18 Temmuz 2026 Cumartesi

Begazı-Dandıbay Kültürü

 


Begazı-Dandıbay Kültürü (MÖ 1500-900)

Karasuk Kültürü gibi Türk Kültürü'ne aittir.

Ahmet Ziya Bayburt

*

Özet:

Begazı-Dandıbay Kültürü, Merkezî Kazakistan coğrafyasında Son Tunç Çağı’nda gelişim göstermiştir. Begazı-Dandıbay Kültürüne ait kompleksler, geçici yerleşim yerleri, sıradan mezarlar ve mozole tipi mezarlar olmak üzere üçe ayrılır. Mozoleler, güçlü bir sosyal organizasyona işaret eden elit mezar yapılarıdır. Mozole tipi mezarlarda I. grup kaplar yaygın olarak görülür. Özenle imal edilmiş I. grup kaplar ritüel amaçlı kaplardır, Sayan-Altay Coğrafyasıyla ve Karasuk Kültürüyle bağlantılıdır. Geçici yerleşim yerlerinde ve sıradan mezarlarda ise Alekseyev Kültürü ve onun geç evresi olan Dongal Kültürü evresi kaplarıyla ilişkili olan II. grup kaplar çoğunluktadır. II. grup kaplar Andronovo Kültürünün geç evresini temsil eder, daha çok gündelik kullanım amaçlı mutfak kaplarıdır. Bu yüzden Begazı Dandıbay Kültürünün tanımı konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bizim yaptığımız tanımlamalara göre bölgede I. grup kapların elit mezar yapıları olan mozolelerde çoğunlukta olması Karasuk göçleriyle açıklanabilir. Buna rağmen mozole tipi mezarlar Avrasya coğrafyasında yalnızca Begazı-Dandıbay Kültürüne özgüdür. Bu durumda Begazı-Dandıbay Kültürünü, Karasuk Kültürü etkili özgün bir kültürel oluşum olarak tanımlamamız gerekir. II. grup kaplar kültürün alt bileşenine işaret eder. Begazı-Dandıbay Kültürünün Erken Demir Çağı İskit Kültürleriyle ve özellikle Merkezî Kazakistan’daki Tasmola Kültürüyle olan bağlantıları önemlidir. Bu durum Begazı-Dandıbay Kültürünün mevcut etno-kültürel yapısını Erken Demir Çağına aktardığını gösterir. Etnografik dönemlere uzanan kültürel bağlantılar da Begazı-Dandıbay Kültürünü Türkçe konuşan halklarla ilişkilendirmemize olanak verir.




Sonuç:

Begazı-Dandıbay Kültürü, Son Tunç Çağında (M.Ö. 1500 – 900 yılları arasında) Merkezî Kazakistan bozkırında gelişen tipik bir step kültürüdür. Kültürün tanımı ve oluşumu üzerine pek çok farklı görüş ileri sürülmüştür. Ortaya koyduğumuz Begazı-Dandıbay Kültürü tanımına göre Sayan-Altaylar Kültür Coğrafyasında bulunan Karasuk kültürü ile ilişkilerinin başta keramik buluntular olmak üzere kuvvetli olduğu, bölgede kendisinden önce yer alan Andronovo Kültürü ile olan bağlantılarının daha zayıf olduğu anlaşılmaktadır. Begazı-Dandıbay Kültürünü tanımlarken aynı coğrafyada bulunan Andronovo Kültürünün geç evresi Alekseyev Kültürüyle olan ilişkilerinin araştırılması bize Merkezî Kazakistan üzerinden Urallardan Altaylara uzanan geniş bir coğrafyada Son Tunç Çağında nasıl bir değişim yaşanmış olabileceğiyle ilgili ipuçları vermiştir. Başta Tasmola Kültürü olmak üzere Erken Demir Çağı İskit kültürleriyle olan ilişkileri Begazı-Dandıbay Kültürünün bozkır coğrafyasında oynadığı baskın rolü görmemizi sağlar.



Değerlendirme başlığı altında ayrıntılı biçimde tartıştığımız Begazı-Dandıbay Kültürü, Merkezî Kazakistan‘daki Alekseyev Kültürü ve Dongal evresi keramik komplekslerini içinde bir alt kültür olarak barındıran bölgenin baskın kültürüdür. Mozole tipi mezar kompleksleri yönetici bir sınıfa işaret eder. Toplumun ancak büyük bir kısmının katılımıyla meydana getirilebilecek olan mozole tipi büyük mezar yapıları, bölgenin kültürel gelişimde ortak hareket, duygu ve düşüncelerin bütününü yansıtır. Bu mezar yapılarının ortaya çıkış amacının diğer buluntu merkezlerinden farklı olduğunu, sıradan günlük ihtiyaçlara yönelik yapıtlar olmadığını, tam tersine bunların özel ritüel anlamlar barındırdığını düşünebiliriz.

Begazı-Dandıbay Kültürü, özellikle keramik buluntuların ışığında çağdaşı olan Karasuk Kültürüyle bağlantılıdır. Daha geniş bir bakış açısıyla Yenisey-Lena Neolitik Kültürlerinden Sayan-Altaylar Coğrafyasına uzanan kültürel sürekliliğin bir parçasıdır. Bu tür kap yapma tekniğinin etnografik dönemlerde bile Yakut ve Şor Türkleri tarafından sürdürüldüğü önemli bir veridir.

Son Tunç Çağında Batı Sibirya‘da geniş bir alana yayılan benzer keramikler, Karasuk göçlerinin etkisiyle açıklanabilir. Karasuk göçleriyle birlikte Orta Tunç Çağı Andronovo Kültürünün, mezar yapılarının basitleşmesi, kaplarda görülen özensiz ve sıradan yapıya evrilen değişim olgusu, kültürün Son Tunç Çağında (Alekseyev Kültürü) çöküş sürecine girdiğinin açık işaretleridir. Karasuk göçleri sonucunda Andronovo Kültüründe ortaya çıkan değişim, Begazı Dandıbay Kültürü üzerinden Merkezî Kazakistan Erken Demir Çağı kültürlerine aktarılmıştır.

