bediz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bediz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2026 Perşembe

Hangi Frig Kurganları

 


Gordion Kurgan E bir ATLI KURGAN

Kurgan D de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan KY de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan B ise (şimdilik) BALBALLI/TAŞBABALI bir kurgan

Kurgan A da ATLI bir Kurgan olabilir.


***
Gelelim akademisyenlerin açıklamalarına.


Kurgan A ve E'den Cenaze Araçları
Gareth Darbyshire, Penn Müzesi

Son birkaç yıldır, Gordion'da, özellikle sırasıyla yaklaşık MÖ 525 ve 530 yıllarına tarihlenen Kurgan A ve E mezar höyüklerinde (şekil 9) araç yapımı ve kullanımına dair kanıtları dikkatlice inceledim. Gordion'da tekerlekli araçlara dair en eski kanıt, MÖ 9. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir ve MÖ 800 yılındaki büyük yangının neden olduğu yıkım seviyesinde bulunmuştur. Teras Binası'ndaki birimlerden birinde fildişi alınlıklar ve gözlükler ile üç demir dizgin parçası bulunurken, iki demir emniyet pimi bir savaş arabasına ait olmalıdır.

Yirmi yıl sonra, yaklaşık MÖ 780 yılında, Kurgan KY altında iki atın gömüldüğü bir defin mezarı bulunmuştur. Demir dizgin parçaları ve süs bronz alınlıklar hâlâ başlarına bağlı halde bulundu ve hayvanların dizilişi, atların muhtemelen Kıbrıs'taki Salamis'teki 8. yüzyıl sonu-7. yüzyıl başı mezarlarındaki gibi boyunduruklarına bağlıyken öldürüldüğünü düşündürüyor. Bu, büyük olasılıkla bir savaş arabası mezarıydı, ancak ahşap arabadan hiçbir şey bulunamadı.

Genç bir kadının küllerini barındıran A kurganın altında, zengin bir mücevher koleksiyonunun yanı sıra lastikler, tekerlek kelepçeleri, göbek bağlantıları ve bunların bağlantı cıvataları, perçinleri ve çivilerinden oluşan 270'den fazla demir parça bulundu. Bu bağlantı parçaları açıkça sağlam bir araca aitti, ancak parçaları tümülüsün kapladığı alanın bir kenarında karmakarışık bir şekilde istiflenmeden önce yakılmış ve sökülmüştü.

Parçaları, kağıt üzerinde bile olsa, tekrar bir araya getirmek son derece zor oldu. Bununla birlikte, altı kollu ve 1 m çapında, altıgen kesitli ahşap bir aksa çivilenmiş iki tekerlek (dört tekerlekli bir vagon yerine) bulunduğunu hesapladım. Bu, tekerleklerin aks etrafında serbestçe dönmek yerine, aksla birlikte döndüğü anlamına gelir ve aracın hızlı, askeri tarzda bir savaş arabası yerine daha yavaş hareket eden, ağırbaşlı bir araba olduğunu gösterir. Bir çift demir dizgin parçası, bir bronz alınlık ve bronz başlık bağlantı parçaları ortaya çıkarıldı, ancak at iskeletleri bulunamadı - iskeletler hala tümülüsün içinde kazılmamış halde olabilir.

Kurgan E'nin kazısı, oldukça dikkat çekici bir hayvan kalıntısı ve ayrı bir metal eşya kalıntısı ortaya çıkardı (ancak henüz ölen kişinin izlerine rastlanmadı). Bir kalıntıda en az altı at ve üç sığır vardı (şekil 10) ve diğerinde çeşitli tiplerde en az altı bronz ve demir dizgin parçasının kalıntıları bulunuyordu. En gösterişli olanı, dekoratif bronz koç başı dizgin halkaları ve palmet yanak parçalarına sahiptir (şekil 11).

A Kurganında aynı genel tipte iki araba kalıntısı da vardı, ancak bunlar çok daha gösterişliydi; biri mükemmel şekilde dekore edilmiş demir aksamlara, diğeri iki bronz aks kapağına ve bronz direk montajına ve muhtemelen araç kutusunu süsleyen kabartma süslemeli bronz levhalara sahipti. Muhtemelen, dizginlerden dördü araçlar için iki atlı çekme takımına, diğer ikisi ise binek atlarına aitti ve Likya'daki Karaburun mezarındaki (MÖ yaklaşık 470) çağdaş duvar resminde tasvir edilen alayı anımsatıyordu.

Bu kadar pahalı taşıma araçlarına ve bunlarla ilişkili at takımlarına sahip olmak ve bunları gömmek, bölgenin elitlerinin zenginliğinin ve gücünün dikkat çekici bir göstergesi olurdu; bu durum, yukarıda bahsedilen duvar resmi gibi tasvirlerle de vurgulanmaktadır. Bu tür malzemelerin, MÖ 6. yüzyılın sonlarından 5. yüzyılın başlarına kadar uzanan erken Ahameniş döneminde, Batı ve Orta Anadolu'daki mezarlarda aniden daha belirgin hale gelmesinin nedeni ilginç bir sorudur ve bölgenin Persler tarafından ele geçirilmesiyle ortaya çıkan artan sosyo-politik gerilimlerle bağlantılı olabilir.

Eylül 2020



***

"Frig" kurganları "Frig" değildir.

Çünkü;

* "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını Anadolu'nun, Avrupa'nın veya Asya'nın hangi bölgesinde, tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit (=Türk -SB) ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu'ya giriş şekli belirsizdir."

(Matchteld J.Mellink, 1981)


Sonra da bunları "Frig" diye tanımlayın! Olmuyor sayın "akademisyenler", olmuyor! ...

Gordion Kurgan E, MÖ 530
Ak Alaha Kurganı (Ukok Platosu/Altay), MÖ 5.yy

Üzerinde palmetler olunca "Ahameniş" mi oluyormuş?

Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan  yaptıkları?

Bırakın yerli konumundaki Sakaları/Kimmerleri, peki Pers ordusu hangi halklardan oluşuyordu? Bunu hiç dikkate aldınız mı?

Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar!

Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor!

Pes doğrusu!


Pers ordusu için link 1 - link 2 - link 3




Bet/Bediz ile ilgili yazım kaynaklarıyla "Turova Ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.



Hangi Frig? Hangi Ahameniş?

Bana bir masal anlat, içinde dürüstlük olsun...

Atlı Kurganlar varken, "Frig" yazıtlarındaki "Beudos/Bevdos" kelimesi Türkçe kökenliyken; BET/BEDİZ.

***

Şimdiye kadar yapılan açıklamalara göre; ATLI Kurganlar *KY (2 AT), *D (2 AT), *E (8-9 AT, başka hayvanların kemikleri de var ki özellikle kurban edilmişler denilmekte). Balballı/Taşbabalı kurgan ise *B. MM kurganı dedikleri de aslında "Baba Gordios"a ait oğlu Mita(Midas)'a değil ki "Gordios" Türkçedir ve "Goroğlu (Köroğlu)" kelimesinin eski ve farklı dillerdeki söylenişidir.

Kurgan *E'den çıkan koşum aksesuarları arasında bulunan bir gem palmetlerle süslenmiş ve her iki tarafında koç başları bulunmakta. Bilimsel bir sempozyumda bunların "Ahameniş" dönemi "Perslere" ait olduğu anlatıldı. Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan yaptıkları? Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar! Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor! Pes doğrusu!

İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'da çalışan ve "Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA)" üyeleri Amerikalı "philhellenist" arkeologlar OSS ajanı olarak görev almıştı. Bu dönemde Türkiye'nin bazı bölgelerini de "istasyon" olarak kullandılar. Savaş bitiminde bu arkeologların büyük bir kısmı bu "asıl görevlerine" devam etti. Öyle ki "istasyonlar" ve "gezip-gördükleri" yerlerdeki antik dönem kalıntılarını inceleyip kazmak istediler ki bazıları zaten İkinci Dünya Savaşı öncesinde kazılar yapmıştı; Carl Blegen (Yale Üni.), John Caskey (Yale), John Daniel Franklin (Pennsylvania) ve Jerome Sperling (Yale) "TUROVA" kazılarındaydı. 

Casus-arkeologlardan Rodney Stuart Young (Pennsylvania Üni) ile birlikte çalışmak isteyen ve "istasyon" olarak kullandığı "gizli liman" bölgelerinde kazı izni isteyen Franklin (ki SARDES ile TARSUS'ta da kazı yapmıştı) GORDİON'da karar kılmıştı. Ancak ömrü burada çalışmaya yetmedi ve "şüpheli" bir şekilde 1948'de öldü. Fullbright sistemini Türkiye'ye getirmek isteyenler arasındaydı ki Carl Blegen de Yunanistan'a getirmişti. Franklin'in ölümüyle GORDİON kazı başkanlığı casus-arkeolog Rodney S.Young'a kaldı ve 1974'e kadar kazıları o yürüttü. Young ayrıca Ankara'da kurulan "Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARİT)"nün de kurucularındandı.

ARİT'in amacı şu şekilde tanımlanır: 

- "... Amerikan araştırma kurumlarının kurulmasının tesadüf olamayacağı açıktır. Türkiye'deki Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARIT), İstanbul SI [Gizli İstihbarat] şefinin 1944'te Türkiye'de kalıcı bir istihbarat görevlisi için önerdiği derin örtüye çarpıcı bir şekilde benzemektedir.  OSS, örtüsü Amerika'da kurulacak ve gizli olarak sürdürülecek gelecekteki Gizli İstihbarat (SI) ajanlarını arıyordu. “Ofisle kesinlikle hiçbir teması olmayan ve yalnızca aracı kişilerle son derece gizli ve kısıtlı bir şekilde iletişim kuracak” olan ajanlar için, “Türkiye'de araştırma yapan izinli öğrenciler ve profesörler” önerildi... “Türkiye'de bir Amerikan Arkeoloji Enstitüsü veya Doğu Enstitüsü kurulması, bu alanda çalışma olanakları açacaktır. Bu konuda yapılacak ön araştırmalar bile, insanların Türkiye'ye giriş çıkışını sağlamak ve kuruluşa hizmet etmek için kullanılabilir.”

Türkleri ve Türkçeyi sevmeyen, bizden nefret eden casus-arkeolog Dorothy Cox (Pennsylvania Üni) da Rodney Young ile birlikte Gordion'da çalışmıştı. Amirleri kendisi için "Türkiye'deki en iyi adamımız, o mükemmel bir casustu" diyorlardı...

Sonra da bu "philhellenist-casus-arkeologların" yetiştirdikleri "hocalar" kalkıp bunlara Balkanlardan gelen "Frig"lere mâl ediyor!... ATLI KURGAN yapan bu yönetici kesimi "arkeologların, tarihçilerin ve dilcilerin" sorgulamaya başlaması gerek. Söylenecek daha çok şey var da... 

SB.

Not: Bu üniversitelerin, enstitülerin, vakıfların ve kazı alanlarının sponsorlarının da sorgulanması gerek. Gordion kazısı Pensylvania Üni (tıpkı Yale Üni gibi Sarmaşık/Ivy Leage üniversitesilerinden) ile "Kaplan Vakfı" tarafından desteklenir. Onların da destekçileri UNESCO ve ortakları WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı), WMF (Dünya Anıtlar Fonu, kurucuları arasında Bilderberg'ciler var) ve Rockefeller gibilerdir... Yani, parayı verenin düdüğü çalınır!..


17 Şubat 2026 Salı

Sözde Frig

 

Sözde Frig coğrafyasında Sözde Frigce dedikleri Bediz ve Sözde Frig Kurganları;

Bartomeu Obrador-Cursach'a "Eski Frigce olarak kabul ettiğiniz Beudos/Bevdos kelimesi Türkçe kökenlidir; Bet/Bediz/Bedizci" diyerek yıllar önce bir mail atmıştım, hâlâ geri dönüş yapacak. Akademisyenler hata yaptıklarını kolayca kabul etmez ki Türkçeye karşı da soğuk bir yaklaşımları var, yok hükmünde sayıyorlar sanki. Dil çalışmalarında Türkçeyi dahil etmedikleri için de ortaya çıkardıkları çalışma eksik oluyor. MÖ 6.yy'da Frig coğrafyasında kullanılan bu "Bediz" sözcüğünü arkeolojik buluntuyla da destekleyebiliyoruz; Gordion Kurgan B ve çevresinde bulunan "Balballar". O dönem için bölgede yaşayan Saka Türklerinin bu balbalları "Bediz" olarak adlandırması en mantıklı açıklamadır ki Gordion kurganlarının sahipleri de aslında Saka Türkleridir.

Matchteld J.Mellink, “Friglerin önde gelen bir kişinin cesedini barındırmak için ahşap bir oda inşa etmesi ve odayı bir taş yığını ve tümülüsle örtme geleneği, Kurgan W, P ve MM ile birlikte K-III ve K-IV ‘ün incelenmesiyle daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. MM, P, K-III ve K-IV komplekslerinin güney ve batısındaki mezarlıkta halktan insanların basit inhumasyonları ve daha sonra da kremasyon uyguladıklarını biliyoruz. Kurganlar ise soylular, ya da yönetici ailenin akrabaları olsun, ayrıcalıklı sınıfa ayrılmıştı. Standart tipte düz çatılı, alçak mezar odası, W kurganında tamamen gelişmiş görünmektedir. W kurganını MÖ sekizinci yüzyılın başlarına veya dokuzuncu yüzyılın sonlarına tarihlendirsek bile, iyi gelişmiş bir ölü gömme geleneğinin Batı Anadolu’ya ani bir girişi olarak görünüyor. Friglerin Gordion’a (ve Ankara’ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve Anadolu’nun, Avrupa’nın veya Asya’nın hangi bölgesinde, bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu’ya giriş şekli belirsizdir”, demektedir. (*)

