artemis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
artemis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Olympos Grekçe Değil

 

Zeus'un adı dışında tüm isimler Pre-Greek, yani Grekçe olmadığı gibi HA kökenli de değil.


On İki Olumpos (Olympos) Tanrısı

Soldan sağa: 

* Hestia (ἑστία - ocak, aile); Grekçe değil; İonlarda ἱstíi/ἱστίη, Boeotiada ἱstía/ἱστία ; Türkçe "isig, isti, ısı".

* Hermes (Έρμῆς, Atlas'ın kızı Maia'nın oğlu, ulak, kılavuz, ticaret, hırsız);  Grekçe değil; Farklı sürümleri "érmeías, érmeíis, érmᾶs, érmáon, érmán, érmáou, érmaon"; Türkçe "Er, Erman".

* Afrodit ( Ἀφροδίτη - aşk, tutku, güzellik); Grekçe değil; Türkçe Apa-Tur

* Ares (Ἄρης - vahşi savaş); Grekçe değil; Türkçe Uraz.

* Demeter (Δημήτηρ - toprak, bereket, tarım); Tartışmalı, "bilinmiyor".

* Hephaestus (Ἣφαιστος - ateş tanrısı, demirci); Grekçe değil.

* Here (Ἥρα - kadın, aile, evlilik); Grekçe değil.

* Poseidon (Ποσειδῶν - deniz, deprem, at); Grekçe değil.

* Athene (Άθήνη - bilgelik, stratejik savaş, sanat); Grekçe değil; Türkçe Ak-Ene

* Zeus (Ζεύς - gök, şimşek, gök gürültüsü); HA (*dieu- `Zeus') deseler de tartışmalı; *di-eu / ti-eu =  di-ngir = tingri/tengri/tanrı; Etrüsklerdeki karşılığı  Tinia ; Türkçe tin = ruh ; (Hitt. *šiuš, šiun(i)- `tanrı'). Nuh Tufanı'nda şimşekli gök gürültülü sağanak yağışın olması, Nuh'un Sumercedeki adı Ziusudra - zius/šiuš(-udra) "Acaba Ziusudra’daki

Zius > Zeus’a dönüştürülmüş olabilir miydi? - TST"

* Artemis (ay, kadın, çocuk, av); Grekçe değil; Likçe Ertemi; Türkçe Erdem.

* Apollon (kehanet, kurt, müzik, av); Grekçe değil; Türkçe Alp.


Adları geçenlerden:

* Atlas / Ἄτλας ; Grekçe değil. Titan sınıfından Yafes'in oğlu. ATA.

* Maia / μαια ; Grekçe deseler de tartışmalı, çünkü anlamını "ebe, yaşlı kadın, nine, bakıcı/dadı" olarak verirler. Umay da doğumun, kadın ve çocukların koruyucusudur. Öyle ki "Mētēr, mother" kelimesi de bu sözcükten gelir. Latincede Maius; Türkçe Umay, Maygıl > Mayıs.

Olympos (Ὄλυμπος) KESİNLİKLE GREKÇE DEĞİL; ULU (-mpos?)

"Grekçe Değil (Pre-Greek)" demek aynı zamanda "Hint-Avrupa Dilden Değil (Non-IE)" demektir.

SB

TST: Turova ve Saka Türkleri

Görsel: MÖ 1.yy-MS 1.yy, Walters Sanat Müzesi'nde




23 Mayıs 2026 Cumartesi

Mavi Tanrıça

 


Adları ve kökenleri Grek olmayan Alp (Apollon) ile Erdem (Artemis)'in anneleri Dişi Kurt Leto'nun (Lada/Ata) lakabıydı 'Mavi'. Kült merkezi Lukkia (Likya)'nın anlamı da 'Kurtların Ülkesi'ydi. Gümüş Yaylı Apollon'un lakabı Lukeios (Kurt)'tu, 'Kurtların Efendisi'ydi. Öyle ki Kurt Adamlardan korunmak için gümüş kullanılıyordu. Bu Kurt Adam miti ise Saka, Hun, Türk Kağanlığı gibi Türk boylarının öncü kuvvetleri olan Kurt Savaşçılarından türemişti. Turovalı Dolon bile kurt postuyla düşman hattına casusluk yapmak için gitmişti. Lukkialı liderlerden Sarpedon'un adı bile tanıdıktı; Sarperu Türkçede "parlak tüylü kurt" anlamındaydı. Hatta Apollon'un oğlu olan Miletos ki Ata Sarpedon'un da kardeşiydi, dişi kurt tarafından beslenmişti.

Bir Ay tanrıçası olan Artemis de kurdu temsil ediyordu, ancak onun kutsal hayvanı Altın Yaylı olmasından dolayı 'Altın Boynuzlu Ak-Geyikti ve yanından hiç ayırmazdı ki tıpkı Türk mitolojisindeki gibi koruyucu ruhu temsil ederdi. Aslında Erdem (Artemis) Umay'ın kendisiydi. Umay da bir ceylan ya da geyikle dolaşırdı, hatta mavi veya beyaz bir kuşa dönüşebildiği de anlatılırdı. Günümüz sanat eserlerinde ise Artemis mavi ve tonlarıyla tasvir ediliyordu. 'Böri Ailesi'nin son üyesi olan Leto'nun annesi Phoebe ise Dolunay'ı temsil ediyordu.

Türk destan ve yazıtlarında geçen Böri de bir Gök Kurt (Kök Böri) olduğu için rengi 'Mavi'ydi. Destanlarda Oğuz Han'a yol gösteren kurdun Gök-Yeleli olarak geçmesi dışında doğumunu anlatırlarken yüzünün mavi renkli olduğu belirtiliyordu. Öyle ki Oğuz'un Altın Yay (Gün, Ay, Yıldız) ve Gümüş Oklar'ı (Gök, Dağ, Deniz) oğullarına paylaştırması bile Alpler (Apollon/Kurt) ile Erdemliği (Artemis/Geyik) gösteriyordu.


Gök-Kurt ile Ak-Geyik de gökte doğmuştu. Ve Gök Mavi'ydi.

Gök, Tengri, Mavi, Ulu

SB





10 Mayıs 2026 Pazar

Artemis - Umay Ana

 

Ertemi (Artemis) - Umay Ana

"Uzun bir süre önce dövüşken Amazonlar,

Artemis senin heykelini bir kayın ağacı altına,

Kraliçe Hippo'nun adaklar sunduğu yere,

diktiler ve silahlarını kuşanarak kalkan dansını yaptılar,

Sonra bir daire şeklinde genişleyerek,

tiz sesli flütün eşliğinde, gürültülü titreşimleriyle,

yeri göğü sarstıkları bir dansı yaptılar."

Kallimachus'un (MÖ.3.yy) Artemis ilahisi


* Artemis'in baş tanrıça olduğu Efes'te savaşçı rahibeler vardı.

* Artemis'in Adı Türkçe Ertem/Erdem'den geliyordu. Lukkia (Likya) yazıtlarında Ertemi olarak geçerken, baş tanrıça olarak Lidya'da Artimuu'ydu. Mitolojide de "bakire" olarak anılan tanrıça kadınların, doğumun ve çocukların tanrıçasıydı. Tıpkı Umay Ana'nın da kadınların, doğumun ve çocukların koruyucusu olduğu gibi. Üstelik her ikisi de bereketin sembolüydü.

