pelasglar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pelasglar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2025 Pazartesi

Kadmos

 

Kadmos ejder-yılanla savaşıyor. Euboea'dan (Ayboğa), MÖ 560–550. Louvre Müzesi


Tyr (Tur) oğlu Kadmos, Zeus tarafından kaçırılan kız kardeşi Europe’yi ararken yorulmuş ve bir yerlere yerleşmeye karar vermişti. Delphi’deki kehânet merkezine danıştıktan sonra Thebes’e geldi. Suyu koruyan Ares’in ejderini öldürdüğü için Ares’e yedi yıl boyunca hizmet etti. Sonra da Thebes’e kral oldu ve Thebalıların atası sayıldı.

* Ares Yunanca değildir. Türkçedir. Alp Er Tonga’nın oğlu Alp Arız ile Sakaların soyundan gelen Alban-Türklerindeki Oroiz (Oruz) adları Ares ile ilgilidir. Oğuz Han’ın sol kanat komutanı Urum Kağan’ın kardeşi Uruz Bek’in adında da Ares görülür. Savaş tanrısı Ares ismi ve sıfatıyla Saka Türklerinden Greklere geçmiş bir tanrıdır. Günümüzde kullandığımız vuruşmak fiili (vuruş, uruş) savaşmak, dövüşmek, kavga etmek anlamlarına gelir ki Başkırt Türklerinde İreş (savaş, kavga) ve Kırgız Türkçesinde Araz (savaş, kavga)’dır.(kaynaklar kitabımda) Ares adının kökenini Gut Türklerinde Ariis/Aries Kan, yani Aris Kağan özel isminde de buluruz.

* Türk Kültüründe Ejder-Yılan suyun koruyucusudur.

* Kadmos Yunanca değildir. "Yazıyı Fenike'den getiren Kadmos" diyen Herodot'a (2.49) istinaden "Fenikeli" sanılan Kadmos Hint-Avrupalı olmayan Pelasg boyu Kar'lardan. Kadmos Mısır'a gidip dönenlerden olduğu için Mısırlı, hatta Fenikeli  sanıldı. Bu durumda yazı da Fenike kökenli değil, Pelasg kökenliydi.

* Tur (Tyr), Pelasgların diğer adı olan Tyrrhen'den türetildi. İtalya'da Etrüsk olarak adlandırılanlar da Pelasglardı.

* Kadmos'un "kaçırılan" kızkardeşi Europe'nin (Ayrope) adı da Hint-Avrupa dillinden olmadığı gibi ne Yunanca, ne de Fenikece. Makedonya'da Europa adında bir yerleşim vardı. Zaten sadece Trakya bölgesi Europa olarak anılıyordu. Avrupa kıta adını ise MS 8.yy'dan sonra aldı, ancak 11.yy'da genelleşti.

* Europe ile Kadmos genellikle Boeotia bölgesiyle ilişkilendirilmiştir. Boeotia (Boğa), Thebai/Thebes (Tepe) ile Euboea/Euboia (Ay Boğa) yer adları Türkçe kökenlidir. Ayrıca bölgenin en eski kralı olarak Ogyges gösterilir ki o da Oğuz'dur. Tepe'de geçen diğer Türkçe isimler; Atamaz (Athamaz), Ergin/Erkin (Erginos), Orhan/Orhun (Arrhon), Az/As (Azeus), Buzağı (Buzyge). Ayboğa (Euboia) Grek ağızlarında "Euboia"dan > Europe"ye dönüşmüş gibi duruyor. Ataları olan İo'nun adı da Türkçe Ay'dır. Ben ona Ay Kız demeyi tercih ediyorum. Ay Kız'ın babasının adı da İnachos olarak geçer, yani Türkçe İnag/k, tıpkı Hazar Türklerinden İnak et-Türkî (9.yy) adındaki gibi.


Boğa donuna girmiş Zeus Europe'yi kaçırırken.
MÖ 7.-6. yy, Selinunte Arkeolojik Site / Sicilya
Palermo Arkeoloji Müzesi


Zeus'un boğa kılığına girerek Europe'ye musallat olması da bir fikir verebilir. Bu arada Grek kültüründe "şamanizm" kültürü yoktur. Yani Zeus'un boğa donuna girmesi Greklerin kültürüne terstir. Ayrıca Europe'nin çocuklarının adları: Rhadamantus, Minos ve Sarpedon... bunların adları da ne Hint-Avrupa ne de Grekçedir. Minos ile Manas, Sarpedon ile Sarp Türkçedir. Rhadamantus'u ise çözemedim. Zaten "Minos Uygarlığı" da Grek uygarlığı değildir. Denizli'deki Baba Dağı'nın eski adı da Kadmos'tur. Ayrıntılar "Turova ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.


SB


Hiçbiri "Grek" ya da HA değildi.


EK

Kökenleri Belirsiz Olanlar

Ejder

Sardesli Artemis

Boğa Başlı İnsan

Orat - Ortak


18 Mayıs 2025 Pazar

Kabar, Kabaroi, Kabeiroi

 

Kabar (Kabir/Kabeiroi/Kabaroy): Elam yazıtlarından Hazarlar'a...

