bacchus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bacchus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2025 Pazar

Dionysos and Shamanism

 

Comparison

Attis playing the drum, wearing a Phrygian cap (from Anatolia) and a Kam (shaman) from Siberia 

Roman Imperial Attis wearing a Phrygian cap and performing a cult dance. Cybele's consort is the Phrygian shepherd called Attis, and their relationship was recognized in ancient Greece and Rome, though there are likely Phrygian roots to his character as well. Attis is believed to be her younger mate, often considered to be a deity himself, though beneath the goddess. It is highly debated whether Attis arrived with Cybele or after her, tacked on by the later Greek and Roman followers.

During the Roman Empire, the myth circulated that Attis castrated a king and was thus castrated in turn, and left to die under a pine tree. His followers buried him and then castrated themselves in his honor. These followers developed into Cybele's cult of priests, called the Galli.

Oktay Polat


... But, you women who have left Tmolos, the bulwark of Lydia, my sacred band, whom I have brought from among the barbarians as assistants and companions to me, take your drums, native instruments of the city of the Phrygians, the invention of mother Rhea and myself... (Dionysus; Euripides, Bacchae)


* Neither the name nor Dionysus himself is of Greek origin, he says "I come from the east"

* Tmolos is a mountain, Bozdağ, Manisa/Turkey


... O secret chamber of the Kouretes and you holy Cretan caves, parents to Zeus, where the Korybantes with triple helmet invented for me in their caves this circle, covered with stretched hide; and in their excited revelry they mingled it with the sweet-voiced breath of Phrygian pipes and handed it over to mother Rhea, resounding with the sweet songs of the Bacchae... (Euripides, Bacchae)


* Neither the name nor Bacchos himself is of Greek origin.

Comes from "Bakşi (Bakshi)", which is Turkish, "religious people, followers, priest, priestess". The religious teachers of Buddha, or Burkan in Turkish, who were descendants of the Sakas, were called Bakshi and they would get drunk and engage in excessive behavior, as in the Dionysian festivals. The Shaman's attire is called "manyak (maniac)." Therefore, the name "Maenads," priestess of Bacchos who performed ecstatic movements at Dionysian festivals, is derived from the word "manyak (maniac)." The word is of Turkish origin.


* At some point, Anatolian mother goddess Kybele (Cybele) became Gaia or Rhea  in Greek and Rome myths.

* Korybantes are the sons of Apollon and Thalia (a muse), and priests of Kybele. But, "korubantes (y=u)" is a Turkish word; Koru, korumak "to protect, guard, secure".

* Kybele is Kubebe in Lydian geography, but also the name of a princess in Sumerian, who was later deified. It is mentioned as Kubaba in Hittite inscriptions (Kültepe). So, Kybele is not from Phrygia or Thrace.

* Barbarians = People who does not speak Greek.

* Shamanism does not exist in Greek culture. (Gladstone)

* "Phrygian pipes" - not necessarily a Phrygian culture. Because there are Scythian (Sacae/Saka) and Kimmerian tribes who lived in this region. And we do know that these flutes are Scythian of origin. This also applies to the "Phrygian hat," because the same "headdresses" was worn by the Sakas (Scythians) in Central Asia, who had no connection with the "Phrygians."

SB


İmages:

Parabiago plate - 4th c AD / Milan; Attis is sitting with Kybele in her car drawn by a pair of harnessed lions, with dancing Korybantes around.

Shamans from Central Asia.



1 Mayıs 2024 Çarşamba

Dionysos - Buda / Bacchos - Bakşi

 

Dionysos - Buda / Bacchos - Bakşi


Saka Türklerinin soyundan gelen Buda (Buddha), ya da Türkçe adıyla Burkan’ın din hocalarına Bakşi deniliyordu ve Dionysos* festivallerindeki gibi sarhoş olup aşırıya kaçan davranışlarda bulunuyorlardı. Bu durumda Bakkhaların karşılığı da din görevlileri olurdu ki mitolojide Bakkhalar da esrik kadın rahibeler olarak geçiyordu. Kam gibi don değiştiren, doğa ile insanı bütünleştiren, icat ettiği davul ile birlikte flüt ve tef’i de toylarında kullanan Dionysos ise Bakkhaların başı olarak Bakkhos adını alıyordu. Yani Bakşi Başı oluyordu ve Bacchos/Bacchus sözcüğü Türkçe Bakşi'den geliyordu.


Bakkhos/Dionysos İlyada’da korkak bir tanrıydı. Bu da sözlü Homer çağı ile yazılı Peisistratos döneminde Bakkhos’un henüz Grekler arasında tam olarak tanınmadığını ve kült olarak yayılmadığını gösteriyordu.


Bakşiler de Dionysos gibi kaplan/pars'a binerdi...


SB

Turova ve Saka Türkleri📚

* Dionysos sözcüğü bile Grek Öncesi ve Hint-Avrupa olmayan bir dilden geliyordu.


Aydın Arkeoloji Müzesi / Nysa Salonu - Dionysos'un Hayatı
Aydın Archaeological Museum / Nysa Hall - The Life of Dionysus



Bagghalar/ Bakkhalar/ Bakşiler ayinlerde keçi postu giyerek keçi donuna bürünürdü. Tanrının da keçi kılığına dönüştüğünü düşünen Dionysos takipçileri kurbanlık keçiyi parçalayıp yer ve kanını da içerdi. Oysa Grek kültüründe Kamlık kültürü yoktu. Dionysos festivallerinde karşılaştığımız bir başka karakter ise alt bedeni keçi olan Satyrler’di. Oysa onlar keçi donuna girmiş olan bakşiler/bagglar yüzünden türetilmişti. Tıpkı üretilen bir başka karakter gibi; Çobanların tanrısı keçi ayaklı Pan.

Saka-Türk ve Pers döneminde yaşamış olan Euripides’in Bakkhalar adlı eserinde rahibelerin (Bakkhaların) yabanıl kavimlerden seçildiği ve bakşiler gibi davrandıkları görülüyordu.

Euripides, “Kadınlarımız evlerinden kaçmışlar. Neymiş, Bakkhos şenliklerini kutluyorlarmış! Dionysos dedikleri benim tanımadığım, yeni çıkma bir tanrıya tapınırlarmış dağbaşında. Öbek öbek kadınlar ortalarında testiler dolusu şarap. Gizlide kuytuda erkeklerle çiftleşirlermiş! Sözde Bakkha rahibeliği bunu gerektirirmiş. Bana sorarsanız Bakkhos’a falan değil Afrodite’ye çalışıyor bu kadınlar,” diyordu.

"Hislerine hükmetmeye alışmak bahanesiyle edeb dışı hareketler ve içki âlemleri" düzenleyen Bakşiler gibi Dionysos takipçileri de aşırılığa kaçtıkları için Roma imparatorluğu Bacchanalia festivalini yasakladı (MÖ 186).

Mitolojide hem tahıllar (buğday, arpa), hem de üzüm bağı Bacchos (Bagh)’a aitti. Dionysos şenliklerinde içilen şarap Grek kültüründeki gibi suyla karıştırılmayıp İskitler gibi sek içiliyordu. Üstelik bu içim şeklinin adı da "İskit gibi içmek" idi. Şarap ve Dionysos kültürü Greklere geçtikten sonra şarap içimi yemeklerden önce sek, yemeklerden sonra da sulandırılmış olarak servis edildi. Bu keçiyi parçalayıp yemek ve kanını içmek geleneği Hıristiyanlığa da geçti ve ayinlerde İsa’nın kanı denilerek şaraba batırılmış ekmek verilmeye başlandı.

SB
Turova ve Saka Türkleri📚
* Apollon’a karşı müzik yarışmasını kazanan Saka kökenli Marsyas’ın (M/Barsias= Bars/Pars) da bir Satyr, yani bir bagg-bakşi olduğu söylenir.



Omuzlarında keçi postu, elinde çoban değneğiyle yapraklardan yapılmış bir etek giyen Satyr/Pan
(Hellenistik dönem, Walters Sanat Müzesi)




3 Aralık 2023 Pazar

İskitler ve Torques

 "Trinacrialı, Troyalı delikanlılar beğençle, sevgiyle bakarlar. Başlarında başlıklar süslü kıvrak yapraklarla çiçeklerle, ellerinde demir temrenli kızılcıktan ikişer kargı, kiminin omzunda parlak oklu, kiminin boynundan dolanan, göğsüne sarkan, yumuşak altın takılar." (Vergili 5.558-560)

İskit Türkleri arasında asil soydan erkek ve kadınlar tarafından takılan "Tork"lar (kolyeler). Bazıları pürüzsüz yüzeye sahip iken, bazıları burmalı veya hayvan bezemeli.

