zeus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zeus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Olympos Grekçe Değil

 

Zeus'un adı dışında tüm isimler Pre-Greek, yani Grekçe olmadığı gibi HA kökenli de değil.


On İki Olumpos (Olympos) Tanrısı

Soldan sağa: 

* Hestia (ἑστία - ocak, aile); Grekçe değil; İonlarda ἱstíi/ἱστίη, Boeotiada ἱstía/ἱστία ; Türkçe "isig, isti, ısı".

* Hermes (Έρμῆς, Atlas'ın kızı Maia'nın oğlu, ulak, kılavuz, ticaret, hırsız);  Grekçe değil; Farklı sürümleri "érmeías, érmeíis, érmᾶs, érmáon, érmán, érmáou, érmaon"; Türkçe "Er, Erman".

* Afrodit ( Ἀφροδίτη - aşk, tutku, güzellik); Grekçe değil; Türkçe Apa-Tur

* Ares (Ἄρης - vahşi savaş); Grekçe değil; Türkçe Uraz.

* Demeter (Δημήτηρ - toprak, bereket, tarım); Tartışmalı, "bilinmiyor".

* Hephaestus (Ἣφαιστος - ateş tanrısı, demirci); Grekçe değil.

* Here (Ἥρα - kadın, aile, evlilik); Grekçe değil.

* Poseidon (Ποσειδῶν - deniz, deprem, at); Grekçe değil.

* Athene (Άθήνη - bilgelik, stratejik savaş, sanat); Grekçe değil; Türkçe Ak-Ene

* Zeus (Ζεύς - gök, şimşek, gök gürültüsü); HA (*dieu- `Zeus') deseler de tartışmalı; *di-eu / ti-eu =  di-ngir = tingri/tengri/tanrı; Etrüsklerdeki karşılığı  Tinia ; Türkçe tin = ruh ; (Hitt. *šiuš, šiun(i)- `tanrı'). Nuh Tufanı'nda şimşekli gök gürültülü sağanak yağışın olması, Nuh'un Sumercedeki adı Ziusudra - zius/šiuš(-udra) "Acaba Ziusudra’daki

Zius > Zeus’a dönüştürülmüş olabilir miydi? - TST"

* Artemis (ay, kadın, çocuk, av); Grekçe değil; Likçe Ertemi; Türkçe Erdem.

* Apollon (kehanet, kurt, müzik, av); Grekçe değil; Türkçe Alp.


Adları geçenlerden:

* Atlas / Ἄτλας ; Grekçe değil. Titan sınıfından Yafes'in oğlu. ATA.

* Maia / μαια ; Grekçe deseler de tartışmalı, çünkü anlamını "ebe, yaşlı kadın, nine, bakıcı/dadı" olarak verirler. Umay da doğumun, kadın ve çocukların koruyucusudur. Öyle ki "Mētēr, mother" kelimesi de bu sözcükten gelir. Latincede Maius; Türkçe Umay, Maygıl > Mayıs.

Olympos (Ὄλυμπος) KESİNLİKLE GREKÇE DEĞİL; ULU (-mpos?)

"Grekçe Değil (Pre-Greek)" demek aynı zamanda "Hint-Avrupa Dilden Değil (Non-IE)" demektir.

SB

TST: Turova ve Saka Türkleri

Görsel: MÖ 1.yy-MS 1.yy, Walters Sanat Müzesi'nde




17 Ekim 2024 Perşembe

Sardesli Artemis

 


“Lidyalılar’da Hellenleşme Sardes’e Zeus tapınağını inşa ettiklerinde yaşandı."(Georgios Nakracas )


Lidya'nın başkenti Sardes’te (Salihli) Zeus tapınağı yoktur. Ancak kültü ve kutsal alanının varlığı Pers Dönemine (MÖ 6.yy) kadar gittiği epigrafik kanıtlardan bilinmektedir. Lidya'nın baş tanrıçası Artemis'tir. Lidçe Artimuu, Likçe Ertemi dedikleri "tanrça"nın adı Türkçedir ve Ertem/Erdem olarak hâlâ kullanılır.


"Geç Helenistik dönemden Roma dönemine tarihlenen ve Sardes'te Zeus kültünün bazı yönlerinin devam ettiğini kanıtlayan “Zeus'un hizmetkârlarından” Zeus'a ithaflar içeren birkaç yazıt bulunmaktadır. Bunların dışında, Paktolos'un doğu kıyısında, tapınağın nispeten yakınında bulunan Droaphernes yazıtı özellikle ilgi çekicidir; MÖ 4. yüzyıla ait bir Ahameniş orijinalinin MS 2.yüzyıla ait kopyası olan bu yazıtta “Baradatesli Zeus ”a bir heykel adanmıştır. Ne bu kültün doğası (erken tarihi ve Pers kökenli olması dışında), ne bu tanrının adı ve kimliği açıkça bilinmektedir, ne de Artemis Tapınağı'ndaki varlığı tespit edilmiştir." [Fikret Yegül, 2020]




“Hellenization of the Lydians happened when they built the temple of Zeus in Sardis.” (Georgios Nakracas )


There is no temple of Zeus in Sardis (Salihli today), the capital city of Lydia, but the existence of his cult and sanctuary is known from epigraphic evidence dating back to the Persian Period (6th century BC). The chief goddess of Lydia is Artemis, Artimuu in Lydian language, which is Ertemi in Lycian is not İndo-European or Greek origin. It is Turkish of etymology; Ertem/Erdem. The meaning is "virtuous", but back in time it was "virgin", just like the character of Artemis, a "virgin" goddess. Erdem and Ertem is in use as male/sur-name today.



