troya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
troya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Troy mu, Truva mı, Turova mı

 

- Troy mu, Troya mı, Truva mı, Turova mı yorumlamalarına cevap:
Turova'nın asıl adı Tarausia, Taruisa, Truisa.



Truisa/Tros = Tur'un Obası (eskiden kabile anlamında olan oba) /

Tarausia/ Tar Asya / Tarkan

Onun adı TUR OBA/OVA'dır, tıpkı Assuwa'nın AS OVA olması gibi. Ülkenin/Bölgenin adı da Wiluşa, yani "İllerin Ülkesi" Uluş'tur.

*

Tau = Dağ; Taurus = Boğa; Tauros = Toros;

"Boğa Ata" Oğuz = Tanrıoğlu; Tanrı = Dağ;

Tar/Tur = Tanrı


Çatalhöyük boğaları; Anatanrıça Kibele'nin aynı zamanda "Dağ Tanrıçası" olması; Boynuz = Ay;


Ay Kağan; Ay'ın yerdeki karşılığı Boğa;


"Boğaç Han" Oğuz + Gök Kızı = Bozoklar: Gün, Ay, Yıldız,

Oğuz + Yer Kızı = Üçoklar: Gök, Dağ, Deniz;


Türklerin Atası Tur - Turaç

Dağ, Boğa, Ay = Tanrı


Hazar Kağanı Yusuf'un atası "Togarma";

Togarma'nın on oğlundan biri kağanın amcası "Tauris";

Togarma Hitit kaynaklarındaki "Tegarama" (Gürün/Sivas);

Kendilerine "Teuker (Türker)" diyenlerin ülkesi olan Turova'nın adlarından biri - Tarausia, Taruisa, Truisa = Tar/Tur Yurdu ; Tar/ Tur Asya;

Turovalıların atalarından Tros - TR(-os)

Tyrrhen (Pelasg) = Turhen / Turhan / Turan;

Bozdağ Gölcük Gölü'nün eski adı "Toorhebia" = Tor/Tur (Aba/Ata)

Tursenoi, (E)Truria, Etrusci, Trusci.... Tur-uk, Tur-k, Türk


SB

İtirazı olanlar kendileri araştırabilir.


EK:

* "‘Taruisa’ kelimesi nasıl çevrilirse çevrilsin, MÖ ikinci binyıl boyunca Troad’daki tek surlarla çevrili yerleşim yeri Truva’ydı ve bu kent, bölgenin iktidar merkezi olarak işlev görmüş olmalıdır..."


* "Wiluşa bir kent adı değil, bir ülke adıdır..."



Turova'nın Hint-Avrupa (+Luvi) veya Grek kökenli olduğunu söyleyenlere:

Ah canım, "ezbere dayalı tarih" anlayışı seni ele geçirmiş; beyninin sinapslarının tekrar çalışmaya başlaması için "tarihle ilgili gelişmeleri takip et" ritüelini gerçekleştirmen gerekiyor. 😉

SB

Turova I'den bir Taşbaba/Balbal (adını Taş Savaşçı koymuşlar),

MÖ 3000-2500 😉

🔥


To those who says Troy is Indo-European (+Luwian) or Greek:

Oh dear, you've been possessed by a "history based on rote learning"; you need to perform a "keep up with developments regarding history" ritual to let the brain's synapses start working again. 😉

SB

Photo of a Stone Warrior from Troy I, 3000-2500 BC 😉



20 Aralık 2025 Cumartesi

Sarpedon

 


Ermes'in (Hermes) emriyle Lukkalı (Likya) Sarpedon'un cesedi Hypnos (Uyku) ile Thanatos (Ölüm) tarafından taşınıyor. MÖ 515

Turova’da ortak düşmana karşı göğüs gerip, Eke Tur’a (Hektor) bile “nereye gitti senin eski gücün,” diyebilecek kadar da cesur olan yiğit Sarpedon, Kurtların Ülkesi’nden geliyordu.

Karaçay-Malkar Türkçesinde parlak tüylü kurt anlamına gelen Sarpuru sözcüğünün bulunması ise ilginçti.


SB

Kaynaklar Turova ve Saka Türkleri'nde 📕


8 Aralık 2025 Pazartesi

Truva

 

Bir belgesel izledim, baştan söyleyeyim, iyi hazırlanmış ama...


* İlyada kaçırılmayı değil, savaşı anlatır.

* Savaşa çağıran Menelaos değil Aka Memnon'dur.

* İlyada'da Kral Pirim'in danışmanı Antenor Oduseus ile Menelaos'un elçi olarak gelip ağırladığından bahseder, ancak bu olay Turova kıyılarına geldiklerinde yaşanır. Çünkü Aulis'te toplanırlarken Nestor ile Palamedes gönülsüz olan Oduseus'u almaya gider. Sonra da Nestor ile Oduseus Akil'i almaya gider. Üstelik bu gidiş gelişler bir kaç gün sürmüyor. Ayrıca Akil Skyros Adası'na bırakıldığında 9 yaşındadır. Bir de Eke Tur ile Büyük Ayaz'ın dövüşmesi sonrasında Turovalılar toplanır ve oğullarını kaybeden Antenor Elene'yi verme teklifini sunar, ancak Pars tarafından red edilir ve aklını çelmiş tanrılar diyerek onu azarlar. Baba Pirim de oğluna hak verir.

* Toplanan savaşçılar Turova'ya hemen yelken açmaz. İlk önce Aulis limanında toplanırlar ki bu hazırlık 10 yıl sürer. Sonraki 8 yılı Ege Denizi'ndeki adaları ve Batı Anadolu kıyılarını yağmalayarak geçirirler. (Adı Telepinu'dan türetilen Mysia kralı Telephos'un 8 yıl sonra iyileşmesi miti). Yani kuşatma 10 yıllık değildir.

* Bulan da Schliemann değildir.

