilmiş sivri kulakları; dar, kabartmalı ve keskin bir şekilde vurgulanmış burun kemiği vardır. Açık ağız büyük keskin dişlerle süslenmiştir. Örgü şeklinde bükülmüş çoklu doğrusal bir süsleme ağızdan ayrılır. Süsleme kemiğin dört tarafında da kabartma olarak yapılmıştır, ancak sadece iki tarafta, hayvanın sırtına düştüğünde kulaklara tam oturur ve yanlarda yuvarlanır. Bir hayvanın boynunun arkası ve bir örgü ile stilize edilmiş bir gövde gibidir. Tüpün diğer ucunda, bu süsleme komşu şeritlerle iç içe geçerek bir çıkıntı oluşturmakta, ardından yine oyma imgeler taşıyan, ancak kabartma olarak vurgulanmamış tüpün pürüzsüz bir yüzeyi gelmektedir.

Arkada örgünün devamı olan bir şerit kesilir; bu şerit tüpün ucuna doğru daralır. Bu şerit ikiye bölünür ve her bir yarısında ortaya doğru bir açıyla birleşen çentikler bulunur, yani bu şerit de örgülüdür. Tüpün kenarlarında örgü yoktur, bunun yerine usta figürü tamamlamak için koşan bir hayvanın arka ayağını işlemiştir. Sanatçı burada yukarı doğru bükülmüş ve enine kesiklerle parçalanmış dar bir kuyruk şeridi tasvir etmiştir. Bacağın görüntüsü yünü ifade eden darbelerle noktalanmıştır.

Tasvir edilen hayvanın formlarının aktarımındaki güçlü stilizasyon ve geleneksellik, yırtıcının cinsi sorusunu doğru bir şekilde çözmemize izin vermiyor. Bununla birlikte, keskin, sıkıca bastırılmış kulaklara sahip dar ve uzun bir ağız, zıplar gibi geçirilmiş bir arka bacak ve kalkık bir kuyruk, keskin dişlerle bezeli açık bir ağza sahip bir kurt figürünü aktarırken koşullu özellikler olarak yorumlanabilir. “Acele eden” yırtıcı hayvanın tüm figürüne, gücünü ve kuvvetini vurgulayan korkutucu bir ifade verilir.

Yırtıcının arkasında, kemik sapın boş alanında, sanki zorlu ve güçlü bir yırtıcının peşinden yüzüyormuş gibi tamamen beklenmedik bir su kuşu görüntüsü vardır. Yukarı doğru kavisli kuyruk, uzun boyun, uzun gagalı ve siyah gözlü büyük baş büyük olasılıkla bir kuğuya ait olabilir (Şekil 9-1, 3). Sanatçı, kuşun ana hatlarını tüpün her iki tarafında simetrik olarak dikkatlice yeniden üretmiştir, ki bu görünüşe göre tesadüfi değildir.

Bu durumda, görüntülerin anlamları hakkında tahminde bulunmak oldukça zordur. Bana öyle geliyor ki bir sonraki en olası açıklama mümkündür. Yırtıcı hayvan ve kuş imgeleri, atalarımızın geleneksel hale gelmiş totemik imgeleridir. Güçlü bir yırtıcı hayvan, bana göre bir kurt imgesi, kurdun kökenini kendilerine atfettikleri Tuğyu Türklerinin efsanelerini hatırlamamıza neden oluyor. [6] Bu nedenle, askeri “altın kurt başlı sancakları” vardı, [7] ve bu nedenle kağanların ve askeri liderlerin korumalarının Tuğyu Türklerine “fuli” denir, yani “fırtınalar” bir kurttur, kökenlerini kurttan hatırladıklarının bir işareti olarak.” [8] Gördüğümüz gibi, Tuğyu totemizmin oldukça güçlü kalıntılarını korumuştur.

Kuşun görüntüsünün tüm karakteristik özellikleri onun bir kuğu olduğunu göstermektedir. Eğer öyleyse, şu anda Gorno-Altay Özerk Bölgesi'nin Turochak Aymag'ında Kuğu Nehri vadisinde, özellikle de onun kolu Baygol'de yaşayan Altay kabilelerinden biri olan Lebedinitler veya Chelkanlar olarak adlandırılan Ku-Kizhi'leri (Altay ku - kuğu, kizhi (Kişi) - insan) hatırlamak gerekir. Kendilerine hala Ku-Kişi diyorlar ve efsanelerinde atalarının bir kuğu olduğunu söylüyorlar. Bu, zamanımızda totemizmin büyük kalıntılarını göstermektedir. [9]

Elbette tüm bunlar, Lebedinlilerin etnogenezinin ipliğini yüzyılların derinliklerine götüren bir durum olmasaydı, VII. yüzyılın Altay kabilelerinden birinin kendisine Ku-Kizhi dediğini ve şimdiki Lebedinlilerin doğrudan atası olduğunu söylemeyi mümkün kılmazdı. Kuğunun adı, Altay kökenlerini kendilerinin anlattığı VI-VIII. yüzyıllara ait Türk-Tuğyu efsanelerinde de bulunur. Bu eski Türk efsaneleri, Türk kağanlığı ile ilgili tarihi olaylarla birlikte halk efsanelerini kaydeden Çinli tarihçiler tarafından bizim için korunmuştur.

