at etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
at etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2023 Cumartesi

Gordion Kurganları

 

Gordion ve çevresindeki kurganlar. 

Kurgan MM Frig değil, Saka-Türk boyu olan Muşkili Mita'nın kendisi ya da babası Gordios'a (Goroğlu) ait. İki Atlı-Kurgan KY (MÖ 780) Kimmer-Türk olarak açıklandı. Bu iki at ahşap odanın çatısında yatıyordu. Kurgan da sonradan taşlarla örtüldü. Kurgan P (MÖ 760) ise bir çocuk teginine ait ve çıkarılan eserler de İskit-Türk sanatıyla aynı. Hatta Kurgan-III'teki bir buluntu Ordos-Hun-Türk buluntularıyla kıyaslanıyor.

Bugün başka bir kaynaktan (ben de saklı) öğrendiğim ise Gordion'daki bir başka kurgandan SEKİZ ya da daha fazla (demek ki tam hesaplayamamışlar) AT iskeleti bulunduğudur. Bu kurgan MÖ 6.yy'a ait, atların altında ise ahşap oda yok. Ancak bu kurganın hangisi olduğu belirtilmiyor! Ayrıca Gordion'daki başka kurganlardan İskit-Türk koşum malzemeleri de çıkarılmış.

Ahşap odaları, taş ve toprak yığmalı kurganlar Frig değildir! Olsaydı geldikleri yerde de olurdu! Mellink'in de dediği gibi "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını bilmiyoruz...."

"Frig kurganlarının İç Asya ve Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki ağaç defin odalı yapılarla aynı soydan olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır. (...) Goroğlu Türkmenistan'da mezarda doğmuş anlamında kullanılır ve öte dünyaya doğacak olması anlamına gelir." (Yaşar Çoruhlu - Eski Türklerin Kutsal Mezarları, Kurganlar*)

Casus-arkeo Rodney S.Young'un sadece Kurgan Z için "Kurgan Z şüphesiz 'kafesli' odalar inşa eden ALTAY halkıyla soyunu paylaşan birine aitti" demesi de "olayı" kurtarmıyor!

Herkes biliyordu, hâlâ biliyorlar!

SB



* Kurgan = Korgan

 "Kör/gör şeklini Türkmen şivesinde bulmak mümkündür. Gör (gö:r/go:r) kelimesi mezar anlamında gelmektedir. Köroğlu hikâyesinin Türkmenistan'daki bir şeklinde 'Goroğlu' mezarda doğmuş (Kendisini yer büyütmüş, topraktan doğmuş) bir yiğit olarak anlatılmaktadır. Bu husus mezarın yeniden doğulacak veya öteki dünyada yaşanacak yer olarak algılanması konusuna uygundur. Kazak şivesinde de kor kelimesi ölünün gömüldüğü yer anlamına gelmektedir. (...) Kelimenin daha çok korumak kelimesiyle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Kaşgarlı Mahmud'da koru dikenli tel, korı kökü ise korumak anlamına gelmektedir. Böylece korıgan 'korunulan yer' demektir. Nasıl Köroğlu hikâyesinin Türkmenistan varyantlarından birinde Köroğlu'nu yer (mezar, toprak) koruyor ve doğuruyorsa benzeri şekilde öldükten sonraki yaşama inanan çeşitli Türk toplulukları da 'mezarı', 'cesedin konulduğu yer' ve ikinci yaşamına geçeceği yer, 'ev/saray' olarak algılamışlardır. Mezarla yer/toprak ilişkisi Kaşgarlı Mahmud'un eserinden de belli olmaktadır. (...) Eski Uygurcaya baktığımızda burada 'kor' kelimesinin yine Kaşgarlı Mahmud'da olduğu gibi zarar, ziyan olarak verildiği, 'koramak' fiilinin, bir anlamının kaybetmek, ziyan etmek, azalmak olduğu belirtiliyor. Yine eski Uygurcada 'korımak', korumak anlamında ele alınmıştır. Aynı Türk şivesinde 'kuratmak': toplamak, yığdırmak; 'kurgag veya kurgak': kara toprak ve daha önce söylediğimiz gibi, kurgan, kale manasına gelmektedir. Buradan korumak amacıyla mezarın üzerindeki yığının, toprağın söz konusu olduğunu ve bunun kurgan'ı oluşturduğu anlaşılıyor. (...) kurgan veya korgan kelimesinin kale, şehir (ordu ve balık) ve tepe, yığın, korumak anlamlarının zaman zaman yan yana yer aldığını görüyoruz (...) Kurgan veya korıgan kelimesi aslında mezarın üstündeki yığın, tepe, toprak anlamına geliyor. Bu tepe ve toprağın ana fonksiyonu cesedin öteki dünyadaki yaşamını sürdürebilmesi için, onu korumak olmaktadır."

Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu, "Kurganlar"


"...Frig yönetici sınıfının Balkan kökeninin sorgulanması gerektiğini düşünmek..."

"MÖ 780-770 yıllarına tarihlenen Gordion KY Tümülüsü, hem at gömme geleneğinin Anadolu uygulamaları hakkında bilgi vermesi açısından, hem de tümülüsün değişen kronolojisi itibarıyla oldukça önemlidir. Önceki yıllarda yürütülen çalışmalar sırasında Kimmer istilası sonrasına, MÖ 7. yüzyılın başlarına tarihlendirilen tümülüsün tarihinin neredeyse bir yüzyıl geriye çekilmiş olması, bize göre Anadolu ve Frig arkeolojisi açısından yeni sonuç ve sorularla doludur. Kohler tarafından incelenen tümülüste saptanan uygulamalar ve buluntular, önceki çalışmalarda Anadolu’ya yabancı bir geleneğin varlığı şeklinde değerlendirilmiştir. Tümülüs için önceden önerilen MÖ 7. yüzyılın başları tarihi bu düşünceyi doğrular nitelikteyse de yeni kronoloji itibarıyla bu görüşün desteklenebilmesi artık tartışmaya açık durumdadır.

Frig tümülüslerinin en bilindik ve kapsamlı incelenen örnekleri başkent Gordion’da yer almakta, tümülüslerin yayılım alanı oldukça geniş bir alanı kaplamaktadır. Başkent Gordion’da bulunan yaklaşık 150 örneğin dışında Ankara il merkezinde de yaklaşık 20 Frig tümülüsü saptanmıştır. MÖ yaklaşık 850-825 yılları arasına tarihlendirilen Gordion’daki W Tümülüsü, Frig tümülüsleri arasında kazısı gerçekleştirilmiş bilinen en eski örnektir. Gordion’daki diğer tümülüsler son çalışmalarla artık MÖ 740’lara tarihlenen görkemli MM Tümülüsü’ne göre oldukça küçük boyutlu olmalarına karşın, buralarda defnedilen kişilerin de toplumun yüksek kesiminden kişiler olduğu düşünülmektedir. Bu noktada, MÖ 780-770 gibi, Kimmer istilasından çok daha eski bir döneme tarihlenen mezar ve sahibinin, Frig krali ailesiyle olan bağının sorgulanması gerekmektedir.

