
Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır.... M.KEMAL ATATÜRK (1931)
23 Mayıs 2026 Cumartesi
Mavi

22 Aralık 2025 Pazartesi
Tarih Hırsızlığı
Tarih ve toplum bilimleri hırsızlığı diğer beşeri bilimleri de etkiler. Son yıllarda, araştırmacılar kendi disiplinlerini daha karşılaştırmalı, dünyanın geri kalanıyla daha bağlantılı hale getirmek için de adım atmışlardır. Fakat bu önlemler bu amaç için yetersizdir. Literatür, "karşılaştırmalı literatür" haline gelmiştir, ama karşılaştırmanın menzili genellikle bir kaç Avrupalı kaynakla sınırlı kalmıştır; Doğu bilmezlikten gelinir, sözlü kültürler dikkate bile alınmaz.
Jack Goody

8 Aralık 2025 Pazartesi
Truva
Bir belgesel izledim, baştan söyleyeyim, iyi hazırlanmış ama...
* İlyada kaçırılmayı değil, savaşı anlatır.
* Savaşa çağıran Menelaos değil Aka Memnon'dur.
* İlyada'da Kral Pirim'in danışmanı Antenor Oduseus ile Menelaos'un elçi olarak gelip ağırladığından bahseder, ancak bu olay Turova kıyılarına geldiklerinde yaşanır. Çünkü Aulis'te toplanırlarken Nestor ile Palamedes gönülsüz olan Oduseus'u almaya gider. Sonra da Nestor ile Oduseus Akil'i almaya gider. Üstelik bu gidiş gelişler bir kaç gün sürmüyor. Ayrıca Akil Skyros Adası'na bırakıldığında 9 yaşındadır. Bir de Eke Tur ile Büyük Ayaz'ın dövüşmesi sonrasında Turovalılar toplanır ve oğullarını kaybeden Antenor Elene'yi verme teklifini sunar, ancak Pars tarafından red edilir ve aklını çelmiş tanrılar diyerek onu azarlar. Baba Pirim de oğluna hak verir.
* Toplanan savaşçılar Turova'ya hemen yelken açmaz. İlk önce Aulis limanında toplanırlar ki bu hazırlık 10 yıl sürer. Sonraki 8 yılı Ege Denizi'ndeki adaları ve Batı Anadolu kıyılarını yağmalayarak geçirirler. (Adı Telepinu'dan türetilen Mysia kralı Telephos'un 8 yıl sonra iyileşmesi miti). Yani kuşatma 10 yıllık değildir.
* Bulan da Schliemann değildir.
* Belgesellerde "Yunanlılar (Greek) ve Troyalılar" diye hitap edemezsiniz, çünkü o dönemde onlara "Yunan/Greek" denilmiyordu. Eğer Troyalılar diye hitap ediliyorsa karşılığında da Argoslular ya da Akhalar demeniz gerekiyor. 🙃
SB
12 Ağustos 2024 Pazartesi
Olimpiyatlar ve Pelops
"Lidyalı" dedikleri Tantalos'un oğlu Pelops.
Anadolu'dan Mora yarımadasına göçüp (ya da kovulup) oraya adını bırakan Pelops (Peloponesse).
"Lidyalılar"ın kökeni Pelasg boyu Maionialılara (Mayonia/Meonie) dayanır ki Mora'nın yerlileri de Pelasglar'dır.
Manes/Manasoğlu Atus (Atys)'un oğlu Ludus (Lydus)'tan sonra Mayonialılar "Ludyalılar (Lidyalılar)" olarak anılmıştır. Manas ve Atus dönemi Turova Savaşı öncesi dönemine denk geldiği için de Ludus'tan geldiği söylenen Lidya adı savaş döneminde kullanılıyor olamaz.
Ayrıca, Pelops'un Mora'ya gitmesi Ahhiyavalıların Mora'ya yaptıkları göçleri düşünmemize sebeptir. Ahhiyava sözcüğü ikiye bölünür Ahhi > Akha - Yavan > İon olur ki Maionia sözcüğünde bile -İonia var.
Adı "Grekçe" olmayan Pelops'daki -op eki HA kökenli değil ki -oba sözcüyle ilgili görülüyor. Bu durumda adı Pel/Bel Oba olarak da okunabilir.
