etymology etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etymology etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2026 Perşembe

Basta, Baskeutai, Fasces

 

Bastá (βαστά) ile Baskeutai (βασκευται) sözcükleri Türkçe kökenlidir.

Basmak ve Basımçı/Baskıcı ki bu kelime Faşist kelimesinin de kökenidir; Etrüsklerdeki Fasces Faşist kelimesine dönüşmüştür, ancak onun kökeni Fas- değil Bas-'tır. 1898 yılında bir Etrüsk mezarında (Tomba del Littore, MÖ 7.yy - Vetulonia) demirden fasces bulunmuştu, ama Etrüsk yazıtlarında bununla ilgili bir sözcük henüz bulunamadı. Fasces dedikleri balta-değnek Etrüsk kökenliyse mutlaka bir sözcükleri de vardı ve biliyoruz ki Latinler fascesi ödünç aldıkları gibi kelimeyi de ödünçlenmiş olmalılar. Bu durumda Etrüsklerde "Bas-kes" olarak okunan kelime "Fas-kes" olarak Latinceye geçmiş, ancak Latincede sözcüğe "demet" anlamını yüklemişler. Bu arada Grekçedeki Baskeutai bile bir ipucu vermekte.


SB


* Beekes'e göre Grekçe Basta'nın etimolojisi (?) . Jacobsohn'dan aktarırken (İranian -İskitlerden- ödünç) dediklerinde ise İskitleri İranî sayarlar. Oysa İskitler/Sakalar İranî değil Türkçe konuşmaktadır.

* Baskeutai (βασκευται) - fascides (fasces), bundles (demet) // Hesychius (MS 5.6.yy). Beekes EUR olarak verir. "Kelimenin Makedonca olduğu öne sürülmüştür" der.

Her iki kelimede MS 5.yy'da Hesychius sözlüğünde yer alır.











Baskıcı/Zalim "Fillerin" tepişip "Çimenlere" basmaları !



15 Haziran 2026 Pazartesi

Ulumak

 

ULUMAK


Ulu-[

1- (Köpek, kurt, çakal vb.) uzun, iniltili, ağlar gibi ses çıkarmak.

2-(İnsan) iniltili ses, ses çıkararak boğuk boğuk ağlamak.

(Gülensoy)


Birden korkunç bir ses (yani, feryadını- SB) duydum, baktım bizim Kassandra, (Od. 11.421)

ὑλάω - ὑláo - 'to bark' of dogs ( köpeklerin havlaması) / Odyssey - PG? ( Grek Öncesi?)

-Lat.(Latince) ululāre 'to howl'( ulumak), ulula 'owl' ( baykuş), feryat etmek.

-Skt.(Sanskritçe) ululf- 'crying loudly' ( 'yüksek sesle ağlamak), uluka- [m.] 'owl',

-Lith. (Litvanca) uluoti 'to howl' ( ulumak)

(Beekes)


* Ulu[-ma-k, köken Türkçedir.

* Kuzey Hindistan'a göçen Saka-Türkleri... Türkçe kelimeler eski Hint kaynaklarında ve Sanskritçede, ayrıca eski İran dillerinde de bulunabilir... Avesta'da adı geçen Turanlı Dureketay (Turuq-tay) adlı bahadır da Türk'dür. (Ağasıoğlu)

Bu sebeple Sanskritçe dediğiniz dil %100 Sanskritçe değil. Ve eğer Avesta'da Türklerden bahsediliyorsa, kesinlikle Türkçeden ödünç alınmış kelimeler içerir.

* Türkleri ve Türkçeyi çıkardığınız zaman ne tarih yazabilirsiniz, ne de dil araştırması yapabilirsiniz.

* Etimolojik araştırmalarda Türkçeyi göz ardı edemezsiniz.

* Uluma, Latinceye (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) Grekçeden (ὑλάω - ὑláo) geçti, ama Grekçeye (Odyssey destanı) de Türkçeden.

Ve bu bir gerçektir.

___


* Ulu[-ma-k is Turkish of etymology.

* Saka Turks who migrated to Northern India... Turkish words can be found in ancient Indian sources and in Sanskrit, as well as in ancient Persian languages.... The hero named Dureketay (Turuq-tay) in the Avesta is also a Turk. (Ağasıoğlu)

Therefore, the language you call Sanskrit is not 100% Sanskrit. And if the Avesta mentions the Turks, then it definitely contains words borrowed from Turkish.

* You can neither write history nor conduct linguistic research if you remove the Turks and the Turkish language.

* You cannot disregard Turkish in etymological research.

* Uluma, passed into Latin (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) from Greek (ὑλάω - ὑláo), but into Greek (Odyssey) from Turkish.

And this is a fact.


SB

10 Mayıs 2026 Pazar

Aphrodite

 


* Aphrodite, İskit/Sak Türklerinden Greklere geçmişti. İskitlerin Argimpasa'sı yazıtlarda Apatouros / Apaturum olarak geçiyordu. Argimpasa "kamçısının yardımıyla dünyayı gezen kamların başı"ydı. Api Yer'in Anası iken Apaturum şamanların başı olmuştu. İskitya (Taurisia Skythiası) dedikleri ülke eskiden Ourania / Tourania olarak anılan Ukrayna-Kırım bölgesiydi ve MÖ 8.yy'da Karadeniz'e çıkıp dönen Miletos göçmenleriyle Apatouria (Tur'un Apa'sı/Ana'sı) Anadolu'ya getirildiğinde ağızlarda Aphrodite'ye dönüşmüştü.

* Avesta’daki kayıtlara dayanarak, eski dönemde Türklerin Tura adında bir hakanları vardı. Alp Er Tonga’nın babasının adı da Tur idi. Eskiden Dinyester nehrine de Tyra (Tura) denilirdi.

* Urartular kendileri dışındaki diğer toplulukların tanrılarına da sahip çıkmış ve Meher Kapısı'ndaki listenin beşinci sırasına Turani adını yazdırmışlardı.

* Aphrodite'nin Etrüsklerdeki karşılığı da Turan'dı.

* Antik kent Aphrodisias adını MÖ 2.yy'da alıyordu. Oysa en eski adı Lelegon-polis'ti ve Grek olmayan, Pelasglarla soydaş olan Leleglerden kalmaydı.

* Aphrodite'nin (Afrodit) adı da Yunanca değildi ve kesinlikle "köpük" anlamına gelmediği gibi Hint-Avrupa dil grubunda da yer almıyordu. Aynı şey oğlu Eros'un adı için de geçerliydi.



Analarımızın vazgeçilmez silahı; Terlik ;)

Aphrodite de parfüm şişesini kıran oğlu Eros'u sandaletiyle terbiye ediyor.

Biz Annelere her gün Anneler Günü'dür.

