16 Temmuz 2026 Perşembe

Hangi Frig Kurganları

 


Gordion Kurgan E bir ATLI KURGAN

Kurgan D de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan KY de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan B ise (şimdilik) BALBALLI/TAŞBABALI bir kurgan

"Frig" kurganları "Frig" değildir.

Çünkü;

* "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını Anadolu'nun, Avrupa'nın veya Asya'nın hangi bölgesinde, tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit (=Türk -SB) ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu'ya giriş şekli belirsizdir."

(Matchteld J.Mellink, 1981)


Sonra da bunları "Frig" diye tanımlayın! Olmuyor sayın "akademisyenler", olmuyor! ...

Gordion Kurgan E, MÖ 530
Ak Alaha Kurganı (Ukok Platosu/Altay), MÖ 5.yy

Üzerinde palmetler olunca "Ahameniş" mi oluyormuş?

Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan  yaptıkları?

Bırakın yerli konumundaki Sakaları/Kimmerleri, peki Pers ordusu hangi halklardan oluşuyordu? Bunu hiç dikkate aldınız mı?

Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar!

Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor!

Pes doğrusu!


Pers ordusu için link 1 - link 2 - link 3




Bet/Bediz ile ilgili yazım kaynaklarıyla "Turova Ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.



Hangi Frig? Hangi Ahameniş?

Bana bir masal anlat, içinde dürüstlük olsun...

Atlı Kurganlar varken, "Frig" yazıtlarındaki "Beudos/Bevdos" kelimesi Türkçe kökenliyken; BET/BEDİZ.

***

Şimdiye kadar yapılan açıklamalara göre; ATLI Kurganlar *KY (2 AT), *D (2 AT), *E (8-9 AT, başka hayvanların kemikleri de var ki özellikle kurban edilmişler denilmekte). Balballı/Taşbabalı kurgan ise *B. MM kurganı dedikleri de aslında "Baba Gordios"a ait oğlu Mita(Midas)'a değil ki "Gordios" Türkçedir ve "Goroğlu (Köroğlu)" kelimesinin eski ve farklı dillerdeki söylenişidir.

Kurgan *E'den çıkan koşum aksesuarları arasında bulunan bir gem palmetlerle süslenmiş ve her iki tarafında koç başları bulunmakta. Bilimsel bir sempozyumda bunların "Ahameniş" dönemi "Perslere" ait olduğu anlatıldı. Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan yaptıkları? Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar! Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor! Pes doğrusu!

İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'da çalışan ve "Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA)" üyeleri Amerikalı "philhellenist" arkeologlar OSS ajanı olarak görev almıştı. Bu dönemde Türkiye'nin bazı bölgelerini de "istasyon" olarak kullandılar. Savaş bitiminde bu arkeologların büyük bir kısmı bu "asıl görevlerine" devam etti. Öyle ki "istasyonlar" ve "gezip-gördükleri" yerlerdeki antik dönem kalıntılarını inceleyip kazmak istediler ki bazıları zaten İkinci Dünya Savaşı öncesinde kazılar yapmıştı; Carl Blegen (Yale Üni.), John Caskey (Yale), John Daniel Franklin (Pennsylvania) ve Jerome Sperling (Yale) "TUROVA" kazılarındaydı. 

Casus-arkeologlardan Rodney Stuart Young (Pennsylvania Üni) ile birlikte çalışmak isteyen ve "istasyon" olarak kullandığı "gizli liman" bölgelerinde kazı izni isteyen Franklin (ki SARDES ile TARSUS'ta da kazı yapmıştı) GORDİON'da karar kılmıştı. Ancak ömrü burada çalışmaya yetmedi ve "şüpheli" bir şekilde 1948'de öldü. Fullbright sistemini Türkiye'ye getirmek isteyenler arasındaydı ki Carl Blegen de Yunanistan'a getirmişti. Franklin'in ölümüyle GORDİON kazı başkanlığı casus-arkeolog Rodney S.Young'a kaldı ve 1974'e kadar kazıları o yürüttü. Young ayrıca Ankara'da kurulan "Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARİT)"nün de kurucularındandı.