* Belgesellerde "Yunanlılar (Greek) ve Troyalılar" diye hitap edemezsiniz, çünkü o dönemde onlara "Yunan/Greek" denilmiyordu. Eğer Troyalılar diye hitap ediliyorsa karşılığında da Argoslular ya da Akhalar demeniz gerekiyor. 🙃


SB




Kaçan Helena

 

Gelin Elene Menelaos'tan kaçarken, Afrodit ile Eros da yardım ediyor. (MÖ 450-440)


Akil (Ağil) Aga Memnon'a;

“Troyalılarla savaşa gelmiş değilim ben, hiçbir şey yapmadılar, dokunmadılar bana… Tek gönlün olsun diye senin, köpek suratlı, tek Menelaos’la sen, Troyalıların sırtından ün alasınız”, diyerek yakınıyordu.


SB

Turova ve Saka Türkleri (devamında...)📕



18 Haziran 2025 Çarşamba

CASUS ARKEOLOGLAR 8 - SB

 “Bazı akademisyenler ve uygulayıcılar, kişinin kendini çevresinden soyutlayıp tamamen akademik bir çalışma yürütebileceğini savunsa da arkeolojinin sosyal ve siyasi bir boşlukta gerçekleşmediği uzun zamandır kabul edilmektedir.”

(Pantzou, 2012)



II.Dünya Savaşı Dönemi...

MacVeagh kontrol edebileceği bir istihbarat, ekibinde “kalıcı istihbarat çalışması” yapacak ve “Yunanistan’daki istihbarat operasyonlarını denetleyecek” bir OSS adamı istiyordu. Else, MacVeagh’in OSS adamı olarak Carl Blegen’i “durumu değerlendirmek ve gelişen siyasi durumun gerçeklerine dayanarak Yunanistan’daki OSS faaliyetleri için kesin bir politikaya varmak” için önerdi.

Blegen, Ocak 1942’den beri Yunanistan’a geri dönmenin yollarını arıyordu. Blegen o yılın Eylül ayında FNB’deki OSS kariyerine Meritt’i takip ederek Yunan Bölümü’ne, ardından Çeşitli Diller’e ve ardından Şansölye’ye başkanlık ederek başladı. Alison Frantz her pozisyonda onun yanında siyasi analist olarak çalıştı. İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde Meritt için yarı zamanlı dizinleme yaparken Frantz, FNB’de gönüllü okuyucularından biri olarak çalışıyordu. Daha sonra R&A’ya geçti ve ardından 1942’de Blegen’e katıldı. Shear ve Young’ın katkıda bulunduğu Yunanistan Krallığı monografisini düzenlemişlerdi. Daha sonra, 1943'te, ABD'deki önemli yabancı dil gruplarının her biri hakkında yazılacak diğer çalışmalara örnek teşkil etmesi amacıyla "ABD'deki Yabancı Uyruklu Gruplar: Yunanlılar" başlıklı bir kitap taslağı hazırladılar." (...)



Carl Blegen, "Yunanistan'da çalışmış en ünlü Amerikalı arkeologdur ve hiçbir Amerikalı Yunan Arkeolojisi üzerinde ondan daha büyük bir etki yaratmamıştır" denilerek Yunanistan'da tanıtılır. Öyle ki Blegen Turova'yı "Yunan" olarak görüyordu. Batıya doğru yönelmiş Tunç Çağı Yunanistan'ını Anadolu'ya bağlayan bir "Kraliyet Köprüsü" konumundadır, diyordu. (Engstrom, 2023/ASCSA)


Yunan Masası'nda çalışan Amerikalı arkeologlar hem kendi ülkeleri hem de evlat edindikleri "evleri" adına çalıştılar. Savaşın başındaki yardım çalışmaları ve pragmatik "filhelenizmleri" sayesinde sadece Yunanistan'daki Yunanlılarla değil, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yunan-Amerikan topluluklarıyla da bağ kurdular. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD'nin Yunanistan'la ilgili istihbarat toplama ve yönetme görevini kabul eden bu kadın ve erkekler sadece kendi işlerine ve yurtdışındaki yaşam tarzlarına devam etmeye ve ev sahibi ülkenin acı çeken sakinlerine de yardım etmeye adamışlardı.

Homeros'un Turova'sının ve Perikles'in Atina'sının antik kalıntılarını kazarken, bir gün modern Yunanistan hakkındaki bilgilerini savaş zamanında pratik kullanıma dönüştüreceklerini hayal bile edememişlerdi.

Christian Freer, 1944'ten 1946'ya kadar Yunanistan'ın her yerinden ama özellikle de Türkçe ve Yunanca'daki yetkinliğinin “en değerli olduğu” Doğu Makedonya ve Trakya'dan istihbarat toplayan Turovalı arkeolog Jerome Sperling'in çalışmalarını değerlendirdi. Freer onun performansını “üstün” ve çalışmalarını da “gerçekten olağanüstü” olarak değerlendirdi. Freer'in istisnai olarak nitelendirdiği özelliklerin çoğu iyi bir saha arkeoloğunun sahip olması gereken özelliklerdi.

Savaş sonrası dönemde arkeologlar araştırma yaptıkları ülkelere geri dönerken, savaşta yaptıkları çalışmalar tartışılmadı. Soğuk Savaş döneminde CIA'in saldırganlığı arttıkça, istihbarat çalışmaları genel olarak güvensizlik duyulan bir şey haline geldi ve arkeologların savaş sırasında yaptıkları “gizli” ve "efsane" konusu oldu. (...)


Allen'in kitabından çeviri ve ek bilgiler SB



* Carl Blegen (1887-1971); Arkeolog. Casus.