"There are several inscriptions dating from the late Hellenistic to the Roman era that bear dedications to Zeus “from the servants of Zeus” that attest to the continuing observance of some aspect of Zeus cult at Sardis. Apart from these, of particular interest is the so-called Droaphernes inscription, found on the east bank of the Pactolus, relatively near the temple; it is a 2nd-century AD copy of a 4th-century BC Achaemenid original carrying a dedication of a statue to “Zeus of Baradates.” Neither the nature of this cult (except for its early date and Persian origin), nor the name and identity of this deity are clearly known, nor is its presence in the Temple of Artemis established." [Report 7: The Temple of Artemis at Sardis (2020), by Fikret Yegül]


SB


26 Temmuz 2020 Pazar

Üç Gözlüler



Turova - Zeus - Üç Gözlüler - Okunev


Zeus adı, Hesiod (MÖ 7.yy), İlyada (yazıya geçirilme MÖ 6.yy), Herodot (MÖ 5.yy) gibi geç bir tarihte Grek kaynaklarında karşımıza çıkıyor. Oysa Trakya'da tanrı için "ziu/zia" sözleri var ki Trakya'dan geldiği savulunan Sabazios (ki Saban Türkçedir ve hala Sabantoy olarak kutlanır) at üzerinde göklerde gezen "Göçebe Gök ve Arpa Tanrısı" olarak gösterilir... ki Grekler ata MÖ 7.yy'dan sonra biner. Bununla birlikte Miken yazıtları dedikleri Linear B yazıtlarında (link1- link2) tanrı için "di-wo, di-we" sözleri kullanılmış, yani Zeus'taki ya da Trakya'daki gibi -z- ile değil. Turova'ya hem doğudan hem de batıdan göç var, ki bunların arasında Traklar da gösterilir. Ancak Trakların atası olarak gösterilen "Tiras" Türkçedir ve 'Togarma'nın amcasıdır; Togarma'nın amcası olan Tiras'in da babası Gomer/Kimmer'in diğer bir oğlu Aşkenaz, yani Hazarların atası, 10.yy'da Hazarlara tıpkı Sabazios sözündeki Saba gibi Sabir/Sabar da denilmekteydi... 

Togarma'nın oğlu olan "Taurus (Türk)" sözünü Turova da görürüz. Hitit metinlerinde Turova ülkesi ya da kenti için "Tarausia" sözü kullanılır, tıpkı bugünün Kırım ve çevresine zamanında "Taurisi Scythia"sı dedikleri gibi. Ayrıca Hitit metinlerinde geçen Tegarama (Gürün/Sivas) kentinin adı da Togarma'dan gelir. Tiras aynı zamanda "Tursha-Teresh" olarak da Etrüsklerin atası sayılmaktadır. ... Kırım ve Balkanlar'daki Kimmer-İskit varlığını da hatırlarsak, Sabazios'un bir Frig değilde bir İskit tanrısı/iyesi (ya da kam) olması yüksektir. Bu sebeple Zeus sözünün "di-we, ya da di-wo"dan ziyade "Sabazios"tan türetildiğini düşünüyorum, ki görevleri hem "Zeus" hem de Anadolulu "Şarap/Bağ Tanrısı Dionysos"ta görülür.

Özetle, Greklerin tanrılar düzeni, MÖ 8.yy'dan sonra Hesiod, İlyada, Euripides ve Herodot gibi yazar ve şairler tarafından "sonradan" oluşturulmuş. Herodot'un İskit atası olarak Zeus'u vermesi onun İskitlerin ne olarak adlandırdığını bilmemesinden kaynaklanıyor ki bir başka yerde Papaios (Papa-Baba) olarak verir ki İskit-Türklerinin Atamız demiş olması Herodot tarafından "Tanrı-Zeus" olarak algılanmış olması da muhtemeldir. Çünkü Greklerin kültüründe Tanrılar ata olarak verilir. İskitler ise tanrıları değil, insanları ata olarak gösterir, bunlardan biri Herkül (Erkle) ve diğeri de Targitaos'tur (Targitay). Ancak Herodot'a göre  her ikisinin de babası Zeus'tur. Soy atama/bağlama bir yasayla MÖ 6.yy'da gerçekleşmiş. Her aileye ya da kavme birer ata bahşedilmiş ve Herodot gerçekleşen bu olaydan tam 100 yıl sonra yazmış. Ayıca kıta Yunanistan'ın yerli halkı her kaynakta "Hint-Avrupalı olmayan" Pelasg (Etrüsklerin de atası) ve Lelegler olarak geçer ki bunların soyundan gelenler de Turova ile birlikte Batı Anadolu'nun yerlilerindendir.

Dionysos'a gelirsek;
Frig-Lidya coğrafyasında asıl adı Bacchus'tur ve Bağ/Buğ = "Tanrı-Bağcı" olarak Türkçedir. Her ne kadar Hesiod Dionysos'tan bahsetse de Bacchus sözü ise Euripides'in Bakkha'lar eseriyle MÖ 5.yy'da kıta Yunanistan'a girer. Ancak "Dionysos" adı Zeus'tan doğurulduğu için, Linear B'deki gibi "di-we/di-wo"dan türetilmiştir. -nysos için ise Nysia (Sultanhisar-Aydın) da doğduğu için geldiği ve Dio adına eklendiği öne sürürlür. Bir başka açıklamaya göre de Linear B yazıtındaki "di-wo-nu-so" dan türetildiği, ama -nuso'nun kökeni bilinmediği, hatta belki de "nüsa=ağaç" (MÖ 6.yy) anlamına geldiği de tartışılır. Yine de "nüso" sözü Hint-Avrupa dillerinden değildir... ki Bacchus/Dionysos "Asma/Bağ" tanrısı olduğu için asma da "ağaç" gibi görüldüğü için "ağaç tanrısı" olarak kabul edilebilinir. Ayrıca Pelasgların yerlisi olduğu Boeotia'da Dionysos "Ağacın içinde yaşayan tanrı" olarak anılır ve kurbanlar verilirdi. Bacchus için Sabazios'taki ya da Saban'daki gibi "Bakkhoi-Saboi" denildiği de bilinir. Arkeolojik kazılar da asmanın anavatanının Kafkasya ve Anadolu olduğunu, MÖ 3500'lerden beri de bilindiğini gösterir. Ve Dionysos nasıl Kibele'den doğmuşsa, Sabazios da ondan doğurulmuştur. Ancak daha sonra Zeus, Sabazios ile Dionysos'un babası yapılır. Burada "yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan" sorusunu sorabiliriz. Bu tıpkı Afrodit'in öyküsüne benziyor; Afrodit Hesiod'ta Zeus'un halası iken, İlyada'da Zeus'un kızıdır. Çok net olan ise; Hint-Avrupa dillerinde kullanılan "wine (şarap)" ve  "vineyard (üzüm bağı)" sözlerinin "Bacchus" ile yakından uzaktan alakası olmadığı gibi,  "Saban" sözünü de anlamıyla Türkçe olarak açıklayabiliyoruz.