Kuloba, MÖ 4.yy , Atlı Tork

"Torques (Torkes)'i önce İskitler ve Keltler, daha sonra da Roma askerleri onursal unvan olarak takardı... Büyük, altından, genelde değerli renkli taşlı bir pandantifle süslenmiş yuvarlak yekpare, boyunduruk tarzı bir boyun süsü olan torques (latince) veya maniakion (yunanca) Doğu Roma'da askeri bir rütbe işaretidir." [Brigitte Pitarkis - İmparatorluğun Mücevherleri ve Konstantinopolis'in Kuyumcuları (4.-7.yüzyıllar)]


Gaimanova Mogila Kurganı, kupadan detay


Chertomlyk Kurganı, MÖ 4.yy, Parslı Tork


İskit Taşbaba




* Köken için "from Latin torques "collar of twisted metal," from torquere", diyerek görüntüsüne göre anlamdırıp latinceye bağlamışlar. Oysa... Tork 😉 Türk demekti. O dönemde sadece İskit Türkleri taktığı için bu takıları da Tork olarak adlandırmışlardı..

Ah şu dilciler....


Doğu Roma dönemi...

Asker, Aziz iki Suriyeli Sergius ile Bacchus (*)

Roma imparatoru Galeirus Maximianus'un (**258-311) ordusunda üst düzey iki subay. Pagan ayinlerine katılmadıkları ve Hristiyan oldukları ortaya çıkınca öldürüldüler ve daha sonra da aziz ilan edildiler. Doğu Roma'da ordunun koruyucuları olarak görülen bu iki aziz-asker adına İmparator Justinianus İstanbul'daki Küçük Ayasofya'yı (536) onlara adadı.


"Ravenna'daki San Vitale panosundaki imparator Justinianos'a eşlik eden ileri gelenler kendi onursal simgeleri ile süslenmişlerdir. İstanbul hipodrumunda I.Theodosius dikilitaş (obelisk) kaidesindeki kabartmalarda imparatoru çevreleyen muhafızların boynunda görülen torquesler gibi. Ancak dikilitaş kabartmalarda Ravenna mozaiğinden farklı olarak ortada yaprak (veya kalp) şeklinde bir pandantif sarkar. "  [Brigitte Pitarkis - İmparatorluğun Mücevherleri ve Konstantinopolis'in Kuyumcuları (4.-7.yüzyıllar)]


(*) Bölgenin etnik yapısına göre İskit kökenli olabilirler, çünkü Sergius'un adı Türkçe Sercan iken Bakşi'den türetilen Bacchus da Türkçedir. Burkan'ın (Buda) din adamlarına Bakşi denilirdi.

(**) Galerius Valerius Maximianus'un kökeni Alan-İskit Türklerine dayanır. Babası Trakyalı, annesi ise Dacialı olarak verilir.


SB



26 Temmuz 2020 Pazar

Üç Gözlüler



Turova - Zeus - Üç Gözlüler - Okunev


Zeus adı, Hesiod (MÖ 7.yy), İlyada (yazıya geçirilme MÖ 6.yy), Herodot (MÖ 5.yy) gibi geç bir tarihte Grek kaynaklarında karşımıza çıkıyor. Oysa Trakya'da tanrı için "ziu/zia" sözleri var ki Trakya'dan geldiği savulunan Sabazios (ki Saban Türkçedir ve hala Sabantoy olarak kutlanır) at üzerinde göklerde gezen "Göçebe Gök ve Arpa Tanrısı" olarak gösterilir... ki Grekler ata MÖ 7.yy'dan sonra biner. Bununla birlikte Miken yazıtları dedikleri Linear B yazıtlarında (link1- link2) tanrı için "di-wo, di-we" sözleri kullanılmış, yani Zeus'taki ya da Trakya'daki gibi -z- ile değil. Turova'ya hem doğudan hem de batıdan göç var, ki bunların arasında Traklar da gösterilir. Ancak Trakların atası olarak gösterilen "Tiras" Türkçedir ve 'Togarma'nın amcasıdır; Togarma'nın amcası olan Tiras'in da babası Gomer/Kimmer'in diğer bir oğlu Aşkenaz, yani Hazarların atası, 10.yy'da Hazarlara tıpkı Sabazios sözündeki Saba gibi Sabir/Sabar da denilmekteydi... 

Togarma'nın oğlu olan "Taurus (Türk)" sözünü Turova da görürüz. Hitit metinlerinde Turova ülkesi ya da kenti için "Tarausia" sözü kullanılır, tıpkı bugünün Kırım ve çevresine zamanında "Taurisi Scythia"sı dedikleri gibi. Ayrıca Hitit metinlerinde geçen Tegarama (Gürün/Sivas) kentinin adı da Togarma'dan gelir. Tiras aynı zamanda "Tursha-Teresh" olarak da Etrüsklerin atası sayılmaktadır. ... Kırım ve Balkanlar'daki Kimmer-İskit varlığını da hatırlarsak, Sabazios'un bir Frig değilde bir İskit tanrısı/iyesi (ya da kam) olması yüksektir. Bu sebeple Zeus sözünün "di-we, ya da di-wo"dan ziyade "Sabazios"tan türetildiğini düşünüyorum, ki görevleri hem "Zeus" hem de Anadolulu "Şarap/Bağ Tanrısı Dionysos"ta görülür.

Özetle, Greklerin tanrılar düzeni, MÖ 8.yy'dan sonra Hesiod, İlyada, Euripides ve Herodot gibi yazar ve şairler tarafından "sonradan" oluşturulmuş. Herodot'un İskit atası olarak Zeus'u vermesi onun İskitlerin ne olarak adlandırdığını bilmemesinden kaynaklanıyor ki bir başka yerde Papaios (Papa-Baba) olarak verir ki İskit-Türklerinin Atamız demiş olması Herodot tarafından "Tanrı-Zeus" olarak algılanmış olması da muhtemeldir. Çünkü Greklerin kültüründe Tanrılar ata olarak verilir. İskitler ise tanrıları değil, insanları ata olarak gösterir, bunlardan biri Herkül (Erkle) ve diğeri de Targitaos'tur (Targitay). Ancak Herodot'a göre  her ikisinin de babası Zeus'tur. Soy atama/bağlama bir yasayla MÖ 6.yy'da gerçekleşmiş. Her aileye ya da kavme birer ata bahşedilmiş ve Herodot gerçekleşen bu olaydan tam 100 yıl sonra yazmış. Ayıca kıta Yunanistan'ın yerli halkı her kaynakta "Hint-Avrupalı olmayan" Pelasg (Etrüsklerin de atası) ve Lelegler olarak geçer ki bunların soyundan gelenler de Turova ile birlikte Batı Anadolu'nun yerlilerindendir.

Dionysos'a gelirsek;
Frig-Lidya coğrafyasında asıl adı Bacchus'tur ve Bağ/Buğ = "Tanrı-Bağcı" olarak Türkçedir. Her ne kadar Hesiod Dionysos'tan bahsetse de Bacchus sözü ise Euripides'in Bakkha'lar eseriyle MÖ 5.yy'da kıta Yunanistan'a girer. Ancak "Dionysos" adı Zeus'tan doğurulduğu için, Linear B'deki gibi "di-we/di-wo"dan türetilmiştir. -nysos için ise Nysia (Sultanhisar-Aydın) da doğduğu için geldiği ve Dio adına eklendiği öne sürürlür. Bir başka açıklamaya göre de Linear B yazıtındaki "di-wo-nu-so" dan türetildiği, ama -nuso'nun kökeni bilinmediği, hatta belki de "nüsa=ağaç" (MÖ 6.yy) anlamına geldiği de tartışılır. Yine de "nüso" sözü Hint-Avrupa dillerinden değildir... ki Bacchus/Dionysos "Asma/Bağ" tanrısı olduğu için asma da "ağaç" gibi görüldüğü için "ağaç tanrısı" olarak kabul edilebilinir. Ayrıca Pelasgların yerlisi olduğu Boeotia'da Dionysos "Ağacın içinde yaşayan tanrı" olarak anılır ve kurbanlar verilirdi. Bacchus için Sabazios'taki ya da Saban'daki gibi "Bakkhoi-Saboi" denildiği de bilinir. Arkeolojik kazılar da asmanın anavatanının Kafkasya ve Anadolu olduğunu, MÖ 3500'lerden beri de bilindiğini gösterir. Ve Dionysos nasıl Kibele'den doğmuşsa, Sabazios da ondan doğurulmuştur. Ancak daha sonra Zeus, Sabazios ile Dionysos'un babası yapılır. Burada "yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan" sorusunu sorabiliriz. Bu tıpkı Afrodit'in öyküsüne benziyor; Afrodit Hesiod'ta Zeus'un halası iken, İlyada'da Zeus'un kızıdır. Çok net olan ise; Hint-Avrupa dillerinde kullanılan "wine (şarap)" ve  "vineyard (üzüm bağı)" sözlerinin "Bacchus" ile yakından uzaktan alakası olmadığı gibi,  "Saban" sözünü de anlamıyla Türkçe olarak açıklayabiliyoruz.