KY Tümülüsü’nde atlarıyla birlikte gömülen kişi kimdi? Bu kişi önceden düşünüldüğü üzere Kimmer kökenliyse istiladan neredeyse bir yüzyıl önce Frig krali mezarlığına hangi nedenlerle defnedilmişti? Özellikle Demir Çağı içinde Asya kökenli göçebe toplumlarla ilişkili sayılan bir gömme biçeminin Frig başkenti Gordion’un en eski tümülüslerinden birinde uygulanmış olması, uygarlığın en güçlü olduğu dönemlerdeki etnik bileşenleri ve olası kökenleri hakkındaki bilgilerimizi sorgulamamızı gerektirir mi? Benzeri soruları bugünkü bilgilerimiz ışığında yanıtlandırmak zor ve yanıltıcı olsa da doktora çalışmamızda değindiğimiz üzere (Erdan 2015), Frig kültürünü oluşturan -Anadolu ve Doğu kaynaklı- öğeler bütünü bir arada değerlendirildiğinde, Gordion’daki at gömme uygulamasının da katkısıyla en azından Frig yönetici sınıfının Balkan kökeninin sorgulanması gerektiğini düşünmekteyiz.

Anadolu’da at gömme geleneği KY Tümülüsü’nü takip eden süreçte Elazığ, Eskişehir, Amasya ve Ankara’da tekrar karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada uygulamanın belli bir etnik kimlikle ilişkilendirilmesi durumunda, at gömme geleneği ve uygulayıcılarının Demir Çağı Anadolu'sunda etkin bir sosyo-kültürel göç olduğunu da kabul etmek gerekmektedir.

Yeni kronoloji ışığında; K III Tümülüsü MÖ 780-770, P Tümülüsü MÖ 760’lara, MM Tümülüsü MÖ 740’lara ve J Tümülüsü MÖ 600’lere tarihlendirilir."

Emre Erdan, ADÜ, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, 2016


Gordion Kurgan KY'den Kün-Ay bronz plakalar, tıpkı Hun-Türk Noin-Ula Kurganı'ndan çıkanlar gibi


Asya Hun-Türklerinde saç stilleri ile altta Gordion'dan çıkarılan ve "Kibele" olarak adlandırılan, ancak
Türk Taşbabası olanın saç şekliyle karşılaştırınız.

Ortadaki "Kybele" değildir ! O bir Taşbaba'dır.

Doğu Kazakistan'dan Taşbabalar - Zeynolla Samaşev'in kitabından

Gordion Kurgan B'den Taşbabalar (iddia ettikleri gibi bir İdol değildir)


Altay'dan bir Türk Taşbaba/Balbal (İdol mu diyeceğiz yani şimdi bunlara!!!)



Tarih sahnesine MÖ 8.yy'da çıkan "Frig"lerin titizlikle kayıt tutan Hitit yazıtlarında adlarının hiç geçmemesi ve hatta Doğu kaynaklarında Muşki olarak geçmesi, kurganların Kimmer-Saka ile birlikte görülmesi, taşbabalarının, atlı gömünün, İskit sanat eserlerinin bulunması ve "Frig" olarak tanıtılan buluntuların ki en belirgin olanları başlıklar (İskit/Sakalara ait) ile çengelli iğnelerin (Fibulaların en eskisi Kafkas Kimmer-İskit mezarlarında) "Frig"lere özgü olmaması ve "eski Frigce" olarak tanımladıkları , ancak Türkçe olan Ova/Oba ve Bediz sözcükleri.... gibi veriler "Frig"leri değil Türk boylarını işaret etmektedir.


Türkoloji ile Klasik Arkeoloji beraber okunmalı.

Çünkü Anadolu'nun "Klasik" döneminde Türkler var.

Dikte edilip ezberletilen tarihi bırakın ve arkeolojik bulgulara bakınız!

Bu veriler yalan söylemiyor!

Yer Adları gibi Kurganlar da, Taşbaba/Balballar da, Türkçe de

Türklerin Tapu Senedi'dir!



Hep sorgulamıştık, sizlerin de sorgulama zamanı gelmişti....
SB

Dürüst Olunuz !



27 Nisan 2021 Salı

Kapadokya "Güzel Atlar Ülkesi" mi demek?




Kapadokya bölgesi de dahil tüm İç Anadolu MÖ 13.yy Mısır yıllıklarında "Hatti Ülkesi" anlamında "Khita" ya da "Khatti" olarak geçer. II.Ramses ile II.Muvatalli arasında yaklaşık MÖ 1274 yılında gerçekleşen Kadeş Savaşı'nı kaydettiren II.Ramses Hititlerin ülkesinden "Khita-ülkesinin kralı.." diyerek bahsettiği Hatti Ülkesi'dir. Anadolu'nun yerlisi olan Hattilerin ülkesini 1700'lerde işgal eden Hititler bile ülkelerinden bahsederken Hatti sözünü kullandığı gibi Hattilerin başkenti Hattuşa'dan türetilmiş kral adları almışlardı. Hitit sözünün bile Khita/Khetta sözünden 20.yy'da uydurulduğu bilinmekle birlikte, Hititler kendilerine asla Hitit dememiş, "Nesili, Nesi dili konuşanlar, Neşalılar" demişti.


Hititlerin MÖ 12.yy'dan sonra tarih sahnesinden silinmeleriyle Kapadokya bölgesinde, MÖ 9.yy Asur kaynaklarına göre, Tabal Krallığı bulunmakta. Anadolu'dan ayrılan bazı Taballar da önce Kafkas İberya'ya, oradan da İber Yarımadası'na giderek bugünkü Baskların (Euskara) atalarını oluştururlar. Hatta İber sözünü de İber Yarımadasına onlar götürmüştür. Taballar, Kaşka ve Muşkilerle de soydaş gösterillir. Kaşkaların Hattilerin Ay Tanrısı Kaşku'dan dolayı Hattilerin devamı oldukları düşünülür ki bu hiç de mantıksız değildir. Çünkü Hititlerin gelmesiyle Hattiler yok olmamış ve birçok Hattili kuzeye yerleşmiştir. Hitit döneminde ise bu topluluğa Kaşka denilmiştir.


Bugün Kafkas halklarının kökenini Hatti, Kaşka, Muşki olarak gösterenler bir bakıma haklıdır. Ancak Kafkas akademisyenlerin dile getirdiği gibi bunlar (Ata Hatti, Ata Kaşka, Ata Muşki) özünde Kafkas topluluklarından değildir. Sonradan Abhaz-Çerkes ve Laz topluluklarının atalarından biri olmuşlardır. Hattilerin dili Türkçe gibi eklemeli dil sınıfındansa Kaşkaların da aynı dili konuştuklarını varsaymak yanlış değildir. Kaşkalar ile Muşkiler aynı zamanda Sak-Türk boylarından kabul edilir ki adları Kaşka-y (Gaşgay) ve Meşe-Mişer olarak bugün dahi Türk dünyasında yaşatılmaktadır.


