tumulus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tumulus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2024 Perşembe

Bintepe Kurganları

 

BİN TEPE KURGANLARI


Sardes'in kuzeyindeki mezarlık Bin Tepe Kurganları, Lidya'nın en göze çarpan antik simgeleridir, uzaktan görülebilir ve bölgeyi tuhaf bir büyü yere dönüştürür. Bin Tepe Türkiye'nin, belki de dünyanın en büyük kurgan mezarlığıdır; Mısır'daki Giza platosundan çok daha büyüktür. Bugün Bin Tepe'de yaklaşık 115 kurgan ayakta kalmıştır; 1940'larda en az 149 kurgan vardı, ancak birçoğu tarım nedeniyle tahrip edilmiştir.


ALYATTES KURGANI


Herodot'a göre:

Lidya ülkesi, Tmolos'tan taşınan altın tozu dışında, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında büyük bir mucize deposuna sahip değildir; Orada görülebilecek bir anıt var ki, sadece Mısır ve Babil'dekiler hariç diğerlerinden daha büyüktür: Kroisos'un babası Alyattes'in mezarı vardır, bunun tabanı (krepis) büyük taşlardan ve geri kalanı yığılmış topraktan yapılmıştır. Tüccarlar, zanaatkârlar ve fahişeler tarafından inşa edilmiştir. Ve benim zamanıma kadar mezarın üstünde beş sınır taşı kaldı ve bunların üzerine her birinin ne kadar katkıda bulunduğu yazıldı; ve hesaplama fahişelerin işteki payının en büyük olduğunu gösterdi... Mezarın çevresi altı stad ve iki yüz ayaktır ve genişliği on üç yüz ayaktır. Mezarın yanında büyük bir göl vardır ve Lidyalılar bu gölün sürekli akan pınarlarla beslendiğini söylerler; ona Gygaean Gölü denir. İşte bu mezar böyledir. (Hdt. 1.93)


Alyattes kurganı, Herodot'un verdiği rakamlara çok yakın, yaklaşık 355 m çapında ve 63 m yüksekliğinde, dünyanın en büyük kurganları arasındadır. Teoman Yalçınkaya, 785.000 m3 'ten fazla toprak ve taş içerdiğini ve yaklaşık 2.400 erkek ve 600 yük hayvanından oluşan bir işgücü ile iki buçuk yılda inşa edilmiş olabileceğini hesaplamıştır. “Büyük taşlardan oluşan” krepis duvarı artık ayakta değildir, ancak çoğu Lidya kurganları gibi, 16 tondan daha ağır kireçtaşı çatı kirişleriyle zarifçe oyulmuş bloklardan inşa edilmiş bir odaya sahiptir. Yine çoğu Lidya kurganlarında olduğu gibi mezar odası, yağmacıların keşfetmesini zorlaştırmak için kurganın merkezinden oldukça uzağa yerleştirilmiştir. Antik dönemde zaten yağmalanmış olan oda, 19. yüzyıl Prusya konsolosu Ludwig Peter Spiegelthal tarafından keşfedilmiştir.


KARNIYARIK TEPE


Alyattes Tümülüsü, Bin Tepe'nin sırtını taçlandıran ve diğer tüm höyükleri gölgede bırakan üç muazzam kurgandan biridir. Bu üç dev kurganın ortancası Karnıyarık Tepe'dir. Çapı 230 m ve güneyden yüksekliği 53 m olan höyüğün ayak izi Giza'daki Büyük Keops piramidi kadar büyüktür. Alyattes'in mezarı antik dönemde açılmış olduğundan, 1962'deki Sardes keşif heyeti arkeolojik araştırmalarının bir parçası olarak Karnıyarık Tepe'yi seçer. Yıllar içinde birçok araştırma yapılır. 


Karnıyarık Tepe'nin benzersiz bir özelliği de kurgan içindeki krepis duvarıdır. Krepis duvarları genellikle bir kurganın dışını çevreleyerek toprak dolguyu tutar ve keskin bir kenar sağlar. Ancak bu duvar kurganın içine gömülüdür ve hiçbir zaman tamamlanmamıştır. Bu krepis duvarının, yaklaşık 85 m çapındaki daha eski ve daha küçük bir kurgana ait olduğu anlaşılmaktadır. Görünüşe göre inşaatın erken bir aşamasında, inşaatçılar kurganı genişletmeye karar vermiş, çapını neredeyse üç katına çıkarmış ve bitmemiş krepis duvarını terk edip gömmüşlerdir. Bu neden gerçekleşmiştir? Daha küçük bir kurganın yeri daha güçlü bir kişi tarafından mı ele geçirilmişti? Kurganın sahibi büyük bir servete sahip olduğu için mi daha büyük bir mezar anıtı yaptırabilmiştir? Bunu bilmiyoruz. Büyük kurganın muhtemelen kendi krepis duvarı vardı, ancak neredeyse hiçbir izi günümüze ulaşmamıştır.