* Türk mitolojisinde iki kayın ağacı Umay Ana ile beraber (gökten) inmişti.

* Umay adı Etrüskler'de Una Mae oldu ve Latinceye Maius (Mayus) olarak geçti. Bir ay adı olan Mayıs (May) da böylece adını Umay’dan aldı. Mayıs bereketli günlerin de habercisiydi.

* Saha (Yakut) Türklerinde Umay bir çocuğun üzerinde öterse çocuk bereketli olurdu. Başkurt Türklerinde ise göğün efendisi Samray kuşudur. Samray'ın iki kızı vardır; Koyaş Hanım'dan koruyucu Humay ile Ay Hanım'dan Ayhılu. Öyle ki Artemis/Ertemi de bir Ay tanrıçasıdır ve hem Umay hem de Ertemi'nin sembollerinden biri ana damgası iken diğeri de ok-yay idi. Hakasya'da yenidoğanların beşiğine beze sarılan küçük ok ve yay modelleri yerleştirilirdi. Umay Ana da kötü ruhları okuyla öldürürdü.

* Amazonlara İskit Türkçesinde Oiorpata denilirdi; Er Pataklayan.


SB. 






* 1071 diyenler yalanlar içinde yaşamaya devam etsin ;)

20 Şubat 2025 Perşembe

Efes’te Hellenistik Öncesi Dönemdeki Ünlü Kadınlar

 

Kleopatra, mermer portre, Roma Dönemi, Berlin Antikenmuseum.
Arsinoe mezarının rekonstrüksiyonu, Efes.

Efes’te Hellenistik Öncesi Dönemdeki Ünlü Kadınlar:

VII. Kleopatra ve IV. Arsinoe

Hilke Thür **

Bu dönemin en ünlü kadınlarından biri olan Ptolemaios’ların (Büyük İskender’in MÖ 323’teki ölümünden sonra MÖ 30 yılına kadar Mısır’da hâkim olan sülale) son kraliçesi VII. Kleopatra, dünyaya yayılan ününü Roma Dönemi tarih yazımlarına borçludur. Günümüzdeyse hatırası skandal yaratan Hollywood filmlerinin etkisiyle devam eder. Kleopatra bu şöhretini, cumhuriyetten imparatorluğa geçiş döneminde Roma’nın en önemli iki erkeğiyle yaşadığı ilişkiye borçludur. Sezar’dan Caesar Alexander adında ama Caesarion (Küçük Sezar) diye anılan bir oğlu, Marcus Antonius’dan Alexander Helios ile Kleopatra Silene adındaki ikizleri ve daha sonra Ptolemaios Philadelphos olmak üzere üç çocuğu olmuştur.

Kleopatra, aktarılanlar doğruysa güzel bir kadın değildir, bunun değerlendirmesini en iyi gümüş sikkeler üzerindeki tasvirleri verir, mermer portreleriyse idealize edilmiştir. Kleopatra asıl ününe aklı, sevimliliği, hoşluğu ve bilgeliği sayesinde ulaşmıştı. Söylendiğine göre altı dil biliyordu. Günümüze ulaşan tasvirleri, yoğun olarak Roma Dönemi tarih yazımlarının etkisindedir. Geç dönemde, Augustus’un isteği üzerine yazılan ve Marcus Antonius üzerindeki kötü etkisini öne çıkartan bu tasvirlerde, Romalı olmayan davranışlarıyla Marcus Antonius ve Octavianus arasındaki güç savaşından ve iç kargaşadan sorumlu tutulur.

Kleopatra’nın Efes’te bulunduğuna dair elimizde kesin bir kanıt yok ama pek çok tarihçi, Roma vatandaşı Yunanlı tarihçi Plutarchus’un aktardığı, MÖ 41 yılının kışında Marcus Antonius’un Efes’e gelişinde beraberinde Kleopatra’nın da olduğunu kabul eder. Marcus Antonius, bu ziyaretinde Efes’te Dionysos’un Satyr’ler, Silenler ve diğer takipçilerince “Yeni Dionysos” olarak müzik ve zillerle karşılanır. MÖ 33 yılının kışını da Efes’te geçirir, büyük olasılıkla İskenderiye’den gelen Kleopatra da ona katılır.

Bu vesileyle geldikleri Efes’te, Doğu Romanın en söz sahibi kişisi ve eşi için en uygun yer olan tiyatronun üst kısmındaki geç Hellenistik sarayda oturmuş olmalıdırlar.

Aslında Kleopatra’nın Efes’le ilgili kesin bağlantıları kızkardeşiyle ilgili olarak günümüze ulaşmıştır: Antik kaynaklara göre VII. Kleopatra’nm kızkardeşi genç IV. Arsinoe, MÖ 48’den 41 yılına kadar sığınmacı olarak Efes Artemis Tapınağında (Artemision) yaşar. MÖ 41 yılında öldürülür, öldüğü zaman da oldukça genç olmalıdır. Plutarchus tarafından etkileyici bir biçimde anlatılan Tarsus’taki buluşmalarında (1) öldürülmesinden Kleopatra birlikte yaptıkları anlaşmayı yerine getirmiş olan Marcus Antonius sorumludur.

Peki IV. Arsinoe kimdir?

Roma dönemine ait pek çok tarih yazımlarında (2) rastlanan IV. Arsinoe, XII. Ptolemaios’un altı çocuğundan biridir, dolayısıyla baba bir anne ayrı, VII. Kleopatra’nm en küçük üvey kızkardeşidir. Her türlü yola başvurarak Mısır’daki hükümdarlık için savaşır, bunu da kısmen ve de özellikle babaları XII. Ptolemaios hayattayken yapar. Sezar da, muhtemelen XII. Ptolemaios’un vasiyetine istinaden, Romalı dostu Kleopatra ve onun erkek kardeşi ve aynı zamanda kocası olan XIII. Ptolemaios’un hükümdarlığını kabul eder. Arsinoe ve kardeşlerin en küçüğü olan XIV. Ptolemaios’a da Kıbrıs’ın hükümdarlığını verir.

İskenderiyeli soyluların hükümdarlık talebini desteklediği Arsinoe, Kıbrıs’tan kaçarak İskenderiye’ye döner. Ordunun bir kısmını kendi etkisi altına alabilmiş olması Ceasar da anlatılmış olan acılı bir savaşa neden olur. (3) Bu savaşta XII. Ptolemaios Nil’de boğulur ve İskenderiye’nin ünlü kitaplığı yanar. Sonuçta Sezar ve onunla beraber olan Kleopatra savaşı kazanırlar ve Sezar Kleopatra’yı XIV. Ptolemaios ile beraber tahta çıkartır. (4) Arsinoe yi ise tutsak olarak beraberinde Romaya getirir. Zafer geçidini, yanında elleri bağlı olan Arsinoe ve Pharos’un ünlü İskenderiye Deniz Feneri’nin maketi eşliğinde yapar. Ancak Romalılar elleri kenetlenmiş bu mutsuz prensese acırlar, Sezar da bunun üzerine ellerinin çözülmesine izin verir ve Arsinoe’yi Efes Artemisionu’na sığınmacı olarak yollar. (5) Burada Arsinoe yi bir rahip “kraliçe gibi karşılar.” (6) Bundan sonraki yedi yıl boyunca Arsinoe, tapınağın sığınağında, yani Efes Artemis Tapmağının 'temeraasünda' (kutsal alan) yaşar.