Ayrıca şunu da söyler; "Young, Midas'ın hüküm sürdüğü Gordion'un, anıtsal "megara"lar ve etkileyici büyüklükte ve organizasyonda bitişik binalardan oluşan, iyi inşa edilmiş, ağır şekilde tahkim edilmiş bir kale olduğunu vurgulamıştır. Gordion'daki bu sekizinci yüzyıl sonu katmanı, şüphesiz Friglerin işgal ettiği ülkede yaygın olarak bulunan uzun süredir devam eden Batı Anadolu yapı geleneğinin bir uyarlamasıdır. Gelecekteki araştırmalar, işgalcilerin Avrupa'daki ilkel varoluşlarından Gordion'da görülen yarı kentleşmiş mimari organizasyona nasıl geçiş yaptıklarını açıklamak zorunda kalacaktır. Midas Gordion'u inşa edilmeden önce, hayatta kalan Bronz Çağı Anadolulu halklarıyla neredeyse dört yüzyıl boyunca simbiyoz halinde yaşamış olabilirler ve Batı Anadolu'nun bazı bölgeleri, merkezi platoya kıyasla yerleşim kesintilerinden daha az etkilenmiş olabilir. Frigler, Küçük Asya'ya girmeden önce kelimenin tam anlamıyla göçebe miydiler? MÖ 1200 öncesinde Avrupa'da yaşayan Friglerin göçmen veya yarı göçmen bir evresine dair hiçbir kanıtımız yok. Öte yandan, Gordion'daki Friglerle ilgili önceki iki makale, Frig kültürünün bazı "göçebe" özellikler sergilediğine işaret etmiştir. Friglerin göçebelerle paylaştığı ilk önemli arkeolojik özellik, gömme gelenekleridir. Önemli ölülerini kişisel eşyaları, mobilyaları ve hediyeleriyle birlikte bıraktıkları kütük evler veya daha basit ahşap yapılar inşa ederler. Bu ahşap mezar odaları daha sonra bir kaya ve toprak yığınıyla örtülür; bu sistemin en etkileyici örneği Gordion'daki en büyük tümülüs olan "Midas Kurganı"dır. Herodotos'un İskit mezar geleneklerine dair açıklamasıyla ve özellikle Altay'daki Pazırık'ta kazılan İskit liderlerinin mezarlarıyla olan paralellikler açıktır. Pazırık'ta, Gordion'daki "Midas" mezarının çift duvarlı korumasına ayrıntılı paralellikler oluşturan iç ve dış yapılar mevcuttur. "

Bu "sözde Frig" kurganları bu sebeple tekrar incelenmelidir. Çünkü Kurgan sahipleri yönetici sınıfa aittir ve bu yönetici sınıf Saka Türkleridir. 24 yıl boyunca kazı başkanlığı yapmış olan Rodney Young bile "Kurgan Z'nin, "kafesli" odalar inşa eden Altay halkıyla aynı soydan gelen birine ait olduğu şüphesizdir," diyordu. (*) Mellink ve Young Grek kaynaklarında bahsedilen bu "Frigler" üzerinden yorumlar yapıyor ve bölgede farklı bir budun olabileceğini akıllarına getirmiyor. Oysa Asur kaynaklarında "Phryg" kelimesi geçmez, Muşkiler olarak anılırlar ve Muşkiler bir Saka boyudur.

Mellink aynı zamanda Gordion'un Pazırık'tan daha eski olduğunu (oysa kıyaslamak için daha eski olan Tuva Kurganları var) belirtir ve "Frig gömme geleneklerinin prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur" demektedir.


Bu bölgelerde kim "Ahşap odalı kurgan" yapıyordu peki?.. İşte bunu dile getirmezler.

Gordion'daki Kurgan KY atlı bir mezarken, Kurgan P "İskit sanatıyla" doldurulmuş bir çocuk/tigin mezarıdır. Ramsay Frigya’da bulunan bir yazıtta geçen "knouman (κνουμανει)" sözcüğünün anlamını "mezar (tomb)" olarak verir. (*) Bu sözcük "korugan (kurgan)" sözü ile sesteş ve anlamdaştır, yani "knouman" sözcüğü de "beudos/bevdos" gibi Türkçedir. Kısaca Gordion, Ankara kurganları, Pazarlı ve Kerkenes gibi bölgelerdeki "Frig Uygarlığı/ Kültürü"nü sorgulamamız gerekiyor.

Türk Tarihi ve Türk Dili üzerine çalışan ve "Batılıların dayattığı" değil de gerçekleri açığa çıkaranlara saygıyla...


SB

Not: (*) "Turova ve Saka Türkleri" adlı 📕kitabımda kaynaklarıyla.

* "Frigler de Türk" yorumu yapılıyor ki hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü Avrupa'dan gelen Frig/Bryg Türk değildir! Mellink'in "...prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur"  yorumu gayet açıktır. Frigler kurgan yapmıyordu. Çünkü bu kurganlar Saka Türklerine aitti. Bu durumda da şu gerçek ortaya çıkıyordu: Yönetici sınıf Frig değil, Saka idi. Öyle ki mitolojik kurucuları Gordios'un (Goroğlu) adı bile Türkçeydi.


Mellink'ten inciler;

Frigya'nın "kurgan içinde kereste mezar" şeklindeki gömme geleneği, Güney Rusya kökenli olarak yorumlanmalıdır. Bu gelenek Asya'nın göçebe bozkır sakinlerinde de görülür, ancak kendi başına göçebe yaşamın bir göstergesi değildir."

[SB* Evet değildir, ancak ahşap odalı kurgan yapanlar Türk boylarıdır. Bu Hun Türklerine ait Noin-Ula kurganıyla, Tuva, Altay ve Kazakistan'daki da İskit/Saka Türklerinin kurganlarıyla, ya da MS dönemine ait Türk Kağanlığı, Hazar ve Kuman Türklerine ait kurganlarla da desteklenir.]

Sanatta göçebe özellikler sorusu belki de benzer bir niteliktedir. Geniş bozkır rezervuarı, bozkır sakinleri Yakın Doğu'nun yerleşik ve belirgin kültürleriyle temasa geçmeden önce belirli görsel sanat zevklerinin ve stillerinin geliştiği bir alan olarak yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Nihai ve melez ürünleri en iyi biliyoruz. Eski Yakın Doğu ve Yunan esintileriyle harmanlanmış İskit ve Sarmat sanatı, bilinen antik sanat dünyasından ödünç alınmamış belirli biçim ve konu özelliklerini hala korumaktadır. Birçok sanat tarihçisi, özellikle Rostovtzeff ve Minns tarafından incelenen "hayvan stili"nin özellikleri, Bayan Kohler tarafından önceki makalede vurgulanmıştır.

Hayvan seçimleri ve özel hayvanlar (kuşlar, geyikler, atlar), katlanmış pozlara olan tercih, hayvan formlarının ve unsurlarının fantastik manipülasyonu, zoomorfik birleşim ve zoomorfik çıkıntılar, ahşapta olduğu kadar metalde de modellemenin açısallığı, abartılardan duyulan kaligrafik zevk ve organik prototipinden ilham alan ancak ondan uzaklaşan formun serbest oyunu: tüm bu özellikler, Yunanistan ve Doğu ile olan çatışmasıyla alt edilemeyecek kadar inatçı bir sanatsal zihniyet veya üslup oluşturmaktadır. Güney Rusya'da Greko-İskit metal işçiliğinin nasıl geliştiği bilinmektedir; Ziwiye hazinesinin [SB* İskit MÖ 7.yy] İskit repertuarından ilham unsurları içerdiği de giderek daha fazla bilinmektedir. Ziwiye'deki altın işlemelerde, senkretik bir oryantal üslup (esas olarak Asur, Urartu) bazı durumlarda hazır İskit formlarıyla zenginleştirilmiş ve eklektik bir şekilde kullanılmıştır.