Krepis duvarı, ince işlenmiş kireçtaşı bloklardan oluşan iki tabakadan ve yuvarlak bir “destek tabakasından” oluşmaktadır. Çalışmaya son verildiğinde duvarda iki boşluk kalmıştı ve üst tabakada birkaç blok eksikti. Boşluklardan biri büyük bir ana kaya çıkıntısının önünde bırakılmıştır; bu çıkıntının bir kısmı bloklara benzeyecek şekilde oyulmuştur, böylece duvarın kendisine dahil edilebilir. Diğer boşluk ise gariptir, çünkü duvar bölümleri kapı söveleri gibi düz bir şekilde bitmektedir, sanki inşaatçılar aradaki boşluğu doldurmaya niyetli değilmiş gibi. Ancak, bu boşlukta ana kaya duvarın üstünden oldukça yükselmektedir, dolayısıyla burası mezara giriş olarak kullanılmış olamaz.


Birçok taş, muhtemelen duvarın farklı bölümlerinden sorumlu taş ustalarının ekiplerini tanımlayan yazılı işaretler taşımaktadır. İşaretler arasında Hanfmann'ın (muhtemelen yanlış olarak) “Gugu” olarak okuduğu bir sembol, gamalı haç çiftleri ve Α ve Θ gibi harfler bulunmaktadır. Bu taşçı işaretleri ve inşaatın diğer detayları, Lidyalıların bu duvarı inşa etmek için işgücünü nasıl organize ettiklerini belirlememize olanak sağlamaktadır. Duvarda, her biri farklı bir bölüm veya kurstan sorumlu olan ve bazen (ama her zaman değil) yaptıkları işi işaretlerle belirten en az yedi ayrı duvarcı ekibi çalışmıştır.


1964 yılında Roma dönemine ait bir tünel ağını ortaya çıkardık. Roma tünelleri modern tünellerden daha küçüktür - 70 cm genişliğinde ve 1,8 m yüksekliğinde, sadece bir kişinin geçebileceği genişliktedir. Antik tünellerin yaklaşık 130 m'si takip edilmiştir ve keşfedilmemiş başka tüneller de kurganın içine doğru devam etmektedir. Tünellerin çoğu ya da tamamı, belki de daha sonraki tünellerden kalan toprağı bertaraf etmek için kasıtlı olarak geri doldurulmuştur. Krepis duvarı boyunca bir noktada, Romalı kaşifler en alt tabakada bir boşluk bulmuş ve bu nedenle duvarın üstünden bir blok kaldırarak duvarın arkasında bir tünel açmışlardır.


Bu tünel, kurgan dolgusu olduğu ortaya çıkınca hemen terk edilmiştir. Daha ileride, iki işçi ekibinin karşılaştığı ancak bölümleri arasına son bloğu yerleştirmedikleri ikinci bir kısa keşif tüneli kazmışlardır. Üçüncü bir noktada, Romalılar krepis duvarının arkasını 7 metre boyunca kazmış ve daha sonra tünelin devam ettiği duvarın ön tarafına geçmek için üst tabakadan bir blok çıkarmışlardır. Bu tür antik soyguncu tünelleri Alyattes kurganı ve Bin Tepe'deki diğer kurganların çoğunda bulunmaktadır.


Roma tünelleri geri doldurulduysa, bunların bir odaya açılmadığını varsayıyoruz, çünkü geri doldurma muhtemelen diğer tünellerde devam eden keşiflerden kaynaklanmıştır. Kurgandaki büyük yarık (“Karnıyarık”) da orijinal zemin seviyesine ulaşacak kadar derin kazılmamıştır. Roma tünelleri ve bizim tünellerimiz kurganın merkezine kadar girmiş ve daha sonra mezar odasını bulmak amacıyla merkezin etrafındaki alanı araştırmıştır. Bu tüneller kurganın inşası hakkında önemli bilgiler ortaya çıkarmıştır. Ancak kurgan içinde yarım kilometreden fazla tünel kazılmasına rağmen henüz bir mezar odası ortaya çıkarılamadı.


Bu kurganda kimin gömülü olduğunu bilmiyoruz. Muazzam büyüklüğü, Lidya kraliyet ailesinin bir üyesine ait olduğunu düşündürmektedir. Arkeologlar bir zamanlar, kısmen çağdaş şair Hipponax'ın bir pasajına dayanarak, Mermnad hanedanının ilk kralı Gyges'e ait olduğuna inanıyorlardı:


İzmir'e doğru giderken, Lidyalıların topraklarından; Attales'in mezarı, Gyges'in anıtı, [...] steli ve Mytalis kralı Tos'un anıtının yanından geç.... karnını batan güneşe doğru çevir.


Bu yorumda Attales Alyattes'tir; Gyges'in anıtı Karnıyarık Tepe'dir ve Tos'un anıtı da Karnıyarık Tepe'nin batısındaki Bin Tepe, Kır Mutaf Tepe'deki üçüncü büyük kurgandır. Bununla birlikte, kurgan dolgusundan elde edilen çanak çömlek, daha büyük olan kurganın MÖ 600'den daha erken bir tarihe ait olmadığını gösterir. Gyges yaklaşık MÖ 644 yılında öldüğüne göre, burası onun mezarı olamaz. Kurgan için mümkün olan en erken tarih yaklaşık MÖ 600 ile 547 arasıdır; Lidyalıların Persler tarafından devrildiği dönemdir. Bu nedenle muhtemelen kraliyet kurganları inşa etmediler; Çünkü sadece iki kral vardı: Alyattes ve Kroisos. Alyattes'in mezarı neredeyse kesin olarak Bin Tepe'deki en büyük kurgan olan Koca Mutaf Tepe'dir; ve Kroisos Persler tarafından alınmış ve Kiros'un güvenilir bir danışmanı olmuştur; muhtemelen bir kraliyet kurganına gömülmemiştir. Eğer bir kral değilse, bu mezar bir kraliçe için olabilir mi?