Artemision’da rahat bir hayatı olur ancak buradan başka bir yere gidemez. Günlerini sığınmacı olarak nasıl geçirdiğini bilmediğimiz gibi eğitimi, öğrenimi, dil bilgisi ve kişiliğine dair bilgimiz de oldukça az. Belki de Arsinoe kendini daha çok astragal oyunuyla oyalamıştır. Tarih yazımıysa bize Marcus Antonius tarafından buyrulan veya kendisi tarafından gerçekleştirilen ölümünü aktarır. (7)

IV. Arsinoe’nirı Efes’teki Mezarı

20. yüzyılın başında Efes’in merkezindeki aşağı Emblos’ta, yani şehrin ana bulvarlarından birinde, formu nedeniyle mezar olarak yorumlanan bir yapı ortaya çıkarılır. Boyutları küçük de olsa, Halikarnassos Mozolesi veya Belevi diye bilinen hanedanlık mezarlarını andıran bir yapı tipine sahiptir. Bu yapının peristasisli ve piramit biçimli bir çatısı vardır, sekizgen bir merkezi yapının içinde 9 x 9 m uzunluğunda kare biçiminde bir diğer yapıdan ve 3,40 m yüksekliğinde bir kaideden meydana gelir. Anıtın yüksekliği 13,5 m’dir. Kısmen kendine has mimari unsurlarına

bakılarak çoğunlukla MÖ 50-20 arasına tarihlenir. Daha sonraları yapının kaide kısmındaki mezar hediyeleri çalınmış, basit mermer bir lahit içinde genç bir kadın iskeletinin bulunduğu mezar odası keşfedilmiştir. Patolojik analizler (8.) iskeletin 17,5 yaşında, beslenme durumu üst tabakadan bir kişiye ait olduğunu işaret eder ama cinsiyeti belirlenemez. incelemelerin ani bir ölümü göstermesine ve daha pek çok noktaya bakılarak gömülen kişi IV. Arsinoe olarak tanımlanır. (9)

Yapının arka kısmında yapılan bir sondaj, MÖ 1. yüzyılın son çeyreğinde inşa edildiğini kesinleştirir (Ladstätter 2000: 373). Bu tarih, G. Plattner’in Efes korinth başlıkları konulu doktora tezinde de onaylanır. (10) Süslemeler ve dekorasyon ayrıntıları yapıyı, Augustus döneminin başından çok Hellenistik dönemin ilerleyen zamanlarına oturtur. Bu durum, Efeslilerin mezarı Arsinoe’nin ölümünden hemen sonra, belki de öldüren kişinin emriyle planlayıp yapımına başladıkları veya mezarın Augustus zamanında yapıldığı konusunu belirsiz kılar.

Sekizgen yapıyı Arsinoe’nin mezarı olarak yorumlamaya neden olan çok sayıda unsur var. En başta yapının yeri dikkat çeker. Şehir içinde, sadece hanedanlık soyundan gelen veya şehre özel hizmetleri bulunmuş kişiler için ayrılan bir konumda. Yapı formu, daha önce söz ettiğimiz gibi hanedan mezarı tipinde. Üçüncü nokta, MÖ 1. yüzyılın ikinci yarısına denk gelen tarihlemedir. Dördüncü olarak yine söz edilen patolojik veriler ve beşinci olarak da Mısır ile bağlantısı açıkça görülebilen dekoratif öğelerin varlığıdır (grifonlar, meşale taşıyıcıları şeklinde yapılmış palmiye yaprağı tarzı sütunları, (11) piramit şeklindeki çatı). Önemli bir diğer son noktaysa yapının İskenderiye’nin dünyaca ünlü deniz feneri Pharos’un orta bölümünü vurgulayan sekizgen biçimidir. Bununla gömülen kişinin geldiği yer dile getirilmek istenmiştir.

Arsinoe’nin kişiliği ve yaşamı ne yazık ki az sayıdaki tarih yazımlarının bize ulaştırdığı dolaylı bilgilerle aktarıldı, bizce alışılmışın dışındaki bu mezar yapısı Arsinoe’ye ve onun kaderine dair binlerce yıldır korunan bir anıt. Mezarın yeri, Arsinoe’nin, antik dönemde Efesliler ve ziyaretçiler tarafından hatırlanmasını ve önem verilmesini sağlamış olmalı. Bugün de üç milyon turist Efes harabelerindeki mezarının yanından geçerken, bilgilendirme panosu ve rehberlerin anlatımlarıyla onu hatırlıyor ve böylece adı da Efes’le bütünleşmiş kaderi de canlı tutuluyor.


Dipnot:,

(1) Plutarchus, vita Antonii 26,4 f.

(2) Flavius Josephus ant. Jud 15,89; Appian civ. 5,9,34; Dio Cassius 42,35; 39,1; 40,1; 42,1; Caesar civ. 3,112,10f.; Caesar, De bello Alexandrino 23,2; 33,2.

(3) Caesar, De bello Alexandrino 23,2; 33,2.

(4) Dio Cassius 39,1; 40,1; 42,1; 42,35.

(5) Dio Cassius 43,19,2.

(6) Flavius Josephus, ant Jud. 15,89.

(7) Flavius Josephus, ant. Jud. 15,89; Dio Cassius 43,19,2.

(8.) Oda mezarın iki nişinin bulunmasında ele geçen iskelet -Keil tarafından Greifswald'a getirilen kafatası dışında- Susi ve Egon Reuer tarafından incelenmiş ve belirlenmiştir, yeni bir analiz Fabian Kanz tarafından yapılmaktadır.

(9) Dazu H. Thür a. O. (dn. 20) 43-56.

(10) G. Plattner, Ephesische Kapitelle des 1. und 2. Jhs. n. Chr. Form und Funktion kaiserzeitlicher Architekturdekoration in Kleinasien (yayımlanmamış doktora tezi 2003) 27.

(11) Oktogon'da bulunan meşale taşıyıcısı olarak yorumlanan her iki palmet yaprağı sütunları Viyana'daki Ephesos Müzesi nde Env. Nr. I 842 ve I 843 altında kayıtlı olarak sergilenmektedir, bunun için krş. W. Oberleitner vd., Funde aus Ephesos und Samothrake, Katalog der Antikensammlung II, 1978, sf. 115.