Turova Kralı Pirim'in ülkesindeki Zeus (tabi ki adı Zeus değildi, ancak ne olduğunu bilemeyiz) tapınağında bulunan ahşap heykelin de "üç gözü" vardı... Odysseus'un kör ettiği dev Kiklop da aslında tek gözlü değil, "üç gözlü" idi, çünkü adında anlamı "çok" olan "Poly" var ki bu da dev Kiklopların aslında "üç gözlü" olduğunu gösterir. Pelasglar duvar ustaları olarak da tanınmıştır, hatta Atina Akropolünün duvarlarını Pelasglar inşa etmiştir. Bu tip duvalara ya Pelasgic ya da Kiklop denilmiştir. Bu durumda Kikloplar da Pelasg soyludur.


Semra Bayraktar



Üç Gözlüler

* Kam (Şaman), Proto-Türk-Okunev MÖ 2500-1800 / Hakasya
* Sicilyalı Galatea ile Kiklop Polyphemus mozaiği / Cordoba-İspanya (Kordoba yer adı da Türkçe), Roma dönemi MS 2.yy.


Kam (Shaman)




Soru ve yorum:
Bağ-Buğ sözünün Tanrı anlamına geldiği ve eski dönemde kullanıldığı;
Buğday sözünün de tanrının yiyeceği olduğu için bağ-buğ sözünden türetildiği;
Aynı zamanda üzüm bağlarının da bu sözden türetildiği, çünkü Grek mitolojisindeki Anadolu kökenli tanrı Dionysos'un hem sabana öküz koşan (çiftçilik-buğday), hem de şarabın (üzüm bağları) tanrısı olmasından dolayı öz adı olan Bakkhos (Bacch-os)'u aldığı (Dİonysos adını Zeus'tan doğurulduktan (!) sonra alır, çünkü Dionysos zorla kıta Yunanistan'a girmiştir) ki Bağ sözü Türk Dünyasında üzüm bağlarıdır.
Rusçada tanrı sözüne karşılık Bog (Бог) sözünün de Türkçeden geçtiği;

Soru: Bağ-Buğ = Tanrı ; doğru mudur?
Yorum: Doğru ise Bacch-os sözü özüyle tanrı demektir ve Türkçe kökenlidir. Hem Buğday, hem de üzüm şarabı tanrıyı ifade eder... Bu sebeple Hıristiyanlıkta "İsa'nın kanı" diye şarap içmekteler...


* Bağdaş kurarak oturmak da buradan geliyor olabilir, tanrının mekanı, kut alan alp kağan...
* Türk Mitolojisinde Yaşıl Han > Bacchus'un Ağaç Tanrısı olması...
* Buğu > Hakan ve elitlerin yakılarak defnedilmesi, tanrıyla bütünleşmek (ozlaşmak)
* Bağrı yanmak, gönül bağı, bağırmak, bağışlamak, bayılmak (beğenmek)
* Bağdat - Bağdadı = Karnını doyurmak, Tanrı tarafından bağışlanmak
* Bagh > "god"

* Prof.Dr. Karjaubay Sarthocaoğlu (Kazakistan) Orhun yazıtlarından örnek vererek şunları söyler: - Bu örnekler eski Türklerin dinlerini Böge, Böke, Bögü ve dinlerini Bögü olarak adlandırdıklarını göstermektedir. [Mine bul mısaldar bayırğı türikterdiñ din basın böge, böke, bögü dep ataytının, dinin de Bögü dep aytatınına kwä bolamız.] Bögü (Täñirlik) / Bögü (Tanrılık)



Bu sebeple, "Buğ-Bağ > Bacc(-os)" sözleriyle ilgili olabilir; Bögü > Kam
* Bögü Kağan ... gibi
* Bruja (Bruha) > Büyücü=Kam > Jade (Yada) Taşı > Jada=Cadı
SB





6 Ocak 2017 Cuma

Mitolojide Üç Savaş





Athena ile Giganlar


Tanrılar ile Devlerin Savaşı: Gigantomachy - MS 2.yy.
Afrodisias çeşme (Nymphaeum) frizlerinden
İstanbul Arkeoloji Müzesi

Gigantomachy - 2nd c AD
(the battle between the gods and the giants)
Frieze from the nymphaeum in Aphrodisias / Geyre-Aydın
Archaeological Museum İstanbul




Üç savaş olmuştur: Titanomachy ; Gigantomachy ; Thoemachy


Titanomachy : Titanlar Savaşı; Uranüs öldürülür; yerine Kronos geçer; devleri Tartaros'a hapseder; Zeus doğar.


Gigantomachy: Devler Savaşı; Zeus Kronos'u devirir; Olympos'a yerleşir, tanrılar tanrısıdır.


Theomachy: Olympos'taki tanrılar arasındaki GÜÇ savaşıdır.... Yani TROYA SAVAŞI’nda taraftarlar arasındaki savaştır. 



EK:
Olympos - Oulympos - Ülympos = ULU
Prof.Dr.Elif Tül Tulunay "Pelops'un Gizemi"




Akha taraftarları: 
Athena, Hera, Poseidon, Hermes, Hephaestus, Thetis...

Troya taraftarları: 
Aphrodite, Ares (Mars), Apollo, Artemis, Scamander, Leto...


Zeus, Hades, Dionysus, Hestia ve Demeter tarafsızdır !.. Tanrıların arasındaki güç savaşının acısını insanoğlu çekmiştir! Hep öyle değil midir zaten, filler tepişir çimenler ezilir....





İlgili: 






Gigantomachy, Berlin'e kaçırılan Bergama Zeus Sunağı'nda da işlenmiştir. 









Pergamon Sunağı: Kayıp Bir Eser


Berlin’deki Pergamon Sunağı rekonstrüksiyonu, dünyanın en muhteşem müze sunumlarından biri olsa da, eserin özgün halinin nasıl göründüğüne ya da ne için kullanıldığına dair fazla bilgiye sahip değiliz. Hellenistik Dönemde, büyük olasılıkla II. Eumenes’in hükümdarlık döneminde, Batı Anadolu’da Pergamon Akropolü’nde, gösterişli bir kabartmalı frize sahip büyük bir yapının inşa edildiğini biliyoruz. Bu yapı, tanrıça Athena’nın kutsal merkezinin güneyinde, akropolün alçak yamaçlarından birinde yer alıyordu. Kent, arkeologların da yakından tanıdığı, özgün bir Hellenistik plana sahiptir: yüksek bir podyum üzerinde inşa edilmiş üstü açık bir avlu ve onu çevreleyen sütun sırası. Gigantomakhia Frizi’nde yer alan ve yüksek podyumu dört yanından çevreleyen anıtsal figürler, Aşağı Kent’ten de görülebiliyordu. İç avluda ise Pergamon’un efsanevi kurucusu Telephos’un hikayesini anlatan daha küçük boyutlu bir friz yer alıyordu. Avlunun batı tarafında yer alan anıtsal açık bir merdiven, geniş Bakırçay Vadisi’ne açılıyordu.