Bu durum, İskit ve daha önceki "göçebe" sanat biçimlerini, Yakın Doğu ve daha sonra Yunanistan'ın repertuarına maruz kalmadan önceki saf hallerinde izleme gibi ilginç bir görevi ortaya çıkarıyor. Artık, yaşamın ilkel ve göçebe bir aşamasındaki toplulukların sanat biçimlerinin varlığını veya kurtarılma olasılığını inkar edemeyiz. Göçebe bozkır sakinlerinin ve yarı göçebe veya yerleşik akrabalarının mezarları, bağımsız "göçebe üslubunun" kanıtlandığı yerlerdir.

Altay bölgesindeki Pazırık'ın donmuş kurganlarında bulunan mezarlar ve mezar ekipmanlarına dair dikkat çekici keşifler, nesneler geç ve karışık olsa da, kronolojik sınırlamaya tabi olmayan bir kanıt sunmaktadır. Ahşap, deri, keçe, tekstil, insan derisi gibi normalde bozulabilir malzemelerin, "hayvan üslubu"nun özel bir biçiminde, açık ve tutarlı sanatsal ifadenin taşıyıcıları olduğu gösterilmiştir. Pazırık'tan çıkan birçok süs oyma eseri, MÖ beşinci ve dördüncü yüzyıllara ait olsalar da, tamamen "göçebe" sanatına aitken, diğer eserler Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımaktadır." 

[SB* Hayır, Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımıyor, çünkü karşımızda bunlardan etkilenmemiş Tuva Arjaan kurganlarından çıkan benzer sanatsal örnekler var.]

"Pazırık'ın bize gösterebildiği kadarıyla, orijinal "göçebe" repertuarı zamansızdır. Antik dünyanın bilinen kültürlerinden bağımsızdır ve metalurjiden önce gelen ve bozulabilir olmalarına rağmen, ayrıntılı ve tutarlı bir sanatsal üslup için uygun araçlar olan malzemelerde yer bulmaktadır. Eğer bozkırda yaşayan çeşitli kabilelerin erken zamanlarda kendilerine özgü sanat stillerine sahip olduklarını kabul edersek -ve Pazırık öncesi bozkır sanatı buluntularından bazıları bunu doğrulamaya meyillidir- antik dünyanın daha iyi bilinen bölgelerindeki sanatın bazı yönlerini yeni bir ışık altında anlamak mümkün olabilir. Bayan Kohler, Gordion'dan gelen ahşap oymalar üzerine yazdığı makalesinde Frig repertuarında ve stilinde "göçebe" özelliklerinin ilginç bir gösterimini sunmuştur. Bu özellikler oryantal, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değildir ve yalnızca Frig göçmenleriyle birlikte Anadolu'ya girmiş olabilirler; muhtemelen sahipleri tarafından taşınan ve kabilenin gittiği her yerde yapılmaya devam eden ahşap oymalarda somutlaşmıştır. 

[SB* Hitit veya Batı Anadolu kökenli değil, evet, ancak, "yalnızca Frig göçmenleriye Anadolu'ya girdiler" ifadesi yanlıştır, çünkü Saka Türkleriyle geldi.]

Birçok örneğin korunduğu dönemde Frigler, repertuarlarına oryantal esintiler eklemeye başlamışlardır; aslan ve aslan-boğa grubu açıkça Mezopotamya (veya Hitit) kökenlidir. Ancak bu gruptaki geyikler ve ilgili hayvanların antik Doğu ile hiçbir ilgisi yoktur. En güçlü benzerlikleri Pazırık'taki "göçebe" unsuruna dayanmaktadır. Burada da göçebe unsuru zamansızdır. Bunu ancak tesadüfi koruma bize ahşap veya diğer bozulabilir malzemelerden yapılmış bitmiş ürünler sunduğunda izleyebiliriz. Gordion'daki kazılar, özellikle P kurganından ahşap oymalar ve şehir höyüğünden bazı kömürleşmiş ahşap kabartmalar kurtarma konusunda şanslı olmuştur.

Bu sanatsal kategoride, Friglerin kültüründe "göçebe" bir unsur buluyoruz. Daha önce de kabul edildiği gibi, göçebe olan bir sanatsal özellik için "göçebe" etiketini korumak belki de haksızlık olur, ancak Frigler örneğinde bu, yarı göçebe dönemden yerleşik döneme taşınmış olmalıdır. Öte yandan, "hayvan stili"nin bazı yönlerinin kendine özgü kalıcılığı, bu sanatsal kompleksin kökenlerine atıfta bulunan göçebe etiketini haklı çıkarır. Pazırık ve Gordion tipi erken buluntuların eksikliği nedeniyle, hayvan stilinin yaşı spekülasyon konusudur. Şu anda elimizdeki en iyi belgeler, Kuban bölgesindeki Ulski [SB* İskit, MÖ 6.yy], Kelermes [SB* İskit, MÖ 7.yy] ve Kostromskaya [SB* İskit, MÖ 7.yy] kurganlarından çıkan yedinci ve altıncı yüzyıllara ait bronz ve altın eserlerdir. Bu eserler, tamamlanmış formlarında yerleşik prototiplere olan bağımlılıklarını ortaya koymaktadır. Yüzeylerinin eğimli işlenmesi, sanatçıların aşina olduğu bir malzeme olarak ahşabı işaret etmektedir.

Ne Kuban buluntuları ne de Ziwiye kompleksi, Gordion'daki ahşap oymalar kadar eski değildir. Frigya'dan elde edilen kanıtlar, "göçebe" sanatının bu kategoriye ait eserlerin antik çağlara ait olduğunu kanıtlamaya yardımcı olacaktır; bu sanat türünün MÖ sekizinci yüzyılda var olduğu kanıtlanmıştır, ancak potansiyel olarak çok daha eski bir döneme ait olabilir.

[SB* İşte burada yanılıyorsunuz. Daha eskileri Tuva'da, Ahameniş öncesi İran coğrafyasında. Ve Gordion'da daha eski Frig Sanatı aramayınız, hüsrana uğrarsınız, yoktur. Çünkü Frig öncesine aittir o sanat.]

Tunç Çağı Anadolu ve Yunan arkeolojisi, göçebe sanat kompleksinde varsayımsal bir aydınlatma kaynağı bulmuştur. Yerleşik kültür kalıpları, nihayetinde göçebe kökenli istilalar tarafından tekrar tekrar kesintiye uğratılmıştır. Tunç Çağı'nın Hint-Avrupa göçmenleri, ister Yunan ister Hititler olsun, genellikle istila ettikleri topraklardaki halkların kültürel ve sanatsal seviyesinin çok altında olan yıkıcı unsurlar olarak (arkeolojinin de haklı olarak savunabileceği gibi) sahneye çıktıkları düşünülmektedir. Daha spesifik olarak, Yunanlıların sanat alanında çok az şey getirdikleri, bunun yerine daha sonra Miken sanatının "tektonik" eğilimlerinde sergilenen bir zihniyet ve eğilim getirdikleri düşünülmektedir.

[SB* Sormazlar mı, madem Yunan kavimlerinin hiçbir sanatsal özgünlüğü yok, o zaman nasıl İskitleri sanatsal açıdan etkilemişler? ;) ]


Sorgulama zamanı 🧐


Kurgan B'de bulunan 4 balbal. 33 nolu balbal yukarıda daha net görülmekte.