Hattilerin ülkesi MÖ 13.yy Mısır kaynaklarında Khita-Khata olarak anılırken MÖ 5.yy'da Katpatuka'ya dönüşmüş. Bu aradaki 800 yılda kültür ve gelenek gibi çok şey değişir, dil bile... Pers kralı Darius tarafından 3 dilde yazdırılan Behistun yazıtında Kapadokya'nın Persecesi "Katpatuka", Elamcası ise "Ka-at-ba-du-kaš" olarak geçmektedir. Ancak, Katpatuka sözünün anlamı "Güzel Atlar Ülkesi" değildir. Çünkü Persce "Güzel Atların Ülkesi"nin karşılığı Huwaspadahyu olarak verilir ki Huwaspa- ile Katpa- arasında sesdeşlik bile yoktur. Ahamenişler de tıpkı Hititler gibi işgal ettikleri toprakların önceki adlarını kullanmıştır.



Pers (Ahameniş, MÖ 550-330) öncesinde bölgede at-katır ticareti yapılmakta olduğundan Katpatukka sözünün anlamına da "Güzel Atlar Ülkesi" yakıştırması yapılmış. Oysa bölgenin adındaki Kat (Khatti/Khita) Hatti anlamındadır, yani bu adı ve "Güzel Atlar Ülkesi" anlamını veren Persler değildir, çünkü...


MÖ 7.yy'da bölgeye yerleşen Kimmerlerin at ve katır ticareti yaptıkları Eski Ahit'te anlatılır. Bölgenin Bey'i olan Togarma aslında Kimmer Türklerindendir. Çünkü Togarma, Gomer (Kimmer)'in oğlu olarak geçer. Yani Perslerden 250-200 yıl önce Kimmerlerin at ve katır yetiştirmelerinden kaynaklanan bir anlamlandırmadır "Güzel Atlar Ülkesi". Strabon (11.13.2) Perslere ödenen verginin bile at, katır ve koyun olduğunu belirtmekte ki Kapadokya halkı Roma İmparatorluğu döneminde de vergisini at ile ödemeye devam etmiştir.


Kapadokya'ya yerleşen Kimmerlerle birlikte bölge Kimmerlerin Ülkesi anlamında Gomer ya da Gamirk olarak da birçok kaynaklarda yer alır. Bu sebeple de Eski Ahit'te Kapadokya olarak değil, Togarma Ülkesi anlamında "Beyttogarma (Bit=Ülke + Togarma)" olarak geçer. Demir Çağ döneminin Tabal (Tubal) ve Kaşkaları (Chalybs) ile bölge "Demircilerin/Madencilerin Ülkesi" anlamında da kullanıldı. Çünkü Taballar ile Kaşkalar (Chalybs) demir-çelikten silahlarla madeni eşyalar üretip ticaretini yapmaktaydı. Hatta Komana (Gümenek-Tokat) kenti çelik silahlarıyla ünlüydü ki, kentin içinde bulunduğu Pontus bölgesi (ki Kaşkaların da yaşadığı bölge) bile bu sebeple "Cappadokia Pontus" olarak anıldı.



Okçu İskit-Türkü ve Teke - MÖ 330-322 / Kapadokya
Not "Phrygian Cap", but Scythian-Turk Cap, because early examples are among Central Asia's Saka(Scythians), and Goat represents the high dynasty


Özetle, Katpatukka'dan türetilen Kapadokya "Güzel Atlar Ülkesi" anlamında değildir. Bölgenin adı Hattiler'den gelir, ancak adını MÖ 7.yy'da at yetiştiren Kimmerlerle birlikte "Atların Ülkesi" olarak ün yapmıştır ki Katpatuka sözcüğünün atlarla hiçbir ilişkisi yoktur. Ayrıca kronolojiye göre Kimmerler Perslerden önce bölgede yerleşik yaşamaktadır.


Semra Bayraktar


Kaska (Gaska-Kaskian) - Togarma (Tegarama) - Cimmerian - Scythian > Turks



EK:

Tabal Krallığı'nın vergilerini at ve katır ile ödemesine dair yazıt




8 Mart 2019 Cuma

Trak Kralı Rhesos ve Atları





Kuvvetli bir direnişle karşılaşan Akha ordusu Truvalılar tarafından kovalanırken gece çöker ve meydan savaşına ara verilir. Herkes kendi kampına çekilerek nöbet tutmaya başlar. Akha kampında savaşçılar uyurken Aga Memnon'la Menelaus'u uyku tutmamaktadır. Aga Memnon kardeşine diğerlerini alması için gönderirken kendi 'aslan postu'nu sırtına geçirir ve 'yaşlı' Nestor'un çadırına doğru yol alır. 

Nestor çadırına birinin girdiğini duyunca hemen kalkar ve Aga Memnon'un telaşlı olduğunu görür ve sebebini sorar. Aga Memnon endişelidir 'ne olacaktır bu Danaoların durumu? Korkuyordur, ya nöbetçiler uykuya yenik düştüyse?..' 

Nestor cevap verir ona: "Endişelenme, Zeus Eke Tor'un her dediğini yapacak değil ya? Akhilles hele bi çıksın bakalım meydana o zaman görürüz Eke Tor'un becerilerini! Eğer plan yapacaksak diğer önderleri de çağıralım, soralım bakalım bu gece ne yapabiliriz. Gönder kardeşini sözünü dinler hepsi, gelirler hemen çağırınca. Zaten tüm yük senin omuzlarında, zorluklardan kaçar hep, yatar uyur o şimdi."

Aga Memnon ise, "uyanıktı o da, çağırsın diye ötekileri gelirken gönderdim onu. Biz Odysseus'la Diomedes'i uyandıralım." der. Nestor ile Aga Memnon Odysseus'un çadırına giderek önce onu uyandırır, sonra da Diomedes'in çadırına giderler. Diomedes şaşırmıştır gecenin bir vaktinde dolaşan önderleri görünce. Sorar ne olup bittiğini, onlar da anlatır. Diomedes sarınır 'aslan postu'na gider Telamonoğlu Ayas'la Meges'i kaldırır, 'hemen hazırlanın bir şeyler dönüyor' der. 

Hep beraber yola çıkarlar ve tek tek nöbetçileri kontrol ederler. Akha nöbetçileri Truva kampını gözetlemektedir. Nestor savaşçıları uyanık görünce 'tetikte olun güldürmeyelim kendimizi "düşmana" (!) ', diyerek onlara aferin çeker! Bu arada diğerleri gelir nöbetçilerin oraya. Aralarında Nestor'un oğulları da vardır. Toplantıda casus göndermeyi teklif eden Nestor, 'bakalım ne yapıyor bu Truvalılar, anlatsın bize 'gönüllü' giden casusumuz' der.

Diomedes 'gönüllü' olunca onunla gitmek isteyen bir çok önder çıkar, Menelaus da buna dahildir. Ama abisi onun 'gönüllü' olmasını istemez ve Diomedes'in kendisi seçmeli yol arkadaşını, der. Diomedes bu kararı beğenir ve düşünmeye başlar. Bu arada Aga Memnon'un ödü kopar kardeşini seçecek diye! Diomedes Odysseus'u seçer ve her ikisi de hazırlanarak zifiri karanlıkta yola koyulur.

Truva kampında da hareketlilik vardır. Eke Tor bir casus gönderilmesini istemiştir. Akhalar gemilerinin başında mı yoksa kaçtılar mı, diye gözetleneceklerdir. Ayrıca bu görevi yerine getirecek olan kişiyi hediyelere boğacaktır. Hızlı koşmasıyla ünlü olan Dolon gönüllü olur ve 'kurt postu'nu giyerek yola koyulur.