Bu eserin kullanım amacı hakkında kesin bir bilgiye sahip olmasak da, bu merdivenlerden görünen manzara, bugün olduğu gibi antik çağda da nefes kesici olmalıydı. Burası bir kurban sunağı, festivallerde düzenlenen ziyafetler için bir saray avlusu veya –yüksek ihtimalle- Pergamon kralının düşmanlarının kurban edilişini tasvir eden bir zafer anıtı olabilirdi. Podyumun üzerinde yer alan yapının mimari rekonstrüksiyonu –özellikle üç tarafı bir korkuluk ile çevrili iç yapı- tamamen varsayıma dayanmaktadır. 


Can Bilsel
Chicago Üniversitesi
Pergamon müzesinin daha geniş kapsamlı bir incelemesi ve müzenin Türkiye’nin arkeolojik mirasının oluşturulmasında oynadığı rol için, Can Bilsel - Antiquity on Display: Regimes of the Authentic in Berlin’s Pergamon Museum (Oxford University Press) 


Aktüel Arkeoloji Kasım-Aralık 2015 sayısında MÖ 150’li yıllarda tasarlanan ve 100 yıldır Almanya'da sergilenen Bergama Sunağı'nın hangi amaçla ve nasıl yapıldığı, Berlin’e nasıl taşındığı anlatılıyor. Alman Mühendis Carl Humann tarafından Bergama’da keşfedilen eserin, ülkemizden götürülüş süreci, eserin ortaya çıkarılışı, Berlin’e gönderilerek gerçek değerinin anlaşılması ve Osmanlı yetkililerinden bu bilginin gizlenmesiyle ilgili hikâye, Almanya tarafından finanse edilerek başlayan kazılar, yurtdışına çıkartılan devasa boyuttaki eserler ve Osmanlı’daki bürokratik boşlukların yıllar sonra ne denli üzücü sonuçlar doğurduğu, detaylı bir şekilde okuyucuyla paylaşılıyor. (lifeart)








Zeus Altaar ;Otos'a karşı Artemis frizinden detay Artemis'in çizmesi ve 
Pazırık Kurganından çıkan buluntu...
Benzerliği görebiliyor muyuz?











10 Temmuz 2015 Cuma

Kybele, Attis ve Şamanlar




Parabiago tabağından detay - Gümüş, MS.200-400 
Milan'da bulunmuştur - Archaeological Museum of Milan

Kybele ile İskit başlığı ve çobanlık asası ile oturan Attis Dört aslan tarafından çekilen arabanın 
etrafında dans eden Koribantes'ler (Corybantes)






Koribantes'ler ; Apollo ile Musalardan Thalia'nın oğulları. Anatanrıça Kybele'nin rahipleri, Asya kökenli. Sayıları ve adları zaman zaman değişir. 



"Ey karanlık diyarı Kureta'ların,
Girit'te Zeus'un doğduğu kutsal mağaralar!
Orada icat ettiler, benim için,
üç sorguçlu miğfer giyen Korybant'lar
çembere gerilen deriyi.
Orada karıştı çoşkun davul sesleri,
Phyrgia kavallarının tatlı nefeslerine
Korybant'lar davulu Rhea anamıza verdiler
Bakkha'ların çığlıkları arasında
gümberdesin diye."

Euripides; Bakkha'lar Tragedyası'ndan



Kureta'lar Giritli anatanrıça Rhea'nın, Korybant'lar da Phrygialı anatanrıça Kybele'nin rahipleridir. Burada iki ana tanrıçanın ve onun hizmetinde bulunan efsanelik rahiplerin de birbirine karıştığını görürüz. 


Korybas Lydia ya da Phyrgia dilinde ilkin Attis'e verilen bir addır. Kureta'lar ise Zeus efsanesinde rol oynayan cinlerdir. Toprağın oğulları oldukları söylenir :


Rhea Girit'in Lyktos mağarasında Zeus'u doğurduğu zaman onu Amaltheia adlı nympha'ya teslim eder, Amaltheia da onu keçi sütüyle besleyip büyütür. Ama tanrı bebeğin seslerini Kronos duyup da öbür çocukları gibi Zeus'u da bulup yutmasın diye, Rhea çocuğun çevresinde Kureta'ların çoşkun rakslarla, tunç kalkanlarına vura vura gürültü yapmalarını emretmiş, böylece çocuğun bağrışmalarını tunç sesleriyle boğuyorlarmış.


Efsaneye göre Kureta'lar iki ya da dokuzmuş. Sonradan Zeus, Kybele ve Dionysos tanrılarının kültleri birbirine karışmış ve Dakty'ler, Korybant'lar ve Kureta'lar, hepsi birden anatanrıça Kybele'nin kültüne bağlanmıştır.


Bu rahipler Kybele ayinlerini baş döndürücü rakslarla , bağrışmalarla, flüt, davul ve tef sesleriyle kutlarlar, gümbürtülü bir vecit içinde kendilerinden geçerek tanrıya karışmayı sağlarlardı.




Azra Erat- Mitoloji Sözlüğü



* * * *




Şamanlık öğretisine göre dünya iyi ve kötü ruhların etkisi altındadır. Şaman ise bu ruhlarla ilişki kurabilen kişidir. Şamanlar iyi ruhların etkisini devamlı kılmaya, kötü ruhları ise uzaklaştırmaya ve yarattığı kötü etkileri yok etmeye çalışırlar. Bu amaçla şamanlar çeşitli ayinler yaparlar. Şamanlar ayinleri sırasında çeşitli enstrumanlar kullanırlar. Özellikle ritm verici davul tipi enstrumanlar daha yaygındır. 