BEUDOS - BEVDOS is TURKiSH; BET, BEDiZ.

"bädiz, bädizçi". Kül Tigin Monument south-11,12,13

“bet ‘face’, beti ‘form of beings in painting and sculpture’, bediz ‘ornament, relief or sculpture’.”

The claims about "Old Phrygian and PIE" origins for this word is complete nonsense.

“The rare Greek word bevdos ‘sumptuous woman’s dress’ is a borrowing from Old Phrygian bevdos ‘statue, image (of a goddess), which goes back to PIE *bheudh-os-  ‘perception’.”  (Alexander Lubotsky, 2008) and (Bartomeu Obrador-Cursach, 2020). 

Alexander Lubotsky and Bartomeu Obrador-Cursach should conduct more realistic studies and include Turkish in their work. Otherwise, their studies will be unscientific and inconsistent with "Academic İntegrity". Because, even "PIE *bheudh-os-" does not exist. 

More to read TR/ENG an excerpt from my book as pdf



1 Ocak 2023 Pazar

Türkiye'deki Casus Arkeologlar

 

Gordion Megaron 3'te bulunan işlenmiş fildişi plaka, MÖ 800 .
Buradaki süvari için her ne kadar "Frig" deseler de o bir "Frig" değil, Kimmer ya da Saka-Türk.
Başlığı ve süvariliği her şeyi anlatıyor, tıpkı Pazırık'taki gibi (solda).


"Asker, diplomat, siyasetçi ve işadamı vatanseverlik bağlılıklarını sıradan günlük ahlakın üzerine çıkarırlarsa ve casus olarak hizmet ederlerse belki mazur görülürler. Sadece modern toplumun hâlâ uyduğu ahlak kurallarını kabul ederler. Ancak bilim insanı öyle değildir. Hayatının özü gerçeğe hizmettir." - Franz Boas, 1919

Amerika'daki akademik antropolojinin babası Franz Boas'ın "Casus Olan Bilim Adamları" başlığı altında 20 Aralık 1919'da "The Nation (Ulus)"da bir mektubunu yayınladı. Boas, dört Amerikalı antropoloğun Birinci Dünya Savaşı sırasında Orta Amerika'da casusluk yaparak profesyonel araştırma pozisyonlarını kötüye kullandıklarını iddia etti. Eylemlerini şiddetle kınadı ve "casusluk faaliyetleri için bir örtü olarak kullandıkları bilim fuhuş-bilimi" olmuştur", dedi.

Batılıların projesi olan "Hellenizm" sadece arkeoloji ile ilgilenmiyordu. Amaçları hem kendilerine bir geçmiş, hem de Greklere ulusal bir kimlik yaratmaktı. Ama "görevleri" aynı zamanda kendilerinden olmayanları da "medeniyetsiz" olduklarına ikna etmekti. Ötekilere ait ne varsa kendilerine mal olacaktı. Böylece Yanıltma Sanatı uygulandı.

1932-38 arası Truva'da kazı başkanı olan Carl W. Blegen'in "The United States and Greece (1948 - Amerika ve Yunanistan)" adlı hiç yayınlanmamış raporu "Grek"lerin neden ABD için önemli olduğuyla ilgiliydi. Bu rapora göre de ABD adımlarını sessizce atarak pençelerini geçirdi.

Yunanistan'da Fulbright Programı'nı kuran Carl Blegen casus muydu, belki, ama onun öğrencileri kesinlikle casustu. Jerome Sperling İstanbul'da, John Caskey İzmir'de ABD adına casusluk yapmıştı. 1930'larda Sperling ve Caskey de dahil casus arkeologlardan Marion Rawson ile Dorothy Cox da Blegen'in başkanlığında Turova'da çalışmıştı.

John Franklin Daniel III mesela, 1940'da Pennsylvania Üniversitesi'ndeydi, bölümü ise Klasik Arkeolojiydi. 1942'de OSS'in Yunan Masası'nda görev aldı. CİA'nın adamıydı. 1948 de Young ile birlikte Gordion kazılarında bulundu. 1948'de Gordion'da öldü ("ölümü şüpheli" iddiası var). Tarsus kazılarında ise Hetty Goldman ile birlikte çalıştı. Hetty Goldman ise "Goldman-Sachs (!)" ailesindendi. Ayrıca eğitim sistemimizi allak bullak eden Fulbright Programı'nı casus-arkeolog John Franklin Daniel III kurmuştu. (Her ne kadar 1949'da kuruldu deseler de, Fulbright kuruluşu Daniel'e dayanır!)

Gordion'da kazı başkanlığı yapmış Rodney Stuart Young'a gelelim. OSS'nin (Stratejik Hizmetler Ofisi) Mısır masası başkanıydı. Türkiye'de İzmir, Aliağa ve Kuşadası'nda da ofisleri vardı. Aliağa için "Boston", Kuşadası için "Key West" rumuzu kullanıldı. Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arasında mekik dokudu (ne dokuduğu malum!). Young 1974'te şüpheli bir trafik kazasında öldü.

Bugün Gordion hâlâ Pennsylvanya Üniversitesince kazılıyor ve sponsorları da Kaplan'lar! ("Frig" diyerek devam ediyorlar!).

Turova ve Gordion'da çalışan Brian Rose bu yıl Gordion'u UNESCO Dünya Miras Alanı'na dahil etmek için çalışıyor, ama UNESCO kimdir ve kim için çalışır?

1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi vardı! Propaganda Üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştı. İngiltere ise casuslarını Oxford ve Cambridge'ten seçiyordu. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ın adını en önde görüyorduk.

Luwian Vakfın kurulundakiler de masum değildi. Örneğin, Dr.Matthias Oertle, İsviçre hukuk firması Lenz & Staehelin'in ortaklarındandı. Bu hukuk firmasının müşterileri Rothschild, Sachs ve Thyssen'dı. Diğer kurucu üyelerden Dr. Jeffrey Spier ise Oxford mezunuydu. Dr. Jorrit Kelder da Leiden ve Oxford Üniversitesi'nin değerli bir üyesiydi. Yani Luviciler de birer "Truva Atı"ydı!

Mustafa Yıldırım'ın "Türkiye'yi oltadaki balık olarak gören ve 'Oltadaki balığın yeme ihtiyacı yoktur' diyen Rockefeller sülalesinin kurduğu sivil örgütler... (...)... Çevre' ve 'tarih mirası'nın anlamı, eylemlere parasal yardımda bulunanların çıkarına göre değişmektedir! (s.67/9)" diyerek belirttiği gibiydi ortam...

Bilimsel faaliyetlerin arkasında siyaset varsa, o bilimsel faaliyetler bilim olmaktan çıkıyordu. Bu örümcek ağlarına takılanlara da bilim insanı denilemezdi. Franz Boas'ın da dediği gibi "müşteri her zaman haklıydı"!

Kısaca Carl Blegen, Rodney Stuart Young, Dorothy Cox ve diğerlerinin tarafsız olabileceği düşünülemez. Bugün bile parayı verenin düdüğünü çalıyorlar....