Birbirlerinden habersiz iki taraftan da yola çıkmış olan casuslar zifiri karanlıkta sinsice ilerlerken Odysseus ile Diomedes Dolon'u fark ederek hemen çalıların arkasına saklanırlar. Dolon onları çok geç fark eder ve kaçmaya başlar, ama Diomedes kargısını önündeki yola fırlatınca olduğu yerde donup kalır. Yakalanmıştır. Sorguya çekilir ve Dolon 'hemen çözülür', bir bir anlatır Truva kampında olan biteni. Üstüne bir de yalan söyler, güya Eke Tor onu casusluk yapması için zorlamıştır! Odysseus ile Diomedes her şeyi öğrenmiştir. Dolon'la işleri bittiği için Diomedes onu öldürerek 'kıvrık yayı' dahil silahlarından soyar. (İlyada'da öldürülse de başka bir kaynakta Dolon savaşın son günlerinde Antenor ve Aeneas'la birlikte hareket ederek 'ikinci' kez ihanet eder.)

Trakya kralı Rhesos adamları ve çok değerli atlarıyla daha yeni gelmiştir. Truva kamplarının dışında kalan bir yerde kendi kampını kurmuş ve dinlenmeye çekilmiştir. Odysseus ile Diomedes bu bilgiyi Dolon'dan almıştır ve Truva kampı yerine, daha kolay bir 'av' olarak düşündükleri Trakların kampına yönelmişlerdir.


Odysseus Trak savaşçılarını,  Diomedes Trak Kralı Rhesos'u öldürüken.ve Trak Atları
Amphora MÖ 540 / Getty Müzesi



Önce atları görürler, muhteşemdirler ve onların olmalıdırlar. Uyumakta olan Trak savaşçılarını tek tek sessizce öldürürler. Kralın çadırına geldiklerinde ise artık son darbeyi de vuracaklardır. Diomedes uyuyan kral Rhesos'un bedenine kılıcını saplar. Kralla birlikte toplam 13 kişi öldürmüşlerdir. Diomedes görevinin başarısıyla; Atları alıp gitsin mi yoksa devam mı etsin öldürmeye, soysun mu bu güzel silahları da, diye hayal ederken Athene onu uyarır. Truvalılar farkına varmadan oradan ayrılmaları gerektiğini söyler, çünkü Apollon onların ne yaptığını görmüş ve Trakların danışmanı Hippokoon (İppo=At ; Koon=Kun/Hun)'u uyandırmıştır. Arkasından Truvalılar uyanmış ve hemen Trakların çadırına koşmuştur ama Diomedes ile Odysseus atlarla beraber çoktan kaçmıştır.

Akha kampına geldiklerinde 'yaşlı' Nestor hemen bu muhteşem atları nereden aldıklarını sorar. Çünkü kendisi de 'at yetiştirmektedir' ve bunlar gibisini hayatında hiç görmemiştir....

İlyada; 10



- Atları arabayla değil binerek getirmişlerdir; "bindi atına kamçıyı şaklattı", "atlardan inip yere ayak bastılar". Ama... 'Grekler' atlara MÖ 7.yy'dan sonra binmeye başlamış ve ancak Philip II ve oğlu Büyük İskender ile 'süvari' birlikleri oluşturulmuştur.
- Diomedes evlilik çağına gelmiş olan 'Helena'nın taliplerindendir.
- Hayatında Trak atları gibisini görmeyen 'yaşlı' Nestor, üç nesil eskittin hala danışmanlık yapıyor, bir de üstüne aktif bir şekilde savaşıyorsun. Kaç yaşındasın? :)
- Doğu Türkistan'da Dolan adında bir Türk boyu vardır.
SB





Antik dönem Atina'sında Aile




Dorlarla birlikte (MÖ 1100-700) kıta Yunanistan halkı anaerkil aile düzeninden babaerkil aile düzenine geçti. Bu dönemde erkek, kadını kaçırarak y ada onu satın alarak on sahip olurdu. Doğan çocuklarla birlikte tüm aile erkeğin otoritesi altında yaşardı.

Kral Kekrops'tan (*) önce evlilik kurumu yoktu. Babaerkillik ile erkekler asıl, kadınlar ise ikinci plandaydı. Atinalı bir kadının dışarıda bir erkekle birlikte görülmesi büyük ayıptı. Sokakta dolaşırken yanında bir kollayıcının bulunması şarttı. Soyun sürdürülmesine önem verilirdi. Çocuksuz ve bekarlara iyi gözle bakılmazdı. Hatta çocuksuz kimseler yüksek konumlara getirilmezdi. 

"Evde kalmış kız" olmak aşağılayıcı bir anlam taşıdığı için, Atinalı genç kızlar evlenmeye can atardı. Evliliğe adım atılırken bir anlaşma yapılır ve bu bir 'iş anlaşması' olurdu. Düğün törenleri gösterişli olur kadın ve erkek ayrı otururdu. Evlenen kadın kocasının koruması altına girer, malı da kocasının olurdu.


Hesiod'un Kadınları

Erkek evlenme çağına gelince evlenmelidir. Erkek için en büyük mutluluk, iyi bir karısının olması, en büyük felaket ise kötü bir eşe sahip olmasıdır. Erkek, eşini istediği gibi yetiştirebilmek için, genç bir kız almayı yeğlemelidir. Gerektiği zaman karısını para ile satın almalıdır.

Takıp takıştırıp, kıçını sallayıp
aklını çelmesin kadının biri.
Gözü ambardardadır diller dökerken sana
Ha kadına güvenmişsin, ha bir hırsıza.
Bir tek oğlu olsun baba mirasına konan
Ancak böyle çoğalır evin zengniliği
Sen yaşlanıp ölünce oğlun tutar yerini.


Platon'un Kadınları

Evlenme ve aile sevgisi vatan sevgini engeller. Bu sebeple memurlar ve askerler evlenmemeli, sadece devlet çıkarını düşünmelidir. Kadın mülkiyet gibi ortak olmalıdır.

Gelecek kuşakların sağlıklı olması için, 55 yaşını erkekler ile 40 yaşını aşmış kadınların evliliğinden doğan çocukları öldürmelidir. Çünkü bu yaştaki çiftlerin çocukları sakat doğar. Çocuklar, eğitimci erkeklere ve süt annelere bırakılmalı ve onlar tarafından yetiştirilmelidir. Anneler doğurduğu çocukları tanımamalıdır.


Aristo'nun Kadınları

Kadın aklı gelişmiş bir yaratık değildir. Çünkü onun iradesi zayıftır. Bu sebeple onun yeri yuvası olmalıdır. O erkeklerin yaptığı işleri görmek gücünden yoksundur.  Kadın politika yapamaz ve savaşamaz. Erkek ise akıllı, güçlü, cesur ve adildir; tüm bu sebeplerle ailenin doğal başkanıdır. Bununla beraber koca karısına karşı insanca davranmalıdır. Aile kurmak insan için zorunludur, çünkü doğal bir kurumdur.


Sokrates'in Kadınları

Aile hayatında kadın ve erkek eşittir. Bekar kimseler evelnip yuva kurmalıdır. Ailede erkeğin görevi dışarı hayatından, kadının görevi ise ev içerisinde olmalıdır. "Evleniniz; eşiniz iyi huylu çıkarsa mutlu, kötü huylu çıkarsa filozof olursunuz."


