turks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
turks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2026 Pazartesi

To The Metropolitan Museum

 


To The Metropolitan Museum

It's a very nice presentation, but presenting Greek-Roman and Japanese works under their "ethnic" names while presenting Turkish works under "Islamic Art" is hypocritical! As you know, Islam is a religion accepted among many "ethnicities and nations," and a work of art cannot be presented under the name "Islamic" simply because it has "Arabic" writings on it. Works from the Seljuk, Safavid, Kajar, Mamluks (which the name of the state was Ed-Devletü’t-Türkiye)  and Ottoman periods should be presented as "Turkish Art". Because all these works (except for some) are reflecting the culture and art of Turks. All these empires are Turkish Empires and don't be afraid to say "Turkish Art"! Or do you have another hidden agenda?..


SB

*PS: At 7:43 the bowl from Syria is not Kajar or Khazar (because it is not understable, and Khazar is also Turk), but Mamluk, if it is from the 13th c.

Exhibition Tour—Collecting Inspiration: Edward C. Moore at Tiffany & Co. | Met Exhibitions (The Met YT, 2024 / link)













#ArtofTurks

#TurkishArt

#Turks #art

.

18 Temmuz 2026 Cumartesi

Begazı-Dandıbay Kültürü

 


Begazı-Dandıbay Kültürü (MÖ 1500-900)

Karasuk Kültürü gibi Türk Kültürü'ne aittir.

Ahmet Ziya Bayburt

*

Özet:

Begazı-Dandıbay Kültürü, Merkezî Kazakistan coğrafyasında Son Tunç Çağı’nda gelişim göstermiştir. Begazı-Dandıbay Kültürüne ait kompleksler, geçici yerleşim yerleri, sıradan mezarlar ve mozole tipi mezarlar olmak üzere üçe ayrılır. Mozoleler, güçlü bir sosyal organizasyona işaret eden elit mezar yapılarıdır. Mozole tipi mezarlarda I. grup kaplar yaygın olarak görülür. Özenle imal edilmiş I. grup kaplar ritüel amaçlı kaplardır, Sayan-Altay Coğrafyasıyla ve Karasuk Kültürüyle bağlantılıdır. Geçici yerleşim yerlerinde ve sıradan mezarlarda ise Alekseyev Kültürü ve onun geç evresi olan Dongal Kültürü evresi kaplarıyla ilişkili olan II. grup kaplar çoğunluktadır. II. grup kaplar Andronovo Kültürünün geç evresini temsil eder, daha çok gündelik kullanım amaçlı mutfak kaplarıdır. Bu yüzden Begazı Dandıbay Kültürünün tanımı konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bizim yaptığımız tanımlamalara göre bölgede I. grup kapların elit mezar yapıları olan mozolelerde çoğunlukta olması Karasuk göçleriyle açıklanabilir. Buna rağmen mozole tipi mezarlar Avrasya coğrafyasında yalnızca Begazı-Dandıbay Kültürüne özgüdür. Bu durumda Begazı-Dandıbay Kültürünü, Karasuk Kültürü etkili özgün bir kültürel oluşum olarak tanımlamamız gerekir. II. grup kaplar kültürün alt bileşenine işaret eder. Begazı-Dandıbay Kültürünün Erken Demir Çağı İskit Kültürleriyle ve özellikle Merkezî Kazakistan’daki Tasmola Kültürüyle olan bağlantıları önemlidir. Bu durum Begazı-Dandıbay Kültürünün mevcut etno-kültürel yapısını Erken Demir Çağına aktardığını gösterir. Etnografik dönemlere uzanan kültürel bağlantılar da Begazı-Dandıbay Kültürünü Türkçe konuşan halklarla ilişkilendirmemize olanak verir.