Madeni kemik ve taş eserler, Karasuk Kültürü de dahil olmak üzere çevresindeki Son Tunç Çağı kültürleriyle benzerdir. Buna rağmen Erken Demir Çağında yaygın olarak kullanılacak Tunç ok uçları ve bileme taşı gibi nesnelerin bulunması, başta Tasmola Kültürü olmak üzere İskit Kültürleriyle doğrudan bağlantılar kurmamızı sağlayan verilerdendir.

Begazı-Dandıbay Kültürü evresinde mozoleler, dromos yapıları Doğuya uzanıyordu. Erken Demir Çağı İskit mezarlarında ise gerek dromos görevini üstlenmiş gibi görünen mezar girişleri ve ölü bireylerin yönlendirilmeleri gene Doğu-Batı yöndeydi. Bu uygulama Klasik Türk Dönemi sonuna kadar devam etti. Klasik Türk Dönemi mezarlarında da giriş Doğudadır. İnsan heykelleri (taş babalar) ve balbal dizileri daima Doğu yönde sıralanmıştır. Buradan, ölü gömme geleneklerinde önemli bir yer işgal eden yönlendirme konusunun yalnızca Demir Çağları ile Orta Çağlar arasında bile neredeyse iki bin yıl sürdürüldüğüne tanık oluyoruz. Bütün bunlar, bölge kültürlerinin pek çok bakımdan ciddi kesintilere uğramadan devam ettiğinin çarpıcı kanıtları niteliğindedir.

Mezar mimarisinde, ölü gömme adetlerinde, keramik üretim tekniklerinde görülen geleneklerin Tunç Çağlarından etnografik dönemlere kadar Avrasya coğrafyasında yalnızca Türkçe konuşan halklarda görülmesi, bölge kültürlerinin sürekliliğine işaret eder. Anılan süreç içinde incelenen antropolojik verilerin birbirleriyle olan uyumlu ilişkileri bu bağlantıları destekler.

Karasuk Kültürü Sayan-Altaylar coğrafyasında öncesi (Okunyev Kültürü) ve sonrasıyla (Tagar/İskit Kültürü) sıkı bağlantılar içindedir. Sayan-Altaylardaki kültürel devamlılık Klasik Türk Dönemi sonuna kadar devam eder. Bugün Karasuk Kültürünü, ―Türk-Altay Kültürü‖ olarak tanımlayabiliyoruz (Güneri, 2018: 671-701). Bu çalışmamızda Karasuk Kültürü ile Begazı-Dandıbay Kültürü arasındaki somut bağlantılar konusunda bir dizi kanıt ortaya koyuyoruz. Bundan başka, Begazı-Dandıbay kültürünü Türkçe konuşan halklarla ilişkilendiren birkaç çok kısa atıflar niteliğinde kayıtlara da rastlıyoruz (Kuzmina, 2007: 79, 364) (Smagulov ve Pavlenko, 1998: 147). Bu kayıtların, Avrasya arkeolojisinin en ünlü ve en çok bilim üreten araştırmacıları tarafından geliyor olması ayrıca değerlidir.

Diğer taraftan, Sayan-Altaylar Kültür coğrafyasından Avrasya‘da geniş bir alanı etkisi altına alan Son Tunç Çağı Karasuk Kültürü yayılması, Türk-Altay Kuramına göre üçüncü dalga göçlerdir. Karasuk Kültürü yayılması, Sayan-Altaylardan çıkan dördüncü dalga göçler olan İskit yayılmasının ve "hayvan stili" temelinde birleşen Erken Demir Çağı İskit Kültürlerinin ise oluşumunun hazırlayıcısıdır (Güneri, 2018: 74, 668).

Begazı-Dandıbay Kültürü, üçüncü dalga Karasuk göçleri ile birlikte Merkezî Kazakistan‘da oraya çıkmış ve Erken Demir Çağı Tasmola Kültürüne geçişte önemli rol oynamıştır. Buna rağmen Begazı-Dandıbay Kültürü, Karasuk Kültürünün yalnızca sıradan bir uzantısı veya yerel bir versiyonu değildir. Mozole tipi mezarlar, Begazı-Dandıbay Kültürünün bölgede özgün bir kültürel oluşum meydana getirmiş olduğunu bize gösterir. Elimizdeki bulgular, Begazı-Dandıbay Kültürünün Türkçe konuşan halklara ait bir kültür olduğuna işaret etmektedir.


Ahmet Ziya BAYBURT

MERKEZİ KAZAKİSTAN SON TUNÇ ÇAĞI BEGAZI-DANDIBAY KÜLTÜRÜ: ÇEVRESEL İLİŞKİLER VE KÖKEN SORUNU

Dokuz Eylül Üni. Yüksek Lisans Tezi, 2019, Danışman Dr. Öğr. Üyesi Semih Güneri














*Kapak; Dandıbay mozolesi kabı

Piramid mozole renkli görselleri için:

Karağandı Tobyldy Atlı Kurganı

 


Savaş Arabalı Tobyldy Kurganı - Orta Kazakistan

I.A. Kukushkin, E.A. Dmitriev

Saryarka Arkeoloji Enstitüsü, Karaganda Devlet Üniversitesi, Akademisyen E.A. Buketova adına, Kazakistan Cumhuriyeti, Saryarka Arkeoloji Enstitüsü, Akademisyen E.A. Beketov adına, Karaganda Evdentik Üniversitesi, 28 Üniversite k., Karaganda k., 100028 Kazakistan Cumhuriyeti, 2019. Rusça link