**Alıntılanan Kitap:

Anadolu'da Kadın; On Bin Yıldır Eş, Anne, Tüccar, Kraliçe

A.Muhibbe Darga (ilk baskı 1972)

Yayına Hazırlayan Emine Çaykara, 2020

17 Ekim 2024 Perşembe

Sardesli Artemis

 


“Lidyalılar’da Hellenleşme Sardes’e Zeus tapınağını inşa ettiklerinde yaşandı."(Georgios Nakracas )


Lidya'nın başkenti Sardes’te (Salihli) Zeus tapınağı yoktur. Ancak kültü ve kutsal alanının varlığı Pers Dönemine (MÖ 6.yy) kadar gittiği epigrafik kanıtlardan bilinmektedir. Lidya'nın baş tanrıçası Artemis'tir. Lidçe Artimuu, Likçe Ertemi dedikleri "tanrça"nın adı Türkçedir ve Ertem/Erdem olarak hâlâ kullanılır.


"Geç Helenistik dönemden Roma dönemine tarihlenen ve Sardes'te Zeus kültünün bazı yönlerinin devam ettiğini kanıtlayan “Zeus'un hizmetkârlarından” Zeus'a ithaflar içeren birkaç yazıt bulunmaktadır. Bunların dışında, Paktolos'un doğu kıyısında, tapınağın nispeten yakınında bulunan Droaphernes yazıtı özellikle ilgi çekicidir; MÖ 4. yüzyıla ait bir Ahameniş orijinalinin MS 2.yüzyıla ait kopyası olan bu yazıtta “Baradatesli Zeus ”a bir heykel adanmıştır. Ne bu kültün doğası (erken tarihi ve Pers kökenli olması dışında), ne bu tanrının adı ve kimliği açıkça bilinmektedir, ne de Artemis Tapınağı'ndaki varlığı tespit edilmiştir." [Fikret Yegül, 2020]




“Hellenization of the Lydians happened when they built the temple of Zeus in Sardis.” (Georgios Nakracas )


There is no temple of Zeus in Sardis (Salihli today), the capital city of Lydia, but the existence of his cult and sanctuary is known from epigraphic evidence dating back to the Persian Period (6th century BC). The chief goddess of Lydia is Artemis, Artimuu in Lydian language, which is Ertemi in Lycian is not İndo-European or Greek origin. It is Turkish of etymology; Ertem/Erdem. The meaning is "virtuous", but back in time it was "virgin", just like the character of Artemis, a "virgin" goddess. Erdem and Ertem is in use as male/sur-name today.



"There are several inscriptions dating from the late Hellenistic to the Roman era that bear dedications to Zeus “from the servants of Zeus” that attest to the continuing observance of some aspect of Zeus cult at Sardis. Apart from these, of particular interest is the so-called Droaphernes inscription, found on the east bank of the Pactolus, relatively near the temple; it is a 2nd-century AD copy of a 4th-century BC Achaemenid original carrying a dedication of a statue to “Zeus of Baradates.” Neither the nature of this cult (except for its early date and Persian origin), nor the name and identity of this deity are clearly known, nor is its presence in the Temple of Artemis established." [Report 7: The Temple of Artemis at Sardis (2020), by Fikret Yegül]


SB


9 Aralık 2022 Cuma

Kökenleri belirsiz olan sözcükler-adlar

 


Belirsiz - Uncertain

(Batılılara göre)

*Aegeus, kökeni belirsiz.

*Aegisthus, kökeni belirsiz, Klytemnestra'nın sevgilisi, Aka Memnon'un kuzeni.

*Aeneas , uncertain origin

*Anchises, kökeni belirsiz. Aeneas'ın babası.

*Anker,(anceria, ancheria) kökeni belirsiz.

*Aphro- kökeni belirsiz. Grekçeye köpük anlamında geçer, halk etimolojisidir.

*Archo (rektum), kökeni belirsiz.

*Ariadne, Minos'un kızı, kökeni belirsiz.

*Artemis, kökeni belirsiz.

*Asclepius, kökeni belirsiz.

*Aspasia, kökeni belirsiz.

*Athene/Athena, Grek öncesi, kökeni belirsiz. 

*Atreus, Pelops'un oğlu, Akamemnon ile Menelaos'un babası, kökeni belirsiz.

*Boreas, kuzey rüzgârı, kökeni belirsiz.

*Caesar, kökeni belirsiz.

*Calchas, kökeni belirsiz

*Cassandra, Pirim'in kızı, kökeni belirsiz.

*Centaur, at adamlar, kökeni belirsiz

*Corybant, kökeni belli değil, belki Frig !

*Cronus, kökeni belli değil

*Cybele, uncertain origin

*Dionysos, uncertain origin

*Erinys, uncertain origin

*Gaea, Gaia uncertain origin

*Gorgon, uncertain etymology

*Hades, uncertain origin

*Hecuba, uncertain origin and meaning

*Hephaestes, Grek öncesi, uncertain origin.

*Hermes, uncertain of origin.

*İcarus, uncertain origin

*Neleus, Poseidon oğlu, Nestor'un babası, uncertain origin

*Neseus, Erkle'nin öldürdüğü kentaur, uncertain origin

*Ocean, uncertain orign

*Odysseus, İthaca kralı, uncertain origin

*Olympos, Makedonya'da dağ, unknown etymology

*Orion, Artemis'in öldürdüğü dev, uncertain origin

*Orpheus, uncertain origin

*Pegasus, kanatlı at, Grek öncesi kökenli, halk etimolojisi

*Pelops, uncertain origin

*Perseus, uncertain origin

*Phoebus, uncertain etymology

*Poseidon, uncertain origin

*Rhea, Zeus'un anası, uncertain origin

*Sarpedon, uncertain origin.

*Scylla, uncertain origin

*Sibyl, Sibylla, peygamber, uncertain origin

*Silenus, Bacchus'un satir lideri, uncertain origin

*Tarpan, vahşi at, Rus steplerinde, Tatar kökenli

*Thallasian, deniz, Grek öncesi

*Turco, Turkic, Turkish, Turks, Turcus

*Turanian, Asiatic people, region name of the east Persia

*Turk, Turkey, Turki, Turkic, Turkoman, turquoise

*Uhlan, cavalryman, Uhlan, Ulan, Turk-Tatar: oghlan, boy, youth, child, infans

*Vesta, uncertain origin

*Xantho - Grekçe sarı, ancak  > uncertain origin !

*Yarmulke, a skullcap worn esp.by observant jews. ukr. pol. yarmulka of uncertain origin, possibly Turkish yağmurluk

(not "possibly", %100 Tr. - SB)


*Yoghurt, Turk > yoğurt.

(Yes, yoghurt is Turkish of etymology! SB)

from the book of Ernest Klein - Klein's Comprehensive Etymological Dictionary Of The English Language

and


İşlerine gelmeyince "uncertain (belirsiz)" ya da HA-değil demek yerine "pre-Greek", yani illaki "Greek" sözünü kullanmaları 😉


Bazılarının kökenine bakalım,

Artemis < Ertemi (Likçe) < Türkçe Erden (Kıpçaklarda bakire), Erdem (faziletli)

Athene < Akene < Türkçe, ene/eni zaten Türkçe ana demek, ki Likçede de eni ana anlamında.

Sarpedon < Sarp(e)don < Türkçe

Uhlan < Oğlan, yani Türkçe

Gorgon < Korkmak fiilinden, Türkçe, aynı şekilde

Corybant < Korumak

Hecuba < Eke Aba, yani Büyük Abla/Ana, ki yazıtlarda Ecuba olarak geçer.

