language etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
language etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2026 Perşembe

Türkçe

 


"Altay dil ailesi Avrasya'nın birçok dil ailelerinden (özellikle Hint-Avrupa ve Fin-Ugor dil aileleri) daha eski."

S.A.Starostin, 1991


Maalesef bunu nesnel bakış açısına sahip bilim adamları ne kadar savunsalar da Avrupa merkezli bilim adamları “Bunun olması mümkün değil!” demeye devam edeceklerdir. Avrupa merkezli bilim adamlarının sayıca fazla olması sebebiyle onların korosunun sesinden diğer nesnel bakış açısına sahip bilim adamlarının sesini duymak zordur. (...)

Kıpçak dilleri eski ve gelişmiş yazı sistemine sahiptir. Eğer eski Türk “runik” yazısı M.Ö. 9-10. yüzyıldan önceki dönemde çağdaş Kıpçak halklarının atalarının yaşadığı topraklarda ortaya çıktıysa 3000 yıl önce onların yazı sistemine sahip olduklarını söylemek mümkündür.

Erken Ana Kıpçakça dönemi, tahminen M.Ö. XII. ilâ M.S. II. yüzyılı kapsamaktadır. Başlangıç tarihi, İskit dönemi ve Hun döneminin başlangıcına denk gelmektedir. 


Prof.Dr. Kenesbay Musayev

(Кенесбай Мусаевич Мусаев)

Kıpçaklar ve Ana Kıpçakça, Gazi Türkiyat, 2020




15 Haziran 2026 Pazartesi

Ulumak

 

ULUMAK


Ulu-[

1- (Köpek, kurt, çakal vb.) uzun, iniltili, ağlar gibi ses çıkarmak.

2-(İnsan) iniltili ses, ses çıkararak boğuk boğuk ağlamak.

(Gülensoy)


Birden korkunç bir ses (yani, feryadını- SB) duydum, baktım bizim Kassandra, (Od. 11.421)

ὑλάω - ὑláo - 'to bark' of dogs ( köpeklerin havlaması) / Odyssey - PG? ( Grek Öncesi?)

-Lat.(Latince) ululāre 'to howl'( ulumak), ulula 'owl' ( baykuş), feryat etmek.

-Skt.(Sanskritçe) ululf- 'crying loudly' ( 'yüksek sesle ağlamak), uluka- [m.] 'owl',

-Lith. (Litvanca) uluoti 'to howl' ( ulumak)

(Beekes)


* Ulu[-ma-k, köken Türkçedir.

* Kuzey Hindistan'a göçen Saka-Türkleri... Türkçe kelimeler eski Hint kaynaklarında ve Sanskritçede, ayrıca eski İran dillerinde de bulunabilir... Avesta'da adı geçen Turanlı Dureketay (Turuq-tay) adlı bahadır da Türk'dür. (Ağasıoğlu)

Bu sebeple Sanskritçe dediğiniz dil %100 Sanskritçe değil. Ve eğer Avesta'da Türklerden bahsediliyorsa, kesinlikle Türkçeden ödünç alınmış kelimeler içerir.

* Türkleri ve Türkçeyi çıkardığınız zaman ne tarih yazabilirsiniz, ne de dil araştırması yapabilirsiniz.

* Etimolojik araştırmalarda Türkçeyi göz ardı edemezsiniz.

* Uluma, Latinceye (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) Grekçeden (ὑλάω - ὑláo) geçti, ama Grekçeye (Odyssey destanı) de Türkçeden.

Ve bu bir gerçektir.

___


* Ulu[-ma-k is Turkish of etymology.

* Saka Turks who migrated to Northern India... Turkish words can be found in ancient Indian sources and in Sanskrit, as well as in ancient Persian languages.... The hero named Dureketay (Turuq-tay) in the Avesta is also a Turk. (Ağasıoğlu)

Therefore, the language you call Sanskrit is not 100% Sanskrit. And if the Avesta mentions the Turks, then it definitely contains words borrowed from Turkish.

* You can neither write history nor conduct linguistic research if you remove the Turks and the Turkish language.

* You cannot disregard Turkish in etymological research.

* Uluma, passed into Latin (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) from Greek (ὑλάω - ὑláo), but into Greek (Odyssey) from Turkish.

And this is a fact.


SB

17 Şubat 2026 Salı

Sözde Frig

 

Sözde Frig coğrafyasında Sözde Frigce dedikleri Bediz ve Sözde Frig Kurganları;

Bartomeu Obrador-Cursach'a "Eski Frigce olarak kabul ettiğiniz Beudos/Bevdos kelimesi Türkçe kökenlidir; Bet/Bediz/Bedizci" diyerek yıllar önce bir mail atmıştım, hâlâ geri dönüş yapacak. Akademisyenler hata yaptıklarını kolayca kabul etmez ki Türkçeye karşı da soğuk bir yaklaşımları var, yok hükmünde sayıyorlar sanki. Dil çalışmalarında Türkçeyi dahil etmedikleri için de ortaya çıkardıkları çalışma eksik oluyor. MÖ 6.yy'da Frig coğrafyasında kullanılan bu "Bediz" sözcüğünü arkeolojik buluntuyla da destekleyebiliyoruz; Gordion Kurgan B ve çevresinde bulunan "Balballar". O dönem için bölgede yaşayan Saka Türklerinin bu balbalları "Bediz" olarak adlandırması en mantıklı açıklamadır ki Gordion kurganlarının sahipleri de aslında Saka Türkleridir.

Matchteld J.Mellink, “Friglerin önde gelen bir kişinin cesedini barındırmak için ahşap bir oda inşa etmesi ve odayı bir taş yığını ve tümülüsle örtme geleneği, Kurgan W, P ve MM ile birlikte K-III ve K-IV ‘ün incelenmesiyle daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. MM, P, K-III ve K-IV komplekslerinin güney ve batısındaki mezarlıkta halktan insanların basit inhumasyonları ve daha sonra da kremasyon uyguladıklarını biliyoruz. Kurganlar ise soylular, ya da yönetici ailenin akrabaları olsun, ayrıcalıklı sınıfa ayrılmıştı. Standart tipte düz çatılı, alçak mezar odası, W kurganında tamamen gelişmiş görünmektedir. W kurganını MÖ sekizinci yüzyılın başlarına veya dokuzuncu yüzyılın sonlarına tarihlendirsek bile, iyi gelişmiş bir ölü gömme geleneğinin Batı Anadolu’ya ani bir girişi olarak görünüyor. Friglerin Gordion’a (ve Ankara’ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve Anadolu’nun, Avrupa’nın veya Asya’nın hangi bölgesinde, bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu’ya giriş şekli belirsizdir”, demektedir. (*)