Nahit Bilgin
Felsefeden Ekonomiye Antik Yunan Dünyası
Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2004


Çeşme Başında Kadınlar
Hydria, MÖ 5.yy / Metropolitan Müzesi


(*) Kral Kekrops (Cecrops) Gaia'dan (Yer) dünyaya gelen Atina'nın mitolojik kurucusudur. Doğum adı Acte olduğu için şehre öncelikle Attika denilmiştir. Bel altı yılan kuyruğu, üstü insan olarak tasvir edilir. Tanrıça Athene'ye kurban sunan ilk kişi olarak Akropolis'teki tapınağı yaptırmıştır. Kente ad verileceği zaman Poseidon ile Athene arasında bir yarışma düzenlenir. Poseidon atları Athene ise zeytinağacı getirir. Çekişmeyi Athene kazanır ama Poseidon itiraz eder, Athene Kekrops'tan lehine karar vermesini ister. Böylece Kekrops Attika'nın ilk kralı olur. Hatta Acte ve Attika yerine Kekropeia olarak da anılmıştır kent. Kekrops'tan sonra krallık oğlu Erikthonis'a geçer. Erikthonis aynı zamanda Hephaistos ile Athene'nin oğlu olarak da geçer (bazı kaynaklarda Athene'nin evlatlığıdır). Kekrops için topluluğa şehir kurmasını ile ölüleri gömmeyi öğrettiği ve yazıyı getirdiği söylenir.


Bu anlatılan mitolojisidir. 
Şimdi mantık yürütelim:

Poseidon getirdiği atlar 'erkeklerin' işine yarayacaktır; savaşta, yolculukta, ticarette...gibi. Ama  'doyurma' görevi olan 'kadınların' işine yarayacak şey zeytin ağacıdır. At eti yemediklerine göre atlar karın doyurmayacaktır.  Bu bize şunu gösterir; Her ne kadar kadınların bu oylamadan sonra oy kullanmaları yasaklanmışsa da buradaki zafer 'kadınlar'a aittir. Zeytin ağacını 'Pelasg kökenli kadınlar'a borçludurlar. 

Athene'nin getirdiği zeytin ağacının kazanmasıyla şehrin adı Athene (Athína-Atina) olarak değişir ki kentin ilk halkı Pelasglardır. Böylece Athene şehrin baş tanrıçası olmuştur.  Ama gel gör ki tanrıça Athene 'Truva'dan Pallas ile birlikte çalınmış ve savaştan yüzyıllar sonra bir kült haline dönüşmüştür. Bu da tiran Peisistratos (MÖ 608-527) dönemine denk gelir ki hem heykellerinin yapımı hem de Akropol'deki Athene Tapınağı'nın kuruluş tarihiyle (MÖ 5.yy) uyuşmaktadır. Tapınağın yeri Pelasglar döneminde zaten bir kült merkezidir. Bu arada Athene'ye başka bir görev daha yazarlar; 'atların nasıl eğitileceğini gösterdi' derler. Hani 'atlar' Poseidon tarafından getirilmişti!

Erikthonis aynı zamanda Truva krallar listesinde Dardan (Dardanos)'ın Teuker (Türker)'in kızı Batieia (Batıay)'dan olma oğlu olarak geçer. Yani Paris onun soyundan gelmektedir. 'Güzel' Helena'yı İLK kaçıran kişi olan Atina kralı Theseus da Atinalı Erikthonis'in soyundandır. Tesadüf müdür? Hayır. Belki Helena'nın ilk kaçırılış öyküsü Paris'e yamanmıştır, ya da söz konusu 'yasal bir evlilik'tir...

- Ne Hephaistos ne Poseidon ne de Athene, ne 'Grek' kökenlidir ne de 'Grekçe' !..
- Zeytinağacı Anadolu'dan gitme.
- Yazı MÖ 8.yy'da kıta Yunanistan'a girmiştir, ama edebiyat eserleri yoktu. Anayasalarını yapan Solon (MÖ 6.yy) bile yazıyı Anadolu'da öğrenir.
- Homer'e atfedilen eserleri Anadolu'dan Atina'ya getirenler Solon'la Peisistratos'tur, öncesi yoktur. Bugün okunan 'İlyada' Peisistratos 'İlyada'sıdır ve tabi ki sansür edilerek, kesip biçilerek 'Akhalar'ın tarafını tutacaktır. Truvalıların açısından yazılan metin mutlaka vardır ama hasır altı edilmiştir.
- Erikthion ile ilgili olarak; 'Grekler' her şeye; kente, ataya; birer mitoloji uydurmuş ve bu şekilde diğer tarafla bir bağ kurmuştur. İsimleri ise ya Anadolu'dan ya da 'Barbarlar'dan almışlardır. ["barbarların kullandıkları isimlerden Yunanca isimler türetmek" (Strabon 13)]. Ve Dardan ile Theseus Erikthion'un soyundan ise o zaman her ikisi de Pelasg kökenlidir. 
- O dönemde 'Grekler' atları eğitmiyordu, eğitilmiş atların ticaretini yapıyordu. Aksine, Truvalılar 'atları evcilleştirenler, eğitenler' olarak geçer.


SB

Halikarnas Balıkçısı; 'Düşün Yazıları', 'Altıncı Kıta Akdeniz', 'Anadolu Tanrıları'.
George Thomson; 'Tarih Öncesi Ege'



30 Ekim 2018 Salı

Asur mu? Kimmer-İskit mi?



Basında çıkan yeni bir haberden:

Arslantepe ve Asur arasındaki ilişkiyi açığa çıkaran tablet / Sözcü, 19 Ekim 2018


"Höyükte yürütülen iki yıl önceki kazılarda bulunan ve Geç Hitit dönemine ait yaklaşık 3 bin 200 yıllık fil dişi tablet, Arslaptepe ile Asurlular arasındaki ilişkiyi gün yüzüne çıkardı. MÖ bin 200’lü yıllara ait olduğu düşünülen tablet, dikdörtgen çerçeveye sahip. Çerçeve içerisine, orta kısma bir palmet ve palmetin her iki yanında birer dağ keçisi figürü ve üst köşelerde birer lotus çiçeği işlenmiş. Yüksekliği 4,3, eni 8,1 santimetre olan tabletin kalınlığı 0,8 santimetre.

Kazı Başkanı Roma La Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marcelle Frangipane, fil dişi tabletin çok önemli bir buluntu olduğunu belirterek, “Bir mobilyanın dekorasyonu olabilir. Güzel bir sanat eseri ama höyüğün tarihi açısından önemli. Tabletteki süsleme stili güneyden geliyor, Suriye ve Irak ile buranın belki bağlantısı vardı. Suriye, Irak ve Nemrut’daki motiflerle aynı, belki aralarında ticaret bağlantısı vardı. Tam olarak aralarındaki bağı bilmiyoruz. İlk defa buradaki toplulukla güney (Asur) arasındaki bağı gösteren bir şey bulduk. Bu tür eserler Suriye ve Mezopotamya’da var ama burası için ünik bir eser” dedi."




Gelelim işin bam teline...