Altay ve Minusinsk havzasının tüm eski Türk dili konuşan kabilelerinin ataları olan dört kardeş hakkında iyi bilinen bir efsane vardır. Efsaneye göre, Tsigu kardeşlerden biri Abakan ve Yenisey arasındaki Kırgız topraklarına sahipti, diğer ikisi Altay'da, Çüy boyunca ve Güney Altay'ın Çüy Dağları'nda (Şad Nadulu) yaşıyordu ve dördüncüsü “kuğuya dönüştü”, bu nedenle modern Lebedintsy'nin kökeni buradan geliyordu. [10]

Kuşkusuz, Altay Türklerinin etnik yapısı ve kökeni incelenirken bu efsane her türlü ilgiyi hak etmektedir. Ne yazık ki efsane, bu “ata kuğunun” nereye yerleştiğini ve hangi topraklara sahip olduğunu belirtmemektedir. Bu sorunun bizi çok uzağa götürmemesi için en olası varsayımlardan birine odaklanacağım. Türk kuğusunun “cesur yoldaşı” olan “Bay Ak-Kyun ”un kendisinin de yerel kökenli, Lebedintsev kabilesinden (ku) soylu bir adam olması mümkündür. Altay'daki yerli kabilelerden haraç toplayan Türk şad, Orhun'da hissesi olan Doğu Türklerinin kağanının himayesindeydi. Bildiğiniz gibi, şad sadece kağanın çok yakın bir akrabası, genellikle bir oğlu veya yeğeni, en azından soylu Türk-Tugyu'dan bir kişi olabilirdi.

Buna karşılık şad yerel halktan zengin ve etkili kişilere güveniyordu. Görünüşe göre bu insanlar arasında, kırbacının kemik sapına hizmet ettiği kurdun totemi olan korkunç kurdun ve kendi totemi olan kuğunun resimlerini takan “Bay Ak-Kyun” da vardı. Ak-Kyun'un kurdu takip etmesi gibi, kuğu da kurdu takip ederdi. Modern Ku-Kişilerin hala atalarının topraklarında yaşadığını varsayarsak, ölümünü bir seferde bulan Ak-Kyun'un Kuray bozkırına gömülmüş olması şaşırtıcı değildir. [11]

Bu dönemde Tuğyu Türklerinin at kamçılarının iyi bilinen bir sembol, bir güç işareti olduğu, tarihçi Bizanslı Menander'in Bizans elçisi Valentine'in 576'da Türklere yaptığı seyahatle ilgili hikayesinde aktardığı bilgilerle kanıtlanmaktadır. Batı topraklarının hükümdarı, Türk kağanının oğlu Türksanf [Турксанф], Varkhonitleri (Avarlar) destekledikleri için Bizanslılara sitem ederek şöyle demiştir: "Ama Varkhonitler, Türklerin tebaası olarak, istediğim zaman bana gelecekler; ve onlara gönderilen at kırbacımı görür görmez cehenneme kaçacaklar." [12] Anlaşılan, Türksanf'ın emirlerini onaylayan bir güç sembolü olarak gönderdiği ‘at kırbacı’, diğer kişilerin kırbaçlarından bir şekilde farklıydı, yani sapı yüksek rütbeli bir kişiye ait olduğunu gösteren imgeler taşıyor olabilirdi. Bu muhtemelen “Bay Ak-Kyun ”un kırbacıdır.

Tarif edilen sapa geri dönelim. Bu oyma kemik gerçekten bir kamçı sapı olarak kullanılmış mıdır? Her şeyden önce, bir rezervasyon yapmak gerekiyor, sapın kendisi sadece içi boş bir tüpe benziyor. Katı bir kemiktir ve sadece ince ucu, ince kayışlardan dokunmuş yuvarlak bir kırbacın yerleştirildiği küçük uzunlukta bir tüp manşondur. Bu, korunmuş demir perçinlerle gösterilmektedir. Bunlardan biri tüpün içinden yukarıdan aşağıya, diğeri ise enlemesine geçmektedir (Şekil 9-1, 2). Görünüşe göre kırbaç sabitlenmiş, çünkü daha önce kuyruk perçini de, biri bir çatlakla ayrılmış olan deliklerle gösterildiği gibi (yandan) karşıya geçmiştir. Üzerinde iki kurt yüzü resmi bulunan diğer ucun ağzında sadece küçük bir çukur vardır. Ayrıca yukarıdan aşağıya uzanan demir bir çubuğu vardır. Kamçı, Altay ve Hakaslar arasında adet olduğu üzere, saçaklı deri püsküller aşağıya sarkacak şekilde buraya iliştirilmiştir. Püsküller, demir perçin hariç, ağız zarlarındaki özel deliklere geçirilen ince deri bağcıklarla yuvaya tutturulmuştur. Bunlardan bir tarafta dört tane, diğer tarafta ise altı tane bulunmaktadır. Buna ek olarak, ağzın tam köşesinde son derece özenle açılmış, nispeten büyük, yuvarlak bir delik vardır. Kırbacı koluna asmak için içinden deri bir halka geçirilmiştir.

