Translate

31 Temmuz 2020 Cuma

Meluncanlar



1600'lü yıllarda Meluncanlar...
açık renk gözlü, kahverengi tenli
Brent Kennedy atalarının İngiliz-İrlandalı sanıyordu,
ancak Akdeniz Anemisi ile ortaya çıkan gerçek başka şeyler söylüyordu...


"1600'lerin başında, Jamestown'da ipek işçilerinin olduğunu biliyoruz. Virginia'nın o bölgesinde, Williamsburg, Jamestown birbirlerine çok yakın yerler. Dolayısıyla bu bölgede kesinlikle Türkler vardı. Sene 1600'lerin başı..."

"Örneğin Amerika'nın kolonileşme döneminde Amerika'ya gelen Türk zanaatkarların olduğunu biliyoruz. Ayrıca Güney Carolina'da "Türkler" denilen başka melez bir etnik topluluk da var."

"Ve bildiğiniz gibi, bu insanlar çevrelerinde yaşayan diğer insanlardan farklı oldukları görülmüştür ve ataları üzerine çeşitli savlar türetilmiştir. Bazıları Meluncanları Portekizlilerle ilişkilendirirken, bazıları da Osmanlılar ile ilişkilendirmiştir. Meluncanlarla ilgili farklı akrabalık ilişkileri kurulmuştur. Bence bu konuda tarihi belgeler sınırlı olacak, çünkü Meluncanlar aynı bölgede yaşayan yerli kabilelerden Çerokilere, Kriklere ve Şavnilere, ten rengi ve diğer özellikleri açısından muhtemelen çok benzziyorlardı. Tabi o zamanlarda öyle bir ten rengine sahip olmak iyi bir şey değildi. Sizi farklı bir sosyal sınıfa sokuyordu. Bu yüzden Meluncanların çoğu, eğer yapabilirlerse atalarının Avrupalı olduğunu söyleyip kendilerine Siyahi Hollandalı, Portekiz veya buna benzer şeyler diyorlardı. Bu insanların tam olarak nereden geldiğini tarihi belgelerle bulmak bu yüzden zor olabilir. Fakat "Meluncan" halkının Güneydoğu Amerika'ya geldiği ve Tennessee eyaletinin kuzeydoğusuna, Cumberland Yaylası civarına yerleşmesi şüphe götürmez bir gerçektir."



"Kısmet işte, dişçideyken rastladığım ve kökenimi doğrulayan bir şey. Dişçim bana "Neler yapıyorsun April?" diye sordu; çünkü pek çok şeyle uğraşıyordum. Ben de ona bu Meluncan araştırmasını anlattım ve bana "Nereli bu insanlar, nereden geldiler?" diye sordu. Ben de "İşte Türkiye civarı, ege, belki firari Yunanlar, çünkü o zamanın Osmanlı İmparatorluğu'ydu" dedim. Bana "Karabelli Tüberkül'ün [diş üzerindeki anatomik çıkıntılar] var mı, bir bakayım" dedi. Benim gibi hekimliği okumamış insanların anlayamayacağı gibi, bu arka azı dişlerinden bir tanesinin özel bir şekilde olması demektir. Bu özellikle de Akdeniz bölgesinin insanlarında bulunan genetik bir belirleyicidir. Sonra dedim ki; "Muhtemelen Kızılderili soyum da var. Acaba onlarda bu var mı?" diye sorunca bana "Hayır, bu Akdeniz Bölgesi'ne has bir şey" dedi.

"1571 İnehbahtı'nda 5000'ne yakın Osmanlı denizcisi Haçlılara esir düşüyor... İspanyollar ele geçirdiği esirleri kolonilere taşıyor. Bazıları da gemilerde çalıştırılıyor... Buna ilişkin kanıt İngiliz Kaptan Draeck'e ait..."

"Kaptan Ralph Lane, 1585 yılında buradan [Kayıp Koloni hikayesinin geçtiği yer; Fort Raleigh: link] 108 kişilik bir koloninin valisi olarak ayrıldı. Yaklaşık bir yıl sonra Kızılderililerle alakalı her şeyi berbat etmişlerdi. İlişkiler mahvolmuştu. Durum böyleyken güneyden gelen Francis Drake, Lane'i eve geri götürme teklifinde bulundu. Fakat bunu gerçekleştirmesi için gemilerde yer açması gerekiyordu. Gemilerde, İspanyol gemilerden kurtarılan Osmanlı İmparatorluğu'ndan olan forsalar da vardı. Bunların yanında Meksika ve Peru'dan Yerliler ve Afrikalı köleler de vardı. Bu insanlara ne oldu? İşte burası pek çok varsayımın başlangıç noktası. Haziran ayının sonlarına doğru Drake, Lane'e İngiltere'ye dönüş teklifinde bulunuyor. Üç gün ortadan yok olduktan sonra geri geliyor ve gemisinde epey yer açmış. Eskisi kadar hizmetçisi ve kölesi yok. Bunlara ne oldu? Okrakok (Ocracoke) Adası veya başka adalara bu insanları bıraktı ve kayıp mı oldular? Yoksa bunların ayağına taş bağlayıp denize mi attı? Bunu bilmiyoruz. Fakat buradan çıkan tek iyi haber Türk mahkumlar için, çünkü onlara bir şey olmuyor. Bu insanlar kaybedilmiyor; çünkü bu dönemde İngilizler Osmanlılara yakınlaşıp bir ittifak kurmaya çalışıyorlardı. Bu Türk mahkumlar da İngilizlerin Osmanlıların gözüne girmek için iyi bir araç oluyor. "

"Osmanlılarla İngilizler arasında aynı yıllarda 200 Türk korsanının salıverilmesi yolunda görüşmeler yapıldığına göre, Kaptan Drake'n Amerika kıyılarına terk ettiği esirlerin Osmanlı vatandaşı olduğu kesinleşti."

"Bu belgeler önemli, yani Türklerin Ronaki  Adası'na kadar gidip, orada bir kısmının bırakılıp, bir kısmının İngiltere'ye gelmesi ve İngiltere kraliçesi Elizabeth tarafından Osmanlı hanedanlığına gönderilmesine dair belgelerin hepsi, elle tutulur belgelerdir. Dolayısıyla bunlar bence yapılacak daha geniş bir araştırmada bahsedilebilecek en güçlü kuvvetli bilgi ve belgelerdir."

İspanyollar da Türk esirleri Amerika kıyılarına bırakmış olamaz mıydı? Araştırmalarla birçok bilgi ve belgeye ulaşılıyordu. Birçoğu Hristiyan olmuştu, ama... 

"Meluncan tarihçilerinin inandığı bir şey de, ilk Meluncanların Müslüman olduklarıdır. Bunu söylerken Müslümanların ibadet ederken doğuya, yani Mekke'ye doğru döndüklerini söylüyorlar. Böylelikle Meluncanların da ilk zamanlarda ibadet ederken dizlerinin üstüne çöküp doğuya, doğan güneşe doğru yönelirlermiş."

Brent Kennedy Akdenizli idi, ama hangi Akdeniz?



"Yapılan bazı akademik çalışmalar bir kültürel coğrafyacı tarafından yapılmıştır. Adı Edward Price. Meluncanlarda ortak bir özellik olarak görülen, mezarlarının üzerine küçük evler yapmaları gerçeğini göz ardı etmiş. Bu mezarevleri, 1977'de Donald Ball tarafından belgelendi. Bu mezarevlerinin Osmanlı veya herhangi bir kültürel kökene bağlamadı; Bu mezarevlerini Osmanlı veya herhangi bir kültürel kökene bağlamadı; ancak "İngiliz kilise kapılarının veya  İskoç türbelerinin bir türevi olabilir" dedi. Toplumlar, başka bir güç tarafındna fethedilmedikçe cenaze geleneklerini bırakmazlar. Fethedildiklerinde bile bu gelenekler, vazgeçtikleri en son şeylerden biri olur. Benim teorim de ; Türkler Amerika'ya geldiğinde Kızılderiler onlara kucak açtı ve farklı kabilelerle kaynaştılar. Kızılderili kültüründe bir izleri olsun istediler. Bunu da Osmanlı çit tasarımlarını Meluncanlarla harmanlayarak yaptılar. Mount Comfort Mezarlığı'nda 1830 yılına ait, son derece iyi korunmuş bir tane bulabildim. Hatta bu fotoğrafı 2001'de Türkiye'ye giderken yanıma aldım. Bu resim de Türkiye'nin Tire ilçesinden bir Osmanlı mezartaşının resmi. Sizin de gördüğünüz gibi çit tasarımına yapı ve biçim olarak çok benziyor."




Amerikalılar bulguru bilmiyordu, ancak Meluncanlar yiyordu. Avrupalılara da özgü değildi. Amerikalılar tarafından pek tercih edilmeyen koyun etini tercih ediyorlardı. Nazar değmesine inanıyorlardı. Hayır anlamında kullanılan ve dişlerimizin arasından çıkardığımız çık sesi veriyorlardı. Kahveyi Türkler gibi içiyorlar, ters kapatıp kahve falı bakıyorlar. Misafirperverlerdi.

"Büyükannem kahve falına bakardı. Sonra Türkiye'ye gittiğimde insanlar kahve falına bakarken görünce; "Tanrım, inanılmaz!" diye düşündüm. Bir iki kere insanlar benim falıma baktıktan sonra "Sanırım bunu ben de yapabilirim" dedim.

"Benzer kültürel geçmişimiz var. Bazı gelenekler kalmış ve gelişmiş."

"Fakat ilginç olan şu ki, türbana sadece Güneydoğu Amerika'da rastlarsınız. Kuzeydoğu bölgesinde bir uçtan bir uca pek çok farklı şapka türü olmasına rağmen türban sadece Meluncanların yoğunlukla yaşadığı bölgelerde görüyoruz. Üzerinde durulması gereken ilginç bir bağlantı."