Sardis Kazısı link

çeviri SB




SB NOTLARI:

- "Adını Saka önderi Gogu’dan (Gagu, Gugu, Gog, Gök Han) alan Gog Boyu MÖ 665’de Kür-Araz’ın yukarı bölgelerine yerleşir... Asur Aşurbanipal (MÖ 685-631) yazıtında Luddilerin (Lidya) kralı Gugu olarak geçer... Kral Gyges’in (Gugu) adının Ogyges’ten (-Gyges), yani Oğuz’dan türetilmiş olma ihtimali bile bulunmakta" (SB-Turova ve Saka Türkleri).


- Bintepe Kurganları, Lidyalılara değil Saka-İskit Türklerine ait. Çünkü ilk kurgan İskitlerin gelmesiyle görülüyor ki bu Alyattes (Ulu-Ata) Kurganı'dır. Diğer yandan yukarıdaki veriler ışığında, babası Sadyattes'in (ö.635) kurganı ya da dedesi Ardys (Ardus, ö.637) ile büyükdedesi Gyges (Gugu/Gök, ö.644)'e ait kurgan yok! Ya da henüz bulunamadı veya adlandırılamadı! Gyges dönemiyle birlikte Kimmer (665) ve Saka-İskitlerle ya mücadele ya da ittifak halindedirler.


"Gyges oğlu Ardys’ü (Ardüs) Kimmerlerin istilasından kurtaran İskitler dışında, Ardüs’ün torunu da İskitleri barındırmıştır. Ardüs’ün torunu Alyattes (AlüAttes>Ulu Ata) ise, Siyarekses’in oğlunu öldürdükleri için Medlerden kaçıp ona sığınan Sakaları ağırlamış, daha sonra da onları paralı askerler olarak kullanmıştı. Üstelik Gyges’ten Karun’a (Kroisos) kadar Lidyalıların kaç kralı ya da soylusu vardı ki bu 500’den fazla tespit edilen (Lidya sınırları içinde) kurganlar onlara ait olabilsindi! Ayrıca Lidya Kralı Kandalus’u öldürüp dul kraliçeyle evlenen Gyges ne kadar Lidyalıydı? Bu kurganların Kimmer ya da Sakalara ait olduğu gün gibi ortadaydı." (SB-Turova ve Saka Türkleri)


EK:

Saka Türkleri, MÖ 100-MS 630, Spiti Vadisi / Hindistan-Tibet ve
Karnıyarık Kurganı, MÖ 600-547, Salihli

Yengi Öge Bey'den 
Kağan mührünün üzerinde bulunan eski Türkçe yazı damgaları ile "Sözüm" ibaresi. Kırgızistan, Talas bölgesi, Atlakh yerleşimi.
(Kaynak: A.S. Amanjolov "Eski Türk Yazısının Tarihi ve Teorisi" kitabı, s.97)







9 Aralık 2022 Cuma

Sözde Frig Kurganlarıyla Bedizler

 

"Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını bilmiyoruz...."


"Friglerin önde gelen bir kişinin cesedini barındırmak için ahşap bir oda inşa etmesi ve odayı bir taş yığını ve tümülüsle örtme geleneği, Kurgan W, P ve MM ile birlikte K-III ve K-IV 'ün incelenmesiyle daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. MM, P, K-III ve K-IV komplekslerinin güney ve batısındaki mezarlıkta halktan insanların basit inhumasyonları ve daha sonra da kremasyon uyguladıklarını biliyoruz. Kurganlar ise soylular, ya da yönetici ailenin akrabaları olsun, ayrıcalıklı sınıfa ayrılmıştı.

Standart tipte düz çatılı, alçak mezar odası, W kurganında tamamen gelişmiş görünmektedir. W kurganını MÖ sekizinci yüzyılın başlarına veya dokuzuncu yüzyılın sonlarına tarihlendirsek bile, iyi gelişmiş bir ölü gömme geleneğinin Batı Anadolu'ya ani bir girişi olarak görünüyor. Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını Anadolu'nun, Avrupa'nın veya Asya'nın hangi bölgesinde, tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu'ya giriş şekli belirsizdir. Öte yandan, MM'deki düz çatılı ahşap mezarın, daha sonra Batı Anadolu'da taştan yapılmış üçgen çatılı bir mezar odasına (Frigler yakınlarına ihanet ederek) dönüştürülmesinde de Frig katkısının başlangıcı olup olmadığını merak edebiliriz."


Matchteld J.Mellink, / The University Museum Pennsylvania, 1981


* Sonra da sen kalk bunlara Frig de 😉 SB


Prof.Dr. Firudin Ağasıoğlu:

"Azərbaycan'da Soyugbulak kurganlarının 6 binyıl yaşı var. Anadolu'ya kurgan kültürü Kür-Araz kültürü ile gelmiş,

5 binyıl önce Beşiktaş'a ulaşmışdır."