Turova Kralı Pirim'in ülkesindeki Zeus (tabi ki adı Zeus değildi, ancak ne olduğunu bilemeyiz) tapınağında bulunan ahşap heykelin de "üç gözü" vardı... Odysseus'un kör ettiği dev Kiklop da aslında tek gözlü değil, "üç gözlü" idi, çünkü adında anlamı "çok" olan "Poly" var ki bu da dev Kiklopların aslında "üç gözlü" olduğunu gösterir. Pelasglar duvar ustaları olarak da tanınmıştır, hatta Atina Akropolünün duvarlarını Pelasglar inşa etmiştir. Bu tip duvalara ya Pelasgic ya da Kiklop denilmiştir. Bu durumda Kikloplar da Pelasg soyludur.


Semra Bayraktar



Üç Gözlüler

* Kam (Şaman), Proto-Türk-Okunev MÖ 2500-1800 / Hakasya
* Sicilyalı Galatea ile Kiklop Polyphemus mozaiği / Cordoba-İspanya (Kordoba yer adı da Türkçe), Roma dönemi MS 2.yy.


Kam (Shaman)




Soru ve yorum:
Bağ-Buğ sözünün Tanrı anlamına geldiği ve eski dönemde kullanıldığı;
Buğday sözünün de tanrının yiyeceği olduğu için bağ-buğ sözünden türetildiği;
Aynı zamanda üzüm bağlarının da bu sözden türetildiği, çünkü Grek mitolojisindeki Anadolu kökenli tanrı Dionysos'un hem sabana öküz koşan (çiftçilik-buğday), hem de şarabın (üzüm bağları) tanrısı olmasından dolayı öz adı olan Bakkhos (Bacch-os)'u aldığı (Dİonysos adını Zeus'tan doğurulduktan (!) sonra alır, çünkü Dionysos zorla kıta Yunanistan'a girmiştir) ki Bağ sözü Türk Dünyasında üzüm bağlarıdır.
Rusçada tanrı sözüne karşılık Bog (Бог) sözünün de Türkçeden geçtiği;

Soru: Bağ-Buğ = Tanrı ; doğru mudur?
Yorum: Doğru ise Bacch-os sözü özüyle tanrı demektir ve Türkçe kökenlidir. Hem Buğday, hem de üzüm şarabı tanrıyı ifade eder... Bu sebeple Hıristiyanlıkta "İsa'nın kanı" diye şarap içmekteler...


* Bağdaş kurarak oturmak da buradan geliyor olabilir, tanrının mekanı, kut alan alp kağan...
* Türk Mitolojisinde Yaşıl Han > Bacchus'un Ağaç Tanrısı olması...
* Buğu > Hakan ve elitlerin yakılarak defnedilmesi, tanrıyla bütünleşmek (ozlaşmak)
* Bağrı yanmak, gönül bağı, bağırmak, bağışlamak, bayılmak (beğenmek)
* Bağdat - Bağdadı = Karnını doyurmak, Tanrı tarafından bağışlanmak
* Bagh > "god"

* Prof.Dr. Karjaubay Sarthocaoğlu (Kazakistan) Orhun yazıtlarından örnek vererek şunları söyler: - Bu örnekler eski Türklerin dinlerini Böge, Böke, Bögü ve dinlerini Bögü olarak adlandırdıklarını göstermektedir. [Mine bul mısaldar bayırğı türikterdiñ din basın böge, böke, bögü dep ataytının, dinin de Bögü dep aytatınına kwä bolamız.] Bögü (Täñirlik) / Bögü (Tanrılık)



Bu sebeple, "Buğ-Bağ > Bacc(-os)" sözleriyle ilgili olabilir; Bögü > Kam
* Bögü Kağan ... gibi
* Bruja (Bruha) > Büyücü=Kam > Jade (Yada) Taşı > Jada=Cadı
SB





6 Ocak 2017 Cuma

Hayat Ağacının Efendisi Dionysos






"Hayatın Efendisi" ya da "Hayat Ağacının Efendisi"
Dionysos (Bacchus) 
Şarap Kabı - MÖ 6.yy ortaları






"Dionysos ya da Bakkhos en çok şarap tanrısı olarak tanınır, fakat o genellikle bir ağaç tanrısıydı. Örneğin, bütün Yunanlıların "ağacın Dionysos"una kurbanlar verdiği söyleniyor. Boeotia'da onun unvanlarından biri 
"ağacın içindeki Dionysos" idi.
Altın Dal - James Frazer (syf 311)



"Dionysos'un doğudan geldiğini, Anadolu'dan çıkıp Yunanistan'a güç bela girebildiğini efsane bağıra bağıra dile getirir. "
Azra Erat -Mitoloji Sözlüğü



"Ellenler küpe takmayı efemine ile özdeşleştiriyordu. Bu da Ellen erkeklerinin küpe takmadığını gösterir. Kulakları delik olan Apollonides bir "barbar" olarak, yani "Hellence Konuşmayan"lardandı. Apollonides Boiota lehçesi ile konuşuyordu. Boeotia Korinth Körfezi'nin kuzeydoğusunda yer alır. Pelasglarla ilişkilendirenlerin yanında MS.110-180 yıllarında yaşamış coğrafyacı Pausanias onları Minyaslılar ile ilişkilendirir. Teos (Sığacık-İzmir) kurucu atası Athamas (Atamız), Boeotia'dan gelmiştir. Teoslu Anacreon ise İskit kökenlidir ve Strabon'a göre o Teos'u Athamantis olarak adlandırmıştır." 



Bağlantı kuralım:
Ağaç Kovuğu - Kıpçaklar [Kimmerler]
Ağaçtan Doğma - Ağaç Ata - Uygurlar
Dionysos = Sabazios "Atıyla gezen Göçebe Tanrı" 
Bakkhos - Bacchus - Bacc - Bağcı - Bağ
Bir İskit [Saka] boyu; Saban (Suvar/Subar/Sibir)
Avrasya'daki Türklerde (Tatar, Başkort) Sabantuy Festivali
Boeotia - Pelasg - Teos kurucusu Athamas


SB.


















24 Haziran 2016 Cuma

Nysa ve Dionysos


Tiyatro podyumundaki frizlerden Bebek Dionysos (MÖ.1.yy)
Baby Dionysos (Bacchus) - 1st c BC 
from the Theater of Nysa (12.000)- Sultanhisar / Aydın.


Antik Karia bölgesinin önemli bir kenti olan Nysa (Sultanhisar) Aydın'ın doğusunda bulunan ve Eski Çağ'da Messogis olarak adlandırılan bügünkü Aydın dağlarının güneye bakan yamacında, kışın su taşmalarına neden olan, buna karşın yazın kuruyan Tekkecikdere adlı bir akarsuyun çevresinde çok dik bir boğazın oluşturduğu alanın her iki yanında kurulmuş olan eski bir yerleşimdir.

Kentin kuruluşu ile ilgili farklı bilgiler bulunmaktadır ; Augustus devrinin ünlü gezgin ve coğrafyacısı Amasya'lı Strabon (MÖ. 64-MS. 21) ile tarihçi Stephanus'un (MS. 6.yüzyıl) anlattıklarından öğreniyoruz. 

Nysa adı özellikle Helenistik devir krallık ailesi kadınları arasında oldukça sık rastlanan bir addır. Stephanus, Ethnica adlı eserinde Eski Çağ'da Nysa adını taşıyan on kentten Karia bölgesindekinin, Suriye kralı Seleukos'un oğlu I.Antiochos Soter (M.Ö. 324-261) tarafından eşi adına kurulduğunu belirtir. 

Strabon'a göre, Nysa Poleponnes'teki (Yunanistanın güneyindeki yarım ada=Mora yarımadası) Sparta'dan gelen Athymbros, Athymbrados ve Hydrelos adlı üç kardeş tarafından kurulan üç ayrı küçük yerleşmenin sonradan büyük bir kent halinde birleşmesi ile olmuştur ve Athymbros da bu yeni kentin kurucusu olarak anılmıştır. Bu nedenle antik kent başlangıçta Athymbra olarak adlandırılmış ve zaman zaman da Antiocheia olarak tanınmıştır. 

Kentin adının MÖ. 2.yüzyılın başlarında Nysa olduğu bilinmektedir ve tarihi de MÖ.6.yy'a kadar geri gidebilmektedir, lakin şimdilik fazla bir bilgimiz yoktur. Bununla birlikte, Seleukosların Anadolu'da kurdukları askeri koloniler halindeki kentlerin yanında, küçük yerleşmelerin birleşme (synoikismos) yoluyla tek bir sivil kent halinde oluşturdukları kent kurma politikasına uygun bir şekilde kurulmuş olan Nysa'nın Kral III.Antiochos (MÖ.223-187) tarafından ele geçirildikten sonra sığınma (asyl) hakkı istenilen bir kent olma ayrıcalığını elde ettiği bilinmektedir.

Nysa, Romalıların yönetimi altında sikke bastırmıştır ve antik kentte basılan Cistophorus türü sikkeler MÖ.133-111 yılları arasında tarihlenmektedir. Birinci Mithridates savaşı sırasında Nysa'lı Chairemon adlı varlıklı bir kişi Romalıları desteklemiş ve bunun üzerine Mithridates tarafından öldürülmüştür. 