Profesör, Yale ve Cincinati Üni. ASCSA (Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu Atina). 1932-1938 TUROVA KAZISI. ABD Atina Büyükelçiliği Kültür Ataşesi. "Turovalı" Blegen'in Dışişleri Bakanlığı yetkisi P-7 idi. Yunanistan'a Fulbright eğitim sistemini getiren Carl Blegen, Sperling, Dorothy Cox, Marion Rawson ve John Caskey ile birlikte Turova'da çalıştı. Türk arkeologlarından Hamit Zübeyir Koşay, İstanbul Arkeoloji Müze müdürü Aziz Oğan ve komisyon üyesi Remzi Oğuz Arık 1935-1936 döneminde Blegen'e eşlik etti. Blegen'in bir "Philoi (Arkadaş)" olmasından dolayı adına ASCSA'da bir kütüphane kuruldu.

"Ben Blegen, Troyayı Kazmaktan Geliyorum" Sergisi/Troya Müzesi, 2024







* Christian Freer; ABD Ordusu İstihbaratı (G2) Kahire; Yunan Masası Kahire'nin vekil başkanı; OSS Atina'nın icra memuru; 1945-1946 OSS Atina Şefi.

* Rodney S. Young (1907-1974); Arkeolog. Casus (detayı 1. bölümde).

* Jerome L. "Jerry" Sperling (1908-1997); Arkeolog. Casus (detayı 1. bölümde).

* Benjamin Dean Meritt (1899-1989); Arkeolog, Casus (detayı 2.bölümde).

* Alison Frantz (1903-1995); Arkeolog. Casus (detayı 4.bölümde).

* T. Leslie Shear (1880-1945); Arkeolog. Casus (detayı 4.bölümde).

* Lincoln MacVeagh (1890-1972); Arkeolog. Casus. Diplomat (detayı 4.bölümde).

* COI = Coordinator of Information, predecessor of OSS = Bilgi Koordinatörü, OSS'nin öncülü.

* OSS = Office of Strategic Services = Stratejik Hizmetler Ofisi, CIA öncülü.

* FNB = COI and OSS Foreign Nationalities Branch = COI ve OSS için Yabancı Uyruklular Şubesi



* 1- Fulbright Antlaşması; 1949'da ABD ile imzalanan bu antlaşma Milli Eğitim Sistemimiz ile çelişir. Komisyon 4 Türk ve 4 Amerikalı eğitimci üyeden oluşurken ABD Ankara Büyükelçisi başkandır. Yani başkan CIA'dır. Önce OSS arkeologları geldi, kazıp yorumladılar ki hâlâ o "taraflı bilinçle" devam ediyorlar. Şimdi de CIA eğitimcileri geleceğimizi şekillendiriyor, tarihimiz hakkında karar veriyor. Bu sistemde çalışanların bütün masraflarını da Türkiye karşılıyor. Kendi kendimizi baltalıyoruz! Eğitimimizin millilik özelliği yok edildi. Dayatılan Fulbright eğitim programıyla çocuklarımızı tarihimizden, kültürümüzden uzaklaştırıyoruz, değerlerimizden koparıyoruz. Sömürge eğitim üzerinden ilerliyor, ayrıca FETÖ gibi tarikatlar eğitimin içine sokuldu. Bu antlaşma iptal edilmeli !




* 2- : MÖ 6.yy'da bile her şeyi Greklere atfetmek sorgulanıyordu;

"Side ahalisinin mutlak surette Yunanlılara irca temayülünü göstermesinin [*Arrianus'un (MS 2.yy ) halkı Yunanlılara meyletmesi], buna mukabil ondan daha eski olan Hekataios'un [MÖ 5.yy] kaydında böyle bir husustan hiç bahsedilmemiş bulunmasının sebebi âşikardır.... Bilhassa Büyük İskender [MÖ 4.yy] devrinde "Panhellenismus"un yayıldığının hatırdan çıkarılmaması gerektiğini de düşünmek lâzımdır. Bu "Panhellenismus"un Arrianus tarafından verilen malûmata tesir etmemesi vârid olamaz [*Panhellizm (=Hellen seviciliği) Arrianus'u etkilemiştir]... Hekataios... "bu kitapta bulunan her şeyi - doğru addettiğim gibi - böylece kaydediyorum; çünkü Yunanlıların ananeleri birbirini nakzetmekte [birbirini bozması, çelişkili] olup bana da gülünç görünmektedir" ... Her şeyi Yunanlılar'a irca etme [vermek] teşebbüsünün daha MÖ 6.yy'da şüphe ile karşılanmış bulunduğunu da söyleyebilmekte idi. Hele bilhassa Küçük Asya'da her şeyi Yunanlılara götürme gibi hatalı bir tarih ircaına karşı yaptığımı tenkitte haklı olmamız gerektir..." - Bossert, 1950



* 3- Siyasi gözle bakan Arkeologlar;

Nemrut Dağı'nda kazılar yapan arkeolog Theresa B. Goell'ün biyografisini yazan Sanders & Gill (2004), Kıbrıs'ın Türkler tarafından işgali (!) yüzünden Theresa'nın gezisi aksadı, demekte! Arkeologların biyografisi yazılırken bile "işgal" sözü kullanılmakta! Oysa Türkiye bir garantör ülke olarak diplomatik yolları denemiş, bir sonuç alamamış ve Kıbrıs Türkleri'nin kıyımına son vermek için "kurtarma" amaçlı ki adından da belli, Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlatmıştı.






17 Haziran 2024 Pazartesi

Kız Öldün Tepesi

 

Kız Öldün Tepesi = Ölüg Ene Tepesi

2800 yıldır Türkçe olarak anılan yer

Lahit Troya Müzesi/Çanakkale'de sergileniyor


Güzelliği ile Akil’in gönlünü çalan Pölüksene, Kral Pirim ile Ece Aba’nın en küçük kızıdır. Ancak ne İlyada ne de Odisey destanlarında Pölüksene’nin adı geçmez. Gerçek şu ki, aslında bu prensesin adı Pölüksene bile değildir. Hatta belki de Kral Pirim ile Ece Aba’yla da ilgisi yoktur.