Brent Kennedy benzerliklerin Türklerle ilişkisini görünce DNA testi yaptırmaya karar verdi.

Amerikanın sanat ve siyaset dünyasının en güçlü isimlerinin soyağaçları incelendiğinde bazılarının Meluncan olma olasılığı oldukça kuvvetli görünüyordu. [George C.Scott, Steve Martin]

"Bence Meluncan olması muhtemel olan en ünlü iki isim, Abraham Lincoln ve Elvis Presley'dir. Amerika'nın en fazla saygı ve hürmet gösterilen devlet başkanlarından biri olması sebebiyle Abraham Lincoln hakkında pek çok kişi ortaya çok fikir atmıştır. Bu iddialar kökeninin Avrupalı asilzadelere dayandığı iddialarından tutun, Meluncan olduğuna kadar uzanır. Fiziksel olarak kesinlikle Meluncanlara benziyordu. Teni ve saçları koyu renkliydi. Meluncanların yerleşmiş olabileceği bir bölgenin yerlisiydi. Brent Kennedy'nin, Abraham Lincoln'un soyağacını incelediğinde böyle bir olasılığı keşfettiğini biliyorum. Elvis Presley de anne tarafından Amerika'nın bu bölgesinden gelmiştir. Kesinlikle ailesinin bir kısmının Meluncanlarla bağlantısı vardı. Tabi bu akrabalıklar evlilik yoluyla mıydı, yoksa kan yoluyla mı?... Dediğim gibi, kimin Meluncan olup olmadığı konusunda tanımsal bir sorun olduğundan, eğer kimin Meluncan olduğu konusunda geniş bir bakış açısıyla bakarsanız, Elvis Presley de çok rahatlıkla bu tanımın içine girebilir. Tom Hanks, biliyoruz ki; Abraham Lincoln'un annesi, Hanks ailesindendi, Tom Hanks de bu aile ile akrabadır.  Yani, eğer onlar Meluncan ise, doğal olarak Tom Hanks de Meluncandır. Bluegrass müzisyeni Jimmy Martin, onu Meluncan olduğunu biliyorum, çünkü kendisi babamın kuzeni. Yani bunu biliyoruz. Tabi Hancock ilçesinde herkes Jimmy Martin'i ve ailesini tanır. Gary Francis Powers, 1960 yılındaki ünlü U2 olayında casus uçağını Rusya üzerinde uçuran ve vurulan pilottu. O zamanlarda epey meşhurdu ve Ava Gardner gibi insanlar..."

"New York'ta Meluncanlar için bir program yapmıştık ve onunla 2007 yılında tanıştım. Brent Kennedy'e katkılarından dolayı özel teşekkür plaketi verdik. Bir de Türk bayrağı hediye ettik, o an gözleri doldu. Sağlık sorunları olmasına rağmen kalkmak istedi. Bu hiç unutamadığım özel anlardan birisiydi."

Brent Kennedy damarlarındaki kanın Türklerle aynı olmasından gurur duyuyor.

"Türkiye'deyken çok fazla insan gördüm, çok insanla tanıştım ve yüreğimi ısıtan en büyük şey, insanların candan oluşuydu. İnsanlar çok samimiydiler, içtendiler. Hayatımda tanıştığım en iyi insanlardı, sıcacık bir millet."

"Benim yaptırdığım DNA testi atalarımın Orta Doğu'dan, geçmişteki Osmanlı topraklarından olduğunu gösteriyor."

"Kesinlikle bir akrabalık olduğunu düşünüyorum. Wise ilçesinde ve Güneybatı Virginia'da yaşayan insanların Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye'deki insanların soyundan geldiği konusunda en ufak bir şüphem yok. Böyle bir bağ olduğundan hiçbir şüphem yok."

"Babam tarafından yüzde 25 Türk DNA'mın olduğunu bilmek beni çok mutlu ediyor. Türkiye'de uzun yıllar geçirmiş olmam nedeniyle de damarlarımda Türk kanı olduğunu bilmek beni çok sevindiriyor. (David Arnett, ABD İstanbul Eski Başkonsolos)


30 Ocak 2012


Konuşanlar:
Wayne Winkler, Meluncan Araştırmacısı, Yazar
Jeff Lester, Coalfield Progress Gazetesi Haber Editörü
April Millins, Meluncan Araştırmacısı, Antropolog
Nihan Bekar, T.C.New York Kültür ve Tanıtma Ataşesi
Cayner Smith, Wise-VA Belediye Başkanı
Russel G.Townsend, Doğu Çeroki Kabilesi Tarihi Koruma Görevlisi
Frank Keel, ABD İçişleri Bakanlığı Kızılderiler Bürosu-Doğu Yakası Başkanı
Prof.Dr. Türker Özdogan, Georgetown University
Michael Zatarga, Fort Raleigh Ulusal Tarih Bölge Görevlisi, Tarihçi
Oğuz Aydemir, Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı Başkanı
Osman Kabasakal, Çesme Turizm Müdürü.
Avukat Günay Övünç, Türk Amerikan Dernekleri Başkanı
Ali Çınar, ABD İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği Başkanı


Meluncan şarkısı ile mezarlık fotoları (Talbert Pierson Cemetery)






R > Türk (bknz. link)
E > Aşkenaz, yani Hazar Türkleri
R1b (38 kişi) 47.5% , E1b1a1-M2 (27 kişi) 33.75%, R1a (6 kişi) 7.5%, I1 (3 kişi) 3.75%, A (2 kişi) 2.5%, E1b1b1 (2 kişi) 2.5%, Q1a3a1 (1 kişi) 1.25%, I2 (1 kişi) 1.25%.


EK:


The Dictionary of Americanism defines the Melungeon as "a member of a group of people of mixed Indian, White and Negro blood found in some parts of the mountainous portions of Tennessee and Western North Carolina." (1) Meluncan is also defined as "one of a dark-skinned people of mixed White, Negro and Indian stock, living in the mountains of Tennessee" (2) in The Standard Dictionary. Melun is a Turkish word meaning one whose soul has been cursed by God", "someone damnable", "one whose life has been cursed". (3) Melungeons classified different from four legal categories (White, Indian, Negro, or Mulatto) as "FPC" or ("FC" free persons of color) by the first U.S. censuses in the 1790s. Their rights such as vote, education, settlement and court were striped. They had settled the top areas of Appalachians. A few managed to stay in these Appalachian bottomlands but hundreds migrated westward in the mid-1890s, mostly to Arkansas, Oklahoma, Texas, and California. Others migrated Maryland and Ohio. (4)

This group had called themselves Melungeons because of their negative image on Anglo-Americans. For example according to the 1891 writings Will Allen Dromgoole "the Malungeons are filthy, their home is filthy. They are rogues, natural, 'born rogues', close, suspicious, inhospitable, untruthful, cowardly, and to use their own word, 'sneaky'. (5) In fact "just as thousands of years earlier Roman mothers would control unruly children with the admonition, 'Hannibal is at the gates!,' so did Appalachian Anglo mothers tell their own misbehaving offspring, 'Be good, or the Melungeons will get you!". (6)

Today Clinch Valley College of the University of Virginia in Wise is an official home to the Melungeon Research Committee. Spanish, Portuguese and Turkish researchers as well as Americans are working on Melungeon mystry. They are most likely descendants of: (7)

1. 16 th century Iberian settlers (Portuguese and Spanish) who where abondoned or otherwise cutoff when the English overran the Santa Elena (Beaufort, South Carolina) Colony in 1587; and
2. Several hundred Ottoman (Turkish and other Muslim) Levants (sailors) set off on Roanoke Island, North Carolina in 1586 by Sir Francis Drake. Drake had freed the Turks from their Spanish captors who had utilized the Turks as slave labor at Cartegena in the Caribbean. The Spanish and Turks were constantly engaged in naval varfare back in the Mediterranean and the Spanish regularly used captives as galley slaves and general slave labor.
3. Other Mediterranean/Middle Eastern settlers and/or abandoned captives (e.g., The Virginia Company brought Turkish laborers and Armenian silkworm workers to Jamestown on at least two separate occasions in the mid-1600s. History has ignored these-and other-well documented instances of Mediterranean and Middle Eastern gene influences on our Southeastern populations, both Native American and European). 

In addition to historical data recent genetic analises show link between the Melungeon and the Mediterranean people. Also Melungeon descendants show Mediterranean diseases as thalassemia, familial Mediterranean fever, and sarcoidosis. Turkish physician Hulusi Behçet's syndrome, a rare genetic eye disease, has been identified in the Melungeon population. They have shovel teeth and the Central Asian cranial bump, too. Brent Kennedy points out six fingers (operated) on his each hand. Six fingers is also a trait of many Turks in Anatolia. (8)

Old Melungeons' belief was very close to Koran instead of Christianism. For example according to Muslim version of haven, most charming women are valuable gifts for their men. The seventeenth century Christian view of haven does not depend upon this belief. Mattie Ruth Johnson mentions the older Melungeon women who "never wore hats when they went to Church. They believed strongly in the Lord's Supper, and in foot washing. Many believed in fasting when they wanted good to answer certain prayers." (9)

Southeastern Native American dress styles include turbans and the fez with a feather. This was also a Turkish Levant clothing style in the 16th century. Drawings of Cherokee Chief Sequoya with head dress turban show this connection between the 16th century Turkish Levants and the Melungeons and Natives.  

