Translate

21 Eylül 2017 Perşembe

Pelasglar - Pelas+skoi






"Pelasgların kenti Argos'ta oturanlarda sıra şimdi de, 
Alos, Alope, Treknis onlarındır. Phthie'de, 
güzel kadınlı Hellas'ta otururlar. 
Myrmidon, Hellen, Akha derler onlara, 
Akhilleus'tur komutanı elli tane geminin."
Homer İlyada 2:680 - 


Truvalı Paris tarafından topuğundan vurulan Akhilleus




Thucydides (Tukididis) antik Hellen tarihçisi ve Atinalı general. Tukididis, Atina ile Sparta arasında 30 yıl süren ve MÖ 404 yılında sona eren ünlü Peloponez Savaşı sırasında yaşamıştır. Thucydides'ın Peleponez Savaşı'nı anlatan kitabından bir bölüm:

Truva Savaşı'ndan önce Hellas'ta ne ortak bir eyleme dair gösterge, ne de evrensel olarak yaygın bir adları vardı. Aksine, Deucalion'un oğlu Hellen zamanından önce bu şekilde anılmıyorlardı ve ülkede farklı isimler altında dolaşıyorlardı, özellikle Pelasglar olarak. Hellen ve oğulları Phthiotis'de güçlenip, diğer şehirlere müttefik olarak davet edilince, ki aradan uzun bir süre geçmişti, Hellenes adı yaygınlaştı. Bunun en iyi kanıtı ise Truva Savaşı'ndan çok sonraları doğan Homer'in yazdıklarında vardır. Homer, Phthiotisli Achilles'in takipcileri hariç ki gerçek Hellenlidirler, hiçbir yerde Hellen demez. Şiirlerinde onlara Danaans, Argives ve Achaenas der. Barbar terimini bile kullanmaz. Muhtemelen Hellenler henüz dünyanın geri kalanından ayırt edilecek bir isme sahip değildi.



Thucydides, The Peloponnesian War. book 1:3
"Before the Trojan war there is no indication of any common action in Hellas, nor indeed of the universal prevalence of the name; on the contrary, before the time of Hellen, son of Deucalion, no such appellation existed, but the country went by the names of the different tribes, in particular of the Pelasgian. It was not till Hellen and his sons grew strong in Phthiotis, and were invited as allies into the other cities, that one by one they gradually acquired from the connection the name of Hellenes; though a long time elapsed before that name could fasten itself upon all. The best proof of this is furnished by Homer. Born long after the Trojan War, he nowhere calls all of them by that name, nor indeed any of them except the followers of Achilles from Phthiotis, who were the original Hellenes: in his poems they are called Danaans, Argives, and Achaeans.He does not even use the term barbarian, probably because the Hellenes had not yet been marked off from the rest of the world by one distinctive appellation. "



Why do you call the "Turks" by their tribe names and not the "Greeks" more accured "Hellenes" !? - SB

"Scientific works are proving that in the 4th-3rd Millenniums BC, Türkic tribes bearing different names resided in ASİA MİNOR."by Galina Shuke (2010)




Klein, Ernest (1966). 



Pelas+skoi = Deniz İnsanları = Skoi = Skolot = İskit = SK = Saka
Pelasglar = Pelasgi
Heredot'a göre İskitler kendilerine Skolot der...
Mısır'a saldıran Deniz İnsanları, diğer adları Toorshah veya Tursha veya Thyrhenoi - Thyrsenoi - Thyrhenoi (Yunancada "Y" "U" olarak okunur, bu da bizi Turhen'e, dolayısıya Turan'a getirir. Tur Türk kelimesinin kök hecesidir.
Pelasg = Toorsha = Thyrsenoi = Etrüsk = Liderlerinden birinin adı R'Asena = Tursci ya da Tursaka = Tanrıçalarının adı Turan = Krallarının adı Tarquin = Tarkhan (Mısır'da yabancılara ayrılmış (Etrüsklere) mezarlık ) = Tarkan = Türkler....




Tarchon = Tarkan ; Tursce = Turke



Pelas+skoi = Seamen = Skoi = Skolot = Scythians = Sk = Saca-Saka

PELASGİANS = PELASGİ = PELAS+SKOİ = SEAMEN ; SEA PEOPLE in EGYPT cronicles, which was also called as TOORSHAH OR TURSHA or THYRHENOİ - THYRSENOİ - TYRHENOİ (in Greek "Y" is readed as "U", brings us to TURHEN, which is TURAN, TUR root word for TURK; which brings us to ETRUSCANS; and ETRUSCANS where also called as RASENA, after a leader, and had king name TARQUİN-TARKHAN, goddess name TURAN, or ETRUSCANS = TURSCİ = TURSAKA = TURAN which brings us to TURKS ; SKOİ = SKOLOT = SCYTHİAN = SACA-SAKA ; Scythians, who, we are told by Herodotus, called themselves Skolot ! - SB.














HOMER - TRUVA - ODYSSEUS




Solda: Ektor ile Ajax'ın karşılaşması. Ajax, Ektor'un hala (Hesione) oğlu TEUCER'ın babadan (Telamon) kardeşidir. MÖ 490-480
Sağda: Ektor (üzerinden yazar) ile Menelaos. Truvalı savaşçılardan Euphorbus'un ölüsü için mücadele ederken. 
Aşil'in arkadaşı Patroklos'u Ektor öldürmeden önce Euphorbus yaralamıştır. Euphorbus ise Menelaos tarafından öldürülmüştür. MÖ 610





İlyada ve Odysseia destanlarını en iyi bilen isim Doç. Dr. Sema Sandalcı ile İlyada ve Odysseia destanlarını, çevirilerin hazırlık süreçlerini, Troia Savaşı'nın Ege'nin her iki yakasında yarattığı zincirleme etkisini ve günümüz dünyasında ele alınış biçimlerine dair geniş bir söyleşi gerçekleştirdik...13 Eylül 2017-Odatv (sadece aşağıdakini buraya aldım detaylı linkte)

Odatv: "Homeros Sözlüğü’nü de hazırladınız. Madem Homeros Batı Anadolulu, bu sözlüğün önemini ve Türkçe açısından bağlantısı olup olmadığı konusunda neler söylersiniz?

S.Sandalcı: Bu destanlar 3000 yıl öncesine ışık tuttuğu için ve kullanılan lehçenin Batı Anadolu ağırlıklı olmasından dolayı bu sözlüğü hazırladım. Kelimelerin bazılarının az da olsa Hitit diliyle benzerlik gösterdiğini (doğurmak, olmak, diz, kilit gibi) bazı kelimelerin daha sonra gelişen Latinceye kök oluşturduğunu (narin, domuz, ulumak, diz, doğurmak gibi), yine bazı kelimelerin Yunancanın erken dönemine tanıklık ettiğini fark ettim. Bir kültürün zenginliğinin göstergesi açısından dil önem arz ettiğinden, Homeros’taki kelimelere bakarak döneminde somut – soyut hangi imgeleri ve nesneleri bildikleri ve kullandıklarına dair temel fikir edinebiliriz. Bu kelimelerin Batı Anadolu kaynaklı olması bölge kültürü için önemlidir. Örneğin, “Yer yarılsa da bizi yutsa” ya da “Kötü sözleri tanrılar yele versin” gibi günümüzde bile bize yabancı olmayan deyişlerin; “düşmenis” (iyi niyetli olmayan ya da istenmeyen kişi), “telgo” (etkilemek, cezp etmek), “kopre” (hayvan pisliği), “avlake” (su kanalı), “oüzün (üzüntü, hüzün, acı, keder) gibi kelimelerin aynı bölgede kuşaktan kuşağa devam ettiğini ve dolayısıyla en az 3000 yıldır kullanıldığı görülmektedir. Araştırmacıların yanı sıra, halkımız da bu sözlüğü alır ve kelimeleri gözden geçirirse, aynı coğrafyada süre gelen kelimelerle kültür yolculuğu yapabilecektir."





NOTLARIM 
(S.Bayraktar):


* Türkçe kelimelerinin bulunması gayet normaldir. Truva, Kimmer, İskit Türkçe konuşur. Pelasglarda bile Tepe kelimesi vardır, birçok kelime/ad Türk boylarında boy adı veya şahıs adı olarak görülür. Hitit metinlerinde bile anlamıyla aynı olan ATA'ya rastladıktan sonra....



* Homer bir İyonlu, dolayısıyla Pelasglı:

İonlar, Pelasgların soyundan gelir, Pelasglar Hellence Olmayan dil konuşur, yani Hellen değillerdir (İonlar da Hellen değildir, lakin göç sonrası karışmışlardır). Aynı zamanda Pelasgların bir kolu olan "Sea People" dedikleri "Deniz İnsanları- (Mısır kaynaklarında: Tursha-Toorsha)", diğer adları ile Etrüskler (ya da R'Asenra, Tarkan veya TURAN olan), Mısır, Fenike ve İtalya'ya gitmiştir. Truva savaşından sonra gelen ve tüm dünyada "Grek" diye tabir edilen, lakin farklı boy adlarına sahip olan "kolonistler" ile ilgili anlatılan mitolojik hikayelerde "erkeklerini öldürüp kadınlarını eş olarak aldıklarından ya da yerli halkı kovduklarından" bahseder. Bu "yerli halk" İonlar'dır. "Hellenlerin" göçü öncesi etkin dil ise Türkçe gibi eklemeli yapıya sahiptir, ki, MÖ.4.yy'da bile bölgede 4 farklı dil mevcuttur! 