Özü, gerçeğin peşinde olan ama dışlanan gerçek bilim insanlarına saygılarla,

Semra Bayraktar (SB)



* Classical Spies: American Archaeologists with the OSS in World War II Greece - Susan Heuck Allen

* Soldiers of Science--Agents of Culture: American Archaeologists in the Office of Strategic Services (OSS) - Despina Lalaki

* Blegen's United States and Greece

* Ekteki makalede bahsedilen Dorothy Rawson ("Dorothy Rawson, a member of Blegen’s team") ile  Marion Rawson Turova'da Carl Blegen emrinde çalışmış casuslardır ( Troy Excavation Final Reports, 2018 - Carolyn Aslan )... 

Dorothy and Marion Rawson
The Misses Dorothy and Marion Rawson returned to the State on the SS.Conte Grande Monday after devoting two months to fascinating archaelogical research on the ancient site of Troy as members of an expedition headed by Mr. Carl Blegen, professor of classical archaeology in the Gradute School of Arts and Science of the University of Cincinnati. In addition to Mr. and Mrs Blegen and Dr. and Mrs. R.K. Hack, the congenial group who enjoyed this period of scholarly explacation included Dr. and Mrs William T. Semple, who joined the party in Athens in the spring; Mr. John Caskey, Mr Watson Smith and Professor Dorpfield of Germany. Missess Rawson will visit their aunt, Mrs. Joseph Rawson, at her summer home in Devon, Long Island, and friends at favorite resorts in the East before they return to Cincinnati the latter part of August.

Dorothy ve Marion Rawson
Bayan Dorothy ve Marion Rawson, Cincinnati Üniversitesi Sanat ve Bilim Fakültesi'nde klasik arkeoloji profesörü olan Bay Carl Blegen'in başkanlığındaki bir keşif gezisinin üyeleri olarak Turova antik kentinde iki ay boyunca büyüleyici arkeolojik araştırmalar yaptıktan sonra Pazartesi günü SS.Conte Grande gemisiyle Eyalet'e döndüler. Bay ve Bayan Blegen ile Dr. ve Bayan R.K. Hack'in yanı sıra, bu bilimsel keşif döneminin tadını çıkaran samimi grupta, ilkbaharda Atina'da gruba katılan Dr. ve Bayan William T. Semple; Bay John Caskey, Bay Watson Smith ve Almanya'dan Profesör Dorpfield yer aldı. Bayan Rawson, Ağustos ayının ikinci yarısında Cincinnati'ye dönmeden önce Long Island, Devon'daki yazlık evinde teyzesi Bayan Joseph Rawson'ı ve Doğu'daki gözde tatil beldelerindeki arkadaşlarını ziyaret edecek.

"Türkiye'deki en iyi adamımız" dedikleri casus-arkeo Dorothy Cox ise  casus-arkeo Rodney S.Young ile birlikte Gordion'da çalışmıştır.


* UNESCO Dünya Mirası Alanı Olmak, "Tek Dünya Kültürü/Devleti"!

"The task before UNESCO... is single. The task is to help the emergence of a single world culture with its own philosophy and background of ideas and with its own broad purpose. This is opportune, since this the first time in history that the scaffolding and the mechanisms for world unification have become available..." Julian Huxley, the First Director-General of  the United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization (UNESCO). From the book he wrote "UNESCO:  Its purpose and Its Philosophy, 1947"

"Conclusion: That task is to help the emergence of a single world culture, _ with its own philosophy and background of ideas, and with its own broad purpose. This is opportune, since this is the first time in history that the scaffolding and the mechanisms for world unification have become available, and also the first time that man has had the means (in the shape of scientific discovery and its applications) of laying a world-wide foundation for the minimum physical welfare of the entire human species. And it is necessary, for at the moment two opposing philosophies of life confront each other from the West and from the East, and not only impede the achievement of unity but threaten to become the foci of actual conflict...."


"Sonuç:

Bu görev, KENDİ FELSEFESİ VE FİKİR GEÇMİŞİ VE KENDİ GENİŞ AMACI OLAN TEK BİR DÜNYA KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKMASINA YARDIMCI OLMAKTIR. Bu, tarihte ilk kez dünyanın birleşmesi için gerekli iskele ve mekanizmaların mevcut olduğu ve aynı zamanda ilk kez insanoğlunun tüm insan türünün asgari fiziksel refahı için dünya çapında bir temel atma araçlarına (bilimsel keşif ve uygulamaları şeklinde) sahip olduğu bir dönem olduğu için elverişlidir. Ve bu gereklidir, çünkü şu anda Batı'dan ve Doğu'dan iki karşıt yaşam felsefesi karşı karşıyadır ve sadece birliğin sağlanmasını engellemekle kalmayıp gerçek bir çatışmanın odağı olma tehdidini de taşımaktadır.

Bu iki felsefeyi iki süper milliyetçilik olarak ya da bireyciliğe karşı kolektivizm olarak ya da Amerikan yaşam tarzına karşı Rus yaşam tarzı olarak ya da kapitalizme karşı komünizm olarak ya da Hıristiyanlığa karşı Marksizm olarak ya da yarım düzine başka şekilde kategorize edebilirsiniz. Geriye bunların karşıtlığı ve her birinin etrafında milyonlarca insanın yaşamlarının, düşüncelerinin ve siyasi arzularının kristalleştiği gerçeği kalıyor. Bu çatışma önlenebilir mi, bu zıtlıklar uzlaştırılabilir mi, bu antitez daha yüksek bir sentezde çözülebilir mi? Ben bunun sadece olabileceğine değil, evrimin amansız diyalektiği sayesinde gerçekleşmesi GEREKTİĞİNE de inanıyorum - ancak bunun bir başka SAVAŞTAN önce mi yoksa sonra mı gerçekleşeceğini bilmiyorum. Çünkü başka bir savaş, insanlığın ilerleme yürüyüşünü yüzyıllarca geriye götürecek kadar korkunç olacaktır. Açık bir çatışmayı önlemek için bu senteze zamanında ulaşma görevinin Unesco'nun öncelikli amacı olması gerektiğine inanıyorum.

Bu amaç doğrultusunda ister teolojik dogma, ister Marksist dogma, ister felsefi dogma ya da başka bir dogma olsun, dogmadan kaçınmalıyız: Doğu ve Batı, birbirlerine sadece geçmişin sabit fikirlerini savururlarsa, gelecek için bir temel üzerinde anlaşamazlar. Çünkü dogmalar budur - belirli bir çağın baskın düşünce sisteminin kristalleşmesi. Bir dogma elbette denenmiş ve geçerli deneyimleri kristalize edebilir: ama eğer dogma ise, bunu katı, uzlaşmaz ve hoşgörüsüz bir şekilde yapar. Daha iyi bir terim bulamadığım için doktrin olarak adlandırdığım şey de geçerli deneyimleri somutlaştırabilir: ancak esnek olabilir, büyüme, gelişme ve uyum sağlama kapasitesine sahip olabilir. Bazı dogmalar diğerlerine göre daha yakın bir geçmişi temsil edebilir; ancak bu onları daha az katı ve dolayısıyla daha az tehlikeli bir şekilde güncelliğini yitirmiş, karşıt sistemle uzlaşmaya daha az elverişsiz hale getirmez. Eğer ilerleme kaydetmek istiyorsak, dogmalarımızı kristalize etmemeyi öğrenmeliyiz.