There are a lot of Turkish words in Native American linguistics. " 'Tennessee,' whose linguistic origin remains a mystery, is virtually identical to the Turkish word tenesuh, meaning 'a place where souls move about'. 'Kentucky,' supposedly an Indian word for 'dark and bloody ground," is little different from the Turkish Kan tok, meaning 'saturated with, or full of, blood'. 'Alabama' bears a striking similarity to allah bamya or 'God's cemetery,' in Turkish." (10) Common Melungeon given names such as Didima (as in Didima Mullins) is a village in Turkey; Alanya (as in Alania Collins) is another Turkish site; Mahala (as in Mahala Mullins) is a Turkish word meaning "great or special aunt." (11)

The figures Anotalian and Appalachian folk dancers are same. Especially the use of musical spoons is very interesting. The Ottoman-style kilims have the same motiffs and designs (tulip, geometries, etc.,) with the Appalachian carpets, too.

The ethnic origins of the American people are incredibly diverse. All the groups are characterized by some of the following features: (12)

(1) common geographic origin;
(2) migratory status;
(3) race;
(4) language or dialect;
(5) religious faith or faiths;
(6) ties that transcend kinship, neighborhood, and community boundaries;
(7) shared traditions, values, and symbols;
(8) literature, folklore, and music;
(9) food preferences;
(10) settlement and employment patterns;
(11) special interests in regard to politics in the homeland and in the
United States;
(12) institutions that specifically serve and maintain the group;
(13) an internal sense of distinctiveness;
(14) an external perception of distinctiveness. 

There are several regional groups such as Appalachians, Southerners in the United States. They are not the same in character as immigrant groups. The Melungeons are not in only Appalachian regional group but also an immigrant group with Mediterranean, Middle Eastern (and Turkish) roots. They have strong above mentioned ethnic ties with other continents' regional people. 

Notes:
* Member of the Melungeon Research Committee, Clinch Valley College of the University of Virginia.
1 Mitford M. Mathews, der., A Dictionary of Americanism: On Historical Principles, Dictionary Department, Chicago, The University of Chicago Press, 1956, s. 1044.
2 Standard Dictionary of the English Language, International Ed., New York, Funk & Wagnalls, 1974, s. 794.
3 Meydan Larousse, Istanbul, Meydan Publishing, 1972, s. 593.
4 N.Brent Kennedy and Robyn Vaughan Kennedy, The Melungeons: The Resurrection of a Proud People, Macon, Mercer University Press, 2.B., 1997, s. 12 ve 16.
5 From ibid., s. 93, f.n. 4. 'The Malungeons, " The Arena 3 (March 1891) and "The Malungeon Tree and Its Four Branches/f Thé Arena 3 (June 1981). /
6 From ibid., s. 16, f.n. 11, Edward T.Price, "The Melungeons: A Mixed Blood Strain of the Southern Appalachians," The Geographical Review, No: 14 (April 1951). 
7 N.Brent Kennedy, An Update on Melungeon Research, Melungeon Homepage (May 22, 1997), s. 1. Also see Kennedy and Kennedy, s. 120.
8 Ibid., s. 149.
9 My Melungeon Heritage: A Story of Life on Newman's Ridge, Tennessee, The Overmountain Press, 1977, s. 136-137. 
10 Kennedy and Kennedy, s. 133.
11 Ibid., s. 141.
12 Stephan Thernstrom, der., Harvard Encyclopedia of American Ethnic Groups, 2.B., Cambridge, The Belknap of Harvard University Press, 1981, s. vi.. 



* EK:

Meluncanlar'dan April'in dişçideki anısını anlatırken ve diş hekiminin "Karabelli Tüberkülü'nün Akdeniz özelliği olduğunu söylemesiyle ilgili olarak başka hangi topluluk bu gruba giriyor diye baktığımda karşıma çıkan bir araştırma:


Carabelli Tüberkülü ile ilgili olarak:

Antropolojik yaklaşımla dişleri ilk inceleyen Flower olmuştur. Diş boylarından giderek ırklar arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kendi adı ile bilinen Indeks'i oluşturmuştur. Sullivan ise, alt ikinci büyük azının tüberkül sayılarında görülen varyasyonları farklı insan topluluklarında incelemiştir.

Hrdlicka; üst kesici dişlerin morfolojik yapısını incelerken ırklar açısından bazı önemli sonuçlara vardığını örneğin; kürek biçimi adını verdiği üst kesicilerin özellikle "Mongoloid" gruba giren isnanları simgelediğini belirtmiştir.

Campbell ise; Avustralya yerlilerinin dişlerinin beyaz ve sarı ırktakilerden daha iri olduğunu istatistik analizlerle ortaya koymuştur.

Meksika-Chiapas'da iki Maya grubun diiş morfolojilerini inceleyen bir grup araştırmacı dişlere ait sekiz morfolojik özelliğin (üst kesicilerde: kürek biçimi, lingualde uzun kabartı, tüberkulun dentale, üst molarda: Karabelli Tüberkülü, gelişme derecesi, alt molarlarda: çiğneme yüzü planı, tüberkül sayısı, protostylid) toplumda görülme sıklığını ortaya koymuştur.

Irak-Jarmo'da MÖ 6750+/-500 yıllarında ilk tarımla uğraşanların genetik ve gentik olmayan odotolojik özelliklerini günümüz akdeniz ve diğer Avrupalı toplumlarıyla kıyaslayan Dahlberg, arada büyük benzerlikler olduğunu bildirmiştir.

Batı Akdeniz'deki toplumların (Türk-Yunan) diş boyutlarının uzun dönemdeki evrimini inceleyen araştırmacılar posterior oklüzal diş alanlarının 8500 yıllık bir dönemde her 1000 yılda bir; maxialladaki dişlerde %2'lik, mandibuladaki dişlerde %1'lik bir azalma gösterdiğini bulmuşlardır.

İnsanın biyolojik evriminden günümüze kadar gelindiğinde, dişlerin yapı ve fonksiyon açısından önemli bir değişme göstermediği fark edilir....

* Araştırma günümüz Erzurum halkıyla ve Çayönü Neolitik (-9000) toplumunu kıyaslayarak aralarındaki ilişkiyi ortaya koymakta. 1992 yılında bulunan insan iskeletleri üzerinde incelemeler Hacettepe Üniversitesi Antropoloji bölümünde incelenmiştir.

Sonuç:
Anadolu Erzurum (yakınçağımız) toplumuna ait 62 bireyin toplam 297 dişi antropolojik açıdan değerlendirildi. Bir taraftan dişlerin morfolojileri belirlenmeye çalışılırken, diğer taraftan biometrik analizlerle diş kuronlarının MD-VL boyutlarında, kıyasladığımız Çayönü (Neolitik) toplumu arasında yer ve zaman içerisinde ne ölçüde bir değişme olduğu araştırıldı....

İncelediğimiz toplumdaki kesici ve azı dişlerinin morfolojilerinin Çayönü toplumuyla benzerlik gösterdiğini saptadık....

Tayfun Bilgin, Tonguç Sülün, Metin Özbek, Mehmet Beyli
Yakınçağ Anadolu İnsanlarında Dişlerin Biyometrik ve Patolojik Açıdan Analizi



* EK

BASIN:

Türkler ve Amerika yerlileri arasındaki ortak yanlar Nev York'taki konferansta masaya yatırıldı
CELAL UÇAR

NEV YORK - 26 Ocak 2008, Cumartesi günü Birleşmiş Milletler Plaza'daki Turkish Center (Türkevi)'nde İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği New York şubesinin düzenlediği konferansa Kanada'dan Bizim Anadolu Gazetesi, Turkuaz TV ve CBC olarak davet edildik.

400 kişinin üzerinde bir katılım oldu. Yaklaşık 5 saat süren seminerde, Türk ve Kızılderili üniversite profesörleri ve öğretim üyeleri konuşmacı olarak katıldılar.

George Washington Üniversitesi Profesörü Dr. Türker Özdoğan'ın ve İÜ Mezunları USA Derneği Başkanı Ali Çınar'ın girişimleriyle gerçekleştirilen konferansa, İçişleri Kurumu, Kuzeydoğu Doğum Dairesi Müdürü Frank Keel, Oneida Obası Başkanı Brian Paterson, Michigan Devlet Üniversitesi'nden Dilbilimci Prof. Dr. Timur Kocaoğlu, Georgetown Üniversitesi'nden Araştırmacı ve Avrasya Arkeoloji ve Antropoloji Yöneticisi Prof. Marjorie Mandelstam Balzer, Arizona Devlet Üniversitesi'nden Sosyolog Carol Lujan konuşmacı olarak katıldılar.

RedHawk Native American Arts Council danslarıyla, İlhan Sami Özulu Orta Asya Türkleri Müzikleriyle, 14 yaşındaki Babası Türk, Annesi Kızılderili olan Grammy Ödüllü genç flüt sanatçısı Ozan Evren sihirli müziğiyle seyircileri hayran bıraktı.

Amerika'nın en büyük Kızılderili Gazetesi İndian Country gazetesinin yanında basın olarak, New York-TurkishhourTV, Forum gazetesi (NY), Bizim Anadolu Gazetesi (Kanada), TurkuazTV (Kanada), CBC (Kanada), CNN Türk, Anadolu Ajansı, TRT Int. ve daha birçok basın ve yayın kurumu konferansı sonuna dek izledi.

Amerikan Yerlileri ve Türkler arasında ortak bağların incelendiği konferansta, Kızılderililerin Türk olduğu iddiası ele alındı. Birçok noktalarda ortak özellikler bulundu. Konuşmacılar bu ortaklıkları tarihi, kültürel ve etnik bakımlarından incelediler.

Konuşmacılar tam anlamıyla ortak bir noktada buluşmasalar bile, bu iddiaların daha bilimsel temelde ciddi olarak ele alınması konusunda görüş birliğine vardılar. Zirvenin yöneticisi Sayın Prof. Dr. Türker Özdoğan açılış konuşmasında 'DNA testlerinin yapılmasıyla son yıllarda Türklerle Kızılderililer arasındaki bağlar net şekilde ortaya çıktı. Orta Asya'daki Türklerle Sibirya Türkleri ve Kızılderililerin DNA örnekleri çakışıyor.' dedi. İki halk arasında birçok bağın bulunduğuna dikkat çeken Özdoğan, ABD'nin Arizona kentinde yaşayan yerlilerin 'HAVASU' kentinin ne anlama geldiğini sorduğunda Türkçe'deki anlama gelmesinin dilde ortaklıklar olduğunu gösterdiğini belirtti.