Grek kaynaklarında ilk kez Eshilos’un(Aiskhylos,-5.yy) bahsettiği Kabarlar Pelasg kökenli Ephaistos’un (Hephaistos) oğullarıdır... 


'On Bin Ölümsüzler'e bile Hazaralar, başındaki komutana da Hazarapat demişlerdir. 


SB - Turova ve Saka Türkleri 📕

kaynaklar kitapta.



Demirci Kabeiroi/Kabar


Karlar - Karia

 

"Eğer Karialılar, Lelegler ve Pelasglar soydaşsa ve Lydialılar ile Mysialıların da atalarıysa, o zaman bunların kökeni Hint-Avrupa olamazdı."

SB - Turova ve Saka Türkleri 📕





KARLAR-LELEGLER

"Karlar Leleg adını taşıyordu... Eski Yunan yazarlarına göre Karialılar, Ege'nin yerli ulusudurlar. Karialılar kendilerine Anadolu'nun yerlileri sayarlar. Bazı bilginler Karlar'ı , Eski Tunç Çağı'nın ikinci yarısı içinde (İÖ 2300) Anadolu'ya gelmiş olan Luvi dil grubuna giren toplumun devamı olarak görürler. Ancak Karia yer adları ve dinleri bu halkın Luviler gibi Hint-Avrupa karakteri bir dil konuşmadıklarını belirtir."

Doç. Dr. Veli Sevin, "Anadolu'da Yunanlılar" , 1982

Anadolu Uygarlıkları. Görsel Anadolu Tarihi Ansiklopedisi, Cilt 2.




"Gerek Karialılar, gerek Lelegler Anadolu kıyılarında yaşıyorlardı. Aralarında pek belirgin bir ayrım yoktur. Herodotos, Lelegleri, eski budunsal adı koruyan Karialıların bir kolu olarak görmektedir. Leleglerin, Karialılarca köleleştirilen ayrı bir halk olduğu ve ilk başlarda Samos ve Khios adalarında yaşadığı yolunda görüşler de vardı. Tarihsel dönemde, Lelegler artık bir anı olmaktan öteye geçemezken, Karialılar kendi adlarını taşıyan ülkenin Yunanlı olmayan sakinleri olarak herkesce bilinmekteydiler." (...) Karia'daki başlıca Yunan yerleşim merkezi, Herodotos'un doğum yeri olan Halikarnassos'du. Tarihçi Herodotos'un kendisinin de Karia'lıların soyundan gelmesi olasıydı, çünkü babasının adı Lykses, amcasının adıysa Panyasis'di; bunlar, Yunan adları değildir. Gerçi Yunan etkisine Lykia'lılardan daha açıktılar ama, Karia'lılar da kendi dillerini ve kültürlerini korudular.


George Thomson, Tarih Öncesi Ege / The Prehistoric Aegean


"The Carians and Leleges both belonged to the Anatolian seabord, and the distinction between them is somewhat indefinite. Herodotus regards the Leleges as a branch of the Carians that retained the old national name. Other views were that they were a distinct people reduced by the Carians to serfdorn, and that originally they had been confined to Samos and Chios. In historical times they were little more than a memory, whereas the Carians were universally familiar as the non-Greek inhabitans of the country that bore their name."


"Herodot bile bir Kar idi, Grek değil!"
"Karya'nın Yunanla hiçbir ilgisi yoktur."
Ark.Rh. Canan Küçükeren




Biri Selçuklu 11.-12.yy'dan, diğeri Karia kenti İasos'tan (Yasos, Yas-os, Yas/Yaz)
MÖ 6. yy "Avcı" betimlemesi.

* Antik dönem "Grek" eserlerinin kaçında tavşanlı-avcı betimlemesi görülmekte?
* Bu betimleme "Yunan" kültüründe devam etmiş midir?


TÜRKÇE OB/OBA/OVA = Kabile, bir aşirete mensup büyük bir aile, mahalle. Konak yeri ve burada konaklayan halk/aile. Beş-on evli köy.
Hangi Obadansın? = Hangi soydansın, kimlerdensin?

Sumer UB = Yaşam yeri, saha;
Asur UBADİNNU/UPATİNNU;
Hitit UBATİ = (anlamı) Arazi yardımı (olarak verilmiş);
Sözde Luvice UBADİD/UWA = UBA kökünden. (anlamı) Arazi ve kiracılar (olarak verilmiş);
Likya/Lukka, Karia UBA;
Sözde Frigce OWA/OİA/OUA = Köy;
Spartalılarda OBAİ/OBAE = Kabile, köy. Her boy on OBA'dan, her OBA otuz aileden oluşuyor.

Asurlarda, Hititlerde, sözdeLuvicede, Likyada, Kariada, sözdeFrigcede ve Spartalılarda geçen OBA Türkçe kökenlidir.

SB
kaynaklar 'Turova ve Saka Türkleri'nde




Place Names from Before Greek Period



Olcas Süleyman; 
"Hint-Avrupa dil ailesine dâhil edilmiş olan birçok dilin yapısı ve şekli tarihî olarak çok kısa süre içerisinde kökünden değişmiştir.
Hâlbuki Türk dilinde aynı zaman içerisinde hiç bir değişiklik olmamıştır."