Mesela Sibirya’da halen bu davullar kullanılmaktadır. Asya Şamanları bu davulları yalnız dini törenler esnasında kullanır. Davulun kullanım amacına bakarsak, ruhlar boyutuna giderken kullanılan bir araç olarak görülebilir veya kötü ruhları kaçırmak için kullanıldığına dair düşünceler de vardır. Asya'nın bazı bölgelerinde, davul yerine yay veya ziller takılı asa kullanan şamanlar da vardır. Sonuçta her türlü şaman ayini esnasında bir ritmler dizisi vardır. ..link









Zeus / Keçi sütü = Herkül / Hera sütü = Yiğit / Anatanrıça, ; Kurt / At / Keçi / Süt Gölü = İlk Ruh - Türk Mitolojisi..link





- Lyktos ya da sonradan Lyttos olarak anılan şehir, Girit'te en güçlü şehir devletlerinden biriydi ve Knossos'un da düşmanıydı. (Homer) ; Kurt - Likya : "Lykia'lıların bu adı almalarının nedeni, tanrıları Apollo Lykeios'a bir kurt (lykos) olarak tapınılmasıydı." - (George Thomson- Tarih Öncesi Ege) ; Ama annesi Leto bir dişikurttur ve güneybatı Anadolu'da doğmuş, doğurmuştur. Girit'te de kurt vardır ve Anadolu'dan gitmiştir, Leto adına şenlikler düzenlenir. Girit'ten kıtlık nedeniyle geldikleri söylenen Likyalılar, Truvalılar ile akrabadır ve Kurt kutsal hayvanlarıdır. Artemis ile Apollo'nun babası Zeus değildir, sonradan yamanmıştır, ki Apollo için bile Leto'nun ailesine, anaerkile karşıt olarak sonradan eklenmiştir, denilir.



- Zeus'un mağarada doğması = Türk halk kültüründeki mağara kültü, Hz.İsa 

- Anadolu kökenli Attis - ölüp dirilmesi = Adonis-Osiris-Dionysos-Persephone-Hz.İsa 

- Anadolu kökenli Kybele / Batılılara göre Asyalı...(Britannica Encyclopaedia)

- Kışın sona erdiği ve baharın resmen başladığı , genç ve yakışıklı "Tanrı", mevsimlerin değişimiyle dönemsel olarak ölür ve tekrar dirilir. Ekinoks kutlamalarının kökeni de Sümerler'e kadar uzanır. Tarih kronolojisine göre ; Yunan mitleri diğer uygarlıklardan alıntıdır .












Güney Amerika Yerlileri ile Sibirya Şamanları benzerlik gösterir.



not:
Türkler Müslümanlıktan Öncede Tek Tanrı İnancına Sahipti, 
Şamanizm bir Din Değildir.





























26 Eylül 2014 Cuma

HİTİT MURŞİLİ MUŞKİLİ ve TARHUNZAS







Hitit Kralı II.Murşili (MÖ.1320-1345) mührün ortasında, 
Hatti ülkesinin kralı, Tanrı tarafından kutsanmış, 
büyük Kral I.Şuppiluliuma'nın oğlu, 
Hatti ülkesinin kralı, kahraman.
Ugarit (Ras Shamra)- Suriye - MÖ.2Bin
Şam Ulusal Müze


*



1335 
Şuppiluliuma Filistin'den Hattuşa'ya getirilen tutsakların yaydığı vebadan öldü, yerine en büyük oğlu II. Arnuvanda geçti ancak onun da birkaç yıl içinde aynı hastalıktan ölmesiyle, Arnuvanda'nın kardeşi küçük yaştaki II. Murşili'nin krallık dönemi başladı. II. Murşili'nin tarihçesinde bu olay şöyle anlatmıştır: 

“Hitit ülkesinin düşmanları şöyle düşündüler: Hatti ülkesinin kralı kahraman bir kral idi. O düşman ülkelerini yendi. O tanrı oldu [öldü]. Babasının tahtına oturan oğlu, o da eskiden bir kahramandı. O hastalandı, o da tanrı oldu. Şimdi babasının tahtına oturan ise bir çocuktur. Hatti ülkesinin topraklarını koruyamayacak...”



1335 – 1315 
Şuppiluliuma'nın ölümüyle Anadolu ve Suriye'de Hitit otoritesi sarsıldı ve komşu vasal krallıklar isyan ettiler. II. Murşili Arzava'ya karşı sefere çıktı ve Arzava'yı yendi. Ahhiyava'ya sığınan Arzava kralı Hititlere teslim edildi. II. Murşili, Halep ve Kargamış kentleriyle, Mitanni ve Amurru tampon devletlerindeki statükoyu koruyarak, Suriye'deki Hitit egemenliğini sürdürdü.

Kaşkalar bu dönemde kabile düzeninden sıyrılıp merkezi yönetime yöneliyorlardı. II. Murşili Kaşkaları yendi ve Kaşka kralı Pihhuniya'yı tutsak etti. II. Murşili krallığı boyunca Kaşkalara karşı yapılan 10 sefer kaydedilmiştir. Bu seferler başarılı olmasına karşın, düşmanın göçebe niteliğinden ötürü hiçbirinde kesin sonuç alınamamıştır.

II. Murşili kendi dönemini geriye bakışlarla anlatan bir tarihçeyi tabletlere yazdırdı.

link



*


Ayrıca :

Hitit Devleti’nin son dönemlerinde doğu sınırları yakınlarındaki bir Kaška kenti olan Pahhuwa’da, Mita isimli bir isyancının ortaya çıktığı görülmektedir. 

Bu kişi, Anadolu’yu istila etmeye çalışan Asurluların kaynaklarında Muškili Mita olarak geçmektedir. Muški isminde geçen šk etimolojik bağlantısı akla Kaška’yı getirmektedir. 

Bu neticede Kaškaların Hitit Devleti’nin son bulmasıyla birlikte Muški yerleşim alanları olan Orta Anadolu’ya kadar yayıldıkları düşünülebilir. Ayrıca Mita ismi Hitit Devleti’nin çökmesinin ardından birkaç yüzyıl sonra bölgede merkezi bir devlet kurmayı başarmış Friglerin mitolojik kralı Midas’ı da akla getirmektedir....


*

Muşkilər İskit kavmi idi....
EXCALİBUR sözü Anadolu'da yaşamış XALUB (diğer adları GARGAR, TİBAREN, ALAZAN) İskit boylarıyla alakalıdır. Bu Xalub'lar Samsun etrafında oturur, bakır üretir ve silah yapırdılar. Hitit yazılarında geçen KASKA'lardır.