Ayrıca şunu da söyler; "Young, Midas'ın hüküm sürdüğü Gordion'un, anıtsal "megara"lar ve etkileyici büyüklükte ve organizasyonda bitişik binalardan oluşan, iyi inşa edilmiş, ağır şekilde tahkim edilmiş bir kale olduğunu vurgulamıştır. Gordion'daki bu sekizinci yüzyıl sonu katmanı, şüphesiz Friglerin işgal ettiği ülkede yaygın olarak bulunan uzun süredir devam eden Batı Anadolu yapı geleneğinin bir uyarlamasıdır. Gelecekteki araştırmalar, işgalcilerin Avrupa'daki ilkel varoluşlarından Gordion'da görülen yarı kentleşmiş mimari organizasyona nasıl geçiş yaptıklarını açıklamak zorunda kalacaktır. Midas Gordion'u inşa edilmeden önce, hayatta kalan Bronz Çağı Anadolulu halklarıyla neredeyse dört yüzyıl boyunca simbiyoz halinde yaşamış olabilirler ve Batı Anadolu'nun bazı bölgeleri, merkezi platoya kıyasla yerleşim kesintilerinden daha az etkilenmiş olabilir. Frigler, Küçük Asya'ya girmeden önce kelimenin tam anlamıyla göçebe miydiler? MÖ 1200 öncesinde Avrupa'da yaşayan Friglerin göçmen veya yarı göçmen bir evresine dair hiçbir kanıtımız yok. Öte yandan, Gordion'daki Friglerle ilgili önceki iki makale, Frig kültürünün bazı "göçebe" özellikler sergilediğine işaret etmiştir. Friglerin göçebelerle paylaştığı ilk önemli arkeolojik özellik, gömme gelenekleridir. Önemli ölülerini kişisel eşyaları, mobilyaları ve hediyeleriyle birlikte bıraktıkları kütük evler veya daha basit ahşap yapılar inşa ederler. Bu ahşap mezar odaları daha sonra bir kaya ve toprak yığınıyla örtülür; bu sistemin en etkileyici örneği Gordion'daki en büyük tümülüs olan "Midas Kurganı"dır. Herodotos'un İskit mezar geleneklerine dair açıklamasıyla ve özellikle Altay'daki Pazırık'ta kazılan İskit liderlerinin mezarlarıyla olan paralellikler açıktır. Pazırık'ta, Gordion'daki "Midas" mezarının çift duvarlı korumasına ayrıntılı paralellikler oluşturan iç ve dış yapılar mevcuttur. "

Bu "sözde Frig" kurganları bu sebeple tekrar incelenmelidir. Çünkü Kurgan sahipleri yönetici sınıfa aittir ve bu yönetici sınıf Saka Türkleridir. 24 yıl boyunca kazı başkanlığı yapmış olan Rodney Young bile "Kurgan Z'nin, "kafesli" odalar inşa eden Altay halkıyla aynı soydan gelen birine ait olduğu şüphesizdir," diyordu. (*) Mellink ve Young Grek kaynaklarında bahsedilen bu "Frigler" üzerinden yorumlar yapıyor ve bölgede farklı bir budun olabileceğini akıllarına getirmiyor. Oysa Asur kaynaklarında "Phryg" kelimesi geçmez, Muşkiler olarak anılırlar ve Muşkiler bir Saka boyudur.

Mellink aynı zamanda Gordion'un Pazırık'tan daha eski olduğunu (oysa kıyaslamak için daha eski olan Tuva Kurganları var) belirtir ve "Frig gömme geleneklerinin prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur" demektedir.


Bu bölgelerde kim "Ahşap odalı kurgan" yapıyordu peki?.. İşte bunu dile getirmezler.

Gordion'daki Kurgan KY atlı bir mezarken, Kurgan P "İskit sanatıyla" doldurulmuş bir çocuk/tigin mezarıdır. Ramsay Frigya’da bulunan bir yazıtta geçen "knouman (κνουμανει)" sözcüğünün anlamını "mezar (tomb)" olarak verir. (*) Bu sözcük "korugan (kurgan)" sözü ile sesteş ve anlamdaştır, yani "knouman" sözcüğü de "beudos/bevdos" gibi Türkçedir. Kısaca Gordion, Ankara kurganları, Pazarlı ve Kerkenes gibi bölgelerdeki "Frig Uygarlığı/ Kültürü"nü sorgulamamız gerekiyor.

Türk Tarihi ve Türk Dili üzerine çalışan ve "Batılıların dayattığı" değil de gerçekleri açığa çıkaranlara saygıyla...


SB

Not: (*) "Turova ve Saka Türkleri" adlı 📕kitabımda kaynaklarıyla.

* "Frigler de Türk" yorumu yapılıyor ki hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü Avrupa'dan gelen Frig/Bryg Türk değildir! Mellink'in "...prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur"  yorumu gayet açıktır. Frigler kurgan yapmıyordu. Çünkü bu kurganlar Saka Türklerine aitti. Bu durumda da şu gerçek ortaya çıkıyordu: Yönetici sınıf Frig değil, Saka idi. Öyle ki mitolojik kurucuları Gordios'un (Goroğlu) adı bile Türkçeydi.


Mellink'ten inciler;

Frigya'nın "kurgan içinde kereste mezar" şeklindeki gömme geleneği, Güney Rusya kökenli olarak yorumlanmalıdır. Bu gelenek Asya'nın göçebe bozkır sakinlerinde de görülür, ancak kendi başına göçebe yaşamın bir göstergesi değildir."

[SB* Evet değildir, ancak ahşap odalı kurgan yapanlar Türk boylarıdır. Bu Hun Türklerine ait Noin-Ula kurganıyla, Tuva, Altay ve Kazakistan'daki da İskit/Saka Türklerinin kurganlarıyla, ya da MS dönemine ait Türk Kağanlığı, Hazar ve Kuman Türklerine ait kurganlarla da desteklenir.]

Sanatta göçebe özellikler sorusu belki de benzer bir niteliktedir. Geniş bozkır rezervuarı, bozkır sakinleri Yakın Doğu'nun yerleşik ve belirgin kültürleriyle temasa geçmeden önce belirli görsel sanat zevklerinin ve stillerinin geliştiği bir alan olarak yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Nihai ve melez ürünleri en iyi biliyoruz. Eski Yakın Doğu ve Yunan esintileriyle harmanlanmış İskit ve Sarmat sanatı, bilinen antik sanat dünyasından ödünç alınmamış belirli biçim ve konu özelliklerini hala korumaktadır. Birçok sanat tarihçisi, özellikle Rostovtzeff ve Minns tarafından incelenen "hayvan stili"nin özellikleri, Bayan Kohler tarafından önceki makalede vurgulanmıştır.

Hayvan seçimleri ve özel hayvanlar (kuşlar, geyikler, atlar), katlanmış pozlara olan tercih, hayvan formlarının ve unsurlarının fantastik manipülasyonu, zoomorfik birleşim ve zoomorfik çıkıntılar, ahşapta olduğu kadar metalde de modellemenin açısallığı, abartılardan duyulan kaligrafik zevk ve organik prototipinden ilham alan ancak ondan uzaklaşan formun serbest oyunu: tüm bu özellikler, Yunanistan ve Doğu ile olan çatışmasıyla alt edilemeyecek kadar inatçı bir sanatsal zihniyet veya üslup oluşturmaktadır. Güney Rusya'da Greko-İskit metal işçiliğinin nasıl geliştiği bilinmektedir; Ziwiye hazinesinin [SB* İskit MÖ 7.yy] İskit repertuarından ilham unsurları içerdiği de giderek daha fazla bilinmektedir. Ziwiye'deki altın işlemelerde, senkretik bir oryantal üslup (esas olarak Asur, Urartu) bazı durumlarda hazır İskit formlarıyla zenginleştirilmiş ve eklektik bir şekilde kullanılmıştır.