12 Ağustos 2024 Pazartesi

Olimpiyatlar ve Pelops

 

"Saka" Pelops Hippodamia ile zafer turu atıyor, (MÖ 1.yy-MS 1.yy, Metropolitan müzesi)


"Lidyalı" dedikleri Tantalos'un oğlu Pelops.

Anadolu'dan Mora yarımadasına göçüp (ya da kovulup) oraya adını bırakan Pelops (Peloponesse).

"Lidyalılar"ın kökeni Pelasg boyu Maionialılara (Mayonia/Meonie) dayanır ki Mora'nın yerlileri de Pelasglar'dır.

Manes/Manasoğlu Atus (Atys)'un oğlu Ludus (Lydus)'tan sonra Mayonialılar "Ludyalılar (Lidyalılar)" olarak anılmıştır. Manas ve Atus dönemi Turova Savaşı öncesi dönemine denk geldiği için de Ludus'tan geldiği söylenen Lidya adı savaş döneminde kullanılıyor olamaz.

Ayrıca, Pelops'un Mora'ya gitmesi Ahhiyavalıların Mora'ya yaptıkları göçleri düşünmemize sebeptir. Ahhiyava sözcüğü ikiye bölünür Ahhi > Akha - Yavan > İon olur ki Maionia sözcüğünde bile -İonia var.

Adı "Grekçe" olmayan Pelops'daki -op eki HA kökenli değil ki -oba sözcüyle ilgili görülüyor. Bu durumda adı Pel/Bel Oba olarak da okunabilir.

Pelops Mora'daki Elis kralı Oinomaos(Oynoma)'u araba yarışında yener ve kızıyla evlenir. Böylece iç güveyliği üzerinden bölgenin kralı olur. Ayrıca Aka Memnon ile Menelaos'un da atası olarak soy tablosunda gösterilir. Güya Pelops'un oğlu Atreus onların babası ya da dedesidir. İlginç olanı ise Girit Minotauros'u öldürüp Gelin Elene'yi de küçükken kaçıran Theseus da Pelops'un soyundan geliyordur.


Mora'nın batısındaki Kronos dağının yamacında kurulmuş olan Olympia Elis'in dini merkezidir. Dorlar Mora'yı işgal ettiklerinde, Zeus'un anayurdu saydıkları Teselya'daki Olympos'a istinaden buraya tapınak yaptırır ve adını da Olympia koyarlar.

Pelops'un at-arabası yarışıyla birlikte MÖ 776'da başlayan oyunlar Elis-Olympia'da her dört yılda bir Zeus'un onuruna düzenlenir. Köylü-soylu fark etmez, herkes oyunlara katılabilir. Ancak oyunlara katılanlar katışıksız "Grek" vatandaşı olmak zorundadır. Yani uluslararası bir yarışma değildir, kendi aralarında düzenledikleri polis (kent) çekişmeleridir.

Grekler bu "etnik" köken konusunda öyle katıdır ki Makedonyalı Amyntas'ın oğlu I.İskender'in (MÖ 495-450) yarışlara katılmasına Makedonyalıların "Grek" olmamasından dolayı izin vermezler. Ancak I.İskender'in "Grek" ve "Argos" sevgisi bu kararlarını gözden geçirmelerine sebep olur ki ona "Grek Sever" lakabı vererek katılmalarına izin verirler. Soyundan gelen "Büyük" İskender'in ölümünden sonra ise bu yarışlara gösterilen saygınlık azalır.


Grekler MÖ 2.yy'da Roma İmparatorluğu'nun egemenliği altına girer ve oyunlarda değişiklikler yapılarak tekrar ayağa kaldırılır. "Grek" vatandaşı olma kuralı Romalıların da "Grek" sayılmasıyla yok sayılır. Romalılar yarışlara sirk ve gladyatör oyunlarını ilave eder. Ama bu sefer oyunlar uluslararası bir nitelik kazanır ve gerçekten de Olimpiyatlara dönüşür. Öyle ki artık profesyonel sporcular karşı karşıya getirilir. Bu da amatör sporcuların yok olmasına sebep olur.

Sporcuların sendikaları kurulur, bahisler oynanır, şikeler yapılır ve hatta spor dünyası öyle bir güce erişir ki siyasete bile karışırlar. Savaşlar sırasında spor karşılaşmalarına ara verilince durma noktasına gelir. İmparator August döneminde ise tekrar ayağa kaldırılır ve araba yarışlarının başlatılmasıyla olimpiyat yarışlarına geri dönülür. Hristiyanlığın yayılması ve kabulü oyunlara da etkisini gösterir ve Doğu Roma imparatoru I.Theodosios tarafından 393'te yasaklanır. Tekrar başlaması (1896) için 1500 yıl geçmesi gerekmektedir.


Roma İmparatorluğu ile uluslararasına dönüşen olimpiyatlardan önce Türklerin uluslararası oyunlar düzenlediğini, öyle ki Grek vatandaşlarının MÖ 776'da başlattığı yarışlardan da 200 yıl önce, yani MÖ 1000'lerden beri uyguladıklarını biliyor muydunuz? Türkler Çinliler ile uluslararası sayılabilecek okçuluk ve binicilik yarışmaları yapardı.


Günümüzdeki Olimpiyatlar da amacından sapmış ve Roma sirkine dönüşmüş!

Ne zekilik, ne çeviklik, ne de ahlak kalmamış!