ARİT'in amacı şu şekilde tanımlanır: 

- "... Amerikan araştırma kurumlarının kurulmasının tesadüf olamayacağı açıktır. Türkiye'deki Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARIT), İstanbul SI [Gizli İstihbarat] şefinin 1944'te Türkiye'de kalıcı bir istihbarat görevlisi için önerdiği derin örtüye çarpıcı bir şekilde benzemektedir.  OSS, örtüsü Amerika'da kurulacak ve gizli olarak sürdürülecek gelecekteki Gizli İstihbarat (SI) ajanlarını arıyordu. “Ofisle kesinlikle hiçbir teması olmayan ve yalnızca aracı kişilerle son derece gizli ve kısıtlı bir şekilde iletişim kuracak” olan ajanlar için, “Türkiye'de araştırma yapan izinli öğrenciler ve profesörler” önerildi... “Türkiye'de bir Amerikan Arkeoloji Enstitüsü veya Doğu Enstitüsü kurulması, bu alanda çalışma olanakları açacaktır. Bu konuda yapılacak ön araştırmalar bile, insanların Türkiye'ye giriş çıkışını sağlamak ve kuruluşa hizmet etmek için kullanılabilir.”

Türkleri ve Türkçeyi sevmeyen, bizden nefret eden casus-arkeolog Dorothy Cox (Pennsylvania Üni) da Rodney Young ile birlikte Gordion'da çalışmıştı. Amirleri kendisi için "Türkiye'deki en iyi adamımız, o mükemmel bir casustu" diyorlardı...

Sonra da bu "philhellenist-casus-arkeologların" yetiştirdikleri "hocalar" kalkıp bunlara Balkanlardan gelen "Frig"lere mâl ediyor!... ATLI KURGAN yapan bu yönetici kesimi "arkeologların, tarihçilerin ve dilcilerin" sorgulamaya başlaması gerek. Söylenecek daha çok şey var da... 

SB.

Not: Bu üniversitelerin, enstitüler, vakıfların ve kazı alanlarının sponsorlarının da sorgulanması gerek. Gordion kazısı Pensylvania Üni (tıpkı Yale Üni gibi Sarmaşık/Ivy Leage üniversitesilerinden) ile "Kaplan Vakfı" tarafından desteklenir. Onların da destekçileri UNESCO (ortakları WMF ile WWF-Dünya Doğayı Koruma Vakfı), WMF (Dünya Anıtlar Fonu, kurucuları arasında Bilderberg'ciler var) ve Rockefeller gibilerdir... Yani, parayı verenin düdüğü çalınr!..


Türkçe

 


"Altay dil ailesi Avrasya'nın birçok dil ailelerinden (özellikle Hint-Avrupa ve Fin-Ugor dil aileleri) daha eski."

S.A.Starostin, 1991


Maalesef bunu nesnel bakış açısına sahip bilim adamları ne kadar savunsalar da Avrupa merkezli bilim adamları “Bunun olması mümkün değil!” demeye devam edeceklerdir. Avrupa merkezli bilim adamlarının sayıca fazla olması sebebiyle onların korosunun sesinden diğer nesnel bakış açısına sahip bilim adamlarının sesini duymak zordur. (...)

Kıpçak dilleri eski ve gelişmiş yazı sistemine sahiptir. Eğer eski Türk “runik” yazısı M.Ö. 9-10. yüzyıldan önceki dönemde çağdaş Kıpçak halklarının atalarının yaşadığı topraklarda ortaya çıktıysa 3000 yıl önce onların yazı sistemine sahip olduklarını söylemek mümkündür.

Erken Ana Kıpçakça dönemi, tahminen M.Ö. XII. ilâ M.S. II. yüzyılı kapsamaktadır. Başlangıç tarihi, İskit dönemi ve Hun döneminin başlangıcına denk gelmektedir. 


Prof.Dr. Kenesbay Musayev

(Кенесбай Мусаевич Мусаев)

Kıpçaklar ve Ana Kıpçakça, Gazi Türkiyat, 2020




27 Haziran 2026 Cumartesi

Minos

 


- Minos Uygarlığı (MÖ 3000-1100) Grek olmadığı gibi Europe, Minos, Sarpedon, Rhadamanthys adları da Grekçe (ve HA) değildi.

- Minos'un eşi Pasiphae (Pasip/Basıp-Ay) ise Kolkis kraliyet ailesine mensup, yani Büyücü Medea'nın halasıydı.

- Minos'un kızı Ariadne'nin adı Grekçe olmadığı gibi, Minos'un oğlu Katreus'un adının kökenini de bilmiyorlar.