SB


Ares-Afrodit- Hephaistos ilişkisine de Sumer-Türk açısından bakılması gerektiğini düşünüyorum. Erklig (güçlü) savaşçıların, silahların ve zırhların efendisi ve ölüm cezasının buyurucusuydu. Mars ve Erklig (Venüs) birbirine kavuşunca ak renkle nitelendiriliyordu. Bu aynı zamanda Ares (Mars) ile Afrodit’in (Venüs) neden birbirlerine çekildiklerini de anlatır. Hatırlarsanız, Ares ile Afrodit kaçamak yaptıklarında Ephaistos onları basmış ve cezalandırmıştı. Afrodit su (İlyada’ya göre annesi Dione Okyanus’un kızıdır) iken Ares (Mars) ateşti ve demiri dövmek için her ikisi de gerekliydi. Afrodit (Venüs) ile Ares (Mars) kavuştuğunda demirci ustası Pelasglı Ephaistos devreye giriyordu. O ateş ile suyu kullanarak demiri dövüyor (yani Ares ile Afrodit’i cezalandırıyor), savaşçılara silahlarla zırhlar yapıyordu. Türk mitolojisinde Mars Kızagan Tengri’ydi, kızıldı, ateşti. Sumerliler’de ise bir elinde kılıç diğer elinde aslan başlı topuz tutan tanrı da ölüler diyarının kralı/kapıcısı Nergal (Meslamtaea) olarak geçiyor. Aynı zamanda hastalık ve savaş tanrısı olan Nergal’ın gezegeni Mars’tı. Bu tanrının eşi tanrıça Ereşkigal idi, adı ve işi de Türk Yeraltı Tanrısı Erklig ile uyumluydu. Nergal Enlil’in oğluydu, ona Akadçada Aplu Enlil dediler ve anlamı Enlil’in oğlu idi. Zamanla Nergal’dan üç tanrı türedi; Hastalıkların ve salgınların tanrısı Apollon, Ölüler diyarının tanrısı Aydes (Aides-Hades) ve savaşın tanrısı Ares. Hititler’de Yeraltı Tanrısı Nergal da kılıç olarak Yazılıkaya’da betimlenmiş. Ancak Yazılıkaya Hurri etkisiyle yapılmıştı. Bu durumda Hitit Nergal'i nereden gelmiş oluyordu?



5 Mayıs 2026 Salı

Karga

 


"Uçsuz bucaksız bozkırda hiçbir alet olmadan ve yaya olarak dermansız kalmış

aç bir insana ilk yiyeceklerini bulmaya yardımcı olan #kurt ve karga olmuştur.”

(Koyşığara Salğaraulı, (Köşygara Salgarauly) Türikter, Astana 2007)


Karganın kurtarıcı karakteri çok eskiden bellidir. Bu bahsedilen kaynaklara göre, karga toteminin ayrıca özel öneme sahip olduğu görülmektedir. Saka devrinde karga tasviri heykeltıraşlık sanatında görülmektedir. Almatı şehri yakınlarında tesadüfen bulunmuş Sakalar devrine ait bir şamdan bu fikri destekleyen görüntüleri sunmaktadır.

Şamdanın ortasında kurbana sunulmuş dağ keçisi, iki yanında ağızları geniş şekilde açmış olan iki börü (kurt), onların yanında iki karga, etraflarında ise on altı pars (leopar) tasvir edilmiştir. Bu şamdan İmangali Tasmagambetov’in “At Calındağı Örkeniyet” adlı kitabında bulunmaktadır. Bu kitapta “karga, sonsuz ve derin düşüncenin işareti, ömür ve ölümün arasındaki ara bağlantıdır” şeklinde kurban tabağındaki karga tasvirine tanımlama yapılmıştır.

Bu şamdandaki tasvir Buryat halklarının mitolojisindeki heybetli güç Guçin-Gurbu-Gorbsen-han’ın saygısına kesilen kurban etinden üç karga gagalarsa, ruhlar memnun olacağına inanan bir efsane ile uyum sağlamaktadır.

Karga tasvirinin nitelikleriyle ilgili kaynaklar soy bilim efsaneleri ile sınırlanmamıştır. Mançurlar’da Kağanı ölümden kurtaran karga hakkında efsane de mevcuttur. Sibirya bölgesinde yaşayan halkların inancında karga bugüne kadar kutsal sayılmaktadır. Sahalar’ın Hangalas ve Şor kavimlerinde “Karga” isimli boy vardır. Kazakların Kerey boyunun adı “kara”, “karga” anlamı ile ilişkili olduğunu Reşideddin’in, G.N. Potanin’in çalışmaları arasında bulunan efsanelerde verilmiştir. Altay dilleri grubundaki halkların çok eski zamanlardan beri kargayı kutsal saydıkları da bizim fikrimizle bağlantılı olduğunu gösterir. Ama Türk inancında kutla birlikte hatırlanan karga İslamiyetin etkisiyle olumsuz anlamları taşımaya dönmüştür.


Nurbolat Bogenbayev, Aydın Calmirza

Eski Türk Dünya Görüşündeki "Kut" ve "#Karga" Kavramları, Millî Folklor 2014


Kam Nazarlığı, Kargalar, Teke, Göz ve Çıngıraklar

Kimmer/#İskit , MÖ 6.-5.yy, Ulsky Aul Kurganı No 2, Kuban

#karga














İskandinavlar'da



* Odin'in Kargaları = Muninn (akıl,bellek) ile Huginn (us,düşünce).
* Mundo ile Huldin ise #Hun adları.

* Bu arada İsveçce "#kråka", #Türkçe kökenli; "#karga"dır.
İng. #crow, Nl kraai, German krähen, krawa, vs. bile 'karga'dan türeme.








Ek olarak KARGU - Gözetleme Kulesi




Kargaluk ve İskit Türkçesi


"Kargaluk - Sakaların Azak Denizi'ne verdiği ad."
Prof.Minhylyu Gubayt Usmanov

* Irmakların ormandan getirip denize attığı ve sahilde biriken odunlara/ağaçlara kargalak denir.
* #Kargış ise lanet okumak, beddua anlamındadır.
* Kargalak, fındık çeşidi.

Artık hangi nedenle Azak'a Kargaluk dediler, işte onu bilemeyeceğiz. Ama #Kargaluk / #Kargalak kesinlikle #Türkçe.

SB

#İskit #Saka








Sayfa başındaki görselin benzeri bir başka kurgandan
no 7 karga ve kurt betimlemeli sadak tokası

 


ilgili


17 Şubat 2026 Salı

Sözde Frig

 

Sözde Frig coğrafyasında Sözde Frigce dedikleri Bediz ve Sözde Frig Kurganları;

Bartomeu Obrador-Cursach'a "Eski Frigce olarak kabul ettiğiniz Beudos/Bevdos kelimesi Türkçe kökenlidir; Bet/Bediz/Bedizci" diyerek yıllar önce bir mail atmıştım, hâlâ geri dönüş yapacak. Akademisyenler hata yaptıklarını kolayca kabul etmez ki Türkçeye karşı da soğuk bir yaklaşımları var, yok hükmünde sayıyorlar sanki. Dil çalışmalarında Türkçeyi dahil etmedikleri için de ortaya çıkardıkları çalışma eksik oluyor. MÖ 6.yy'da Frig coğrafyasında kullanılan bu "Bediz" sözcüğünü arkeolojik buluntuyla da destekleyebiliyoruz; Gordion Kurgan B ve çevresinde bulunan "Balballar". O dönem için bölgede yaşayan Saka Türklerinin bu balbalları "Bediz" olarak adlandırması en mantıklı açıklamadır ki Gordion kurganlarının sahipleri de aslında Saka Türkleridir.