Paris 2024

SB


Etrüsk, sporcu fresklerden dolayı "Olimpiyat Oyunları Mezarı" olarak adlandırmışlar.

Ancak aslı cenaze oyunları olmalıdır.


Pelops Saka/İskit Başlığı ve Pantolonuyla









11 Ağustos 2024 Pazar

Boğa Başlı İnsan

 Hayvanlara eziyet edenlere cehennemde musallat olan ruhlar 'boğa-başlı insanlar'dı.

Mitolojiye göre; Grek kökenli olmayan Minos'un eşi, Pelasg kökenli Poseidon'un gönderdiği boğadan hamile kalır ve Minotauros'u doğurur.

Oysa;

Poseidon Minos'un atasıdır.

Minos'un dedesi olan Agenor'un babası Poseidon'dur.

Minos'un annesi Europe'dir ve Agenor'un kızıdır. Europe aynı zamanda Anadolulu Kadmos'un da kardeşidir ve Kadmos Thebai (Tepeay)'ın da kralıdır.

Minos'un eşi Pasiphane ise Büyücü Kirke'nin kardeşi, Altınpost mitolojisindeki Büyücü Medea'nın da teyzesidir. Yani Med-Türk kökenlidir.

Minos'un kardeşleri olan Rhadamanthos ile Sarpedon'un adları da Grekçe değildir.

Agenor'un annesi Libya'dır.

Libya İo'nun, yani Ay Kız'ın torunudur.

Ay Kız'ın (İo) babası ise İnakhus adını taşır, yani adı Türkçe İnak'tır ve İapethos (Yafetos) olarak Grek kaynaklarına geçen Yafes'in soyundan gelir.

Libya'ya geri dönersek, Libya Erpatalarının (Amazon) atası olarak soy ağacında yerini alır.

Ay tanrıçası Ay Kız'ın babası İnak(-hos) tufan sonrası halkı biraraya getirerek Argos'un kralı olur. Argos [Arg/Erk(-os)] Grekçe olmadığı gibi yerlisi de Pelasglar'dır.




Oğuz Kağan'ın anasının/babasının Ay Kağan olarak verilmesiyle birlikte ayaklarının da "öküz ayaklarına benzetilmesi" Ay Kız (İo) ile Minotauros'u hatırlatır.

Türk dünyasında "yemek için öldürülüp yer altında dirilen hayvanlar, tamuğda (cehennemde), kendilerini öldürenlere eziyet eden ruhlar olarak, boğa-başlı insan şeklinde temsil edilir", inancı vardı. Bu sebeple de avlanan hayvanların ruhlarına teşekkür edilirdi.

Peki bu ne anlama geliyordu? Boğa başlı insan olan Minotauros da hayvanlara eziyet edenleri cezalandıranlardandı mıydı da cehennem gibi gözüken labirentinde insanlara eziyet ediyordu?.. Kimlerden almışlardı da bu "anlatıyı" insan kurbanı olayına dönüştürmüşlerdi?


Peki;

Dede Korkut'ta geçen Boğaç Han adını nasıl almıştı? Boğayı öldürerek.

Boğaç Han kimin yansıması olarak görülüyordu? Oğuz Kağan.


En eski yazılı metinlere göre;

Göksel Boğa ile güreşmenin kökeni Sumerlilere aitti. Adı Türkçe olan Bilgemiş boğa ile güreşmiş ve egemenliği ele geçirmişti. Grek kökenli olmayan Erkle (Herkül) de ki İskit/Saka Türklerinin atası olarak gösterilmişti, aynı yoldan gitmiş, boğa ile güreştirilmişti.

Bu durumda;

Turovalı Gelin Eleni'yi çocukken kaçıran, Grek kaynaklarında bir kahraman olarak gösterilen ve Minotauros'u da öldüren Theseus kimi taklit etmiş oluyordu?...


SB

Turova ve Saka Türkleri

📕



14 Mart 2024 Perşembe

Yer - Dünya - Pelasglar

 

Gezegen ve uyduların hepsi birer mitolojik karakter adı taşırken Dünya’ya (Yer) İngilizcede Earth demişler. Bunun kökenini bilmedikleri gibi German dilinden türetildiğini düşünürler. Almancada Erde/Erd yeryüzü demektir ki dünya sözüne karşılık Almancada Welt kelimesi kullanılırlar. Hollandacada Aarde olurken, Ortaçağ Hollandacasında Eerde, Friscede de ise İrthe’dir. MS 9.yy Saksonların dilinde Ertha iken, Ortaçağ İngilizcesinde Eorthe’dir.



Eğer German dilinden (Erde) İngilizceye Erde > Eorthe > Earth olarak geçtiği düşünüyorlarsa, öncelikle Türkçedeki Yer-Yurda sözlerine bakmaları gerekir. Çünkü Earth kelimesi Türkçe kökenli Yer-Yurda’dan gelir; yEr - yUrda > Erde > Erd > Orth > Erth > Earth. Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre de Yunanca Era (ἔρα)’dan geliyordur! Ancak Yunancaya da Türkçeden girmiştir. Çünkü tüm Türk lehçelerinde YER > Yeryüzü yani Dünya demektir. Kısaca kelimenin kökeni Hind-Avrupa dilinden değildir, hele hele Proto-Hind-Avrupa hiç değildir!