Homer, Truva savaşından 400 YIL SONRA, MÖ.8.yy'da yaşadığı düşünülen ve farklı dil ve lehçelerle kulaktan kulağa ozanlar vasıtasıyla gezen bu halk destanlarını bir araya getirip, ilaveler yapmıştır. B.Powell destanların yazıya geçirilmesi için “Grek Alfabesi”nin icat edildiğini yazar (alfabe/yazı da ancak MÖ.6.yy'da tam manasıyla oturmuştur) Ayrıca Homer’in kitaplarını Eğriboz Adası’nda (Euboia) yazdığı düşünülür. Homer’in orijinal kitaplarından hiç biri günümüze gelememiştir. Efesli Zenodotus (İskenderiye kütüphanesinin ilk müdürü- MÖ 3.yy) Homer'in iki kitabını da derlemiş ve "düzenlemiş"tir! Dönem ise Hellenistik dönemdir, ki Zenodotus'tan sonra da kitaplar sürekli değişime uğramıştır. En önemlisi de, Homer'in kitaplarında hiç bir şekilde "Grek" kelimesi geçmez, ama bugün diğer dillere çevirilirken kullanılır! Kısaca, bugünkü çeviriler hangi yüzyıldan kalan kitaptan yapılmıştır? "Orjinal kitap" mıdır?...




B.Powell'a göre Homer'in kitabı bu tip bir alfabe ile yazılmış olmalı (farazidir!)
"It is conceivable that Greek alphabetic writing was invented to record business accounts; or that it was repeatedly reinvented with minor variations in the consonantal system; or that Homer himself wrote down his poems so they would not perish; or that Homer taught his poems verbatim to the first in a line of successors, repeating them until the successor got them right, and somebody wrote them down later; or that the adapter devised the alphabet to record hexametric poetry in general, or to record a poet of whom all trace is lost, while a near contemporary approached Homer and wrote down the Iliad and the Odyssey... We cannot separate the recording of early hexametric poetry from Homer."




* Troia - Truva - İlias adı:
Makalede "İlias" adı ışıldayan olarak verilmiş. Hitit metinlerinde adı Wilusawa olan Truva Türkçe'dir = İL-AS, AS Türkleri (tıpkı Assuwa veya Asia daki gibi!); Turuva = TUR, Türk kelimesinin kök hecesi!



* Truva'dan hain çıkmıştır:
Priam'ın kızkardeşi Hesione'nun Salamisli Telemon'dan olma oğlu TEUCER (aynı zamanda Ajax ile yarı-kardeş), her ne kadar "Asyalı" olarak, hem köken hem de dili açısından aşağılanmışsa da, Akalar tarafında Dayısına karşı savaşmıştır!



* Akhilleus ve Patroklos (Ajax için de derler)'un mezarlarının Truva'da olduğu kesin değildir!




* Menelaos'un karısı Helene'nn kaçırıldığı kesin değildir! Kaçırıldıktan sonra Mısır'da bırakıldığı da söylenir. Dares Phrygius'a göre ilk kaçırılan kişi Priam'ın kızkardeşi Hesione'dir ve geri vermedikleri için misilleme yapıldığı yazar. Yoksa herkes kendi çıkarına göre mi dizelemiş? Bu sebeple de kaçırılma hadisesi sorunludur. Ve Evet, bu bir sömürge savaşıdır, ticaret yollarının kontrolü için Akalar saldırmıştır!



* Athena, Apollo, Artemis "Grek" kökenli değildir! Gerçekte ise, "Hellen" mitolojisi Truva savaşından sonra gelişmiştir. Schliemann bile Athena'nın savaştan sonra "Hellenlerin" ödünçlediğini yazar. Sonrasında göçle gelenler bile "Kültür" getirmemiştir, Anadolu'nun kültürünü benimsemiştir!





* Kahraman olan "İşgalci Akhilleus ya da İşgalci Odysseus" değil, Hektor (Ektor)'dur, Sarpedon'dur! (Sarp kelimesi bile Türkçe kökenlidir!) Ki, Odysseus kelimesinde Odin kelimesi rahatlıkla görülür, Odin ile Odys aynı kişi olabilir, kelimenin kök hecesi OD ile her ikisinin de "yolculuk" yapmış olması düşündürücüdür! Odysseus'un rakiplerini yendiği "OK" yarışında kullandığı YAY bir İSKİT yayıdır! 

Ayrıca, 10 yılını savaş meydanında geçirmiş, üstüne 10 yılını da dönüş yolculuğunda harcamış olan Odysseus rakiplerine nazaran artık "genç" değildir! Lakin mükemmel bir şekilde 12 baltanın gözünden okunu geçirir! Odysseus'un Yayı "Oxulos"un soyundan gelen İphitos tarafından Lakedaimon (Sparta - aynı zamanda Spartalıların Atası) ziyareti sırasında hediye edilmiştir! "Oxulus" kelimesinde bile "OK" kökü rahatlıkla görülür. "Oxulus" Ares'in (AR+ES =ɛəriːz= ER+İS - ERİ - ER) yani İskitlerin en önemli, Kılıç/Savaş tanrısı (ruhu) soyundan gelir! Oğuz kelimesinde de OK-ÖK (Ok-u-z, boy, kabile, yüksek anlamına da gelen OK) vardır! 

Ceyhun (Amuderya) nun antik dönem adının OXUS olduğunu da hatırlayalım. Tıpkı Oğuz - Okuz - Öküz = Boğa = Toros = Tauros = Tau = Dağ olması gibi. Bu da "Toros Dağı"na "Dağ Dağı" dediğimizi ortaya koyar! Başka bir şey daha: İrlandalı James Joyce'un yazdığı "Ulysses" kitabının adı! Çünkü Odysseus diğer bir adı da Ulysses'tir. = OD-ULU . 

Etrüsklerde adı Uthuze - Oduze. Bazılarına göre, Bilgemiş destanında bizim Nuh diye bildiğimiz, Utnapiştim'tir ve Uthuze'nin onun adından geldiği öne sürülür. Ve bu sebeple de Romalılara Etrüsklerden Ulysses olarak geçmiştir denilir. (UT=UD=OD)

Ve Albrecht Dihle'ye göre Odysseus "Grek" kökenli değildir. ;) 







İşte o ara gök gözlü tanrıça Athena koydu aklına,
İkarios'un kızı uslu akıllı Penelopeia'nın,
yayı ve kırçıl demiri sunmasını taliplere,
ve başlamasını Odysseus'un konağında ölüm yarışına.
İndi yüksek merdivenden, kendi katından aşağı,
güzel kıvrılmış anahtarı almıştı güçlü eline,
tunçtan bir anahtardı bu, kulpu fildişinden.
Gitti hizmetçi kadınlarıyla hazine odasının en dibine,
orada efendinin en pahalı malları vardı,
tuncu, altını ve çok işlenmiş demirleri,
orada, insanları inletecek nice oklar arasında,
geri tepen yayı vardı ve ok dolu okluğu.
Bunları tanrılara benzer İphitos vermişti, Eurytos'un oğlu,
Lakedaimon'a konuk gittiğinde Odysseus'a armağan diye.
Odysseia 21:1-15




Homer'e göre Eurytus okçuluğu ile övünmekte ve gurur duymaktadır. Apollo'ya meydan okur. Apollo Eurytus'u öldürür, böylelikle yay da miras olarak Eurythus'un oğlu İphitus'a kalır. Odysseus ile İphitus arkadaştır ve Odysseus'un Sparta (Laomedon) ziyaretinde yayı hediye olarak Odysseus'a verir. Odysseus karısı Penelope'nin taliplerini yendiği ve öldürdüğü yaydır.



HERKÜL ise...
Heredot'un kitabında İskitlerin atası Herkül veya Targitay olarak geçer. Herkül-Erkül-Köroğlu-Bilgemiş
Saka/İskit→Targitay/Herkül←Bilgemiş
Kor-oğlu (Azerb.)→Qör-oqlı (Türkm.)→(H)Er-akle(s)(Yun.)→(X)Er-okle (Etr.)




"Odysseus'un yayı, muhtemelen İskit yaylarına benziyordu"...
"Odysseus bow probably looked like the Scythian bows"... 




GORUTOS

"Herkül yayını, germek için güçlü olan oğullarından biri olan İskit'e verir. İskitler özel bir kombinasyonu olan sadak ile gorytus denilen yay kullanıyordu. (29, gorutos kelimesi Odysseus'un yay (çantası?!) olarak destanda geçiyor.)"


"Heracles gives his bow to Scythes, the only one of three sons who could bend the bow. The Scythians used a special combination of Quiver and bow case called a gorytus. (29, the word gorutos is used of Odysseus's bow case: Odyssey 21:54)"


Homer destanında Odysseus yayı için GORYTO (gorutos: orjinal dilde: γωρυτῷ, gorytó) kelimesini kullanır. Lakin bu kelime tüm dillere "yay" olarak çevrilmiştir! Türkçe'de g/k değişimi ile Yunan alfabesindeki Y nin U okunması ile : GORYTO aslında GORY - GORU- KORU 'dur. Tıpkı Medusalara Gorgon, yani Korkon = Korkmak'tan gelmesi gibi! Silahtır evet, ama aynı zamanda KORUMA amaçlıdır. 