Matchteld J.Mellink, “Friglerin önde gelen bir kişinin cesedini barındırmak için ahşap bir oda inşa etmesi ve odayı bir taş yığını ve tümülüsle örtme geleneği, Kurgan W, P ve MM ile birlikte K-III ve K-IV ‘ün incelenmesiyle daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. MM, P, K-III ve K-IV komplekslerinin güney ve batısındaki mezarlıkta halktan insanların basit inhumasyonları ve daha sonra da kremasyon uyguladıklarını biliyoruz. Kurganlar ise soylular, ya da yönetici ailenin akrabaları olsun, ayrıcalıklı sınıfa ayrılmıştı. Standart tipte düz çatılı, alçak mezar odası, W kurganında tamamen gelişmiş görünmektedir. W kurganını MÖ sekizinci yüzyılın başlarına veya dokuzuncu yüzyılın sonlarına tarihlendirsek bile, iyi gelişmiş bir ölü gömme geleneğinin Batı Anadolu’ya ani bir girişi olarak görünüyor. Friglerin Gordion’a (ve Ankara’ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve Anadolu’nun, Avrupa’nın veya Asya’nın hangi bölgesinde, bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu’ya giriş şekli belirsizdir”, demektedir. (*)

Ayrıca şunu da söyler; "Young, Midas'ın hüküm sürdüğü Gordion'un, anıtsal "megara"lar ve etkileyici büyüklükte ve organizasyonda bitişik binalardan oluşan, iyi inşa edilmiş, ağır şekilde tahkim edilmiş bir kale olduğunu vurgulamıştır. Gordion'daki bu sekizinci yüzyıl sonu katmanı, şüphesiz Friglerin işgal ettiği ülkede yaygın olarak bulunan uzun süredir devam eden Batı Anadolu yapı geleneğinin bir uyarlamasıdır. Gelecekteki araştırmalar, işgalcilerin Avrupa'daki ilkel varoluşlarından Gordion'da görülen yarı kentleşmiş mimari organizasyona nasıl geçiş yaptıklarını açıklamak zorunda kalacaktır. Midas Gordion'u inşa edilmeden önce, hayatta kalan Bronz Çağı Anadolulu halklarıyla neredeyse dört yüzyıl boyunca simbiyoz halinde yaşamış olabilirler ve Batı Anadolu'nun bazı bölgeleri, merkezi platoya kıyasla yerleşim kesintilerinden daha az etkilenmiş olabilir. Frigler, Küçük Asya'ya girmeden önce kelimenin tam anlamıyla göçebe miydiler? MÖ 1200 öncesinde Avrupa'da yaşayan Friglerin göçmen veya yarı göçmen bir evresine dair hiçbir kanıtımız yok. Öte yandan, Gordion'daki Friglerle ilgili önceki iki makale, Frig kültürünün bazı "göçebe" özellikler sergilediğine işaret etmiştir. Friglerin göçebelerle paylaştığı ilk önemli arkeolojik özellik, gömme gelenekleridir. Önemli ölülerini kişisel eşyaları, mobilyaları ve hediyeleriyle birlikte bıraktıkları kütük evler veya daha basit ahşap yapılar inşa ederler. Bu ahşap mezar odaları daha sonra bir kaya ve toprak yığınıyla örtülür; bu sistemin en etkileyici örneği Gordion'daki en büyük tümülüs olan "Midas Kurganı"dır. Herodotos'un İskit mezar geleneklerine dair açıklamasıyla ve özellikle Altay'daki Pazırık'ta kazılan İskit liderlerinin mezarlarıyla olan paralellikler açıktır. Pazırık'ta, Gordion'daki "Midas" mezarının çift duvarlı korumasına ayrıntılı paralellikler oluşturan iç ve dış yapılar mevcuttur. "

Bu "sözde Frig" kurganları bu sebeple tekrar incelenmelidir. Çünkü Kurgan sahipleri yönetici sınıfa aittir ve bu yönetici sınıf Saka Türkleridir. 24 yıl boyunca kazı başkanlığı yapmış olan Rodney Young bile "Kurgan Z'nin, "kafesli" odalar inşa eden Altay halkıyla aynı soydan gelen birine ait olduğu şüphesizdir," diyordu. (*) Mellink ve Young Grek kaynaklarında bahsedilen bu "Frigler" üzerinden yorumlar yapıyor ve bölgede farklı bir budun olabileceğini akıllarına getirmiyor. Oysa Asur kaynaklarında "Phryg" kelimesi geçmez, Muşkiler olarak anılırlar ve Muşkiler bir Saka boyudur.

Mellink aynı zamanda Gordion'un Pazırık'tan daha eski olduğunu (oysa kıyaslamak için daha eski olan Tuva Kurganları var) belirtir ve "Frig gömme geleneklerinin prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur" demektedir.


Bu bölgelerde kim "Ahşap odalı kurgan" yapıyordu peki?.. İşte bunu dile getirmezler.

Gordion'daki Kurgan KY atlı bir mezarken, Kurgan P "İskit sanatıyla" doldurulmuş bir çocuk/tigin mezarıdır. Ramsay Frigya’da bulunan bir yazıtta geçen "knouman (κνουμανει)" sözcüğünün anlamını "mezar (tomb)" olarak verir. (*) Bu sözcük "korugan (kurgan)" sözü ile sesteş ve anlamdaştır, yani "knouman" sözcüğü de "beudos/bevdos" gibi Türkçedir. Kısaca Gordion, Ankara kurganları, Pazarlı ve Kerkenes gibi bölgelerdeki "Frig Uygarlığı/ Kültürü"nü sorgulamamız gerekiyor.

Türk Tarihi ve Türk Dili üzerine çalışan ve "Batılıların dayattığı" değil de gerçekleri açığa çıkaranlara saygıyla...


SB

Not: (*) "Turova ve Saka Türkleri" adlı 📕kitabımda kaynaklarıyla.

* "Frigler de Türk" yorumu yapılıyor ki hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü Avrupa'dan gelen Frig/Bryg Türk değildir! Mellink'in "...prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur"  yorumu gayet açıktır. Frigler kurgan yapmıyordu. Çünkü bu kurganlar Saka Türklerine aitti. Bu durumda da şu gerçek ortaya çıkıyordu: Yönetici sınıf Frig değil, Saka idi. Öyle ki mitolojik kurucuları Gordios'un (Goroğlu) adı bile Türkçeydi.


Mellink'ten inciler;

Frigya'nın "kurgan içinde kereste mezar" şeklindeki gömme geleneği, Güney Rusya kökenli olarak yorumlanmalıdır. Bu gelenek Asya'nın göçebe bozkır sakinlerinde de görülür, ancak kendi başına göçebe yaşamın bir göstergesi değildir."

[SB* Evet değildir, ancak ahşap odalı kurgan yapanlar Türk boylarıdır. Bu Hun Türklerine ait Noin-Ula kurganıyla, Tuva, Altay ve Kazakistan'daki da İskit/Saka Türklerinin kurganlarıyla, ya da MS dönemine ait Türk Kağanlığı, Hazar ve Kuman Türklerine ait kurganlarla da desteklenir.]