Poseidon,Pelops < Pelasg kökenlidir, ki Pelasglar Hint-Avrupa değildir.

Boreas < Türkçe Bora, soğuk kuzey rüzgarı, hâlâ kullanırız.

Aphr-(dite) < Apatouran'dır, İskitlerin Apa'sı, Ana'sı, Touran kentinin Ana tanrıçasının Grekçe diline geçmiş halidir.

-eus ekleri zaten Anadolu kökenlidir.

Caesar < Etrüskçedir, aesar (tanrılar)'dan gelir. Etrüskçe Hint-Avrupa dili değildir.

Hades < Aydes (Aides olarak yazılır), Aydon (Aidoneus), Pelasg kökenlidir.

Anchises < Anghises ya da Ankhises olarak da okunur ve Türkçede ng sesi mevcuttur.

Aspasia < Türkçede kullandığımız Haspa sözü ondan türemiştir.

Calchas < aslı Saklak'tır, Türkçedir. Etrüsk aynasında yazılıdır ki sağdan sola okunur. Kâhinlik de Saklı olanla ilgilidir.

Olympos < Olu- olarak okunur ki Ulu Türkçedir.

Cassandra < Sumercedir. Turovalı prenses Kassandra kâhinedir. Sumercede kas hesap, tahmin, öngörü ; sanga, sangu ise tapınak/saray yöneticisi, şefi, din adamı anlamına gelir. Yani Kas-Sand(g)(dra) öngörüye sahip keşişe/kâhine olur.

Xantho < Ksanthos'tan gelir ve Grek öncesi Anadolu'da kullanılır. Kas ve Sak ile de ilgilidir.

Vesta ile Hestia Anadolu kökenlidir. Grek olmayan İonyalılar'da adı İstie olarak geçer ve ocak tanrıçası/iyesi(ruhu)dur. İs Türkçedir ki Sumerlilerde de vardır (İzi ateş, ısı); İs duman, kurum, koku, is ; İssi sahibi, iye (isi < iye+si < idi-si). İsi, sıcak, ısı

SB


Etrüsk aynası (MÖ 5.-4.yy) üzerindeki kişinin yazıttan dolayı Akhaların kâhini Khalkas olduğu öne sürülür. Ciğer falına bakmaktadır, yani yapılan iş gizlidir. Bu kişinin Khalkas olup olmadığı tartışılır;

1-) Melekler gibi kanatlı! Oysa Khalkas bir insan.
2-) Yazıtta Khalkas yazmıyor! Çünkü okunuşu soldan sağa değil. Ancak "anlamdıramadıklarını" soldan sağa okuyup "sonuçlandırıyorlar"!

Sağdan sola yazılımı: Sakh(=x)lakh(=x)
Okunuşu: Saklak
TR : Saklı ; saklamak

Aynanın arkasında Türkçe SAKLAK/SAKLA(MA)K/SAKLI yazmakta.

*
Oğuz Han Destanından

Uruz adlı kardeşi, vardı Urum Kağan'ın,
Uruz Beğ'in oğlu da kurtarıverdi canın.
Uruz Beğ göndermişti, oğlunu bir şehre,
Dağ başında kurulmuş, gizlenmiş bir nehire.
Uruz Beğ dedi ona : "Kenti korumak gerek!
Vuruş bitinceye deg, şehri saklamak gerek!
Vuruş bittikten sonra, halkını al gel!", dedi.
Oğuz bunu duyunca, ne içti, ne de yedi.
Oğuz aldı ordusunu, hemen bu şehre yetti.
Uruz Beğ'in oğlundan, Oğuz'a elçi gitti.
Çok, çok altın gümüşle, hediye inci gitti.
Dedi : "Ey Oğuz Kağan! Sen benim kağanımsın!
Babam bu kenti verdi, dedi : 'Sen benim oğlanımsın!
Sakla bu kenti bana, bunu korumak gerek!
Harpten sonra kentini, al emrine bana gel!'"

Bu Uruz Beğ'in oğlu, sözüne devam etti :
"Düşmanı ise eğer, Oğuz Kağan'ın babam,
Beni hiç suçlamayın, suçluysa eğer atam!
Ben seninleyim her an, emrine bağlanmışım,
Emrini emir bilip, sana bel bağlamışım!
Kutumuz olsun, sizin kutlu devletinizin,
Soyunuzdandır bizim, tohumu neslimizin!
Tanrı buyurmuş size, yeryüzünü al diye,
Başımla kutumu da, veriyorum al diye!
Hediyeler gönderip, vergini sunacağım,
Dostluktan çıkmayacak, karşında duracağım!"

Bu yiğidin hoş sözü, Oğuz'u sevindirdi,
Uruz Beğ'in oğluna gülerek yarlık verdi.
Dedi : "Bana çok altın, çok hediye sunmuşsun,
Şehrinin kentini de, çok iyi korumuşsun.
Kentini saklayarak, iyi korudun diye,
SAKLAP adını verdim, sana ad olsun diye".

Dostluk kıldı Oğuz Han, sonra ordusunu aldı,
İdil nehrine gelip, kıyılarında kaldı.

(Ögel, Türk Mitolojisi, Cilt 1)

*

Etruscan bronze mirror, late 5th-4th century BC,
from Vulci / Gregorian Etruscan Museum/Vatican
The inscription is Turkish, to be read as SAKLAK (saklı), means 'hidden', and not Khalkas! Because, they wrote from right to left.

SB


Certain - Belirli ;)


4 Nisan 2019 Perşembe

MAVİ LETO



Zeus - LETO, APOLLON, ARTEMİS / MÖ 420-400
Brauron Arkeoloji Müzesi - Yunanistan


Tanrıça Leto'nun lakabı "Mavi"dir. (Hesiod)


Artemis, Apollo ve anneleri Leto Lukkia (Lycia/Likya) da üçlü olarak tapkı görür. Apollo Güneş'i, Artemis Ay'ı temsil eder ve Lukkia da Kurtların Ülkesi demektir. Apollo'nun lakabı olan Lykos da Kurt demek iken Ay'ın hayvanı da Kurt'tur. 

"Doğrusu Lukiya'dır, kökünde LUK-os KURT kelimesi vardır." der Elşad Alili (Dilbilim,Azerbaycan İlimler Akademisi) ve  Lukkialılar Turovalıların en büyük müttefiğidir. Önderlerinden Sarpedon'un adı bile öz be öz Türkçedir.

Lukkia (Lycia) dilinde Artemis'e Ertemi derler ve zamanla Artemis olmuştur. Zaten tüm tanrıçalar anatanrıçadan bölünerek çoğaltılmıştır. Artemis bir Amazondur. Amazonlar İskit ve Kimmerler soyundandır. Heredot, "İskitlerin dilinde Amazonlara Oerpata denildiği"ni yazar, Oerpata- Türkçe Erpata, yani Er öldüren demektir.