"Oradan uzanıp aldı çiviye asılı yayı ve 
yayı çepeçevre saran parlak kılıfı.
Olduğu yere çöktü, dayadı onu dizlerinin üstüne,
ve hıçkıra hıçkıra başladı kılıfından çıkarmaya,
Ağlayıp sızlandıktan sonra doya, doya,
büyük sofaya, soylu taliplerin yanına yürüdü gitti,
elinde geri tepen yayı vardı, bir de okluğu,
ve okluğun içinde, iniltiler kopartacak bir sürü ok." (21:54)


"Hellen" tipi uzun yaylardan (long bows) olsaydı, diz çöküp ok atamaz . Geri tepen yay "composit" dedikleri Asya tipi yaydır ve Oklar da gürültü çıkaran yani ıslık oklarıdır! Odysseus'un yayına "İskit Yayı" diyenler de varken.... Odysseus, farklı bir birey midir, yoksa Odin'in bölünmüş hali midir, yoksa sadece aynadaki görüntüsü müdür? Bunun açıklağa kavuşması gerekir... Sonuçta, Odin de Odysseus'ta Truva Savaşı'ndan sonra yollara düşmüştür... Türkçe bilmeyen ya da bilmek istemeyen kişi de uydurur durur! Sen de onu "Sayın falan" sanırsın...

ARCUS kelimesinden türetilen ARCHER (OKÇU) da Türkçe'de ARKA'den gelmektedir; Sadakların taşındığı yerdir aynı zamanda.




Uzun Yay'a örnek : Artemis-Aktaion, MÖ 5.yy






* Zeus İda Dağı'dan Truva savaşını izler, evet, o doruğun adı da GARGAR'dır. Gargarlar İskit Boyu olan HALUP (XALUP) ya da GAŞKA-KAŞKAlar'dır. Zeus'un oturduğu diğer dağ ise OLYMPUS adını taşır ki; Yine Yunan harflerinden Y nin U okunması = OLY -OLU - ULU (ULUDAĞ), yani Türkçe'dir! (Pus/Bus=sis, duman)






* Truvalı kadınlar erkekleri ile eşit iken, "Hellenler"de ikinci sınıftır! Hiç bir hakları bulunmamaktadır. Demokrasi Yunanistan'dan mı çıktı demiştiniz? :D


* Sema Sandalcı: "Bu arada Gelibolu savaşında İngiltere’den gönderilen gemilerden birinin adının Agamemnon olması, Troia savaşına bir gönderme olduğunu gösterir. Fakat İngilizler Agamemnon’un gerçek ruh yapısını ve eskiçağın değerlerini iyi bilselerdi bu savaşta Agamemnon’un Türklerden yana olacağı şeklinde bir yorumda bulunmamız da yanlış olmayacaktır."


SB : Yukarıdaki yorum tamamıyla yanlıştır. Birincisi, Truvalılar Türk boylarının atalarındandır. İkincisi, 30 Ekim 1918 de Agamemnon zırhlısında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile ülke İŞGAL EDİLMİŞTİR....! "Agamemnon'un Türklerden yana olacağı" demek kesinlikle kabul edilemez! Etki ajanı falan mısınız siz?...


Saygılar,
SB.




kaynaklar:
Barry B. Powell 'Why Was the Greek Alphabet Invented? The Epigraphic Evidence'
Albrecht Dihle 'A History of Greek Literature: From Homer to the Hellenistic Period'
Kendall Schmidt 'What was so special about the bow of Odysseus?'
George E.Dimock 'The Unity of the Odyssey'
Oktay Doğangün 'Ana Türkçede bir ana kavram: *hok “ok; yüksek”'
Etruscan Life and Afterlife: A Handbook of Etruscan Studies
Tom Winter 'The Place of Archery in Greek Warfare'
Edwin M.Yamauchi 'Foes From the Northern Frontier: Invading Hordes from the Russian Steppes'
Todd Clary 'Scythian Weaponry and Greek Myth'







Destan tarih değildir, lakin her kahraman kişiliğin arkasında gerçek bir kişilik durur.



8 Eylül 2017 Cuma

ERMENİLERİN HRİSTİYANLIĞI KABUL ETMİŞ “İLK DEVLET” OLDUKLARI MİTİ





ALBAN KÜLTÜR MİRASI ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞ TARİH:
ERMENİLERİN HRİSTİYANLIĞI KABUL ETMİŞ “İLK DEVLET” OLDUKLARI MİTİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Yrd. Doç. Dr. Esme ÖZDAŞLI



M.Ö. 3. yüzyıl ile M.S. 8. yüzyıl arasında yaklaşık olarak 1000 yıl hüküm sürmüş olan Albanya devletinin sınırları; Strabo, Ptolomy ve Pliny gibi isimlerin de içinde bulunduğu Yunan ve Roma kaynaklarına göre, Hazar Denizi ile Gürcistan arasında bulunan, kuzeyde Kafkas Dağları ve güneyde Aras Nehri arasında yer alan coğrafi bölgeyi ifade etmektedir (Audrey, 1992: 3). Olson ve Brigance’ye göre ise Albanya, Transkafkasya’nın doğusunda Kura Nehri ile Kafkas Dağları arasındaki bölgeyi kapsamakta ve bugünkü Azerbaycan ve Dağıstan’ın bir kısmını ihtiva etmektedir (Stuart,1994: 27). Bu nedenle günümüzde bazı İngilizce kaynaklarda Azerbaycan için hala Albanya veya Kafkas Albanyası ismi kullanılmaktadır (Sezgin, eraren org).


II. yüzyıl alimi Flavi Arrian (M.S. 95-175) M.Ö. IV. yy.da Büyük İskender ile ilgili yazdığı eserlerinde Albanlar’dan bahsetmektedir. Benzer şekilde antik tarihçiler Qay Plini Sekund ve Qay Yuli Solin’in eserlerinde de Albanlar ile ilgili bilgilere rastlanmaktadır (Quliyeva,2012: 24). Yunan tarihçi ve coğrafyacı Strabo, Albanya’nın içerisinde Türk, İran ve Kafkasya’nın yerli topluluklarının da bulunduğu 26 farklı gruptan oluşan (Coene, 2010: 97) etnik gruplar konfederasyonu olduğunu belirtmektedir (Sezgin, eraren org). Bu boyların birbirleriyle iletişim kurmakta zorlandığı, her boyun kendi diline sahip olduğu ancak Türk boylarının baskın oluşu nedeniyle Albanya’da ortak iletişim dilinin Türkçe olduğu da Strabo’nun eserlerinde yer almaktadır (azerbaijans com). En parlak dönemlerini VII. yüzyılın ikinci yarısında Cevanşir döneminde yaşayan Albanlar;sırasıyla Sasaniler’e, Doğu Roma’ya, Araplar’a ve Hazar Türkleri’ne tabi olmuşlardır (Moses, 2006: 5)Albanların menşeini çok faklı köklere bağlayan yazarlar da vardır. 


Örneğin; antik yazarlardan Pompey Troq, Albanların köklerini İtalya’daki Alban Dağları ile ilişkilendirmekte ve Mitridat Savaşları (1) sırasında kendi İtalyan kökenini hatırlayan Albanlar’ın Pompey’in birliklerini kardeşçe selamladığını kaydetmektedir (Quliyeva, 2012:28). Qay Yuli Solin’e göre ise; (III.yüzyıl) Albanlar beyaz saçlı doğarlar ve beyaz saç onlarda iyi belirti sayılırdı ve bu yüzden de başın rengi halkın adına verilmişti. Solin ayrıca, Albanların göz bebeklerinin gri renkte olduğunu bu yüzden de gece gündüzden iyi gördüklerini söylemiştir. Benzer şekilde Pliny de Albanya’da gri mavi gözlü adamlar doğduğunu, Albanların çocukluktan saçlarının beyaz olduğunu ve gece gözlerinin iyi gördüğünü yazmıştır. Bu yazarlar Latince’de “beyaz” anlamına gelen “albus” kelimesi ile  Alban kelimesi arasında bağ kurmaktadırlar (Quliyeva, 2012: 28)


Ancak Albanya’nın birçok etnik gruptan oluşan konfedere bir devlet olduğu düşünüldüğünde, bu ülkede yaşayan halkı tek bir kökene bağlamak mümkün görünmemektedir. Bu nedenle ancak Albanları oluşturan 26 etnik gruptan birinin söz konusu menşee bağlı olduğu iddia edilebilir. Bununla birlikte, bugün kendilerine Latin ve Yunan kitaplarında geçtiği adı ile Alban dediğimiz topluluğun kendilerini hangi isimle nitelendirdikleri ile ilgili de bir kaynak bulunmamaktadır (encyclopedia com). Yunanca ve Latince’de “dağlık bölge” anlamına gelen Albanya, Arap kaynaklarında Arran, Farsçada Ardan, Gürcücede Rani, Ermenicede Ağvan, Süryanicede Aran olarak geçmiş (Moses, 2006: 5) ve bölgenin İslamlaşması ile Albanya ismi de zamanla unutulmuştur. Alban kelimesinin Kelt dilindeki dağ manasına gelen “alb” kelimesi ile ilişkilendiren yazarlar da mevcuttur (Quliyeva, 2012: 24)


Zardabli ise Alban sözcüğünün Türkçe “cesur, yiğit” anlamına gelen “alp/alb” kelimesinden türemiş olabileceğini iddia etmektedir. Buna göre Albanya “cesurlar ülkesi” anlamına gelmektedir (Zerdabli, 2004: 55). Bununla birlikte Albanların Sak (Saka/İskit-SB) boyundan geldiğini iddia eden yazarlar da bulunmaktadır (azerbaijans com). Yazdığı Alban Tarihi kitabı ile o döneme ışık tutan Karakatlı Moses ise, Alban sözcüğünün Araniler sülalesinden olan ülkenin ilk hükümdarı Arran’ın adından esinlenilerek Albanya olarak adlandırıldığı kaydetmektedir (kaynak link). Zaman zaman karıştırılmakla birlikte, Albanya’nın günümüzdeki Arnavutluk halkı (Albania) ile hiçbir ilişkisi yoktur.