Gladstone, ise Earth kelimesinin karşılığı olan Yunanca Era (ἔρα) sözünün Latinceye Terra olarak geçtiğini, ama bu sözün İtalya'nın eski sakinleri Pelasglara ait olduğunu yazar. Demek ki Era sözü bile Yunanca değildi. İlyada'nın Yunancasında Dünya (Yer) sözüne karşılık Era (ἔρα) değil, Aia ile Gaia (αἶα-aía / γαίῃ-gaíi) kullanılırken, Türkçe çevirisinde toprak sözü kullanılmıştı. Yani Era (ἔρα) sözünün kökeni Yunanca ya da Latince değil, Pelasgca idi, dolayısıyla Türkçeydi.

Ayrıca Gladstone, Homer'in Yunanlılardan (Greek) Pelasg olarak değil, Danaolar (Danaans), Argoslular (Argeians) ve Akhalar (Achaens) diye bahsettiğini belirtir. Ama aynı zamanda Trakyalıların Pelasg olduklarını söylemini reddeder ve bunun ancak Pelasgların Greklerin arasında eriyip yitmesine bağlar. Kültür ve dinde Greklerle Turovalıların ortak olduğu yönlerinin kökeninin Pelasglara ait olduğunu, ama ortak olmayan yönlerin Grek kökenli olabileceğini de aktarır. Öbür yandan Turovalıların arasında gösterilen Pelasgların ulusal karakterlerini koruduklarını ekler. Birçok karakterin Pelasg adı taşıdığını ve aynı zamanda da kaynak olarak gösterdiği Grote'ye göre de Pelasglar Avrupalıdan çok Asyalılara özgü bir ulustu, demektedir.

Bugün Pelasg Dili Luvice=Hind-Avrupa Dilli yapılmakta, çünkü Pelasglar Akdeniz Havzası'nın en eski yerlileri olarak geçmekte ve onların Hind-Avrupalı olmayışları Batılıların emellerine giden yolu tıkamakta ve korkutmaktadır! Gladstone'nun Türkler hakkında ne söylediğini ve 1880 seçimlerini kazanarak Britanya Başbakanı olduktan sonra nasıl “Turani Avrupa Tarihi Tezi'ni çürütücü argümanlar uydurup Hint-Avrupa Tarih Tezi'ni yaydığını” Cengiz Özakıncı Bütün Dünya Dergisi'ndeki makalesiyle bizi aydınlatır. 1876'da Gladstone Türklere karşı ırksal düşmanlık propagandası başlatmış ve “Türkler vahşidir, onları yok edeceğiz... İnsanlık düşmanı bir ırktır... Türk ırkını Avrupa'dan kovup Asya'ya süreceğiz!” demiştir.

Turova'yı bulan (!) kişi olarak isim yapan Schliemann ise Gladstone'nun en yakın arkadaşlarındandır! Schliemann'ın Turova kazılarında bulduğu Yada (Jade Taşı) taşından yapılmış buluntuları Hind-Avrupalılara bağlamak istemişlerdi. Oysaki Yada Taşı'nı Turaniler Asya'dan (Türkeli) Anadolu ve Avrupa'ya taşımıştı. Yada Taşı hakkında yazan James Miln'in ilk kitabında 'Turani Avrupa Tarih Tezi'ne karşı çıkmazken, Gladstone'nun başbakan olmasından sonra yazılarını 180 derece döndürecek ve Turani tezine karşın var gücüyle savaşacaktır. Bu Avrupalıların 'arsızca geçmişe konma' bakış açısını Cengiz Özakıncı belgeleriyle gözler önüne serer.

Bugün de Batılıların bu tutumları devam etmekte ve tarih bilginler tarafından değil, bilgini taklit eden ikiyüzlüler tarafından yazdırılmakta ve yazılmaktadır! İlk kez 1858’de bastırılan Gladstone’nun ‘Homer and Homeric Age’ adlı kitabı 2016’da tekrar bastırılmış, yani Batılıların görüşleri değişmemiştir!

Bu arada Gladstone’nun “Era’dan gelen Terra kelimesi Pelasglara aittir” demesi Türkçe için önemli bir ipucudur, çünkü İngilizce’deki ‘Area ve territory’ sözcükleri de Era’dan türetilmiştir.


SB

Turova ve Saka Türkleri







14 Ocak 2024 Pazar

İndo-Aryan Biziz

 Doç.Dr. Tuğrul Kihtir,

"Kuşanlar, Kızıl Hunlar, Ak Hunlar, MS 2.-6.Yüzyıllarda Hindistan'da Türkler" konferansından


 "Bu bölüm bizim tarihimizin üvey evladı muamelesi görmüş bir bölümüdür. Hunlar, Göktürkler, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar, Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, ... say say bitmez bizim tarihimizin kavimleri, boyları, ama bu Ak-Hunlar, Kızıl-Hunlar ve Kuşanlar bizim tarihimizin güney ucudur. Bugün Güney-Asya'da eğer Türk Devleti'nin dostları varsa bu insanlara borçludur... Tarihimiz, bırakın başka tarihlere örnek olmayı, artı, çalınıyor. 15.yüzyıldan itibaren başlayan bu hareket, 18.yüzyılda Avrupa'nın kendisine köken aramasında; ve son zamanlarda da daha eski, Antik Yunan'dan da eski kültür de gerekiyor; çünkü dünya MÖ 500'lerde başlamadı, ondan öncesi de olması gerekti; ve Avrupa toplumları Hint-Avrupalı teorisiyle; Avrupa'dan beyazların MÖ 4000 - 5000 yıllarında , 3000 yıllarında 1500 yıllarında gelerek Sibirya'da yaşayan insanlara medeniyet öğrettiklerini; Afanasyeva kültürünü, Andronova kültürünü, hatta Tagar, Taştık kültürlerini kendilerine ait olduklarını iddia ediyorlar.