Sanatta göçebe özellikler sorusu belki de benzer bir niteliktedir. Geniş bozkır rezervuarı, bozkır sakinleri Yakın Doğu'nun yerleşik ve belirgin kültürleriyle temasa geçmeden önce belirli görsel sanat zevklerinin ve stillerinin geliştiği bir alan olarak yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Nihai ve melez ürünleri en iyi biliyoruz. Eski Yakın Doğu ve Yunan esintileriyle harmanlanmış İskit ve Sarmat sanatı, bilinen antik sanat dünyasından ödünç alınmamış belirli biçim ve konu özelliklerini hala korumaktadır. Birçok sanat tarihçisi, özellikle Rostovtzeff ve Minns tarafından incelenen "hayvan stili"nin özellikleri, Bayan Kohler tarafından önceki makalede vurgulanmıştır.

Hayvan seçimleri ve özel hayvanlar (kuşlar, geyikler, atlar), katlanmış pozlara olan tercih, hayvan formlarının ve unsurlarının fantastik manipülasyonu, zoomorfik birleşim ve zoomorfik çıkıntılar, ahşapta olduğu kadar metalde de modellemenin açısallığı, abartılardan duyulan kaligrafik zevk ve organik prototipinden ilham alan ancak ondan uzaklaşan formun serbest oyunu: tüm bu özellikler, Yunanistan ve Doğu ile olan çatışmasıyla alt edilemeyecek kadar inatçı bir sanatsal zihniyet veya üslup oluşturmaktadır. Güney Rusya'da Greko-İskit metal işçiliğinin nasıl geliştiği bilinmektedir; Ziwiye hazinesinin [SB* İskit MÖ 7.yy] İskit repertuarından ilham unsurları içerdiği de giderek daha fazla bilinmektedir. Ziwiye'deki altın işlemelerde, senkretik bir oryantal üslup (esas olarak Asur, Urartu) bazı durumlarda hazır İskit formlarıyla zenginleştirilmiş ve eklektik bir şekilde kullanılmıştır.

Bu durum, İskit ve daha önceki "göçebe" sanat biçimlerini, Yakın Doğu ve daha sonra Yunanistan'ın repertuarına maruz kalmadan önceki saf hallerinde izleme gibi ilginç bir görevi ortaya çıkarıyor. Artık, yaşamın ilkel ve göçebe bir aşamasındaki toplulukların sanat biçimlerinin varlığını veya kurtarılma olasılığını inkar edemeyiz. Göçebe bozkır sakinlerinin ve yarı göçebe veya yerleşik akrabalarının mezarları, bağımsız "göçebe üslubunun" kanıtlandığı yerlerdir.

Altay bölgesindeki Pazırık'ın donmuş kurganlarında bulunan mezarlar ve mezar ekipmanlarına dair dikkat çekici keşifler, nesneler geç ve karışık olsa da, kronolojik sınırlamaya tabi olmayan bir kanıt sunmaktadır. Ahşap, deri, keçe, tekstil, insan derisi gibi normalde bozulabilir malzemelerin, "hayvan üslubu"nun özel bir biçiminde, açık ve tutarlı sanatsal ifadenin taşıyıcıları olduğu gösterilmiştir. Pazırık'tan çıkan birçok süs oyma eseri, MÖ beşinci ve dördüncü yüzyıllara ait olsalar da, tamamen "göçebe" sanatına aitken, diğer eserler Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımaktadır." 

[SB* Hayır, Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımıyor, çünkü karşımızda bunlardan etkilenmemiş Tuva Arjaan kurganlarından çıkan benzer sanatsal örnekler var.]

"Pazırık'ın bize gösterebildiği kadarıyla, orijinal "göçebe" repertuarı zamansızdır. Antik dünyanın bilinen kültürlerinden bağımsızdır ve metalurjiden önce gelen ve bozulabilir olmalarına rağmen, ayrıntılı ve tutarlı bir sanatsal üslup için uygun araçlar olan malzemelerde yer bulmaktadır. Eğer bozkırda yaşayan çeşitli kabilelerin erken zamanlarda kendilerine özgü sanat stillerine sahip olduklarını kabul edersek -ve Pazırık öncesi bozkır sanatı buluntularından bazıları bunu doğrulamaya meyillidir- antik dünyanın daha iyi bilinen bölgelerindeki sanatın bazı yönlerini yeni bir ışık altında anlamak mümkün olabilir. Bayan Kohler, Gordion'dan gelen ahşap oymalar üzerine yazdığı makalesinde Frig repertuarında ve stilinde "göçebe" özelliklerinin ilginç bir gösterimini sunmuştur. Bu özellikler oryantal, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değildir ve yalnızca Frig göçmenleriyle birlikte Anadolu'ya girmiş olabilirler; muhtemelen sahipleri tarafından taşınan ve kabilenin gittiği her yerde yapılmaya devam eden ahşap oymalarda somutlaşmıştır. 

[SB* Hitit veya Batı Anadolu kökenli değil, evet, ancak, "yalnızca Frig göçmenleriye Anadolu'ya girdiler" ifadesi yanlıştır, çünkü Saka Türkleriyle geldi.]

Birçok örneğin korunduğu dönemde Frigler, repertuarlarına oryantal esintiler eklemeye başlamışlardır; aslan ve aslan-boğa grubu açıkça Mezopotamya (veya Hitit) kökenlidir. Ancak bu gruptaki geyikler ve ilgili hayvanların antik Doğu ile hiçbir ilgisi yoktur. En güçlü benzerlikleri Pazırık'taki "göçebe" unsuruna dayanmaktadır. Burada da göçebe unsuru zamansızdır. Bunu ancak tesadüfi koruma bize ahşap veya diğer bozulabilir malzemelerden yapılmış bitmiş ürünler sunduğunda izleyebiliriz. Gordion'daki kazılar, özellikle P kurganından ahşap oymalar ve şehir höyüğünden bazı kömürleşmiş ahşap kabartmalar kurtarma konusunda şanslı olmuştur.

Bu sanatsal kategoride, Friglerin kültüründe "göçebe" bir unsur buluyoruz. Daha önce de kabul edildiği gibi, göçebe olan bir sanatsal özellik için "göçebe" etiketini korumak belki de haksızlık olur, ancak Frigler örneğinde bu, yarı göçebe dönemden yerleşik döneme taşınmış olmalıdır. Öte yandan, "hayvan stili"nin bazı yönlerinin kendine özgü kalıcılığı, bu sanatsal kompleksin kökenlerine atıfta bulunan göçebe etiketini haklı çıkarır. Pazırık ve Gordion tipi erken buluntuların eksikliği nedeniyle, hayvan stilinin yaşı spekülasyon konusudur. Şu anda elimizdeki en iyi belgeler, Kuban bölgesindeki Ulski [SB* İskit, MÖ 6.yy], Kelermes [SB* İskit, MÖ 7.yy] ve Kostromskaya [SB* İskit, MÖ 7.yy] kurganlarından çıkan yedinci ve altıncı yüzyıllara ait bronz ve altın eserlerdir. Bu eserler, tamamlanmış formlarında yerleşik prototiplere olan bağımlılıklarını ortaya koymaktadır. Yüzeylerinin eğimli işlenmesi, sanatçıların aşina olduğu bir malzeme olarak ahşabı işaret etmektedir.