Teknik açıdan bakıldığında, oyma kusursuz ve son derece ustaca yapılmıştır. Tüm delikler çok hassas bir şekilde açılmıştır ve üst ve alt ağızlıkların kulakları arasına, yani yandan, her iki tarafta birer tane olmak üzere çizilen daireler metal pergel kullanıldığını göstermektedir. Örgünün dalgalı çizgileri ve çizimlerin ince yarıkları, zamanın şimdiye kadar aşındıramadığı siyah boya ile doldurulmuştur. Oldukça benzer bir kıvrımlı süsleme -kıvrımların ortasında daireler bulunan bir örgü- bıçağın kemik tutacağında ve Kudyrge 3'teki eyerin kemik astarının bir parçasında bulunmaktadır. [13] Bu da tarif edilen kamçı sapını, zaman olarak yakın olan Altay malzemesine bağlamaktadır.

Kurt da dahil olmak üzere bir yırtıcı hayvanın burnuyla biten kemik el sanatları, İskit ve ardından Hun-Sarmat dönemlerinin en karakteristik özelliğidir. Tarif edilen sap, yırtıcı hayvan ağızlarının eşleştirilmiş resimlerinin ve kurt ağzı şeklinde oyulmuş bir kemiğin ucunun bulunduğu Volga ve Uralların kesişme noktasındaki benzer ürünlere benzemektedir. [14]

Altay'da, Hun-Sarmat döneminde, geç “hayvan” tarzı da çok güçlü bir şekilde gelişmiştir. Bu bağlamda, ikinci Pazırık höyüğünde bulunan ve üzerinde kedi cinsi bir yırtıcı tarafından saldırıya uğrayan bir at resmi bulunan ahşap oyma kamçı sapına dikkat edilmelidir. [15]

Bununla birlikte, hayvan imgelerinin hayatta kalabilirliği, güçlü ve görünüşe göre köklü “hayvan tarzı” gelenekleri iyi bilinmektedir. En yakın örnek, Kuzey Kırgızistan'daki Türk mezarlarında bulunan oyma teke boynuzudur, [16] bu boynuzun ucunda bir yırtıcının sırıtan burnu da yeniden üretilmiştir. Bu tür kemik el sanatları Rusya'da, Moğol öncesi dönemde, VIII. yüzyıldan itibaren de bilinmektedir. Bunları inceleyen A.S. Gushchin şöyle yazmaktadır: “Örgü genellikle hayvan formlarıyla, özellikle de hayvan başlarıyla bir arada bulunur ve ilişkilendirilir.” Ve dahası: “Başlar ayrı olarak da bulunur, ancak genellikle örgü ile karıştırılır ya da onun dışına akarlar... Örgü ve stilize hayvan formunun ortak bir desende birleşmesiyle teratolojik bir üsluba sahip oluruz...”. [17]

Gördüğünüz gibi, tarif edilen kemik kamçı sapı, hayvan formlarını kendine özgü bükülmüş bir süsle - bir örgü ile birleştirerek, Doğu Avrupa'daki kemik el sanatlarının teratolojik tarzına oldukça uygundur.

Gerçekten de, aynı Gushchin tarafından aktarılan Khanenko koleksiyonundaki kemikten oyma ayna sapı, tarif edilen sapa yakın bir benzerlik göstermektedir. Bu sapın ucu bir hayvan başı, muhtemelen de bir kurt başı şeklinde yapılmış ve daha sonra yuvarlak kemik boyunca bükülmüş örgülü bir süsleme devam etmektedir. [18]

Bununla birlikte, Altay'a çok daha yakın yerlerde de kemik el sanatlarında bu tür dokuma süslemelere rastlamaktayız; örneğin, 1903 yılında Adrianov tarafından Sargov ulusunda kazılan antik Hakas mezarından, Yenisey'den gelen kamçı sapının kemik ucu. Bu uç, yuvarlak başlı bir topuz şeklinde kemikten oyulmuştur ve bizim tarafımızdan tarif edilen kırbaçta olduğu gibi (Şekil 10) dişli karartılmış çizgileri olan bir örgü ile süslenmiştir. Ucunda, kola asılan deri bir halka için yuvarlak bir delik vardır. Bu ucu da bir hayvan yüzüne benzer, ama görünüşe göre çok stilize edilmiştir. [19]

Şekil 10. Yenisey'den, sapın kemik ucu.
Fig. 10. The bone tip of the handle from the Yenisei.
Рис. 10. Костяной наконечник рукоятки с Енисея. 3/4 нат.вел.