Günümüzün iki karşıt felsefesi temelde tek bir noktada farklılık göstermektedir: birey ve toplum arasındaki ilişki. Ancak bu temel farklılık, Unesco'nun ilgilenmek zorunda olduğu her alanda olduğu gibi diğer birçok alanda da farklılıklar yaratmaktadır. Farklı ahlak anlayışları ve etik sistemleri; farklı eğitim yöntemleri; sanatın toplumdaki rolüne ilişkin farklı anlayışlar; farklı ekonomik sistemler; bilimi ulusal yaşamla bütünleştirmenin farklı yolları; temel insan özgürlüklerine ilişkin farklı yorumlar; uluslararası işbirliğinin olanaklarına ve sınırlarına ilişkin farklı anlayışlar ortaya çıkarmaktadır. Bu farklılıkların, kendilerini dogma olarak ifade etmelerine, katı toplumsal sistemlerde somutlaşmalarına ve siyaset ve iktidar terimlerine dönüşmelerine izin verildiği takdirde silahlı çatışma olmaksızın uzlaşmaz hale gelecek olmalarına rağmen, ilke olarak uzlaştırılabileceklerine inanıyorum. Açılış bölümlerimde taslağını çizdiğim gibi, bireyin tam gelişiminin daha ileri evrimsel ilerlemenin temel amacı ve ölçütü olarak kabul edilmesine rağmen, toplumun uygun şekilde örgütlenmesinin bu ilerlemenin vazgeçilmez mekanizması olarak kabul edildiği bir tür evrimsel hümanizm çizgisinde uzlaştırılabilirler. 

Bir başka deyişle, toplum bireylerde somutlaşan değerlerle karşılaştırılabilecek hiçbir değer barındırmaz; ancak bireyler toplumla ilişkileri dışında anlamsızdır (her ne kadar bu toplum ulusu hem zaman hem de mekan olarak aşsa da) ve ancak kendini aşarak, benliğini diğer benlikler de dahil olmak üzere diğer gerçekliklerle iç içe geçirerek tam bir öz gelişim sağlayabilir. Dolayısıyla sorun metafizik ya da dogma değil, esasen pratiktir - iki somut gerçeklik kümesinin - bireysel insan varlıkları ve insani toplumsal örgütler - iddialarının en iyi nasıl ayarlanacağı ya da daha iyi nasıl uzlaştırılacağı. Buna göre, bu uzlaşmaya iki yönden yaklaşılabileceğine inanıyorum. Yukarıdan ve dışarıdan, entelektüel bir sorun olarak, prensipte bir anlaşma sorunu olarak yaklaşılabilir: ve aşağıdan ve içeriden, pratik bir sorun olarak, eylem yoluyla bir anlaşma sorunu olarak da yaklaşılabilir. Dünya potansiyel olarak tektir ve insan ihtiyaçları onun her parçasında aynıdır - onu anlamak, kontrol etmek ve ondan zevk almak. Unesco'nun eğitim, bilim ve kültürü teşvik ederek bu ihtiyaçları karşılamak için yapabileceği her şey, birleşik bir yaşam ve hayata bakış biçimine doğru atılmış bir adım, ihtiyacımız olan birleşik felsefenin temeline bir katkı olacaktır.

Ve son olarak, Unesco gibi hem insanın yüksek faaliyetlerini hem de bunların pratik uygulamalarını teşvik etmekle ve bunu uluslararası ölçekte yapmakla görevli bir kurumun, bu ikili yaklaşımı gerçekleştirecek ve böylece bu gerekli uzlaşma sürecini hızlandıracak en olası kurum olduğuna inanıyorum." -HUXLEY



* Kaplanlar BBB, Ashoka ve B&MGates vakfı ile de içli dışlıdır. The J.M. Kaplan Fund

Sanırım BBB'nin ne olduğunu açıklamama gerek yok. Varsa da WEF (Dünya Ekonomik Forumu)'i araştırınız.



* Bill Gates, UNESCO ile İşbirliği Yapıyor




Unesco'nun bazı ortakları:

Merkezi Rockefeller NY Binasında olan WMF (Dünya Anıtlar Fonu) ile WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Unesco'nun ortaklarındandır. WWF'in kurucuları :1) Hollanda kralı Alexander'ın babası Prens Bernhard (ki Bilderberg'in de kurucularından ve kendisi Nazi-SS subayıydı. Bilderberg ayrıntıları için Erol Bilbilik'e bknz.). 2) İngiltere kralı Charles'in babası Prense Philip (ki Yunanistan'ın da prensi idi. Kızkardeşi ve eşi de Nazi partisine üyeydi. Hatta eşi/kuzeni Kraliçe Elizabeth'in Nazi selamı verdiği de kayıtlıdır.) 3) Julian Huxley (Unesco'nun ilk müdürü) 4) Godfrey A.Rockefeller (dedesi William Rockefeller, Chicago Universitesini ile Standard Oil'ı kuran meşhur John D. Rockefeller'in kardeşidir. John D.Rockefeller'in torunu David'in sadece 2008 yılında Harvard Üni'sine bağışı 100 milyon dolardır.)

Ayrıca David Rockefeller Fonu, Ford Vakfı, JM Kaplan Fonu ve Teagle Vakfı'nın ortaklaşa yürüttükleri Hapishane Programı da bu ailelerin içli dışlı olduklarını gösterir.


"Hiçbir şey güçten daha afrodizyak değildir" "Petrolü kontrol edersen ülkeleri, gıdayı kontrol edersen halkı kontrol edersin." Kissinger 1974

David Rockefeller > Henry Kissinger > Klaus Schwab (WEF)


Örümcek Ağında Olmak, işte böyle bir şey!



İlgili:

Tell-Half'ta bulunan Türk Taşbabaları ve Casus Oppenheim



Arkeolog Max Freiher von Oppenheim ve Doğu Haber Ajansı

Sözde Frig Kurganlarıyla Bedizler

Bevdos-Beudos-Bediz

Kaşka ve Muşki

Frigyalı Midas - Muşkili Mita

Marsias'ın Flütü ve Efsanelerin Telif Hakkı

Pazırık'tan Gordion'a Türk Dünyası - 1/4


Gordion Kurgan P - Pazırık Kurganı


"...defin odasının yanlarda ve çatıda çift duvarlı olması, bu odanın iç düzenlemesi, bazı eşyaların masalara konulması ya da duvara asılması, bazı kapların öteki dünyada yenilecek yemekleri simgeleyen yiyecekle dolu olması, ağaçtan oyma lahit, cesedin yatırılış biçimi, tabut içinde keçe ve tekstil malzemenin bulunuşu, defin odasının öteki dünyada yaşanacak bir ev gibi düzenlenişi, kullanılan masalar, sehpalar v.b. mobilyalar, tunç veya diğer çeşitli eserler, hatta kaplar üzerindeki kısa yazı ve işaretler bakımından, rahatlıkla, Proto-Türk ve Türk kurganlarının defin odaları, bu odaların öteki dünyada yaşanacak ev gibi düzenlenmesi, bunlarda ölünün muhafaza şekli ve mezar odasının tefrişatı ve defin odasındaki çeşitli eşyaları ile karşılaştırılabilirler. Bu yapıldığında pek çok benzerliğin olduğu ve frig kurganlarının İç Asya ve Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki ağaç defin odalı yapılarla aynı soydan olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır."

Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu
Eski Türklerin Kutsal Mezarları: Kurganlar
(İşte gerçek budur- SB)





9 Aralık 2022 Cuma

Sözde Frig Kurganlarıyla Bedizler

 

"Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını bilmiyoruz...."