1. ALBANLARIN HRİSTİYANLIĞI KABUL EDİŞİ VE ERMENİLERİN 
İLK HRİSTİYAN DEVLETİ OLDUKLARI İDDİASI


Ermeniler 301 yılında Hristiyanlığı devlet dini olarak ilk kendilerinin kabul ettiklerini iddia etseler de birçok yazar bu iddiaların tarihi gerçeklerden uzak olduğu kanısındadır. Çünkü bu tarihlerde katı bir pagan inancına sahip olan ve Hristiyanlara karşı acımasız bir mücadele yürüten Diokletian Roma imparatoruydu. Diokletian’ın 303 yılında yayınladığı bir fermanla Hristiyanlar üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde Roma İmparatorluğu’nun bir vassalı durumunda olan ve siyasi bağımsızlığı mevcut olmayan Ermeni prensi Tridat’ın Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesi mümkün görünmemektedir (Feigl,eraren org)


Çünkü Diokletion’un koruması altındaki Ermeni prensi Tridat ülkesi Sasani istilasında olduğu için uzun yıllar Roma’da sürgün hayatı yaşamış ve 298 yılında ülkesine dönebilmiştir. Hatta Diokletian’ın fermanını uygulayan Tridat’ın zülmüne kurban gidenler arasında Aydınlatıcı Aziz Gregor da bulunmaktadır (Feigl, eraren org)Ermenistan’ın “asıl havarisi” kabul edilen Gregor 14 sene hapiste yatmış, Roma İmparatorluğu I. Konstantin’in yayınladığı ve Hristiyanlık üzerindeki baskıları ortadan kaldıran 313 tarihli Milano Fermanı ile hapisten çıkabilmiştir (Feigl, eraren org). Bu bildiri ile Hristiyanlığın Roma’da resmen tanındığı düşünüldüğünde Hristiyanlığın Ermenistan’da kabulünün en erken 314 yılında kabul edilmesi mümkün görülmektedir. Bu bilgiler Ermenistan’ın tarihin ilk Hristiyan devleti olduğu savını çürütmektedir. Coene’e de Ermenilerin Hristiyanlığı devlet dini olarak tanımasının 314’ten önce yani Milano Fermanı’ndan önce olmasının mümkün olmadığını savunmaktadır (Coene,2010: 80).


Ermenilerin mesnetsiz iddialarına karşın Alban kralı Urnayr’in 313 yılında Hristiyanlığı devlet dini haline getirdiğine yönelik birçok kanıt bulunmaktadır (Coene, 2010: 80). Hatta Albanya’da Hristiyanlığın havariler dönemine kadar gittiği ve Hristiyanlığın Ermenistan’da bilinmediği dönemlerde bile Albanya’da bu konuda bilinçli bir kamuoyunun varlığı da bilinmektedir (Sezgin, eraren org). Birçok kaynak Albanya’da Hristiyanlığın M.S. 54’ten sonra kitleler halinde kabul edilmeye başlandığını kaydetmiştir (Moses, 2006: 5)


Buna rağmen Alban kültürel ve dini mirasını sahiplenen Ermeniler kendilerinin “ilk Hristiyan devlet” olduğu yönünde yaptıkları propaganda ile Batı’dan ayrıcalık almaya çalışmaktadırlar. Ermeniler mezkur tarih hesabındaki değişiklik ile Albanlar ve onların kendilerinden önce Hristiyanlığı kabul etmeleri gerçeğini basit bir anokronizmle ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede Hristiyanlık ve ona takılan Gregoryan markası Ermeni kimliğinin başat öğesi olmuştur (Sezgin, eraren org).


Tüm bu tarihi gerçekler ışığında akla gelen ilk soru Ermenilerin neden 301 yılı üzerinde ısrarcı olduklarıdır. 1700 yıla yakın bir süre devam eden bir olgu zaten yeterince güçlü ve köklü iken; birkaç yıl eksik veya fazla olması ona öneminden ne kaybettirmektedir? (Sezgin,eraren org)


Bu durum Ermenistan’ın “ilk Hristiyan devlet” olma iddiası sayesinde Batı Dünyası’nda kazandığı prestijle açıklanabilir. Çünkü “ilk Hristiyan Devleti”ni sahiplenmekle bazı haklar doğmakta ve komşu ülkeler de etki altına alınabilmektedir. Feigl’ye göre bu etki Kafkasya Alban’dan, 1915’deki iç savaşa kadar, oradan Gürcistan’ı fetih savaşına ve 1993’te Bakü ve Batı Azerbaycan’ın istila edilmesine ve tüm bölge halkının sürülmesine kadar uzamaktadır (Feigl, eraren org). Bu nedenle Erivan dini motifli her türlü fırsatı değerlendirmeye çalışmaktadır. Örneğin, Eylül 2001 yılında Papa’nın da katıldığı törenlerle Ermenistan’da Hristiyanlığın ve Apolistik Ermeni Kilisesi’nin 1700. kuruluş yıldönümünün kutlanması Ermenistan açısından bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır.


Buna karşın Azerbaycan’ın günümüzde Ermenilerin Alban mirası üzerine inşa ettikleri ilk Hristiyan devleti olma mitini çürütmeye yönelik önemli adımlar attığını görmekteyiz. Azerbaycan yönetimi 2003 yılında Güney Kafkasya’nın ilk kilisesi olan Kiş’teki Alban kilisesini onarmış ve hizmete açmıştır. Ayrıca Mayıs 2006’da Gebele ilinin Niş kasabasındaki Kutsal Yelisey eski Alban kilisesinin yerinde Çorati Alban-Udi Kilisesi’nin açılışı yapılmıştır (azerbaijans com). Böylece Azerbaycan, Ermenistan’ın Güney Kafkasya’da “Hristiyanlığın savunucusu” olduğu yönündeki propagandasını da derinden sarsmaktadır.


Sonuç olarak, Alban tarihi değerlendirilirlerken Ermeni Kilisesi ve bu kilisenin Albanlar üzerindeki etkisi üzerinde durmak gerekmektedir. Çünkü Ermeni iddia ve faaliyetlerinin hemen hemen tamamı siyasileştirilmiş kilise tarafından tasarlanmış ve hayata geçirilmiştir. Gregoryan kilisesini “Ermeni milletinin can verilen ruhunun yeniden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur” şeklinde tanımlayan Ermeniler’de devlet fikri de Ermeni kilisesi tarafından tasarlanmıştır (Sezgin, eraren org). Kilisenin Ermeni siyasi hayatındaki etkisi sadece eski dönemlerle sınırlı kalmamış; 19. yüzyıldan itibaren bağımsız bir devlet kurma hayali ile Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanan Ermenilerin faaliyetlerindeki kilisenin etkin rolü günümüzde Ermenistan Devleti’nin siyasi karar alma sürecinde de devam etmektedir.


Batılı büyük devletlere yönelik ilk Hristiyan devlet olma iddiasını vurgulu bir şekilde kullanan Ermenistan, birçok hukuksuz faaliyetini bu sıfatın gölgesinde unutturmaya çalışmakta ve bu politikasında da oldukça başarı kaydetmektedir. Örneğin, Batılı Hristiyan ülkelerin baskın olduğu Birleşmiş Milletler; tarihi, siyasi ve coğrafi olarak Azerbaycan’ın bir parçası olan Yukarı Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgalini sadece kınamakla kalmış, ciddi bir somut adım atmaktan kaçınmıştır. 1993 yılı içerisinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı 822, 853, 874 ve 884 nolu kararlarda Ermenilerin işgal ettiği topraklardan acilen çekilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ancak söz konusu kararlarda, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki savaşın endişe verici olduğunun belirtilmesine rağmen, ülke ismi belirtilmeksizin işgalin “Ermenilerce” sona erdirilmesinin istenmesi, (Bosna soykırımında Sırbistan’ın devlet olarak suçlanmaması gibi) işgalden Ermenistan’ın devlet olarak suçlanmasını engellemektedir. 


Ayrıca Ermenilerin işgal ettiği topraklardan çıkmaması durumunda herhangi bir yaptırımın öngörülmemesi (Irak’ın Kuveyt’i işgalinde olduğu gibi) sorunun çözümsüz kalmasında etkili olmuştur (Aslanlı, turksam org). Böylece başta Rusya, ABD ve Fransa gibi BM’nin daimi üyeleri olmak üzere birçok Batılı Hristiyan ülkenin doğrudan veya dolaylı desteğiyle Ermenistan, yıllardır uluslararası hukuka aykırı olarak Azerbaycan topraklarını işgal etmeye devam etmektedir.



2. ALBANLARIN GREGORYANLAŞTIRILMASI ÜZERİNE
GENEL DEĞERLENDİRME


M.S. 8. yüzyılın başlarından itibaren artan Arap fetihleriyle birlikte Alban Kilisesi dolayısıyla kültürü üzerindeki Ermeni baskısı artmıştır. Bu dönemde Alban Kilisesi ile Gregoryan Kilisesi arasında yaşanan mezhep mücadelesi (Kürkçüoğlu, 2013: 128) Arapların bölgeye gelmesiyle Ermeniler lehine evrilmiştir. Arap desteğini arkasına alan Ermeniler, Alban Kilisesi’ne hükmedebilmek için Albanların aleyhinde ciddi bir propaganda sürecine girişmişlerdir. 