Ne Kuban buluntuları ne de Ziwiye kompleksi, Gordion'daki ahşap oymalar kadar eski değildir. Frigya'dan elde edilen kanıtlar, "göçebe" sanatının bu kategoriye ait eserlerin antik çağlara ait olduğunu kanıtlamaya yardımcı olacaktır; bu sanat türünün MÖ sekizinci yüzyılda var olduğu kanıtlanmıştır, ancak potansiyel olarak çok daha eski bir döneme ait olabilir.

[SB* İşte burada yanılıyorsunuz. Daha eskileri Tuva'da, Ahameniş öncesi İran coğrafyasında. Ve Gordion'da daha eski Frig Sanatı aramayınız, hüsrana uğrarsınız, yoktur. Çünkü Frig öncesine aittir o sanat.]

Tunç Çağı Anadolu ve Yunan arkeolojisi, göçebe sanat kompleksinde varsayımsal bir aydınlatma kaynağı bulmuştur. Yerleşik kültür kalıpları, nihayetinde göçebe kökenli istilalar tarafından tekrar tekrar kesintiye uğratılmıştır. Tunç Çağı'nın Hint-Avrupa göçmenleri, ister Yunan ister Hititler olsun, genellikle istila ettikleri topraklardaki halkların kültürel ve sanatsal seviyesinin çok altında olan yıkıcı unsurlar olarak (arkeolojinin de haklı olarak savunabileceği gibi) sahneye çıktıkları düşünülmektedir. Daha spesifik olarak, Yunanlıların sanat alanında çok az şey getirdikleri, bunun yerine daha sonra Miken sanatının "tektonik" eğilimlerinde sergilenen bir zihniyet ve eğilim getirdikleri düşünülmektedir.

[SB* Sormazlar mı, madem Yunan kavimlerinin hiçbir sanatsal özgünlüğü yok, o zaman nasıl İskitleri sanatsal açıdan etkilemişler? ;) ]


Sorgulama zamanı 🧐


Kurgan B'de bulunan 4 balbal. 33 nolu balbal yukarıda daha net görülmekte.






BEUDOS - BEVDOS is TURKiSH; BET, BEDiZ.

"bädiz, bädizçi". Kül Tigin Monument south-11,12,13

“bet ‘face’, beti ‘form of beings in painting and sculpture’, bediz ‘ornament, relief or sculpture’.”

The claims about "Old Phrygian and PIE" origins for this word is complete nonsense.

“The rare Greek word bevdos ‘sumptuous woman’s dress’ is a borrowing from Old Phrygian bevdos ‘statue, image (of a goddess), which goes back to PIE *bheudh-os-  ‘perception’.”  (Alexander Lubotsky, 2008) and (Bartomeu Obrador-Cursach, 2020). 

Alexander Lubotsky and Bartomeu Obrador-Cursach should conduct more realistic studies and include Turkish in their work. Otherwise, their studies will be unscientific and inconsistent with "Academic İntegrity". Because, even "PIE *bheudh-os-" does not exist. 

More to read TR/ENG an excerpt from my book as pdf



2 Ocak 2025 Perşembe

Athena, Athene, Akene


 Athena/Athene 'Ak-Ene'nin Grekleştirilmiş şeklidir. Türkçedir.

Ögel'den Ak-Ene;

Bir Ak-Ana (Ak-Ene) var idi, yaşardı su içinde,
Ülgen'e şöyle dedi, göründü su yüzünde:
- Yaratmak istiyorsan, sen de bir şeyler Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren! De ki hep ," Yaptım oldu!" Başka bir şey söyleme! Hele yaratır iken, "Yaptım olmadı!" Deme!

Ak-Ana bunu dedi, sonra kayboluverdi. Denize dalıp gitti, bilinmez noluverdi. Ülgen'in kulağından bu buyruk hiç çıkmadı. İnsana buöğüdü iletmek bıkmadı.

(Verbitskiy'in Derlediği Altay Yaratılış Destanı)

"Ak" renkli "Deniz İlâheleri":
"Deniz İlâhesi" Türk mitolojisi içinde yabancı bir Tanrı değildir. Altay Türklerinin yaratılış destanlarını incelerken, Verbitskiy'in topladığı efsanede bir "Ak-Ene", yani Ak-Ana görmekteyiz. Tanrı Ülgen dünyayı yaratmayı düşünürken, su içinden birdenbire Ak-Ana görünüyor ve Ülgen'e akıl veriyor. Efsanenin metni, "Ak-Ana'nın buyruğu üzerine Tanrı böyle yaptı", demektedir. Bundan anlaşılıyor ki Ak-Ana, Tanrı Ülgen'den güçlü olmasa bile akıllı ve bilgili idi. Ayrıca Tanrı Ülgen'in kızlarına da "Ak-Kızlar" denirdi.

"Ak" sözü Altay Türkçesinde cennet anlamına gelirdi. Cennette oturan tanrılara da "Aktu", yani "Aklılar", rengi ve ruhu apak olan derlerdi. Bunlar göğün üçüncü katında otururlardı. Aynı katta "Süt-Ak-Köl" yani süt rengi gibi ak olan göl de vardı. İnsanların bütün hayatı ve ruhu bu göle bağlı idi. Bir çocuk doğacağı zaman Tanrı Ülgen oğluna emir verir, o da "Yayuçı", yani yaratıcılardan birine bu işi havale ederdi. Yaratıcı, bu Süt-Ak-Göl'den ruh alır ve doğan çocuğa verirdi. Başka Altay söylentilerine göre, "Enem Yayuçı", yani Anam-Yaratıcı göğün beinci katında oturur ve insan ruhlarının tek hazinesi olan Süt-Ak-Göl'ün işlerine bakardı. Doğacak çocuklar için ruhu gönderen de o idi. Bunun için Altay Türkleri ona bir hükûmdarlık ünvanı da verirler ve Hanı-Anam-Yaratıcı (Kan-Enem-Yayuçı) derlerdi.

Yakutlarda da bütün dünyayı ve her şeyi yaratan en büyük Tanrı Ak-Yaratıcı (Ürüng-Ayığ-Toyon) idi. Fakat bu erkekti. Ayrıca bir dişi yaratıcı da (Ayığsıt) vardı ki, bunun adının başında beyazlık veya aklık gösteren bir renk özelliği görmüyoruz. Ancak Ak-Ene/Ana gibi Beyaz Kadın Yaratıcı olması da çok muhtemeldi.  Yakutların esas Ana Tanrıları Hayat Ağacı'nın kökünde yaşayan ve insanlara can veren kutsal bir Tanrıça idi."

Ögel, Türk Mitolojisi, Cilt 1

Peki Athene/a neyi temsil ediyordu? Zeka, savaş ve sanatı, yani yaratmayı temsil ediyordu. En önemli sembolü de baykuş idi. Türk Dünyasında "ügi, ühi, ügü" ya da "bayğız" olarak söylenen "baykuş" kamların hayvanıydı. Bilgeyi, kehâneti, anneyi ve koruyucu vasfıyla nazarı temsil ediyordu. Bozoklar'dan gelen Bayat boyunun da ongunu baykuş olarak verilir ki gece doğanları idi.


Athene aynı zamanda zeytin ağacını Atina'ya getiren tanrıça olarak da kabul edilmişti. Bu da onun bir nevi "hayat ağacı" tanrıçası yapmıştı. Öyle ki Atina'ya da adını veren Athene (Ak-Ene)'nin heykellerini zeytin ağacından yaparlardı.