Sonuç:

Begazı-Dandıbay Kültürü, Son Tunç Çağında (M.Ö. 1500 – 900 yılları arasında) Merkezî Kazakistan bozkırında gelişen tipik bir step kültürüdür. Kültürün tanımı ve oluşumu üzerine pek çok farklı görüş ileri sürülmüştür. Ortaya koyduğumuz Begazı-Dandıbay Kültürü tanımına göre Sayan-Altaylar Kültür Coğrafyasında bulunan Karasuk kültürü ile ilişkilerinin başta keramik buluntular olmak üzere kuvvetli olduğu, bölgede kendisinden önce yer alan Andronovo Kültürü ile olan bağlantılarının daha zayıf olduğu anlaşılmaktadır. Begazı-Dandıbay Kültürünü tanımlarken aynı coğrafyada bulunan Andronovo Kültürünün geç evresi Alekseyev Kültürüyle olan ilişkilerinin araştırılması bize Merkezî Kazakistan üzerinden Urallardan Altaylara uzanan geniş bir coğrafyada Son Tunç Çağında nasıl bir değişim yaşanmış olabileceğiyle ilgili ipuçları vermiştir. Başta Tasmola Kültürü olmak üzere Erken Demir Çağı İskit kültürleriyle olan ilişkileri Begazı-Dandıbay Kültürünün bozkır coğrafyasında oynadığı baskın rolü görmemizi sağlar.



Değerlendirme başlığı altında ayrıntılı biçimde tartıştığımız Begazı-Dandıbay Kültürü, Merkezî Kazakistan‘daki Alekseyev Kültürü ve Dongal evresi keramik komplekslerini içinde bir alt kültür olarak barındıran bölgenin baskın kültürüdür. Mozole tipi mezar kompleksleri yönetici bir sınıfa işaret eder. Toplumun ancak büyük bir kısmının katılımıyla meydana getirilebilecek olan mozole tipi büyük mezar yapıları, bölgenin kültürel gelişimde ortak hareket, duygu ve düşüncelerin bütününü yansıtır. Bu mezar yapılarının ortaya çıkış amacının diğer buluntu merkezlerinden farklı olduğunu, sıradan günlük ihtiyaçlara yönelik yapıtlar olmadığını, tam tersine bunların özel ritüel anlamlar barındırdığını düşünebiliriz.

Begazı-Dandıbay Kültürü, özellikle keramik buluntuların ışığında çağdaşı olan Karasuk Kültürüyle bağlantılıdır. Daha geniş bir bakış açısıyla Yenisey-Lena Neolitik Kültürlerinden Sayan-Altaylar Coğrafyasına uzanan kültürel sürekliliğin bir parçasıdır. Bu tür kap yapma tekniğinin etnografik dönemlerde bile Yakut ve Şor Türkleri tarafından sürdürüldüğü önemli bir veridir.

Son Tunç Çağında Batı Sibirya‘da geniş bir alana yayılan benzer keramikler, Karasuk göçlerinin etkisiyle açıklanabilir. Karasuk göçleriyle birlikte Orta Tunç Çağı Andronovo Kültürünün, mezar yapılarının basitleşmesi, kaplarda görülen özensiz ve sıradan yapıya evrilen değişim olgusu, kültürün Son Tunç Çağında (Alekseyev Kültürü) çöküş sürecine girdiğinin açık işaretleridir. Karasuk göçleri sonucunda Andronovo Kültüründe ortaya çıkan değişim, Begazı Dandıbay Kültürü üzerinden Merkezî Kazakistan Erken Demir Çağı kültürlerine aktarılmıştır.

Madeni kemik ve taş eserler, Karasuk Kültürü de dahil olmak üzere çevresindeki Son Tunç Çağı kültürleriyle benzerdir. Buna rağmen Erken Demir Çağında yaygın olarak kullanılacak Tunç ok uçları ve bileme taşı gibi nesnelerin bulunması, başta Tasmola Kültürü olmak üzere İskit Kültürleriyle doğrudan bağlantılar kurmamızı sağlayan verilerdendir.