Ancak görebildiğimiz bir şey yok, Asya'da Avrupalı yok. Ve atlı arabalarıyla gelip Güney-Sibirya'ya kadar, yani o kadar sistematik bir şekilde söyleniyor ki bu, sadece Uralların batısından doğu kenarlarına değil, taa bizim ilk anavatanımız Yenisey'in çıkış noktalarındaki, oraya Yukarı Havza denir, oysa güneydedir, Baykal Gölü'nün hemen yanındaki bölgeye bile Avrupalılar gelmişler orada yaşayan Sibiryalılara kültür getirmişler. Fakat o zaman at bir binek aracı olarak kullanılmıyor. Atın bir binek aracı olarak kullanılması MÖ 2000'li yıllar. Ve çekici araç olarak kullanılıyor at. Ayrıca Avrupalıların mezarlarında at yok. Bizim kurganlarımız at dolu. Hatta Atlı-Kavim anlamında Tegrek, Kangılı, Tiyele kavimlerinin isimleri Türk Kavimleri. Çinlilerin verdiği. Adında tekerlek geçen bir kavim Uralların batısında yok. Tekerlek, at, demir ve pantolon o zamanki Bozkır kültürünün temel unsurlarıdır.


Herkes yerleşik hayatın daha üst düzey bir medeniyet olduğunu düşünür; "Şehirli". Oysa göçer hayat Di-Cosmo'nun dediği gibi, ki bir Sinolog'tur kendisi, Bozkır hayatındaki dinamik yaşam, üretim tarzı, insanlarda feodal sisteme giden yolu daha önce açan bir yoldur. Ve üretim ilişkilerinde de aşama kaydetmiştir. Çinlilerin kuzey komşuları; Mustafa Kemal Atatürk'ün de çok sevdiği ve konferanslara da davet ettiği Sinolog Eberhard bu konuları çok yazmıştır; MÖ 3000 yılından önce Çin'de tanrılar tarım tanrılarıdır. Gök Tanrı yoktur. Tien-Shan = Tanrı Dağları deniliyor ya işte tanrının oğlu oluyor Çin hükümdarı, ama Çin tarihine bakarsak eğer, efsanevi bir Shia Hanedanı var, bulgusuz, sonra Shan Hanedanı var, sonra da Zhou Hanedanı var.


Zhou Hanedanı'nın başlangıçı MÖ kimilerine göre 1200'ler, kimilerine göre de 1050'liler. O devirden önce tarım tanrıları var, gök tanrı yok. Gök Tanrı kuzeyden gelir. Semavi din kuzeyden gelir. Ve Orhun Abideleri'nde olduğu gibi tanrı tarafından kutsanmak, kutsanmak, kutlu olmak, kut almak, şad olmak, bunları hep kuzeyli kavimlerin kültürleridir. Çin'e demir kullanmayı da Türkler öğretmiştir. Çin'in ilk petroglifleri de yine Güney-Sibirya kökenli insanların çizdiği ve tarzda petrogliflerdir. Çin MÖ 200'lü yıllara kadar şuanki hacminin onda biri kadar. Sürekli ondan sonra genişlemiş.


Esas alan, coğrafya, üretim, hareket, Tekerlekli Kavimler diyor, (yani bunlar uzaylı mı der gibi), tekerlek yok yani. Tekerliği icat eden Türk kavimleri. Evcilleştirilen atı binek hayvanı olarak binen Türk kavimleri. Demiri işleyen Türk kavimleri. Ve Romalılar etekle ata binerken, Çinliler yumuşak ayakkabı kullanırken, Türkler pantolon, çizme giyiyor ve atların üzerinde ipe geçirdikleri üzengiyi kullanıyor. Türkler üzengiyi icat etmiştir. Ata daha iyi yön verebiliyor, atına daha çok hakim oluyor. Demir kuzeyden girer Çin'e. Bunlar kesin şeyler. Ben bunları bir bilim adamı, bir akademisyen olarak, objektif olarak konuşuyorum. Milli duygularla konuşmuyorum. Yalan ortay çıkar. Zaten binlerce kitap var. Kitaplarımın hepsi dipnotludur ve uluslararası kabul görmüş akademisyenlerin, ki çoğu da yabancıdır, referanslarıdır.