Bu durum, İskit ve daha önceki "göçebe" sanat biçimlerini, Yakın Doğu ve daha sonra Yunanistan'ın repertuarına maruz kalmadan önceki saf hallerinde izleme gibi ilginç bir görevi ortaya çıkarıyor. Artık, yaşamın ilkel ve göçebe bir aşamasındaki toplulukların sanat biçimlerinin varlığını veya kurtarılma olasılığını inkar edemeyiz. Göçebe bozkır sakinlerinin ve yarı göçebe veya yerleşik akrabalarının mezarları, bağımsız "göçebe üslubunun" kanıtlandığı yerlerdir.

Altay bölgesindeki Pazırık'ın donmuş kurganlarında bulunan mezarlar ve mezar ekipmanlarına dair dikkat çekici keşifler, nesneler geç ve karışık olsa da, kronolojik sınırlamaya tabi olmayan bir kanıt sunmaktadır. Ahşap, deri, keçe, tekstil, insan derisi gibi normalde bozulabilir malzemelerin, "hayvan üslubu"nun özel bir biçiminde, açık ve tutarlı sanatsal ifadenin taşıyıcıları olduğu gösterilmiştir. Pazırık'tan çıkan birçok süs oyma eseri, MÖ beşinci ve dördüncü yüzyıllara ait olsalar da, tamamen "göçebe" sanatına aitken, diğer eserler Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımaktadır." 

[SB* Hayır, Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımıyor, çünkü karşımızda bunlardan etkilenmemiş Tuva Arjaan kurganlarından çıkan benzer sanatsal örnekler var.]

"Pazırık'ın bize gösterebildiği kadarıyla, orijinal "göçebe" repertuarı zamansızdır. Antik dünyanın bilinen kültürlerinden bağımsızdır ve metalurjiden önce gelen ve bozulabilir olmalarına rağmen, ayrıntılı ve tutarlı bir sanatsal üslup için uygun araçlar olan malzemelerde yer bulmaktadır. Eğer bozkırda yaşayan çeşitli kabilelerin erken zamanlarda kendilerine özgü sanat stillerine sahip olduklarını kabul edersek -ve Pazırık öncesi bozkır sanatı buluntularından bazıları bunu doğrulamaya meyillidir- antik dünyanın daha iyi bilinen bölgelerindeki sanatın bazı yönlerini yeni bir ışık altında anlamak mümkün olabilir. Bayan Kohler, Gordion'dan gelen ahşap oymalar üzerine yazdığı makalesinde Frig repertuarında ve stilinde "göçebe" özelliklerinin ilginç bir gösterimini sunmuştur. Bu özellikler oryantal, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değildir ve yalnızca Frig göçmenleriyle birlikte Anadolu'ya girmiş olabilirler; muhtemelen sahipleri tarafından taşınan ve kabilenin gittiği her yerde yapılmaya devam eden ahşap oymalarda somutlaşmıştır. 

[SB* Hitit veya Batı Anadolu kökenli değil, evet, ancak, "yalnızca Frig göçmenleriye Anadolu'ya girdiler" ifadesi yanlıştır, çünkü Saka Türkleriyle geldi.]

Birçok örneğin korunduğu dönemde Frigler, repertuarlarına oryantal esintiler eklemeye başlamışlardır; aslan ve aslan-boğa grubu açıkça Mezopotamya (veya Hitit) kökenlidir. Ancak bu gruptaki geyikler ve ilgili hayvanların antik Doğu ile hiçbir ilgisi yoktur. En güçlü benzerlikleri Pazırık'taki "göçebe" unsuruna dayanmaktadır. Burada da göçebe unsuru zamansızdır. Bunu ancak tesadüfi koruma bize ahşap veya diğer bozulabilir malzemelerden yapılmış bitmiş ürünler sunduğunda izleyebiliriz. Gordion'daki kazılar, özellikle P kurganından ahşap oymalar ve şehir höyüğünden bazı kömürleşmiş ahşap kabartmalar kurtarma konusunda şanslı olmuştur.

Bu sanatsal kategoride, Friglerin kültüründe "göçebe" bir unsur buluyoruz. Daha önce de kabul edildiği gibi, göçebe olan bir sanatsal özellik için "göçebe" etiketini korumak belki de haksızlık olur, ancak Frigler örneğinde bu, yarı göçebe dönemden yerleşik döneme taşınmış olmalıdır. Öte yandan, "hayvan stili"nin bazı yönlerinin kendine özgü kalıcılığı, bu sanatsal kompleksin kökenlerine atıfta bulunan göçebe etiketini haklı çıkarır. Pazırık ve Gordion tipi erken buluntuların eksikliği nedeniyle, hayvan stilinin yaşı spekülasyon konusudur. Şu anda elimizdeki en iyi belgeler, Kuban bölgesindeki Ulski [SB* İskit, MÖ 6.yy], Kelermes [SB* İskit, MÖ 7.yy] ve Kostromskaya [SB* İskit, MÖ 7.yy] kurganlarından çıkan yedinci ve altıncı yüzyıllara ait bronz ve altın eserlerdir. Bu eserler, tamamlanmış formlarında yerleşik prototiplere olan bağımlılıklarını ortaya koymaktadır. Yüzeylerinin eğimli işlenmesi, sanatçıların aşina olduğu bir malzeme olarak ahşabı işaret etmektedir.

Ne Kuban buluntuları ne de Ziwiye kompleksi, Gordion'daki ahşap oymalar kadar eski değildir. Frigya'dan elde edilen kanıtlar, "göçebe" sanatının bu kategoriye ait eserlerin antik çağlara ait olduğunu kanıtlamaya yardımcı olacaktır; bu sanat türünün MÖ sekizinci yüzyılda var olduğu kanıtlanmıştır, ancak potansiyel olarak çok daha eski bir döneme ait olabilir.

[SB* İşte burada yanılıyorsunuz. Daha eskileri Tuva'da, Ahameniş öncesi İran coğrafyasında. Ve Gordion'da daha eski Frig Sanatı aramayınız, hüsrana uğrarsınız, yoktur. Çünkü Frig öncesine aittir o sanat.]