Begazı-Dandıbay Kültürü evresinde mozoleler, dromos yapıları Doğuya uzanıyordu. Erken Demir Çağı İskit mezarlarında ise gerek dromos görevini üstlenmiş gibi görünen mezar girişleri ve ölü bireylerin yönlendirilmeleri gene Doğu-Batı yöndeydi. Bu uygulama Klasik Türk Dönemi sonuna kadar devam etti. Klasik Türk Dönemi mezarlarında da giriş Doğudadır. İnsan heykelleri (taş babalar) ve balbal dizileri daima Doğu yönde sıralanmıştır. Buradan, ölü gömme geleneklerinde önemli bir yer işgal eden yönlendirme konusunun yalnızca Demir Çağları ile Orta Çağlar arasında bile neredeyse iki bin yıl sürdürüldüğüne tanık oluyoruz. Bütün bunlar, bölge kültürlerinin pek çok bakımdan ciddi kesintilere uğramadan devam ettiğinin çarpıcı kanıtları niteliğindedir.

Mezar mimarisinde, ölü gömme adetlerinde, keramik üretim tekniklerinde görülen geleneklerin Tunç Çağlarından etnografik dönemlere kadar Avrasya coğrafyasında yalnızca Türkçe konuşan halklarda görülmesi, bölge kültürlerinin sürekliliğine işaret eder. Anılan süreç içinde incelenen antropolojik verilerin birbirleriyle olan uyumlu ilişkileri bu bağlantıları destekler.

Karasuk Kültürü Sayan-Altaylar coğrafyasında öncesi (Okunyev Kültürü) ve sonrasıyla (Tagar/İskit Kültürü) sıkı bağlantılar içindedir. Sayan-Altaylardaki kültürel devamlılık Klasik Türk Dönemi sonuna kadar devam eder. Bugün Karasuk Kültürünü, ―Türk-Altay Kültürü‖ olarak tanımlayabiliyoruz (Güneri, 2018: 671-701). Bu çalışmamızda Karasuk Kültürü ile Begazı-Dandıbay Kültürü arasındaki somut bağlantılar konusunda bir dizi kanıt ortaya koyuyoruz. Bundan başka, Begazı-Dandıbay kültürünü Türkçe konuşan halklarla ilişkilendiren birkaç çok kısa atıflar niteliğinde kayıtlara da rastlıyoruz (Kuzmina, 2007: 79, 364) (Smagulov ve Pavlenko, 1998: 147). Bu kayıtların, Avrasya arkeolojisinin en ünlü ve en çok bilim üreten araştırmacıları tarafından geliyor olması ayrıca değerlidir.

Diğer taraftan, Sayan-Altaylar Kültür coğrafyasından Avrasya‘da geniş bir alanı etkisi altına alan Son Tunç Çağı Karasuk Kültürü yayılması, Türk-Altay Kuramına göre üçüncü dalga göçlerdir. Karasuk Kültürü yayılması, Sayan-Altaylardan çıkan dördüncü dalga göçler olan İskit yayılmasının ve "hayvan stili" temelinde birleşen Erken Demir Çağı İskit Kültürlerinin ise oluşumunun hazırlayıcısıdır (Güneri, 2018: 74, 668).

Begazı-Dandıbay Kültürü, üçüncü dalga Karasuk göçleri ile birlikte Merkezî Kazakistan‘da oraya çıkmış ve Erken Demir Çağı Tasmola Kültürüne geçişte önemli rol oynamıştır. Buna rağmen Begazı-Dandıbay Kültürü, Karasuk Kültürünün yalnızca sıradan bir uzantısı veya yerel bir versiyonu değildir. Mozole tipi mezarlar, Begazı-Dandıbay Kültürünün bölgede özgün bir kültürel oluşum meydana getirmiş olduğunu bize gösterir. Elimizdeki bulgular, Begazı-Dandıbay Kültürünün Türkçe konuşan halklara ait bir kültür olduğuna işaret etmektedir.