Sayın Prof. Dr. Timur Kocaoğlu Türkçe ile Kızılderili dilleri arasında bağ bulunduğunu, bu bağın daha çok gramer açısından önemli olduğunu belirtti. Bunun ortak kelimelerden daha önemli olduğunu vurguladı. Kelime benzerliklerinden yola çıkarak ortak dil sonucuna varılamayacağını da vurguladı.

Kocaoğlu, sadece bir panelde Kızılderililerin Türk olduğu ortaya konulamamış olsa da, bu araştırmaların yapılması gereğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Balzer, Kızılderililer ve Türkler arasında simgelerde pek çok ortaklıklara dikkat çekti. Kurt, Kartal, Ay gibi totem ve simgesel aynılıktan söz etti. 'Türk ve Kızılderili kavim ve boyları tarafından dokunan kilimler, coğrafi uzaklığa karşın birbirlerinden ayırt edilemeyecek kadar benzeşiyorlar. Yapılan deneylerde insanlar, kendilerine gösterilen kilimleri birbirinden ayıramadılar' dedi. Kızılderililerin Türk kökenli olduklarını söylemenin, yapılan araştırmaların yetersizliği yüzünden yanlış olduğunu, benzeşmelerin gözden kaçırılmamasının ve konunun bir tek noktadan ele alınmadan daha çok araştırmalar yapılması gereğini, konuşmasında vurguladı.

ABD İçişleri Bakanlığı, Kuzey Doğu Yerlileri Bürosu Başkanı Sayın Franklin Keel, Kızılderililerin Türk Kavimleri olduğu iddiasını araştırmaları yeterli bulmadığı için desteklemediğini belirtti. Fakat çok sayıda benzerlikler olduğunu vurguladı.

Oneida (Ayı Klanı şefi) Başkanı Brian Paterson, benzerliklerin tüm klanların kardeş olduğunu gösterdiğini ve belki de Türklerin Amerika'dan göçen Kızılderililer olduğunu belirtti. Seyirciler, Yerli danslarıyla kapanan panelin bitmesini istemediler. Yerliler ve Türkler kucaklaşarak ve sevgi sözcükleriyle ayrıldılar. İÜ Derneği USA Başkanı Ali Çınar böyle anlamlı bir zirveye katılan herkese teşekkür ederek ve katılımcılara derneklerinin hazırladığı hatıra plaketlerini vererek paneli kapattı. Böylece ortak bilimsel araştırmalara doğru yeni bir adım atılıyordu. Bundan sonra tarihçi, araştırmacı ve bilim adamlarına çok işler düşüyordu.

Şubat 2008




26 Temmuz 2020 Pazar

Üç Gözlüler



Turova - Zeus - Üç Gözlüler - Okunev


Zeus sözü, Hesiod (MÖ 7.yy), İlyada (yazıya geçirilme MÖ 6.yy), Herodot (MÖ 5.yy) gibi geç bir tarihte Grek kaynaklarında karşımıza çıkıyor. Oysa Trakya'da tanrı için "ziu/zia" sözleri var ki Trakya'dan geldiği savulunan Sabazios (ki Saban Türkçedir ve hala Sabantoy olarak kutlanır) at üzerinde göklerde gezen "Göçebe Gök ve Arpa Tanrısı" olarak gösterilir... ki Grekler ata MÖ 7.yy'dan sonra biner. Bununla birlikte Miken yazıtları dedikleri Linear B yazıtlarında (link1- link2) tanrı için "di-wo, di-we" sözleri kullanılmış, yani Zeus'taki ya da Trakya'daki gibi -z- ile değil. Turova'ya hem doğudan hem de batıdan göç var, ki bunların arasında Traklar da gösterilir. Ancak Trakların atası olarak gösterilen "Tiras" Türkçedir ve 'Togarma'nın amcasıdır; Togarma'nın amcası olan Tiras'in da babası Gomer/Kimmer'in diğer bir oğlu Aşkenaz, yani Hazarların atası, 10.yy'da Hazarlara tıpkı Sabazios sözündeki Saba gibi Sabir/Sabar da denilmekteydi... 

Togarma'nın oğlu olan "Taurus (Türk)" sözünü Turova da görürüz. Hitit metinlerinde Turova ülkesi ya da kenti için "Tarausia" sözü kullanılır, tıpkı bugünün Kırım ve çevresine zamanında "Taurisi Scythia"sı dedikleri gibi. Ayrıca Hitit metinlerinde geçen Tegarama (Gürün/Sivas) kentinin adı da Togarma'dan gelir. Tiras aynı zamanda "Tursha-Teresh" olarak da Etrüsklerin atası sayılmaktadır. ... Kırım ve Balkanlar'daki Kimmer-İskit varlığını da hatırlarsak, Sabazios'un bir Frig değilde bir İskit tanrısı/iyesi (ya da kam) olması yüksektir. Bu sebeple Zeus sözünün "di-we, ya da di-wo"dan ziyade "Sabazios"tan türetildiğini düşünüyorum, ki görevleri hem "Zeus" hem de Anadolulu "Şarap/Bağ Tanrısı Dionysos"ta görülür.

Özetle, Greklerin tanrılar düzeni, MÖ 8.yy'dan sonra Hesiod, İlyada, Euripides ve Herodot gibi yazar ve şairler tarafından "sonradan" oluşturulmuş. Herodot'un İskit atası olarak Zeus'u vermesi onun İskitlerin ne olarak adlandırdığını bilmemesinden kaynaklanıyor ki bir başka yerde Papaios (Papa-Baba) olarak verir ki İskit-Türklerinin Atamız demiş olması Herodot tarafından "Tanrı-Zeus" olarak algılanmış olması da muhtemeldir. Çünkü Greklerin kültüründe Tanrılar ata olarak verilir. İskitler ise tanrıları değil, insanları ata olarak gösterir, bunlardan biri Herkül (Erkle) ve diğeri de Targitaos'tur (Targitay). Ancak Herodot'a göre  her ikisinin de babası Zeus'tur. Soy atama/bağlama bir yasayla MÖ 6.yy'da gerçekleşmiş. Her aileye ya da kavme birer ata bahşedilmiş ve Herodot gerçekleşen bu olaydan tam 100 yıl sonra yazmış. Ayıca kıta Yunanistan'ın yerli halkı her kaynakta "Hint-Avrupalı olmayan" Pelasg (Etrüsklerin de atası) ve Lelegler olarak geçer ki bunların soyundan gelenler de Turova ile birlikte Batı Anadolu'nun yerlilerindendir.

Dionysos'a gelirsek;
Frig-Lidya coğrafyasında asıl adı Bacchus'tur ve Bağ/Buğ = "Tanrı-Bağcı" olarak Türkçedir. Her ne kadar Hesiod Dionysos'tan bahsetse de Bacchus sözü ise Euripides'in Bakkha'lar eseriyle MÖ 5.yy'da kıta Yunanistan'a girer. Ancak "Dionysos" adı Zeus'tan doğurulduğu için, Linear B'deki gibi "di-we/di-wo"dan türetilmiştir. -nysos için ise Nysia (Sultanhisar-Aydın) da doğduğu için geldiği ve Dio adına eklendiği öne sürürlür. Bir başka açıklamaya göre de Linear B yazıtındaki "di-wo-nu-so" dan türetildiği, ama -nuso'nun kökeni bilinmediği, hatta belki de "nüsa=ağaç" (MÖ 6.yy) anlamına geldiği de tartışılır. Yine de "nüso" sözü Hint-Avrupa dillerinden değildir... ki Bacchus/Dionysos "Asma/Bağ" tanrısı olduğu için asma da "ağaç" gibi görüldüğü için "ağaç tanrısı" olarak kabul edilebilinir. Ayrıca Pelasgların yerlisi olduğu Boeotia'da Dionysos "Ağacın içinde yaşayan tanrı" olarak anılır ve kurbanlar verilirdi. Bacchus için Sabazios'taki ya da Saban'daki gibi "Bakkhoi-Saboi" denildiği de bilinir. Arkeolojik kazılar da asmanın anavatanının Kafkasya ve Anadolu olduğunu, MÖ 3500'lerden beri de bilindiğini gösterir. Ve Dionysos nasıl Kibele'den doğmuşsa, Sabazios da ondan doğurulmuştur. Ancak daha sonra Zeus, Sabazios ile Dionysos'un babası yapılır. Burada "yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan" sorusunu sorabiliriz. Bu tıpkı Afrodit'in öyküsüne benziyor; Afrodit Hesiod'ta Zeus'un halası iken, İlyada'da Zeus'un kızıdır. Çok net olan ise; Hint-Avrupa dillerinde kullanılan "wine (şarap)" ve  "vineyard (üzüm bağı)" sözlerinin "Bacchus" ile yakından uzaktan alakası olmadığı gibi,  "Saban" sözünü de anlamıyla Türkçe olarak açıklayabiliyoruz.


Turova Kralı Pirim'in ülkesindeki Zeus (tabi ki adı Zeus değildi, ancak ne olduğunu bilemeyiz) tapınağında bulunan ahşap heykelin de "üç gözü" vardı... Odysseus'un kör ettiği dev Kiklop da aslında tek gözlü değil, "üç gözlü" idi, çünkü adında anlamı "çok" olan "Poly" var ki bu da dev Kiklopların aslında "üç gözlü" olduğunu gösterir. Pelasglar duvar ustaları olarak da tanınmıştır, hatta Atina Akropolünün duvarlarını Pelasglar inşa etmiştir. Bu tip duvalara ya Pelasgic ya da Kiklop denilmiştir. Bu durumda Kikloplar da Pelasg soyludur, çünkü Pelasgların ördükleri duvarlara hem "Pelasgic" hem de "Kiklop Duvarları" derler.