Medeniyetin çeşitli aşamaları var. Demir çok önemli bir aşama. İnsanlık tarihine bakarsanız, son kitabım, Ön-Türkler tarihini yazdım, tarih uygarlık ve genetiği ile beraber, göç yolları çok önemli çünkü, batıdan mı doğudan mı, hangi genler nereye gitmiş, bunlarla kanıtlıyoruz, gizlenmemiş araştırmaları o da, doğu araştırmaları Kore ve Japonya'dan geliyor, batıdan gelen araştırmalar genellikle farklı oluyor. Haplogruplar artık bilinen şeyler. Hangi insanlar hangisini taşıdığı biliniyor. Kızıl Hunların ki adları Kidarit'tir aynı zamanda, bu Kızıl Hunların yaşadığı yerden alınan gen araştırmasına göre aynı bölgede yaşıyorlar. Benim soyadım da Kihtir'dir.


Özetle, medeniyetin aşamaları açısından, Türkiye Cumhuriyeti'ne gelmeden önce, MS 16.yüzyıla kadar bir Türk Çağı var. Ortaçağ bir Türk Çağı'dır. Bunlar tesadüf mü oldu? Yani bize batıdan gelmişler, Güney-Sibirya'da seramiği falan öğretmişler, ama hepsini Türkler yenmiş. Madem o kadar üstün medeniyetli insanlar batıda, doğudakiler onları nasıl yenmiş? Biz ırkçılık yapmıyoruz, biz mantık konuşuyoruz. Demiri işlediğiniz zaman, ata bindiğiniz zaman, atın üstüne pantolonla bindiğiniz zaman, o demirden silah yaptığınız zaman ve demirden üzengi yaptığınız zaman, işte süper güçsünüz. O zamanın şartlarında süper güç olmak bu.


İnsanlık tarihine bakarsanız, devletleşme süreci demir çağının sonlarında başlar. Paleolitik dönemde herkes balık tutar, avcılık yapar. Sonraki dönemler, Neolitik, Kalkolitik (Bakır Çağ) ve Tunç Çağı dönem. Neolitik dönem MÖ 8000 -5000, Bakır Çağ MÖ 5000 - 3000, Tunç Çağ MÖ 3000 - 1200 ve binden sonra Demir Dönemi. Yani MÖ 1000'den önce demir yok. Zaten MÖ 12000'lere kadar her yer buzul. Demirle vuran tuncu kırıyor. Demirle vuran süper güç oluyor. Olay bu kadar basit. Türklerin ata mesleği demirciliktir. Zaten Göktürkler'in efsanesinde de Avarlara demircilik yaparlar. Sonra onlar yenerler ve bağımsız olurlar. Atı da var, o da mesafe demek. Ticaret yollarını kontrol etmek demek. Böylece süper güç oluyor.


Batıda güçlü devletler yok, Roma haricinde. Roma'nın da kökeni zaten Etrüskler. Etrüsklerin baş-tanrıçasının adı Turan (Venüs). Bunları biz söylemiyoruz. Bunları Roma'nın kuruluş efsanesini anlatan Vergili Aeneas destanında söylüyor. Turovalıların kim olduğunu söylüyor.


Ve eski zamanlarda Türk kavimleriyle Avrupa kavimleri savaşsalar da bir ortak kültürdeler. Daha henüz dinler girmemiş devreye. Dinler girince insanlar ayrışıyor. Dinden önce ufak çatışmalar, sonra barışmalar. Zaten demir de bulunmamış. Genelde kontrol altında bir yaşam var kavimler arasında. Ama ne zamanki demir bulunuyor, bir taraf üstün geliyor, her tarafı alıyor, öbür taraf da ona düşman oluyor ve kültüründen çıkartıyor. İşte Türkler batının efsanelerinden, İskandinav sagaları dahil, çıkartıldılar. İskandinavların baştanrısı Odin Tyrkialı'dır. Uralların güneyinden geldiğini yazar sagalar. Ve alfabeyi de Odin beraberinde getirmiştir. Runik alfabeyi. Ancak İskandinav runik alfabesinin Türk, Göktürk alfabesiyle benzerliği ortaya çıkınca runik araştırmalar duruyor. Çünkü direk oraya varacak sonu. Şuanda yıllarca runik alfabe çalışması yok. Çünkü her şey ortada. Odin'in runik yazıyla beraber Uralların güneylerinden İskandinavya'ya gelmiş olması, Tyrkland'dan (=Türk Yurdu. SB.) gelmiş olması ortaya çıkacak.


İstanbul'un 1453'deki fethinden sonra Papa II.Pius, önce kardinaldi, 1458'de Papa oldu, bütün Avrupa efsanelerinden İzlanda, İskandinav, Turova hikayelerinden Türklerle ilgili bölümleri kodekslerden çıkarttı. Turova Savaşı'na bakarsanız zaten orada savaşan iki Yunan kavmi değildir. Nasıl ki şuan Ege'nin iki tarafında kıta sahanlığı ve nimetlerinin paylaşılamamasından dolayı yıllardır iki taraf savaşıyorsa, bu Turova Savaşı da aslında Anadolulu halklarla Egeli bir kavmin savaşı. Şimdi Akhalar'dan önce de Pelasglar var. Nitekim Herodot Pelasglar'dan göçer, ata binen (??- SB), savaşçı bir kavim olarak bahsediyor. Sanki Kimmerleri tarif ediyor, İskitleri tarif ediyor, eski Türkleri tarif ediyor. Kimmerler, ki Annemarie v.Gabain dahil, birçok tarihçinin artık üstünde hem fikir olduğu üzere Avrasya kökenli, ortak Türk kökenli kavimler bunlar. Kimmerler, Traklar ki onlarda da kurgana gömme var. Batılılar tümülüs diyor ama bildiğimiz kurgan onlar. Kültür, dil Altay Dil Grubu ya da Hint-Avrupa Dil Grubu olmasıyla her şey apaçık anlaşılıyor. Bir de genetik analizler girdi ki artık çarpıtmaktan, gizlemekten ya da kabul etmekten başka dördüncü bir seçenek yok. 