Ahmet Ziya BAYBURT

MERKEZİ KAZAKİSTAN SON TUNÇ ÇAĞI BEGAZI-DANDIBAY KÜLTÜRÜ: ÇEVRESEL İLİŞKİLER VE KÖKEN SORUNU

Dokuz Eylül Üni. Yüksek Lisans Tezi, 2019, Danışman Dr. Öğr. Üyesi Semih Güneri














*Kapak; Dandıbay mozolesi kabı

Piramid mozole renkli görselleri için:

6 Mayıs 2026 Çarşamba

Tarihsel, Ulusal, Yurttaşlık Bilinci

 

Yunanlıların #İskit, Perslerin #Saka, Çinlilerin Sai-jin dedikleri Eski Türkler...

Onları "yerleşik"ve"göçebe" olarak ayrıştırmak zalimliktir.

Tarihsel bilinç, Ulusal bilinç, Yurttaşlık bilinci.

Prof. Köşygara Salgaraoğlu





Bu sanat eserlerini de "göçebeler" yapmıştı.

Tuva Arjan













3 Mayıs 2026 Pazar

İskandinavlar Arasında Hun Türkleri

 

Bir bozkır imparatorluğu olarak Hunların geniş topraklar üzerindeki egemenliği hız, hareketlilik, şiddet ve ödül yoluyla sürdürüldü. Diğer göçebe halklar gibi, toprakları kontrol etmek için asla fethetmediler. Başka bir deyişle, kralları ve vasallarını kontrol ettiler ve onları müttefikleri haline getirdiler ve krallıklar vasallara indirgendi. Atlı savaşçılar olarak, en azından teorik olarak, her şeyi at sırtında taşıyabilen olağanüstü binicilik yetenekleri sayesinde Avrupa'nın bir ucundan diğer ucuna birkaç hafta içinde geçebiliyorlardı.

Genel olarak 13. yüzyıldaki Moğol fetihleri ​​ve özellikle 1237-42 yıllarındaki Avrupa işgali, karşılaştırılabilir bir tarihsel diziyi temsil etmektedir. Moğollar, Alman sınırından Kore'ye kadar dünyayı yönettiler, ancak geride çok az iz bıraktılar (Moğolların Gizli Tarihi hariç). Göçebelerin kültürü anlaşılır bir şekilde yoksuldur. Kalıcı bir evleri yoktu, kurumları da taşınabilirdi ve sosyal güç salonda veya keçe kaplı çadırda, yurtta kullanılıyordu. Attila'nın yabancı diplomatlarla ilgilenmek için etkileyici ahşap binalara sahip bir karargahı olmasına rağmen, tüm sosyal, kültürel, askeri, ekonomik ve dini kurumlar mekânsal olarak taşınabilirdi. Priscus bu kurumlardan bahsetmektedir. Şüphesiz ki, Hun toplumu, karşılama alayındaki genç kadınlardan, ziyafet sırasındaki gösteri sanatçılarına, güzel tekstilleri işleyen kadınlara veya Roma altınını değerli taşlarla süslenmiş veya ayrıntılı at teçhizatına dönüştüren usta demircilere kadar, kurumsallaşmış davranışları sergileyen ve kodlayan çok çeşitli uzmanları bünyesinde barındırıyordu. Hediyeleşme, diplomatik temasın önemli bir parçasıydı, ancak gerçekte hediye ve haraç arasındaki ayrım çoğu zaman bulanıktır. Şüphesiz ki Hunlar, İskitler ve diğer bozkır halkları gibi, haraç ödeyen ve cömertçe ödüllendirilen vasal kralları bünyelerine katmalarını sağlayan gelişmiş kurumlara sahipti. Altın ve taşınabilir zenginlik elde etmek, diplomatik misyonların amacını ve Hunların "dış politikası" ve savaşının hedefini oluşturuyordu.