Tunç Çağı Anadolu ve Yunan arkeolojisi, göçebe sanat kompleksinde varsayımsal bir aydınlatma kaynağı bulmuştur. Yerleşik kültür kalıpları, nihayetinde göçebe kökenli istilalar tarafından tekrar tekrar kesintiye uğratılmıştır. Tunç Çağı'nın Hint-Avrupa göçmenleri, ister Yunan ister Hititler olsun, genellikle istila ettikleri topraklardaki halkların kültürel ve sanatsal seviyesinin çok altında olan yıkıcı unsurlar olarak (arkeolojinin de haklı olarak savunabileceği gibi) sahneye çıktıkları düşünülmektedir. Daha spesifik olarak, Yunanlıların sanat alanında çok az şey getirdikleri, bunun yerine daha sonra Miken sanatının "tektonik" eğilimlerinde sergilenen bir zihniyet ve eğilim getirdikleri düşünülmektedir.

[SB* Sormazlar mı, madem Yunan kavimlerinin hiçbir sanatsal özgünlüğü yok, o zaman nasıl İskitleri sanatsal açıdan etkilemişler? ;) ]


Sorgulama zamanı 🧐


Kurgan B'de bulunan 4 balbal. 33 nolu balbal yukarıda daha net görülmekte.






BEUDOS - BEVDOS is TURKiSH; BET, BEDiZ.

"bädiz, bädizçi". Kül Tigin Monument south-11,12,13

“bet ‘face’, beti ‘form of beings in painting and sculpture’, bediz ‘ornament, relief or sculpture’.”

The claims about "Old Phrygian and PIE" origins for this word is complete nonsense.

“The rare Greek word bevdos ‘sumptuous woman’s dress’ is a borrowing from Old Phrygian bevdos ‘statue, image (of a goddess), which goes back to PIE *bheudh-os-  ‘perception’.”  (Alexander Lubotsky, 2008) and (Bartomeu Obrador-Cursach, 2020). 

Alexander Lubotsky and Bartomeu Obrador-Cursach should conduct more realistic studies and include Turkish in their work. Otherwise, their studies will be unscientific and inconsistent with "Academic İntegrity". Because, even "PIE *bheudh-os-" does not exist. 

More to read TR/ENG an excerpt from my book as pdf



11 Şubat 2026 Çarşamba

Luvi Aldatmacası

  


LUVİ ALDATMACASI 

Ahmet Semih Tulay

23 Temmuz 2024 / link


Son birkaç yıldır yazılı basında ve şu günlerde de sıklıkla sosyal medyada yer alan ve tartışılan bir konu var. Luviler….. Bu konuyu gündeme getiren ve sürekli gündemde tutmaya çalışan kişi kendini doğa bilimci, arkeolojik peyzajların rekonstrüksiyonu uzmanı ve aynı zamanda kaşif olarak nitelendiren Alman kökenli İsviçre vatandaşı Dr. Eberhard Zanger adında biridir. Kendi söylemiyle arkeoloji konusunda bilgisi olmadığı için İsviçre’de yaşayan arkeolog Serdal Mutlu’yu yanına alarak iddialarını kanıtlamaya çalışmaktadır.

Kendisinin Luvi dili ve uzmanı olduğu iddiasında bulunan Eberhard, 1994 yılından bu yana MÖ 2. binyılda Batı Anadolu’da Luvi adında bir uygarlığının var olduğunu öne sürmektedir. Aslında Luvi terimini ilk kez ortaya atan 1920 yılında İsviçreli Emil Forrer adında bir dilbilimci ve 1950’li yıllarda İngiliz prehistoryen James Mellaart adındaki şaibeli bir bilim adamıdır. 2017 yılında İngiliz “Independent” gazetesince haber yapılan ve buna bağlantılı olarak bizim basınımızda da yoğun ilgi gören “Beyköy Yazıtı” gündeme oturmuştu.

Habere göre; 2012 yılında J. Mellaart öldükten sonra bu yazıtın kopyası onun evinde bulunmuş ve Afyonkarahisar-İhsaniye-Beyköy köy camisinin temelinde olduğu iddia edilen bu taşın üzerindeki Luvice yazılar çözülmüştü? 10/15 metre uzunluğunda 35 cm enindeki kireçtaşı bir blok üzerine kazınan bu yazıt gömülü ise yazılara nasıl ulaşılmıştı? İddiaya göre 1878 yılında köylüler yazıtı caminin temelinde inşaat malzemesi olarak kullanmadan önce, Fransız arkeolog George Perrot dev kitabenin üzerindeki yazıları bir kağıda kopyalamıştı.

Gazete haberi üzerine Beyköy Camisi’nde yapılan incelemede temelin zemindeki ana kaya oturduğu saptanmıştır. Böylelikle bunun bir yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Şubat 2018’de Mellaart’ın evinde Beyköy yazıtı ve kimi taslak metinler üzerinde yapılan inceleme sonunda bunların tamamının sahte olduğu ve gerçekte Mellaart’ın yirmi yıl boyunca bu belgeleri kendisinin oluşturduğu anlaşılmıştır. Yani bilime sahtekarlık karıştırılmıştır. Beyköy Yazıtı’nın sahte olduğunu kanıtlayan İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nden Hititolog Doç. Dr. Hasan Peker, yazıtı çözdüğünü iddia eden Dr. Fred Woudhuizen ve Dr. E. Zangger’i eleştirerek, “olmayan bir şey üzerine bilimsel çalışmalar yapmak gerçeğin üstünün örtülmesi ve yok sayılmasıdır.” demiştir. 

Zangger’in ilgi görmeyen bir başka uçuk iddiası da Truva’nın Atlantis olduğu iddiası gibi Truvayı Luvi uygarlığının bir parçasıymış gibi göstermesidir. Bu arada Bilge Umar adlı iktisatçı bir kişi yazmış olduğu “Türkiye’de Tarihsel Adlar” adlı kitapta Anadolu’daki kent adlarının neredeyse tamamına yakınını Luvi diliyle ilişkilendirip bu akıma hizmet ettiğini söylemem gerekir.

Peki, E. Zangger ve yandaşları neden bu işi gündeme getirmişlerdir? Yanıtı gayet açıktır.  Bunun altında uluslararası siyasi ve politik planlar vardır. Batılılar önceleri batı uygarlığının temelini Eski Yunan uygarlığında aramışlar, ancak Anadolu’nun bu konuda daha baskın olduğunu anlayınca bu kez gözlerini bu topraklara dikerek kökenlerini Anadolu uygarlıklarına dayandırmak istemişlerdir. Örneğin, Almanlar kökenlerini Galatlara dayandığını kanıtlamak için Anadolu’da çok sayıda arkeolojik kazı yapmışlardır. Sonuç: Kocaman bir sıfır. 

Genel olarak Avrupalılar Anadolu’nun günümüzden 10.000 yıldan beri Hint-Avrupai halkların ana vatanı olduğu iddiasındadırlar. Bunlara göre Anadolu Tunç Çağı kültürü ve sanatının yaratıcısı  “Hint-Avrupalı halklar”dır. Bu halkların öncüleri Hititli, Luvili, Palalı halklar ve henüz adı bilinmeyen Hint-Avrupalı topluluklardır. Yani Anadolu Hint-Avrupalı halkların da anavatanıdır. Bu topraklarda konuşulan dil ise “Proto Anatolian languages”tir. Yani Hint-Avrupacadır. Hititlerin ve Hattilerin Asyalı oldukları kesinleştikten sonra bu kez bu iddia sahipleri Luvi yalanına sarılmışlardır. Ancak Luvi dili diye savundukları dil incelendiğinde karşımıza Hattice ve Hititçe çıkar. Hatti dili ise Asya kökenli bitişken bir dildir. Yani Luvi dili dedikleri aslında Hatti ve Hitit dilinin bir lehçesi olmaktan öteye gidemez.