Bu propaganda süreci, Albanların Bizans ile benzer Hristiyanlık inancına sahip olmasından hareketle Albanların Bizans ile ittifak halinde olduğu üzerine kurgulanmıştır. Çünkü Albanlar, monofizit inanca sahip Gregoryanların aksine Bizans gibi diyofizit inanca, yani Hz. İsa’da biri tanrısal diğeri ise beşeri olmak üzere iki tabiatın olduğu inancına sahiplerdi. Alban inancındaki bu fikri yapı Bizans ile arasında ideolojik yakınlığın kurulmasını sağlamış, Gregoryan Kilisesi ise Arapların bölgeye gelmesi ile bunu Albanların aleyhine kullanmıştır (Sezgin, eraren org). Özellikle Halife Aldülmelik’ten bazı Alban dini merkezlerinin kendi otoritesine bağlanmasını isteyen Gregoryan Katalikosu (2) Yelia’nın bu mücadelede önemli rolü olmuştur.


Gregoryan Katolikosu Yelia Halife Abdülmelik’e yazdığı bir mektupta, ülkesinin Halife’ye bağlılığını bildirdikten sonra, kendisiyle aynı dine mensup olduğunu belirtiği, Alban Katolikosu’nun Doğu Roma İmparatoru ile gizli bir anlaşma yaptığını, Albanya’da dini ayinlerde Doğu Roma İmparatoru’na dua edildiğini ve Katolikos’un herkesi imparatorla birlik olmaya çağırdığını ifade etmiştir. Alban Katolikos’unun bu faaliyetlerinin hanedan üyeleri arasında da taraftar bulduğunu iddia eden Yelia, Halife’den bu kimselerin cezalandırılmasını da istemiştir (Kürkçüoğlu, 2013: 128). Halife ise yazdığı cevapta; otoritesine karşı ayaklanan Albanları Gregoryan Kilisesi’ne bağlamak için çok kalabalık bir ordu gönderdiğini ve asileri Katolikos Yelia’nın gözleri önünde cezalandıracağını belirtmiştir. 


Emevilerin desteğiyle Albanlara karşı silahlı mücadeleye girişen Yelia, son Alban Katolikosu Nerses Bakur’u (686-705) idam ettirmiş, Alban ruhbanlarından sonsuza kadar Gregoryan Monofizit Katolikosluğu’na bağlı kalacaklarına dair birer yazılı senet almış ve arşivlerde saklanan Alban dini literatürünü de yok etmiştir (Kürkçüoğlu, 2013: 128)Arapların Albanların egemenliğine son vermesi ve Alban Kilisesi’nin Gregoryan Kilisesi’ne bağlanması Albanlar’ın etnik kimliğinin yok olmasının (deethnization) ve bir kısım Albanların tedricen Ermenileştirilmesinin başlangıcı olmuştur (Sezgin, eraren org)


Özellikle dini törenlerin Ermenice yapılmaya başlanması ve dini metinlerin Ermenice yazılması nedeniyle zamanla Ermenice günlük hayatta da Albancanın yerini almış ve Alban kültürü tedricen kaybolmuştur (Sezgin, eraren org). Halbuki, Albanların 4. yüzyıldan itibaren kendi alfabelerini kullandıkları ve güçlü bir edebi kültürleri olduğu bilinmektedir. Nitekim Moses, Albanlar’ın Ermeni, Yahudi, Yunan, Roma, Medler gibi yazıya (alfabeye) malik halklardan biri olduğunu yazmaktadır (Moses, 2006; 29).


Alban Kilisesi’ni kendisine tabi eden Ermeni Kilisesi, Albanlar’a mahsus abideleri Ermeni abidesi kabul etmiş, yazılı abidelerini ise kadim Ermeni dili olan Grabar’a (3) tercüme ederek aslını tahrif etmiş ve bu yazıları Ermeni eserleri olarak göstermeye gayret göstermiştir (Moses, 2006: 11-12). Bu nedenle Alban alfabesi ile yazılan eserlerin çok azı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Hatta Albanya tarihinin birincil kaynağı olarak kabul edilen Kalakatlı Moses’in “Albanya Tarihi” isimli eseri dahi aynı akıbete uğramıştır (Moses,2006: 15-24).


Ermeni Katolikosu Ananya (943-967) devrin Albanya Katolikosu Gagik’in davetiyle Haçın’a geldiğinde Gagik bu kitaba atıfla Hristiyanlığı ilk olarak kendilerinin kabul ettiğini söyleyince Ananya kitabın sahih olmadığını, Albanya’nın başpiskoposluk, Ermeniye’nin ise katolikosluk olduğunu savunmuştur (Moses, 2006: 15). İlerleyen dönemlerde ise bu kitabı tahrif eden Ermeniler değiştirilmiş haliyle sık sık bu kitaba atıfta bulunmuşlardır.


Bazı Rus kaynaklarında Karabağ Gregoryanları için “Haçperest Türkler” ifadesini kullanılması (Kalafat, bao az) gerek Albanlar’ın sonradan Gregoryanlaştırıldığının gerekse Türk kimliğinin bir parçası olduklarının kanıtı niteliğindedir. Buna karşın bölgedeki kiliseleri kanıt olarak gösteren Ermeniler, işgal ettikleri Yukarı Karabağ’ın Ermenilerin ataları olan antik bir Hristiyan krallığının parçası olduğunu savunmaktadırlar. Albanları ve Alban medeniyetini yok sayan bu iddiaları çürütecek en somut kanıt, bugün Azerbaycan’ın Seki kasabasının Kiş köyünde bulunan ve gerek Albanlar’ın gerekse Güney Kafkasya’nın ilk kilisesi olan Kiş Mabedi’dir (azembassy ca)


Kafkasya’nın ilk Hristiyan vaizi Elisey tarafından inşa edilen Kiş mabedine ek olarak, Ermenistan’da -Roma siyasetine uygun olarak- Hristiyanlara eziyet edildiği dönemde siyasi bağımsızlığını kaybetmesine rağmen Albanya’da kiliseler inşa edilmiş, İncil Albancaya çevrilmiş ve Hristiyanlıkla ilgili birçok önemli eser ve yazıt meydana getirilmiştir (Sezgin, eraren org)Kiş mabedinin yanı sıra bugün Ermeni işgalindeki Azerbaycan topraklarında da Albanlara ait birçok dini eser bulunmaktadır. Bu eserler üzerinde inceleme yapan bilim adamları bu yapıların karakteristik özelliklerine ve mimari planlama stillerine göre Ermeni dini mimari yapılanmalarından farklı olduğunu belirtmekte ve Azerbaycan halkının milli kültürel mirasına ait olduğunu ortaya koymaktadırlar (virtualkarabakh com)


Laçin ilindeki Ağoğlan Manastırı, Kelbecer ilindeki Hudavenk Manastırı, Hocavend ilçedeki Amanas Manastırı, Ağdere ilçesindeki Kutlu Elysee Tapınağı ve Ağdere ilindeki Genceser Manastırı Alban dini mimarisine ait eserler arasındadır. Birçoğu Ermeniler tarafından tahrip edilen ve Ermeni kültürel motifleri ile süslenerek sahiplenilen bu eserlerin günümüzde ne durumda olduğu ile ilgili net bir bilgi bulunmamaktadır. 


Bu konuda araştırma yapan Gürcü tarihçi A. Chavchavadze ise yazmış olduğu “Ermeniler ve Kan Ağlayan Taşlar” isimli eserinde Ermenilerin yerli halk Albanları yapay bir şekilde Gregoryanlaştırarak, bir zamanlar sığındıkları Azerbaycan topraklarını “Haylar ülkesi” ya da “Doğu Ermenistan” olarak isimlendirdiklerini ifade etmektedir (virtualkarabakh com)Rus yazar I. P. Petrushevskii de Albanlar’ın önemli bir kısmının İslam’ı kabul ettiğini, Hristiyan kalanların ise Ermenileştirildiğini savunmaktadır (Altsadt, 1992: 31). Altsadt (1992: 31) ise; Albanların çoğunluğunun Müslümanlığı seçmesinde Arapların gayrimüslimlerden daha yüksek vergi almalarının etkili olabileceğini ifade etmektedir. Bu bakımdan, Güney Kafkasya’nın büyük bölümünü (kısa dönemli kesintiler hariç) yaklaşık olarak 1000 yıl idare eden Albanların tarihinin incelenmesi, tarihin faklı dönemlerindeki devlet, toplum ve kültür yapılarının açığa çıkarılması; Güney Kafkasya’nın genel etnokültürel görünümü, buradaki ulusların tarihi ve kültürel varlığı ile kimliği ve bu bölgede uluslararası kültürel etkileşimin sınırlarını belirlemek açısından oldukça önemlidir (Sezgin,eraren org).


Sonuç olarak, 7. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan İslam fetihleri ile birlikte tarihi Albanya topraklarında yaşayan toplulukların büyük bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiştir. Bu süreçte Albanya devleti sınırlarında bulunan Karabağ’ın Yukarı Karabağ bölgesi gibi Azerbaycan’ın daha çok iç ve kuzey bölgelerindeki dağlık kesimlerinde gayrimüslimler yaşamaya devam etmiştir. Zamanla Alban kilisesinin Ermeni kilisesine bağlanması, Alban asıllı papazların yerine Ermeni papazların görevlendirilmesi ve Alban eserlerinin bir kısmının yakılması, bir kısmının ise Ermenice’ye çevrilmesi sonucunda Alban halkına ait tüm unsurlar (4) ortadan kaldırılmıştır (Dedeyev, 2008: 17-18). Örneğin, Karabağ arazisinde bulunan eskiçağ Alban kiliselerini silah deposu haline getirdikleri yönünde bilgiler bulunmaktadır (Aras, 2008: 136).