- Katreus'un oğlu Althaemenes'in (ALTAY-MENES /MANAS) Girit'ten ayrılıp Rodos'a yerleşmesiyle ATABYRUS Dağı'na Zeus sunağı dikmesi bize Minosluların Kafkaslar'daki Türk boylarıyla ilişkisini pekiştiriyor. Çünkü Kafkaslar'daki en yüksek dağ olan ELBRUZ (5.642)'un adıyla aynı kökenden gelmekte. Prof.Ağasıoğlu bu dağın adını ELBARS olarak verir; ATABYRUS - ATA-BARS/BRUZ.

- Europe ile Kadmos'un dedelerinin adı da İNAKHOS'tur, yani adı Türkçe açılanabilen İNAG/K'dan gelir.

Ayrıca, ne Girit (Κρήτη/Kríti) ne de Kıbrıs (κύπρος/kýpros) sözcükleri Grekçe kökenli olmadığı gibi HAdillerden de değildi.

SB

***


Eteo-Girit Dili (MÖ 6.-4.yy) HA olmayan bir dildir. Grek abecesiyle yazılmış olsa da Grekçe değildir. Girit'e yerleşmiş Grek kabilelerin sömürgesinden kurtulan bu dil, bölgedeki birçok yazıtta bulunur. Bu yazıtlar büyük ölçüde çözülememiş olsa da (! çalışmalarına Türkçeyi dahil etmiyorlar !), varlıkları Praisos'un Eteo-Giritliler için önemli bir merkez olduğunu ve Girit'in diğer bölgelerinin Yunancayı benimsemesinden çok sonra bile eski dillerini koruduğunu gösteriyor. Eteo-Girit terimi birçok antik yazarlar tarafından "yerliler" için kullanılan bir tanımlamaydı, çünkü "eteo" "gerçek" demekti. Bu "yerlilerin de Minos uygarlığından kalan Minoslular olduğu düşünülüyor. Odyssey destanın 19.bölümüyle Strabon'da Eteo-Girit olarak geçerken, Sicilyalı Diodoros'ta "yerliler" olarak geçmekte. Praisos antik kenti de MÖ 4.yy'da bile bu "yerlilerin" merkezi konumundaydı. Praisos'ta üç yazıt ve üç fragman bulunmuş ve anlamlı bir şekilde okunamamıştı..!


SB

* Bazı akademisyenler bu dilin Frigya diline benzediğini iddia eder ki "sözde Frigce" olarak açıkladıkları "Bevdos/Beudos" kelimesinin Türkçe kökenli "Bet/Bediz" olduğunu kanıtlamıştım. Peki bu durumda Eteo-Girit dili neyce olabilirdi?... Aygılımız olabilecek filologlarımız araştırmalıdır....


***

Boğa donuna girmiş Zeus Europe'yi kaçırırken.

MÖ 7.-6. yy, Selinunte Arkeolojik Site / Sicilya

Palermo Arkeoloji Müzesi


Oysa, Greklerde Kamlık Kültürü yoktur, bu sebeple de

dona girme geleneği de yoktur.

Öykünmüşlerdir.


***


"Sonraları Akhaları büyük ölçüde etkileyen yüksek bir kültürün yaratıcıları olan Minos Giritlileri, bugün adlarını Hellen mitolojisindeki Kral Minos'tan almakla birlikte, Hellen kökenli değildiler."

Prof.Dr.Bülent İplikçioğlu (Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları)



İlgili

Minos-Hatti

Kıbrıs Hece Yazısı







18 Haziran 2026 Perşembe

Basta, Baskeutai, Fasces

 

Bastá (βαστά) ile Baskeutai (βασκευται) sözcükleri Türkçe kökenlidir.

Basmak ve Basımçı/Baskıcı ki bu kelime Faşist kelimesinin de kökenidir; Etrüsklerdeki Fasces Faşist kelimesine dönüşmüştür, ancak onun kökeni Fas- değil Bas-'tır. 1898 yılında bir Etrüsk mezarında (Tomba del Littore, MÖ 7.yy - Vetulonia) demirden fasces bulunmuştu, ama Etrüsk yazıtlarında bununla ilgili bir sözcük henüz bulunamadı. Fasces dedikleri balta-değnek Etrüsk kökenliyse mutlaka bir sözcükleri de vardı ve biliyoruz ki Latinler fascesi ödünç aldıkları gibi kelimeyi de ödünçlenmiş olmalılar. Bu durumda Etrüsklerde "Bas-kes" olarak okunan kelime "Fas-kes" olarak Latinceye geçmiş, ancak Latincede sözcüğe "demet" anlamını yüklemişler. Bu arada Grekçedeki Baskeutai bile bir ipucu vermekte.