Pölüksene’deki –sena/sene hecesi Sumercedeki defin ağıdı anlamındaki Ersemma sözünün ikinci hecesiyle sesteş. Ancak Polyxena’nın okunuşu Polüksene, yani Polük-ene olarak geçmekte. Bu da bize Poluk/Pölük sözünün Türkçede ‘ağıt yakılan, dua edilen yer’ ya da ‘ölmüş, cenaze’ anlamında olan ölüg/ölük sözünden oluşturulduğunu gösterir ki Sumercedeki anlamı da aynıdır. Hatta Pölüksene’nin adı ölümüyle ilgili anlatılan söylenceyle de uyuşmaktadır. Türkçe konuşan yöre halkı ölen bir gençkızın arkasından ağıt yaktıkları yere Ölüg Ene demiş. Ancak Yunanca konuşanlar bu sözcüğün anlamını bilmeden özel bir ad sanarak eserlerinde Polyxena’yı kullanmış.

Pölüksene’nin öldürülmesini ilk kez MÖ.8.yy’da ‘Homer’in öğrencisi’ dedikleri Miletoslu Arktinos’un “İliou’nun Yıkımı” adlı eserinden okuruz. Arktinos’a göre Akhalar şehri ateşe verirken Neoptolemos Pölüksene’yi Akil’in mezarı başında kurban eder. Sebebi ise evlilik vaadiyle Akil’in tuzağa düşürülüp Pars tarafından Apollon tapınağında öldürülmesidir ki bunu Dares’in eserinden de okuruz. Pölüksene’nin söylencesini daha sonra ilavelerle zenginleştirip anlatanlar sırasıyla, MÖ 6.yy’ın şairi İbukus ile MÖ 5.yy’ın şairleri Sophokles ve Euripides’tir. Yani kurban hikâyesinin anlatımı genellikle MÖ 6.yy’dan sonra görülür. Dönemin sanatçıları da bu sahneyi sanat eserlerinde işlemişlerdir.

“Oğuz Kağan Destanı’nda ‘Gök Tengrige men ötedüm’ cümlesinden de Tanrı’ya borcu ödemek anlamında” ve “Ötüklük kişi > hakandan dileği olan kimse”, anlamına da geliyorsa, (Akil/Ağil'in oğlu) Neoptelomos hakanı olarak gördüğü Aka Memnon’dan Akil’in ölümüne karşın Pölüksene’nin canını istemesi onu Ötüklük kişi yapar. Böylece tanrıya olan borcunu Pölüksene’nin canıyla öder. Her iki şekilde de Pölüksene sözünde ölüg-ene ve ölüg sema’yı hem sesteş, hem de anlamdaş olarak ölüm ile yakarılan yeri görürüz.

1994 yılında Biga’nın Gümüşçay beldesinin Kızöldün Tepesi’nde MÖ 520-500 arasına tarihlendirilen çok iyi korunmuş bir lahit çıkarıldı. Üzerindeki betimlemelerden dolayı da Pölüksene Lahti olarak adlandırıldı. Lahitin tarihi ise Miletoslu Arktinos ile İbukus’tan sonraya denk geliyordu. Demek ki bu söylence daha çok Batı Anadolu’da anlatılmaktaydı ki anakara Yunanistan’da yapılan hiçbir sanat eserinde görülmüyordu. Kurban sahnesinin betimlendiği bu lahit en eski örnek olarak kabul ediliyor ve doğu etkisiyle yapılmış 'Bir Anadolu Eseri' adını alıyordu.

İşin ilginç yanı ise lahit bulunmadan önce de yöre halkının atalarından duydukları şekilde bu alana 'Kızöldün Tepesi' demesiydi. İşte bu tesadüflerden de öte bir şeydi. Çünkü orası gerçekten de bir 'Ölüg Ene Tepesi’ydi ve Miletoslu Arktinos’la başlarsak 2800 yıldır aynı şekilde, yani Türkçe olarak anılıyordu.


SB

Kaynaklar "Turova ve Saka Türkleri"nde 📕

NOT: Ölüg-Ene/Pölüksene ile ilgili alıntı yaparken kitabımın adını lütfen belirtiniz.


Başka bir "Pölüksene" Lahti


Akil/Ağil (Akhilleus) ile Ölügene (Polyxene)'nin hikayesini anlatan lahit, MS 250. Ünlü Afyon-Dokimeion (İsçehisar) mermerinden yapılmış.

17. yüzyılın sonlarında veya 18. yüzyılın başlarında Napoli Körfezi'nde bir yerde bulunmuş ve daha sonra satışıyla taşınmasını kolaylaştırmak için parçalara ayrılmış. Alba Hanedanı'ndan V. Philip tarafından satın alınan mevcut bölümleri Prado Müzesi'ndeyken (Madrid), küçük bir parçası da Louvre Müzesi'nde (Paris) korunmakta.

Prado müzesindeki lahit sahneleri:

- Akhalar ve Turovalılar arasındaki barış mühürlenir. Akil ile Kral Pirim'in kızı Pölüksene'nin evlenmesine izin verilir. Parçanın solunda birkaç Akha savaşçısı konik başlıklı Odysseus'u kurban edilecek buzağı ile takip eder. Elinde kılıcıyla (kral-rahip) Aka Memnon onları karşılar. Parçanın sağında Saka başlıkları ve pantalonlarıyla "atı ehlileştiren" lakaplarıyla Turovalılar  bir at ile beklemekte.


- Düğün trajediye dönüşür, elinde yayıyla betimlenen Pars anlaşmaları hiçe sayarak Akil'i topuğundan okuyla vurur.

Kahramanlarının ölümüne öfkelenen Akhalar intikam ister ve iki ordu savaş pozisyonuna geçer.


- Akil'in oğlu Neoptolemos, talihsiz Pölüksene'yi ölenin onuruna kurban etmek üzere götürür.


Louvre'daki parça, Saka/İskit-Türk başlığı ile bir Turovalı


📕

ENG.