SB


Bergama Zeus Sunağı'ndan detay "Athena", MÖ 2. yy
Berlin Pergamon Müzesi.


___________






Ayaz, Ayas, Ajax

 



AIAS = AYAS / AYAZ ; Türkçedir.

(İngilizcede Ajax)

Kaşgarlı; "ayas kök, Berrak gök. Kölelere (Memluk), yüzlerinin parlaklığı buna benzetilerek ayas denir."


İlyada'da iki Ayas/z var;

* Kral Pirim'in ablasının oğlu 'Yeğen Türker'in babadan kardeşi ve Akil'in de amcaoğlu olan Büyük Ayaz.

* Pirim'in kızı Kassandra'ya Athene (Akene) tapınağında tecavüz eden Küçük Ayaz.

SB





19 Aralık 2024 Perşembe

Germanic or Turkish


 THE WORD ALP


*halep- - *halup- m. "man, hero" - ON (Old Norse) m. "yeoman"...

Guus Kroonen "Etymological Dictionary of Proto-Germanic", Ed. Alexander Lubotsky, Brill 2013



Alp "warrior"

Alp basically "tough, resistant, hard to overcome" ; originally applicable both to persons, when the conventional translation "brave" is reasonably accurate and to inanimate objects and even to abstract ideas like "danger"... ;

alpı : erdemi "his bravery and manliness... ;

alpı: bökesi: erti: "his brave and strong warrior"...

Gerard Clauson "An Etymological Dictionary of Pre-13th Century Turkish", Oxford 1972







Türkçe Adlar

 


Moğolistan’daki Köktürk Harfli Yazıtlardaki Kişi Adları

Kargaz (~ Karagaz), Çak (~ Çaka, Açaka).

Tudun, Eleneg (ilinig ~ Enlig) Apa.

Busat Beg, Butur (?) İrkin                        

Teŋri Kagan, Taptun (Tapa Tun).

Balamış Apa, Külüg.

Apa Tarkan, Ataman Tarkan, Bars Beg, Baz Kagan, 

Bilge Kagan, Bukug Tutuk, Bumın Kagan, Çaça Seŋün,

İl Bilge Katun, İlteriş Kagan, İstemi Kagan,

Köl Tigin, Köli Çor, Ku Seŋün, Oŋ Tutuk,

Sebig Köl Erkin,

Teŋriteg Teŋri Yaratmış Türük Bilge Kagan,

Teŋriteg Teŋride Bolmış Türük Bilge Kagan,

Tonyukuk Boyla Baga Tarkan,

Toŋa Tigin, Tudun Yamtar,

Türük Bilge Kagan, Yollug Tigin.

Tölis Şad, Bek Apa, Ebiz.

Kutlug Kunçuy, İl Bilge Kunçuy.

Tun Yegen Erkin, Tun Bilge Çor.

Künçir (~ Künçi Er).

Ay Çor, Alp Uruŋu, Kar Çor.

Teŋiri Kagan, Elig Er Abçı(?).

Bilig, Tinig Çor, Kıs/ş (?).

Kiken (Kikin) Üçe (Öçe) ~ Kikinüçe.

Bars Apa Çor, Tölis Bilge Beg.

Alp Kutlug Bilge Han, Köl Tarkan Beg, Alp Kutlug Bilge Kagan.

Yegen Erkin, Erkin, Uruŋu Yargan.

İni Öz İnençü, Öz İnençü, Tarduş Köli Çor.

Kutlug Alp (?).

İni Öz İnençü, Kara Tegin, Ukunç.

Boz Kunçı (~ Konçı), Karlıg Çor.

Tuma (Toma), Beg Er (~ Beger), Baz Kan.

[Boyla Ba]ga Tarkan, Yegen Çor, [Bi]lge Çor.

Sanas (?) Köl Tudun, Yegen İrken, Azgan Az Er.

Köl Tudun, Altan Tamgan Tarkan.

Toŋraç (~ Tuŋraç), Tag Çor, Yaşanç, Yegen Çor.

Ökük (~ Ükük) Çor.

Alp Şalçi, Bars Beg, Baz Kagan,

Bilge Kagan, Bumın Kagan,

Çaça Seŋün, Çaŋ Seŋün,

Inançu Apa Yargan Tarkan,

Işbara Yamtar, İl Bilge Katun,

İlteriş Kagan, İstemi Kagan,

İşiyi Likeŋ, Koşu Tutuk, Köl Tigin,

Makaraç Tamgaçı, Nek Seŋün,

Ogul Tarkan, Oguz Bilge Tamgaçı, Oŋ Tutuk,

Tadık Çor, Tarduş Inançu Çor,

Teŋriteg Teŋride Bolmış Türük Bilge Kagan, Toygun İlteber,

Udar Seŋün, Ulug Erkin, Yegen Silig,

Yollug Tigin Tarkan, Oŋ Tutuk, Udar Seŋün,

Alp Şalçı, Toŋa, Tuygun, Tuygut, Yigen Silig Begiŋ.

Apa Tarkan, Bilge Köli Çor,

Çıkan Tunyukuk, El Çor Tigin,

Işbara Bilge Köli Çor, Işbara Çıkan Köli Çor,

Köli Çor, Sagır Çulug (Çulugan),

Sir Erkin, Yegen Çor, Terben, Yazıg (?).

Köl Tigin, Kutlug, Çor, Enlig Çor.

Baga,Bilge Işbara Tamgan Tarkan,

Bilge Kagan, Işbara Tamgan Çor Yabgu,

Işbara Tarkan, İl Etmiş Yabgu,

İlteriş Kagan, Kapgan Kagan, Yamı Kagan.

Tölis Boyla Tarkan, Bek Apa, Kumaş Bakşı.

Tan Apam Saŋun, Bal Çor, Eş El.

Yegleç, Yeren, Kaya Apa.

Köl Bilge Kagan, Ozmış Tigin,

Öz Bilge Bün͡ yi, Tay Bilge Tutuk,

Teŋride Bolmış İl Etmiş Bilge Kagan, Ürüŋ Beg.

Alp Bilge Çigşi, Alp Işbara Seŋün Yaglakar,

Az Sıpa Tay Seŋün, Begzeker Çigşi,

Bıla Baga Tarkan, Bıŋa Kagas, Bilge Kutlug Tarkan Seŋün,

Bilge Seŋün Öz Öŋ Erkin, Bilge Tarkan Kutlug Bilge Yabgu,

Bilge Tarkan Kutlug Yagma, Bumın Kagan,

Bülük? Çabış Seŋün, Inançu Baga Tarkan,

İl Bilge Katun, Kagas Ataçuk, Kutlug,

Kutlug Bilge Seŋün, Külüg Oŋı Öz Inançu,

Ozmış Tigin, Tarduş Külüg Eren,

Teŋride Bolmış İl Etmiş Bilge Kagan,

Tokuz Bolmış Bilge Tay Seŋün,

Toykun Ulug Tarkan Bukug Bıŋa,

Tölis Külüg Eren, Ulug Çigşi, Ulug Öz Inançu Uruŋu,

Ulug Uruŋu, Urşu Kutlug Tarkan Seŋün, Yollug Kagan,

Böke Tutam, K͡u Yen Si (Hu Yan Si ?), Yagız Çor.