SB


* Beekes'e göre Grekçe Basta'nın etimolojisi (?) . Jacobsohn'dan aktarırken (İranian -İskitlerden- ödünç) dediklerinde ise İskitleri İranî sayarlar. Oysa İskitler/Sakalar İranî değil Türkçe konuşmaktadır.

* Baskeutai (βασκευται) - fascides (fasces), bundles (demet) // Hesychius (MS 5.6.yy). Beekes EUR olarak verir. "Kelimenin Makedonca olduğu öne sürülmüştür" der.

Her iki kelimede MS 5.yy'da Hesychius sözlüğünde yer alır.











Baskıcı/Zalim "Fillerin" tepişip "Çimenlere" basmaları !



15 Haziran 2026 Pazartesi

Ulumak

 

ULUMAK


Ulu-[

1- (Köpek, kurt, çakal vb.) uzun, iniltili, ağlar gibi ses çıkarmak.

2-(İnsan) iniltili ses, ses çıkararak boğuk boğuk ağlamak.

(Gülensoy)


Birden korkunç bir ses (yani, feryadını- SB) duydum, baktım bizim Kassandra, (Od. 11.421)

ὑλάω - ὑláo - 'to bark' of dogs ( köpeklerin havlaması) / Odyssey - PG? ( Grek Öncesi?)

-Lat.(Latince) ululāre 'to howl'( ulumak), ulula 'owl' ( baykuş), feryat etmek.

-Skt.(Sanskritçe) ululf- 'crying loudly' ( 'yüksek sesle ağlamak), uluka- [m.] 'owl',

-Lith. (Litvanca) uluoti 'to howl' ( ulumak)

(Beekes)


* Ulu[-ma-k, köken Türkçedir.

* Kuzey Hindistan'a göçen Saka-Türkleri... Türkçe kelimeler eski Hint kaynaklarında ve Sanskritçede, ayrıca eski İran dillerinde de bulunabilir... Avesta'da adı geçen Turanlı Dureketay (Turuq-tay) adlı bahadır da Türk'dür. (Ağasıoğlu)

Bu sebeple Sanskritçe dediğiniz dil %100 Sanskritçe değil. Ve eğer Avesta'da Türklerden bahsediliyorsa, kesinlikle Türkçeden ödünç alınmış kelimeler içerir.

* Türkleri ve Türkçeyi çıkardığınız zaman ne tarih yazabilirsiniz, ne de dil araştırması yapabilirsiniz.

* Etimolojik araştırmalarda Türkçeyi göz ardı edemezsiniz.

* Uluma, Latinceye (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) Grekçeden (ὑλάω - ὑláo) geçti, ama Grekçeye (Odyssey destanı) de Türkçeden.

Ve bu bir gerçektir.

___


* Ulu[-ma-k is Turkish of etymology.

* Saka Turks who migrated to Northern India... Turkish words can be found in ancient Indian sources and in Sanskrit, as well as in ancient Persian languages.... The hero named Dureketay (Turuq-tay) in the Avesta is also a Turk. (Ağasıoğlu)

Therefore, the language you call Sanskrit is not 100% Sanskrit. And if the Avesta mentions the Turks, then it definitely contains words borrowed from Turkish.

* You can neither write history nor conduct linguistic research if you remove the Turks and the Turkish language.

* You cannot disregard Turkish in etymological research.

* Uluma, passed into Latin (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) from Greek (ὑλάω - ὑláo), but into Greek (Odyssey) from Turkish.

And this is a fact.


SB

Urartu Coğrafyasında Arubani ve Turan

Urartulara ait dedikleri Tanrıça ARUBANİ gerçekten de Urartu kökenli midir? Yoksa Urartu coğrafyasında yaşamış Subar, Ermen ya da Sak Türklerinden mi kalmadır?