Semra Bayraktar



Üç Gözlüler

* Kam (Şaman), Proto-Türk-Okunev MÖ 2500-1800 / Hakasya
* Sicilyalı Galatea ile Kiklop Polyphemus mozaiği / Cordoba-İspanya (Kordoba yer adı da Türkçe), Roma dönemi MS 2.yy.


Kam (Shaman)




Soru ve yorum:
Bağ-Buğ sözünün Tanrı anlamına geldiği ve eski dönemde kullanıldığı;
Buğday sözünün de tanrının yiyeceği olduğu için bağ-buğ sözünden türetildiği;
Aynı zamanda üzüm bağlarının da bu sözden türetildiği, çünkü Grek mitolojisindeki Anadolu kökenli tanrı Dionysos'un hem sabana öküz koşan (çiftçilik-buğday), hem de şarabın (üzüm bağları) tanrısı olmasından dolayı öz adı olan Bakkhos (Bacch-os)'u aldığı (Dİonysos adını Zeus'tan doğurulduktan (!) sonra alır, çünkü Dionysos zorla kıta Yunanistan'a girmiştir) ki Bağ sözü Türk Dünyasında üzüm bağlarıdır.
Rusçada tanrı sözüne karşılık Bog (Бог) sözünün de Türkçeden geçtiği;

Soru: Bağ-Buğ = Tanrı ; doğru mudur?
Yorum: Doğru ise Bacch-os sözü özüyle tanrı demektir ve Türkçe kökenlidir. Hem Buğday, hem de üzüm şarabı tanrıyı ifade eder... Bu sebeple Hıristiyanlıkta "İsa'nın kanı" diye şarap içmekteler...


* Bağdaş kurarak oturmak da buradan geliyor olabilir, tanrının mekanı, kut alan alp kağan...
* Türk Mitolojisinde Yaşıl Han > Bacchus'un Ağaç Tanrısı olması...
* Buğu > Hakan ve elitlerin yakılarak defnedilmesi, tanrıyla bütünleşmek (ozlaşmak)
* Bağrı yanmak, gönül bağı, bağırmak, bağışlamak, bayılmak (beğenmek)
* Bağdat - Bağdadı = Karnını doyurmak, Tanrı tarafından bağışlanmak
* Bagh > "god"

* Prof.Dr. Karjaubay Sarthocaoğlu (Kazakistan) Orhun yazıtlarından örnek vererek şunları söyler: - Bu örnekler eski Türklerin dinlerini Böge, Böke, Bögü ve dinlerini Bögü olarak adlandırdıklarını göstermektedir. [Mine bul mısaldar bayırğı türikterdiñ din basın böge, böke, bögü dep ataytının, dinin de Bögü dep aytatınına kwä bolamız.] Bögü (Täñirlik) / Bögü (Tanrılık)



Bu sebeple, "Buğ-Bağ > Bacc(-os)" sözleriyle ilgili olabilir; Bögü > Kam
* Bögü Kağan ... gibi
* Bruja (Bruha) > Büyücü=Kam > Jade (Yada) Taşı > Jada=Cadı
SB





25 Temmuz 2020 Cumartesi

Kaşka ve Muşki


* Hitit Devleti ve komşuları - MÖ 16.yy
Kaşkalar Doğu Karadeniz bölgesinde

* Hititler ve komşuları - MÖ 13.yy
Kaşkalar Batı Karadeniz ve Orta Anadolu'ya kadar uzanmış
Bu arada Marmara'nın güneyinde Masalara dikkat

* Hitit sonrası Anadolu - MÖ 12.yy - 8/7.yy
Kaşkalar Orta Karadeniz'de iken Masaların bölgesinde Muska Phrygia, yani Muşkiler
Frig mi? O sadece Grek kaynaklarında ve ancak 8.yy sonrasında görülür ki Asur kaynaklarında Frig yoktur. Ayrıca Frig dedikleri birçok sanat eseri İskit-Türklerinin sanat eserleriyle birebir benzerlik gösterir.
Ayrıca Taballar, H.Zübeyr Koşay'a göre Baskların atası ve Türklerle akraba.

[Dr.Phil. Hâmit Zubeyr Koşay, "Dil Mukayeselerine Göre Basklarla Türklerin Temasları, Göç Yolları ve Zamanı Hakkında",
Belleten Cilt XXI, Sayı 84, Türk Tarih Kurumu, 1.Baskı Ekim 1957 (2.Baskı 1995)
Dr.Ph. Hâmit Zübeyr Koşay, "Bask Dili ile Türkçe Arasındaki Münasebetlere Dair Yeni Deliller",
Belleten Cilt XXIII Sayı 92, Türk Tarih Kurumu, Ekim 1959]

* Kaşkalarla Muşkiler çözümlenmeden ne (sözde) Frig'ten bahsedilir, ne de (sözde) Hint-Avrupa dilinden.
Anadolu'nun yerlisi (Hint-Avrupalı olmayan) Hattileri de unutmayalım!

Semra Bayraktar






* Hittites and its neighbors - 16th century BC
Kaskians (Gasga/Kaška) in the Eastern Black Sea region

* Hittites and their neighbors - 13th century BC
Kaskians extended to the Western Black Sea and Central Anatolia,
meanwhile, attention to the Masa in the south of Marmara

* Anatolia after the Hittite collaps - 12th century BC - 8 / 7th century
Moschian-Phrygia. Actually only Moschians
Phrygian? Only in Greek sources, and also after the 8th century, Assyrian sources never used the word Phrygia.
And also the art of the Phrygians are one-to-one resemblance with the Scythian-Turks.
According to H.Zübeyr Koşay, Tabals are the ancestor of the Basques (Euskara) and relative with the Turks.

* We can not talk about the (supposedly) Phrygians nor the (supposedly) Indo-European language in Asia Minor, before solving Kaşkians and Moschians, which are both non-Indo-European tribes.
Let's not forget also the non-Indo-European Hattians, the indigenous of Asia Minor (Türkiye), before Hittites.

SB








22 Haziran 2020 Pazartesi

Yaşar Çoruhlu ile Türkler


İşte Gerçek

Benim gibi erken devir Türk Sanatı, Kültürü, Tarihi üzerine çalışanlara Batı hayranlarının okumadan dinlemeden anlamadan en çok söyledikleri şey:” Her yeri ve her şeyi Türk yapmaya çalışıyorsunuz” şeklindeki ifadeler oluyor.

Biz Türk yapmaya çalışmıyor aksine sanat ve medeniyet tarihinde doğruları ortaya çıkararak Türklerin hakkının yenmesini engellemeye çalışıyoruz.

Bu sözlerimle bilimsel çalışmayan, konuyu sulandıran ve belirsizleştiren ve yaptıklarıyla bilerek veya bilmeyerek yanlış tarafa hizmet eden bir taifenin varlığını da inkar etmiyorum elbette. Bunlar berikilerin eline kullanacak kozlar, bahaneler veriyorlar.

Ancak Avrupalıların (ve diğer Batılıların) neredeyse tüm dünyayı Hind-Avrupalı yapmasına, asla olamayacak yerlerin de batılılarca kültürel değil ama fiili olarak işgal edilmesine ses çıkarmayan hatta buna sevinenlerin, bazı bilim insanlarından, gerçek bu yönde olmadığı halde “her yeri ve herkesi Türk yapıyor” diye şikayet etmesi, faşistlik ve ırkçılıkla suçlaması, hatta alay etmesi en hafifinden biraz fazla komik kaçıyor.

Kendi benliğini Avrupa veya Batı’ya satanlar kaybettiklerinin farkına varmalı.

Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu
3 Haziran 2020 / FB sayfasından




Hakan Tunç (Ezber Bozan TV):
Batılılar Ön-Türk Teorisini Hint-Avrupa Teorisiyle red ediyorlar. Hint-Avrupalı Teorisini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?


Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu:
Onlar Türk Teorisini nasıl değerlendiriyorlarsa ben de Hint-Avrupalı Teorisini öyle değerlendiriyorum. Bunu belki şu şekilde ifade edebilirim. Hint-Avrupalılık adı üzerinde bir teori, yani ıspatlanmış bir şey değil. Sürekli tabi batılı araştırmacılar bu konuda çalışıyorlar. Genellikle arkeoloji ve dil argümanlarını kullanarak bunu ifade etmeye çalışıyorlar. 

En son, gerçi onlar kendi içerisinde de çatışma halinde ama, en son belirttikleri şey Hint-Avrupalı toplulukların ilk olarak, yani Arilerin ilk olarak İç Asya'da ortaya çıktıkları ve oradan İran, Hindistan ve Doğu Avrupa'ya yayıldıkları yolundadır, Anadolu'yu da bunun içerisine katarak söylüyorlar. Oysa biz onların bahsetmiş oldukları bölgelerde Hint-Avrupalı diye gördükleri toplulukların önemli bir kısmının aslında Türklerin ataları tarafından oluşturulduğunu görüyoruz.

Ve dolayısıyla bizim teorimizde tam onların ileri sürmüş oldukları bölgeleri esasında içeriyor. Çünkü biz, yine Batılıların "Hint-Avrupalı unsurlar" demiş olduğu belirgin şeylerin zaten yüzyıllar boyunca Türk olduğu bilinen sonraki topluluklarda da yaşadığını zaten görüyoruz. Kalıntılarıyla da görüyoruz, sözlü gelenekleriyle de görüyoruz, dolayısıyla bu kültürel unsurlar Türklere ait ise onların "Hint-Avrupalı" dedikleri kavimler Hint-Avrupalı değil Türklerin atalarıdır.