Dead Girl Hill = Olug Ene Hill

For 2800 years, the place has been called in Turkish


Pölüksene, who stole Achilles (Akil)'s heart with her beauty, is the youngest daughter of King Pirim (Priamos) and Ece Aba (Hecuba). However, Pölüksene is not mentioned in either the Iliad or Odyssey epics. In fact, the name of this princess is not even Polyxena (Pölüksene). Perhaps she was not even related to King Pirim (Priamos) and Ece Aba (Hecuba).

The syllable -sena/sene in Polyxena (Pölüksene) is homophonous with the second syllable of the Sumerian word Ersemma, meaning "burial lament". However, the pronunciation of Polyxena is Polüksene, i.e. Polük-ene. This shows us that the word Poluk/Pölük was formed from the Turkish word ölüg/ölük, which means 'place of lamentation and prayer' or 'dead, funeral', which is also the same meaning in Sumerian. In fact, the name of Polyxena (Pölüksene) is also in line with the legend about her death. Turkish-speaking locals called the place where they lamented the death of a young girl as "Olug Ene". However, Greek speakers did not know the meaning of this word and used "Polyxena" in their works, thinking that it was a special name (onomastics). [in Turkish b/p can change and olsa used at the begining; for example - er-bolmak = er-olmak (man/soldier-to be (to be soldier)]

The first time we read about the murder of Polyxena (Pölüksene) is in the 8th century BC in the work titled "The Destruction of Iliou" by Arktinos of Miletus, who is called 'Homer's student'. According to Arktinos, while the Achaeans set the city on fire, Neoptolemos sacrifices Polyxena (Pölüksene) at the grave of Achilles. The reason is that Achilles (Akil) was trapped with the promise of marriage and killed by Paris (Pars) in the temple of Apollo, which we also read in Dares' work. Polyxena (Pölüksene)'s myth was later enriched with additions and told by the 6th century BC poet Ibukus and the 5th century BC poets Sophocles and Euripides, respectively. In other words, the narration of the sacrifice story is generally seen after the 6th century BC. The artists of the period also depicted this scene in their works of art.

"If the phrase 'Gök Tengrige men ötedüm' in the Oghuz Kagan Epic also means "to pay a debt to God" and "Ötüklük person > one who has a wish from the sovereign", then Neoptelomos (son of Achilles = Akil/Ağil) asking for the life of Polyxena (Pölüksene) from Agamemnon (Aka Memnon), whom he sees as the sovereign of Aka Memnon, despite Achilles (Akil)'s death, makes him an Ötüklük person. Thus, he pays his debt to the god with Polyxena (Pölüksene)'s life. Either way, in the word "Pölüksene" we see ölüg-ene and "ölüg sema" as both homophones and synonyms for "death" and the "place of supplication".

In 1994, a very well preserved sarcophagus dating between 520-500 BC was unearthed on "Kızöldün Hill" in Gümüşçay, town of Biga. It was named "Polyxena (Pölüksene) Sarcophagus" because of the depictions on it. The date of the sarcophagus was after Arktinos of Miletus and Ibukus. This means that this myth was mostly told in western Anatolia, which is not seen in any artwork made in mainland Greece. This sarcophagus depicting the sacrificial scene is considered to be the oldest example and was labelled as 'An Anatolian Work' with an eastern influence. (It is in Troy Museum-Çanakkale/Türkiye)

The interesting thing was that before the sarcophagus was found, the local people called this area 'Kızöldün Hill' as they had heard from their ancestors. This was more than coincidence. Because it was indeed an 'Ölüg Ene Tepesi(Hill)' and had been called in the same way, in Turkish, for 2800 years, starting with Arktinos of Miletus.

öl = die ; öltür/öldür = kill ; ölmüş = he/she is dead ; ölüg = funeral, corpse



SB

PS. Pirim (Priamos), Ece Aba (H'ecuba), Pars (Paris), Akil/Ağil (Achilles) and Aka in Agamemnon are also Turkish of etymology/origin. With the sources in my book (in Turkish).


Turks and Turkish in Türkiye (ancient Asia Minor) in BC times...

It's a fact !



Schliemann

 "ABD Vatandaşı" Schliemann ve 178 adet Turova Buluntusu;

1893 yılında Madam Schliemann eşinin ölümünden önce, evlat edinildiği ülkesini hatırladığını ve ona duyduğu saygının bir göstergesi olarak, ABD'ye verilmesi gerektiğini belirttiği objelerden oluşan bir koleksiyonu ABD Ulusal Müzesi'ne teslim eder. Bir Amerikan vatandaşı olduğunu hiçbir zaman unutmayan "Schliemann" ölüme hazırlanırken, bahsi geçen şekilde teşekkürlerini sunar. Koleksiyonun tamamı antik Turova'dan tam 178 objeden oluşuyor. Bu koleksiyon Tarih Öncesi Antropoloji Bölümü'nde bulunmakta. Bu koleksiyonun içinde yüzünde üç adet gamalı haçı olan bir ağırşak bulunmakta (şekil 71). Turova IV'e ait olan bu ağırşak 13,1/2 feet (4 metre) derinlikte bulunmuş.

Kaynak: Thomas Wilson, 1896 (Küratör, Tarih Öncesi Antropoloji Bölümü, ABD Ulusal Müzesi).


NOT: Schliemann'ın yurtdışına kaç parça eser kaçırdığı tam olarak bilinmemekle birlikte, yukarıdaki metinde 178 parçanın ABD'ye götürüldüğü ve "hibe" edildiği ortadadır. Bu 178 parçanın (Turova IV - fig.71 ve 126 dışında) ne olduğunu maalesef bilmiyoruz. - SB



"US Citizen" Schliemann and 178 Troy Finds;

In 1893, before her husband's death, Madame Schliemann delivered to the US National Museum a collection of objects that she stated should be given to the USA as a sign of her respect and remembrance of her adopted country. "Schliemann", who never forgot that he was an American citizen, expressed his thanks in the aforementioned manner as he prepared to die. The entire collection consists of 178 objects from ancient Troy. This collection is housed in the Department of Prehistoric Anthropology. The collection includes a spindle whorl with three swastikas on its face (fig. 71). This spindle whorl from Troy IV was found at a depth of 13.1/2 feet (4 metres).