Zangger ve yandaşları Anadolu’da yaşamış ancak hiç bir devlet kuramamış, dili tam olarak çözülememiş Luviler üzerinden yeni bir kök arayışına girerek sahte belgelerle, önce Hititlere, sonra Truva ve öteki krallıklara ait her şeyi Luvilere aitmiş gösterme çabasına giriştiler. Zangger planını daha rahat uygulamak için 2014 yılında “Luvian Studies” adlı bir vakıf kurdu. E. Zangger ve yurt dışındaki Luvian Studies Vakfı’nın ve Türkiye’deki işbirlikçileri uydurma tezlerinin yaymak için sosyal medyada yoğun bir çalışma içine girmişlerdir. 

Zangger’in görüşlerini aktaran bir makaleyi Türkiye’nin değişik yerlerindeki gazetelerde ve sosyal medyada noktasına virgülüne dokunmadan değişik yazar adlarıyla yayınlatırken bu konuda Zangger ve S. Mutlu birlikte yazdıkları hatalarla dolu bir kitap ile Luviler yalanını yaymaya çalışmışlardır. “Luvi Uygarlığı” adlı bu kitapta arkeolojik kazıların yeterince derinliğe ulaşmadığını, bu nedenle de Luviler hakkında ayrıntılı bilgi edilemediği iddiasındadırlar. Ne kendisinin ne de yardımcı S. Mutlu’nun demek ki Anadolu’daki kazılar konusunda da hiç bir bilgileri yoktur. 

Bir başka konu söz konusu Luvi kitabının kaynakça bölümünde bir tek Türk bilim adamının adı yoktur. Kanımca tüm arkeoloji dünyasının tanıdığı Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel, Prof. Dr. Bahadır Alkım, Prof. Dr. Muhibbe Darga, Prof. Dr. Halet Çambel, Prof. Dr. Refik Duru Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Prof. Dr. Tahsin Özgüç gibi Anadolu uygarlıkları hakkında otorite olan daha onlarca Türk bilim adamını duymamışlar. Bu arada not düşeyim az önce adlarını saydığım öğrencisi olduğum hocalarımdan Luvi diye bir şey duymadım.

Avrupa merkezli kimi vakıfların Anadolu’dan vatan yaratmak için başlattıkları ve Türkiye’deki kimi kuruluş ve kişiler tarafından da desteklenen “Luvicilik” akımında bir de Luviler’den Aleviliğe ve Kürtlere bir kök yaratma çabası içine girdikleri de gözlemlenmiştir. Bunların düşüncesinde Alevi inançlarının kökeninin Luvi inançlarına dayandığı gibi saçma bir düşünce vardır. Luvilerden “ışık ülkesinin halkı” gibi söz edenlere bir notum var. Işık ülkesi Luvi değil, tüm maddi uygarlık ögeleriyle bildiğimiz gerçekten ışıklar içindeki Likyadır.

Prof. Dr. Ahmet Ünal, Luvilerin iddia edildiği gibi Anadolu’nun geçmişinde önemli bir yeri olmadığı, abartıldığını, birkaç kaya kabartması, tek tük hiyeroglif yazıt, mühürler ve kimi seramik parçaları dışında araştırmalarda Luvi varlığı izlerinin çok zayıf olduğunu; gerçekte ise Luvi Ülkesi ya da Devleti diye kendi içinde tutarlı bir coğrafi bölge olmadığını belirtmektedir. Prof. Dr. Semih Güneri ise Luvi dili, Luvi kültürü diye tanımlanmış bir süreç olmadığını söyleyerek şu soruları sormaktadır. Hangi Luvi? Luvi hangi arkeolojik kültürü niteler? Nerede Luvi tarzı çanak-çömlek? Luvi mimarisi? Luvi tasvir sanatı? Nerede Luvi’ce tarihsel metinler? Ki Luvi coğrafyasını bize tanımlasın, Luvi tarihinin ana hatlarını bize anlatsın.

Sonuç:  Luvi halkı ve dili ile ilgili olarak kadim belgelerde herhangi bir kayıt yoktur. Luvilerin hiçbir zaman bağımsız bölgeleri olmamıştır. Bir tane Luvi kralının adı yoktur. Luvi mitolojisi, söylemleri yoktur. Luvi uygarlığına ait özgün maddi eserler yoktur. Luviler Batı Anadolu’da Hititlerin gölgesinde yaşamış yerli basit bir topluluktur. Bu gerçeğe karşın Anadolu’da bir Luvi uygarlığının olduğunu gündeme getirmek batılılarca kotarılan tam bir toplum mühendisliği, Anadolu kronolojisini değiştirme sevdasıdır. Luvi uygarlığı kocaman bir yalan ve bir aldatmacadır. E.Zangger ve yandaşları tarafından Anadolu kültürü üzerinde acemice planlanmış, kurgulanmış ve siyasal politik amaçlı oyunlardan biridir.


Ahmet  Semih Tulay

(Arkeolog, Milet Müzesi'nin eski müdürü)

________________


SB



"U-ba-ti = arazi, hibe edilen saha" anlamında olan ve "kesinlikle Luviceden Hititlere geçmiştir" denilen UBATİ sözündeki
"ba'nın Hatti kökenli olması" denilmesiyle ;
UBATİ'nin
2- Hattilerin Türkçe konuştuğu, (Ba > Uba > Oba]
3- Arazi anlamından çıkarılan sonuca göre> UBA(-ti) sözünün OBA olduğu,
4- Sumercede "yaşam yeri, saha" anlamında UB sözünün kullanıldığı,
5- Türkçede aynı anlamda OBA (kökü OB) olarak hâlâ kullanıldığı,
Bu sebeple de;
1- Kesinlikle Luvice kökenli OLMADIĞI ...!

Frigce diye açıkladıkları "OUA"  da Türkçedeki OVA sözünün kendisidir.
Aynı zamanda Lukka (Likya) ve Karia yazıtlarında da UBA (OBA) olarak geçer!

Luvice de, Frigce de yok, Türkçe var!

En büyük luvici İlya Yakuboviç bile Turovalıların dili için "luvice en olası aday değil" derken, "bir takım kişiler" hangi cesaretle "Turovalılar Luvi dilli" diyebiliyor? Vahiy mi gelmiş? "Yaz kızım/oğlum...."

Valla sıkıldım bu luviperestlerden!