Bu makale, Kazakistan'ın Karağandı bölgesindeki Şetsky ilçesinde bulunan Tabyldy mezarlığındaki yüksek statülü bir mezar kompleksine ilişkin araştırmanın sonuçlarını sunmaktadır. Çember şeklinde çitle çevrili bir mezar höyüğünün kazılarında, kalkan yanaklıkları ve metal desteklerle donatılmış, bir savaş arabası takımını simgeleyen çift at gömülmesi ortaya çıkarılmıştır. Kazılan mezarda bronz bir bıçak-hançer, bir dürtme (mızrak) ucu, 1,5 kez bükülmüş ve altın varakla kaplanmış metal bir levhadan yapılmış metal bir kolye ucu, boncuklar, boncuklu kolye uçları ve seramik kap parçaları bulunmuştur. Buluntuların ayrıntılı bir açıklaması verilmiştir. Yanaklıkların biçimsel ve tipolojik özelliklerine dayanarak, Staroyuryevo tipi yanaklıklara benzediği tespit edilmiştir. Yanaklıkların atların kafataslarına yerinde yerleştirilmesi, kayışlı dizginin sağlam bir şekilde yeniden yapılandırılmasına olanak sağlamıştır. Yeni veriler dikkate alındığında, yazarlar yanaklıkların görünüm ve tasarım özelliklerinin evriminde belirli bir dinamik olduğunu belirtmişlerdir. Makalede, metal zımbaların deri kayışlara örülmesiyle yapılan, sıkı bir şekilde dizginlenmiş at ağızlıklarının teorik bir rekonstrüksiyonu sunulmaktadır. Muhtemelen hayvanlar üzerinde daha fazla kontrol sağlamaya yardımcı olan bu yenilik, daha sonraki dönemlerde yanaklıklarda kullanılan çivilerin terk edilmesine yol açmıştır. Makalede yapılan defin ritüeli ve envanterin karşılaştırmalı analizi, mezar kompleksinin erken Alakul antik dönemine ait olduğunu ortaya koymuştur. Atların ve gömülenlerin kuzeydoğuya yönelimi (seramik kapların tabanlarının yoğunlaşma yeriyle belirlenmiştir) ve yanaklıkların şekli, erken Kereste Mezarı (Pokrovsky) nüfusunun geleneklerinin etkisini göstermektedir. Nesnenin AMS tarihlemesi yayınlanmıştır; kalibrasyon aralığı, 1b olarak, MÖ 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın ilk yarısı çerçevesine düşmektedir ve bu da mezar höyüğündeki malzemelerin Orta Kazakistan'daki Alakul kültürünün Nurtai evresine ait olduğunu doğrulamaktadır.





Burial with а Chariot at the Tabyldy Cemetery, Central Kazakhstan

I.A. Kukushkin and E.A. Dmitriev

Saryarka Archaeological Institute, Buketov Karaganda State University, Universitetskaya 28, Karaganda, 100028, Republic of Kazakhstan

This study describes a high-ranking burial at the Tabyldy cemetery in the Shetsky District of the Karaganda Region, Kazakhstan. The mound was encircled with a stone enclosure and marked a double burial of horses with discoid cheek-pieces and metal braces, symbolizing the chariot. Funerary items include a bronze knife-dagger, a goad-head, a metal pendant from a one-and-one-half twist plate overlaid with gold, paste beads, pipe beads, and potsherds. A detailed description of these items is provided. Cheek-pieces resemble those of the Staroyuryevo type. Their position on the crania of horses suggests a reconstruction of the harness. On the basis of new finds, the evolution of the cheek-pieces is proposed. The reconstructed rigid bits were made by enlacing metal staples with leather stripes. This innovation, securing better driving, was the reason why later cheek-pieces have no spikes. A comparative analysis of the burial rite and funerary items suggests an Early Alakul attribution. The fact that the horses ’heads were oriented to the northeast, like those of the buried humans (judging by places where bottoms of clay vessels concentrate), evidences the influence of the Early Timber-Grave (Pokrovsk) culture. The AMS date and its 1 SD limits point to late 18th to early 17th century BC, suggesting the Nurtay stage of the Alakul culture in Central Kazakhstan.


***

Tobyldy Atlı Kurgan'ın MÖ 18.-17.yy'a tarihlendirilmesiyle "En erken MÖ 9.yy'a tarihlendirilen Gordion Kurganlarına ciddi bir şekilde hâlâ "Frig" mi diyeceksiniz" diye sorgulamaya devam edecek ve sizleri ciddi bir şekilde dürüstlüğe davet edeceğiz. - SB

With the dating of the Tobyldy Horse Burial Mound to the 18th-17th century BC, we will continue to question whether you will still seriously call the Gordion Burial Mounds, which are dated to the earliest 9th century BC, "Phrygian," and we will seriously invite you to be honest. - SB



Yalan söylemeyi bırakınız. Aldatmaya son veriniz. Dürüst bilim insanı olunuz.

Stop lying. Stop deceiving. Be an honest scientist.


Türk Atlı Kurganları




16 Temmuz 2026 Perşembe

Hangi Frig Kurganları

 


Gordion Kurgan E bir ATLI KURGAN

Kurgan D de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan KY de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan B ise (şimdilik) BALBALLI/TAŞBABALI bir kurgan

Kurgan A da ATLI bir Kurgan olabilir.


***
Gelelim akademisyenlerin açıklamalarına.


Kurgan A ve E'den Cenaze Araçları
Gareth Darbyshire, Penn Müzesi

Son birkaç yıldır, Gordion'da, özellikle sırasıyla yaklaşık MÖ 525 ve 530 yıllarına tarihlenen Kurgan A ve E mezar höyüklerinde (şekil 9) araç yapımı ve kullanımına dair kanıtları dikkatlice inceledim. Gordion'da tekerlekli araçlara dair en eski kanıt, MÖ 9. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir ve MÖ 800 yılındaki büyük yangının neden olduğu yıkım seviyesinde bulunmuştur. Teras Binası'ndaki birimlerden birinde fildişi alınlıklar ve gözlükler ile üç demir dizgin parçası bulunurken, iki demir emniyet pimi bir savaş arabasına ait olmalıdır.

Yirmi yıl sonra, yaklaşık MÖ 780 yılında, Kurgan KY altında iki atın gömüldüğü bir defin mezarı bulunmuştur. Demir dizgin parçaları ve süs bronz alınlıklar hâlâ başlarına bağlı halde bulundu ve hayvanların dizilişi, atların muhtemelen Kıbrıs'taki Salamis'teki 8. yüzyıl sonu-7. yüzyıl başı mezarlarındaki gibi boyunduruklarına bağlıyken öldürüldüğünü düşündürüyor. Bu, büyük olasılıkla bir savaş arabası mezarıydı, ancak ahşap arabadan hiçbir şey bulunamadı.