*

Arkeolog Füsun Aksaç'tan:

"Ben Frigler gelene kadar zaten varolan Prehistorik halka "Frig kültürü" yapıştırılmasına karşıyım. Kaldı ki Frig olarak isimlendirdiğimiz Balkanlar'dan ne kadar büyüklükte bir topluluğun geldiğini bile daha dürüst bilmiyoruz. Geldiklerinde zaten Frig'e atfedilen kültür ögeleri mevcuttu. Hatta Noua-Sabatinovka kültür ögeleri (ki bunlar Saka ve Kimmer ögeleri ile akrabadır) Karadeniz ve Trakya'da yaygındır. Hatta Marmara ve İç Batı Anadolu'ya çoktan girmiştir. Friglerin alt tabaka degil de yerel kültüre asimile olmuş küçük bir göçebe topluluk olduğunu düşünüyorum. Frig öncesi buluntular bunu gösteriyor. (Çünkü)...

Frigler Anadolu'ya girdiğinde Anadolu boş muymuş da birden bire "Frig kültürü" çıkmış? Kurgan kültürü tunç dönemlerinde de var. Şekil ve uygulamalari farklı olsa da var. Frigler Gordion'a geldiğinde İç Batı Anadolu'da da , Güney Marmara'da da Karadeniz şeridinde de aynı Trakya'daki gibi daha çok ritüellerde kullanılan , adak çukurlarında görülen siyah renkli geniş karınlı ve yivli çömlek geleneği varlığına çoooktaaannn başlamıştı. (Buckelware denilen ve aynı zamanda Barbar keramiği denilen STC -DC çömlek formu)."


*

The art is also not Phrygian!




Gordion Kurgan P, MÖ 8.yy
Küçük yaşta ölen bir Tigin'in kurganından çıkan ahşap oyuncak
Saka/İskit sanatı


Gordion Kurgan P'den çıkan buluntular için
- sadece "göçebe (nomad) sanatı"nda (İskit sanatı demek istiyor) görülür-
demeleri, paha biçilemez 😉

MM, W ve P Kurganları MÖ 8.yy'dır, ancak P MM'den biraz daha eski ve küçük yaşta kaybedilen bir tiginin kurganıdır.



Atlı Kurgan KY, MÖ 7.yy, Kimmer-Türkü

Soruyorlar kendilerine (Batılılar), nasıl bir Kimmer Friglerle aynı şekilde gömülür? Paralı asker miydi? diye... 😃


Kurgan Culture (and the horse burial) is Turkish!


Frig başlığı, Frig sanatı ve betimlemeleri de Sakaları işaret eder. Trakya'da MÖ 8.-7.yy öncesine ait Frig başlığı bulsunlar,

Saka Başlığı demekten vazgeçeceğim!


Saka-Türk - Kartal boynuzlu Geyik, MÖ 6.-5.yy.
Saka (Hun)-Türk, MÖ 4.-3.yy, Nalinggaotu, Shenmu, Xi'an (Sian)-Çin


Gordion'dan Türk Taşbabaları/Balbalları
Turkish Balbals at Gordion and not Phrygian!
The word Bevdos/Beudos is also not Old-Phrygian, but Turkish of etymology!
(Still no answer from Mr.Bartomeu Obrador-Cursach! (at the link above))
and this (below)
Are you sure Mr Lubotsky? Because Bediz is Turkish! So is Kabar Boyu, or, Duman/Tuman, Erk, Eke, Ata, Apaktneni (Apak Eni)




Türk dünyasından bir Taşbaba/Balbal - Altay

Yazıtlı -"sözde Frig İdolü"- Taşbaba - Seyitgazi/Eskişehir



* Frigler yazıyı Fenikelilerden almadı, çünkü etkileşimleri yoktur!

* Greklerce adlandırılan "Frig" coğrafyasında Kimmer ve Saka Türkleri

* Asurlularca adlandırılan "Muşki" coğrafyasında Kimmer Kurganları

* "Frig Midas" değil, "Muşkili Mita"

* Muşki-Kaşka-Tubal-Kimmer-Saka Türkleri

Yazıtta "Atas/Atis, Benim anıtım sınırtaşıdır" yazıyormuş! Ancak İngilizce makalede (An Idol-shaped Stele with an Old Phrygian Inscription in the Territory of Nakoleia,Yıl 2020, Cilt 19, 45 - 67) geçen Ata ve Baba sözcüklerinin Türkçe olduğunu belirtmiyorlar! Ayrıca cümleyi doğru okuyup okumadıklarını da bilmiyorum. Friglerde kurgan ve taşbaba kültürü yoktu, ki Frig dedikleri kültür ve sanat Saka Türkleri kültür ve sanatıyla aynı! "İdol" dedikleri taşbaba (ya da yazıtlı olduğu için bir mengü taş) MÖ 8.yy'a tarihlendiriliyor ki "sözde Friglerin" siyasi tarihi de o zaman başlar. Ayrıca Muşkili Baba Gordios (G/Köroğlu) ile oğlu Mita dışından kral adları sayamazlar! - SB

Bana bir masal anlat, içinde dürüstlük olsun...