Dolayısıyla, Ak-Kyun kırbacının oyulmuş sapını incelemek bize şunları sağlar:

1. Eski Altaylılar arasındaki önemli totemik fikirleri tanımlamak.

2. Türklerin kökeni hakkındaki eski efsanelerin doğruluğunu resimlerde tespit etmek.

3. Ku kabilesinin [20] eski Altaylılarının varlığını kanıtlamak ve “Bay Ak-Kyun”un kabile üyeliğini ve sosyal yüzünü bulmak daha gerçekçidir.

Aynı zamanda, Ak-Kyun (Ak-Kuğu) kırbacının kemik sapının görüntülerinin stilistik özelliklerinin incelenmesi, Sibirya teratolojik stilinin geç “hayvan” stiliyle genetik bağlantısı hakkında sonuca varmamızı sağlar. Böylece, tarif edilen sap, eski çağlardan beri Sibirya sanatı tarafından çok sevilen tek bir hayvan imgesi serisinde haklı olarak seçkin bir yer alabilir.


L.P. Kyzlasov

Ak-Kyun (Altay) mezarından bir kırbacın oyulmuş kemik sapı.//KSIIMK. Sayı XXXVI. 1951. s. 50-55.

[1] L.A. Yevtyukhova ve S.V. Kiselyov. Sayano-Altay arkeolojik keşif gezisinin 1935 yılındaki çalışmaları hakkında rapor, Tr.GIM, cilt XVI, M., 1941, s. 75-117.

[2] A.g.e., s. 103.

[3 A.g.e., s. 105. S.V. Kiselyov tarafından çevrilmiştir.

[4] CA, sayı I. M.-L., 1936, s. 284.

[5] S.V. Kiselev'e malzeme ve fotoğraf sağlama nezaketi için teşekkür ederim.

[6] Iakinf. Eski çağlarda Orta Asya'da yaşamış halklar hakkında bilgi derlemesi. Bölüm 1. Petersburg, 1851, s. 257.

[7] A.g.e., s. 269.

[8] Ibid.

[9] A. Zolotarev. Sibirya halkları arasında totemizm kalıntıları. L., 1934, s. 33.

[10] “Living Antiquity”, kitap III, cilt III ve IV, St. Petersburg, 1896, s. 278-279. Cf: S.V. Kiselyov. Güney Sibirya'nın Eski Tarihi, SSCB MIA, sayı 9, M.-L., 1949, s. 276.

[11] Ak-Kyun'un yüzü M.M. Gerasimov tarafından restore edilmiştir. “Kafatası ile yüz rekonstrüksiyonunun temelleri” adlı kitabına bakınız, M., 1949, s. 139, şekil 83.

[12] Bizanslı tarihçi. Spyridon Destunis tarafından Yunancadan çevrilmiştir. Petersburg, 1861, s. 419.

[13] S. Rudenko ve A. Glukhov. Altay'daki Kudyrge mezarlığı. Mater. according to Ethnography, cilt III, cilt 2. L., 1927, şek. 17, 3 ve 7.

[14] V. Grakov. Mónuments de la culture scythique entre le Volga et les monts Oural. ESA, III, 1928.

[15] S.I. Rudenko. İkinci Pazırık kurganı. L., 1948, Tablo VI.

[16] A.N. Bernstam. B. Chuisky Kanalı malzemelerine dayanarak Kuzey Kırgızistan'ın tarihi ve kültürel geçmişi. Frunze, 1943, Tablo V., şekil 14.

[17] A.S. Gushchin. Slav tarım sanatı sorunu üzerine. Görsel sanat. İzobraz bölümünün geçici temsilcisi. sanatlar, cilt 1, L., 1927, s. 64.

[18] Khanenko. Dinyeper bölgesinin eski eserleri, sayı V. Kiev, 1902, Tablo XXXIV, No.1204; ayrıca bkz. sayfa 56.

[19] Bu topuz, çok kötü bir şekilde de olsa, OAK for 1903, St. Petersburg, 1906, sayfa 131, şekil 264'te yayımlanmıştır. Şimdi GIM'de saklanmaktadır, env. 43930, depo 17/386. Verdiğim çizim orijinalinden yapılmıştır.