Köl Beg, Tarduş Yabgu,

Teŋride Bolmış İl Etmiş Bilge Kagan,

Teŋride Bolmış İl Etmiş Uygur Kagan,

Tölis Şad, Yollug Kagan (?), İçi Öz İnençü.

Apa Tarkan, Bilge Tunyukuk,

Bilge Tunyukuk Boyla Baga Tarkan,

Bögü Kagan, İlteriş Kagan, İnel Kagan,

Kapgan Kagan, Ku Seŋün, Küçlüg Kagan, Tarduş Şad,

Toŋra Eşim, Türük Bilge Kagan, Türük Bögü Kagan.

Yargan, Bekçil Abıçka, Kaya Çor, Beŋlig Çor.

Kay Çaç, Kün Çor, Argaz.

Ulug İrkin, Elig.

Temçen (~ Temçin), Tunuz (tonuz?), Alp Sol (~ Sul, Şol, Şul).


Yenisey’deki Köktürk Harfli Yazıtlardaki Kişi Adları

El Togan Tutuk, Kısk<a> (?) Baş (Kışaklık).

Öçin Külüg Tirig, Tölböri.

Küç Kıyagan (~ Kıygan).

Öz Yegen Alp Turan.

Köni Tirig, Külüg Tutuk.

Bayça (~ Bay Opa) Saŋun, Külüg Çor.

Körtle Alp Uruŋu, Uruŋu Külüg Tok Bögü Terken.

Tör Apa, Çoçı (~ Çuçi) Böri Saŋun.

Bilge Çigşi, Çor Küç Bars, Yaruk Tigin.

Alp Uruŋu Tutuk.

Tüz Bay Küç Bars Külüg.

Çor, Kutlug Çigşi, Külüg Apa, Külüg, Bugra.

İsig Inal, Inaŋ, Inançu Külüg Çigşi Beg,

Bilge Saŋun, Tutuk Beg, Kadır Bilge Tutuk.

Küç Köl (~ Kü Çekül) Tutuk, El Inançı.

El Ögesi Inançu Bilge Tirig, Kü Çorı, Urı (~ Ur Beg).

Bıŋ Açuk Opa, Elig Bört Opa Bars, Opa Bars.

Inançu Alp, Eren Ulug Erdemlig Batur.

Çabış Tun Tarkan, Kara Kan.

Uz Bilge Çaŋşı, Işbara Basar (?), El Çor.

Kaş, Kün Çor Tutuk (~ Künç Tutuk).

Kara Kan, Çaŋ Beg, Anar Ataç.

Ögdem Inal Alp, Aŋlıg.

Yula, Ergeŋe, Sugur Şad, Öz Togdı.

Arslan Külüg Tirig, Külüg Togan.

Çubuç Inal, Kümül Öge, Egüne Tutuk.

Boyla Kutlug Yargan, Kutlug Baga Tarkan Öge.

Atçı Alp Tutuk, Tölis Bilge Tutuk,

Töles Alp Tutuk, Kü Tutuk, Bilge Tutuk, Yeg Terken.

Ak Bak Atık Inal Öge, Kökmiş Tutuk, Buga, Etrük.

Kök Tirig, Körtle Saŋun, Bögü Terken, Eçiç Bars.

Beg Tarkan Öge Tirig, Elçin Apa.

Konçgar (~ Koçgar) Tölis Tirig.

Gut (~Kut?) Eş, Beŋü Çor.

Kar (?), Külüg Yegen, Tuglug Apa.

Küngik Utuk (Lüy Pek).

Çok Uruŋu, Yüküŋ Tirig.

Yadak Ukunç Yama (?), Bagır.

Kara Bars Inançu Çigşi, Elig, Külüg, Belinçük.

Pülüŋe (~ Kölüŋe, Koluŋ-a, Kuluŋ-a).

Külüg Çigşi Uruŋu Çigşi.

Buyruk Alp Saŋun, Bilge Alp.

Çuçuş Katun ~ Çeç Uş.

Çabış Oguş, Tüz Aruk Bey.

Er Teles (Töles) Tükem, Çor, Çuŋ, Urı Beg.

Beg Saŋun, Saŋun Tutuk.

Tirig Beg, Bars Tirig Beg, Küz Terzük Beg.

Beşgek Yegük Beg, Kaşkır Bay Kart Kay Kez.

Uyuk, Egük Uyuk, Altay, Bögü.

Ebiz, Uruŋu (?), Çigşi, Külüg.

Temir Çor, Ayag Çor, Alp Tarkan.

Ay Külüg, Öz Apa, Asur Kaç.

Kab Apa Ön (Öz?) Erkin.

Barım Çor, Yerlig Çor, Tölis Alp Tarkan.

Toŋa Külüg Tarkan Beg.

Enlig Çor Inançu Alp Tarkan.

Uruŋu Çor, Yelez (~ Yeliz, Yalaz).


Dağlık Altay’daki Köktürk Harfli Yazıtlardaki Kişi Adları

Ediş, Ut Er Kü, Yegen Apa El.

Ay Begeç Er, Lüy, El Yegen, Yagız Er.

Sülen Yegen, Apa Er, Çeş.

El Yegen, Kenç, Bert Apa, Eşik.

Örüŋ, Eş Yegen Er, Aldam, Yelgü.

Apa Er, Bekeç, Beg.

Temir Apa, Koluŋ, Kut Bermiş, Börü, Emet.

Arsaru Ençü, Ekeş, Yen Ok, Tükeŋ.

Ut Er, Beŋi Bert, Temir Bert, Bekeç


Kırgızistan’daki Köktürk Harfli Yazıtlardaki Kişi Adları

Bars, Kara Udun, Yeşinü.

Kara Çor, Togan, Ugut.

Beg Çor, Çor, Alınç, Umaç.

Ak Böri, İpik, Bört, Inal, Uz.

Öz İnençü, Aguş, Inal, Kıyagan, Öteg.

Ok Eren, Anınç, Kumar Çor, Eş Kulı.

Anınç, Eki Antaç, İŋekü Antaç.

Kut Çor, Sarıg, Kara Böri, Kut, Adınç.

Ay, On Ok Inançlıg, Kesik, Bilge.


Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Köktürk Harfli Yazıtlardaki Kişi Adları

Bögü Bilge, Teŋri Kan, Çabış Tigin, Kan Tutuk,

Karı Çor Tigin, Kutlug Kunçuy, Tudun.

Ay Beg, Körü, Yilig Çor, Işar, Ay.