Apollo ise Etrüsklerde Apulu, Hititlerde Apulinus'tur. Hatta Apulinus kelimesini Türkçe'deki Alp ile eş tutarlar, çünkü Apollo da bir Alp kişi gibidir. Artemis ve Apollo kelimelerinin Yunanca bir anlamı yoktur. Azra Erhat da Mircea Eliade de de çok net bir şekilde isimlerin Yunanca karşılığı olmadığını belirtir. İkizlerin doğum yeri Anadolu olsa da Hellen mitlerinde Delos olarak geçer (sahiplenmek için.) Likyalı Leto hikayelerde pek anılmaz, Etrüsklerde Letun, Romalılarda ise Latona olur. Leto'nun annesi Phoebe (Dolunay- bilgelik) ve babası Coeus (Güneş - kutupları saran gökyüzü/atmosfer - akıl, zeka, bilgi) birer Titandır. Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardır ve onların bulunduğu Çağ dillerin karıştığı Altınçağ'dır.

"Hera Leto'nun hamile olduğunu öğrenince peşine düşer. Leto doğum yapacak yer ararken "Hyperboreans" dan bir Dişi Kurt rehberliğinde aşağıya iner, (ya da kurt ülkesini arıyordur) ve daha sonra kurtları üstün tutar, saygı gösterir." der Heredot. Göktürkler'deki Asena aslında mavi anlamına geliyor, yani Gök Kurt anlamındadır, bozkurt ise kurdun türüdür. Asena, Çin kaynaklarında Aşina olarak geçer. Etrüsk asil liderlerinden birinin adı da Rasena’dır. Gök Kurt nasıl maviyse Leto'da açık renk tenli ve mavi gözlü olarak tasvir edilir. Ve bilinir ki, özellikle Avar, Kıpçak ve Kuman Türkleri açık renk tenli ve Mavi gözlüdür.

Kanı mavi terimi İngiltere'de I.Elizabeth'in (1533-1603), ya da İspanya'da 12.yy'da derecesi düşük bir asilin oğlu olan Fidalgo-Hidalgo'dan kaynaklandığını söylerler. Hidalgo, zengin adam, birilerinin oğlu demekken mavi kan anlamına dönüşür. Toprak ağası, Şövalye ve Asil soylular için kullanıldığı gibi, sonradan kraliyet soyları da bu kategoriye katılmıştır. Aslında 16.yy da Shakespeare ile efsaneleşmiştir. Shakespeare'n "The Rape of Lucrece" adlı Lucree'n Tecavüzü 7 dizelik şiirinde geçer.

"Onun mavi kanı siyaha dönüşüyordu, her damarında, baharı isterken, bu daralmış damarların beslediği, ölü bedene hapsedilen hayatı gösterir" böylece 'Kralların kanı mavi akar' özlü söz de buradan kaynaklanır.

Latinler asil, Etrüskler alt sınıfa konulmuştur, çünkü Batılılar atalarını Latin ve Greklere bağlamıştır. Halbuki, Latinleri medeniyet ile tanıştıran Etrüsklerdir. Son üç Roma kralı Etrüsk kökenlidir. Roma MÖ 620 ila 509 arası en güçlü şehirdir ve daha öncede belirttiğim gibi Roma şehrini bile Etrüskler kurmuştur. Bütün Etrüsk kralları ilk kralları Tarquin'in adını devam ettirmiştir. Lucree’nin hikayesi uydurma da olabilir. Çünkü biliyoruz ki Etrüsklere ait ne varsa ya silinmiş, ya da zaptedilmiş ve Latinlere, yani bugünkü anlamıyla Romalılara atfedilmiştir, buna dişikurt hikayesi de dahildir.

Bu tecavüz hikayesi şöyle anlatılır:

Etrüskler savaştadır. Bir gece Lucius evine Etrüsk prenslerini getirir, Prens Tarquinius Lucius eşi Lucree'yi beğenir. Konuklar gider, ama ertesi gece eşi evde değilken gizlice gelir, ağırlanır, ama, Etrüsk soylusu Roma kralı Superbus Tarquin’in çapkın olan en küçük oğlu Sextus (bu lakap İngilizceye altıncı (sixth) olarak çevrildiğinden altıncı çocuğu olmalı) Tarquin, yani Tarkan, Lucree'ye o gece tecavüz eder. Lucree'n eşi öğrenir ve "Roma bu kraliyet ailesinden kurtulmalı, hepsi bizim düşmanımızdır" dedikten sonra isyan başlar ve Etrüskler Roma'dan atılır, monarşi sona erer ve Roma Cumhuriyeti dönemi başlar. Tarkanlar ise başka bir şehirde öldürülürler böylece Etrüskler tarihten silinir. Lucree ise intihar etmiştir.

Bu hikayeyi Romalılar hep anlatmıştır, lakin doğruluğu tartışılır. Etrüsklere ait ne varsa kendilerine uyarlamışlardır ve her şey artık Romalıdır, Latindir. 

Dişikurt efsanesinde ise; Roma'yı Etrüsklerin değilde Romalıların kurduğunu kanıtlamak için MÖ 3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu imparator Augustus döneminde sürekli anlatılır ve Romalılar zamanla da her şeylerini Etrüsklere borçlu olduklarını unutur. Buna din, yazı, ordu ve devlet sistemini de ekleyebiliriz.

Bu tarihi çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Bugün dahi bunu yapıyorlar, İskitler İrani dillidir, Hint-Avrupalıdır ya da Türkler 11.yy'da Orta Asya'dan ilk kez Akdeniz havzasına inmiştir diyerek !
Capitoline dedikleri dişikurt ve ikizler heykelindeki dişikurt MÖ 400 den Etrüsklerden kalmadır, ikizler MS 1400 de sonradan eklenmiştir. Etrüsklere ait dişikurt tek çocukludur, bulunan mezar taşı MÖ 6.yy’a aittir, yani Etrüskler tarih sahnesinden, ya da Lucree’in sözde tecavüzünden önceki döneme aittir. Romalılar döneminden kalma Lale Adası Ayvalık'ta emziren dişikurt figürü bulunmuştu, ama zamana yenilmiştir.

Ve Anadolu'da görülen her şey Roma ya da Yunan değildir!


Semra Bayraktar
14 Temmuz 2018.


"Temuçin’in babası Yesugey için Şibani-nâme’de; Burkaçin Kıyat neslindendir. Burkaçin mavi gözlü ve sarı benizli demektir. Yesugey Bagatur’un çocuk ve torunları tamamen koyun gözlü, sarı benizlidir[132] izahını görmekteyiz. Aslında bu Çingiz Kagan ve soyunun antropolojisine dair önemli ipuçlarıdır. Bugünkü Mogollar arasında bazan sarışın, bazan kızıla çalan grupların olması belki böyle açıklanabilir. Bu bize ayrıca onların içinde Kıpçak tesirinin varlığına da işaret eder. Ancak Şibani-nâme’deki Burkaçin sözü herhalde Börçigin’dir."