Dolayısıyla, dördüncü yüzyılın sonlarında ve beşinci yüzyılın başlarında yeni bir sembolik sistemin ortaya çıkışı, en iyi ihtimalle, altın ve hayvanların sosyal, dini ve siyasi gücün aracı olduğu Hun kurumlarının ve yönetiminin dayatılmasına bağlanabilir. Bu, Barbar Avrupa'da yeni bir sosyal karmaşıklık türünü ve tamamen yeni bir sosyal ve kozmolojik değerler kümesinin benimsenmesini açan bir 'dönemsel geçişi' temsil eder.

Yazılı kanıtlar olmasaydı, Avrupa'daki Hun varlığından haberdar olmamızın neredeyse imkansız olacağı gerçeği üzerinde biraz duralım. Michel Kazanski, "Hun İmparatorluğu aristokrasisinin maddi kültürünün kaynaklandığı çeşitliliğin, Attila'nın sarayının kozmopolit karakterini gösterdiğini" doğru bir şekilde belirtiyor. Bu nedenle, Hunlara özgü özellikler taşıdığı belirlenen dağınık maddi kanıtlar, onların kuzeydeki varlıklarını değerlendirmek için bir ölçüt haline geliyor.

Joachim Werner'in dikkat çektiği eserler arasında, karakteristik açık uçlu, som altın veya gümüşten yapılmış, göbekli ve sivri uçlu küpeler de bulunmaktadır. Bu küpeler, Karadeniz'in kuzey ve doğusundaki mezarlardan ve Macaristan'daki Tuna ovasından bilinmektedir. Ancak Werner, Danimarka'da bulunan dokuz benzer küpeden ve güney Norveç'te bulunan bir küpeden haberdar değildi. Werner, bu türü en önemli ve tartışmasız Hun eserlerinden biri olarak vurgulamış olsa da, kimse Hun eşyalarının orada ortaya çıkmasını beklemediği için bunlar hiçbir zaman Hun olarak tanımlanmamıştır. Bununla birlikte, bu küpelerin çok sayıda İskandinav altın hazinesinde bulunmaması dikkat çekicidir. Bunların neredeyse tamamı, net bir bağlamı olmayan tekil buluntulardır ve hiçbiri, altın hazinelerinin çoğunda olduğu gibi bataklıklardan veya sulak alanlardan gelmemektedir. Bu durum, bu küpelerin diğer altın eserlerden farklı, son derece kişisel ve zenginlik kaynağı olmadığını göstermektedir. Güneybatı Norveç'teki Göç Dönemi'ne ait bir mezardan elde edilen buluntular bunu doğrular niteliktedir ve Danimarka'daki buluntuların birçoğu bu nedenle sürülmüş topraklardan açılmış mezarlardan olabilir.

Genellikle bir tarafında güneş sembolü bulunan küçük bronz aynalar da karakteristik Hun eserleri arasındadır. Werner'e göre, bunlar Tuna ve Teis nehirleri arasındaki Hun ana bölgesindeki mezarlarda, Karadeniz'in kuzey ve doğusunda ve Orta Asya'nın iç kesimlerinde bulunmuştur. Günümüzde bile Moğolistan'daki Buryadlar arasında şamanistik uygulamalarla yakından bağlantılıdırlar. Laboratuvar analizleri, Eski Uppsala'nın üç "kraliyet höyüğünden" biri olan doğu höyükteki, "Odin Höyüğü" olarak adlandırılan en eski açılış mezarından çıkan mezar eşyaları arasında böyle bir aynanın varlığını doğrulamaktadır. Bronz levhanın daha ziyade bir fibula olabileceği öne sürülmüştür. Ancak levha, göçebe aynalarının tam boyutundadır.