ÇİFT TEKELİ HAYAT AĞACI betimlemesi, kazı başkanının geldiği şehrin kurucuları olan Etrüskler'de de görülüyor. Ayrıca Suriye ve Mezopotamya'dan önce görüldüğü yer Türkiye'dir. Tarihi MÖ 10bin-9bin arasına yerleştirilen KÖRTİK TEPE ile GÖBEKLİTEPE'dir ! Bu sanatı devam ettiren İskitleri söylemiyorum bile... ki ne Romalılar ne de Hellenliler bu sanat stilini kullanmamışlardır. Hatti etkisinde olan Hititler, Kimmer -İskit etkisinde olan "Frigya coğrafyası"nda da görülür. Mezopotamya'da ise Sumerliler kullanmıştır, tekelerin ne Akad ne de Asurlularla ilgisi vardır!...

Ah bu "akademisyenler"....


Göbeklitepe

Körtik Tepe
ve


"Atının kuyruğunu bağlamış,boynuna beçkem takmış,at üstünde ok atan Asur Kralı Ashurbanipal, British müzesinde."
(Bu resim ve açıklama için Oktay Polat'a teşekkürler)


Bu "kuyruğu düğümlü bekçemli at" ile betimlenen Aşurbanipal'ı tabi ki "enişte Bartatua" ve Kimmer/İskit/Medlerle olan yakın ilişkileri ile açıklayabiliriz. Sonuçta bu betimlemedeki gelenek bir Asur değil Türk geleneğidir. (Ya da, Bartatua veya bir başka İskit liderin temsilidir, olamaz mı?!)


Yaklaşık MÖ 678 de, İskitler İşpaka [Aspak (-os) olarak 'grek' kaynaklarda] liderliğinde Medlerle ittifak kurup Asurlara savaş açar.  Asurlar ise Kimmerler ile ittifak kurmuştur. Van Gölü civarında savaşırlar ve Asur kralı Esarhaddon'un önderliğinde İskitler yenilirken İşpaka'da MÖ 675'de ölür. İskitlerin başına bu sefer Bartatua (bazı kaynaklarda Partatua) geçer. Yenilginin ardından gelen barış ile Bartatua Esarhaddon'un kızı ile evlenir ve İskitler ile Asurlar arasında bir ittifak kurulur. Asurlar bu sefer de Medlerle savaş halindedir, Bartatua liderliğinde İskitler bu sefer Aşurbanipal (ö.MÖ 627) liderliğindeki Asurlulara yardım eder. Zaferden sonra Bartatua Esarhaddon'un emrinde bir vali olarak Medlerin bölgesine atanır. Bartatua'nın adı Heredot 1:103'te Protothyas olarak geçer.


Bu arada İskitlerin soydaşları olan Kimmerler Asur sınırlarını zorlamaktadır. Bartatua Esarhaddon'un emri ile Kimmerlerin peşinden gider ve Anadolu'nun iç kısımlarına kadar onları kovalar. Bartatua öldükten sonra oğlu Madyas İskitlerin başına geçer ve Medlerle savaşa girerler. Medlerin bölgesini kontrol altına aldıktan sonra Medlerle beraber Asurların başkenti Nineveh'i (Ninova) MÖ 610 gibi işgal ederler. Bartatua'nın oğlu Madyas Mısır'a kadar uzanır, Mısır kralı I. Psamtik onlara yalvarır ve armağanlar sunarak daha fazla ilerlemelerini engeller. 

I.Psamtik (ö.MÖ 610) ve "Bekos" ile ilgili olarak: 
(Heredot 1:105 Psammetikos, 2:2 Bekos)

Mısırlılar Psamtik'ten önce kendilerini dünyanın ilk insanları sanıyorlardı. Psamtik krallığa geçince ilk insanların kim olduğunu merak eder bir deney ile "Phrygia/Frigyalılar" olduğuna hükmeder. Bir çobana rasgele iki çocuk verir ve konuşmadan onları yetiştirmesini ister. İlk söyleyecekleri söz çok önemlidir. Çocuklar iki yaşına geldiğinde çobanı kapıda karşılar ve "bekos" derler. Çoban bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra krala gider olan biteni anlatır. "Bekos" ekmek demektir ve "Frig" dilindedir sonucuna varırlar. Herodot bunları aktarırken hikayeyi Hephaistos rahiplerinden dinlediğini de ekler.  

Buradaki itirazım "bekos"un Frigce olmadığı ve de Friglerin Mısır'da olmadığınadır. Bir kere Psamtik'in döneminde Anadolu'nun o bölgesi zaten Frigya coğrafyası olarak anılmaktadır ama hiç bir Frig Mısır'a gelmemiştir. Truva Savaşı'ndan sonra Mısır'a getirilenler Truvalıdır ve Homer de dahil birçok kişi Truva'yı Frigya olarak da anmaktadır ki zaten dönem de Muşkili Mita (Midas)ın krallığı dönemidir. Ve bu ifade Mita'nın döneminden sonra yazılmış kitaplarda geçmektedir. Ayrıca Hephaistos bir Pelasglıdır, Pelasglar da Truvalılar da hem müttefik hem de aynı dili konuşur. Herodot ve Homer gibi antik dönem yazarlarının hangi dönemde yazdığı, orjinal olup olmadığı ya da etnik veya coğrafi bir isim kullanıp kullanmadığını araştırmacılar değerlendirmelidir. Çünkü Friglerin krallık tarihi Gordias ve Midas (Muşkili Mita) ile sınırlıdır ve Kimmer ile İskitlerle (Muşkiler) de içiçe yaşamışlardır. Birçok buluntuya "Frigya coğrafyası"nda bulunduğu için "Frig" olarak adlandırmakla yanlış yapmaktadırlar. Çünkü, "Frig başlığı", "Frig kurganları", "Frig atlı betimlemeleri" hep Kimmer ve İskitleri göstermektedir.

Mısırlıların atası Menes/Manes iken Lydia'da da efsanevi kurucu bir Manes (Mö 2bin) vardır. Her iki isim de Kırgız-Türk destanı Manas ile açıklanabilir ve Manas'ın atası da Karkar/Gargar olarak geçer. Gargar ise Truva'da hem bir yerleşim yerinin adı hem de Zeus'un Gargar Tepesinden savaşı seyrettiği yerin adıdır.



Bekos kelimesine gelince, -os zaten Yunanca eril ektir, yani geriye sadece Bek kalır [bek - ek ?!]... Belki de "Frigce" değil başka bir dildendir...

Bek hecesinin Türkçedeki açıklaması:

*bek:
DS 11:600 bek (I) "sert, katı, sağlam, kuvvetli." (bk. DS 11:602 bekimek; bekişmek " 1. pekişmek, sertleşmek, katılaşmak, sıkışmak, 2. [berkimek (II)] iyileşmek, sağlamlaşmak"; DS 11:603 bekitmek (I), DS 11:635 berk (I) [bek (I)] "sert, katı, sağlam, kuvvetli"; DS 11:635 berkitmek (I) "1. [bekiştirmek] sağlamlaştırmak, pekiştirmek.")
TS 1:483 bek (II) (pek) "katı, sert, sıkı, sağlam."
M III 36:3 bek katığ, AY 190:12 bek katığ süzük kirtgünç könülin;
KB 2768 bağırsak kişi ol kişi ödrümi / bağırsaknı bek tut ay er ködrümr, DLT 1:333 bek nen (Bk. berk), (bk. DLT IV:80 bekiş- "pekişmek, sağlamlaşmak", DLT IV:80 bekit-; DLT IV:81 bekü-: berkişmek, DLT IV:84 berk "muhafaza edilmiş, tahkim edilmiş, sağlam"; DLT IV:85 berkit- "berkitmek, sağlamlaştırmak.") [EDPT 323 bek (?pek), DTS1. 92 bek II, ESTJa. 11:117]

89. bekmez ~ bekmes
DS 11:604 bekmez "pekmez."
TS 1:485 bekmez "pekmez."
DLT IV:80 bekmes "pekmez (Oğuzca). Bk. pekmes." 