Chairemon'un akrabalarından Pythodoros (Pythodoros of Tralles diye de geçiyor) , Pompeius (Gnaeus Pompeius Magnus; Pompey the Great) ile Gaius Julius Caesar'la yakın dostluğu vardı. 

Pythodoros , Marcus Antonius'un (Mark Antony ) kızlarından Antonia (doğumu Roma MÖ.47- ölümü İzmir) ile evlendi. Mark Antony, kızını 20 yaş büyük olan Pythodoros ile evlendirmesindeki sebep, Parthia istilasında müttefik olmak istemeseydi ve o dönemde Antony Cleopatra ile Mısır'daydı...

Bu Doğu ittifakından dolayı Roma Senatosu korkuya kapıldı, Octavian (Augustus) savaş ilan etti. MÖ.31 de Cleopatra ile Antony'i yenerek Roma İmparatorluğunu kurdu ve ilk imparator oldu.

Antonia'nın kızı Pythodoris (İzmir doğumlu, Pythodorida ; Pythodoris I ;Pantos Pythodorida) ise önce Pontus sonrada Kapodokya kraliçesi olmuştur. Strabon, Pythodoris'i iyi bir yönetici olarak tanımlar. 

Kentin gelişmesi özellikle Roma İmparatorluk çağı içerisinde, Strabon'un ölümünden sonraki dönemdedir. Milattan sonraki ilk 300 yılda, yani Roma İmparatorluk çağı içerisinde Nysa'da neler olduğu konusunda çok fazla bir bilgimiz bulunmamakla birlikte bazı yazıtlarda İmparator Vespasian, Hadrian, Pius, Marcus Aurelius ve Commodus'un adlarının yanısıra İmparator Gallienus'un küçük oğlunun adına da rastlanmıştır. 

Kent 12. yüzyılda Selçukluların yönetimi altına geçmiş, ancak kısa bir süre sonra yine Bizanslıların hakimiyeti altına girmiştir. Nysa'nın 1402 yılında Timurleng tarafından istila edilmesinden sonra yavaş yavaş önemini kaybetmiştir. Kentte bugün görülen kalıntıların büyük çoğunluğu Roma ve Bizans çağlarına aittir. Nysa harabelerinin güneyinde yer alan bugünkü modern Sultanhisar ilçesi ise MS.14. ve 15. yüzyılda kurulmuş ve gelişmiştir. 

İki kenti birleştiren bir köprü, bir stadyum, akar suların içinden geçtiği gizli bir yer altı geçidi, Tiyatrosu, Gymnasion’u ve Agora’sı günümüze kadar ayakta kalmış önemli bölümlerindendir. 

MÖ 1. Yüzyılda yapıldığı düşünülen 12 bin kişilik antik tiyatrosu ve sahne yapısında çok iyi korunmuş durumda olan şarap tanrısı Dionysos (Bacchus) kabartmaları vardır. Tiyatrosunun 38 m uzunluğundaki sahne binasına ait 6 adet, podyumuna ait 26 adet friz bloğu, Aydın Arkeoloji Müzesine taşınmıştır.

Efes Celsus kitaplığını da restore eden V.M.Strocka, 2002-2008 arası Nysa kütüphanesi kazılarında bulunmuştur.

Her ne kadar Nysa kütüphanesi MS 2.yüzyıl İmparator Hadrianus döneminde yapılmış olsa da, Amasyalı Strabon'un eğitim almak için bu şehre gelmiş olması, şehrin antik çağda bir eğitim ve bilim merkezi olduğunu gösterir. 

Rodos ve Nysa da okul/eğitim başkanı olan hocası Aristodemus'tan dilbilgisi ve hitabet dersleri aldı. Aristodemus aynı zamanda filozof, stoacı, astronom, coğrafyacı ve siyasetçi olan Posidonius'un torunuydu. Strabon'un kitabını yazmasına etken olduğu söylenir.


SB.

kaynaklar: 
link1  -  link2  -  link3
ve Prof.Dr. Vedat İDİL - "Nysa ve Akharaka (Nysa and Acharaca)" adlı eseri



EK:

* Türkçedeki Nisa ismi Arapça'dan gelir "Kadınlar" demektir. 
* Dionysos'un şarap sanatını buradaki su perilerinden (Nymph) öğrendiği söylenir.
* "Dionysos ya da Bakkhos en çok şarap tanrısı olarak tanınır, fakat o genellikle bir ağaç tanrısıydı da. Örneğin, bütün Yunanlıların "ağacın Dionysos"una kurbanlar verdiği söyleniyor. Boeotia'da onun unvanlarından biri "ağacın içindeki Dionysos" idi. " - Altın Dal - James Frazer (syf 311)



Bağlantı kuralım:
Ağaç Kovuğu - Kıpçaklar / Ağaçtan doğma - Uygurlar
Dionysos - Sabazios "Atıyla gezen Göçebe Tanrı" Saban bir İskit boyu
Bakkhos - Bacchus - Bacc - Bağ - Bağcı

SB.


***

The stage of the theater is 38 m long.
6 pieces of the stage and 26 pieces of the podium frieze blocks are in Aydın Archaeological Museum.

V.M.Strocka who restored Ephesus Library Celsus, was in Nysa between 2002-2008 during the excavations of the library, which was built in 2nd c AD, emperor Hadrian period.

Nysa was an educational and scientific center in ancient times,
even Strabo (born in Amasya) came to Nysa for education.

Bacchus - Bacc - Bağ - Bağcı is Turkish (vigneron, winemaker)
Dionysos is also to be called in Anatolia as Sabazios, a Scythian tribe is called Saban, means in Turkish plow. Sabazios has been described as "Nomadic Horsemen God".

Dionysos or Bacchus (Bakkhos) was recognized most as god of wine, but he was also the god of tree "Dionysos in the tree" was his other name.

Born from tree is a Turkish legend. Some Turkish tribes like Kipchak Turks have it in their tribe name, Kipchak (Kıpçak-Gıpçak; known for Europeans as Cumans or Polovts, and in Egypt as Mamluks) means "tree cavity". Uyghurs are also born from a tree in legends.

SB



9 Mayıs 2016 Pazartesi

Dionysos Şenlikleri, Maenadler ve Enginar






Urla Enginar Festivali'ni görünce aklıma geldi...

Dionysos'un peşinden çılgınca dans eden Maenad'lerin ellerindekine Çam Kozalağı diyorlar. Bence o Enginar. 
Çünkü, enginar akşamdan kalanlara (+karaciğer) iyi gelir ve afrodizyak özelliği vardır. 
Bu yüzden de Dionysos Şenlikleri'ne daha uygun düşer. Hatta 16.yy'da afrodizyak özelliği yüzünden 
kadınlar tarafından tüketilmesi yasaklanmıştır. 
1946'da Marilyn Monroe'yu Enginar Güzeli seçmeleri de tesadüf değildir.
SB


Maenad  - Augustus dönemi MÖ.27-14
Roma kopyası, Pliny'nin bahsettiği Kallimachos'un "Laconia Dansçıları"(MÖ.425-400)
Metropolitan Müzesi,New York




They are not "Pine cones", but "Artichoke"...
Have aphrodisiac effect and it is also good for "hangover" (liver), 
so what I'm saying is  "everyone described wrong". 
Pine cones does not fit the Dionysos festivities.

Maenad - Augustan period 27-14 BC 
Roman copy, after original work of Kallimachos 425-400 BCE, which Pliny mentioned as "Laconia Dancers"
Metropolitan Museum of Art,New York




Bir adet orta boy Enginar Diyet lif,magnezyum ve iz mineral krom için mükemmel bir kaynaktır ve bol C vitamini ihtiva eder Enginar folik asit, biotinve iz mineral mangan ve niacin, riboflavin, tiamin A vitamini ve potasyum kaynağıdır. Antioksidanlar kalp hastalıklarının, bazı kanser türlerinin Alzheimer ve diğer kronik hastalıkların risklerinin azaltılmasında etkendir. Çok yüksek düzeyde antioksidan içerir. Güçlü choleretic aktivitesi ile (karaciğer da ki safra salgılarını teşvik) karaciğerdeki choleretics kolesterol atılımını artırarak kolesterol seviyesinin düşmesine yardımcı olur...



Artichoke (Cynara scolymus) - Enginar






18 Nisan 2016 Pazartesi

İkaros'tan Sarpedon'a




İKAROS - DİONYSOS (Bakkhos)
MENESTHEUS - TRUVA (Turova)
APOLLO - KEHANET (Delphoi)
DEMETER - MEŞE AĞACI
SARPEDON


Dionysos İkarios'u Ziyaret Ederken
EFES - Roma Dönemi 
İzmir Arkeoloji Müzesi



İkarios'un kızı Erigone:


Tanrı Dionysos (1) Yunanistan'a ilk geldiğinde İkarios'un (*) evinde konuk kalmış ve buna karşılık ona asma kütüğüyle şarabı armağan etmiş. Kızı Erigone'yle sevişmiş ve Staphylos (üzüm) adlı bir oğulları olmuş. Bir gün tanrı İkarios'a bir tulum dolusu şarap vererek, komşularını şölene çağırmasını ve onlara şarabı tattırmasını söylemiş. 