The Graffiti below, which was found in Gordion, is the same as Turkish rock art (above), which was found in Yenisei region, Saka-Hun Turks.




Kral çıplak canlar, hem de çırılçıplak... 😃

The King is Naked !

SB


Pazırık'tan Gordion'a Türk Dünyası



14 Şubat 2017 Salı

Kıpçak Çöngül Kurganı








Kıpçak Beyi (Tigaki !?) ye ait Kurgan - 12.yy-13.yy
Çöngül (Chingulsky - Chingulskogo) Kurganı - Ukrayna


Belki de: 1290- Toktaga Kağan (1290-1312)- link
Maybe : 1290-Toqtagha becomes Kipchak Khan (1290-1312)




1981 de açılmış. Türk geleneğinde görülen, atın başı kazığa geçirildikten sonra gömüldüğü ortaya çıkmış.: 

" The horse skull found here in the excavations suggests a "scarecrow" consisting of a diagonally planted pole with horse's head at its upper end, draped in the skin of a horse."

"... the caftans from the Chungul Kurgan burial reflect a nomadic and Turkic military identity through their cut and materials."

Foreign Vesture and Nomadic Identity on the Black Sea Littoral in the Early Thirteenth Century:
ARS Orientalis Volume 38 more to read:
by Warren T.Woodfin, Yuriy Rassamakin, Renata Holod



Kipchaks and Cumans are Turkish People, called as Polovets in Russia and Europe.
/link for Codex Cumanicus / link for Kipchaks in Hungary



Chungul Kurgan from the Qipchaq Steppe of the Early 13th Century / link


"The pit shoulders Chingulskogo mound of the second third of the XIII century. (Zaporozhye), in which, apparently, was buried in one of the Polovtsian khans (Tigaki?) At the top had the dimensions 4.35 x 2.1 m and a depth of 5 m [Otroshenko-Rassamakgn, 1986].


Kemer Tokasında Hüma KuşuFotolar:



















Kipchaks, Qipchaq, Qifjaq, Xifjaq, Kimchag, Kimcha'ud, Kuchak, Kyfchak, Kimaks, Kibi, Kukiji, Kujshe, Kuche, Kyueshe, Kushi, Kushu, Kuchuk, Cumans, Quman, Comani, Kumandy, Kun-ok, Kun, Kangli, Kengeres, Qangli, Seyanto, Sirs, Tele, Falven, Falones, Val(e)we(n,) Phalagi, Skythicon, Sakaliba, Khartesh, Рlаvсi, Рlаwсу, Рlаuсi, Рlаwci, Раlусz(оk), Polovetsy, Polovtsy, and other variations / link



Turkish Kipchak "Stone Father/Grandmothers" "Taşbaba/Taşnine" Gravestones from Ukraine and 
on the left from Elazığ Turkey



PS: 







6 Ocak 2017 Cuma

Troya, Kazakistan ve Kurgan







Kazakistan- Aşiret Damgası төре (Tore) ile 
Truva-Tunç Mühür (MÖ 12.yy)
ve
Truva I (y.MÖ.2920-2350; Güney Ana Kapı/M.Korfmann) ile 
Kazakistan Taşbaba




"Mühür, 1995 yılında Troia VII tabakasında (M.Ö. 12. yy) bulunmuştur. Çapı 2,3 cm'dir. Ön yüzde, Luvi dilindeki Hieroglif yazıtta bir katibin ismi, arka yüzde de karısının ismi yer almaktadır. Bu buluntu, Troia'daki en eski yazılı belgedir ve Troia'nın Hititlerle olan ilişkilerine işaret etmektedir." (Troiavakfı)


"Troyalı Dolon’un ismini Kırgız ve Kazak Türkçelerinde de görürüz. Mesela; 16.yüzyıldaki araştırmalarda, Kırgız atalarında bir BOY adı Dolon-biy olarak görülür." Prof.Dr.Cingiz Garaşarlı-Bakü


* Kazak Boyları: link / link







..and found nothing but pebbles and some large bones identified by Professor Virchow as horsebones..
Schliemann - ILIOS kitabından syf 653



Troya - (Sözde) "Ajax Tümülüsü" olarak adlandırılan kurgandan AT kemikleri çıkmıştır. Yani Atlı Kurgan. Kurganın Ajax'a ait olması mümkün değildir. O kurgan bir Troyalıya aittir. Ajax aynı zamanda Yeğen Tecuer'ın babadan kardeşidir. Teucer'ın annesi Priam'ın kızkardeşidir. O bir Asyalı anneden doğmuştur, değişik bir şiveyle konuşur bu yüzden küçümsenir ve aşağılanır.



Türk geleneklerindeki at kurbanına en güzel örnek Pazırık Kurganlarıdır. 
At gömüleri birçok makalede ele alınmamıştır!
Etrüskler'de, İskandinav (Upsala,Osseberg)'da, Anadolu'da (MÖ.7.yy Norşuntepe, Kimmer-Gordion) Atlı kurganlar vardır.
Ayrıca Batılılar Kurganlara "Kurgan" yerine "Tümülüs" der,
sırf Türklerin izini silmek için....