DERLEME SÖZLÜĞÜ'NDE GEÇEN EN ESKİ TÜRKÇE KELİMELER I


Kim bu Medler?

"Maday'ın Cenubi Azerbaycan arazisinde, Mezopotamya'nın bilavasite komşuluğunda yaşamış Midiyalılardan (Medler-SB) olduğunu bir çok araştırmacılar kabul eder. Maday etnoniminin muasır Türk halklarının etnonimiyasında rast gelinmesi bu etnonimin Türk menşeli olduğunu tastikleyen belgelerdendir."

Aralık Denizi Havzasının Erken Sakinleri: Türkler





Prof.Dr.Bahtiyar Tuncay'ın Bartatua için bir açıklaması vardır:

ALP (P) - ƏR (AR) -TONQA (TATUA). Partatua adı AL Ər Tonqa adının aççur dilində təhrif edilmiş şəklidir. Bəzi mütəxəssislər qədim mənbələrdə işquzların həm də “sak” adlandırıl-ması faktından çıxış edərək Alp Ər Tonqanı sak hökmdarı, onun xaqanı olduğu Turan dövlətini isə iskit-sak dövləti saymışlar (Гейбуллаев, 1991, c. 326-329; Əlibəyzadə, 1998, s. 241; Anadol, 1991). Eyni fikrə Yeni Türk Ensiklopediyasında da rast gəlirik (Yeni Türk Ansiklopedisi, 1985, Xl, s. 4363). Camal Anadol yanlış olaraq, Alp Ər Tonqanı Partatuanın oğlu Madiy ilə eyniləşdirmişdir (Anadol, 1991). Eyni səhvi Məhəmməd Tağı Zöhtabi və Elməddin Əlizadə də təkrarlamışlar (Əlibəyzadə, 1998, s. 241). Gerçək isə budur ki, Alp Ər Tonqanın mixi yazılardakı adı Partatuadır və bu ad böyük türk qəhrəmanı və hökmdarının adının aşşur dilindəki cüzi təhrifi ilə ortaya çıxmışdır:

ALP ƏR TONQA
P — AR — TATUA

Ət-Təbəri Naxçıvanın Alp Ər Tonqa tərəfindən inşa edildiyini yazmaqdadır. “Avesta” Alp Ər Tonqanın bol duzlu Çiçəstə gölü sahilində qətlə yetirildiyi bildirilir. “Bundaxşinin kitabı”nda söylənilənlərdən isə belə məlum olur ki, Çiçəstə gölü Aturpatakanda, yəni Azəbaycanda yerləşir. (Касумова, 1985, c. 20). Bu məlumatlardan göründüyü kimi, Alp Ər Tonqa Cənubi Azərbaycanda yerləşən bol duzlu Urmiya gölü sahilində qətlə yetirilmişdir.Onun Azərbaycanda öldürüldüyünü Yeni Türk Ensiklopediyası da təsdiqləməkdədir: “Alp Ər Tonqa iranlılarla çox uzun bir mücadiləyə girmiş…, Altaylara qədər təqib edilmiş, yenə həmlə etmiş, nəhayət, Azərbaycanda… öldürülmüşdür (m.ö.624).” (Yeni Türk Ansiklopedisi, 1985, Xl, s. 4363).



O zaman, Alp Er Tunga Aşurbanipal ile akraba oluyor, sonuçta Bartatua Aşurbanipal'ın kızkardeşi ile evliydi...


Aşurbanipal'a tekrar dönecek olursak bundan sonrasını Hasan GÜLMUHAMMET'in "ELAM SİYASAL VE KÜLTÜR TARİHİ" makalesinden okuyalım:


Urtaki Dönemi
Babil yıllıklarında adı geçen son Elam kralı Urtaki veya Urtak’tır (M.Ö. 674-664). Bu kralın döneminde Elam’la Asur’un ilişkileri iyi olarak görülmektedir. Onun Asur’un yardımıyla hakimiyete gelme olasılığının olduğu ileri sürülmektedir. Onun krallığında  Asur’da  tutsak  tutulan  Elam tanrıları kendi ülkelerine geri verilmiştir. Elam ise Babil’e hiç karışmamaktaydı ve  Asur kralı Asur-banipal (M.Ö. 668-627) bile Elam’da kıtlık zamanı oraya tahıl ve yiyecek göndermiştir (Mecidzade, 1991: 30-31).

Bu iyi ilişkiler uzun sürmemiştir. M.Ö. 665 civarında Urtaki aniden Babil’e saldırmıştır; ancak güçlü kral Asur-banipal ordusunu göndererek onu geri oturtmayı başarmıştır. Asur kaynakları savaştan az sonra Elam kralının öldüğünü haber vermektedir (Yusifov, 1993: 323).


Teumman'ın başı ağaca asılmış, Aşurbanipal eşiyle zaferini kutluyor.
Teumman kelimesinin Teoman olması...


Teumman Dönemi
Urtaki’den sonra Elam tahtı ve tacı 2. Şilhak-inşuşinak’ın oğullarından Tamti-humban-inşuşinak’ın eline geçmiştir. Bu kralın adı Asur kayıtlarında Teumman biçiminde kaydedilmiştir. O, bütün taht rakiplerini öldürerek durumunu biraz istikrarlı hale getirmiştir. Bu durumdan dolayı Urtaki'nin üç oğlu Asur'a sığınmıştır. Bazı Elam kaynaklarında 2. Humban-haltaş, Urtaki ve Teumman'ın kardeş olduğu kaydedilmiştir. Oysa bu kral kendisini 2. Şilhak-inşuşinak'ın oğlu saymaktaydı (Waters, 1999: 473). Yusifov'a göre Urtaki ve Teumman hakimiyeti birlikte yönetmişlerdir (Yusifov,1993: 323).

Bu kralın bazı imar ve bayındırlık faaliyetleri bilinmektedir. O, Susa’da yeni tapınaklar yaptırmıştır. Onun döneminde Elam’ın zayıf olduğunu anlayan Asur kralı Asur-banipal M.Ö. 653 yılında Elam’a hücum etmiş ve Der’i fethetmiştir. Ulay ırmağı yakınlığında vuku bulan bu savaşta Asurlular galip gelip Elam kralı Tamti-humban'ı öldürmüşlerdir (Waters, 1999: 476). Asur-banipal Urtaki’nin ona sığındığı bir oğlunu 2. Humban-nikaş adıyla Madaktu ve Tammaritu adında diğer oğlunu Hidallu hükümdarlığına atamıştır; ama bu bilgileri veren Asur kayıtlarına rağmen bazı kaynaklar Susa’nın bu zaman Atta-hamiti-inşuşinak'ın elinde olduğunu yazmaktadır (Mecidzade, 1991: 31).