Detaylı olarak;

Muhammed Mustafa Bakır

"Köktürk Harfli Yazıtlarda Görülen Kişi Adları ve Eski Türklerde Adlar Üzerine Bakış"

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Turkish World Journal of Language and Literature, Sayı/Issue: 55 (Bahar -Spring 2023)-Ankara

Özet

Köktürk harfli metinlerden itibaren Türklerin tarihî süreçte geride bıraktıkları yazılı kaynaklar, bugün için içerdikleri konulardan ve mesajlardan daha büyük bir değere sahiptir. Her bir yazılı metin Eski Türklerin sosyokültürel hayatlarına ışık tutmaktadır. Köktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra Kutlug Bilge Köl Kağan tarafından kurulan Uygur Kağanlığı da Kırgızlarca sonlandırılmış ve Türk boyları farklı bir yola girmiştir. Batıda tarih sahnesinde Karahanlıların baş gösterdiği sıralarda İslam da kendine Türkler arasında bir yer bulmaya başlamıştır. Özellikle Uygurlardan beri farklı dinî ve kültürel çevrelerle ilişki kuran Türkler, kültürel unsurlarını kimi zaman uyarlayarak kimi zaman yitirerek bugüne dek varlıklarını korumuşlardır. Dîvânu Lugâti’t Türk, Kutadgu Bilig, Atebetü’l Hakayık ve Dîvân-ı Hikmet gibi İslami çevrede yazılan eserler Türk dilleri ve edebiyatları için paha biçilemez bir değere sahiptir. Kimi kesimlerce Orta Türkçe dönemi içerisinde değerlendirilen bu eserlerin Eski Türkçe eserleri ile yakın ilişkisi dikkat çekmektedir. Karahanlılar zamanında oluşturulan eserlerin hangi dönem içerisinde değerlendirileceğinden bağımsız olarak Köktürk harfli metinler ile Türklerin farklı dinî çevrelerde ve farklı alfabelerle oluşturdukları eserlerin birlikte ele alınması filolojik, sosyolojik ve daha birçok alan açısından son derece önemlidir. Bu çalışmada Köktürk harfli yazıtlarda görülen kişi adlarının bir listesi verilecek, Kutadgu Bilig ve Atebetü’l Hakayık’ta geçen ad ile ilgili ifadeler üzerinde durulacak ve kültürün taşınmasına tanıklık eden eserler bir arada değerlendirilmeye gayret edilecektir

Abstract

The written sources left behind by the Turks in the historical process, starting from the Old Turkic texts, have a greater value today than the subjects and messages they contain. Each written text sheds light on the socio-cultural life of the ancient Turks. After the decline of the Turkic Khanate, the Uyghur Khanate, which was founded by Kutlug Bilge Kol Khan and also terminated by the Kyrgyz, the Turkish tribes entered into a different course. Islam also began to find a place among the Turks with the Karakhanids’ emergence in the West. Works written in the Islamic environment such as Divanu Lugati’t Turk, Kutadgu Bilig, Atebetu’l Hakayik and Divan-ı Hikmet have an invaluable value for Turkic languages and literatures. The close relationship of these works, considered by some to be in the Middle Turkish period, with the Old Turkish works draws attention. Regardless of the period in which the works created during the Karakhanids are evaluated, it is extremely important in terms of philological, sociological and many other fields to consider the texts with Turkic (runic) letters and the works created by the Turks in different religious environments and with different alphabets. In this study, a list of people’s names seen in Turkic (runic) letter inscriptions will be given, expressions related to the name in Kutadgu Bilig and Atebetu’l Hakayik will be emphasized, and the works witnessing the transfer of culture will be evaluated together.

Giriş

İnsanoğlu, dil aracılığı ile çevresindeki tüm kavramları işaretlemekte ve onları kendi zihninde somutlaştırmaktadır. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde verilen anlama göre ad “1. Bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz, isim; 2. Herkesçe tanınmış veya işitilmiş olma durumu, ün, nam, şöhret; 3. Anılacak değer, önem” şeklindedir (1998: 19). Adlar, kendi başlarına var olabilen ve dolayısıyla, sözlükte yer alan bilgilerin adlarıdır (Karaağaç, 2013: 31). Gündelik hayatın, dilin ve iletişimin bir parçası olan adlarla ilgili dil incelemelerinin zamanla ilerlemesiyle ayrı bir bilim sahası doğmuştur.

Ad bilimi Sakaoğlu’na göre “canlıların, nesnelerin ve kavramların, kısacası çevremizde gördüğümüz ve algıladığımız her şeyin adıyla ilgilenen bilimdir” (2001: 9). Ad biliminin alt dallarından biri olan kişi adları (anthroponym), insanlara verilen adlarla ilgilenen bir alandır. Adlandırma; toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılıklar göstermektedir. Ad vermede başlıca dinsel adlar, önemli şahısların adları, anlatılarda geçen adlar, coğrafya adları, tarihî adlar, kavim adları ve diğer nedenler etkili olmaktadır (Aksan, 2015: 116-118). Eski Türkçede kişi adları üzerine Sümer (1999), Şirin User (2010, 2016) gibi isimlerin çalışmaları oldukça önemlidir. Gülensoy ve Küçüker’in (2015) çalışması, eski Türk ve Moğol kişi adlarını incelemesi nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Eserde yabancı kaynaklardan eski Türk yazıtlarına ve daha birçok kaynağa başvurularak ciddi bir eser oluşturulmuştur. Kişi adları özelinde daha eski olan Sümer’in çalışması toplu bir değerlendirme olması nedeniyle kıymetlidir. Bu çalışmaların yanı sıra parça parça birçok çalışma da mevcuttur. Eski Türklere ait yazıtların sayısı gün geçtikçe artsa da metinsel açıdan büyük bir külliyat mevcut değildir. Kağan ve kumandanlara ait birkaç yazıt dışında kalan; Yenisey, Dağlık Altay, Kırgızistan ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde bulunan yazıtların neredeyse tamamı kısa metinlerden oluşmaktadır. Mevcut yazıtların önemli bir kısmında kişi adlarına fazlaca rastlanması, bu çalışmaya kaynaklık etmiştir.

Kişi adlarına verilen önemin arkasındaki temel nedeni çözmek için şu sorulardan yararlanılmıştır: “Köktürk harfli yazıtlarda geçen kişi adları ne anlatmaktadır? Ayrıca bu metinlerde, bu kadar sık isme rastlanması ile Kutadgu Bilig (KB) ve Atebetü’l Hakayık’ta (AH) adın önemi ile ilgili ifadeler arasında bir paralellik var mıdır?” şeklindedir. Buradan hareketle amaç, bu yazıtlarda geçen kişi adlarını bir arada ele almak ve bunların anlamını ortaya çıkarmaktır. Ayrıca araştırıcılar için kişi adlarını yazıtlara göre bir arada sunarak gelecek çalışmalara kolaylık sağlamaktır. Karahanlı dönemi eserlerinde ise aradaki tarihî farka, dinî ve kültürel değişimlere rağmen isme bakış açısıyla ilgili paralel düşünceleri ortaya koymaktır. Dîvânu Lugâti’t Türk’te (DLT) geçen Türkçe isimler, KB ve AH’de geçen ad ile ilgili ifadeler üzerinde durulmuştur. Eski Türklere ait yazıtlar taranmış, kişi adı geçen metinler saptanmış ve kişi adlarının bir listesi sunulmuştur. Ancak metinlerin çoğunda kişi adlarının unvanlarla verilmesi ve kimi zamanlar da kısa metinlerden oluşan yazıtlarda kişi adları ile unvanların ayrımının güç olması nedeniyle unvanlar da listeye dâhil edilmiştir. Daha sonra bu yazıtların anlamları tespit edilmeye çalışılmış ve KB, AH gibi eserlerde geçen ad kavramıyla ilgili ifadelerle değerlendirilmiştir.

____