Prof.Dr. F.Ağasıoğlu - Bitik 3

"Yanlış oxuma ile Anubanini, Siduri, Satuni kimi qondarma «lulu» adları ve bazı adların İmmaşkuş / İmmaşqun, Lişirpirini /...birini / Tardunni gibi variantlariı ortaya çıkmışdır. Anubani adının etimologiyasını G. G. Kameron ve İ. M. Dyakonov akadca «Bizi yaradan tanri Anu» anlamı ile vermişler. Lakin AN-nu şeklinde yazılan adın ilk hissesi bu ehtimali doğrultmur.

Bu adın kadim türkçe anuq «hazır» sözünün kökü olan anu «hazırlanmaq» ve ban «ben» evezliyi ile yaranıb, «hazıram» (Anu-ban) anlamı daşıdığını düşünmek olar. Lakin türk töresine göre, elbey seçilenden sonra onların çok vakit lakap ve unvan bildiren adla tanınmasını nezere alsak, Anar ve ya Anlı («ünlü», «meşhur») adlarının başında gelen kadim añ köklü sözler dikkati çekir. Öyle ki, Anubani adının annamaq «anlamaq » sözü ile açımı daha gerçek görünür. Bu halda, anla- > anna-,  qanlı > qannı, enli > enni  değişimlerinde olduğu gibi An-lu-ban («ünlüben») terkibi ile yaranan Anluban >Annuban evezlenmesini ve elbey adına yaraşan «Ünlü adam» anlamını görürük. Anubani yazısında Batir dağınin adını Padin ile müqayise etmişler. Halbuki, sonralar Manada yarımköçeri padar boyları ile bağlı KUR-Paddira, URU-Padira toponimleri tekrar olunmuşdur."


ARUBANİ - ARI BANI/BANU

ARUBANİ BRONZ HEYKEL - MÖ 8.yy

PAZIRIK 5.KURGAN DOKUMA PARÇASI - MÖ 5.-4.yy



* Urartu dilinin bugünkü Ermeniceyle hiçbir bağı yoktur, hatta MÖ 8.yy'da bölgede Hay yoktur. 

* Urartu dili Hind-Avrupa dil ailesine mensup değildir. Urartu dili Türkçe gibi bitişken (aglutinativ) ve ergatif yapılı bir dildir, Hurricenin devamıdır (bazılarının da iddia ettiği gibi Ermenicenin de atası değildir). Bölgede Türkçe konuşan Saka ve Med Türklerinin yaşadığı bilinmektedir.

* Bknz. "Hurri-Urartuca ve Türkçenin söz varlıkları arasında ciddi benzerlikler mevcuttur ve sayıları hiç de az değildir. Bu leksikal benzerlikler Hurri Urartuca ve Türkçenin tarih öncesi dönemlerdeki bir temasının somut kanıtları olarak gösterilebilir." - Orçun Ünal "Sözde Karca Kelimelerin Kökeni ve Türkçedeki Hurri-Urartuca Leksikal Alıntılar Üzerine, 2017"

* Bknz. Altan Çilingiroğlu "Urartu Krallığı, Tarihi ve Sanatı, 1997".

* Bazıları da "Turan" sözcüğü için "Persçe" diyor. Oysa... MÖ 9.yy'da bölgede Pers/Ahameniş yoktur.

Urartuların Meher Kapısı'ndaki (MÖ 9.yy) yazıtının beşinci satırındaki tanrının adı  "Turan"dır.... 





SB

Tuva Cumhuriyet'inde Turan (Туран)


Pers Ordusu

 


Herodot’ta anlatılan 'on, yüz, bin ve onbin’lik Pers ordu sistemi Mete-Han gibi Türklerin ordu sistemiyle aynıdır. Herodot bunu tabi ki bilmiyor, ancak günümüzün Batılı tarihçilerin bunu Pers ordusunu anlatırken gözden kaçırması utanılacak bir şeydir! Perslerin onluk ordu sistemi kesinlikle Türk ordu sistemidir. Herodot “Orduyu düzene sokan, sayan ve bin ve on bin kişiye bir komutan koyan, yüz kişilik ve on kişilik takımların komutanlarını da on bin kişiye komuta edenler seçiyorlardı. Düzenlenen bu kadrolara komuta edenler her birliğin kendi ulusu içinde ayrılmıştı,” diyordu. Hunlar ile Göktürkler’deki ordu sistemi de aynı düzendeydi; Tümen (on bin)-Tümgeneral, Binlik- Binbaşı, Yüzlük-Yüzbaşı/Yüz-beyi, Onluk-Onbaşı/Onbeyi, Atlı ve Yaya Birlikler ve her birinin başında bir komutan bulunuyordu. Ayrıca Kağan’ın özel korumaları da vardı ve onlara Eren ya da Alp denilirdi. Kısaca Pers ordusu Ahameniş değil, Türk ordu düzenine sahipti ve bu orduda Türk boyları da yer almıştı.