M.Ö. 650 civarında Asur kralı Asur-banipal ve Babil kralı olan kardeşi Şamaş-şum-ukin arasında ciddi bir çekişme ve çatışma yaşanmaktaydı. Elamlılar geçmişteki yenilgilerini telafi etmek ve belki de kaybettiklerini almak için bu fırsattan yararlanmaya çalışmaktaydılar. 2. Humban-nikaş Asur’la savaşa kalkışmış ama Der yakınlığında mağlup olmuştur. Aynı işi kardeşi Tammaritu (M.Ö. 652-649) da yapmıştır. O, Keldani Nabu-bel-şumati ile ittifak yaratarak Asur’la savaşa girişmiştir. Savaşta alınan yenilgiden dolayı Elam'da ciddi iç kargaşalar ortaya çıkmış ve Tammaritu çareyi Asur’a sığınmakta görmüştür. Elam tahtına İndabibi veya İndabigaş geçmiştir, ama onun krallığı Tammaritu'nun üç yıllık krallığından da kısa olmuştur. Asur kralı Asur-banipal’ın saldıracağı tehdidinden sonra bu yeni kral katledilerek yerine 3. Humban-haltaş geçmiştir (M.Ö. 648-640) (Stolper, 1984: 51).

Urtaki ve Teumman kelimeleri önceki Elam adlarına benzemiyor.  Teumman Hunların meşhur imparatoru Teoman'a çok benzemektedir. Urtaki ise ortak kelimesine benzemektedir. Bu iki kralın ortaklaşa krallık yaptıkları bu benzetmeyi desteklemektedir (Yusifov, 1993: 323).

Elam'ın Sonu
Bundan sonra Elam tarihinde tam bir kargaşa tanığı olunmaktadır.  3. Humban-haltaş ve Asur desteğini arkasında bulunduran Tammaritu arasında ciddi bir rekabet yaşanmaktaydı. Bu gergin ortamda Tammaritu Asur tarafından Elam tahtına oturtulmuştur. M.Ö. 646 yılında 3. Humban-haltaş Elam tahtından Tammaritu'yu kovarak krallığa başlamıştır. Bu ise Asurlulara yeni bir hamlenin başlatılmasına zemin yaratmıştır (Pirnia, 1987: 138).

M .Ö. 645 yılı civarında Asurbanipal büyük bir orduyla Elam'a hücum etmiştir. Elam'ın bir takım kentleri özellikle Susa, örneği görülmemiş çok şiddetli bir yağma ve yıkıma uğramıştır. Bu defa amacının Elam’ı tarih sahnesinden silmek olduğu anlaşılmaktadır. Asur-banipal'ın hatıratı bu yıkım sahnesini şöyle anlatmaktadır: Ben büyük ve kutsal kent, gizemli tanrıların meskeni Susa'yı Asur ve İştar'ın isteğiyle fethettim; saraylarına girdim ve sevinç ve neşe ile orada ikamet ettim. Servet, mal, altın ve gümüşü bol olan hazinelerinin kapısını açtım. Bugüne kadar krallık yapmış kralların topladığı ve benden başka kimsenin ulaşıp alamadığı serveti ganimet olarak sahiplendim. Elam krallarının Sumer, Akad ve Karduniaş (Babil) ülkelerinden talayıp Elam'a getirdikleri altın ve gümüşleri, süs eşyalarını, krallık simgelerini, savaş silahlarını; kralların, üstünde oturdukları, uyudukları, yemek yedikleri bütün saray eşyalarını ganimet alarak Asur'a getirdim.

Ben lacivertli kerpiçlerle yapılmış Susa zigguratını, binanın perdahlanmış ve parlak bakırdan yapılmış süslerini kırıp dağıttım. Kimsenin göremediği ve hep gizemli yerlerde yaşayan İnşuşinak, Sumudu, Lakamar, … gibi tanrı ve tanrıçaları bütün süsleriyle, servetleriyle, eşyalarıyla ve rahipleriyle birlikte Asur memleketine getirdim. Ak mermerden yontulmuş veya bakır, gümüş ve altından dökülmüş otuz iki kraliyet heykelini Asur'a getirdim. Bütün Şadu ve Lamassuları ortadan kaldırdım. Girişlerin süsü olan öfkeli boğaların heykellerini yerlerinden kopardım. Elam tapınaklarını yerle bir ettim ve tanrıları ve tanrıçalarını yağmaladım. Ordum hiçbir yabancının giremediği kutsal bahçelere girip sırlarını gördü ve ateşe verdi.

Benim tanrıçam İştar'dan korkmayıp atalarıma zarar ve ziyan veren eski kralların mezarlarını yıkarak cesetlerini güneş ışığına maruz bıraktım. Onların kemiklerini Asur'a gönderdim. Ben kralların ruhlarını, onlara adaklar adamayı ve şereflerine içki içmeyi yasak etmekle rahatsız kıldım. Elli beş günde Elam'ı bir harabe ve çöle çevirdim. Kentlerini tuzluk ve çayırlığa çevirdim. Sayıları çekirge sürüsünden fazla olan kralların kızlarını, kralların karılarını, eski ve yeni Elam krallarının ailelerini, valiler ve muhtarlarını, istisnasız olarak bütün uzmanlarını, erkek ve dişi bütün sakinlerini, büyükbaş ve küçükbaş bütün hayvan sürülerini ganimet olarak Asur'a gönderdim. Bütün vahşi hayvanlar benim sayemde bundan sonra oralarda rahat yaşayacaklardır. İnsan sesi, büyük ve küçük hayvanların sesi, sevinç çığlıkları artık orada olmayacaktır (Beyani, 1973: 101-103).

Elam bundan sonra ciddi olarak bir daha baş kaldıramamıştır. Kısa bir süre sonra da 3. Humban-haltaş’ın yakalanarak Asur’a nakledilmesiyle direnişi tam olarak çökmüştür. Bundan sonra Asur kaynakları Elam konusunda bir şey yazmamaktadırlar (Mecidzade, 1991: 32).

Elam-Türk akrabalığının ciddi ölçülerde olduğu sanılmaktadır. Bu bağın iyice ortaya koyulması, çoğu araştırmacılara göre Elamlılarla akraba sayılan Kas, Kut, Lullubi, Ellipi, Tukriş gibi komşu halkların da Turani kavimler oldukları görüşünü güçlendirecektir. Özellikle dillerinin yapısı ve ortak sözcüklerle gramer açısından bu ilişkilere baktığımız zaman Elamlıların Turani bir kavim oldukları ortaya çıkmaktadır. Diğer alanlardaki bağları da bu dil bağına eklediğimiz zaman aralarında ilişkinin daha güçlendiği görülmektedir.  


Oxus [(Oksus dedikleri, ama Oğuz olan kelime) Amuderya] hazinesinden altın plakada bir İskit Savaşçısı

MÖ 1100 - Bir "Bozkır" Savaşçısı dedikleri "Asur" mührü
Bozkır savaşçıları kimlerdir?...

Semra Bayraktar