"Homeros Destanı'nda Troya'nın öne çıkan, hatta en önemli rolü, Troyalıların Grek etnik kökenine dair ikna edici bir argüman teşkil eder mi? İlyada'nın Hektor'u ve diğer bazı Troyalı karakterleri büyük bir sempatiyle tasvir etmesine ve Akhaların Troyalı düşmanlarıyla tercüman olmadan konuştukları bir dizi sahneye rağmen cevap olumsuzdur. Watkins'in (1986: 62) ölçülü sonucuna katılmak için daha da fazla neden vardır: “Luvilerin Wilusa hakkında bir şarkısı ya da destanı varsa, bu Wilusa'nın Luvice konuştuğu anlamına gelmez”.

Benim iddiam, “Troyalıların dili” tartışmasında çivi yazılı kaynaklardan elde edilen yetersiz onomastik kanıtlar kullanılmak istendiğinde, Luvicenin en olası aday olarak ortaya çıkmadığını ileri sürmekten öteye gitmiyor."

Ilya Yakuboviç, Sociolinguistics of the Luvian Language, Vol 1, 2008


Hititolog Prof.Dr. Ahmet Ünal bile "abartıldığını" söyler ve yazar. / link


Prof.Dr. Semih Güneri
"Sahte Luvi hiyeroglif yazıları ve James Mellaart" makalesi


Prof.Dr. Semih GÜNERİ (FB hesabından):

"Son birkaç yıl içinde 'Luvi' diye bir sözde kültür uyduruldu. Anadolu'nun yerli kültürüymüş. Hint Avrupalıymış. Birkaç resim yazısı işaretiyle nasıl anladılarsa Hint Avrupalı olduklarını? 

Bütünüyle uzmanlık alanıma girdiği için yazdıklarıma güveniniz. 'Luvi', ...şunlar..., ...bunlar..., ...onlar... gibi Hitit tarihi metinlerinde anılan etnik gruplardan biridir. Kim oldukları, ne konuştukları belli değildir. Hiçbir şekilde arkeolojik kültürünü bilmediğimiz, bilinmeyen, tamamen önemsiz bir topluluktur. Anadolu'nun Güneyinde bulundukları düşünülür. 

Her şeyden önce bir bölgede konuşulan dili belirleyen, bölgenin baskın arkeolojik kültürdür. Neolitik Çağlardan Demir Çağlarına, Anadolu'da baskın arkeolojik kültürü belirleyen Hurri ve Hatti etnik kültürüdür. Hurri'nin de ve Hatti'nin doğrudan ve dolaylı yazılı belgeleri vardır. Bu iki baskın etnik kültürün arkeolojik kültürleri de yukarıda anlattığım gibidir. Hurri arkeolojik kültürü Hitit sanatı diye uydurulan Anadolu Tunç Çağı sanatını temsil eden arkeolojik belgelerin toplamıdır.  Yakında çıkacak kapsamlı Hurri (çift 'r') kitabım bu konuya son noktayı koyacak. 

Hatti sanatı nedir sorusunun yanıtı ise, Alaca Höyük Kral Mezarlarında bulunan tunçtan Güneş Kurslarıdır, altın kadın heykelcikleridir, altından kap kacak süs eşyalarıdır. Hitit Luvi hiyeroglifi denilen hadisenin böyle bir arkeolojik karşılığı yoktur. Kesinlikle yoktur. 

Yazıya gelince, Mısır resim yazısından türetilmiş ve sadece mühürler üzerinde birkaç tekil işaretten ibarettir. Yani herhangi bir olayı anlatan tam bir hiyeroglif metin yoktur. Bunların tersini yazan anlatan hiçbir bilgiye inanmayınız. Ve sıkı durunuz: Hattice ve Hurrice eklentili dillerdir, Asyalı dillerdir, bu iki etnik grup Anadolu'ya eklentili dillerin kaynak bölgesi olan Kuzey Asya'dan gelmiştir."


Ataman is not Luwian, but Turkish !
Even "Karian armon" is Turkish ; Erman/Arman.

ER = Tr., Man, soldier, male.

suffixes -man -men ; from the Sumerian period always in use in Turkish;
- Declares the multitude (kocaman = huge),
- Creates names (Ataman, Alpman, Arman, Erman, Yalman, Öymen),
- Declares few / more (küçümen = small),
- Made profession names (eğitmen = instructor),
- Generates item names (yayman = big sack ; elemen = sieve); ılıman = mild,
- Produces title word [Ataman = ancestor leader; Kölemen = slave man /or tribe name of Turkish Mamluks (Kipchak Turks), who established a state in Egypt- Syria] or Turkish tribe name Kuman (Cuman),
- Generates words related to human physics (Şişman = Fat),
- Generates place names (Kağızman, Adıyaman, Dalaman)




Lukkaca (Likce) dedikleri URT(T)A,  tanrısal ad ARMA ve ERMMENENİ sözcükleri Türkçe kökenlidir.
URTTA < YURT - YURDU
ARMA(n) < ARMAN - ERMAN
ERMMENENİ < ERMAN + ENİ/ENE (ANA)
ARMAN URTTA = ERMAN YURDU

NOT: Ermen/Arman kelimesinin Türkçe olduğuna dair bakınız:
Ermen Boyları ve Pseudo-Ermeni Haylar / Prof.Dr. Firudn Ağasıoğlu




"Bu gün Hint-Avrupa medeniyet ve dillerinin yayıldığı bütün yerlerin altında bir Türk katı bulunmaktadır...
Roma-Latin dilinin altında Etrüsk,
Yunan dilinin altında Pelasg, Sami dillerinin altında Sümer... "
Sabir Rüstemhanlı-Gök Tanrı.



Dil ve köken çalışmaları yapanlar araştırmalarına Türkçeyi dahil etmediği sürece
yaptıkları o çalışmalar bilimdışıdır.
Ve
'Sözde' akademisyenler Hititçe- Luvice diyerek masal anlatmaya devam ediyor...

Ais = Ağız ; Hititçe değil TÜRKÇE



ilgili






8 Aralık 2025 Pazartesi

Kadmos

 

Kadmos ejder-yılanla savaşıyor. Euboea'dan (Ayboğa), MÖ 560–550. Louvre Müzesi


Tyr (Tur) oğlu Kadmos, Zeus tarafından kaçırılan kız kardeşi Europe’yi ararken yorulmuş ve bir yerlere yerleşmeye karar vermişti. Delphi’deki kehânet merkezine danıştıktan sonra Thebes’e geldi. Suyu koruyan Ares’in ejderini öldürdüğü için Ares’e yedi yıl boyunca hizmet etti. Sonra da Thebes’e kral oldu ve Thebalıların atası sayıldı.

* Ares Yunanca değildir. Türkçedir. Alp Er Tonga’nın oğlu Alp Arız ile Sakaların soyundan gelen Alban-Türklerindeki Oroiz (Oruz) adları Ares ile ilgilidir. Oğuz Han’ın sol kanat komutanı Urum Kağan’ın kardeşi Uruz Bek’in adında da Ares görülür. Savaş tanrısı Ares ismi ve sıfatıyla Saka Türklerinden Greklere geçmiş bir tanrıdır. Günümüzde kullandığımız vuruşmak fiili (vuruş, uruş) savaşmak, dövüşmek, kavga etmek anlamlarına gelir ki Başkırt Türklerinde İreş (savaş, kavga) ve Kırgız Türkçesinde Araz (savaş, kavga)’dır.(kaynaklar kitabımda) Ares adının kökenini Gut Türklerinde Ariis/Aries Kan, yani Aris Kağan özel isminde de buluruz.