[20] Ku-Kizhi (Lebedintsev) dışında, modern Altaylılar arasında aynı kabilenin bir kalıntısı, şimdi aynı Turochak aymağında yaşayan ve XVIII. yüzyılın ortalarında Lebed Nehri'nin ağzında işaretlenmiş olan Ku-mandy (Kumandintsev) olarak kabul edilebilir (L.P. Potapov. Kuzey Altay kabileleri arasında kabile sisteminin çözülmesi. IGAIMK, sayı 128. M.-L., 1935, s. 12 ve 16). Bu özellikle üst Kumandin Ku-Gang klanı için geçerlidir (“ban”, “man” - toprak, ülke; bu N.A. Aristov tarafından belirtilmiştir; bkz. “Living Antiquity”, kitap III, cilt III ve IV. Petersburg, 1896. S. ketskoe “ban”: B. Dolgikh. Somon balığı. Irkutsk, 1934, s. 44). “Akademisyen Radlov... Kumandin dilinin Şelkanlar veya Lebedinyalılar ile neredeyse tamamen benzer olduğunu belirtmiştir. Aynı ifadeyi 1929'da Kumandin dilini inceleyen A. Sukhotin'de de buluyoruz” (L.P. Potapov. Decree.soc., s. 13). Ku-Kizhi (Ku-Kişi) ve Ku-Manda'ya ek olarak, eski Ku kabilesinin geri kalanı, yaşlıları Aktygan Dağı yakınlarındaki Lebed Nehri havzasındaki eski yaşamlarını hala hatırlayan Tubalar Ku-Zen (Kuzen) ailesidir (L.P. Potapov. Decree.soc., s. 11).Belki de yakın geçmişte Biysk bölgesinde bağımsız bir Kuzenskaya cemaatinin varlığı, Kuzen ailesinin eski bolluğuna tanıklık etmektedir (bkz. V.I. Verbitsky. Altai aliens. M., 1893, s. 8)


SB-NOT : Турксанф - Turksanf - Türksanf (=Türk Kağanlığı)

                  Ksanf > Ksanth (!) > Ksanth(-os)  // Kas (Kassitler) - Sak (Sakalar/İskitler)

- Takım yıldızları: Cygnus (Kuğu); Vulpecula (Tilkicik), **"Kırbaç sapındaki kurdu takip eden bir kuğu"yu hatırlatıyor!** ; Sagitta (Okçuk), **İskitlerin en önemli silahı ve sembolü** ve Hercules (Erkle/Herkül), **Herodot'a göre İskit/Sakaların atası ve Sumerli Bilgemiş'in kopyası**.

Ku Kişi ve Kuknos (Cycnos/Cygnus) 

"Kral Kuknos halkıyla Turova Savaşı’na katılmış bir kraldı. Akhalar henüz büyük meydan savaşı için İl kentinin kıyısına çıkarma yapmamış, çevre kentlerini yağmalayıp yıkmakla meşguldü. Böyle bir saldırı sırasında Akha ordusu Kral Kuknos’un beyliğine ayak bastı. Ama bir kehânete göre toprağa ilk basacak olan kişi ilk ölecek olan kişi idi. Bu yüzden geri çekilen Akil’in yerine kıyıya Protesilaos atladı. Kral Kuknos’un halkı da savunmaya geçti ve Akhalar karaya ayak basmasınlar diye taşa tuttular. İşte o sırada Protesilaos bir Dardanoslu tarafından öldürüldü. “Kara toprak yuttu şimdi Protesilaos’u, yarım kalmış bir saray bıraktı Phylake’de, bir de iki yanağını yırtan bir karı (İlyada).” Arkasından Akil Mürmidonlarla karaya ayak bastı ve onlar da Kral Kuknos’u taşlayarak öldürdü. Çünkü Kral Kuknos’a ne mızrak ne de kılıç işlemiyordu. Bunu gören halk kente sığındı, ama Akhalar kenti kuşatarak önlerine çıkan herkesi öldürdü. Kral Kuknos ölünce babası Poseidon* onu bir kuğuya çevirdi ki Cycnos/Cygnus kuğu demekti. Ancak hiç kimse Türkçedeki varlığını araştırmamıştı.

Altay Türklerinin efsanelerinde Ak-Kun (Ak-Kyun) adında bir kağan ve Ku-Kizhi (Ku-Kişi) adını alan boy bulunmakta. Dört kardeşten üçü ülkeyi bölüşürken, dördüncü kardeş kuğuya dönüşüyor. Onu takip eden halk da Kuğu Kişiler adını alıyor. Ak-Kun’un babası bir dişi kurttan doğmuş. Bir Altay-Kuray kurganından çıkartılan bir kırbaç sapında da kurdu takip eden bir kuğu betimlenmiş. Bu kurganın Altay’da anlatılan Ku-Kişilerin takip ettiği ve kuğuya dönüştüğü düşünülen Ak-Kun’la ilgisi olduğu söylenir. Ayrıca aynı kurgandan çıkan bir yazıtta da “Otçı ak kün... kuşağı” okunmaktadır. Ak-Kun ve Ku-Kişi (Kuğu Kişi), kuğuya dönüştürülen Kuknos’la (Cycnos/Cygnus) sesteş ve anlamdaş olması dışında dönüştürülme hikâyeleri de benzerdir. Hatta Türklerin Er Targın destanında Kırım Han’ın kuğuya benzer kızının adı da Ak Cunus’tur."