Rusların Kafkasya’yı işgali Alban dini ve kültürel mirasının yok olması açısından önemli bir tarihi süreç olmuştur. 1836'a kadar kendi kiliseleri, Katalikosları olan Hristiyan Albanlar; Çar idaresi tarafından Ermeni patrikliğine bağlandıktan sonra (Coene, 2010:83) büyük oranda Gregoryanlaştırılmış ve kültür mirası da Ermeniler tarafından sahiplenilmiştir. 1909-1910 yıllarında Gregoryan Kilisesi, Rusya’nın izniyle Alban Kilisesi’nin arşivlerini imha etme ve Alban Hristiyan anıtlarını yıkma yoluyla Alban Hristiyan kültürünü tarihten silmeye çalışmıştır (Sezgin, eraren.org).


Konfederasyon şeklinde örgütlenen Albanya’da önemli oranda Türk’ün yaşadığı ve Alban kimliğinin neredeyse 19. yüzyıla kadar var olduğunu gösteren birçok kanıt bulunmaktadır. Hayatının önemli bir bölümünü Ermeni işgali altındaki Azerbaycan topraklarındaki tarihsel ve kültürel yapıtların tetkikine sarf eden Maşedihanım Nimetova’nın “Asırların Taş Hafızaları” isimli eserinde Ermeniler tarafından tahrip edilen birçok Türk eseri ile ilgili bilgi bulunmaktadır (Aslanova, 2012: 31)


Konumuzla ilgisi olması bakımından bugün Ermeni işgalindeki Zengazur bölgesine bağlı Urud köyündeki eserler oldukça ilgi çekicidir. Köyde bulunan eserler üzerindeki kitabelerde Albanya sınırlarında bulunan Sinik’te yaşamlarını sürdüren halkın Türkleştiklerini ve İslam’ı kabul ettiklerini ve dolayısıyla Azerbaycan halkının teşekkülüne katıldıklarını göstermektedir (Aslanova, 2012: 35). Her ne kadar İslam fütuhatına kadarki süreçte Alban kabilelerinin Türkleştikleri konusunda birtakım arkeolojik bulgular mevcut olsa da yazılı kayıtlar henüz günümüze ulaşmamıştı. Bu bakımdan Urud anıtlarının keşfi ve bu anıtlar üzerindeki tasvirler bu iddialara en tutarlı kanıt olmuştur. 


Örneğin, Urud şehrindeki mezar taşlarından birinin kitabesinde Arapça şu ifadeler bulunmaktadır: “Allah, Muhammed, Ali. Uğvan (Alban) soyundan olan kethüda oğlu Ali Mürsel. Fî Ramazan sene 883.” Diğer bir mezar taşı olan Kethüda Şıh Rıza'nın oğlu Emir Mürsel’in sanduka biçimli 1478 tarihli mezar taşında ise Arapça “min evlâdi Uğvan (Alban)” sözleri kayıtlıdır. 


Benzer sözler 1578 yılından arda kalan Emir Emin'in koç heykeline benzeyen anıtının üzerinde de kayıtlıdır. Bu koç heykelinin üzerinde Arap alfabesiyle Türkçe bir kitabe kazılmıştır: “Di gel ki yarı gördüm gözü yaşlı, sözü kanlı. Allah, Muhammed, Ali. Uğvan (Alban) neslinden İftihar. Sene 986. Yoktur derdime bir çare.(Aslanova, 2012: 35-36).





3. ALBANLARIN TORUNLARI: UDİLER


1836’da Rus Çarı olan I. Nikolay sadece Alban kilisesini lağvetmekle kalmamış; ayrıca Albanları torunları olarak kabul edilen Udileri (5) geleneklerini bırakmaya da zorlamıştır. Wegge’ye göre; Udilerin kiliselerinde eski Albanların tarihi kiliselerinin izleri bulunmaktadır (Clifton vd., 2005). Bu süreçte Udilerin bir kısmının Gregoryanlaştığı bir kısmının ise Rus Ortodoks kilisesine bağlanmak zorunda kaldıkları bilinmektedir (Coene, 2010). Bu baskıdan kurtulmak isteyen Udilerin başka Hristiyan kiliselerine de bağlandığı görülmektedir.


Örneğin, Oğuz şehrinde yaşayan Udilerin bir kısmı Gürcistan’ın Oktomberi köyüne göçerek Gürcistan Ortodoks Kilisesi’ne katılmışlardır. Bugün Azerbaycan’ın Gebele şehrindeki Nic kasabasında yaşayan Udiler ise Ermeni Ortodoks Kilisesi’ne katılmışlardır. Bu süreçte Ermeni baskısından kurtulmak isteyen Nic’te yaşayan Udilerin bir kısmı soyadlarını Ermeni soyadlarına benzetmek için değiştirmişlerdir. 


Özellikle 19. yüzyılın yarısından itibaren Nic'te Ermeni Ortodoks Kilisesi papazlarının -ari, -iri, -hoi ile biten Udilerin soyadlarını Ermeniceye benzetmek için -yan ile bitecek şekilde kaydetmeleri Udilerin kimliklerini kaybetmelerinde ve sayılarının azalmasında etkili olmuştur. Bu nedenle Karabağ Savaşı sırasında Nic’teki bazı Udiler Ermeni olarak kabul edildiği için bazı sıkıntılar yaşadıkları bilinmektedir (Clifton vd., 2005).


Günümüzde sayılarının 8600’e yakın olduğu düşünülen ve neredeyse yarısının Nic’te (6) yaşadığı bilinen Udilerin (7) bir bölümü Ermeniceye benzetilen soyadlarını değiştirmeye başlamış ve Ermeni Ortodoks Kilisesi yerine Alban Kilisesi’ni yeniden kurulması ile ilgili de çalışmalar yapmaya başlamışlardır (Clifton vd., 2005).  Özellikle 2003 yılında Azerbaycan’da Alban-Udi din topluluğunun devlet tarafından tescillenmesi (azerbaijans com) Udi (Alban) kimliğinin yeniden güçlenmesini dolayısıyla Ermenilerin çeşitli halkları Gregoryanlaştırmak suretiyle coğrafi ve kültürel alanda genişlemeye yönelik stratejisine de önemli bir darbe vurulmuştur. Bu bakımdan Bakü’nün Albanların başta geçmişte zorla verilen Ermenice soyadlarının yerine kendi soyadlarını yeniden kullanmalarına olanak veren girişimleri, Alban kilisesinin devlet tarafından resmen tanınması ve Albanlara ait kültürel değerlerin korunmasına yönelik çalışmalar yapması Alban nüfusunun azalmasını engellemiştir.



SONUÇ

Ermeniler; kendisinden çok daha önce Hristiyan olan Albanların kültürel mirası üzerine inşa ettikleri ilk Hristiyan devlet oldukları miti ve Kafkasya’nın otokton halkı olmamakla birlikte kendilerinin etnik ve kültürel olarak Kafkasya’nın asıl sahipleri oldukları yönündeki propaganda ile özellikle Batılı ülkeler nezdinde “ayrıcalıklı” bir devlet haline gelmeye çalışmaktadır. Bu maksatla, Güney Kafkasya’da Albanlara ait ilk Hristiyan dini eserlerinin birçoğu Ermenilere ait mimari gelenek ile yeniden inşa edilerek sahiplenilmiştir. Ancak tüm yok etme politikalarına rağmen başta Azerbaycan’ın Seki kasabası Kiş köyünde bulunan Kafkasya’nın ilk kilisesi olmak üzere Albanlara ait birçok dini eserin varlığı bu kadim halkın Ermenilerden çok önce Hristiyanlığı kabul ettiğini ve hatta Ermeniler arasında Hristiyanlığın bilinmediği dönemlerde bile Albanların yaygın olarak Hristiyanlığı kabul ettiğini ispatlar niteliktedir. 


Ermenilerin asimilasyon politikası yalnızca Albanlarla sınırlı kalmamış; içerisinde Türklerin, Perslerin, Greklerin de olduğu Gregoryanlığı kabul etmiş her topluluk Ermeniler tarafından sahiplenilmiş ve söz konusu etnik grupların tüm kültürel ve dini mirasını da “Gregoryanlık” potasında eriterek mono milliyetçiliğe dayalı bir Ermeni kimliğini inşa edilmeye çalışılmıştır.


Bağımsızlığını kazandığı 1991’den bugüne kadar yaşadığı ekonomik sorunlarını çözemediği için nüfusu her geçen gün azalan, ekonomisi bütünüyle Rusya’ya bağımlı hale gelen Ermenistan; Yukarı Karabağ’ın işgali nedeniyle de Güney Kafkasya’da dışlanmış ve bölge için tam anlamıyla bir istikrasızlık kaynağı haline gelmiştir. Karabağ’da kendisine sadık bir Hristiyan tebaa yerleştirmek isteyen Rusya tarafından bölgeye yerleştirilen Ermeniler, bölgede yaptıkları işgal ve katliamları “Hristiyanlığın savunucusu” olma propagandası ile unutturmaya çalışmaktadır. 