Öyle ki bu Pers ordusunun özünü “On Bin Ölümsüzler” oluşturur. Bunların arasından seçilen üstün yetenekli ve özel olan bin savaşçı ise kraliyet korumaları olarak görevlendirilir. Bu birliğe "Hazaralar", başlarındaki komutana da "Hazarapat" demişlerdir. Hatta Serhas’ın ölümsüz onbinlerin başındaki komutanın adı da "Hydarnesoğlu Hydarnes"tir ve Grekçeye "Ydárnis o Ydárneos" olarak geçmiştir. Yani başındaki –h- yoktur ve –u- ile yazılmıştır. Bu da Hydarnes adının Udarnes olarak okunduğunu gösterir ki 'Udar Sänün, Udur Çigşi, Udar' gibi özel adlar Orhun kitabelerinde geçmektedir. 

Türkler olmasaydı Ahamenişler güçlü bir imparatorluk kuramazdı ya, o da başkalarının konusu olsun.


SB

Kaynaklar 'Turova ve Saka Türkleri'nde *

* Hazar boyu olan Kabarlar "okçu, paralı askerler, korumalar" olarak Hitit, Mısır ve Elam yazıtlarında bile geçer. Grekçeye de "ana tanrıça korumaları Kabeiroi" olarak geçmişlerdir.





EK:


Görseldeki "pantolonlu ve okçu" savaşçılar Pers değil İskit/Saka Türkleri'dir. Aktüel Arkeoloji, Ocak-Şubat 2018'deki ; 1-"İonia İsyanı - Gürkan Ergin" ile 2- "Maraton Savaşı - Eren Karakoç"un makalelerinde yer alan bu resim açıklamaları kesinlikle yanlıştır.



#Türk #tarih #Hazar #ordu #iskit




23 Mayıs 2026 Cumartesi

Mavi Boncuk

 

Altay dağlarında bulunan 2400 yıllık mezar

Altay dağlarına yakın bir yaylada tahmini 2400 yıl öncesine ait bir mezar bulundu. Mezarda bulunan iskeletin üzerindeki kolyeler dikkat çekiciydi. Kolye hala canlı renklerde, sarı ve mavi tonlarında.

Kazıların koordinatörü, Novosibirsk Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nden Andrei Borodovszkij, “Altay Dağları’nda birçok tarihi kalıntılar var ve hepsi birbirinden değerli” dedi. Borodovszkij, kolyelere zarar vermeden tekrar ilk günkü haline getirmek için millefiori tekniğini kullandı.

Kolyedeki boncuklar bugünkü nazar boncuklarına oldukça benzer nitelikteydi. Bazı boncukların da Mısır’dan getirilmiş olacağı belirtildi. Borodovszkij, “Sibirya her zaman medeniyetler arası geçiş bölgesi olmuştur. Kolyenin direk kendisi veya Mısır etkileri ise İpek yolu üzerinden Sibirya’ya gelmiş olabilir” dedi. Kemiklerin ve diğer bulguların hangi yıla ait oldukları, daha uygun koşullarda profesyonel bir ekiple belirlenecek.

Araştırmacılar, şimdiye kadar yapılan araştırmalara ve öngörülere göre 25 yaşında ölen kadının soylu bir aileden gelen din görevlisi (rahibe) olduğunu belirtiyor. Rahibe olduğunun neredeyse kesin olduğu, çünkü büyüsel işlemlerde kullanılan bronz eşyalara ve aynalara sahip olduğu öğrenildi.

Journal of Eurasian Studies (Avrasya Araştırmaları Dergisi) editör yardımcısı Obrusánszky Barbara, “bulgulardan anladığımız üzere, rahibe kendini cinsel içerikten arındırmış bir yaşam tarzını benimsemiş olabilir. Bu yaşam tarzının bozkır yaşamına tamamen yabancı olduğunu ve kolyelerle beraber Mısır etkisinin daha net olduğunu söylüyor, ancak kadının da Mısırlı olmadığını, bu da Moğolistan ve Sibirya bölgesinde kadınlara yönelik sınıfsal bir ayrımcılığın olmadığını göstermektedir” dedi.