Elşad ALİLİ -Azerbaycan




YAZILIKAYA KILIÇ TANRISI NEGRAL, 
İSKİT ve KRAL ARTHUR:




*





Hitit - Halep

Ay ve Gün..Gece ve Gündüzün Eşit olduğu ekinoks dönemi
Açıklama Nuray Bilgili











Fırtına Tanrısı Tarhunzas veya Teşhub - Hitit
Halep Müzesi.

TAR = Türk ile ilintilidir.
ve kim demiş tanrılar tanrısı Zeus diye :)





Strabon "..ibera kıvrımı ile deniz arasında...birinci şehir TARRAKON'dur...." diye yazar....

Burada geçen TARRAKON sözünün anlamı TÜRK'ÜN MEKANI-YERİ olabilir. Çünkü , dünyanın bütün Türkologları TÜRK sözcüğünün TARRAKON sözünün birinci hecesi olan TAR sözünden ortaya çıktığına asla şüphe etmiyorlar.

Mesela büyük Türkolog N.Y.Marr "Türk teriminin TAR-HAN sözünden" ortaya çıktığını yazıyor. Bu hiç de tesadüf değil, çünkü bu söz boylar arasındaki boy üstünlüğünü bildirir ve hatta o boyu kutsallaştırır ve Tanrı ile eş değer tutardı.

Bununla ilgili Kononov şunları yazar:

"Bu alıntıda dikkati daha çok N.Y.Marr'ın açıkladığı Türk terimine yöneltmek istiyorum. O "Türk" terimini başka özellikleri ile birlikte kutsallığa beraber seçilmişlerlere ait sayar."

Bizim düşündüklerimizi F.Ağasıoğlu'da onaylıyor. o "Protoazerlerin (birlikte prototürklerin) kökenine ışık veren teonimlerden biri de hiç şüphe yoktur ki, TAR/TUR alamorfu ile kullanılan Tar sözüdür ki, bu da sonralar Türk sözünün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Azer diyalektlerinde bugün de tarı sözü "Allah" anlamında kullanılmaktadır."

Sonralar TAR/TUR terimini çeşitli toponim ve etnonim, buna benzer adlarda buluruz. Mesela Uygurlara TARANCI da diyorlar. Tatar sözü "TARLIK TATARLARI" sözü ile birlikte de kullanılır.

Etrüsklerin ulu atalarının TARKAN adını taşımasını da unutmamalıyız.

Unutmayalım ki Heredot İskitlerin (Sakların) ulu atalarını TARGİTAY olarak adlandırır.

O tarih kitabında şunları yazar: "Bir zamanlar henüz yerleşik hayata geçmemiş bu insanların ilk sakini TARGİTAY adında bir insan olmuştur. İskitlerin dediğine göre TARGİTAY'ın babası Zeus, annesi Borifen nehrinin kızıdır. (İskitler ısrar etseler de ben buna inanmadım) Böyle bir nesli olan TARGİTAY'ın üç oğlu varmış...."

Göründüğü gibi, ünlü Türkolog N.Y.Marr , TAR/TUR terimini nasıl kutsallaştırıyor Tanrı'ya bağlıyorsa, Heredot'da TARGİTAY'ın Zeus'un oğlu olduğunu , inanmasa da, yazıyor.

Çağdaş Türkiye ve Azerbaycan lehçelerinde şu anda da başlangıçı TAR / TUR olan bir çok söz bulunmaktadır.

Strabon'un İberya'da gösterdiği TARRAKON şehri TAR/TOR terimi ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Türk ya da kutsal yer gibi anlaşılır ve yalnız TAR sözüne Türk dilleri tarafından yaklaştığımız zaman bu sözün anlamını anlamak mümkün olur.

"......Strabon "..ibera kıvrımı ile deniz arasında...birinci şehir TARRAKON'dur...." diye yazar....

Burada geçen TARRAKON sözünün anlamı TÜRK'ÜN MEKANI-YERİ olabilir. Çünkü , dünyanın bütün Türkologları TÜRK sözcüğünün TARRAKON sözünün birinci hecesi olan TAR sözünden ortaya çıktığına asla şüphe etmiyorlar...."

Turduli
Turdetani
Tartessian
Tur/ Tar 
Turukku - Turk.

...."Küçük Asya'daki Troya'dan (Turuva-Turoba) Avrupa'ya oradan İskandinavya'ya giden boyların TOR/TÜR adlı tanrıları vardı. Bu yüzden İskandinav Sakalarında Türkel, Turid, Torleyk, Toralv (Tor Alp), Torlauq, Torqaut, Torlak, Torarin, Torberg, Trqeyr gibi antroponimlerin kökünde AS boyların TOR/TÜR şeklinde kullanılan teonimi vardır. 

TOR tanrının (THOR) fonksiyonunun (A.Bremenski) "v poyedenski s velikanami; plodorodiye çerez qrozu" (C.Dümezil) şeklinde olması ilginçtir. Bu yorum bizim açığa çıkardığımız TAR/TÜR toponiminin "ölü-dirilme" düşüncesi ile ilgili olduğu ve Azer dilindeki TORUN, TÜREME tipli sözlerde aynı anlamın kalması ile uygunluk yaratır." - Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu

.....

Milattan önce üç binlerde rastlanan "Turukku" sözüne gerçekte Rus ve Avrupalı alimler bilerek değer vermemiş ve bunu görmezden gelmek istemişler.

Oldukça garip ama, gerçek bu! Bu gerçeğe rağmen , Rus Türkologları başka sözlerin köküne her zaman ciddi bir şekilde bakmışlar, bu sözün kökünden ortaya çıkan diğer sözlere ciddi görüş bildirmişler, fakat Akat alfabesi ve dili ile yazılan bu "Turukku" sözünün üzerinden geçip gitmişler, inceleme gereği bile duymamışlar.

Neden böyle yapmışlar?

Cevabı çok basittir.

Turukku sözünün kökünde "tur-" , daha öncesinde ise "tar-" sözü vardır.

Bütün dünya alimleri "tur ve tar" sözlerinin Türk milletine ait olduklarını yazmışlar.

Durum böyle olunca "Turukki" lerin beş bin yıl önce Doğu Anadolu ve Azerbaycan'da prototürkler olarak yaşadıklarını nasıl yazacaklardı?