Tüm tarihi gerçeklere rağmen Alban mirası üzerinden ilk Hristiyan devlet olduğu iddiasını dillendirmeye devam eden Ermenistan, Hristiyanlığı hem bölge hem de uluslararası siyasette en önemli araç olarak kullanmaya devam etmektedir. Örneğin, Eylül 2001 yılında Papa’nın  da katıldığı törenlerle Ermenistan’da Hristiyanlığın ve Apolistik Ermeni Kilisesi’nin 1700. kuruluş yıldönümünün kutlanması Ermenistan açısından bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Bununla birlikte günümüzde sözde Ermeni soykırımı kabul eden yirmiye yakın ülkenin çoğunluğunun Hristiyan çoğunluğa sahip olmasının (8) da Ermenilerin bu yöndeki politikalarında oldukça başarılı olduğunu göstermektedir.


Sonuç olarak, günümüzde mütecaviz ve saldırgan politikaları nedeniyle Güney Kafkasya’da “istikrasızlık kaynağı” olarak görülen Ermenistan, Azerbaycan topraklarının işgalinden, Türkiye ve Gürcistan’a yönelik mütecaviz tavırlara, ASALA terör örgütünün yaptığı katliamlardan, Hocalı Soykırımı’na kadar yaptığı birçok olumsuz faaliyetlerini ilk Hristiyan devlet mitinin gölgesinde ört bas etmeye çalışmaktadır. Yukarı Karabağ’ın işgalini ve hatta 1992’de Hocalı’da gerçekleştirilen “Türk Soykırımı”nı “Hristiyanların Müslümanlara karşı mücadelesi” şeklinde dini bir motifle dünyaya sunmaya çalışan Ermeniler, özellikle Hristiyan dünyasından gelebilecek tepkileri azaltmaya çalışmaktadırlar. Hocalı soykırımına bizzat katılmış Ermeni militanların daha sonra yazdıkları hatıralarında (Zori Balayan ve Daud Kheyriyan yazdıkları kitaplar gibi) bu gerçeği net olarak görmek mümkündür. 



Yrd. Doç. Dr. Esme ÖZDAŞLI
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, 
Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Y.2016, C.21, S.2, s.557-566./PDF

dipnotlar:
1) Roma İmparatorluğu ile Pontus devleti arasında M.Ö. 88’de başlayan ve uzun yılar devam eden savaşlardır.
2) Ermenice patriklik anlamında kullanılan Katolikos; Ermeni Apostolik Kilisesi’ne ait en üst düzey unvandır.
3) Dil bilimciler Ermeniceyi eski Ermenice (V-XI yy), Orta Ermenice (XI-XVII yy) ve yeni Ermenice (XVII sonrası) olarak üçe ayırmaktadırlar. Eski Ermeniceye Grabar da denilir. Bkz. (Moses, 2006: 6).
4) Ermenilerin Azerbaycan tarihine yönelik tahribatı yalnızca Albanlarla sınırlı değildir. Örneğin, işgal atındaki Şuşa mağarasının, Şuşa’nın kale duvarlarının, Azerbaycan’ın meşhur şairi Molla Penah Vagif’ın Şuşa’daki mezarının, Fuzuli’de bulunan Şah Abbas Kervansaray’ının, Kelbecer, Laçın, Kubadlı, Zengilan’daki tarihi ve kültürel öğelerin Ermeniler tarafından tamamen yok edildiğine yönelik bilgiler de bulunmaktadır (Aras, 2008:136).
5) Kafkasya’nın otokton halklarından olan Udilerin Albanların torunları olduğunu destekleyen en önemli unsur bitişimli bir dil olan Udice’nin Alban diline en yakın dil olarak kabul edilmesidir. Bkz. Moses, a.g.e., 2006, s. 5. Bu durum Hint-Avrupa dil ailesine mensup ve Kafkasya’nın yerli halkı olmayan Ermenilerin Albanların kendi ataları olduğu yönündeki tezini de bütünüyle çürütmektedir. 
6) Sayıları 8600’e yakın olduğu tahmin edilen Udilerin 4600’ü Nic’te yaşarken, diğerleri Rusya, Gürcistan gibi ülkelerde yaşamaktadırlar (Clifton vd., 2005).
7) 1989’da yapılan nüfus sayımına göre SSCB’de yaşayan Udilerin sayıları 7981 olarak tespit edilmiştir (Clifton vd., 2005)
8) Sözde Ermeni soykırımını tanıyan ülkeler arasında çoğunluğu Müslüman olan tek ülke Lübnan’dır. Ülkede düzenli olarak nüfus sayımı yapılmadığı için ülke nüfusunun dini inanışıyla ilgili net bir oran vermek mümkün değildir. Ülkenin kurucu belgesi olan 1943 tarihli Milli Mutabakat’a göre cumhurbaşkanının Hristiyan Maruniler’den seçilmesi ve sayıca az olmalarına rağmen siyasi/ekonomik anlamda güçlü olan Ermenilerin 1997’de sözde soykırımın tanınmasında etkin rol oynadıkları bilinmektedir. Net olmamakla birlikte Ermenilerin Lübnan nüfusunun %6’sına tekabül ettiği tahmin edilmektedir.


KAYNAKÇA
* “Albanians”(link) 05.12.2015.
* “Albanlar”, (link) 09.01.2016.
* ALSADT, A. L. (1992). The Azerbaijani Turks: Power and Identity under Russian Rula, Hoover Institution Press, Standford.
* ARAS, Osman Nuri (2008). “Karabağ Ekonomisi ve Karabağ Savaşı’nın Ekonomik Etkileri”, Karabağ Savaşı: Siyasi, Hukuki, Ekonomik Analiz, Der. Osman Nuri Aras, Qafqaz Üniversitesi Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Bakü.
* ASLANLI, Araz “Karabağ Sorunu Çözüme Ne Kadar Yakınız? Çatışmalardan Savaşa, Savaştan Ateşkese-2”, Türksam,(link kırık-SB)(28.12.2015).
* ASLANOVA, F. (2012). “Ermeni Tahribatına Maruz Kalan Azerbaycan Mezar Taşları”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9: 29-36.
* CLIFTON, J., CLIFTON, D. A., KIRK, P. ve LJOKJELL, R. (2005). “The Sociolinguistic Situation of the Udi in Azerbaijan”, SIL International, (link) 22.09.2015.
* COENE, F. (2010). The Caucasus: An Introduction, Routledge, New York.
* DEDEYEV, B. (2008). “Dağlık Karabağ Sorunu’nun Tarihi Arka Planına Bakış”, Karabağ Savaşı: Siyasi, Hukuki, Ekonomik Analiz, Der. Osman Nuri Aras, Qafqaz Üniversitesi Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Bakü.
* FEIGL, E. (2001). “Ermeni Milli Kilisesinin Zaferi ve Trajedisi”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 2, (link) 25.12.2015.
* KALAFAT, Y. “Gregoryan Türklerinin Stratejik Boyutu”,(link) 01.09.2015.
* “Karabağ’ın Hristiyanlık Tarihi”, (link kırık-SB) 01.02.2016.
* KÜRKÇÜOĞLU, E. (2013). “Emeviler Zamanında Ermenistan Topraklarına Yönelik İslam Fetihleri ve Ermenistan’da Arap İdari Yapısının Kurulması”, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 50: 115-142.
* MOSES, K. (2006). Alban Tarihi, Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine çeviren Yusuf Gedikli, Rusça ve İngilizce Nüshalarını Karşılaştırarak Azerbaycan Türkçesine Çeviren Ziya Bünyadov, Selenge Yayınları, İstanbul.
* "Reply by the Delegation of the Republic of Azerbaijan "to the Response of the Delegation of the Republic of Armenia to the Written Questions No. 526 and 528 by the Azerbaijani Parliamentarians Ms. Pasheyeva and Mr. Huseyinov”, Azerbaijan Foreign Policy Planning and Strategic Studies Department, (link) 11.10.2015.
* SEZGİN, M. N. (2002). “Ermeni Kültür Stratejisi ve Albanlar”, Ermeni Araştırmaları, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Sayı 5, Bahar 2002, (link) 10.09.2015.
* STUARD, J. (1994). an Ethnohistorical Dictionary of the Russian and Soviet Empires, Green Publishing Group, Westport.
* ZERDABLI, I. B. (2004). Zerdabli, The History of Azerbaijan: From Ancient Times to Present Day, Rossendale Book, London.
* Rüxsarə Quliyeva (2012). “Alban Etnosu Konusuna Dair”, TURAN-SAM, Cilt 4, Sayı 15,ss. 24-30.
* “Qədim Azərbaycan Dövleti: Albanya”, (link) 21.01.2016.






THE HISTORY BUILT ON ALBANIAN CULTURAL HERITAGE:
A RESEARCH ON THE MYTH OF ARMENIANS ARE THE "FIRST STATE" ACCEPTED CHRISTIANITY
Suleyman Demirel University, The Journal of Faculty of Economics and Administrative Sciences, Y.2016, Vol.21, No.2, pp.557-566

Albania that ruled nearly 1000 years between the B.C. 8th century and 3rd century, was a confederate state made up of 26 ethnic groups. In Albania, where native people from the Turks, the Persians and the Caucasus existed, had been built a powerful civilization via cultural elements that had these ethnic groups. The heritage of this civilization, which has an important place in terms of both the South Caucasus Christianity and the World Christianity as a result of accepting the Christianity as the state religion for the first time in A.D. 313, still maintains its existence despite the annihilation policy of Armenian Church for hundreds of years.As the allegetion of "being the first Christian state" that is a huge source of prestige for the Armenian is to be eliminated by the existence of Albania, Armenians have embarked on a brutal assimilation policy against Albanian religious and its cultural heritage and have tried to write a legendary Armenian history through Albanian heritage for centuries. But in fact; Kish chapel, which is the first church of the South Caucasus and Albanian religious works, located in Azerbaijan, much of which is occupied, invalidate the claims of the Armenians.