"Friglerin önde gelen bir kişinin cesedini barındırmak için ahşap bir oda inşa etmesi ve odayı bir taş yığını ve tümülüsle örtme geleneği, Kurgan W, P ve MM ile birlikte K-III ve K-IV 'ün incelenmesiyle daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. MM, P, K-III ve K-IV komplekslerinin güney ve batısındaki mezarlıkta halktan insanların basit inhumasyonları ve daha sonra da kremasyon uyguladıklarını biliyoruz. Kurganlar ise soylular, ya da yönetici ailenin akrabaları olsun, ayrıcalıklı sınıfa ayrılmıştı.

Standart tipte düz çatılı, alçak mezar odası, W kurganında tamamen gelişmiş görünmektedir. W kurganını MÖ sekizinci yüzyılın başlarına veya dokuzuncu yüzyılın sonlarına tarihlendirsek bile, iyi gelişmiş bir ölü gömme geleneğinin Batı Anadolu'ya ani bir girişi olarak görünüyor. Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını Anadolu'nun, Avrupa'nın veya Asya'nın hangi bölgesinde, tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu'ya giriş şekli belirsizdir. Öte yandan, MM'deki düz çatılı ahşap mezarın, daha sonra Batı Anadolu'da taştan yapılmış üçgen çatılı bir mezar odasına (Frigler yakınlarına ihanet ederek) dönüştürülmesinde de Frig katkısının başlangıcı olup olmadığını merak edebiliriz."


Matchteld J.Mellink, / The University Museum Pennsylvania, 1981


* Sonra da sen kalk bunlara Frig de 😉 SB


Prof.Dr. Firudin Ağasıoğlu:

"Azərbaycan'da Soyugbulak kurganlarının 6 binyıl yaşı var. Anadolu'ya kurgan kültürü Kür-Araz kültürü ile gelmiş,

5 binyıl önce Beşiktaş'a ulaşmışdır."


*

Arkeolog Füsun Aksaç'tan:

"Ben Frigler gelene kadar zaten varolan Prehistorik halka "Frig kültürü" yapıştırılmasına karşıyım. Kaldı ki Frig olarak isimlendirdiğimiz Balkanlar'dan ne kadar büyüklükte bir topluluğun geldiğini bile daha dürüst bilmiyoruz. Geldiklerinde zaten Frig'e atfedilen kültür ögeleri mevcuttu. Hatta Noua-Sabatinovka kültür ögeleri (ki bunlar Saka ve Kimmer ögeleri ile akrabadır) Karadeniz ve Trakya'da yaygındır. Hatta Marmara ve İç Batı Anadolu'ya çoktan girmiştir. Friglerin alt tabaka degil de yerel kültüre asimile olmuş küçük bir göçebe topluluk olduğunu düşünüyorum. Frig öncesi buluntular bunu gösteriyor. (Çünkü)...

Frigler Anadolu'ya girdiğinde Anadolu boş muymuş da birden bire "Frig kültürü" çıkmış? Kurgan kültürü tunç dönemlerinde de var. Şekil ve uygulamalari farklı olsa da var. Frigler Gordion'a geldiğinde İç Batı Anadolu'da da , Güney Marmara'da da Karadeniz şeridinde de aynı Trakya'daki gibi daha çok ritüellerde kullanılan , adak çukurlarında görülen siyah renkli geniş karınlı ve yivli çömlek geleneği varlığına çoooktaaannn başlamıştı. (Buckelware denilen ve aynı zamanda Barbar keramiği denilen STC -DC çömlek formu)."


*

The art is also not Phrygian!




Gordion Kurgan P, MÖ 8.yy
Küçük yaşta ölen bir Tigin'in kurganından çıkan ahşap oyuncak
Saka/İskit sanatı


Gordion Kurgan P'den çıkan buluntular için
- sadece "göçebe (nomad) sanatı"nda (İskit sanatı demek istiyor) görülür-
demeleri, paha biçilemez 😉

MM, W ve P Kurganları MÖ 8.yy'dır, ancak P MM'den biraz daha eski ve küçük yaşta kaybedilen bir tiginin kurganıdır.



Atlı Kurgan KY, MÖ 7.yy, Kimmer-Türkü

Soruyorlar kendilerine (Batılılar), nasıl bir Kimmer Friglerle aynı şekilde gömülür? Paralı asker miydi? diye... 😃


Kurgan Culture (and the horse burial) is Turkish!


Frig başlığı, Frig sanatı ve betimlemeleri de Sakaları işaret eder. Trakya'da MÖ 8.-7.yy öncesine ait Frig başlığı bulsunlar,

Saka Başlığı demekten vazgeçeceğim!


Saka-Türk - Kartal boynuzlu Geyik, MÖ 6.-5.yy.
Saka (Hun)-Türk, MÖ 4.-3.yy, Nalinggaotu, Shenmu, Xi'an (Sian)-Çin


Gordion'dan Türk Taşbabaları/Balbalları
Turkish Balbals at Gordion and not Phrygian!
The word Bevdos/Beudos is also not Old-Phrygian, but Turkish of etymology!
(Still no answer from Mr.Bartomeu Obrador-Cursach! (at the link above))
and this (below)
Are you sure Mr Lubotsky? Because Bediz is Turkish! So is Kabar Boyu, or, Duman/Tuman, Erk, Eke, Ata, Apaktneni (Apak Eni)




Türk dünyasından bir Taşbaba/Balbal - Altay

Yazıtlı -"sözde Frig İdolü"- Taşbaba - Seyitgazi/Eskişehir



* Frigler yazıyı Fenikelilerden almadı, çünkü etkileşimleri yoktur!

* Greklerce adlandırılan "Frig" coğrafyasında Kimmer ve Saka Türkleri

* Asurlularca adlandırılan "Muşki" coğrafyasında Kimmer Kurganları

* "Frig Midas" değil, "Muşkili Mita"

* Muşki-Kaşka-Tubal-Kimmer-Saka Türkleri

Yazıtta "Atas/Atis, Benim anıtım sınırtaşıdır" yazıyormuş! Ancak İngilizce makalede (An Idol-shaped Stele with an Old Phrygian Inscription in the Territory of Nakoleia,Yıl 2020, Cilt 19, 45 - 67) geçen Ata ve Baba sözcüklerinin Türkçe olduğunu belirtmiyorlar! Ayrıca cümleyi doğru okuyup okumadıklarını da bilmiyorum. Friglerde kurgan ve taşbaba kültürü yoktu, ki Frig dedikleri kültür ve sanat Saka Türkleri kültür ve sanatıyla aynı! "İdol" dedikleri taşbaba (ya da yazıtlı olduğu için bir mengü taş) MÖ 8.yy'a tarihlendiriliyor ki "sözde Friglerin" siyasi tarihi de o zaman başlar. Ayrıca Muşkili Baba Gordios (G/Köroğlu) ile oğlu Mita dışından kral adları sayamazlar! - SB

Bana bir masal anlat, içinde dürüstlük olsun...


The Graffiti below, which was found in Gordion, is the same as Turkish rock art (above), which was found in Yenisei region, Saka-Hun Turks.




Kral çıplak canlar, hem de çırılçıplak... 😃

The King is Naked !

SB


Pazırık'tan Gordion'a Türk Dünyası