Genç bir kadının küllerini barındıran A kurganın altında, zengin bir mücevher koleksiyonunun yanı sıra lastikler, tekerlek kelepçeleri, göbek bağlantıları ve bunların bağlantı cıvataları, perçinleri ve çivilerinden oluşan 270'den fazla demir parça bulundu. Bu bağlantı parçaları açıkça sağlam bir araca aitti, ancak parçaları tümülüsün kapladığı alanın bir kenarında karmakarışık bir şekilde istiflenmeden önce yakılmış ve sökülmüştü.

Parçaları, kağıt üzerinde bile olsa, tekrar bir araya getirmek son derece zor oldu. Bununla birlikte, altı kollu ve 1 m çapında, altıgen kesitli ahşap bir aksa çivilenmiş iki tekerlek (dört tekerlekli bir vagon yerine) bulunduğunu hesapladım. Bu, tekerleklerin aks etrafında serbestçe dönmek yerine, aksla birlikte döndüğü anlamına gelir ve aracın hızlı, askeri tarzda bir savaş arabası yerine daha yavaş hareket eden, ağırbaşlı bir araba olduğunu gösterir. Bir çift demir dizgin parçası, bir bronz alınlık ve bronz başlık bağlantı parçaları ortaya çıkarıldı, ancak at iskeletleri bulunamadı - iskeletler hala tümülüsün içinde kazılmamış halde olabilir.

Kurgan E'nin kazısı, oldukça dikkat çekici bir hayvan kalıntısı ve ayrı bir metal eşya kalıntısı ortaya çıkardı (ancak henüz ölen kişinin izlerine rastlanmadı). Bir kalıntıda en az altı at ve üç sığır vardı (şekil 10) ve diğerinde çeşitli tiplerde en az altı bronz ve demir dizgin parçasının kalıntıları bulunuyordu. En gösterişli olanı, dekoratif bronz koç başı dizgin halkaları ve palmet yanak parçalarına sahiptir (şekil 11).

A Kurganında aynı genel tipte iki araba kalıntısı da vardı, ancak bunlar çok daha gösterişliydi; biri mükemmel şekilde dekore edilmiş demir aksamlara, diğeri iki bronz aks kapağına ve bronz direk montajına ve muhtemelen araç kutusunu süsleyen kabartma süslemeli bronz levhalara sahipti. Muhtemelen, dizginlerden dördü araçlar için iki atlı çekme takımına, diğer ikisi ise binek atlarına aitti ve Likya'daki Karaburun mezarındaki (MÖ yaklaşık 470) çağdaş duvar resminde tasvir edilen alayı anımsatıyordu.

Bu kadar pahalı taşıma araçlarına ve bunlarla ilişkili at takımlarına sahip olmak ve bunları gömmek, bölgenin elitlerinin zenginliğinin ve gücünün dikkat çekici bir göstergesi olurdu; bu durum, yukarıda bahsedilen duvar resmi gibi tasvirlerle de vurgulanmaktadır. Bu tür malzemelerin, MÖ 6. yüzyılın sonlarından 5. yüzyılın başlarına kadar uzanan erken Ahameniş döneminde, Batı ve Orta Anadolu'daki mezarlarda aniden daha belirgin hale gelmesinin nedeni ilginç bir sorudur ve bölgenin Persler tarafından ele geçirilmesiyle ortaya çıkan artan sosyo-politik gerilimlerle bağlantılı olabilir.

Eylül 2020



***

"Frig" kurganları "Frig" değildir.

Çünkü;

* "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını Anadolu'nun, Avrupa'nın veya Asya'nın hangi bölgesinde, tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit (=Türk -SB) ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu'ya giriş şekli belirsizdir."

(Matchteld J.Mellink, 1981)


Sonra da bunları "Frig" diye tanımlayın! Olmuyor sayın "akademisyenler", olmuyor! ...

Gordion Kurgan E, MÖ 530
Ak Alaha Kurganı (Ukok Platosu/Altay), MÖ 5.yy

Üzerinde palmetler olunca "Ahameniş" mi oluyormuş?

Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan  yaptıkları?

Bırakın yerli konumundaki Sakaları/Kimmerleri, peki Pers ordusu hangi halklardan oluşuyordu? Bunu hiç dikkate aldınız mı?

Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar!

Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor!

Pes doğrusu!


Pers ordusu için link 1 - link 2 - link 3




Bet/Bediz ile ilgili yazım kaynaklarıyla "Turova Ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.



Hangi Frig? Hangi Ahameniş?

Bana bir masal anlat, içinde dürüstlük olsun...

Atlı Kurganlar varken, "Frig" yazıtlarındaki "Beudos/Bevdos" kelimesi Türkçe kökenliyken; BET/BEDİZ.

***

Şimdiye kadar yapılan açıklamalara göre; ATLI Kurganlar *KY (2 AT), *D (2 AT), *E (8-9 AT, başka hayvanların kemikleri de var ki özellikle kurban edilmişler denilmekte). Balballı/Taşbabalı kurgan ise *B. MM kurganı dedikleri de aslında "Baba Gordios"a ait oğlu Mita(Midas)'a değil ki "Gordios" Türkçedir ve "Goroğlu (Köroğlu)" kelimesinin eski ve farklı dillerdeki söylenişidir.

Kurgan *E'den çıkan koşum aksesuarları arasında bulunan bir gem palmetlerle süslenmiş ve her iki tarafında koç başları bulunmakta. Bilimsel bir sempozyumda bunların "Ahameniş" dönemi "Perslere" ait olduğu anlatıldı. Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan yaptıkları? Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar! Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor! Pes doğrusu!

İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'da çalışan ve "Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA)" üyeleri Amerikalı "philhellenist" arkeologlar OSS ajanı olarak görev almıştı. Bu dönemde Türkiye'nin bazı bölgelerini de "istasyon" olarak kullandılar. Savaş bitiminde bu arkeologların büyük bir kısmı bu "asıl görevlerine" devam etti. Öyle ki "istasyonlar" ve "gezip-gördükleri" yerlerdeki antik dönem kalıntılarını inceleyip kazmak istediler ki bazıları zaten İkinci Dünya Savaşı öncesinde kazılar yapmıştı; Carl Blegen (Yale Üni.), John Caskey (Yale), John Daniel Franklin (Pennsylvania) ve Jerome Sperling (Yale) "TUROVA" kazılarındaydı. 

Casus-arkeologlardan Rodney Stuart Young (Pennsylvania Üni) ile birlikte çalışmak isteyen ve "istasyon" olarak kullandığı "gizli liman" bölgelerinde kazı izni isteyen Franklin (ki SARDES ile TARSUS'ta da kazı yapmıştı) GORDİON'da karar kılmıştı. Ancak ömrü burada çalışmaya yetmedi ve "şüpheli" bir şekilde 1948'de öldü. Fullbright sistemini Türkiye'ye getirmek isteyenler arasındaydı ki Carl Blegen de Yunanistan'a getirmişti. Franklin'in ölümüyle GORDİON kazı başkanlığı casus-arkeolog Rodney S.Young'a kaldı ve 1974'e kadar kazıları o yürüttü. Young ayrıca Ankara'da kurulan "Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARİT)"nün de kurucularındandı.

ARİT'in amacı şu şekilde tanımlanır: 

- "... Amerikan araştırma kurumlarının kurulmasının tesadüf olamayacağı açıktır. Türkiye'deki Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARIT), İstanbul SI [Gizli İstihbarat] şefinin 1944'te Türkiye'de kalıcı bir istihbarat görevlisi için önerdiği derin örtüye çarpıcı bir şekilde benzemektedir.  OSS, örtüsü Amerika'da kurulacak ve gizli olarak sürdürülecek gelecekteki Gizli İstihbarat (SI) ajanlarını arıyordu. “Ofisle kesinlikle hiçbir teması olmayan ve yalnızca aracı kişilerle son derece gizli ve kısıtlı bir şekilde iletişim kuracak” olan ajanlar için, “Türkiye'de araştırma yapan izinli öğrenciler ve profesörler” önerildi... “Türkiye'de bir Amerikan Arkeoloji Enstitüsü veya Doğu Enstitüsü kurulması, bu alanda çalışma olanakları açacaktır. Bu konuda yapılacak ön araştırmalar bile, insanların Türkiye'ye giriş çıkışını sağlamak ve kuruluşa hizmet etmek için kullanılabilir.”

Türkleri ve Türkçeyi sevmeyen, bizden nefret eden casus-arkeolog Dorothy Cox (Pennsylvania Üni) da Rodney Young ile birlikte Gordion'da çalışmıştı. Amirleri kendisi için "Türkiye'deki en iyi adamımız, o mükemmel bir casustu" diyorlardı...

Sonra da bu "philhellenist-casus-arkeologların" yetiştirdikleri "hocalar" kalkıp bunlara Balkanlardan gelen "Frig"lere mâl ediyor!... ATLI KURGAN yapan bu yönetici kesimi "arkeologların, tarihçilerin ve dilcilerin" sorgulamaya başlaması gerek. Söylenecek daha çok şey var da... 

SB.

Not: Bu üniversitelerin, enstitülerin, vakıfların ve kazı alanlarının sponsorlarının da sorgulanması gerek. Gordion kazısı Pensylvania Üni (tıpkı Yale Üni gibi Sarmaşık/Ivy Leage üniversitesilerinden) ile "Kaplan Vakfı" tarafından desteklenir. Onların da destekçileri UNESCO ve ortakları WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı), WMF (Dünya Anıtlar Fonu, kurucuları arasında Bilderberg'ciler var) ve Rockefeller gibilerdir... Yani, parayı verenin düdüğü çalınır!..


Türkçe

 


"Altay dil ailesi Avrasya'nın birçok dil ailelerinden (özellikle Hint-Avrupa ve Fin-Ugor dil aileleri) daha eski."

S.A.Starostin, 1991


Maalesef bunu nesnel bakış açısına sahip bilim adamları ne kadar savunsalar da Avrupa merkezli bilim adamları “Bunun olması mümkün değil!” demeye devam edeceklerdir. Avrupa merkezli bilim adamlarının sayıca fazla olması sebebiyle onların korosunun sesinden diğer nesnel bakış açısına sahip bilim adamlarının sesini duymak zordur. (...)

Kıpçak dilleri eski ve gelişmiş yazı sistemine sahiptir. Eğer eski Türk “runik” yazısı M.Ö. 9-10. yüzyıldan önceki dönemde çağdaş Kıpçak halklarının atalarının yaşadığı topraklarda ortaya çıktıysa 3000 yıl önce onların yazı sistemine sahip olduklarını söylemek mümkündür.

Erken Ana Kıpçakça dönemi, tahminen M.Ö. XII. ilâ M.S. II. yüzyılı kapsamaktadır. Başlangıç tarihi, İskit dönemi ve Hun döneminin başlangıcına denk gelmektedir. 


Prof.Dr. Kenesbay Musayev

(Кенесбай Мусаевич Мусаев)

Kıpçaklar ve Ana Kıpçakça, Gazi Türkiyat, 2020




27 Haziran 2026 Cumartesi

Minos

 


- Minos Uygarlığı (MÖ 3000-1100) Grek olmadığı gibi Europe, Minos, Sarpedon, Rhadamanthys adları da Grekçe (ve HA) değildi.

- Minos'un eşi Pasiphae (Pasip/Basıp-Ay) ise Kolkis kraliyet ailesine mensup, yani Büyücü Medea'nın halasıydı.

- Minos'un kızı Ariadne'nin adı Grekçe olmadığı gibi, Minos'un oğlu Katreus'un adının kökenini de bilmiyorlar.