Cenaze ateşi bir taş yığınıyla örtülmüş ve ortasına bir yakma kabı toprağa yerleştirilmiştir. 10-14 yaşlarında bir çocuğun yakılmış kemikleri, cam parçaları, oyun parçaları, kemer tokaları, kemik tarak ve kaşık parçalarıyla birlikte altın telkari ve mine işçiliği parçaları vb. bulundu. Köln Katedrali'ndeki 'prens mezarı'ndaki miğfere ve Kerç'teki Avar mezarlarına benzer minyatür bir deri miğferden bronz levha parçaları da vardı. Ayrıca, küpün yakınında bulunan eşsiz bir insan saçı tutamı da dikkat çekicidir. Gömünün, kesin tarihi tartışmalı olsa da, Geç Göç/Erken Vendel Dönemi'ne, muhtemelen MS 6. yüzyıla tarihlendiği düşünülmektedir. Bununla birlikte, bronz ayna ve saç tutamı, Hunlar arasında uygulanan törensel gömme uygulamalarını (Attila'nın cenazesinde olduğu gibi yas tutarken saçlarını keserlerdi) anımsatmaktadır, ancak gömme işlemi onların Avrupa'dan kaybolmalarından sonra gerçekleşmiştir.

Böylece, Hunlara atfedilen bir veya iki teşhis edici eser türü, göbekli, açık uçlu küpeler ve bronz aynalar, kuzeyde belgelenmiştir. İskandinav ve Germen hayvan stillerinin gelişiminde yansıyan hayvanların önemi, yetenekli işçilik, 'büyü teknolojisi' ve çok sayıda altın hazinesi aynı kültürel komplekse aittir. Bununla birlikte, Hun varlığı daha doğrudan biçimler de almıştır. Hunlarla olan çatışma, etnik grupların bir karışımını içermiş olsa da, Geç Antik Çağ kaynaklarından bildiğimiz gibi, İskandinavya'da kesinlikle benzer tepkilere neden olmuştur. Hunların en azından bir kısmının açıkça belirgin bir Asya kökenli etnik kökene sahip olduğu görülmektedir.

Görünüşleri ‘yabancı’ydı ve varlıkları öfke, açgözlülük ve gücü, aynı zamanda ödülü, hayranlığı ve üstünlüğü de temsil ediyordu. Bu, ayrıntılı hayvan süslemeleriyle bezeli ilk nesil Danimarka ve Norveç kare başlı broşlarında belirgin Asya özelliklerine sahip yüzlerin neden merkezi konumlara yerleştirildiğini açıklayabilir. Bu, Hunların İskandinav elitlerinin hayal gücünde yer aldığını gösterir. Bununla birlikte, bu tür broşların Hun elitlerinin talebi üzerine özel olarak yapıldığını ve İskandinavlara hediye olarak sunulduğunu da gösterebilir.

Prof. Lotte Hedeager
Arkeoloji, Oslo Üniversitesi
Çev.: SB


Kaftan ve eyerle donanmış, etkili bir kompozit yay kullanan atlı göçebe okçu, İskandinavya'da arkeolojik olarak belgelenmiştir.

Geç Göç Dönemi'nden itibaren altın varaklı figürlerde ve MS altıncı ve yedinci yüzyıllara ait miğfer plakalarındaki figürlerde özenle yeniden üretilen törensel kıyafetler, yedinci yüzyıl mezarlarından bilinen Kafkas kaftanlarına benzer. Asya bozkır göçebelerinin geleneksel giysisi olan kısa kemerli tunik (ister kısa ister uzun olsun), MS beşinci ve altıncı yüzyılların başlarında İskandinavya'ya getirilmiş ve bir 'Gotik kültür akımı' ('gotischen Kulturstrom') veya Avarlardan gelen bir etki sonucu olarak açıklanmıştır. Bununla birlikte, kaftanın MS beşinci yüzyılın sonlarından itibaren İskandinavya'da belirgin bir erkek savaşçı kıyafeti olarak ortaya çıkışı, son zamanlarda İskandinavya üzerindeki doğrudan Asya etkisine bağlanmıştır.