Source: Thomas Wilson, 1896 (Curator, Department of Prehistoric Anthropology, U.S. National Museum)


NOTE: Although it is not known exactly how many artefacts Schliemann smuggled abroad, it is clear from the text above that 178 pieces were taken to the USA and "donated". Unfortunately, we do not know what happened to these 178 pieces (except Troy IV - fig.71 and 126). - SB





12 Mart 2024 Salı

Turova Savaşından Bir Sahne

 

Turova Savaşı'ndan bir sahne, der arkeologlar, ancak detay vermezler.

Endişeli baba ve annenin Kral Pirim ile Eke/Ece Aba, savaşa hazırlanan kişinin de Baş Komutan Eke Tur (Hektor) olma ihtimali var. 

Eke Tur'a bacak zırhları (dizçekler) takılmakta. Olba/Silifke, MS 2.yy

Olba'nın "Yeğen" Türker (Teucer)'in soyundan gelenler tarafından kurulduğu söylenir.


Truva Savaşı'ndan benzer bir sahneyi bu duvar perdeliğinde de görüyoruz, 1470-90 / Tournai (Metropolitan Müzesi)
Eke Tur savaş meydanına inmek için hazırlanırken endişelenler (dönememe ihtimaline karşı veda edenler);
Babası ve annesi, eşi Andromake ve çocukları, kızkardeşi ve gelinleri Elene.



OKÇU

Beyaz keçeden başlığı, Grek tarzı tuniği ve bacaklarındaki zırhı ile bir İskit-Türk Okçusu

(Attik, MÖ 550-540, Metropolitan müzesi)


ZIRHLAR

Özel bir kolleksiyonun parçası olan bacak zırhları İskit-Türklerine ait. Bulunduğu yer tam olarak belirtilmemiş olsa da

"Sibirya"da bulunduğu söylenir ki çok geniş bir coğrafya.

Bu alplerimiz Demir Kurtlar olarak anılıyordu. (MÖ 7.-5. yy)


SB

1 Ocak 2024 Pazartesi

Kitap



"Medeniyet dediğin tek dişi kalmış bir canavar var karşımızda ve korkmaya başladılar.
Ama sen Korkma, çünkü çok derin ve çok zengin bir tarihin parçasısın ve
sana ait olanı da geri alıyorsun."


Sözlü destan geleneğinden gelen İlyada ile Odysseia baz alınarak "milâttan önce Türkiye'de Türk ve Türkçe yoktu" yalanına cevap arayan elinizdeki bu eser bilim dünyası da dahil bazılarını rahatsız edecektir. Ancak "dayatılan" öğretilerden ve önyargılardan kurtulmalı ve sorgulamalıyız. Çünkü dikkatli bir araştırmayla bu iki söylence/destanda Saka Türklerinin birebir etkisi görüldüğü gibi Türkçe sözcüklerle de karşılaşırız. Örneğin, Eke Tur (Ektur / Hektor), Eke Aba (Ekuba / Hekuba), Pirim (Priamos), Ölüg Ene (Polyksene), Korkut (Gorgütyon / Gorgythion), Doruk (Dorüklos / Doryklos) ve Oğuz (Ogyges / Ochus) gibi özel adlarla uğur (augur) ve bediz (beuvdos) gibi sözcükler öz Türkçedir. Öyle ki Kabar (Kabeiri / Kabeiroi) gibi Türk boylarının varlığından da bahsedebiliriz. Antik dünyanın edebiyat tarihine öncülük eden İlyada ile Odysseia sadece Grek dünyasını değil Türk dünyasını da anlatır. Acaba bu iki destan Türklere mi aittir, yoksa birebir ödünçlenmeyle birlikte Grek söylencelerinin derlenip yazıya geçirilmiş hali midir? Asıl açıklağa kavuşması gereken de budur. Ne de olsa İlyada Saka Türkleri Anadolu'da yaşarken sözlü olarak anlatılmış ve ancak MÖ 6.yy'da yazıya geçirilmiştir.

Eserde mitoloji, söylence, coğrafya, filoloji ve tarih üzerine birçok veriyle karşılaşacaksınız. Öyle ki eser sadece Turovalıları değil, çok daha fazlasını sunmakta ve sorgulamaya teşvik etmektedir. Kral Çıplak'tır.



Yazmaya teşvik eden, uzak ve yakın diyarlardan kaynak sağlayan ve yol gösteren, annem ile babama, eşime, oğullarıma, arkadaşlarıma ve büyüklerime, Teşekkür Ederim, Sağolun.

Yayın sürecinde emeği olanlar da dahil, Altınordu Yayınlarından Murat bey ile Turgay Tüfekçioğlu'na da yardımları için Teşekkür Ederim.

Tarihimize birazcık da olsa katkımız olduysa ne mutlu bana.

Sevgiler, Saygılar.

SB


Turovalı prensesimize Polyksena/Polyxene dedik hep...
Ama, bu onun adı değildi...







Yeni Yıl Hediyem
Sağlık, başarı ve mutlu bir yıl dilerim.


3 Aralık 2023 Pazar

İskitler ve Torques

 "Trinacrialı, Troyalı delikanlılar beğençle, sevgiyle bakarlar. Başlarında başlıklar süslü kıvrak yapraklarla çiçeklerle, ellerinde demir temrenli kızılcıktan ikişer kargı, kiminin omzunda parlak oklu, kiminin boynundan dolanan, göğsüne sarkan, yumuşak altın takılar." (Vergili 5.558-560)

İskit Türkleri arasında asil soydan erkek ve kadınlar tarafından takılan "Tork"lar (kolyeler). Bazıları pürüzsüz yüzeye sahip iken, bazıları burmalı veya hayvan bezemeli.