SB - Turova ve Saka Türkleri

Dipnot:

- Kuğu; Koğu, kuğu, ku (yansıma)+ğu. Kuu, kuv, ku, kü, ak kuv, ak kü, guv, gu kuşu. K(>g)UU[-ü-v]; Kıpçak Türkçesinde kuv; Saha Türkçesinde kuba; “Eski çivi yazılarında (MÖ 13.-12.yy) Ku ve Kumen (Kuman) etnonimlerinin de adı verilmektedir. Ku etnonimim ile ilgili, bu, Türk (proto-Türk) boylarından birinin adı olmuş ve bu ad eski Türkler arasında geniş yayılmış Ku Kuşu (kaz) totemi ile alakadardır… Türk efsanelerinde Hun hakanının kardeşinin oğlu ku kuşuna çevrilmiş… Bu Türk kabilesi ku adlanmış.”

- Poseidon ise HA ve Grek olmayan Pelasg kökenli bir tanrıydı...



**********

L.P. Kyzlasov

Carved bone handle of a whip from the grave of Ak-Kyun (Altai).

In the summer of 1935, the Sayano-Altai archaeological expedition, working under the leadership of L.A. Yevtyukhova and S.V. Kiselyov, investigated in Altai, in the Kurai steppe, a large number of ancient Turkic burials of the VI-VIII centuries. [1] Mound No. 1 (IV group of the Kurai burial ground) is especially important according to the results obtained during excavations. Among the various items of the funeral inventory, another sample of a silver jug of local, South Siberian production was found, remarkable for the Yenisei inscription at the bottom of it. The inscription, translated by S.V. Kiselyov, reads: "A man... [name?] ... [With] the shad is a courageous companion". [2] The second inscription is also remarkable, which made even the name of the buried one known to us. This is the inscription found on the back of the belt tip: "The owner [Mr.] Ak-Kyun... the sash...". [3]

Burial in a block with three dead horses, various and valuable items of funeral equipment and, most importantly, the accompanying burial of a slave — leave no doubt that this is the grave of a rich and noble man.

An unusual interest in the artistic craft and symbolism is aroused by the carved bone, slightly curved handle of a whip, 7.3 cm long, found in the hiding place of Ak-Kyun's grave (Fig. 8). S.V. Kiselyov writes about it: "The bone handle of the whip, decorated with a carved paired image of a predator and a bird following it...". [4]

The head of an animal with a predatory gaping mouth is depicted twice: from above on the convex, from below on the concave side of the tube 1, [5] moreover, both of these images of a predatory muzzle are made according to the same pattern and similarity and are arranged strictly symmetrically. The animal has pointed ears, located close to each other; a narrow, embossed and sharply emphasized nasal bone. The gaping mouth is studded with large sharp teeth. A twisted multilinear ornament in the form of a plait departs from the muzzle. The ornament is made in relief on all four sides of the bone, but only on two sides, when it falls on the back of the animal, it fits right to the ears, and on the sides it is rounded. It's like the back of an animal's neck and a body stylized with a braid. At the other end of the tube, this ornament is intertwined with neighboring stripes, forming a ledge, followed by a smooth surface of the tube, also bearing carved images, but not highlighted in relief.

A strip is cut out at the back, which is a continuation of the braid; this strip tapers to the end of the tube. It is divided in half, and each half has notches that converge at an angle to the middle, i.e. this strip is also braided. There is no plaiting on the sides of the tube, but instead, finishing the figure, the master engraved the hind leg of a running beast. The artist has depicted here a narrow strip of tail, bent upwards and dissected by transverse cuts. The image of the leg is dotted with strokes denoting wool.

The strong stylization and conventionality in the transfer of the forms of the depicted beast do not allow us to accurately solve the question of the predator's breed. However, a narrow long muzzle with sharp, tightly pressed ears, a hind leg passed as if in a jump, and an upturned tail can be interpreted as conditional features when transmitting the figure of a wolf, with an open mouth dotted with sharp teeth. The whole figure of the "rushing" predator is given an intimidating expression, emphasizing its strength, power.

Behind the predator, in the free space of the bone handle, there is a completely unexpected image of a waterfowl, as if swimming after a formidable and powerful predator. The tail arched high up, the long neck, the large head with a long beak and black eyes may most likely belong to a swan (Fig. 9-1, 3). The artist carefully reproduced the outlines of the bird symmetrically, on both sides of the tube, which, apparently, is not accidental.

In this case, it is quite difficult to guess about the semantics of images. It seems to me that the next most likely explanation is possible. Images of a predator and a bird are totemic images of ancestral ancestors that have already become traditional. The image of a strong predator, in my opinion, a wolf, makes us recall the legends of the Tugyu Turks, according to which they ascribe to themselves the origin of the wolf. [6] Therefore, they had military "banners with a golden wolf's head", [7] and therefore the Tugyu Turks of the bodyguards of the kagans and military leaders "are called fuli", i.e. "storms" are a wolf, as a sign that they remember their origin from the wolf." [8] As we can see, Tugyu has preserved quite strong remnants of totemism.