Askeri örgütlenmede atlı savaşçılara vurgu yapılması yönündeki değişim de aynı şekilde doğu bozkır kültürleriyle doğrudan bağlantı sonucu olarak açıklanmaktadır. Hunların (veya daha sonra Avarların) İsveç'teki Vendel ve Högom'daki başlıca mezarlardan bilindiği üzere, Hun tipi eyer oklarını Avrupa'ya getirdikleri öne sürülmüştür. Dahası, beşinci yüzyılda Batı İskandinavya'daki seçkin savaşçılar arasında sivri uçlu, tığ şeklinde ok uçlarının kullanılmaya başlanmasıyla İskandinav ok uçlarında dramatik bir değişim yaşanmıştır. Roma ordusundaki Yaylılar ve Hun birlikleri gibi göçebe okçular, karakteristik kompozit yaylarıyla bu özel ok tipini kullanmışlardır. Norveç'te elliden fazla bu tür 'göçebe' ok ucu tespit edilmiştir.

Prof. Lotte Hedeager


"Kaftan ve Kuşlu Başlık"
Tolga, MS 560-620 - Vendel Kurgan 14
Uppland, İsveç (Historiska Museet)

SB* Vendel Çağı 550-800 arasına tarihlendirilir ve Viking Çağı öncesidir. Viking Çağı Hun ve Hazar Türklerinin İskandinavya'ya yerleşmeleri ve yerli halkı etkilemeleriyle başlar.



"Romalılar Makedonlardan, Yunanlılar Romalılardan, Sarmatlar Germenlerden ve Gotlar da sıklıkla Hunlardan (isimler) ödünç alırlar." (Jordanes, Getica)

Hunların Germen isimleri kullanıp kullanmadığı veya Latin kaynaklarının isimleri değiştirip Germenleştirmiş versiyonlara dönüştürüp dönüştürmediğinin bilinmesi imkansızdır, ancak Hunlar ve Germenler arasında evlilikler kesinlikle gerçekleşmiştir; örneğin, Attila'nın son eşinin adı Hildiko bir Germen adıydı. 

Prof. Lotte Hedeager


SB* 
İSK: #Halfdan  - HUN: Huldin / Uldin - #Uldız / Yıldız, 
İSK: #Roar  - HUN: #Ruga / Rua (Attila'nın amcası), 
İSK: #Ottar  - HUN: #Oktar (Attila'nın amcası)
İSK: #Adils  - #Attila , #Atilla ... gibi.

Ya da İskandinavlarda 9.yy'da görülen #Ragnar adı mesela; Hun lider Ragnaris (6.yy) Hunların Bitgor boyundan bir liderlerdi. Krallarının Hakan (Haakon, Hákon, Håkan, Hakon, Hagen, Háukon, Hacon, Àcainn) adını ve/veya unvanını kullanması, ya da krala bağlı toprak sahibi beylerine Earl (Er İl) unvanını vermeleri de tesadüf değildi. Öyle ki hakan için "yükselmiş oğul" anlamını verirlerken, "earl unvanının ilk kullanımı MS 6.yy Proto-Norse eril'dir," dediler... dediler de ne Hakan ne de Earl için Türkçeye bakmak akıllarına gelmedi. Niye gelsin ki? En az 6500 yıllık bir geçmişi olan Türk Dili "gençlere" göre "yaşlıydı"....

Bir de Odin vardı değil mi? Adını yanlış bir şekilde "ele geçirilmiş/cinlenmiş" olarak anlamdırdıkları OD (Woden/Odun) ile eşi JÖRD (okunuşu yiort), ki onun da adı Türkçe, "yort (Bşk.), jurt (Kzk, Alt), yurt" olan ve #Tyrkland 'dan (Turkland) gelen "Asyalı"lardı. Oğulları Thor'a (TUR) ne demeli? Peki ya Odin'in babası Bur'un üç oğlunun olmasına? Odin'in dedesinin adının da Börü'den gelen BÚRI olması da ilginçti; Odin'in Kurt Savaşçıları gibi. Odin'in atı Sleipnir'in "sekiz bacak" ile betimlenmesi de "Sekiz Bacaklı İskitler"den esinlenilmişti.