* Türk Kültüründe Ejder-Yılan suyun koruyucusudur.

* Kadmos Yunanca değildir. "Yazıyı Fenike'den getiren Kadmos" diyen Herodot'a (2.49) istinaden "Fenikeli" sanılan Kadmos Hint-Avrupalı olmayan Pelasg boyu Kar'lardan. Kadmos Mısır'a gidip dönenlerden olduğu için Mısırlı, hatta Fenikeli  sanıldı. Bu durumda yazı da Fenike kökenli değil, Pelasg kökenliydi.

* Tur (Tyr), Pelasgların diğer adı olan Tyrrhen'den türetildi. İtalya'da Etrüsk olarak adlandırılanlar da Pelasglardı.

* Kadmos'un "kaçırılan" kızkardeşi Europe'nin (Ayrope) adı da Hint-Avrupa dillinden olmadığı gibi ne Yunanca, ne de Fenikece. Makedonya'da Europa adında bir yerleşim vardı. Zaten sadece Trakya bölgesi Europa olarak anılıyordu. Avrupa kıta adını ise MS 8.yy'dan sonra aldı, ancak 11.yy'da genelleşti.

* Europe ile Kadmos genellikle Boeotia bölgesiyle ilişkilendirilmiştir. Boeotia (Boğa), Thebai/Thebes (Tepe) ile Euboea/Euboia (Ay Boğa) yer adları Türkçe kökenlidir. Ayrıca bölgenin en eski kralı olarak Ogyges gösterilir ki o da Oğuz'dur. Tepe'de geçen diğer Türkçe isimler; Atamaz (Athamaz), Ergin/Erkin (Erginos), Orhan/Orhun (Arrhon), Az/As (Azeus), Buzağı (Buzyge). Ayboğa (Euboia) Grek ağızlarında "Euboia"dan > Europe"ye dönüşmüş gibi duruyor. Ataları olan İo'nun adı da Türkçe Ay'dır. Ben ona Ay Kız demeyi tercih ediyorum. Ay Kız'ın babasının adı da İnachos olarak geçer, yani Türkçe İnag/k, tıpkı Hazar Türklerinden İnak et-Türkî (9.yy) adındaki gibi.


Boğa donuna girmiş Zeus Europe'yi kaçırırken.
MÖ 7.-6. yy, Selinunte Arkeolojik Site / Sicilya
Palermo Arkeoloji Müzesi


Zeus'un boğa kılığına girerek Europe'ye musallat olması da bir fikir verebilir. Bu arada Grek kültüründe "şamanizm" kültürü yoktur. Yani Zeus'un boğa donuna girmesi Greklerin kültürüne terstir. Ayrıca Europe'nin çocuklarının adları: Rhadamantus, Minos ve Sarpedon... bunların adları da ne Hint-Avrupa ne de Grekçedir. Minos ile Manas, Sarpedon ile Sarp Türkçedir. Rhadamantus'u ise çözemedim. Zaten "Minos Uygarlığı" da Grek uygarlığı değildir. Denizli'deki Baba Dağı'nın eski adı da Kadmos'tur. Ayrıntılar "Turova ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.


SB


Hiçbiri "Grek" ya da HA değildi.


EK

Kökenleri Belirsiz Olanlar

Ejder

Sardesli Artemis

Boğa Başlı İnsan

Orat - Ortak


İlyada ve Türkçe



İlyada’da öyle güzel kişi adları vardır ki yalnızca Türkçeyle açıklanabilir. Örneğin; Kral Laomedon’un en büyük oğlu ve Pirim’in de ağabeyi olan Bukolion (Bucolion), Türk dünyasında karşılaştığımız isimlerden Buka’dır. Bilge Tonyukuk’un soyundan gelen ve Uygur Türkleri’nden olan Tarkan unvanlı Devlet Bakanı Bilge Buqa (Buka)’nın adındaki Buqa gibidir, Laomedon’un oğlu Buko(lion)’nun adı da.

Ya da Kral Pirim’in iki oğlunun adı, Doryklos ile Gorgythion. Doryklos’tan eril olan –os ekini çıkarıp, -y- harfini de –u- olarak okursak karşımıza Türkçede kullandığımız Doruk çıkar. Gorgythion ise Anadolu ağzıyla Gorgut dediğimiz Korkut’tur, tıpkı Korkut Ata’nın adındaki gibi temiz bir Türkçedir. Hatta her ikisini de hâlâ erkek adı olarak kullanırız.

SB

Turova ve Saka Türkleri 📕


30 Kasım 2025 Pazar

Hyperbore

 


Geographically, Hyperborea was located north of the Black Sea, at the foothills of the Ural Mountains. Borea is a Turkish word meaning "cold north wind." Bora is used today as a male name among Turks.


Bora: A harsh and temporary wind.

Boruk: Boran, bara: A severe snowstorm.

Boyanak: Rain falling in large drops.

Boran: Torrential weather with wind, lightning, and thunder.

Boranglamak: To snow.

Buran: A snowstorm.

Boranla: To snow.

Kara boroon: A violent hurricane without snow.


All of these words are found in Turkish (TR, AZ, Krgyz, Kazakh, Uzbek), and even in Mongolian, they appear as "boruğan, buragan."

Hyper is also of Turkish origin and comes from "ubir, upir, obur," meaning "to bite, nibble, suck, drink, insatiable." Thus, "Hyperborea" means "biting cold wind," meaning "so cold that it bites."


BORA:
An Etymological Dictionary of Altaic Languages
S. A. Starostin, A. V. Dybo, O. A. Mudrak

* poru to snow, rain: Tung. *pur-; Mong. *boruɣa; Turk. *bora-; Jpn. *pùr-; Kor. *pora.

PTung. *pur- 1 to drizzle 2 slush 3 to fall (of first snow) 4 wind
(changing its direction) (1 моросить (о дожде) 2 шуга, слякоть 3 вы-падать (о первом снеге) 4 ветер (меняющий направление)): Evn.horụ- 3, hrqa 4; Man. furana- ‘запылиться’; Ork. purē- 1; Nan. puruekme 2.

◊ ТМС 2, 44, 334, 349, 353.
PMong. *boruɣa 1 heavy rain 2 to snow, sleet (1 ливень 2 идти (о снеге, дожде со снегом)): MMong. boro’an (SH); WMong. boruɣa(n) 1 (L 121), burɣana- 2 (L 137: burɣani-); Kh. borō(n) 1, burgana- 2; Bur. borō 1, burga- 2; Kalm. borān 1; Ord. borōn 1; Mog. bɔrɔn (Weiers) 1; S.-Yugh. boroŋ; Mongr. burōn (SM 36) ‘little rain’.

◊ KW 51, MGCD 158. Mong. > Chag. boraɣan etc. (TMN 1, 219-220); Evk. būrga etc. (ТМС 1, 111).