All the characteristic features of the bird's image indicate that it is a swan. If this is so, then it is necessary to recall the Ku-Kizhi (Altai ku (kuğu) — swan, Kizhi (kişi) — person/man), the so-called Lebedinites or Chelkans, one of the Altai tribes that now inhabit the valley of the Swan River, mainly its tributary Baigol, in the Turochak aimag of the Gorno-Altai Autonomous Region. They still call themselves Ku-Kizhi, telling in legends that their ancestor was a swan. This indicates great remnants of totemism in our time. [9]

Of course, all this would not have made it possible to say that one of the Altai tribes of the VII century called itself the Ku-Kizhi and was the direct ancestor of the current Lebedinites, if not for one circumstance that leads the thread of the Lebedinites' ethnogenesis far into the depths of centuries. The name of the swan is also found in the legends of the Turks-Tugyu of the VI-VIII centuries, in which they themselves tell about their Altai origin. These ancient Turkic legends have been preserved for us by Chinese historians, who recorded their folk legends along with historical events related to the Turkic khaganate.

There is a well-known legend about the four brothers, the progenitors of all the ancient Turkic-speaking tribes of Altai and the Minusinsk basin. According to legend, one of the Tsigu brothers owned the land of the Kyrgyz between Abakan and Yenisei, the other two lived in Altai, along the Chui and in the Chui Mountains of Southern Altai (shad Nadulu), and the fourth "turned into a swan", from which, therefore, the modern Lebedintsy originate. [10]

Undoubtedly, this legend deserves every attention when studying the ethnic composition and origin of the Altai Turks. Unfortunately, the legend does not indicate where this "progenitor swan" settled and what land he owned. So that this question does not take us too far, I will focus on one of the most likely assumptions. It is possible that the "master Mr. Ak-Kyun", being the "courageous companion" of the Turkic shad, was himself of local origin, a noble man from the Lebedintsev tribe (ku). The Turkic shad, who collects tribute from aboriginal tribes in Altai, was a protege of the khagan of the Eastern Turks, who had a stake in Orkhon. As you know, the shad could only be a very close relative of the kagan, usually a son or nephew, at least a person from the noble Turks-Tugyu.

In turn, the shad relied on rich and influential people from the local population. Among such people, apparently, was "Mr. Ak-Kyun", who wore on the bone handle of his whip images of the terrible wolf — the totem of the shad, whom he served, and the swan — his totem. Just as Ak-Kyun followed the shad, so the swan follows the wolf. If we assume that modern Ku-Kizhi still live on the lands of their ancestors, then it is not surprising that Ak-Kyun, who found his death in some campaign, was buried in the Kurai steppe. [11]

The fact that in this era the horse whips of the Tugyu Turks were, apparently, a well-known symbol, a sign of power, is evidenced by the information reported by the historian Menander the Byzantine in the story about the trip of the Byzantine ambassador Valentine to the Turks in 576. Turksanf, the ruler of the western lands, the son of the Turkic khagan, reproaching the Byzantines for supporting the Varkhonites (Avars), said: "But the Varkhonites, as subjects of the Turks, will come to me whenever I want; and as soon as they see my horse whip sent to them, they will flee to hell." [12] Apparently, Turksanf's "horse whip", which was sent as a symbol of power, in confirmation of his orders, was somehow different from the whips of other persons, i.e. its handle may have carried images indicating belonging to a high-ranking person. This is probably the lash of "Mr. Ak-Kyun".

Let's return to the described handle. Did this carved bone really serve as a whip handle? First of all, it is necessary to make a reservation, the handle itself only looks like a hollow tube. It is a solid bone, and only the thin end of it is a tube-sleeve of small length, where a round whip woven from thin straps was inserted. This is indicated by the preserved iron rivets. One of them passes through the tube from top to bottom, the other — across (Fig. 9-1, 2). The whip was apparently fixed, since earlier the tail rivet also passed across (from the side), as indicated by the holes, one of which is separated by a crack. The other end, with the image of two wolf faces, has only a small depression in the mouth. It also has an iron rod running from top to bottom. Leather tassels with fringes were attached here, hanging down, as is customary among the Kamchi, Altaians and Khakas. The tassels, except for the iron rivet, were fastened in the socket with thin leather laces, which were threaded into special holes in the membranes of the mouth. There are four of them on one side and six on the other. In addition, there is an extremely neatly drilled, relatively large, round hole in the very corner of the mouth. A leather loop was threaded through it to hang the whip on his arm.