Ama sarhoş olan komşular İkaros'un kendilerini zehirlediğini sanmışlar, onu sopalarıyla vurup öldürdükten sonra, ölüsünü götürüp bir yere atmışlar. Köpeği, Erigone'ye babasının atıldığı yeri göstermiş, kız da üzüntüsünden oradaki ağaca asmış kendini. Tanrı Atinalıları cezalandırmış: Bir delilik salgını baş göstermiş şehirde, genç kızlar çıldırıp asıyorlarmış kendilerini. Delphoi bilicisi (2) bu olayı İkarios ve Erigone'nin ölümleriyle ilgili gösterince, Atinalılar Erigone için bir bayram düzenlemişler. Bu bayramın bir benzeri de Roma'da vardı; Entoria (3). (Azra Erat)



(*) İkarios: 
Kral Pandion I (**) zamanında Yunanistan'a üzüm bağını tanıtan Atinalıdır.


(**) Erikhthonios'un oğlu Pandion I: 
Atina'nın 5.kralı ve efsanevi kurucusu (! 5.kraldan sonra efsanevi mi? ilginç),  MÖ.1437-1397'ye yerleştiriliyor (4 The Story of Athens: The Fragments of the Local Chronicles of Attika by Phillip Harding,syf 42). Onun zamanında Atinalıların Demeter ve Dionysos ile tanıştırıldığı söyleniyor (5 Apollodorus, 3.14.7 ). Babası tarafından Tanrı Hephaestus'un torunu (6 Hephaestus Pelasglı değil miydi? ;) ).  Tanrı Poseidon ile bir anılan Pandion'un oğlu Erechtheus ("Poseidon Erechtheus") antik Yunan Şehir-Devleti'nin (city-state) mucididir. Erechtheus'un oğlu Orneos; Orneus'un oğlu Peteos; Peteos 'un oğlu Menestheus;  Truva Savaşı'nda Atinalıların komutanıdır (7).




Dionysos/Bacchus
Fildişi plaka / MÖ.1.yy-MS.1.yy 
Sepino/İtalya




(1)  Dionysos - Tarım - Üzüm:

Dionysos’un öteki adı olan Bacchus – Bağcı’dan türemişdir.
Dionysos Anadolu'ludur, Doğuludur yani, Yunan tanrı panteonuna sonradan girmiştir, kabullenilsin diye Zeus'tan ikinci kez doğurulmuştur. Anatanrıça Kybele'nin himayesi altındadır. Üzümden şarap yapmasını öğrenir ve öğretir, “ilk öküzü Sabana koşan” tanrı olarak da anılır. Çiftçi yani....Diğer adı Sabazios'tur.


Sabazios Frig Tanrısı diye de geçer ve annesi de Kybele'dir. Zeus bile ondan türetilmiştir. Haziran-Temmuz aylarında gerçekleşen Sabantui/Sabantuy Bayramı da hasat bayramıdır, Dionysos şenlikleri olarak ta geçer ve hala yapılmaktadır. Saban İskit boyu olmakla beraber, Suvar/Subar/Sibir olarak ta anılan Türk boyudur.



"Sabantuy, Tatar dilinden çevirisi ile ‘Saban Bayramı’, geleneksel olarak mahsül kaldırma çalışmalarının başlaması şerefine düzenlenir."





"Dionysos'un doğudan geldiğini, Anadolu'dan çıkıp Yunanistan'a güç bela girebildiğini efsane bağıra bağıra dile getirir." der Azra Erat


Üzüm Bağını Çin’e tanıştıran da Türklerdir. (J.P.Roux)



Ya Demeter için ne demeli?



"O Nisaba, iyi kadın, adil kadın, dağlarda doğan kadın!..Tahılları büyüten"
Silindir mühür - Akad - MÖ.2350-2150

Sümerde bilgelik/öğretme tanrıçası/anası olan Nisaba-Nidaba-Naga dünyaya düzen getirecek, organize edecek ve de bunu kayıt altına alacaktır. Babillerin ülkeyi ele geçirmesiyle dişil olan öğretme/bilgelik eril'e geçer ve adı da Nabu olur. Bazı yerlerde eşi olduğu söylenir. Nisaba aynı zamanda toprak tanrıçası olarak tahıl ve hasat ile de ilişkilidir. 
Kızkardeşi Ninsun'da Bilgimış'ın (Gılgamış) annesidir. 





Demeter: Çiftçilerin, ekmeğin Tanrıçası.  İlk ve Son Bahar'da, (aslında Ekinoks'ta görünüp kaybolan) Bereketin, açlığın-tokluğun (Erysikhthon mitolojisi) simgesi. Gizemli [mysteria (ölüler diyarı ile iletişime geçen Şaman/Kam gibi )] Eleusisli Triptolemos'a Ejder arabasını, dünyaya tarımı öğretmesi için verip gönderen tanrıçadır... Posedion'dan olma Ölümsüz At Arion'un da annesi .... "Cadı" olarak tanımlanan (kadın şaman/kam)  Hekate/Ekate'yi de kölesi olarak yanına alan tanrıça, ki Hekate ondan daha eskidir. MÖ.3binlere kadar iner ve de öz be öz Anadoluludur. Daha çok Karia'da tapınım görmüştür. Karialılar ile Lelegler akrabadır, hem Homer hem de Heredot Leleglere de Pelasglılar denildiğini yazar. Ayrıca Hekate İskitlerin Api'si ile benzerlik gösterir.




Diğer yandan Prometheus "ateşi"  Meşe Ağacı ile getirmiştir. Meşe Ağacı Anadolu'da Tanrıça, Avrupa'da ise Tanrı olarak tapınım görmüştür ve Meşe Ağacı'nın koruyucusu Demeter'dir. Hayat Ağacı'dır o, çevresindekilere can verir, Amerika Yerlilerinde ölümsüzlüğü temsil eder. Ballıhisar-Pessinus Tapınağında bulunan "Kara Taş" (meteor taşı)  Meşe koruluğunun dibindeydi. Efes'teki Artemis "Pınar" başında "Meşe" koruluğundaydı. Keltlerle (Galatlar) başlayan Druid törenleri aslında bir Şaman/Kam töreniydi ve Meşe koruluğunda yapılırdı. 




"Altay bölgesinde yaşayan Türk boylarının, oymakların ağaçları vardır. Türk boylarının ağaçları şu şekildedir:


Soy          Ağaç
                  Çus          Akçam(Köknar) 
Kuzen         Çam
Komdoş      Akağaç
İrkit          Akağaç
Kıpçak        Akağaç
Saal          Melez Ağacı
Todoş       Hanımeli Ağacı
Soyon       Hanımeli Ağacı
İrkit          Hanımeli Ağacı


Her oymağında farklı ağacı olmakla birlikte kayın ağacı bütün Altayın ortak kutsal ağacıdır. Her yıl bütün oymaklar kendi ağaçlarını temsil eden ağacı ailecek ziyaret eder 1-3 gün orada kalırlar. Kutlu soy ağaçlarının altında gece geçirmenin soy açısından iyi bir hareket olarak algılandığı görülmektedir. Tanrı kutunu temsil eden kutsal ağaç, hayatın kaynağıdır, sürekliliğinin teminatıdır. Kutsal ağacın yok olması ile orada hayatın biteceğine inanılmıştır. Kutsal ağaçlar insanların tanrıdan kut aldıkları araçlardır. Kutsal ağacının yok olması ile kut da yok olur. Kutun olmadığı yerde de savaş, kargaşa, bereketsizlik her türlü kötülük olur. Bu birkaç cümle ağaçların Türklerin hayatında ne kadar önemli olduğunu anlatıyor aslında. 


İşte bu yüzdendir ki kutsal olduğuna inanılan ağaçlar kesilmez, onlara en ufak zarar verilmez. Günümüzde de bu böyle değil midir? Ağaçlara zarar verenlere toplum tarafından iyi göz ile bakılmazken ağaç dikenlere ise hep övgüler yağdırılmışdır. Yine Türkler yeni bir yere yerleşecekleri zaman tanrının kutunun olduğu kutsal ağaçların etrafını seçerlerdi. Nedeni ise tanrı kutunun olduğu yerde dirlik, düzenlilik, bolluk ve bereketin olduğu inancıdır." - Özgür Gönen


Eski Türklerde Meşe Ağacı'da kutsal sayılan ağaçlar arasındaydı, ve Meşe / Ağaçeri boyu olarak İskit-Hun-Türkleri'nde görülür. Ve tıpkı Türklerdeki gibi, Demeter'de Kutsal Ağacı Meşe'yi kesen Erysikhthon'u açlık ile cezalandırmıştır.