Rahibe, bir varsayıma göre, Prenses Ukok’un yakını veya hizmetçilerinden biri olabilir. Prenses Ukok, Pazırık kültürü içerisinde, Ukok yaylasında bulunmuş soylu biriydi. Mezarı çok iyi korunmuş biçimde 1993’te bulunmuştu. M.Ö. beşinci yüzyıla ait bir mezar olduğu düşünülüyor, ancak mumyanın laboratuvara dikkatsizce taşınmasından dolayı tam kesinliği bulunmamaktadır.

Altay Bölge Müzesi Müdürü Tanya Balueva, rahibenin de Prenses Ukok gibi Moğol ve Kafkas tipinin kesin özelliklerini barındıran İskit-Sibirya ırkından olduğunu, söyledi.

Bilim ve Kültür , Mart 2013



Gözleri Çakmak Çakmaktı


Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu,

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki,

Şayak kalpaklı adam,

Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden,

Güzel, rahat günlere inanıyordu.

Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki

Mavzerinin yanında, Birdenbire beş adım sağında,

O'nu gördü. Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.  Paşalar: "Üç" dediler.


Sarışın bir kurda benziyordu,

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

Eğildi, durdu. Bıraksalar,

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak,

Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak,

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.


Nâzım Hikmet / Kuvâyi Milliye



Mavi Tanrıça

 


Adları ve kökenleri Grek olmayan Alp (Apollon) ile Erdem (Artemis)'in anneleri Dişi Kurt Leto'nun (Lada/Ata) lakabıydı 'Mavi'. Kült merkezi Lukkia (Likya)'nın anlamı da 'Kurtların Ülkesi'ydi. Gümüş Yaylı Apollon'un lakabı Lukeios (Kurt)'tu, 'Kurtların Efendisi'ydi. Öyle ki Kurt Adamlardan korunmak için gümüş kullanılıyordu. Bu Kurt Adam miti ise Saka, Hun, Türk Kağanlığı gibi Türk boylarının öncü kuvvetleri olan Kurt Savaşçılarından türemişti. Turovalı Dolon bile kurt postuyla düşman hattına casusluk yapmak için gitmişti. Lukkialı liderlerden Sarpedon'un adı bile tanıdıktı; Sarperu Türkçede "parlak tüylü kurt" anlamındaydı. Hatta Apollon'un oğlu olan Miletos ki Ata Sarpedon'un da kardeşiydi, dişi kurt tarafından beslenmişti.

Bir Ay tanrıçası olan Artemis de kurdu temsil ediyordu, ancak onun kutsal hayvanı Altın Yaylı olmasından dolayı 'Altın Boynuzlu Ak-Geyikti ve yanından hiç ayırmazdı ki tıpkı Türk mitolojisindeki gibi koruyucu ruhu temsil ederdi. Aslında Erdem (Artemis) Umay'ın kendisiydi. Umay da bir ceylan ya da geyikle dolaşırdı, hatta mavi veya beyaz bir kuşa dönüşebildiği de anlatılırdı. Günümüz sanat eserlerinde ise Artemis mavi ve tonlarıyla tasvir ediliyordu. 'Böri Ailesi'nin son üyesi olan Leto'nun annesi Phoebe ise Dolunay'ı temsil ediyordu.

Türk destan ve yazıtlarında geçen Böri de bir Gök Kurt (Kök Böri) olduğu için rengi 'Mavi'ydi. Destanlarda Oğuz Han'a yol gösteren kurdun Gök-Yeleli olarak geçmesi dışında doğumunu anlatırlarken yüzünün mavi renkli olduğu belirtiliyordu. Öyle ki Oğuz'un Altın Yay (Gün, Ay, Yıldız) ve Gümüş Oklar'ı (Gök, Dağ, Deniz) oğullarına paylaştırması bile Alpler (Apollon/Kurt) ile Erdemliği (Artemis/Geyik) gösteriyordu.


Gök-Kurt ile Ak-Geyik de gökte doğmuştu. Ve Gök Mavi'ydi.

Gök, Tengri, Mavi, Ulu

SB