Çünkü, bunlar herkese "Türklerin batıya gelmeleri 7.- 9.yüzyıldadır" ,diye zorla kabul ettirmişlerdi.
Olmuyor sayın tarihçiler, olmuyor! .....



TÜRKLERİN GİZLİ TARİHİ




DÜNYANIN YARATILIŞI





İnsan ölümlü olarak ve yalnızca tanrılara 
hizmet etmek için yaratılmıştır. 

Bu kötümser antropoliji Enuma Eliş'te dile getirilmiştir. 
Bu anlayışa başka önemli dinsel metinlerde de rastlanır.

"Efendi ile uşak arasındaki diyalog
bir sinir krizinin daha da ağırlaştırdığı nihilizmin ürünü gibidir. 
Efendi ne istediğini bile bilmez. 
Her türlü insan çabasının boşluğu düşüncesi ruhunu ele geçirmiştir:

"Eski harabelerin tümsekleri üzerine çık ve enine boyuna dolaş ; eski zaman adamlarının ve günümüz adamlarının kafataslarına bak: Kötü kimdir, sevimli insansever kimdir?"


...


Dünyanın Yaratılışı


Enuma Eliş adıyla bilinen (bu ad şiirin ilk sözlerinden alınmıştır: "Bir zamanlar yukarıda...") kozmogoni şiiri, Gılgamış ( onun adı Bilgameş/Bilgamış'tır-SB) destanıyla birlikte Akkad dininin en önemli yaratımını oluşturmaktadır. Sümer edebiyatında büyüklük dramatik gerilim, teogoni ve kozmogoni bilgisini ve insanın yaratılışını birbirine bağlama çabası açısından bu şiirle kıyaslanabilecek başka bir şey yoktur.

Enuma Eliş dünyanın kökenlerini Marduk'u yüceltmek amacıyla anlatır. İzlekler yeniden yoruma uğratılmış olsa da eskidir. 

En başta ilk imge olarak sunulan, ayrışmamış su bütünlüğü ve bunun içinde seçilen ilk çift, Apsu ile Tiamat anlatılır. (Başka kaynaklar, Tiamat'ın denizi ve Apsu'nun dünyanın yüzeyinde durduğu tatlı su kütlesini temsil ettiğini belirtirler.)

Başka birçok ilk tanrı gibi, Tiamat da hem kadın hem de erkek olarak çift cinsiyetli olarak tasarlanmıştır. Tatlı ve tuzlu suların karışımından diğer tanrı çiftleri doğar. 

İkinci çift, Lahmu ve Lahumu hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. (Bir rivayete göre insanı yaratmak için kurban edilmişlerdi)

Üçüncü çift Anşar ve Kişar'a gelince, bunların isimleri Sümercede "yukarıdaki unsurların tamamı" ve "aşağıdaki unsurların tamamı" anlamına geliyordu.

Zaman geçer (Günler yayılır, yıllar çoğalır), birbirini tamamlayan bu iki "bütün"ün kutsal evliliğinden gökyüzü tanrısı Anu doğar; o da Nudimmud'un (Ea) doğmasını sağlar. 

Genç tanrılar çılgınca hareketleri ve çığlıklarıyla Apsu'nun huzurunu bozarlar. Apsu da Tiamat'a yakınır:

"Bu tavırlarına katlanamıyorum, Gündüzleri dinlenemiyorum, geceleri uyuyamıyorum. Bu davranışlarına bir son vermek için onları yok etmek istiyorum. Ve sessizlik hüküm sürsün bizim için, (nihayet) uyuyabilelim!" (tablet I,satır37-39)

Bu dizelerde "Madde"nin (yani tözün ataletine ve bilinçsizliğine denk düşen bir varoluş hali), kozmogoninin önkoşulu olan her türlü harekete karşı dirence, ilk hareketsizliğe duyduğu özlem sezilmektedir". 

Tiamat eşine bağırıp çağırmaya başladı. Acı bir çığlık attı:

"Ne! Kendi yarattığımızı mı yok edeceğiz! Onların bu tavrının can sıkıcı olduğuna kuşku yok, ama tatlılıkla sabredelim" (I,41-46).

Fakat Apsu ikna olmadı. Genç tanrılar atalarının kararını öğrenince, "tek bir söz söyleyemeden kalakaldılar. Ama "her şeyi bilen Ea" başı çekti. Büyülü sözleriyle Apsu'yu derin bir uykuya daldırdı, onun "parıltısını çıkarıp kendi üstüne giydi" ve Apsu'yu zincirledikten sonra öldürdü. Ea, bundan böyle Apsu adını verdiği suların tanrısı oldu. Karısı Damkina da Marduk'u Apsu'nun bağrında, "yazgılar odasında, ilkörneklerin tapınağında" doğurdu. 

Metin bu son doğan tanrının büyük görkemini, bilgeliğini ve sınırsız erkini yüceltir. O zaman Anu, atalarına karşı yeniden saldırıya geçti. Dört rüzgar çıkardı ve "Tiamat'ı rahatsız etmek için dalgaları yarattı". Hiç huzurları kalmayan tanrılar annelerine başvurdular : "Apsu'yu, eşini öldürdüklerinde , bırakalım onun yanında yer almayı, bir kenara çekildim ve tek söz etmedin".

Bu kez Tiamat tepki göstermeye karar verdi. Canavarları, yılanları "büyük aslanı" , "öfkeli iblisleri" , "amansız silahlar taşıyan ve savaştan korkmayan" diğerlerini yarattı. Ve "ilk doğan tanrılardan...Kingu'yu yüceltti."

Bu hazırlıklar karşısında genç tanrılar cesaretlerini kaybettiler. Ne Anu ne de Ea Kingu'nun karşısına çıkmaya cüret edebildi. Yalnıza Marduk kavgayı göze aldı, ama o da önce en üstün tanrı ilan edilmesini şart koştu, diğer tanrılar bunu hemen kabul ettiler. 

İki ordu arasındaki savaşın sonucu Tiamat ile Marduk arasındaki düelloyla belirlendi. "Tiamat onu yutmak için ağzını açtığında" , Marduk çılgın rüzgarları fırlattı, "rüzgarlar Tiamat'ın gövdesini genleştirdi. Karnı şişti, ağzı açık kaldı. O zaman Marduk bir ok attı, ok Tiamat'ın karnını deldi. bağırsaklarını yırttı ve kalbine saplandı. Böylece onu ele geçiren Marduk canını aldı cesedini yere attı ve üstüne çıktı".