Örneğin; Andronova, Okunev, Karasuk, Tagar ve Taştık Kültürleri, ben bunların Proto-Türk, yani Ön-Türk kültürleri olduğunu düşünüyorum. Ama onlar bunların çoğunluğunu, hepsini değil çünkü bir kısmında Mongoloid karakterler var, ama önemli bir kısmını Hint-Avrupalı olarak kabul ediyorlar.

Fiziki antropoloji açısından bakıldığında Ön-Türklerin başlangıçta Beyaz Irk'tan olduklarını, "Avrupai Tip"e benzediklerini, ama buna "Avrupai Tip" demek de yanlış, fakat öyle demek zorunda kalıyoruz, çünkü başka bir adlandırma yok, yani özel bir terim yok. Başlangıç itibariyle Beyaz Irk olduklarını kabul ediyoruz. Ama yine oldukça erken dönemlerde buna Mongoloid Irk'ın da belirli oranlarda karıştığını görüyoruz. Bu yüzden daha doğuda daha çekik gözlüler, daha batıda daha batı tipinde Türkler ortaya çıkıyor.


SORU:
Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda ve Atatürk'ün ölümüne kadar okul kitaplarında ve müfredatta Ön-Türkler vardı. Sonrasında, Atatürk'ün ölümünün ardından, apar topar Ön-Türklerle ilgili her türlü bilgi ve belge bizim ders kitaplarımızdan, müfredatımızdan çıkartıldı. Neden çıkartıldı? Niçin çıkartıldı? Ön-Türkleri bilmemizi kim istemiyor?


Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu:
Ön-Türkleri bilmemizi esasında Avrupalılar veya Batılılar diyeyim, çünkü Amerikalılar da Kanadalılar da buna dahil, hiç farketmiyor, istemiyor, temelde onlar ama yanlızca onlar değil, Türk olup da Batı eğitimiyle yetişmiş ve o kültürü benimsemiş olan insanlar da. Ayrıca bir takım ideolojik yapıda düşünen, ama Türkçü ideolojilerin dışında düşünen insanlar da bunu istemiyor. Yani bugünkü gibi, o dönemde de bir tarafta Rusya var, bir tarafta kapitalist dünya var, bunların her ikisi de bunu temelde istemiyorlar. 

Bunu istememelerinin sebebi şu; Ön-Türklük kavramı aynı zamanda topluma bir bilinç veriyor. Ve aynı zamanda Türklerin eskiden bulundukları yerlerin onların yurdu olduğunu dahil eden bir şey. Oysa Batılıların temelde amacı, tabi bütün Batılı toplumları kastetmiyorum, yönetimlerinin amacı diyelim belki daha doğru olur, temelde amacı Türkleri mümkünse, çok sert olacak belki, yok etmek, yok edemiyorsan asimile etmek, onu da yapamadın o zaman ikinci sınıf topluluk halinde sömürge toplulukları halinde kullanmak. O bölgenin bütün zenginliklerini kendileri için istemek. Tabi bunu sadece Türkler için yapmıyorlar, kendilerinden olmayan her ulus için de gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Hatta Oryantilizm dediğimiz bilim akımı bile bu amaçla doğdu, sonra tabi bazı olumlu neticeleri de, bilimsel neticelerde, oldu. Amacı bu sömürge yapılacak insanlar hakkında bilgi edinmekti. Net olarak söylemek istersek Türklerin dışında kimse bu Ön-Türk konusunun anlaşılmasını, öğrenilmesini, bilimsel olarak ispatlanmasını ve bu bilinçle Türk toplumunu bilinçlenmesini istemiyor. Buna içimizde bulunan "Batıcılar" da dahil.


SORU:
Ön-Türkler dünyada nerelere gittiler?


Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu:
Ön-Türklerin dünyada gitmedikleri yer var mı bilmiyorum. Ama bu da biraz havada söylem olacak, çünkü söylenen şeylerin hiçbirisi bilimsel olarak incelenmiş ve ortaya konmuş değildir. Sadece söyleniyor, sözlü kültürün etkisi herhalde. Şimdi Türkiye'de bu şeyleri söyleyenler bir araştırma ensititüsü mü kurmuştur? Yok. Bir üniversite mi kurmuştur, bir bölüm mü oluşturmuştur veya ne bileyim herhangi bir araştırma kurumu mu oluşturmuştur? Hayır yok, bunların hiçbirisi yok. Bunlar olmadan farazi olarak, biraz da milli duygularla diyeyim, şöyledir böyledir diye söyleniyor, anlatılıyor. Ama hiçbir şey şöyledir, böyledir demekle olmuyor. Dolayısıyla önce bu bilimsel kurumların, devlet başta olmak üzere, çeşitli özel müesseselerin de kurması lazım, araştırmalar yapılması lazım, ondan sonra işte "Türkler şuradan geldi, şuralara gitti" diyebiliriz.

Bugün mesela Macaristan'a gittiğinizde kütüphanelerinde göçler bölümü vardır; Asya'dan bu bölgeye nasıl geldiler, detaylı olarak bilimsel olarak araştırılıyor. Ama Türkiye'de her şey sadece söyleniyor. Yani dilin kemiği yok, her şeyi söyleyebilirsiniz.


SORU:
Ama bir emek yok mu?


Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu:
Yani bilimsel olarak bunu ortaya koyması ve ispat etmesi lazım ki biz sadece kendi kendimize konuşmamalıyız, dünyaya da anlatmalıyız. Anlatabilmek için de bilimsel yolla gitmemiz lazım. Başka türlü bunu başkalarına kabul ettiremezsiniz. O zaman da derki, yani siz...


SORU:
Peki Hocam, bildiğimiz kadarıyla nerelere gittik?


Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu:
Bildiğimiz kadarıyla, bu yine kaynaklanma noktası önemli, ama bütün Avrasya'ya yayıldıkları kesin bir kere. Ve Avrasya'daki bütün topluluklarla da karışmış oldukları da kesin. Yani Çinlilerin önemli bir kısmı Türk ve Moğol kökenlidir zaten. Avrupa ulusları için de geçerli, özellikle Kuzey Avrupa, Doğu Avrupa... Finlandiya, Norveç, İsveç, Romanya, Bulgaristan, Macaristan hatta belirli oranda İngiltere bile, Almanlar... bunlar kökende Asyatik Türk topluluklarıyla ya akraba ya da kökende bir topluluklar.


SORU:
Hocam Türkler Anadolu'ya 1071 de girdi bilgisi ne kadar doğru?


Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu:
Şimdi oradaki Türkler sözünün doğru olabilmesi için Oğuzlar yapmak lazım. Yani Anadolu'ya 1071'lerde giren Oğuz Türkleriydi. Ve fakat o da çok doğru değil, yani Malazgirt'le girmediler Anadolu'ya Oğuz Türkleri de, Ani'nin fethiyle girdiler. İlk olarak Ani fethedildi, ondan sonra... ama şöyle de denilebilir, Türklerin orada kalacakları Malazgirt ile iyice tescillendi. Şimdi Türklerin şöyle bir özellikleri var, Türkler aslında iddia edildiği gibi bir "göçebe" bir millet değil. Farklı bir medeniyet tarzları var. Türkler gittikleri yerlere yerleşmek amacıyla gidiyorlar. Yani oradan alacağını aldıktan sonra başka bir yere gitmiyor. O yüzden Anadolu'ya da yerleşmek için geliyorlar ve belirli dönemlerde bunu yapmışlar.

Oğuz Türklerinden önce de net olarak takip edebildiğimiz, mesela Avrupa'ya giden, Hun devletinin yıkılışından sonra, Avrupa'ya giden Hunların bir kısmı Kafkasya ve civarında kalıyorlar. Bir müddet dediğime bakmayın yine epey bir süre, 100 sene gibi, kalıyorlar. Ve o esnada Doğu Anadolu'da, kuzeyinden Hatay-Antakya civarına kadar bir süre Hun baskısında kalıyor.

Onları bırakın daha erken dönemde, yani milattan önceki dönemde ise İskitler var. Tabi bu arada İskitlerin Türklüğü meselesini de tartışmak lazım.

İskitler, Avrupalılara göre, zoraki bir şekilde Hint-Avrupalı yapmaya çalışıyorlar. Ama olmuyor, çünkü Türk oldukları yönündeki bulgular, belgeler daha fazla. Ötekinin zorlama olduğu onun yanına konulunca hemen anlaşılıyor zaten. İskitlerin özellikle kurucu kabileleri Türk kökenli veya Türklerle çok yakından akraba. Ama ondan sonra İç Asya'nın batısından gelip Kuzey Karadeniz'e yayıldıklarında onların içine Türk olmayan başka unsurlar da karışıyor ve Kuzey Karadeniz'deki İskit topluluklarını oluşturuyorlar.

Bunların erken dönemlerden beri Anadolu'ya akınları var zaten. Arkeolojik buluntularla görüyoruz. Yani 1071 Oğuz Türklerinin Anadolu'ya girişleridir. Ondan çok çok önce, MÖ 9.yy'larda ki onlardan önce Kimmerler var ki onlar da büyük bir ihtimalle Türk topluluğu. Ve belki araştırılırsa Urartuların, Hititlerin bir bölümünün, Medlerin, Partların, Etrüskler... Sümerler ya Türklerle birlikte yaşadılar ya da kökende büyük bir oranda Türklerle akraba. Sümerlerle Türklerin birlikte yaşadıkları, aslında kesine yakın bir bilgi, bunu daha önce Osman Nedim Tuna ...


Prof.Dr. Umay Türkeş Günay - "Türklerin Tarihi" kitabından
SB




SORU:
Hocam ona geleceğim. Dünya üzerinde Türk adıyla billinen devletler Göktürkler değil, MÖ 4000 ile 2000 yılları arasında Mezopotamya'da kurulan Turuku Krallığı ve Anadolu'da kurulan Turki Krallığı varmış. Bu bilgi doğru mudur?


Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu:
Yani bunun bilimsel yöntemler ortaya konulmuş değildir. Daha çok hipotez olarak ifade ediliyor. O yüzden üzerinde çalışılması lazım. Çünkü bilimsel konular ele alınırken önce bir hipotez ileri sürülür, sonra bu hipotez üzerine çalışılarak bu bir teoriye dönüştürülür. Onun da üzerinde çalışmalar devam eder ve nihai kararlar verilir. Dolayısıyla bu konudaki iddialar başlangıç aşamasındadır, bu yüzden doğrudur ya da yanlıştır demek doğru değil. Ama demin söylediğim gibi Sümerlerin Türklerle yanyana yaşadıkları düşüncesinin doğru olduğuna inanıyorum, bu belki de Turuk Krallığındaki topluluklar da olabilir. Evet Turuk diye bir kavim ismi geçiyor. Ama söylenenler bunu tam olarak ispat etmeye yeterli değil. Dediğim gibi araştırılmaya devam edilmeli, hem de birçok yönden, sadece dil açısından değil, arkeolojik açısından da, başka bilim dallarıyla da bulguların desteklenmesi ve ortaya koyup dünyaya ilan edilmesi gerekir.


"Turukilerin Ülkesi" - Rimmon-Nirari I Yazıtı - MÖ 13.yy
ve diğer Türk toplulukları: Gut/Kut - Subar - Lulubi - Kaslar (Kassit)
SB




SORU:
Ön-Türk araştırmacısı Kazım Mirşan'ın birçok iddiaları var, Ön-Türklerle ilgili. Örneğin Ön-Türklerin 18bin yıldır var olduğu, yazıyı Türklerin bulduğu, 14bin yıldır Türklerin Anadolu'da var olduğu, Gök/Köktürk adıyla bir Türk devleti olmadığı, 12 Hayvanlı Takviminin Çin takviminden önce Türklerin kullandığı, Latin alfabesinin Ön-Türkçe olduğu, Çinlilere mal edilen kağıt, matbaa ve pusulayı Türklerin bulduğu yönünde iddialar var. Kazım Mirşan'ın bu iddiaları hakkında siz neler söyleyecek, nasıl yorumlayacaksınız?


Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu:
Orada pek çok şey iddia etmiş zaten, her birine cevap vermeye kalkarsak uzun bir program olur. 18bin yıl demek aslında Taş Devrine kadar iniyor demek. Bu genel mantık itibariyle doğru kabul edilebilir. Çünkü hiçbir topluluk gökten inmediğine göre, onların ataları veya onları oluşturan küçük gruplar muhakkak çok erken dönemdeki insan toplulukları içerisinden doğup ortaya çıktılar.

Bu bakımdan örneğin İç Asya söz konusu olduğunda, biliyorsun bir meşhur Pekin Adamı var. Adına her ne kadar Pekin deniyorsa da oradaki kalıntılar Çinli falan değil, daha çok Mongoloid taraflı kalıntılar. Altay bölgelerinde Türklerin atası olduğu iddia edilen insan tipleri var, bunlar tabi taş devrinin insanları. Ama bu da genel olarak söylenebilecek bir şey. Onun iddia ettiği gibi söylenebilecek bir şey değil. Daha çok araştırmaların olması gerekiyor. tabi kendisi daha çok dil açısından bunun üzerinde duruyor. Ben dilci değilim. Dil açısından onun okumalarının doğru olup olmadığını denetleyemem. Ama gördüğüm kadarıyla bunu Türkiye'deki diğer Türkologlar da denetleyemiyor. Yani kendine özgü bir takım yöntemlerle gidiyor olmalı, oysa bilim dediğiniz şey nedir? Bilim başka araştırmacılar tarafından da denetlenebilen şeydir. Dolayısıyla biz onu denetleyemiyorsak eğer bu çok bilimsel durmuyor bana göre. Bütün iddiaları için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Yani evet, Anadolu'ya çok erken çağlarda Türklerin, hepsi değil de bazı kollarının geldiğini, veya eskiden beri orada oldukları söylenebilir. Ama bunu söylemek başka şeydir ve her açıdan ispatlamak ve gösterebilmek başka şeydir. Bence Kazım Mirşan'ın söylediği birçok şey iddia ve hipotezden ibaret.


SORU:
Sumerler ile Ön-Türklerin nasıl bir bağlantısı var?


Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu:
Yani ben konunun uzmanı değilim, ama fikrimi söylemek gerekirse, genelde Sumerlerin zaten Asya'nın bir yerlerinden geldiği düşüncesi var. İç-Asya'dan geldikleri, yani muhtemelen Türklerin atalarının oturduğu bölgelerden geldikleri düşüncesi var. Ve ayrıca MÖ 2binler'de onlarla beraber bazı Türk toplulukların da Anadolu ve Mezopotamya'ya geldikleri düşüncesi de doğru olmalı. Fakat bunun ayrıntılarını bilmiyoruz. Bir takım tabletlerde Sumerlilerle ilgili bir şeyler var, ama o konuda genelleşmiş değil. Yalnız dil açısından Osman Nedim Tuna biraz durmuş ve onun modern dil inceleme yöntemlerine göre yapmış olduğu çalışmalar sonucunda net olarak bir kısım Türklerin Sumerlilerle birlikte olduğu anlaşılıyor. Yani Türkçenin MÖ 2binlerin Anadolu'sunda konuşulduğu ifade ediliyor.


SORU:
Göbeklitepe'yle Ön-Türklerin bir ilgisi var mı?


Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu:
Göbeklitepe çok entresan ve gerçekten de önemli bir merkez. Ama ben bunu daha çok kendi alanım açısından değerlendiriyorum. Sanat-Tarihi ve Arkeoloji daha içiçe olduğundan dolayı.. İnançlar ve sembolizm açısından da değerlendirilebilir tabi..

Bence Göbeklitepe'yi yaratan halk Türklerle benzer bir kültürden gelen halktır. Daha doğrusu Türklerin atalarıyla.. Çünkü o kadar erken dönemde Ön-Türklerin kimler olduğu, nerede bulundukları henüz tam olarak ifade edilmiş değil. Ama kültürel açıdan Türklerle çok büyük benzerlikleri olduğunu düşünüyorum.

Bir kere Eski Türklerdeki, daha sonra Orta Çağlarda bile, işte Göktürklerde olduğu gibi, bir Atalar Kültü var, artı Gökle ilişkili kültler ve Yerle ilgili kültler var. Yani tabiat kültleri var. Bunlar aynen Göbeklitepe'de de geçerli. Aynı zamanda Göbeklitepe'deki tapınak sistemi de çeşitli dönemlerdeki Türk tapınaklarına uygun. Tabi burada Türkiye'de bilinmediği için denilecekki "Eski Türklerde tapınak mı vardı ki" falan diye bir şey söyleyecekler ancak bu doğru değil. Eski Türklerde hakikaten tapınak var. Hatta Hun ve Göktürkler döneminin Çin kayıtlarında Atalar Tapınağı'ndan söz ediyor, Gök Tapınağı'ndan söz ediyor.

Arkeolojik bir takım kalıntılara baktığımız vakit, mesela Kazakistan'ın Neolitik devrinden beri bir takım kalıntılara bakalım, veya o civardaki Kırgızistan veya yakın civardaki Türk ülkelerinin, Moğolistan falan, hatta İskitlere bakalım daha sonra, onlar da etrafı duvarlarla çevrili ve dikilitaşların bulunmuş olduğu açık hava tapınakları var. Ve Göbeklitepe'deki bu mevcut olan, kazılarla kısmen açığa çıkarılmış olan tapınaklar da bu tipte tapınaklar. Yani nesnel olarak da benzerlik görülüyor. İç Asya'da bu sistem yüzyıllarca devam etmiş. Göbeklitepe çok erken dönem tabi, Neolitik devir, MÖ 12bin diyorlar, dolasıyla Göbeklitepe'yi bir başlangıç olarak alabiliriz.

Onun yakınında Nevali Çori diye bir arkeolojik merkez var. Bu arkeoloijk merkezdeki bir takım tapınaklar da ona benziyor. Biraz işte Anadolu'daki Çatalhöyük ve Hacılar gibi merkezlerle de karşılaştırılıyor. Ama birebir ben bu bağlantılı olan yerlerin Göbeklitepe'nin bulunduğu yerden Anadolu'ya ve İç-Asya'ya doğru gittiğini düşünüyorum. Bunu düşünmemin sebebi de oradaki tapınak sisteminin veya uygulama şekline benzer çeşitli uygulamaların İç-Asya'da erken dönemlerde Orta Çağlara kadar, Neolitikten Orta Çağlara kadar Türk toplulukları arasında uygulana geldiğini görüyorum. Dolayısıyla kökende temel bir kültür, Türklerin atalarıyla ortak olan bir kültür olduğunu, ama bu kültürü Göbeklitepe insanlarının Anadolu'ya taşıdıklarını düşünüyorum. 


SORU:
Hocam sizin gibi düşünen biri daha var. Kaya resim uzmanı Rus Elena Okladnikova** da Türklere ait Kalbak-Taş kaya motifleriyle Göbeklitepe motiflerinin birbirine çok benzediğinden yola çıkarak iki kültüre arasında mutlaka bir kültür olabileceğinden bahsediyor.


Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu:
Evet, o daha dar kapsamlı bir yerden söz etmiş ama aslında genel olarak İç-Asya'daki bu yapıları inceleyip karşılaştırsaydı, onun birçok İç-Asya bölgesine yayılmış Türk topluluklarının kültürleriyle örtüştüğünü kendisi de büyük bir ihtimalle görecekti. Zaten inançlar açısından ve o inançların sembolizmi açısından da bağ var. Şimdi Şamanizm diye adlandırılan inançların erken arkaik şekillerinin orada da olduğu aslında görülüyor ve anlaşılıyor. Bunu bu şekilde ifade etmek gerekiyor. Tabi erken dönemlerde Türklerdeki o inançları Şamanizm olarak değil de Gök-Yer-Su ve Atalar dini inançları diye ifade etmek lazım.