Pelops Mora'daki Elis kralı Oinomaos(Oynoma)'u araba yarışında yener ve kızıyla evlenir. Böylece iç güveyliği üzerinden bölgenin kralı olur. Ayrıca Aka Memnon ile Menelaos'un da atası olarak soy tablosunda gösterilir. Güya Pelops'un oğlu Atreus onların babası ya da dedesidir. İlginç olanı ise Girit Minotauros'u öldürüp Gelin Elene'yi de küçükken kaçıran Theseus da Pelops'un soyundan geliyordur.
Mora'nın batısındaki Kronos dağının yamacında kurulmuş olan Olympia Elis'in dini merkezidir. Dorlar Mora'yı işgal ettiklerinde, Zeus'un anayurdu saydıkları Teselya'daki Olympos'a istinaden buraya tapınak yaptırır ve adını da Olympia koyarlar.
Pelops'un at-arabası yarışıyla birlikte MÖ 776'da başlayan oyunlar Elis-Olympia'da her dört yılda bir Zeus'un onuruna düzenlenir. Köylü-soylu fark etmez, herkes oyunlara katılabilir. Ancak oyunlara katılanlar katışıksız "Grek" vatandaşı olmak zorundadır. Yani uluslararası bir yarışma değildir, kendi aralarında düzenledikleri polis (kent) çekişmeleridir.
Grekler bu "etnik" köken konusunda öyle katıdır ki Makedonyalı Amyntas'ın oğlu I.İskender'in (MÖ 495-450) yarışlara katılmasına Makedonyalıların "Grek" olmamasından dolayı izin vermezler. Ancak I.İskender'in "Grek" ve "Argos" sevgisi bu kararlarını gözden geçirmelerine sebep olur ki ona "Grek Sever" lakabı vererek katılmalarına izin verirler. Soyundan gelen "Büyük" İskender'in ölümünden sonra ise bu yarışlara gösterilen saygınlık azalır.
Grekler MÖ 2.yy'da Roma İmparatorluğu'nun egemenliği altına girer ve oyunlarda değişiklikler yapılarak tekrar ayağa kaldırılır. "Grek" vatandaşı olma kuralı Romalıların da "Grek" sayılmasıyla yok sayılır. Romalılar yarışlara sirk ve gladyatör oyunlarını ilave eder. Ama bu sefer oyunlar uluslararası bir nitelik kazanır ve gerçekten de Olimpiyatlara dönüşür. Öyle ki artık profesyonel sporcular karşı karşıya getirilir. Bu da amatör sporcuların yok olmasına sebep olur.
Sporcuların sendikaları kurulur, bahisler oynanır, şikeler yapılır ve hatta spor dünyası öyle bir güce erişir ki siyasete bile karışırlar. Savaşlar sırasında spor karşılaşmalarına ara verilince durma noktasına gelir. İmparator August döneminde ise tekrar ayağa kaldırılır ve araba yarışlarının başlatılmasıyla olimpiyat yarışlarına geri dönülür. Hristiyanlığın yayılması ve kabulü oyunlara da etkisini gösterir ve Doğu Roma imparatoru I.Theodosios tarafından 393'te yasaklanır. Tekrar başlaması (1896) için 1500 yıl geçmesi gerekmektedir.
Roma İmparatorluğu ile uluslararasına dönüşen olimpiyatlardan önce Türklerin uluslararası oyunlar düzenlediğini, öyle ki Grek vatandaşlarının MÖ 776'da başlattığı yarışlardan da 200 yıl önce, yani MÖ 1000'lerden beri uyguladıklarını biliyor muydunuz? Türkler Çinliler ile uluslararası sayılabilecek okçuluk ve binicilik yarışmaları yapardı.
Günümüzdeki Olimpiyatlar da amacından sapmış ve Roma sirkine dönüşmüş!
Ne zekilik, ne çeviklik, ne de ahlak kalmamış!
Paris 2024
SB
Etrüsk, sporcu fresklerden dolayı "Olimpiyat Oyunları Mezarı" olarak adlandırmışlar.
Ancak aslı cenaze oyunları olmalıdır.
17 Haziran 2024 Pazartesi
Hestia - OdAna
Grek mitolojisindeki Hestia'nın adı Türkçe kökenlidir ve OD ANA'nın karakterini taşır.