- Katreus'un oğlu Althaemenes'in (ALTAY-MENES /MANAS) Girit'ten ayrılıp Rodos'a yerleşmesiyle ATABYRUS Dağı'na Zeus sunağı dikmesi bize Minosluların Kafkaslar'daki Türk boylarıyla ilişkisini pekiştiriyor. Çünkü Kafkaslar'daki en yüksek dağ olan ELBRUZ (5.642)'un adıyla aynı kökenden gelmekte. Prof.Ağasıoğlu bu dağın adını ELBARS olarak verir; ATABYRUS - ATA-BARS/BRUZ.

- Europe ile Kadmos'un dedelerinin adı da İNAKHOS'tur, yani adı Türkçe açılanabilen İNAG/K'dan gelir.

Ayrıca, ne Girit (Κρήτη/Kríti) ne de Kıbrıs (κύπρος/kýpros) sözcükleri Grekçe kökenli olmadığı gibi HAdillerden de değildi.

SB

***


Eteo-Girit Dili (MÖ 6.-4.yy) HA olmayan bir dildir. Grek abecesiyle yazılmış olsa da Grekçe değildir. Girit'e yerleşmiş Grek kabilelerin sömürgesinden kurtulan bu dil, bölgedeki birçok yazıtta bulunur. Bu yazıtlar büyük ölçüde çözülememiş olsa da (! çalışmalarına Türkçeyi dahil etmiyorlar !), varlıkları Praisos'un Eteo-Giritliler için önemli bir merkez olduğunu ve Girit'in diğer bölgelerinin Yunancayı benimsemesinden çok sonra bile eski dillerini koruduğunu gösteriyor. Eteo-Girit terimi birçok antik yazarlar tarafından "yerliler" için kullanılan bir tanımlamaydı, çünkü "eteo" "gerçek" demekti. Bu "yerlilerin de Minos uygarlığından kalan Minoslular olduğu düşünülüyor. Odyssey destanın 19.bölümüyle Strabon'da Eteo-Girit olarak geçerken, Sicilyalı Diodoros'ta "yerliler" olarak geçmekte. Praisos antik kenti de MÖ 4.yy'da bile bu "yerlilerin" merkezi konumundaydı. Praisos'ta üç yazıt ve üç fragman bulunmuş ve anlamlı bir şekilde okunamamıştı..!


SB

* Bazı akademisyenler bu dilin Frigya diline benzediğini iddia eder ki "sözde Frigce" olarak açıkladıkları "Bevdos/Beudos" kelimesinin Türkçe kökenli "Bet/Bediz" olduğunu kanıtlamıştım. Peki bu durumda Eteo-Girit dili neyce olabilirdi?... Aygılımız olabilecek filologlarımız araştırmalıdır....


***

Boğa donuna girmiş Zeus Europe'yi kaçırırken.

MÖ 7.-6. yy, Selinunte Arkeolojik Site / Sicilya

Palermo Arkeoloji Müzesi


Oysa, Greklerde Kamlık Kültürü yoktur, bu sebeple de

dona girme geleneği de yoktur.

Öykünmüşlerdir.


***


"Sonraları Akhaları büyük ölçüde etkileyen yüksek bir kültürün yaratıcıları olan Minos Giritlileri, bugün adlarını Hellen mitolojisindeki Kral Minos'tan almakla birlikte, Hellen kökenli değildiler."

Prof.Dr.Bülent İplikçioğlu (Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları)



İlgili

Minos-Hatti

Kıbrıs Hece Yazısı







18 Haziran 2026 Perşembe

Basta, Baskeutai, Fasces

 

Bastá (βαστά) ile Baskeutai (βασκευται) sözcükleri Türkçe kökenlidir.

Basmak ve Basımçı/Baskıcı ki bu kelime Faşist kelimesinin de kökenidir; Etrüsklerdeki Fasces Faşist kelimesine dönüşmüştür, ancak onun kökeni Fas- değil Bas-'tır. 1898 yılında bir Etrüsk mezarında (Tomba del Littore, MÖ 7.yy - Vetulonia) demirden fasces bulunmuştu, ama Etrüsk yazıtlarında bununla ilgili bir sözcük henüz bulunamadı. Fasces dedikleri balta-değnek Etrüsk kökenliyse mutlaka bir sözcükleri de vardı ve biliyoruz ki Latinler fascesi ödünç aldıkları gibi kelimeyi de ödünçlenmiş olmalılar. Bu durumda Etrüsklerde "Bas-kes" olarak okunan kelime "Fas-kes" olarak Latinceye geçmiş, ancak Latincede sözcüğe "demet" anlamını yüklemişler. Bu arada Grekçedeki Baskeutai bile bir ipucu vermekte.


SB


* Beekes'e göre Grekçe Basta'nın etimolojisi (?) . Jacobsohn'dan aktarırken (İranian -İskitlerden- ödünç) dediklerinde ise İskitleri İranî sayarlar. Oysa İskitler/Sakalar İranî değil Türkçe konuşmaktadır.

* Baskeutai (βασκευται) - fascides (fasces), bundles (demet) // Hesychius (MS 5.6.yy). Beekes EUR olarak verir. "Kelimenin Makedonca olduğu öne sürülmüştür" der.

Her iki kelimede MS 5.yy'da Hesychius sözlüğünde yer alır.











Baskıcı/Zalim "Fillerin" tepişip "Çimenlere" basmaları !



15 Haziran 2026 Pazartesi

Ulumak

 

ULUMAK


Ulu-[

1- (Köpek, kurt, çakal vb.) uzun, iniltili, ağlar gibi ses çıkarmak.

2-(İnsan) iniltili ses, ses çıkararak boğuk boğuk ağlamak.

(Gülensoy)


Birden korkunç bir ses (yani, feryadını- SB) duydum, baktım bizim Kassandra, (Od. 11.421)

ὑλάω - ὑláo - 'to bark' of dogs ( köpeklerin havlaması) / Odyssey - PG? ( Grek Öncesi?)

-Lat.(Latince) ululāre 'to howl'( ulumak), ulula 'owl' ( baykuş), feryat etmek.