"Data on horse burials are more scanty, because their remains were not always collected. And sometimes were not even mentioned in the record of excavations!" - Augusto Azzaroli [An Early History of Horsemanship, 1985]






*



Indo-Europeanization of Europe is a misnomer, too frequently used in this work to keep emending it to “Kurganization of Europe”. That “Kurganization” had nothing to do with “Indo-Europeanization” is supported by a huge number of concurring evidence, among them the main points are:


1. “Kurganization” happened not only in Europe, but in the Middle East, in Central Asia, in S.Siberia, in China, and in Far East. Of all the places, only Europe is alleged to undergo “Indo-Europeanization”. In Central Asia, in S.Siberia, in China, and in far East, it was determined to be Turkification. In the Middle East the “-ization” is being disputed, but Turkification (Hungarization) is a leading candidate. For China, see P.N.Stearns Zhou (Chou) Culture sqq.


2. Alleged support “by comparative Indo-European linguistics” does not exist. Quite the opposite, the terms for mounted riding are absent from the Pra-Indo-European languages. The environment of Pra-Indo-European location is connected with agriculture, not with the agriculture-inhospitable Eurasian steppes. The Pra-Altaian has both elements, terminology for mounted riding and steppe environment. Indo-European does not have a shared pra-word for kurgans, Türkic does. See A. Dybo Pra-Altaian World


3. None of the Indo-European, Chinese,  Middle Eastern, or Far Eastern people retained the Kurgan burial tradition into the historical period. The traces of the Kurgan burial tradition only exist in accidental cultural borrowings, predominantly among the royalty, be it Greece, Middle East, or China. Only the ethnoses of the Türkic linguistic group, and the groups with considerable admixture of Türkic people (like Mongolians) preserved the Kurgan burial tradition into the historical period and in some cases into the modern times.


4. Genetically, the timing and direction of migrations are traceable and demonstrate that the migrational flows crossed the same territories at different times and in opposing directions. The Indo-Europeans migrated west-to-east, one millennium later than Türkic people, who a millennium earlier were moving east-to-west and brought “Kurganization” to Europe from two directions, one from N.Pontic via Caucasus, Middle East, N.Africa to Spain and beyond, and the other from N.Pontic to Central Europe and beyond. This information was not available during Marija Gimbutas' lifetime. The Indo-Europeanization of Europe in the 4400-3000 BC did not happen, it was “Kurganization” or Turkification of Europe. The Indo-Europeanization of Europe happened 2 millenniums later, in the 1st millennium BC, in a process of de-Türkification of Europe. See A.A.Klyosov Türkic DNA genealogy.


5. Of necessity, Kurgan people lived on meat and milk. By natural selection, Kurganians were lactose tolerant. In Eurasia, only the Türkic people and their historical neighbors with considerable admixture of Türkic people have lactose tolerance genes (C/T13910 at 2q21). Among human populations, the lactose tolerance is a weird deviation from normal. The genetical lactose intolerance is peculiar for the Indo-Iranian, Oriental, and most Semitic people. The clines of lactose tolerance provide a bird-eye picture of the events described by Marija Gimbutas, the advent and settlement of Kurganians in Old Europe. See the lactose tolerance maps


6. The territory delineated by  M.Gimbutas as Kurgan territory abounds with “unexplained” toponyms etymologized to “undefined” languages of the Old Europe. Many of them Turkological philologists explain as transparently Türkic names, and some, like the Caucasus, were even translated from the native Türkic into the languages of the Classical authors.


Except for the misguided attribution, Marija Gimbutas' work is superb in providing a panoramic view on cultures and archeology, and it affords a heretofore non-existing synthetic description of the Türkic Kurgan people in Europe. It also allows a better understanding of the Scythian westward migration, they were returning to the steppes retained in their national memory, and like the later generations of the Kurgan people, they readily buried their departed in their old kurgans.


Prof. Marija Gimbutas very precisely and pungently described the ethereal foundation of her theory. For Indo-European Urheimat studies: the archeological sources are not adequate, they do not have sufficient materials for ethnographic interpretation. So, given the absence of reasons for Indo-European Urheimat constructions, Prof. Marija Gimbutas proceeds with construct and advocacy of the Kurgan Culture as Indo-European Urheimat erzats. Like for the millennia-sturdy Ptolemaic geocentric system, it is obvious that neither people can walk upside down, nor the wild hordes of Türkic or Hunnic nomadic cattlemen could be seriously viewed as European Kurgan people. The integrity level of the theory is illustrated by the fact that not even a single reference in this chapter on Kurgan people directly mentions the real historical bearers of the Kurgan tradition. In contrast, Ptolemy honestly discussed alternatives to earn acceptance of his views. The difference between science and politics is that facing divergent opposition, the science grows, the politics wanes.