Saadettin Yağmur Gömeç
Çingiz-Nâmeler Üzerine Bir İnceleme: Çingiz Han’ın Soyu ve Mogol Tarihinin İlk Devirleri, Belleten-2018, 82/294






24 Ağustos 2018 Cuma

İphigenia'nın Kurban Edilmesi




İphigenia'nın annesi Klytemnestra solda yas tutarken babası Agamemnon kurban etmek için götürüyor. 
İphigenia'yı taşıyan kıvırcık saçlı kişi ise Odysseus (Ulysses). 
Bu arada, Artemis İpginenia'nın yerine kurban edilmesi için bir geyik getiriyor... 
Fresk MS 1.yy – Pompei / Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi




"Akhalar zamanı gelince yelken açarlar. Ancak bir fırtına çıkar ve ilerlemelerini engeller. Bunun üzerine Kalchas kehaneti yorumlar ve Aulis'e geri dönmeleri gerektiğini iletir. Aulis'e vardıklarında Agamemnon tanrıça Diana'yı yatıştırır, sonra da takipçilerine Truva'ya doğru yola çıkmalarını emreder." - Truvalı Dares.


Homer’de de geçmeyen bu “yatıştırma” hikayesi Euripides’te (MÖ 5.yy) geçer: Filo rüzgar için Aulis’te* beklerken, Akhaların bilicisi Kalkhas kehanette bulunur; Agamemnon, bir gün avdayken Artemis’in kutsal geyiğini vurmuştur. Artemis kızmıştır, bu yüzden rüzgarları estirmemektedir. Eğer Agamemnon kızı İphegenia’yı Artemis’e kurban ederse rüzgarlar geri gelecektir.

Agamemnon öfkelenir kendi kızını nasıl kurban eder. Evet onlarda insan kurban etmek vardır, ama her zaman köle veya esirlerden seçilir. O asil sınıfına mensuptur, bir kraldır, yapamaz. Özellikle Odysseus** ve diğer liderlerin telkiniyle, gönülsüz de olsa, kızını Artemis’e kurban verecektir. Bunu duyan eşi Klytemnestra Agamemnon’u lanetler, zaten savaştan dönünce de eşi ile onun aşığı (Agamemnon'un amcaoğlu) tarafından öldürülür.

İphegenia tam kurban edilecekken Artemis onu alır ve Tauris (Kırım)'a götürür, tapınağının rahibesi yapar. Rüzgar geri gelmiştir ve Akha filosu beklenen savaş için Truva’ya doğru yelken açar.

Truvalılar'da 'insan kurbanı' yoktu. Onlar Skamandros (Sakamaner / Kara Menderes) nehir tanrısına At kurban ederlerdi.


SB
* Aulis: Eğriboz (Euboia) Adası yakınlarında Akha filosunun toplandığı yer.
** Odysseus "Hellence" değildir, Artemis de...



*


İphigenia Tauris'te
Goethe

ARKAS
Ah! Sen kutsal rahibe! Bu yere onur veren.
Sayılan, saygılarla ağırlanan erden!
Uğur sayardık bunu bil ki kendimiz için.
Daha aydın, sevinçli ışısaydı gözlerin.
Henüz kalbin acının gizemiyle örtülü,
Çözülmez gizle dolu, karanlığa gömülü,
Ve bizler kaç yıllardır bekleriz hiç durmadan
Bir söz söylesen diye içini bize açan.
Fakat ilk tanıdığım günden beri seni ben
Hep o gizemli bakış, titrediğim, ürküten.
Demirlerle bağlanmış sanki ruhun göğsüne.

IPHIGENIE
Yaraşan budur bize, yurttan atılanlara.

ARKAS
Kendini atılmış mı sanıyorsun burada?

IPHIGENIE
Yurdu sayılır mı hiç insanın gurbet eller?

ARKAS
Gurbet el oldu demek kendi yurdun, bu yerler.

IPHIGENIE
Bu nedenden umuyor burda kanayan kalbim.
Daha küçücükken ben, Hellas'ta, evimizde,
Yürek bağım pek zayıfken henüz sevdiklerimle,
Ana, baba, kardeşi bilir bilmezken henüz,
Ve biz çocuklar evde, körpe fidanlar gibi
Atalar yurdu denen bu yüzyıllık ağacın
Koeamış gövdesinden fışkıran dallar gibi,
Göklere boy atmaya çabalarken, ansızın
Bir yabanın ilenci tutup bileklerimden
Kopardı, aldı ben,i bütün sevdiklerimden,
Demir ellerle kırdı o kutsal, güzel bağı,
O zaman bitti hepsi, gençliğin çiçeklenen
Sevinci, şen günleri, o mevsim baştan başa.
Kurtulan benim yalnız, ben kaldım bir başıma,
Üzünçlü bir gölge gibi, ve artık açmayacak
Yaşamın taze sevinç çiçekleri içimde.

ARKAS
Karayazılıyım der, bu adı verirsen sen kendine
Hâk kazanırım sana iyilik bilmez demeye ben de.

IPHIGENIE
Şükrettim size her gün.

ARKAS
Fakat içten gelmeyen,
Bir şükür ki karşılık değil gördüklerine,
Mutlu bir yaşam değil gülen bakışlarında,
Yürekten yaklaşış değil seni ağırlayana,
Alıp getirdiği gün gizemli bir el, hani,
Bu tapınağın önüne yıllarca önce seni
Theas çıktı karşına, tanrı göndermiş gibi,
Sana karşı sevgiyle, saygıyla dolu kalbi,
Ve bu kıyılar dostça kucak açmıştı sana.
Bu kıyılar ki korku verirdi her yabana
Ve hiç kimse yoktu ki gelip de, senden önce,
Sunulmasın burada tanrıya kurban diye,
Bu kutsal mermerlere akıtmasın kanını.

IPHIGENIE
Özgürce soluk almak mıdır yaşamak yalnız!
Ne acıklı bir yazı, ki bu kutsal tapmakta
Görmeye gelmiş bir gölge gibi kendisinini
Yalnızca yas tutup dolaşmak düştü bana?
Ve ben nasıl bilinçli, mutlu bir ömür derim
Ona, ki her günü bir başka yasla dolmada
Ve bizi alıp sessiz sürüklemede burdan,
Lethe'nin kıyısında, bir ağıt gibi gamlı,
Sayısız ölülerin yaslı alaylarına?
Vakitsiz bir ölümdür boş geçen ömrün adı.
Ve bana düşen de bu acı kadın yazısı. (...)