Tiamat'ın yardımcıları kaçmaya çalıştılar, ama Marduk "onları bağladı ve silahlarını kırdı"; daha sonra Kingu'yu zincirledi, Yazgılar tabletini aldı ve kendi göğsüne bağladı. 

Sonunda Tiamat'ın yanına geri geldi, kafatasını yardı ve cesedi "kurutulmuş bir balık" gibi ikiye böldü, bu iki parçadan biri gök kubbe, diğeri yeryüzü oldu. Marduk apsu sarayının bir suretini de gökyüzüne dikti ve yıldızların seyrini belirledi. Beşinci tablet gezegenler evreninin düzenlenmesini, zamanın belirlenmesini ve Tiamat'ın organlarından dünyanın şekillendirilmesini nakleder (gözlerinden Fırat ve Dicle akar, "kuyruğunun bir kıvrımından gök ile yer arasındaki bağı yarattı").

Sonunda Marduk, "tanrıları rahat ettirmek için onlara hizmet etme işini üstlenecek" insanı yaratmaya kara verdi. 

Yenilmiş ve zincirlenmiş tanrılar hala kendilerine verilecek cezayı bekliyorlardı. Ea içlerinden yalnızca birinin kurban edilmesini önerdi. "Savaşı kimin kışkırttığı, Tiamat'ı isyana kimin teşvik ettiği ve kavgayı kimin başlattığı"nı öğrenmek için sorulan sorulara hepsi bir tek isimle yanıt veriyorlardı : KİNGU.

Kingu'nun damarları kesildi ve akan kandan EA insanlığı yarattı.

Şiirde daha sonra Marduk onuruna bir tapınak (başka bir deyişle saray) dikilmesi anlatılır.

Enuma Eliş, geleneksel mit izleklerini kullanmakta, ama daha karanlık bir kozmogoni ve daha kötümser bir insan bilgisi sunmaktadır. Genç şampiyon Marduk'u yüceltebilmek için, ilk dönemin tanrılarına, öncelikle de Tiamat'a "şeytani" değerler yüklenmiştir. Tiamat artık yalnızca her kozmogoniden önce yer alan ilk kaotik bütünlük değildir; sonunda sayısız canavarın yaratıcısı olarak ortaya çıkar; "yaratıcılığı" tamamen olumsuzdur. 

Enuma Eliş'e göre yaratıcı süreç Apsu'nun genç tanrıları yok etme, kısacası evrenin yaratılışını henüz filiz halindeyken durdurma isteği yüzünden çok erken bir dönemde tehlikeye girer (belli bir "dünya" yine de vardı; çünkü tanrılar çoğalıyordu ve "konutlara" sahiptiler ; ama bu yalnızca biçimsel bir varoluş tarzıydı).

Apsu'nun öldürülmesi "yaratıcı cinayetler" dizisini başlatır ; çünkü Ea onun yerini almakla kalmaz, su kütlesi içinde ilk düzenlemenin de yolunu açar ("ikametgahını bu yerde kurdu...tapınakları belirledi"). Kozmogoni iki tanrı grubu arasındaki çatışmanın sonucudur, ama Tiamat'ın ordusunda canavarlar ve şeytani yaratıklar da yer almaktadır. Başka bir deyişle "ezeliyet" bu haliyle "olumsuz yaratımlar"ın kaynağı olarak tanıtılmaktadır. 

Marduk, gök ve yeri Tiamat'ın ölüsünden şekillendirir. Başka anlatımlarda da doğrulanan bu izlek çeşitli yorumlara açıktır. İlk tanrısal varlıklardan birinin bedeninden oluşan evren, onun özünü paylaşır; ama Tiamat'ın "şeytanlaştırılması"ndan sonra hala tanrısal bir özden söz etmek mümkün müdür?

Demek ki evrenin ikili bir doğası vardır:
Açıkça şeytani denmese de en azından çelişkili değerler barındıran bir madde ve Marduk'un eseri olduğu için tanrısal bir biçim. Gök kubbe Tiamat'ın bedeninin yarısından şekillendirilir, ama yıldızlar ve yıldız kümeleri tanrıların "konutları" veya imgeleri olur. 

Yer de Tiamat'ın bedeninin diğer yarısını ve organlarını içerir, ama siteler ve tapınaklarla kutsanır. Son tahlilde dünya, kaotik ve şeytani "ezeliyetle" ; tanrısal yaratıcılık, varlık ve bilgeliğin bir "karışımı" olarak ortaya çıkar. 

Bu belki de Mezopotamya kuramcılığının ulaştığı en karmaşık kozmogoni formüldür ; çünkü bir tanrılar toplumunun bazıları anlaşılmaz ya da kullanılmaz hale gelmiş bütün yapılarını cüretkar bir sentez içinde bir araya getirmektedir.

İnsanın yaratılışı ise Sümer geleneğinin (insan tanrılara hizmet etmek için yaratılmıştır) özellikle de insanın kökenini kurban edilen iki Lagma tanrıyla açıklayan versiyonun bir uzantısıdır. Ama durumu ağırlaştıran şu unsur eklenmiştir :

Kingu, ilk tanrılardan biri olmasına rağmen, Tiamat'ın yarattığı canavarlar ve şeytanlar ordusunun komutanı, başşeytan haline gelmişti. Demek ki insan şeytani bir maddeden oluşturulmuştu: Kingu'nun kanı.

Sümer versiyonlarıyla bu farklılık anlamlıdır. Trajik bir kötümserlikten söz edilebilir ; çünkü insan kendi doğumuyla mahkum edilmiş gibidir. Tek umudu kendisini Ea'nın biçimlendirmesidir ; bu nedenle büyük bir tanrı tarafından yaratılmış bir biçime sahiptir.

Bu açıdan bakıldığında, insanın yaratılışıyla dünyanın kökeni arasında bir bakışım bulunur. Her iki durumda da hammadde, şeytanlaşmış ve zaferi kazanan genç tanrılar tarafından öldürülmüş günahkar bir ilk tanrının özünden oluşmaktadır.



Mircea Eliade
Dinsel İnançlar Tarihi,cilt 1



*

NOTLAR:
KRONOS / PROMETHEUS / ZEUS / İNSAN .....
TANRI / MELEKLER / ŞEYTAN / İNSAN....
ÇEKİŞMELERİNİ DE HATIRLAYALIM


_________________