HESTİA KÜLTÜ = OD ANA
* Romalılar'ın Etrüskler'den aldığı ve Hellen kültüründe bulunmayan dairesel yapı;
"Romalılar, Hellenlerde bilinmeyen daire şeklindeki tapınak mimarisini Etrüsklerden ödünç almıştır, ama bu sadece onların Mezar-tümülüslerine tanıdık bir form değil, aynı zamanda favorileriydi. İlk dönemlerde bu dairesel tapınaklar sadece Vesta veya Kibele'ye ithaf edilmiştir." [Hodder, M.Westropp]
* Ateşi beslemek; Saha (Yakut) Türkü ve Hestia Raibeleri;
"İonya'da ocağa Histie denilir ve ailenin evin ortasında bulunur. Bir aileyi mahvetmek ya da sürgün etmek için sadece ocağı dışarıya çıkarmak yeterlidir." [Walter Burkert] ; dediğinde ne anlıyoruz?..
Ocak kültünün Türk Dünyası'nda ve Alevi-Bektaşi Ocakları'nda hala devam etmesi demek:
Hesti/Vesta kültünün kökeni; Ateş İyesi Od-Ana'ya, yani Türk Kültürü'ne dayanır.
Gerçekleri saklayanların OCAĞI SÖNSÜN!
TÜRK KÜLTÜRÜ ve GELENEĞİ
Grekçe konuşanlar Türkçe konuşanlardan duydukları İsti'yi Od Ana'nın karakteriyle birleştirip
kendilerine Hestia adında bir mitolojik karakter yaratmış.
6 Nisan 2024 Cumartesi
İskit
"Gururlu Adil" İskitler'den, "Kurnaz Kötü" İskitler'e
Strabon'dan okuyalım:
Bazıları... şairin (Homer) cehaletinden dolayı İskitlerin yabancılarla olan vahşi ilişkilerinden, onları kurban ettiklerinden, etlerini yediklerinden ve kafataslarını içki bardağı olarak kullandıklarından bahsetmediğini ve İskitlerden dolayı Pontus'a "Axine (onların halk etimolojisine göre "misafir sevmez"-SB)" dendiğini anlatmıyor, onun yerine - dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan insanlardır onlar, "gururlu Hippemolgiler (kısrak sağıcıları)" ve "Galactophagi (lor/peynir yiyenler) ile Abiiler (Semerkant Sakaları), en adil adamlar", olarak andığını söylüyor...
Oysa Homer'in İskitler için, hayatlarını hiçbir şekilde antlaşmalarla ve para kazanmakla geçirmeyen, kılıç ve içki kadehi dışında her şeye ortaklaşa sahip olan ve her şeyin ötesinde platonik bir şekilde eşlerine ve çocuklarına ortaklaşa sahip çıkan kişileri "en adil" ve "gururlu" olarak adlandırmasına şaşmak gerekir miydi?
Aeschylus da İskitler hakkında söylediklerinde açıkça şairin (Homer) davasını savunur: "Ama İskitler, yasalara saygılı, kısrak sütünden yapılmış peynir yiyenlerdir." Ve bu varsayım bugün bile Grekler arasında devam etmektedir; çünkü İskitleri insanların en açık sözlüsü ve kötülüğe en az eğilimli olanı, aynı zamanda bizden çok daha tutumlu ve başkalarından bağımsız olarak görüyoruz.
Yine de yaşam tarzımız neredeyse tüm halkları kötü yönde değiştirmiş, aralarına lüksü, tensel zevkleri ve bu ahlaksızlıkları tatmin etmek için sayısız açgözlülüğe yol açan basit hileleri sokmuştur. Öyle ki kötülüklerin çoğu barbar halklara, göçebelere ve diğerlerine de düşmüştür. Hatta denizci bir yaşam sürmenin sonucu olarak, korsanlık ve yabancıları öldürme alışkanlıkları edinerek yalnızca ahlaki açıdan kötüleşmekle kalmamışlar, aynı zamanda birçok halkla olan ilişkileri nedeniyle, bu halkların lüks ve işportacılık alışkanlıklarını da benimsemişlerdir. Ancak bunlar nazik davranışlara güçlü bir şekilde katkıda bulunuyor gibi görünse de, ahlakı bozar ve az önce sözünü ettiğim açık sözlülüğün yerine kurnazlığı getirir.
Strabon
NOT: Axine'nin asıl karşılığı Askania-Aşkenaz'dır. Yani Karadeniz'in adı, Gomer'in (Kamer/Kimmer) oğlu Aşkenaz'dan (Ashguzai-As/Taş Oğuz) geliyorsa, bu deniz İskit/Saka-Türk Denizi'dir ki Anadolu'da da Askania (Ascanios=İznik) adı geçmekte, hatta Askania'nın kardeşi Togarma (Torkom/Türk; Hitit metinlerinde Tegarama adlı şehir) da komşusudur.