IPHIGENIE
Atreus'un en büyük oğlu Agamemnon'du,
Babam o. Fakat size şunu söyleyeyim ki
Ben onda ömrümün ilk gününden beri, seçkin,
Yetişkin eri sezdim. Anam Klytemnestra
ilk aşk meyvesi diye beni doğurdu ona,
Sonra da Elektra'yi. O zamanlar böylece
Egemendi kral yurda yıllar boyu sessizce.
Kavuşmuştu Tantalus evi dinginliğine.
Fakat bir şey eksikti bu yuvanın yazısında,
Bir oğul yoktu evde, bu dirlikli yuvada.
Ve bu büyük istek de henüz gerçekleşmişken,
iki kız kardeşiyle Orestes daha büyürken
Bir yıkım daha geldi, bu eve kanat gerdi,
O savaş haberini siz de duydunuz elbet.
Bütün Elen beyleri, toplayıp güçlerini
Kaldırılan en güzel kadının öcü için
Toplanmıştı önünde Trova burçlarının.
İşitmedim henüz ben kent elde edildi mi,
Öc alınıp düşmandan amaca erildi mi.
Babamdı başlık eden Elenler ordusuna.
Boşuna bekliyordu ordu Tauris koyunda
Uygun bir yel essin de denize çıksın diye.
Çünki Diana kızgındı büyük başbuğa, orda
Tuttu bu atılışı ve Kalchas'ın diliyle
İstedi ilk kızını kraldan kurban diye.
Aldatıp getirdiler evden anamla beni,
Gelip attılar orda kurban taşına beni,
Sundular adak diye başımı tanrıçaya.
Fakat yatışmıştı o, istemedi kanımı,
Kurtardı, aldı beni, kırmadı kanadımı,
Bir buluta sararak ırak etti gözlerden;
Ancak bu tapmakta göz açtım bu ölümden.
Benim o, Iphigenie, torunu Atreus'un,
Agamemnon'un kızı bu seninle görüşen,
Ve malı tanrıçanın, o beni mal edinen.

THOAS
Ne bir ayrı üstünlük, ne de bir fazla inan
Deminki yabancıya, şimdiki han kızından.
Yineliyorum sana gene ilk önerimi:
Gel ardımdan ve paylaş benimle her şeyimi.

IPHIGENIE
Ben böyle bir adımı nasıl atarım, kral?
Yalnız, beni kurtaran o tanrıça değil mi
Bu adanmış yaşamın üstünde hakkı olan?
Sığındığım bu yeri o seçti burda bana.
Olası ki ömrünün son sevinci olarak
Saklayan da o beni babam için bu yerde,
Cezalandırıp onu yeter bir ceza ile.
Ve ben onun çizdiği yola değer vermeden
Nasıl kalırım burda, bağlanıp ona karşın?
Zaten el açıp göğe, yalvardım tanrıçaya,
Belirtsin bana diye, yazım burda kalmaksa.

THOAS
O tanrısal işaret, burda bulunman senin,
Kaygılanıp bu tür kaçamaklardan çekin.
Çok söz etmekten amaç hayır demektir yine,
Bu sonuç gizli kalmaz neylesen dinleyene.

IPHIGENIE
Sözler değildir elbet yalnız göz kamaştıran,
Bendim bütün gizini sana kalbimin açan.
Ve demin sendin yine, ana babama karşı,
Kardeşlerime karşı gönülden duygularla
Özlemlik gereğini belirten, sözlerinle.
Eski sofalar, odalar evimizde bugün de
Fısıldaşır adımı gizlice gamlı, yaslı.
Sevinç çelenkleriyle bezenecek, gülecek
O yuvada her sütun bir gün burdan dönünce.
Ah ne olur göndersen beni yurduma artık!
Bu en son sevinç bize ve en büyük mutluluk.

THOAS
Dön öyleyse! Ne diyorsa yüreğin, onu yap!
Sağgörünün sesini, öğüdünü dinleme!
Bırak tam kadın gibi kendini içgüdüne,
Ve tutup kollarından seni bağmsız, bağsız,
Bu güç dilediği yere sürüsün, atsın.
Tutuşunca yüreği bir istek aleviyle
Tutamaz bir kadını en tanrısal bağ bile,
Kandırır, alır, gider babasından, erinden
Onların deneyimli, vefalı ellerinden.
Ve söner o içinde birden tutuşan alev,
Sürükler yüreğini boşuna bağlı, yeter
Bitmeyen gücüyle inandırmanın altın dili.

IPHIGENIE
Bana verdiğin soylu sözü anımsa, kral.
Gösterdiğim inana bu mu yanıtın senin?
Her şeyi dinlemeye hazırdın daha demin. (...)

IPHIGENIE
Kimim öğreneceksin, şimdi sen kardeşinden
Az buçuk işittiğim şeyleri söyle bana,
Ne oldu evlerine dönünce Troya'dan
Daha eşikte bir uğursuz, umulmaz yazgının
Sessiz karşıladığı erlerin sonu?
Gerçi ben o kıyıya pek genç getirildimdi,
Anımsıyorum fakat, o soy kahramanlara
Korku, hayranlık dolu ürkek bakışlarımı.
Olympus dağıydı sanki, onlar çıktığı zaman,
içini döken size, yarılıp ortasından,
Ilion'a, o dünyanın eski, büyük çağından,
Gönderilen devlerdi ürkü vermeye inen,
Hepinizin önünde Agamemnon, en şanlı!
Ah, öldü, değil mi o, karısı ve Aegisth'in
Kurnaz aldatışıyla, eşiğinde evinin?... (...)


*


Akdeniz Mitolojisi

Şimdi sorarım size: Mitoloji diye bir kitap yazmaya girişince bu bin bir kaynak arasından hangisini seçip de anlatsın çağdaş bir yazar? Kaldı ki mitoloji deyince başta Yunan-Roma mitolojisi diye bir kavram akla gelir. Bu anlayış da hatalıdır. Aslında bir Akdeniz çevresi efsaneler topluluğu vardır, onu Yunanistan ve Roma'ya mal etmemiz bu efsanelerin Yunanistan ve Roma uyruklu yazarların kalemiyle Yunanca ve Latince olarak yazılmış olmasından ileri gelir. Oysa bu efsanelerin çıkış yeri ne Yunanistan'dır, ne de İtalya, Anadolu'dur, Girit'tir, Mezopotamya'dır, Fenike'dir, Mısır'dır, ya da bütün bu yerlerdeki sözlü geleneklerin karışımından ortaya çıkmış bir bütündür. Yunanlı ya da Romalı kaynak yazarlar anlattıkları efsanenin asıl kaynağını araştırmazlar, onu bilseler bile kimi zaman siyasal amaçlar güderek saklarlar, bile bile değiştirirler.

İkinci bir güçlük mitos anlayışında gün geçtikçe artan değişik görüşlerdir. Son yıllara dek "Yunan mucizesi" diye bir balon uçup dururdu. Batı dünyası insan değerlerinin dile geldiği ve büyük sanat yapıtlarıyla ölümsüzlük kazandığı tek kaynağın Yunan-Roma uygarlığı ve kültürü olduğuna inanırdı. Bu dar görüşlü açıdan bakılınca Yunan mucizesini yaratan asıl kaynak ve etkenlerin ne olduğu araştırılmaz, görmezlikten gelinir, bu inancı sarsacak bir bulut ortaya çıktı mı, bile bile ve bilimselliğe aykırı bir tek yönlülükle tartışmaya, giderek kavgaya girişilirdi. Troya'nın Çanakkale yöresinde olmadığını, Schliemann-Dörpfeld-Blegen üçlüsünün gün ışığına çıkardıkları koca uygarlık merkezinin Homeros'un İlyada'sıyla bir ilişkisi bulunmadığını ileri sürmekte direnen sözüm ona bilginler bugün bile ortalıkta dolaşır ve kör görüşlerini kitaplara aktarmak yolunu bulurlar. "

Azra Erhat - Mitoloji Sözlüğü (1972)