PTurk. *bora- 1 North wind 2 to snow heavily (1 северный ветер 2 обильно падать (о снеге)): Tur. bora(k) 1; Turkm. bora- 2; Kaz. bora- 2.
◊ VEWT 80, ЭСТЯ 2, 189-192, Лексика 45.

PJpn. *pùr- to rain, snow (идти (о дожде, снеге)): OJpn. pur-; MJpn. fùr-; Tok. fúr-; Kyo. fùr-; Kag. fùr-.
◊ JLTT 694.

PKor. *pora snow-storm (снежная буря): Mod. nun-pora, nun-pore.
◊ KED 362.
‖ Poppe 21, Ozawa 288-289, ОСНЯ 1, 188-189, АПиПЯЯ 69. Cf. *boru, a contamination with which should explain Mong. *b- (one would expect *h- with low tone and shortness).



Even the word "vampire" is derived from this "upir." The word "vampire" first entered Western literature in H.A. Ossenfelder's poem "Der Vampir" written in 1748. According to Webster's Dictionary, the word's entry into English as "vampire" dates back to 1732. The Oxford Dictionary states that the ultimate origin of the word, which passed from Hungarian to French and from French to English in the mid-18th century, may be the Turkish "uber."


For more details Vampir / Upir

Hatice Şirin, "Vampir," Turkish Language Studies Yearbook Belleten 2010/2, Ankara: TDK Publications, pp. 119-130

Researchers' failure is not to include Turkish history and language in their research also leads to incomplete information being conveyed within the scientific community. This shame belongs to the entire academic community. Turkish history and language possess a rich heritage, and Turkic peoples such as the Scythians, Huns, Avars, Khazars, Pechenegs, Kipchaks, Cumans, Ogurs, Bolgars, and Chuvash are found throughout Eurasia. Simply looking at place names, proper names, and archaeological data is sufficient. Even kurgans are of Turkic, not Indo-European, origin. The word kurgan itself derives from the Turkish word "korugan," meaning "to protect." Indo-Europeans must finally realize that they cannot write history without the Turkic World. "Dismissing" or "ignoring" another civilization is another form of racism.


Regards from Türkiye, and thank you Caleb.

This is my commend on Caleb's video on YT

PS: Those who want to start Turkish history and language with the 6th century AD, we did not fall from the sky!

link for Turkic World




15 Şubat 2025 Cumartesi

Türkçe - Yunanca

 

Yerlileri 'Dağlı Pelasglar' olan 'Arkadia'

Arkadia (Arcadia) Yunanca değil 'Pelasgca'dır. Anlamı ‘dağ boğazı/geçiti’ olan 'Arku/Argıt' sözünden gelir ve Türkçedir. Bu dağlık bölgenin coğrafi yapısı da Türkçedeki anlamına uygun olarak batısında sarp yüksek dağlar varken doğusunda daha alçak dağlar bulunur ve dağlık bölgede geçit bulmak zordur.

"Batı bölgesinde dağlar vahşi, yüksek ve kasvetli. Birbiri üzerine yığılmış küçük çaplı ve verimi az olan vadileri ve ormanlarla kaplı dağları var. Doğu bölgesi ise küçük ama verimli ovaların bulunduğu daha alçak dağlarla çevrili. Bu dağlardan akan dereler kayalardaki doğal yarıklardan akar ve çoğu yerin altında kaybolduktan sonra tekrar yükselir. Bu dağlarda birçok uçurum var ve ulaşım zordur..."

Bölgede adları Erymanthos ile Alpheios olan dağlar ve nehirler var. 

Her iki sözcük de Türkçedir.

İlyada’da Akha ordular listesinde geçen Ankaios oğlu Agapenor bu 'Dağlı Arkadialıların' komutanıdır. Agapenor’a gemileri veren ise Aka Memnon’dur.

“Pelasgların hepsini Danaolar olarak anacağız” derken şaka yapmamışlar ve Strabon’un da dediği gibi ‘barbar’ adlarını muhafaza etmişler. Ya da....


Arkadia = Arku/Argıt

Erymanthos = Eriman, Erman, Arman

Alpheios = Alp

Pelasgca = Türkçe


SB

Turova ve Saka Türkleri 📕

Üç örnek daha;

Alaz -  Ἀλισγέω (ἀlisgéo)
Türkçedir
Beekes'e göre ; "Kökeni bilinmeyen ritüel terimi, 'duman, is'....
'λιγνύς' (lignus) = alevle karışık duman, reçineli maddelerin yakılmasıyla oluşan bulanık ateş. Kökeni belirsiz. Grek-Öncesi."
ve onun "Pre-Greek" demesi "HA olmayan" demektir.


ἀλίσβη  alisbi . ἀπάτη apáti 'aldatma, hilekârlık, dolandırıcılık' (H) <?>
Köken: Bilinmiyor. -σβ- (sb) dizisinin Hint-Avrupa kökenli olması zor.
H. = Hesychius, İskenderiyeli Yunanca sözlük bilimci, MS 5.-6.yy




ἄβαρκυα (ἄbarkya / ἄbar-) = obur, ubır, ubir, upir
#Türkçedir
ἄβαρκυα ἄbarkya - λιπος lipos 'aç' (H.)< GrekÖncesi>
Köken: “Fur:122” kelimeyi ‘παργος pargos’ ‘deli, obur’ kelimesine bağlamaktadır ki bu ikna edici değildir. k-'den sonra -na (-να) ile oluşum GrekÖncesi kökenine işaret etmektedir. (Beekes)
λιπος lipos - şişman, yağ
H. = Hesychius, İskenderiyeli Yunanca sözlük bilimci, MS 5.-6.yy

Oysa;
 Beekes'in söylemi aksine kelime Türkçe kökenlidir ve Obur'dur.
SB



Sabir Rüstemhanlı;

"Bilim alemince bilinen en eski devletlerin dillerinin çoğu, o bölgeye onlardan önce gelmiş olan prototürk dillerinin yerini almışlar. Daha eski kat, Türk diline daha yakındır. Roma-Latin dilinin altında Etrüsk, Yunan dilinin altında Pelask, Sami dillerinin altında Sümer... Eski Elam, Dravit dilleri de aglutinativ dillerdendi ve bizim dile çok yakındılar. Şimdi de İskandinavya’nın altından Türk katı çıkıyor... ve belli oluyor ki, dünya öyle bin yıllardır bizim üstümüze gelmekle, bizim üstümüzü örtmekle uğraşmaktadır... Avrupa bunu itiraf etmek istemiyor... Avrupa Atilla’yı da unutturmaya çalışıyor ve Türkiye’yi bu yüzden de Avrupa Birliği’ne almak istemiyor. Hint-Avrupa hegamonyacılığının görülmemiş bir sahtekârlıkla her şeyi çiğneyerek geçtiği, İran bir yana, Turan’ı da kendisine mal ettiği, Altay, Orta Asya medeniyetlerini de kendi hanesine yazdığı bir dönemde asıl gerçekleri söyleyenler çok azdır."