-Skt.(Sanskritçe) ululf- 'crying loudly' ( 'yüksek sesle ağlamak), uluka- [m.] 'owl',

-Lith. (Litvanca) uluoti 'to howl' ( ulumak)

(Beekes)


* Ulu[-ma-k, köken Türkçedir.

* Kuzey Hindistan'a göçen Saka-Türkleri... Türkçe kelimeler eski Hint kaynaklarında ve Sanskritçede, ayrıca eski İran dillerinde de bulunabilir... Avesta'da adı geçen Turanlı Dureketay (Turuq-tay) adlı bahadır da Türk'dür. (Ağasıoğlu)

Bu sebeple Sanskritçe dediğiniz dil %100 Sanskritçe değil. Ve eğer Avesta'da Türklerden bahsediliyorsa, kesinlikle Türkçeden ödünç alınmış kelimeler içerir.

* Türkleri ve Türkçeyi çıkardığınız zaman ne tarih yazabilirsiniz, ne de dil araştırması yapabilirsiniz.

* Etimolojik araştırmalarda Türkçeyi göz ardı edemezsiniz.

* Uluma, Latinceye (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) Grekçeden (ὑλάω - ὑláo) geçti, ama Grekçeye (Odyssey destanı) de Türkçeden.

Ve bu bir gerçektir.

___


* Ulu[-ma-k is Turkish of etymology.

* Saka Turks who migrated to Northern India... Turkish words can be found in ancient Indian sources and in Sanskrit, as well as in ancient Persian languages.... The hero named Dureketay (Turuq-tay) in the Avesta is also a Turk. (Ağasıoğlu)

Therefore, the language you call Sanskrit is not 100% Sanskrit. And if the Avesta mentions the Turks, then it definitely contains words borrowed from Turkish.

* You can neither write history nor conduct linguistic research if you remove the Turks and the Turkish language.

* You cannot disregard Turkish in etymological research.

* Uluma, passed into Latin (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) from Greek (ὑλάω - ὑláo), but into Greek (Odyssey) from Turkish.

And this is a fact.


SB

Urartu Coğrafyasında Arubani ve Turan

Urartulara ait dedikleri Tanrıça ARUBANİ gerçekten de Urartu kökenli midir? Yoksa Urartu coğrafyasında yaşamış Subar, Ermen ya da Sak Türklerinden mi kalmadır?

Prof.Dr. F.Ağasıoğlu - Bitik 3

"Yanlış oxuma ile Anubanini, Siduri, Satuni kimi qondarma «lulu» adları ve bazı adların İmmaşkuş / İmmaşqun, Lişirpirini /...birini / Tardunni gibi variantlariı ortaya çıkmışdır. Anubani adının etimologiyasını G. G. Kameron ve İ. M. Dyakonov akadca «Bizi yaradan tanri Anu» anlamı ile vermişler. Lakin AN-nu şeklinde yazılan adın ilk hissesi bu ehtimali doğrultmur.

Bu adın kadim türkçe anuq «hazır» sözünün kökü olan anu «hazırlanmaq» ve ban «ben» evezliyi ile yaranıb, «hazıram» (Anu-ban) anlamı daşıdığını düşünmek olar. Lakin türk töresine göre, elbey seçilenden sonra onların çok vakit lakap ve unvan bildiren adla tanınmasını nezere alsak, Anar ve ya Anlı («ünlü», «meşhur») adlarının başında gelen kadim añ köklü sözler dikkati çekir. Öyle ki, Anubani adının annamaq «anlamaq » sözü ile açımı daha gerçek görünür. Bu halda, anla- > anna-,  qanlı > qannı, enli > enni  değişimlerinde olduğu gibi An-lu-ban («ünlüben») terkibi ile yaranan Anluban >Annuban evezlenmesini ve elbey adına yaraşan «Ünlü adam» anlamını görürük. Anubani yazısında Batir dağınin adını Padin ile müqayise etmişler. Halbuki, sonralar Manada yarımköçeri padar boyları ile bağlı KUR-Paddira, URU-Padira toponimleri tekrar olunmuşdur."


ARUBANİ - ARI BANI/BANU

ARUBANİ BRONZ HEYKEL - MÖ 8.yy

PAZIRIK 5.KURGAN DOKUMA PARÇASI - MÖ 5.-4.yy



* Urartu dilinin bugünkü Ermeniceyle hiçbir bağı yoktur, hatta MÖ 8.yy'da bölgede Hay yoktur. 

* Urartu dili Hind-Avrupa dil ailesine mensup değildir. Urartu dili Türkçe gibi bitişken (aglutinativ) ve ergatif yapılı bir dildir, Hurricenin devamıdır (bazılarının da iddia ettiği gibi Ermenicenin de atası değildir). Bölgede Türkçe konuşan Saka ve Med Türklerinin yaşadığı bilinmektedir.

* Bknz. "Hurri-Urartuca ve Türkçenin söz varlıkları arasında ciddi benzerlikler mevcuttur ve sayıları hiç de az değildir. Bu leksikal benzerlikler Hurri Urartuca ve Türkçenin tarih öncesi dönemlerdeki bir temasının somut kanıtları olarak gösterilebilir." - Orçun Ünal "Sözde Karca Kelimelerin Kökeni ve Türkçedeki Hurri-Urartuca Leksikal Alıntılar Üzerine, 2017"

* Bknz. Altan Çilingiroğlu "Urartu Krallığı, Tarihi ve Sanatı, 1997".

* Bazıları da "Turan" sözcüğü için "Persçe" diyor. Oysa... MÖ 9.yy'da bölgede Pers/Ahameniş yoktur.

Urartuların Meher Kapısı'ndaki (MÖ 9.yy) yazıtının beşinci satırındaki tanrının adı  "Turan"dır.... 