From a legend of the first Christian state to the strategy of occupation: Brief history of the Albanians
Baku, May 8, 2013 – Newtimes az (link)

Submitted for the competition held by "Newtimes.az” web portal on the occasion of the 95th anniversary of the declaration of the first secular and democratic republic of the Orient.

According to Greek and Roman sources, including the likes of Strabon, Ptolemeus and Plinius, Albania which meant "mountainous region” in Greek and Latin defined a space between the Caspian Sea and Georgia extending from Caucasus Mountains in the north down to the Aras River in the South.

Presumably, a region that totally conformed to the boundaries of modern Azerbaijani lands acquired the name Arran (Erran) upon the Islamic conquest and the Albanian name was largely obliterated in the wake of complete Turkic takeover of the region. Reigning for nearly 1000 years, from 3rd century BC to 8th century AD, Albanian State was comprised of ethnic groups speaking 26 different tongues and Turks were known to be among those.

Researching the history of Albanians, revealing their state, society and cultural structure throughout various periods is crucial in terms of defining international, cultural and mutual boundaries, and general ethnic-cultural picture of the South Caucasus, and their historical and cultural realities and identity. Therefore, starting with the problem of Nagorno Karabakh, it is impossible to correctly analyze confrontations in the region without researching the Albanian history.

Despite that most communities inhabiting historical Albanian lands converted to Islam in the wake of invasion during Omar’s rule, non-Muslims continued to largely inhabit mountainous areas of central and northern Azerbaijan, such as Nagorno Karabakh. This Christian community known as Albanians, gradually became Gregorian under the influence of Armenians, with churches turned into Armenian ones and literature translated into Armenian. Eventually, all attributes pertaining to the Albanian people were obliterated. Claiming the legacy of Albanians, who in fact adopted Christianity long before they did, Armenians pursued a policy of obtaining privileges from the West by appropriating a self-branded title of the "first Christian nation” of the world. One of the key evidences that vividly expose the fraud is the term "Christian Turks” used by Russian sources to describe Gregorian population of Karabakh of the time.

Ignoring Albanians and the Albanian civilization that ruled the lands inclusive of the Nagorno Karabakh, Armenians claim Nagorno Karabakh to be a part of some ancestral Armenian kingdom, and suggest that churches are the proof. Nevertheless, mere chronology may reveal that those churches belonged to one of the indigenous people of the Caucasus - Christian Albanians.

Guided by some Machiavelli approach and certain political calculations, Armenians sought to claim the legacy of Albanians. Emphasis on the thesis about the first "Christian nation” on earth, especially favored by the Armenians historians, is a strategy to obtain support from the Christian world. This support was employed to exert diplomatic and political pressure upon neighboring countries and to disguise unjust actions of the Armenians, from extermination of the Albanians to the occupation of Azerbaijani lands in the 1990s and expulsion of 1 million refugees and internally displaced persons  under the curtain of martyrdom and myth of the first Christian state.

Armenia’s policy of aggression targeting its neighbors is closely linked with historical distortion of the Armenia’s name. The name "Armenia” is known to be commonly used in history as a geographical name that defines a space from Eastern Anatolia to South Western-Caucasus, deprived of definite borders and domestic consistency.

Nation that is today called Armenians and that refers to itself as "hay”, nurturing a legend of being descendants of a father named "Hayk”, has nothing to do with historically used geographical name of Armenia. Assyrian, Median, Persian and Parthian sources as well as Anabasis of Xenophon and Geography of Strabo fail to mention "hay” or the name "Hayastan” that describes the country.

Hayk tribe, alien to the region known as Armenia and unmentioned in ancient sources, assumed the name of the region as ethnic identity and thus, tried to substantiate its historical claims. Similarly, the hayk tribe, that was subsequently to acquire the name "Armenian”, chose the strategy to purloin political, economic and cultural values of the Gregorian societies in the name of Armenians. Thus, Christianity and Gregorian etiquette connected with it became a key element of Armenian identity. In this regard, words of the Armenian historian Pasturmajiyan describing the church best reflect the role of the religion in shaping of Armenians as people: "It’s a body that serves the purpose of reincarnation of every Armenian soul”.

This mono-nationalistic policy pursued by the Armenians constitutes an obvious monument of anachronism, contradicting the Zeitgeist (spirit of the time). However, due to incomprehensive delivery of the realities to world’s Christian community and fanatic religiousness of certain Christian quarters entailed rendering of unjustified support to the Armenians. Owing to support of the Christian world founders of one thousand years long culture – Albanians were banished to the dusty shelves of history.

Conclusion

Forwarding completely detached from historical truth territorial claims against almost all its neighbors, with the exception of Iran, Armenia alleges to be the "first Christian state” while in fact having appropriated the legacy of the Albanian society that long preceded them. Thus, occupation of the Azerbaijani lands, policy of aggression against Turkey and Georgia, genocide in Khojali and massacres committed by the ASALA terrorist organization are disguised under the myth about the "first Christian state”.

Dr. Esme Ozdashli
Assistant Professor Faculty of Economic and Management Sciences
Mehmet Akif Ersoy University, Burdur/ Turkey

*Audrey L. Altsadt, The Azerbaijani Turks: Power and Identity under Russian Rule, Hoover Institution Press, Standford, 1992, s. 3.
*İslam Ansiklopedisi, Cilt 3, İstanbul, 1991, ss. 394-395.
*Frederik Coene, The Caucasus: An Introduction, Routledge, New York, 2010, s. 97.
*Yaşar Kalafat, Mahmut Niyazi Sezgin, "Ermeni Kültür Stratejisi ve Albanlar Meselesi”, 
*Bilal Dedeyev, "Dağlık Karabağ Sorunu’nun Tarihi Arka Planına Bakış”, Karabağ Savaşı: Siyasi, Hukuki, Ekonomik Analiz, Der. Osman Nuri Aras, Qafqaz Üniversitesi Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Bakü, 2008, ss. 17-18.
*Yaşar Kalafat, "Gregoryan Türklerin Stratejik Boyutu”
*Gish Temple, being the first chuch of the South Caucasus and built by Albanians in Gish village in Shaki district of Azerbaijan, frustrates the Armenain myth about the "first Christian state”.
*"Reply by the Delegation of the Republic of Azerbaijan "to the Response of the Delegation of the Republic of Armenia to the Written Questions No. 526 and 528 by the Azerbaijani Parliamentarians Ms. Pasheyeva and Mr. Huseyinov”, Azerbaijan Foreign Policy Planning and Strategic Studies Department, pp. 4-6
*Allegations of the Armenians on the establishment of the first Christian state in the year 301 are inconsistent with the historical facts. Those years coincide with the rule of the Roman emperor Diocletian, known to be a follower of radical pagan faith that waged merciless struggle against Christianity. Known to be the last ruler tyrannizing Christians, in the year 303 he issued a decree leading to comprehensive pressure upon the Christians. Meanwhile, Diocletian’s associate, Armenian Prince Tridat lived in exile in Rome due to occupation of his lands by the Sasanians and was only able to return home in 298. Apparently, it was inconceivable for a vassal Armenian prince, deprived of political independence, to proclaim Christianity as an official religion. Even "Gregory the Illuminator” was among the victims of enforcement of Diocletian’s decree by Tridat. Deemed by the Armenians the "genuine” enlightener, Gregory was imprisoned for 14 years, and was only released in 313, upon the issuing of a Milano decree by the Roman emperor Constantine I that lifted the pressure against the Christians. Taking into account that the decree is considered to be an official recognition of Christianity in the Roman Empire, the earliest adoption of Christianity in Armenia was possible in 314; it totally obliterates the thesis on Armenia being the first Christian state (see Erich Feigl, "Ermeni Milli Kilisesinin Zaferi ve Trajedisi”, Ermeni Araştırmaları, Sayı2,Haziran-Temmuz-Ağustos 2001).
*Mahmut Niyazi Sezgin, "Anadolu Türklüğünün Kayıp Halkası: Gregoryen Türkler”, 2023 Dergisi, Kasım 2005, Sayı 15, s. 68.
*Erdal İlter, "Ermenistan Adı, Menşei ve Bazı Ermeni İddiaları Üzerine”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 6, Yaz 2002, 





ilgili:

The Kipchaks gave "birth" to more than one nation, indeed. 
For instance - to the Caucasian Albania - the mysterious country about which not much is known. Unfortunately, that subject hasn't been seriously investigated. But sooner or later some of the young scientists would wonder why the symbol of the Caucasian Albania copies the tamga of the Turkic Alban family? 
That family moved to the Caucasus from Altai during the Great Nations Migration. Part of it still remains in Kazakhstan (According to the genealogical book of Alban family, they moved to the steppes of Kazakhstan 150 years before Common Era; they came from the Chuya Valley. It seems they are most ancient and respected family; it relates to the elder group of tribes. Respected (families, apparently?) kyzyl boric, konyr boric, aytbozim, segyz sary, kurman, alzhan, kystyk were among the Albans.)… And how did the Lezghins manage to know about Tengri? (Their Church worshipped Tengri until 1836 following the eastern tradition). The Udins (descendants of the Albans living in Azerbaijan) retained the spiritual culture 
of the Caucasian Albania.... Murad Adji : link