In science, except the politicized history and philology, terminology is paramount. If we used euphemisms in physics, we would still be living in the 18th century. The term “Kurgan Culture” is one of the terminological victims, it is not a culture, it a “Kurgan tradition”, and in Soviet/Russian tradition it is defined not by its constituent cultures, but by the periods. We do not have “Samara Culture”, we have “Samara period”, not “Khvalynsk Culture”, but “Khvalynsk period”. Period of what? Even the term “Kurgan tradition” did not exist, it was introduced by Prof. Marija Gimbutas to describe the expansion of the eastern Kurgan Culture into Europe to postulate a renewed Indo-European Urheimat theory. We see the terms “Kurgan Culture”, “Samara Culture”, “Khvalynsk Culture” only as slips of the tong, because the descriptions are of the cultures according to the archeological cannons, but in the euphemistic system of doubletalk they are “periods” of unnamed “What Culture?”


The conflicts between the Russian historiography and Western scholars are profound, from details and methods to assessments of reality. The Russian officialdom science is still following the infamous 1944 prescript of the USSR Communist Party against “ancientization” of the Türkic history. The temporary demise of the FSU brought about a bifurcation of the science in Russia into two unequal parts, with the mass of state-controlled science following the 1944 prescripts, and a dissident science that spends most of its efforts on confronting the officialdom's enforcement, and consequently lesser efforts on scientific work. The non-conforming generals of science are still being replaced like lieutenant colonels in the armed forces. The Western scholars have to face the predominant euphemistic science, and wade thru the spin ambiguities to operate with the underlying facts. For the Eurocentric-oriented scientists, the situation is generally favorable, both sides focus on advancement of the same concept. On elements of conflict between Western scholars and Russian historiography see C.C.Lamberg-Karlovsky  Case of the Bronze Age Indo-Iranians, D.Anthony Bronze Age Herders of the Eurasian Steppes.


On the etymology of the word “kurgan”, M.Alinei observed: “the Russian word kurgan itself is not of Russian, or Slavic, or IE origin, but is a Turkic loanword, with a very wide diffusion area in Southern Europe, which corresponds to the spread of the kurgan culture” (M.Alinei Paleolithic continuity of Indo-European, Uralic and Altaic populations in Eurasia, 2000, 2003)



N.Kisamov - link to read





"The people with the kurgan culture were Altaic-speaking (and partly turcica) and not Indo-European as so far recorded 
(ex. from Lithuanian archaeologist Marija Gimbutas Baltic nationalist ideology-soaked)."






8 Kasım 2015 Pazar

SCANDiNAViANS AND TURKS







..The next day, when the people sat down to table, the bondes pressed the king strongly to eat of horse-flesh*; 

* It was a ceremony apparently commemorative of THEIR ASIACTİC ORIGIN and ANCESTORS.

The Turks (Scythians-Huns-Gokturks, etc.) ate Horse-meat back in time...
SB



...Odin came from "Tyrkland" to Scandinavia
from the banks of the Don-Tanais river,
where the Scythian Turks lived, and mixed with the Hun-Turks.
SB



... It happened one evening that a man of the party was missing; and it was the South-country man TYRKER.

.... There was a man from the South country called TYRKER with the expedition.

TYRKER = TURKER = TURK+ER = TURK+MAN
SB



... ... Haakon Haakonssons Saga
Hakan is Turkish; a title, used by the rulers of the Turkish States
SB














Sami People of the Nordic areas (Norway, Sweden and Finland) is offering and praying at a mound grave or tumuli. 

They are praying to the God of the Underworld. They offered horse’s and deer’s for the God worshipped at this sacred place. Bernard Picart used some of the same depictions of the ancient Sami religion as Johannes Scheffer or Johannes Schefferus had used for documenting the Laplander (i.e. Sami) people in the history book "Lapponia" (1673).




*

"Norveç Oslo Üniversitesi Arkeoloji Profesörü Lotte Hedeager in yayınladığı bu kitapta, 1994 yılından bu yana yazdığım makalelerde referans aldığım batılı kaynaklara dayanarak ileri sürdüğüm İskandinav ve Türk kültürünin tarihi geçmişine ilişkin tezlerime benzer tezler, gene aynı kaynaklar referans verilerek ileri sürülmüştür. Bu çalışmalarım ve projelerim için önemli bir gelişmedir. Batılı akademisyenler de Türk Kültürünün Batı üzerindeki etkisini kabüllenip dile getirmeye başlıyorlar. Bu konuda bu kitap çok önemli bir adımdır. Bu kitabın biran önce ingilizceye ve 
türkçeye tercüme edilmesi gerekir." Mehmet Turgay Kürüm, 2011

Iron Age Myth and Materiality: An Archaeology of Scandinavia AD 400-1000,  Lotte Hedeager 


Undermines the foundations of the earliest Scandinavian history: Was St. Olaf one Huner?
September 29th, 2011/ link


SENSATION: Archaeology professor Lotte Hedeager detects - with support from a long forgotten Danish researcher - that totally kings Olav Tryggvason and St. Olaf might have been of hunisk lineage. Here is the professor in front Unraveling Haugen in Jessheim, Scandinavia's largest burial mound, built along the lines of Asian burial mounds from the migration season. Photo: Bjørn Bratten


IDEAS: Huns and other Asian nomads may hundreds of years in the migration period, perhaps up until the Viking Age, have occupied the area that today is the Nordic countries.

It believes archeology professor Lotte Hedeager, head of the Department of Archaeology, Conservation and History at the University of Oslo.