SB

Tuva Cumhuriyet'inde Turan (Туран)


Pers Ordusu

 


Herodot’ta anlatılan 'on, yüz, bin ve onbin’lik Pers ordu sistemi Mete-Han gibi Türklerin ordu sistemiyle aynıdır. Herodot bunu tabi ki bilmiyor, ancak günümüzün Batılı tarihçilerin bunu Pers ordusunu anlatırken gözden kaçırması utanılacak bir şeydir! Perslerin onluk ordu sistemi kesinlikle Türk ordu sistemidir. Herodot “Orduyu düzene sokan, sayan ve bin ve on bin kişiye bir komutan koyan, yüz kişilik ve on kişilik takımların komutanlarını da on bin kişiye komuta edenler seçiyorlardı. Düzenlenen bu kadrolara komuta edenler her birliğin kendi ulusu içinde ayrılmıştı,” diyordu. Hunlar ile Göktürkler’deki ordu sistemi de aynı düzendeydi; Tümen (on bin)-Tümgeneral, Binlik- Binbaşı, Yüzlük-Yüzbaşı/Yüz-beyi, Onluk-Onbaşı/Onbeyi, Atlı ve Yaya Birlikler ve her birinin başında bir komutan bulunuyordu. Ayrıca Kağan’ın özel korumaları da vardı ve onlara Eren ya da Alp denilirdi. Kısaca Pers ordusu Ahameniş değil, Türk ordu düzenine sahipti ve bu orduda Türk boyları da yer almıştı.

Öyle ki bu Pers ordusunun özünü “On Bin Ölümsüzler” oluşturur. Bunların arasından seçilen üstün yetenekli ve özel olan bin savaşçı ise kraliyet korumaları olarak görevlendirilir. Bu birliğe "Hazaralar", başlarındaki komutana da "Hazarapat" demişlerdir. Hatta Serhas’ın ölümsüz onbinlerin başındaki komutanın adı da "Hydarnesoğlu Hydarnes"tir ve Grekçeye "Ydárnis o Ydárneos" olarak geçmiştir. Yani başındaki –h- yoktur ve –u- ile yazılmıştır. Bu da Hydarnes adının Udarnes olarak okunduğunu gösterir ki 'Udar Sänün, Udur Çigşi, Udar' gibi özel adlar Orhun kitabelerinde geçmektedir. 

Türkler olmasaydı Ahamenişler güçlü bir imparatorluk kuramazdı ya, o da başkalarının konusu olsun.


SB

Kaynaklar 'Turova ve Saka Türkleri'nde *

* Hazar boyu olan Kabarlar "okçu, paralı askerler, korumalar" olarak Hitit, Mısır ve Elam yazıtlarında bile geçer. Grekçeye de "ana tanrıça korumaları Kabeiroi" olarak geçmişlerdir.





EK:


Görseldeki "pantolonlu ve okçu" savaşçılar Pers değil İskit/Saka Türkleri'dir. Aktüel Arkeoloji, Ocak-Şubat 2018'deki ; 1-"İonia İsyanı - Gürkan Ergin" ile 2- "Maraton Savaşı - Eren Karakoç"un makalelerinde yer alan bu resim açıklamaları kesinlikle yanlıştır.



#Türk #tarih #Hazar #ordu #iskit




23 Mayıs 2026 Cumartesi

Mavi Boncuk

 

Altay dağlarında bulunan 2400 yıllık mezar

Altay dağlarına yakın bir yaylada tahmini 2400 yıl öncesine ait bir mezar bulundu. Mezarda bulunan iskeletin üzerindeki kolyeler dikkat çekiciydi. Kolye hala canlı renklerde, sarı ve mavi tonlarında.

Kazıların koordinatörü, Novosibirsk Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nden Andrei Borodovszkij, “Altay Dağları’nda birçok tarihi kalıntılar var ve hepsi birbirinden değerli” dedi. Borodovszkij, kolyelere zarar vermeden tekrar ilk günkü haline getirmek için millefiori tekniğini kullandı.

Kolyedeki boncuklar bugünkü nazar boncuklarına oldukça benzer nitelikteydi. Bazı boncukların da Mısır’dan getirilmiş olacağı belirtildi. Borodovszkij, “Sibirya her zaman medeniyetler arası geçiş bölgesi olmuştur. Kolyenin direk kendisi veya Mısır etkileri ise İpek yolu üzerinden Sibirya’ya gelmiş olabilir” dedi. Kemiklerin ve diğer bulguların hangi yıla ait oldukları, daha uygun koşullarda profesyonel bir ekiple belirlenecek.

Araştırmacılar, şimdiye kadar yapılan araştırmalara ve öngörülere göre 25 yaşında ölen kadının soylu bir aileden gelen din görevlisi (rahibe) olduğunu belirtiyor. Rahibe olduğunun neredeyse kesin olduğu, çünkü büyüsel işlemlerde kullanılan bronz eşyalara ve aynalara sahip olduğu öğrenildi.

Journal of Eurasian Studies (Avrasya Araştırmaları Dergisi) editör yardımcısı Obrusánszky Barbara, “bulgulardan anladığımız üzere, rahibe kendini cinsel içerikten arındırmış bir yaşam tarzını benimsemiş olabilir. Bu yaşam tarzının bozkır yaşamına tamamen yabancı olduğunu ve kolyelerle beraber Mısır etkisinin daha net olduğunu söylüyor, ancak kadının da Mısırlı olmadığını, bu da Moğolistan ve Sibirya bölgesinde kadınlara yönelik sınıfsal bir ayrımcılığın olmadığını göstermektedir” dedi.

Rahibe, bir varsayıma göre, Prenses Ukok’un yakını veya hizmetçilerinden biri olabilir. Prenses Ukok, Pazırık kültürü içerisinde, Ukok yaylasında bulunmuş soylu biriydi. Mezarı çok iyi korunmuş biçimde 1993’te bulunmuştu. M.Ö. beşinci yüzyıla ait bir mezar olduğu düşünülüyor, ancak mumyanın laboratuvara dikkatsizce taşınmasından dolayı tam kesinliği bulunmamaktadır.

Altay Bölge Müzesi Müdürü Tanya Balueva, rahibenin de Prenses Ukok gibi Moğol ve Kafkas tipinin kesin özelliklerini barındıran İskit-Sibirya ırkından olduğunu, söyledi.

Bilim ve Kültür , Mart 2013