Karadeniz'i "misafir sever (Euxine)/sevmez (Axine)" olarak halk içinde anlamdırmaları İskit/Sakalarla olan ilişkilerine bağlıydı, yeri geldi düşman, yeri geldi dost oldular.
SB
26 Eylül 2023 Salı
Karışan Diller
KA-DİNGİR - BABİL - KARAUNDİAŞ
* "Çivi yazısı sistemi aslen hiyerogliftir ve erken bir dönemde Babil'in Turanlı, yani Ugro-Moğol nüfusu tarafından icat edilmiştir. Elimizdeki en eski anıtlar Turan dilinde yazılmıştır ve Semitik olmayan isimlere sahip şehirlere ve hükümdarlara aittir. Aslında hem Asur'un hem de Babil'in tüm büyük şehirleri Turani isimler taşır ve bunlar birçok durumda ülkenin sonraki sakinleri tarafından Sami diline çevrilmiştir: böylece Ca-dimiri'a (Ka-Dingir), "Tanrı'nın Kapısı", Bab-ilu, Babil olur. Akraba kabileler, Khaldaea'daki baskın halk olan Accadai (Akkadlar) ya da "Highlanders (Dağlılar)"ın ilkel evi olarak kabul edilen komşu Elam dağlık bölgelerinde yaşıyordu; ve Yaratılış XIV'ün önerdiği gibi, Elam'ın kendisi eski bir medeniyetin merkeziydi. Uru ve Senkereh'de, Pantabiblos'ta ve Berosus'un Larancha'sında kütüphaneler kurulmuş ve astronomi, astroloji, mitoloji, tarım vb. üzerine ayrıntılı eserlerle doldurulmuştu. Bunlar Sami diline çevrilmiş ve Asur krallarının, özellikle de kütüphanesi (ne yazık ki çok zarar görmüş olan ve şu anda British Museum'da bulunan) Asurbanipal'in emriyle kopyaları yapılmıştır. Semitik öncesi uygarlık ve Semitizm'in bu uygarlığa olan borcu hakkındaki bilgilerimizin çoğu buradan gelmektedir." H.Sayce
* "Eski Babil dininin, Sami Babilliler ülkeye girdiklerinde orada buldukları Sami olmayan halklardan muhtemelen büyük ölçüde etkilendiği daha önce belirtilmişti. O zaman şu soru ortaya çıkmaktadır (ve bu çok önemli bir sorudur): Eski Babil ve Asur'un dini, 'Sami' olarak adlandırılan dinler grubunun karakterini ne kadar taşıyordu?" L.Spence
* "Asurologların ağırlıklı görüşü, Asur ve Babil uygarlığının tamamen Sami olmadığı ve bu bölgelerin eski nüfusunun, etkisi özellikle dinde ve çivi yazılı kayıtların kutsal edebiyatında fark edilen büyük bir Sami öncesi unsur içerdiği yönündedir. Eğer durum böyleyse, eski Semitlerin karakteristik geleneksel din tipini araştırırken çivi yazısı malzemesinin dikkatli kullanılması gerektiği açıktır." R.Smith
Babil, Akadlı Sargon'un (MÖ 2334-2279) hükümdarlığından önceki bir dönemde kurulur. Hamurabi ise küçük liman kentini geliştirir, ancak Hammurabi'nin (MÖ 1750) ölümüyle dağılan imparatorluktan sonra kent Kassit/Kas Türklerinin eline geçer (MÖ 1595) ve adı Karanduniash (Karduniash) olarak değiştirilir.
SB
Tanrılar kızmış ve diller birbirine karışmış demek...
27 Nisan 2021 Salı
İskitleri taklit eden Grekler
700 yıl boyunca anakaradan uzak yaşayan Olbia Grekleri bölgenin yerlisi İskit-Türklerinin kültürüne de adapte olmuştu.
Bursalı Dio (MS 1.yy) Olbia'da geçirdiği dönemde 18 yaşındaki uzun boylu Kallistratus'un ata binişini şöyle tarif eder:
"Kemerinden asılı büyük bir süvari kılıcı vardı ve pantolon dahil İskit giysilerinin geri kalanını da giyiyordu; ve omuzlarında Borysthenes halkında olduğu gibi ince, kara bir pelerin asılıydı."