On the technical side, the carving is immaculate and extremely skillful. All the holes are drilled very precisely, and the circles drawn between the ears of the upper and lower muzzles, i.e. from the side, one on each side, indicate the use of metal compasses. The wavy lines of the braid and the thin slits of the drawings are filled with black paint, which time has not been able to etch out so far. Quite a similar twisted ornament-a plait with circles in the middle of the curls is on the bone holder of the knife and on a fragment of the bone lining of the saddle from Kudyrge. [13] This further connects the described whip handle with the Altai material, which is close in time.

Bone crafts ending in the snout of a predator, including a wolf, are most characteristic of the Scythian and then Hunno-Sarmatian times. The described handle resembles similar products from the interfluve of the Volga and the Urals, where paired images of predator muzzles and the end of a carved bone in the form of a wolf's muzzle were found. [14]

In Altai, in the Hunno-Sarmatian era, the late "animal" style was also very strongly developed. In this regard, it should be noted the wooden carved handle of a whip from the second Pazyryk mound with the image of a horse attacked by a predator of the feline breed. [15]

However, the survivability of animal images, strong and, apparently, deeply rooted traditions of the "animal style" are well known. The closest example is the carved teke horn from the Turkic burials of northern Kyrgyzstan, [16] at the end of which the grinning snout of a predator is also reproduced. Such bone crafts are also known in Russia, in the pre-Mongol period, from the VIII century. Thus, A.S. Gushchin, who studied them, writes: "The plait often coexists and is associated with animal forms, mainly with the heads of animals." And further: "The heads are found separately, but they are usually confused with the weave or flow out of it... In this fusion into a common pattern of a plait and a stylized animal form, we have a teratological style...". [17]

As you can see, the described bone handle of the whip, combining animal forms with a peculiar twisted ornament — a plait, is quite suitable for the teratological style of bone crafts in Eastern Europe.

Indeed, the bone carved mirror handle from the Khanenko collection, cited by the same Gushchin, gives a close analogy to the described handle. The end of this handle is made in the form of an animal's head, possibly also a wolf, and then a twisted braided ornament goes along the round bone.[18]

However, we also find this kind of woven ornament on bone crafts in places much closer to Altai, for example, the bone tip of the whip handle from the Yenisei, from the ancient Khakass burial, excavated in 1903 by Adrianov at the Sargov ulus. This tip is carved from bone in the form of a knob with a round head and is ornamented with a plait with threaded blackened lines, as in the whip described by us (Fig. 10). At the end of it there is a round hole for a leather loop hanging on the arm. This end of it also resembles something similar to an animal's face, but already, apparently, very stylized. [19]

So, studying the carved handle of the Ak-Kyun whip allows us to:

1. To identify significant totemic ideas among the ancient Altaians.

2. To fix in the images the confirmation of ancient legends about the origin of the Turks.

3. It is more realistic to substantiate the presence of the ancient Altaians of the Ku 1 tribe [20] and find out the tribal affiliation and social face of "Mr. Ak-Kyun".

At the same time, the study of the stylistic features of the images of the bone handle of the Ak-Kyun whip allows us to conclude about the genetic connection of the Siberian teratological style with the late "animal" style.

Thus, the described handle can rightfully take an outstanding place in a single series of images of animals, so beloved by the art of Siberia since ancient times.

L.P. Kyzlasov - Л.P. Кызласов
Резная костяная рукоятка плети из могилы Ак-Кюна (Алтай).// КСИИМК. Вып. XXXVI. 1951. С. 50-55.

[11] Ak-Kyun's face was restored by M.M. Gerasimov. See his book "Fundamentals of facial reconstruction by skull", M., 1949, p. 139, fig. 83.

[20] A remnant of the same tribe among modern Altaians, except for the Ku-Kizhi (lebedintsev), can be considered the Ku-mandy (kumandintsev), who now live in the same Turochak aimag, and in the middle of the XVIII century. marked at the mouth of the Lebed River (L.P. Potapov. The decomposition of the tribal system among the tribes of the Northern Altai. IGAIMK, issue 128. M.-L., 1935, pp. 12 and 16). This is especially true of the upper Kumandin ku-gang clan ("ban", "man" — land, country; this was pointed out by N.A. Aristov; see "Living Antiquity", book III, vol. III and IV. St. Petersburg, 1896. S. ketskoe "ban": B. Dolgikh. Chum salmon. Irkutsk, 1934, p. 44). "Academician Radlov... He noted the almost complete similarity of the Kumandin language with the Shelkans or Lebedinians. We find an identical statement in A. Sukhotin, who studied the Kumandin language in 1929" (L.P. Potapov. Decree.soc., p. 13). In addition to the ku-kizhi and ku-manda, the remainder of the ancient Ku tribe is also the Tubalar ku-zen (cousin) family, whose old people still remember their former life in the basin of the Lebed River, near Mount Aktygan (L.P. Potapov. Decree.soc., p. 11). Perhaps the existence of an independent Kuzenskaya parish in the Biysk district in the recent past testifies to the former abundance of the Kuzen family (see V.I. Verbitsky. Altai aliens. M., 1893, p. 8)


SB