SORU:
Hocam artık sona geldik, Türklere özgü motifler, kaya resimleri, tamgalar, kurganlar Anadolu'nun dört bir yanında, hatta yalnızca Anadolu'da değil, Avrasya'da... Peki Ön-Türk Uygarlığı neden araştırılmıyor?


Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu:
Şimdi bu konuyla ilgili olarak önce bir uyarı yapmak lazım. Kaya resmi gördüğümüz vakit, her kaya resmini Türk zannetmek veya düşünmek yanlıştır. Dolayısıyla neredeyse taş devrinden beri Avrasya'nın bütün bölgelerinde kaya resimleri vardır. Bunlar Neolitik ve özellikle de Tunç Çağı'ndan sonra çoğalırlar. Ama bu kaya resimleri Türk bölgelerinde çok daha yaygın olarak görülüyor. Ve benim gördüğüm kadarıyla Anadolu'da da var. Ama şuanki bakış açımızla baktığımız vakit Anadolu'dakiler ile Türk bölgelerindeki, Türklerin yaşadığı bölgeler arasında, epey benzerlikler var. Hem teknik uygulama açısından, hem de içerdikleri anlamlar açısından. Tamgalar, işaretler, semboller, mitolojik konular, günlük yaşamla ilgili sahneler kaya resimleri üzerinde pek çok şey mevcut. Ama bu şunu göstermiyor, kaya resimlerinin bulunduğu her yer Türk'tür diye bir anlama gelmiyor.

Şimdi Anadolu için, buradaki resimleri Türk olarak nitelemek de başlangıç için yanlış, neden yanlış? Çünkü Anadolu kaya resimleri üzerinde pek fazla araştırma yapılmamıştır. Yeni yeni bunlar gündeme geliyor. Bir iki bölgede tespit edildi. Ama onlar dahi detaylı olarak, Asya ile karşılaştırmalı olarak incelenmedi. Fakat ben iyi-kötü kendi alanım gereği Orta Asya ve İç Asya'yı bildiğimden dolayı oradaki uygulama şekilleriyle Anadolu'dakileri karşılaştırdığım vakit, büyük benzerlikler görüyorum. Demek ki belli dönemlerde Anadolu'daki topluluklarla Asya'daki Türk toplulukları arasında ilişkiler mevcut. Ama yinede dediğim gibi bunun net olarak ortaya çıkarılması için üzerinde çok çalışması lazım. Anadolu'da binlerce kaya resmi var, ama bunların sadece iki üç bölgesi ortaya çıkarılmıştır. Onlar da yeterince çalışılmış değildir. Yani hepsini ortaya çıkarmadan böyle iddialı şeyler söylemek hatalıdır.

Şu da kesindir, o bölgeden Anadolu'ya gelen, erken devirde de gelen Türk toplulukların yaptıkları kaya resimleri belirlenebilir ve bunlarla  karşılaştırma yapılabilinir. Bir parça Güdül'de bunu yaptık. Servet Somuncuoğlu'nun yapmış olduğu programları için Güdül'e gitmiştik. Örneğin orada elinde davul olduğunu varsaydığımız bir şaman tasviri gibi bir şey var. Asya'daki Türk toplulukların yaptığı resimlerde de aynı şekilde bol bol görüyoruz, elinde bir davulla bir kişi, çok görülüyor kaya resimlerinde İç Asya'da.

Bunun gibi mesela, Türklerce kutsal sayılan hayvanların tasvirleri var. Örneğin Geyik, Dağ Keçisi, Anadolu'da bol bol var, Asya'da da bol bol var. Kurt tasviri de var tabi.. Fakat, işte bunu yine de çeşitli yönleriyle araştırıp ortaya koymak lazım. Örneğin, atıyorum, Dağ Keçisi Türklerde çok yaygın, ama Türk olmayan topluluklarda da var. Geyik, at aynı şekilde... Biz bunları diğerlerinde farklı farklı anlamlar yükleyebiliriz, biz kendimiz söyleyebiliriz ama, oradaki tasvirin onun ifade ettiğini baştan kabul edip bu Türk'tür diyemeyiz, benzer anlamları başka topluluklarda onlara yüklemiş olabilir.


Hakan Tunç : 
Çok teşekkür ederiz hocam.



Ön Türkler- Eski Uygarlık'ların Temelini Attılar
Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu
27 May 2020 / Ezber Bozan TV/LİNK





Tarihçi mi ? Sanat Tarihçisi’mi?

Sevgili dostlar en son yayınlanan “Ön Türkler” konulu röpörtajımda Youtube’daki kanal sahibi ve aynı zamanda da bir gazeteci olan arkadaşımız beni “Tarihçi” olarak takdim etmiş. Bu durumla daha önce de karşılaştığım için işbu satırları yanlışı düzeltmek amaçlı olarak yazıyorum.

Bendeniz İstanbul Üniversitesi, Sanat Tarihi Bölümü’nde lisansımı tamamladım. Yüksek Lisans’ımı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi, Türk ve İslam Sanatları Yüksek Lisans programında bitirdim. Doktoramı da aynı üniversite ve bölümün Doktora programında tamamladım. Doçentliğim ve Profesörlüğüm de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’ndedir.

Uzmanlık alanlarım Türk Sanat Tarihi’nin bir alanı olan Orta ve İç Asya Türk Sanatlarıdır. Ayrıca Türk Sanatı eserleri ile bağlantılı olarak Türk Mitolojisi ve Türk Sanatında Sembolizm konularında da çalışırım. Dolayısıyla ben bir “Sanat Tarihçisi”yim “Tarihçi” değilim. Tarih lisansı yapmadım, Tarih Yüksek Lisansı veya Doktorası da yapmadım. Doçentliğim ve Profesörlüğüm de Tarih alanında değil. Bu yüzden beni olmadığım bir bilim ve meslek alanıyla nitelendirmeyiniz.

Sanat Tarihi, Tarih’in bir alanı veya ondan kopmuş bir bilim dalı değildir. Sanat Tarihi, insanların insanın var olduğu çağdan günümüze kadar geliştirdiği sanat olgusunun maddi-nesnel alandaki yansımalarını inceleyen ve kendine özgü bir anlayışı ve yöntemleri olan bir bilim alanıdır. İnsanlara sahip olmadıkları sıfatları vermeyiniz ama ayrıca sahip oldukları sıfat ve nitelikleri de doğru bir şekilde ifade ediniz.

Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu


***


SB NOT: 
* Göktürk Devleti'nin asıl adı Türk Kağanlığı'dır. (Prof.Dr.Ahmet Taşağıl)

** Elena Okladnikova, Paleoglobalization: The Symbolism of Prosperity and Decline in Rock Art of Ancient Eurasia (Prof., Herzen University, Sankt-Petersburg, Russia), International Journal of Humanities and Cultural Studies, Vol 3, Issue 1, June 2016, p. 1012-1019 / PDF

Contemporary globalization is not the only one episode of the historical process in which peoples of the world shared technologies, artifacts and symbols. There are two points of view on the sense of globalization. The first point of view suggests that globalization emerged only in the late nineteenth century and was the result of the industrial revolution (Ed. Giddens). Another view suggests that globalization first appeared in the era of Middle Assyrian Kingdom (12 thousand years ago) and has spread not only to all countries of the Near East but also far to the East of Eurasia (M. Waters, G. Therbom, D. Wilkinson). Metaphors of  such oppositions as Prosperity/Decline, Good leader/Bad leader in the form of symbolic images of animals spread from West to East Eurasia along with artifacts, technologies and waves of population migration. We found out two semantically opposite groups of zoomorphic symbolic subjects in the ancient art of Eurasia:1) the bulls with decorated bodies and 2) cat like predators. Bulls with decorated bodies were symbols of prosperity and welfare. Their images are preserved in the ancient art of the Near East and rock art of High Altai Mountains. Cat like predators were symbols of Evil, Violence and Destruction. These symbols of evil, aggression and violence were found on the columns of the Göbekli-Tepe temple (Turkey). Similar rock art zoomorphic symbols of the so-called Lords of the Universe we found among the petroglyphs of Khakassia and High Altai Mountain. We suppose that our archaeological finds and idea about cross-cultural symbolic of the peoples of Ancient Eurasia support the theory paleoglobalizaton. Data from our comparative semiotic analysis of two groups of zoomorphic monumental (Göbekli-Tepe) and rock art (High Altai Mountains)  images of the ancient art reveal new  aspects of cross-cultural contacts in the times of Ancient Europe paleoglibalization.

Conclusion 
Rock art paintings of Mount Kalbak-Tash are texts indicating Paleoglobalization processes as the evidences of a socio-cultural shift in all areas of Ancient Eurasia. Interpretation of these paintings allows to identify the following elements of the model of Paleoglobalization:
1) Bridges trade contacts linking the Middle East and South Siberia during the Bronze age.
2) The existence of a single socio-cultural consciousness, visual basic symbols of which are zoomorphic images of "Wellbeing/Prosperity" ─ bull "Aggression/Decline/Evil" ─ fantastic feline predator.
3) The complexity of the iconography of the image feline predator as a symbol of "Aggression/Evil" and the secular power, which resulted in the syncretism of the visual and the fantastic appearance.
4) The complexity of the iconography in the rock art of Altai and Mongolia the rock art image of the bulls, exposing his beneficent solar-astral entity.
5) Global institutionalization of the life-world (within the zone of distribution of nomad culture of Ancient Eurasian) of the Bronze age.
6) The existence of processes of social stratification and social hierarchy as a result of turning everyday life into an experience of “global shift”.