Ancak İskitler'de pelerin yoktur, bu kültür ya başkalarına ait ya da Romalılardan kalmış olmalı. Herodot 4.107'de İskitlerin geleneklerine göre yaşayan ve "karalar giyen" anlamında Melankhlenos'dan bahseder, ama Dio'nun aktardığı gibi bir pelerinden bahsetmez. İskitleri taklit eden Olbia Grekleri saçlarını da uzattıkları gibi artık Grekçede konuşmuyorlardı. Dio bu durumu "barbarların arasında yaşadıkları için" diye açıklamakta.
Semra Bayraktar
Leoksos Steli - MÖ 500-480
Bir yüzünde sadağın içinde yay ve oklarıyla İskit-Türkü,
Diğer yüzünde mızrağı ile çıplak bir Grek.
Yazıtında: "Evden uzakta ölen Molpagores oğlu Leoxos"
1895 de Olbia'da bulundu / Kherson Müzesi- Ukrayna
NOT: Karadeniz'de MÖ 7.yy'da koloni kuranlar anakara Yunanistan'dan değil, Anadolu'dan, Miletos'tan gitmişti !
İskit Graffitisi Keramikos-Atina
Scythian-Turk Graffito from Athenian Kerameikos / kaynak:
26 Ağustos 2020 Çarşamba
Büyük İskender ve Terhis Edilen Ordu
Gavgamela muharebesi ve Ön Asya ülkelerinin zaptı
... İskender 330 İlkbaharında İran'ın uzey bölgelerine girerek Ekbatana şehrini işgal etti. Ordusunda bulunan Yunan erlerini terhis etmek, bunları birçok para ve armağanlarla yurtlarına göndermek suretiyle "Panhellen öç seferi"nin sona erdiğini resmen ilân etti. O andan başlayarak İskender öç seferinin komutanı olmaktan çıkmış "Asya Kralı" olarak fetihlerde bulunmaya başlamıştır....
Doğu İran ve Orta Asya Ülkelerinin zaptı
İskender'in MÖ 330 ile 327 yılları arasında doğu İran ve Orta Asya'da yaptığı savaşlar Pers krallığının doğu satraplıklarını ele geçirmek amacını güdüyordu. Bütün bu savaşlar çok güç koşullar altında yapılmıştır. Çünkü bu ülkelerde oturan insanlar son derece cenkçi idiler. Bunlar pek erken kabullendikleri Zaratuştra dininden ötürü dinsel ve ulusal duygularını pekiştirmişlerdi.
İskender çok engebeli olan bu ülkelerde ağır silâhlı büyük ordularla iş görülemiyeceğini, ancak çete harbi yapmakla başarıya ulaşabileceğini takdir ederek ordu teşkilâtında büyük değişiklikler yaptı, süvarı alaylarını daha küçük birliklere (lohos'lar, 329'dan sonra hipparhia'lar) ayırdı; düşman süvarilerini örnek alarak ok ve kargı atan süvari kıtaları meydana getirdi. Piyade, mümkün olduğu kadar çabuk manevra yapabilmesi için, hafif silâhlar verdi; ağır silâhları ise kalelerin ve ülkelerin işgali işlerinde kullandı. Diğer taraftan ordusunun ikmalini pek uzakta kalan anayurttan sağlayaman İskender Med'leri, Pers'leri ve Orta Asya'nın bazı cenkçi kavimlerini silâh altına aldı.
Ord.Prof.Dr. Arif Müfid Mansel. / Ege Ve Yunan Tarihi, Türk Tarihi Kurumu, 1999
Büyük İskender'in komutanları da kendisi gibi Makedon kökenliydi. Prof.Dr. Mansel'in de dediği gibi, eğer Grek savaşçılar terhis edilip geri gönderildiyse ve de orduya doğulular alındıysa, o zaman doğuda bir Grek varlığından bahsedilemez. Olsa olsa "Hellen kültürünü içselleştirmiş Makedonlular ile Doğulu kavimler" olarak adlandırılabilinir. Ayrıca, birçok kaynakta "Grek savaşçıları" "mercenaries", yani "paralı asker" olarak geçer.
Bu doğu seferinde, her ne kadar yeri geldiğinde savaşmış olsalar da Sakalar ile Erpatalar da hem savaşçı olarak, hem de at tedarik ederek, İskender'in ordusuna katılmıştır.
SB
Büyük İskender ve İskit kralının kardeşi "Carthasis"
Büyük İskender Tarzı Sakal Traşı







