Kuloba, MÖ 4.yy , Atlı Tork

"Torques (Torkes)'i önce İskitler ve Keltler, daha sonra da Roma askerleri onursal unvan olarak takardı... Büyük, altından, genelde değerli renkli taşlı bir pandantifle süslenmiş yuvarlak yekpare, boyunduruk tarzı bir boyun süsü olan torques (latince) veya maniakion (yunanca) Doğu Roma'da askeri bir rütbe işaretidir." [Brigitte Pitarkis - İmparatorluğun Mücevherleri ve Konstantinopolis'in Kuyumcuları (4.-7.yüzyıllar)]


Gaimanova Mogila Kurganı, kupadan detay


Chertomlyk Kurganı, MÖ 4.yy, Parslı Tork


İskit Taşbaba




* Köken için "from Latin torques "collar of twisted metal," from torquere", diyerek görüntüsüne göre anlamdırıp latinceye bağlamışlar. Oysa... Tork 😉 Türk demekti. O dönemde sadece İskit Türkleri taktığı için bu takıları da Tork olarak adlandırmışlardı..

Ah şu dilciler....


Doğu Roma dönemi...

Asker, Aziz iki Suriyeli Sergius ile Bacchus (*)

Roma imparatoru Galeirus Maximianus'un (**258-311) ordusunda üst düzey iki subay. Pagan ayinlerine katılmadıkları ve Hristiyan oldukları ortaya çıkınca öldürüldüler ve daha sonra da aziz ilan edildiler. Doğu Roma'da ordunun koruyucuları olarak görülen bu iki aziz-asker adına İmparator Justinianus İstanbul'daki Küçük Ayasofya'yı (536) onlara adadı.


"Ravenna'daki San Vitale panosundaki imparator Justinianos'a eşlik eden ileri gelenler kendi onursal simgeleri ile süslenmişlerdir. İstanbul hipodrumunda I.Theodosius dikilitaş (obelisk) kaidesindeki kabartmalarda imparatoru çevreleyen muhafızların boynunda görülen torquesler gibi. Ancak dikilitaş kabartmalarda Ravenna mozaiğinden farklı olarak ortada yaprak (veya kalp) şeklinde bir pandantif sarkar. "  [Brigitte Pitarkis - İmparatorluğun Mücevherleri ve Konstantinopolis'in Kuyumcuları (4.-7.yüzyıllar)]


(*) Bölgenin etnik yapısına göre İskit kökenli olabilirler, çünkü Sergius'un adı Türkçe Sercan iken Bakşi'den türetilen Bacchus da Türkçedir. Burkan'ın (Buda) din adamlarına Bakşi denilirdi.

(**) Galerius Valerius Maximianus'un kökeni Alan-İskit Türklerine dayanır. Babası Trakyalı, annesi ise Dacialı olarak verilir.


SB



31 Ocak 2022 Pazartesi

Turovalı Helene ve Türkçe Kökenli ‘Helene’

 

Turovalı Helene ve Türkçe Kökenli ‘Helene’

Helene of Troy and the Turkish Etymology of ‘Helene’

Semra BAYRAKTAR

Özet:

5500 yıllık bir tarihi olan Turova, Anadolu’nun en çok tanınmış antik kentlerinden biridir. İlyada ile Odysseia destanlarının dünya çapında okunmasıyla öne çıkan Turova antik kenti ne yazık ki bir Grek kenti olarak tanınır. Oysa eski kazı başkanı Prof. Manfred Korfmann’ın da dediği gibi Turovalılar Grek kökenli değildi. Evet, Anadolu’nun yerlisiydiler ve doğudan gelmişlerdi.  MÖ 8.yy’da yaşadığı düşünülen ozan Homer’in anlatıları MÖ 6.yy’da yazıya geçirilir. MÖ.8.yy ila 6.yy Anadolu’sunda yerleşik Kimmer ve Saka/İskit Türkleri bulunmaktadır.  Böylece ‘İlyada Dönemi’ olarak da kabul edilen bu 200 yüzyıllık dönemin Anadolusunda Türkçe konuşuluyordu diyebiliriz. Bu durumda karşımıza şu sorular çıkmaktadır; Bugün Batılılarca özel ad olarak kullanılan ‘Helene/Elene/Eleni’ Türkçe miydi? Yunanlılar ne zaman ulus adı olarak kabul ettikleri ‘Hellenler’i kullanmaya başlamıştı? Genellikle ‘Turovalı Helen’ olarak anılan Helene gerçekten de kaçırılmış mıydı? Turova Savaşı 10 yıl mı sürmüştü? İlyada’da Türkçe kökenli başka adlar da var mıydı? Bu çalışmayla bu sorulara yanıt arayacağız.


Bu sunumum Ön Türk Akademisi Youtube Kanalında ( link, 7 Ocak 2022 )


Birbirlerine doğru yürüyüp yakınlaşınca,
Çıktı tanrı yüzlü Aleksandros Troyalıların en önüne,
Omuzlarında bir pars derisi, kıvrık yayı, kılıcı,
Ucu tunçtan iki kargısını sallayarak,
Zorlu savaşta çağırdı karşısına, cenge,
Argosluların en yiğitlerini.
İlyada 3:15

Görsel... mi?
Pars (Aleksander) mı? Sanki onu tarif ediyor... 😉
Pazırık no.5, Duvar Keçesi, Hermitage Müzesi / St. Petersburg:


Okumak için link


Evet, İlyada'da Türkler ve Türkçe var,

Odyssey destanı ise birebir Dede Korkut hikayelerinden oluşturulmuştur.

SB


12 Temmuz 2021 Pazartesi

Atalanta'dan Telephos'a

 

ATALANTA, (Atalante) Arkadya (ya da Boiotia) bölgesinde ERTEMİ'yi (Artemis) simgeleyen bir avcı kızdır. ARKAS'ın torunu LYKURGOS'un (Lykos=Kurt) oğlu olan babası YASOS (İasos) bir erkek çocuğu olsun istermiş, ancak kızı olunca Atalanta'yı dağa ölsün diye bırakmış. DİŞİ BİR AYININ emzirmesiyle büyüyen Atalanta, daha sonra avcılar tarafından bulunarak yaman bir avcı olarak yetiştirilmiş. Hatta koşuda da kimse onu geçemezmiş. Evlenmek istemediği için de taliplerini kendisiyle koşuda yarışmaya zorlar, hepsini geçer sonra da kargısıyla öldürürmüş. 