The professor's findings may mean that Norwegian completely kings Saint Olav and Olav Tryggvason was of hunisk lineage.

- It would have been many centuries since the Huns were there. But assuming it is the same royal families as purely biological still, it would not surprise me if it was actually a remnant of something hunisk in this royal family (Yngling. Ed.), Said archeology professor Lotte Hedeager.

Almost the same thought Snorri Sturluson. Down through the centuries, he was rebuffed and ridiculed by the church and the monarchy - and in recent years of large sections of academia - for their accounts of the Turkish commander Odin and his ways with people and languages ​​of northern areas.

ACCORDING SNORRE was Odin and his Turkish ancestors of the Nordic royal families, Yngling in Norway / Sweden and shield kids in Denmark. It was shocking enough for both royal and church power Snorre time. Hedeager detects - almost down to the last detail - with the support of a long forgotten Danish linguist, the Nordic royal families - with absolutely kings Olav Tryggvason and St. Olaf - have been huniske!

Professor Hedeager hunerspor bringeth the whole basis of the earliest Scandinavian history as it has been interpreted over the last hundred years nasjonsbyggings- and nationalization processes.

Hedeager think Snorre has mistaken Odin journey with Attila occupation journey across Europe in the 400s and that Snorri through the myths and legends that arose was inspired to around seven hundred years later to write about the Turkish people's journey to the north.

Attila ruled the once over a vast European realm that stretched from the Caspian Sea to the North Sea and the Baltic states, ie the north to "islands of oceanic" - according to historian Prisco who visited Attila at his court.

- Huns ATTACK must have been an unheard earth-shattering event, of a kind never before seen, and that was a very special experience for the Scandinavians. It is understandable that Attila Norse mythology was confused with the already existing Germanic god Wotan / Odin and that both the Huns and Odin gods were seen as examples of fighters who were loyal to his king, writes Hedeager.

- There was an entirely new and hierarchical social order, and Norse mythology was transformed for centuries to come, says professor Hedeager.

IN ITS HIGHLY controversial new book, "Iron Age Myth and Materiality - An Archeology of Scandinavia AD 400-1000", published by the British / American science publishing house Routledge these days, says Lotte Hedeager that the old Norwegian migration story of Odin and the Aesir - Snorri's account in the prologue to Edda - is a reinvented mythological account of Huns conquest of Scandinavia.

Lotte Hedeager relies inter alia to the long forgotten Danish scientist Niels Lukman as a lecture for his doctorate in German in Leipzig during the war argued that the Huns were in Scandinavia, not just on a short visit, but that they were in power in the area for a long time. Lukman lecture has been little known outside Germany, has never been translated into any Nordic languages ​​and has been academically ignored.

It was the middle during the German occupation and the Danes were in urgent need of some heroes that they could rely on. And there came Niels your heroes proved, the biggest of them, to be Huns, Goths and Heruli, wrote a colleague who was present in hindsight.

- His masterly INTERPRETATION of the Scandinavian history before 800 deserves attention, writes Hedeager.

Lukman doctoral dissertation, titled "Shield Young und Skil Finger" identifies an independent hunisk tradition, rooted in the stories of the Nordic royal ranks and their relationship to Hlridargard, today Lejre on Zealand, and Old Uppsala in Mälaren- area.

The traditions include several well confirmed historical figures before and after Attila. The Nordic figures Skjold Young-Skil Finger tradition - Halfdan, Roar, Ottar and Adils - coincides with the huniske kings Huldin (399-410), Ruga (422-34), Ottar (? -430) And Attila (434-53) mentioned in the Roman Gothic historian Jordanes gotersaga (De origine acti busque Getarum (551 AD).

- THESE COMMON information, which was consistent down to the smallest detail, forced Lukman to conclude that the Huns not only traveled north but actually established itself as a ruling elite in Scandinavia even before Attila's time, and they stayed in the area until Attila's son and successor Helleacs (ie Helge) defeat against the Ostrogoths in 455, writes Lotte Hedeager.

According to Niels Lukman came a group of herulske kings returning to Sweden with his people in 512, and survived in the area until the Viking era and beyond in the early Middle Ages.

- The historical evidence for the emergence of the new royal families are supported by that revived monumental burial traditions that have been verified archaeologically of unprecedented discovery of burial mounds, which in Sweden Old Uppsala, Norwegian Borre and Lejre on Zealand, says Professor Lotte Hedeager.


HUN detected also how for example. gullbrakteatene produced in places like Gudme on Funen, was a development of Byzantine gullmedaljonger honor of Roman emperors, so that the Roman emperors were replaced by the Nordic king of gods, Odin.

- A new shamanistic practices were introduced. The largest groups of gold bracteates illustrates a shamanistic representation of soul journey: the head of a man disguised as a bird, rides on a creature that looks like a horse, but have horns and beards.

- It is my hypothesis that the Huns were the most important transformative component in Europe by Roman times. Historical sources, poetic narratives, iconography and animal art, as well as the amount of Roman gold, points to all the Huns, writes Lotte Hedeager in his new book.



*

ATTiLLA WAS A TURK
SAMİ PEOPLE ARE A TURKİSH TRİBE
KURGAN CULTURE is TURKiSH CULTURE