"Muşkilər İskit kavmi idi. Yunanlar onlara Mosx, ya da Mossinyok derlərdi. İsmilərinin də ağac evlərdə və ormanlarda yaşadıqlarından dolayı aldıqlarını söylərlerdi. Akkad yazılarında bu Muşkiler Meşex, ya da Meşequkimi keçər. Akkadcada bol Türkcə kəlimələr vardır və ağac anlamında meşek, arman sözləri vardır.  Yəni anladığımız bu Muşki/Mosx/Mossinyok/Meşequ boylarının adı bizim Meşe sözündəndir.  Kəndiləri Türk və Ural kavimlərinin karışımı idi. Daha sonra onları kral İskitlər (Han Oğuzlar-Çar İskitler) Asurlarla bitməyən savaşlardan dolayı yanlarına alıb Anadolu-Trakya-Balkan və Kavkaz-Doğu Avropa yolları ilə köç etdilər. Şu an Rusiyada yaşayan Meşer Tatarları (Ağaçerilər) və Ural boyu olan Mokşalar (Mordvinlərin önəmli kolu) kəndi adlarında o ismin hatırasını daşıyırlar. İlk əvvəllər Mosok şəklində olan Moskva toponimi də o ismin hatırasını yaşadır." der Elşad Alili (Azerbaycan)





"İda. «İliada»da tez-tez adı çəkilən İda Troyanın qarşısındakı uca dağın adıdır. Troya onun ətəyindəki düzənlikdə salınmışdır. Tədqiqatçıların fikrincə, qədim yunan dilində iki sait arasındakı d səsi qədim türklərdəki ş səsinə uyğun gəlir. Odur ki ida/idi sözü işi, yış, yiş kimi təsəvvür edilir ki, bu da «meşə», «meşə ilə örtülmüş dağ» mənasını verir.  Poemada İda dağı həqiqətən bol sulu, meşəli bir dağ kimi təsvir edilmişdir." - Prof.Dr.Gazanfer Kazımov



"Gargı deresinin pinar odunu
A yavrum sürmelim,
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Henımlara fisdan biçelim
Nacaklar mı yardı senin budunu
A yavrım sürmelim."

Bodrum Türküsü "Kargı Deresinin Pinar Odunu"
Pinar bir Meşe türüdür. 




Peki, Pinar ile ilgili olarak Strabo ne diyor kitabında?

"19: After Aegaeae, one comes to Issus, a small town with a mooring-place, and to the Pinarus River. It was here that the struggle between Alexander and Dareius occurred; and the gulf is called the Issic Gulf. On this gulf are situated the city Rhosus, the city Myriandrus, Alexandreia, Nicopolis, Mopsuestia, and Pylae, as it is called, which is the boundary between the Cilicians and the Syrians. In Cilicia is also the temple and oracle of the Sarpedonian Artemis; and the oracles are delivered by persons who are divinely inspired." Strabon





Pinar- Binar - Munar
Dede Korkut'taki Binar'dır, (b/p değişimi) Tepegöz hikayesindeki Munar'dır (b/m değişimi).



"Oğuz Destanı'nda Oğuz ve beraberindekiler İtil nehrine geldikleri ve bütün eşyalarını suya kaptırdıklarını düşündükleri sırada kendilerini hala ırmak kenarındaki yüksek bir ağaçta bulunurlar. Bu dönemle birlikte Oğuzlar'ın ormanlık yerleri yurt edindikleri, bu kabileye "ağaç-eri" dendiği belirtilmektedir (Ögel). Munar destanlarda geçen kocaman bir ağaçtır (Yudahin). Kalık Akiyev, Kırgız SSR İlimder Akademiyası tarafından 1957 yılında basılan kitapta "munar - dalları göğün yedinci katına, kökü de yedi kat yerin altına uzanan ulu bir ağaç, hayat ağacı" şeklinde bilgi vermektedir. 


Türk epik anlatımlarında "bınar"ın, "munar"a dönüştüğünü düşünüyoruz. Büyük bir ihtimalle eski "hayat suyu ve dünya ağacı" şeklindeki birleşik inançları, belki Dede Korkut'ta aynı şekilde devam etmiş; ancak "kuraklıktan dolayı yurtlarını terk eden Türkler'in bugünkü coğrafyalarında sadece "suyu olan yer, pınar" anlamıyla yaşamaktadır. Ayrıca halk arasında "pınar"a hala "munar, mınar" dendiğini de unutmamamız gerekir. Zaten Dede Korkut coğrafyasındaki "bınar", bizde "bunar" şeklinde söylenmemiştir, ancak b/p değişimiyle "bınar" "pınar" olmuştur.


Sonuç olarak diyoruz ki Tepegöz'de yer alan "Uzun Bınar'ın Gökyay'ın, Dede Korkut'ta belirtildiği gibi "nerede olduğu belli olmayan bir yer adı" olmayıp "Türkler'in efsanevi hayat ağacı munar olduğunu iddia ediyoruz."




Prof.Dr.Nerin Yayın,2008

*


"Dünyamız Yakutlarca, sekiz köşeli imiş,
 Bu ağaç büyük imiş, göklere çıkar imiş.
 Bu ağacın her yanı Tanrı‟dan hep süslüymüş.
 Kabukları, kütüğü, tıpkı som gümüşlüymüş.
 Ağacın gövdesinden bir usare akarmış,
 Bu kutsal suyun rengi, altın gibi parlarmış.
 Ağacın budakları, ta göklere uzanmış,
 Gören sanırmış sanki dokuz kollu şamdanmış!
 Yaprakları büyükmüş, dallarından sarkarmış,
 Yaprakların her biri,bir at derisi kadarmış,
 Ağacın tepesinde bir usare çıkarmış,
 Köpük köpük kaynayıp,sarı renkte akarmış!
 Bu ağacın yanına, hiç kimse gidemezmiş,
 Bundan içenler ise, açlık hissedemezmiş!
 Bu sudan içebilen, artık mesut olurmuş,
 Her şeye erişirmiş, Tanrı‟dan kut bulurmuş!
 İlk insanın atası, burda yaratılınca,
 Hayatı elde edip, tadını da alınca,
 Hemen ağacı görmüş, koşup altına gitmiş,
 Kanıp bu sudan içmiş, hayatı elde etmiş"



Hayat Ağaçları da Er-Sogotoh (Avatar filmini de hatırlayalım) destanında yer aldığı gibi tek ağaçlardır ve sanat eserlerinde yine yalnız olarak tasvir edilmektedirler... Destanda yer alan ağacın betimlemesi yapılırken meyvelerinden bahsedilmemiştir, ancak “usare akarmış” sözü ile meyvesin bu usare olduğu anlaşılabilir.”Usare” hayat veren sıvı, öz su anlamında kullanılmıştır. Gövdesinden çıkar ve bunu içenler tanrının kutuna sahip olurlar. Dünya Ağacı ile Hayat Ağacı birbirinden farklıdır fakat birbiri ile ilişkilidir.


Kozmik Ağaç ( Dünya Ağacı ) ( Üç Evreni Birleştirir)


Kozmik ağaç üç evreni ( gök,yer altı,yer üstü) birleştiren, Dünyanın tam ekseninde bulunan kutsal ağaçtır. Türk toplulukları arasında dünya ağacı ve merkez dağ sembolizmleri genellikle birbirini tamamlamaktadırlar. Bu bağlamda, kozmik olarak dünya ağacı yerin merkezinden yükselmekte ve kozmik bölgeleri birbirine bağlamaktadır.



Bir Altay Efsanesine göre de yerin göbeğinde, her şeyin merkezinde yeryüzünün bütün ağaçlarının en yükseği olan ve Tanrının olduğu yere dokunan kocaman bir çam büyümektedir. Yine Abakan Tatarlarına göre, dünyanın ortasında demir bir dağ vardır ve bu dağın üzerinde de yedi dallı beyaz bir kayın ağacı dikilidir. Eliade‟nin ifadesi ile Kozmik Ağaç yer yüzünün ortasında, göbeğin bulunduğu yerde yükselir, dallarla da tanrının mekanına ulaşır. Bu ifadelere göre kozmik ağaç olarak adlandırılan kutsal ağacın belirli özellikleri ile diğer ağaçlardan ayrıldığı görülmektedir.


Görüldüğü üzere, dünya ağacı sembolizmi ile gök ve yer arasında merdiven veya köprü kurmak mümkündür. Çünkü bunlar bir dünya merkezinde yükselmekteydi. Bir taraftan o sürekli olarak yenilenmekte olan evreni, kozmik hayatın tükenmez kaynağını, kutsalı ifade ederken, diğer yandan da gök veya gezegenlere ait gökleri temsil eder. Gezegenlere ait gök sembolü olarak, pek çok geleneklerde bulunan dünya ağacı (kozmik ağaç) sembolü dünyanın kutsallığını, bereketliliğini ve sürekliliğini vurgulayarak yaratma fikri ile olduğu kadar ölümsüzlük düşüncesiyle ilişkide bulunur. Böylece dünya ağacı, hayat ağacı ya da ölümsüzlük ağacı olarak da kullanılabilir. Bu inanışın bir sonucu olarak tamamlayıcı sembollerle zenginleştirilmiş olan kozmik ağaç, en kutsal ağaç olarak Hayat Ağacı ile beraber efsanelerde yerini almıştır. 