DEDE LYKURGOS Spartalıların kurucusu ve Yasa Koyucu'sudur [MÖ.900-800, ancak Miletli Thales'le (MÖ 624-MÖ 546) de arkadaş olduğu söylenir. Mitolojik hikayelerin birçoğu ödünçlenme, öykünme ve uydurma olduğu için tarih uyuşmazlıklarıyla sıkça karşılaşırız.]. Spartalılarda kadın-erkek eşitliğini savunur ve ona göre yasalar koyar. Böylece Spartalı kadınlar da askeri eğitimden geçer, spor faaliyetlerinde bulunur. Hatta evlenecekleri erkeğin kendilerini güreş dahil spor yarışmalarında yenmelerini isterler. Oysa Lykurgos, Turovalıların müttefiki ERPATALARIN (Amazon) destanlarından etkilenip bu yasaları getirmişti.


Atalanta ile Peleus, Pelias'ın cenaze oyunlarında güreşirken. MÖ.500–490


BANU ÇİÇEK, KAHKALARLA GÜLDÜĞÜNÜ DUYUYORUM ;)

Grek kültüründe "güçlü, savaşçı kadınlar" yokken,

eksik kalmasınlar diye kendilerine bir tane uydurmuşlar.


Peki Peleus kimdi?


PELEUS, TELAMON'un kardeşi ve AKHİLLEUS'un (Aşil) da babasıydı. Salamis Kralı TELAMON ise TUROVA Kralı PİRİM'in (Priamos) kızkardeşi ESİN ENE'yi (Hesione) Turova'ya yapılan ilk saldırıda savaş ganimeti olarak alıp götüren kişiydi ve ondan olma oğlu YEĞEN TÜRKER'in (Teucer) de babasıydı. Turovalıların atalarının adı da TÜRKER'dir ve ona saygıdan dolayı (ATA KÜLTÜ) kendilerini her zaman TÜRKER olarak adlandırmışlardır.


YEĞEN TÜRKER her zaman bir ASYALI olarak görülmüş ve betimlemelere de yansıtılmıştı. Turova Savaşı'nda Akhaların tarafında yer alan ve de OKÇULUĞUYLA da ün salan Yeğen TÜRKER kıyafetleri ve sadağıyla İSKİT/SAK TÜRKLERİ gibi betimleniyordu. YAYI ise TÜRK TİPİ YAY'ıydı.



Görsel İlyada'dan; Babadan kardeşi olan BÜYÜK AYAZ (Ajax) kalkanıyla YEĞEN TÜRKER'İ

TUROVA TEGİN'i EKE TUR'UN attığı kayalara karşı korumakta.

Ancak Eke Tur yine de kuzeni Yeğen Türker'i yaralamayı başarır.



Gelelim Akhilleus'a

Akhilleus'in doğum adı Ligyron'dur.The
Adı; Akhilles ya da Aşil değil Ağilefs olarak okunur. Adını Kimmer Kheiron verdiyse adı neycedir?
AĞ = AK Türkçedir / Ağ İl / Achilleus'teki -eus eki de Grekçe değil, Anadoluludur.

Barbar dedikleri Kimmer 'Kentaur'lardan eğitim alan 'Grek Kahramanları' (!)







Kimmer Türkleri, Tengri tamgasıyla Taşbaba - Ukrayna




ATATÜRK ATALARIYLA...

Ankara da 20 adet kurgan vardı. Bunlardan üçü Rasattepe'deydi ve Kimmerler Türklerine ait. Atatürk Orman Çiftliğinde ise küçük bir kurgan daha var ve incelemeler sonucu atlı gömü-kremasyon olduğu ortaya çıktı . O da Kimmer Türklerine ait.
Kimmerler Antandros'a, Efes'e, Kapadokya'ya hükmetti, kurganlar bıraktı.
Bin Tepeler Kurganlarının araştırılmaması düşündürücüdür...
Efes'e kadar gelen L/Tugdamme bugünün Toktamış'ıdır ...



Tarihçi Hekataios'a (MÖ 6.yy) göre adı Etrüskçe AİTHALİA (AYTİLLA) olan Elba'da Etrüskler Demir çıkarıp işlerdi.

Turova Kralı PİRİM'in kızkardeşinin adı da AYTİLLA'ydı ve Mysia Kralı TELEPHOS (ki adı Yerli Hattilere dayanır, Tarım Tanrısı TELEPİNU) ile evliydi.


Demirci Ustaları Etrüskler
TURCCİ = EGE HAVZASININ YERLİLERİ PELASGLAR=TURHENLER=TURANLAR


Savaştan önce Mysia kıyılarına gelen Akha ordusuyla savaşan Telephos Akhilleus tarafından yaralanır. Aradan 8 YIL geçmesine rağmen yarası iyileşmez. Kehanete göre ancak Akhilleus iyileştirebilecektir. Aulis Adası'nda bekleyen Akha filosuna gider ve Akhilleus'a yalvarır. O da Turova'ya giden yolu tarif etmesi karşılığında onu iyileştirecektir. Kral Telephos, Akhilleus'un onun savaşa katılmasını istememesi şartıyla yolu tarif etmeyi kabul eder. Sonuçta Kral PİRİM ENİŞTESİdir. Ama oğlu Eurypylos bir bölük askerle dayısına yardıma koşar...

Turova Savaşı 10 yıl sürdü diyorlardı değil mi?
Büyük Yalan. Akha Filosu, 8 YIL geçmesine rağmen henüz TUROVA'YA AYAK BASMAMIŞ, Ege'de korsanlık ve yağmacılık yapmaktaydı...




Semra Bayraktar (SB)


... Anlatılmayan Tarih