#Haakon #Earl #Jörd #Türkçe
#İskandinav #Viking #Hun #Türk 


At eti ve atlı gömü de İskandinav kültürüne ait değildi....
SB

Odin önderliğinde Baltık'ın kuzeyindeki ülkelerde yerleşen insan ırkı şüphesiz Asya kökenliydi. Bu istilanın tarihi Hristiyanlık öncesi veya sonrası 400 yıl olabilir (antikacıların her iki dönem için de teorileri vardır), ya da farklı Odinler olmuş olabilir, ya da isim genel olup tüm büyük fatihlere uygulanmış olabilir; ve bu büyük hareketin nedenleri ve tarihleri, antik çağın karanlığında kaybolmuştur.
Olayın kendisi şüpheye yer bırakmaz; çünkü bu, yalnızca halkın eş zamanlı geleneklerine ve dini inançlarına değil, aynı zamanda yazılı tarihin çok daha eski bir dönemine kadar korudukları ve yalnızca geldikleri ülkede ortaya çıkmış olabilecek, geldikleri ülkede değil, geleneklere dayanmaktadır.

Örneğin, at eti kullanımı asla orijinal bir İskandinav geleneği olamazdı, çünkü orada at, Asya ovalarındaki gibi bir yiyecek maddesi olamayacak kadar değerli ve nadir bir hayvandır; Ancak 11. yüzyılın sonuna kadar, dini bayramlarda, asıl ülkelerini anmak amacıyla at eti yeme geleneği yaygındı ve Odin dinine bağlılığın ayırt edici bir işaretiydi; at eti yiyenler ise Aziz Olaf tarafından ölümle cezalandırılıyordu.

11. yüzyılın başlarında Hristiyanlığın Odinizm üzerindeki hızlı zaferi, Odinizm'in yerli değil, ithal olduğunu ve farklı fiziksel koşullara ve farklı bir sosyal duruma ait olduğunu kanıtlamaktadır.

Mezar höyükleri çağı, Danimarka'da Dan Mikillati'nin (MS 3.yy) kendisi için bir mezar höyüğü inşa ettirmesi ve ölümünden sonra kraliyet süs eşyaları, zırhı, atı, eyer takımı ve diğer değerli eşyalarıyla birlikte buraya gömülmesini emretmesiyle resmen başladı; ve soyundan gelenlerin çoğu onun örneğini izledi.

Snorri Sturluson
Chronicle of the Kings of Norway

Görseller Birka Kurganı BJ581, 10.yy / İsveç












NOT:
İlk Türk; Türklerden nefret edip yok olmasını dileyenler, kendi atalarının yok olabileceğini, dolayısıyla kendilerinin de var olmayacağını akıllarına getirmeliler. Ne krallıklar kalır ne de uluslar...



10 Nisan 2026 Cuma

Türk Sanatında Süreklilik


Latin Haçlılar döneminde İstanbul'dan çalınan ve günümüzde Troyes Hazinesi olarak isimlendirilen sandıkta

Türk Sanatı,10.-11. yy

(ya da Doğu Roma'nın Türk kökenli süvarileri)


Doğu Roma İmparatorluğu’nda Türk Kökenli Bir Komutan: #Bardanes #Tourkos.

- İmparator Theofilos'un annesi Bardanes'in kızı Thekla, babası ise İmparator II.Mihail (Amoriumlu Michael)'di.

- Thekla 823'te ölünce Michael, VI.Konstantine'n kızı Euphrosyne ile evlendi. - VI.Konstantine'n babası ise Hazar lakaplı IV. Leo idi, annesi ise Atinalı İrene'ydi. Yani Euphrosyne'nin damarlarında da Hazar kanı dolaşmaktaydı.

- İmparator V.Leon ise Bardanes'in diğer kızıyla evlenmişti.


* Başa geçen imparatorlardan pek azı Grek kökenliydi.



Türk Kültürü ve Sanatında Süreklilik

#art #Turks #sanat #Türks




Selçuklu, Kemer Tokası, 11.yy





Memluklar




Osmanlı Dönemi