Hayat Ağacı ( Hayat Bahşeder) (Üç Evreni Birleştirir)


Bütün dinlerin ve milletlerin mitlerinin kökeninde olduğu gibi Türk mitolojisin önemli konularından biride “Hayat Ağacı” inanışıdır. Ağaç kültü içersinde de büyük öneme sahip olan ağaçtır. Hayat ağacına yüklenen anlam ve öneme bakıldığında diğer kutsal ağaçlardan daha büyük olduğu dikkat çekmektedir. Hayat ağacı isminden de anlaşılacağı gibi varlıklara hayat bahşetme özelliğine sahiptir. Tanrının en büyük özelliği olan yaratıcılık vasfı hayat ağacına verilmiş tanrıyı bu özelliği ile temsil etmiştir.



Hayat ağacı kozmik ağaç görevini yaparak üç evreni birleştirir. Çoğu eski metinlerde hayat ağacı kozmik ağaç ile beraber yer almıştır. Hayat ağacı Kozmik ağaç olarak Dünyanın merkezini temsil etmiş hem de insanların var olmasına araç olmuştur. Bazen de tek başına varlıklara can verdiğine inanılmıştır. Kozmik ağaçtan (Dünya ağacı) farkı da budur. Hayat ağacı her iki inanışın başrollerinde olurken kozmik ağaç sadece dünyanın direğini temsil etmektedir.



Bu karmaşayı özetlemek gerekirse: Kozmik ağaç ( Dünya ağacı ) olarak isimlendirilen ağaç aynı zamanda hayat ağacının kendisidir. Farklı isimlerde kullanılmasının nedeni ise destanlara konu olduğu bölümlerde, uygulanan ritüellerde (Ölülerin ağaca asılması vs.) ya da tasvirlerinin yer aldığı yerlerde (duvar resimleri, şaman davulu) hayat verme vasfının ve Dünyanın merkezini temsil etme özelliğinden sadece birinin yer almasından veya bu vasıflardan birinin diğerine göre daha ağır basmasından kaynaklanmaktadır. Şamanizm inancına göre Şamanlar ağacı Dünyanın katları arasında yolculuk yapmak için araç olarak kullanmaktadırlar. Burada Hayat Ağacının Dünyanın merkezini temsil etme özelliğinin ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu nedenle bu ağaca araştırmacılar tarafından Kozmik Ağaç denilmektedir.




İlk insanların türeyişini anlatan destanlarda ise ağacın hayat bahşetme vasfının ön planda olduğu görülmektedir. İnsanların ağaçtan türediğine inanılmış destanlara konu olmuştur. Bu nedenle ise araştırmacılar tarafından kozmik ağaç ifadesi yerine hayat ağacını kullanmışlardır. Ağaçların tasvirleri incelenirken de araştırmacılar farklı isimler kullanmışlardır. Kozmik ağaçtan bahsederken ağacın baskın vasfı olarak dünyanın merkezini simgelediği hayat ağacı ifadesinin kullanıldığında dünyanın merkezi yanında hayat bahşetme vasfının da yer aldığını örnekleri inceleyerek daha iyi kavrayacağız.



Araştırmacıların bu ağaçlara farklı isimler vermesi karışıklılığa neden olsa da bu ifadelerin yanlış kullanıldığı söylenemez. Bu karmaşanın nedeni yukarıda da bahsettiğimiz gibi ağaçların vasıfları ile ilgilidir. Kozmoloji anlatılırken Dünya Ağacı, insanların türeyişi konu olduğunda ise Hayat Ağacı olarak isimlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Diğer unutulmaması gereken husus ise bu inanç sistemlerinde genel tema da aynı olsa da bölgelerin kendi aralarında kısmen farklılıklar gösterebilmesi mümkündür.



Türeme Aracı Olarak Temsil Edilen Hayat Ağacı
Özgür Gönen - Sakarya Üniversitesi






Mezopotamya'dan kopup gelen Bilgamış'ın annesi Ninsun'un kızkardeşi Nisaba gibi, çiftçilerin, açlığın ve tokluğun Anaç Tanrıçası, Eleusis'in gizemlisi Demeter'in koruması altındaki, Pınar (su) başındaki Hayat Veren Meşe Ağacı' (Pinar-ağaç) da Ulu ve Yalnız değil midir? Ayrıca asıl tarımı öğreten (adında da belli olan Saban Türkleri) Sabazios, yani Dionysos/Bacchus değil midir? Peki, Ağaçeri Türklerini nereye koyalım? ;)




Saha (Saka-Yakut) Türklerinin Milli Sembolü : Hayat Ağacı





(2) Delphoi ve Bilicileri:

Tanrısı Apollo'dur. Apollo adı Yunanca açıklanamamıştır. Hititlerde adı Apulinus, Etrüsklerde Aplu'dur. Hititlerin başkenti Hattuşa da dahil dini ve kültürü "Asyalı" Hattiler'den geçmedir. 


Mitolojideki diğer bir anlatım ise Prometheus'un insanı çamurdan yaratması ve ateşi de ona ısınması, pişirmesi ve aydınlanması için vermesidir. Prometheus'un eşinin adı Asia'dır. As Türklerinden gelir ve As'ların Ülkesi anlamına gelir. Demek ki Prometheus'da bir doğuludur ve akıl ile donatılmış zamanın titanıdır.  Ateş insanlara 'düşünme' yetisini verir ve Zeus'u kızdırır. Zeus'a göre insanlar düşünmemeli ve tanrılara biat etmelidir, böylece ateşi insanlardan alır. Prometheus'u cezalandırır (nasıl oluyorsa bu artık!).  


Aslında bu olayda ileri medeniyete sahip olan Doğu'nun, hile ve kaba kuvvetle Batı'nın egemenliği altına girmesi işlenir.  Prometheus'un getirdiği ateşte, yani ilkel ateş yakma ritüelindeki dönüş hareketleri, bugün için svastika denilen OZ/ÖG Damgasını oluşturur, başka bir deyişle Prometheus Oz'dur,  İleriki dönemlerde Anadolulu olan Apollo Delphi de Pytho adlı bir Ejderi/Serpenti (ki o da  Turan kökenlidir)  öldürerek, zamanın kontrolünü eline alır, arkasından Apollo Kehanet Tapınakları - Oracle yapılır. Neden? Prometheus'un adının anlamı "önceden bilen-geleceği gören"dir, yani zamanın efendisidir ve öldürülen evreni, zamanı temsil eden Ejderha da aslında Prometheus'tur. 


Ejderin öldürülmesi ile de 'El Vermek' olayı gerçekleşmiş, böylece geleceği gören kahinler Apollo'ya bağlanmıştır. Doğulu bir tanrı olan Apollo tarafından Doğulu bir tanrı öldürtülmüştür.  


Ve Delphoi, "Dünyanın göbeği olarak kabul edilir. 

“Dünyanın göbeği” denen yere aslında bir göktaşı düşmüştür. Tanrının “Omphalos” [ (göbek demek) Yukarıda anlatıldığı gibi Kozmik Ağaç-Dünya Ağacı da olabilir. - SB] denen taşın olduğu yere oturup ve oradan kehanette bulunduğuna inanılır. Kutsal taş Omphalos bütün kehanet merkezlerinde muhakkak vardır. Louis Robert kazıyı yaptığı zaman tapınağı açtığında, içeride ön salonda bir mermer Omphalos bulmuştur; antik dönemde bu taşın üzeri bronz üzerine altın yaldızlı defne yaprakları sarmal şeklinde bezenmiştir. Bugün sadece bunların rapt edildiği delikler bulunmaktadır."(Prof.Dr.Nuran Şahin Klaros Kazı Başkanı) 


Tıpkı, Çorum Hattuşa'daki "Yeşil Taş" ; Ballıhisar Pessinus Tapınağı'ndaki Kubaba/Kybele'ye ait "Kara Taş" gibi ve bu taş MÖ.2.yy da Roma'ya götürülerek Magna Mater olarak anılmıştır; ayrıca Kabe'nin içindeki de "Kara Meteor" taşıdır!


Martin Bernal Kara Atena kitabında Kehanetin Mısır üzerinden Dodona'ya geldiğini yazar (Pelasglar- Homer - ki o da Meşe koruluğundadır) ve Dionysos ile Osiris'i, Demeter ile İsis'i özdeşleştirir. Bir kısmı doğru bir kısmı ise Yahudiliği ön plana çıkarma arzusundan doğan yanlışlardır. Çünkü kaynak Mezopotamya'dır ve Yahudiliğin başlama çağından (Musa-y.MÖ.13.yy) en az 2000 sene öncesine gider. Ve Mısır'daki Türklerin varlığı da hatırlanmalıdır.


Ve Delphoi'de kehanet ilk kez MÖ.479'da Hestia'nın kutsal ateşinin yakılmasıyla başlamıştır, ki rahibeler yönetimde iken, Yunanlılarda kadının 2.sınıf birey olmasından dolayı erkeklere devredilmiş ve rahip egemenliği başlamıştır. Yani, Hellenlerde Oracle/Kehanet dönemi Delphi'deki  Hestia ve Apollo Tapınağı'ndan sonra gerçek anlamda başlamıştır. Ve Etrüsklerdeki dairesel mezar-tümülüsleri ile Hestia’nın dairesel tapınağı Yurt (Türk Çadırı) yapı düzeni tıpatıp birbirine benzer.
  






(3) Entoria: 

Roma'da Saturnus tapınağının kuruluş nedenini açıklamak için Erigone örneği üzerine uydurulmuş bir efsane. Tanrı Saturnus, İtalya'da bulunduğu Altın Çağda İkarios adlı bir köylünün kızı Entoria ile birleşmiş, dört oğlu olmuş. İkarios'a da üzüm kütüğüyle şarabı bağışlamış. Ama Roma köylüleri bunun kıymetini bilmedikleri için, tanrı veba salmış ortalığa, sonunda Romalılar Capitolium tepesinin eteğinde Saturnus'a bir tapınak kurmakla yatıştırmışlar tanrıyı. Saturnus İtalya'nın en eski tanrılarından biridir. Yerli halka Tarım ve Bağcılığı öğretmiştir. Hellen dünyasındaki Zeus’un babası Kronos’un karşılığıdır ki Kronos ya da Saturnus, su ve ateş-dişil ile eril’i meydana getiren iki üçgenin birleşmesiyle meydana gelen 6 Köşeli Yıldız’ın da adıdır; “Saturnus/Satürn Muskası” denilir. Ya da bilinen diğer adlarıyla “Süleyman’ın Mührü” “Davud Yıldızı”. Ve Romalılar birçok şeyi Etrüsklerden almıştır.











(6) Hephasitos ve Kykloplar:

Hellenlerden önce de var olan mucit, Pelasglı ateş-demir tanrısı, tıpkı Ergenekon’da ateş ile demirin eritilmesi gibi… 12 tanrı arasında yer almaz, aşağı sınıftan sayılır! 


Pelasgların Türk olduğunu söyleyen Çingiz Garaşarlı, Adile Ayda, Reha Oğuz Türkkan gibi aydınlarımızın yanında, Henry Berr gibi onların Hellen olmadığını söyleyen, ama ne olduklarını araştırma konusu yapmayan bir Fransız’da vardır. George Thomson Pelasgları Etrüsklerin atası sayar. Virgil bile Hellenlerin herşeyi Pelasglardan öğrendiği belirtir.


Hephaistos tek gözlü Kykloplarla atölyesinde çalışır, peki bu demirci ustaları çalışırken başlarına ne takar? İşte bu yüzden tek gözlü Kykloplar türemiştir ve bunlar Arimaspiler’dir, Dağlı İskitler ya da Dış Oğuzlar (sonra Kıpçaklar) olarak ta bilinirler. Demircilik zanaatı Türklerden diğer milletlere geçmiştir. “İsa'nın doğumundan en az yirmibeş asır önce demiri işliyorlardı” der F.Lenormant, ki Etrüskler’de demirci bir millet olarak tanınır.


“Milâttan önce VII. yüzyılda doğuya seyahat eden Yunan Aristey'in hatıralarında da bunun gibi bilgilere rastlanır (Änoxin). Aristey, bu seyahatini destan olarak anlatmıştır. Bu destan, Türklerin yurdu hakkındaki en eski yazma kaynaklardan biridir. Aristey, “Arimaspeya” destanındaki Arimasplar için "Onlar, sıradan insanlar değil, ilâhî güç ve kuvvete sahip halktırlar." der. Destanda bu halk, demirciliği, büyücülüğü, aleve hâkim olmayı bilir. Yurtları cennet gibidir ve insanları tek gözlüdür. Kaynaklarda tekgözlüler hakkındaki mitlerin tarihî esasa dayandığı yazılmıştır . Özellikle Türk kavimleri, başlarına demirden miğfer giymişlerdir. Bunu yanlış yorumlayan Yunanlılara Arimasplar, bir gözlü devler şeklinde tecessüm etmişti.” - Cabbar Işankulu (Özbekistan)


“Arimas eski Türkçe “arim” (ayrım, ayırma) kelimesi ve “az(as)” etnik isminden oluşabilir, yani arim-az(as), arimas-“diğer, öbür, farklı ayrı olan Azlar” manasındadır. Bu göçebelerin etnik isimlerinin arimas olabileceği tarihi haberler ile ispatlanabilir. Antik yazar Strabon’un haberlerine göre Büyük İskender, Maveraünnehir’de bir dağı ele geçirmiştir. Onun adı “Oks (Okus) veya Arimaz” kayası diye zikredilir. Arimaz kabilenin adıdır. Eski Türk adetine göre, her boyun üyesi o boyun ya da oymağın etnik ismiyle adlandırılırdı bunun içinde “Arimaz” etnik isim şeklinde kullanılmış olabilir. Arimaspiler, hem arkeolojik hem de antropolojik açıdan Pazırık kültürüne mensup olan göçebelerdir ve Dağlı Altay İskitleri ile aslen aynı köktendir.” - Kılıç Osmanov (Kırgızistan)


Kyklop aynı zamanda, düzgün olmayan büyük taş blokların, belirli bir düzen gözetilmeksizin ve harç kullanmadan üst üste konulmasıyla oluşturulan bir duvar çeşidiri.  Turanların iyi birer duvar ustaları olmalarının yanında inşaat ustalıklarından bahsedilir (Fergusson ve Redding). Demek ki Dağlı İskitler (Dış Oğuzlar, Taş Oğuzlar/Sakalar, Partlar), Arimaspiler, Kykloplar, Hephaistos hep aynı yere çıkıyor. [Dağlı İsktitler / Dış Oğuzlar (Taş Oğuzlar-Sakalar) / Kıpçaklar için referanslar: Tahsin Parlak, Firudin Ağasıoğlu, Fahrettin Kırzıoğlu, Sergey Grigoreviç Agacanov.]



"Hellenler bu büyüklükte taşlarla duvar örülebilmesinin zorluğundan dolayı tek gözlü devlerin gücüne ithafen söz konusu mimari öğeleri kyklop duvarlar olarak isimlendirmişlerdir. Lukka’dan Kıta Yunanistan’a taşınıp buralarda güçlü sur duvarları inşa eden duvarcı ustalarını ise mitolojiye kyklop adı verilen devler olarak biçimlendirerek katmışlardır. Tiryns kenti ve Likya bölgesi arasındaki ilişkinin mitolojiye yansımasının bir diğeri örneği de Tiryns kralı tarafından Likya’ya gönderilen Bellerophontes’in (***) öyküsüdür." - Barış GÜR, Arkeolog/pdf







(7) Menestheus:

Homer,Iliad. 2.546-555:
"Sonra Atinalılar, güzel Atina'nın insanları gelir, verimli toprağın doğurduğu yiğit Erekhteus'un halkı. Zeus'un kızı Athena beslemişti Erekhteus'u, yerleştirmişti zengin tapınağına, Atina'da. Boğa ve koyun (koç-SB) kurban ederler, orda her yıl, sevindirirler Erekhtheus'u Atina delikanlıları. Atinalıların komutanı Menestheus'tur, Peteos'un oğlu, arabaları, kalkan taşıyan erleri dizmededir, yetişmemiştir onun gibisi bugüne dek, bir Nestor var onunla boy  ölçüşecek tek adam; Nestor daha yaşlıdır ondan. Menestheus'un buyruğunda elli tane kara gemi var." (A.Erat-Homer,İliad)




"And they that held Athens, the well-built citadel, the land of great-hearted Erechtheus, whom of old Athene, daughter of Zeus, fostered, when the earth, the giver of grain, had borne him; and she made him to dwell in Athens, in her own rich sanctuary, and there the youths of the Athenians, as the years roll on in their courses, seek to win his favour with sacrifices of bulls and rams; —these again had as leader Menestheus, son of Peteos. Like unto him was none other man upon the face of the earth for the marshalling of chariots and of warriors that bear the shield. Only Nestor could vie with him, for he was the elder. And with him there followed fifty black ships. "  + kaynak: (4)teki Harding, sayfa 73 Menetheus





ve SARPEDON
Adı Türkçe olan Lukiyalı prens
(***) Bellerophontes



Kral Glaukos'un oğlu Bellerophontes; Bellerophontes'un kızı Laodameia'dan olma  Lukiyalı (Lukka-Likya=Kurtların ülkesi)  Sarpedon,   Etrüsklerde de gördüğümüz Chimera (Kimera)'yı Uçan At Pegasos'la (Tulpar) beraber öldürür. Peki, İskit/Saka kurganlarından çıkan da bir Chimera mıdır acaba?  ;)


 İskit başlığı ile Bellerophontes Pegasus ile
Chimera'yı öldürürken
MÖ.4.yy



Kral Glaukos ve Sarpedon Truvalılar'ın yanında Akalar'a karşı savaşmıştır.


Savrulduk yine değil mi?  :)
Sevgiler
SB.