Türkler kimdir? Asya'dan geldik Moğol'a benzemiyoruz.

Türkler Asyalı beyaz ırktandır. İndo-Aryan aramaya gerek yok, İndo-Aryan biziz."

Doç.Dr. Tuğrul Kihtir

"Kuşanlar, Kızıl Hunlar, Ak Hunlar, MS 2.-6.Yüzyıllarda Hindistan'da Türkler" İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferansından bir kesit. TDAV, 18 Kasım 2023, devamı için YT linki:





31 Ocak 2022 Pazartesi

Linear A Grekçe Değildir

 

Linear A Grekçe/Hellence olmadığı gibi Hint-Avrupa da değildir.


Linear-A (MÖ 18.yy) Hellence değil de, Anadolu dilleriyle aynı ise ki Hititler (siyasi hayatı MÖ 17.yy'da başlar) henüz yoktur, Pelasgların dili olabilir. Çünkü Ege'nin her iki tarafında yerli konumundadırlar. Demek ki Pelasgların yazısı vardı (Ayrıca bnz. Lemnos Yazıtı). Bu aynı zamanda Etrüsklerin de Pelasglar olması ve yazıyı da götürdüklerini gösterir. Yani Etrüskler abeceyi Greklerden almamış, kendi abecelerini geliştirmişlerdir.

Makedonyalı Kral Philip ve oğlu İskender olmasaydı "Hellen Uygarlığı"nı bırak "bir bütün Grek ulusu" olmayacaktı, onun krallığı altında birleştiler. 2000 yıl sonra da Osmanlı'yı parçalamak için "Hellen" aşıkları türedi ve tekrar başkaları tarafından "Hellenes" olma yolları döşendi... Oysa her iki dönemde de - İskender öncesi Persler (ordusunda Türk boyları var) dönemi ile Osmanlı döneminde - "Grekler"e hiçbir şekilde kültürel, dilsel, geleneksek baskı uygulanmamış ve serbest bırakılmışlardı. Yani "Hellen mucizesi" hiçbir zaman kendileri tarafından doğurulmamıştı.

SB

Soru: 
Firudin Ağasıoğlu'nun "Tanrı Elçisi İbrahim" kitabında geçen ve  İbrahim'in atalarından gösterilen PELEG ve ARGU adları, Grek kaynaklarına PELASG ve ARGOS olarak geçmiş olma ihtimali nedir?...



"Çift Ağızlı Balta" gerçekte "Yüce Tanrı"nın sembolüdür.
Nasıl mı?

(Bu karşılaştırma Hatti-Turan'a aittir)

Linear A (solda) , Girit hiyeroglif (ortada) ile Göktürk abecesi AG < Sumerlerde A : Yüce Tanrı 'AN'ın sembolü



Verilere göre, Zeus'a atfedilen "Çift Taraflı Balta" ne demek?..
Gerçekte, Yüce Tanrı anlamında olan tamga, çift taraflı balta betimlemesine dönüşmüş...

Tutturmuşlar "Çift taraflı/ağızlı balta" da "balta" diye... ;)
SB






Prof.Dr. Halil Demircioğlu'nun makalesinden









Peki Linear B?
Yazıtlarda Grekçe olmayan sözcükler var...




ilgili:




12 Temmuz 2021 Pazartesi

Atalanta'dan Telephos'a

 

ATALANTA, (Atalante) Arkadya (ya da Boiotia) bölgesinde ERTEMİ'yi (Artemis) simgeleyen bir avcı kızdır. ARKAS'ın torunu LYKURGOS'un (Lykos=Kurt) oğlu olan babası YASOS (İasos) bir erkek çocuğu olsun istermiş, ancak kızı olunca Atalanta'yı dağa ölsün diye bırakmış. DİŞİ BİR AYININ emzirmesiyle büyüyen Atalanta, daha sonra avcılar tarafından bulunarak yaman bir avcı olarak yetiştirilmiş. Hatta koşuda da kimse onu geçemezmiş. Evlenmek istemediği için de taliplerini kendisiyle koşuda yarışmaya zorlar, hepsini geçer sonra da kargısıyla öldürürmüş. 


DEDE LYKURGOS Spartalıların kurucusu ve Yasa Koyucu'sudur [MÖ.900-800, ancak Miletli Thales'le (MÖ 624-MÖ 546) de arkadaş olduğu söylenir. Mitolojik hikayelerin birçoğu ödünçlenme, öykünme ve uydurma olduğu için tarih uyuşmazlıklarıyla sıkça karşılaşırız.]. Spartalılarda kadın-erkek eşitliğini savunur ve ona göre yasalar koyar. Böylece Spartalı kadınlar da askeri eğitimden geçer, spor faaliyetlerinde bulunur. Hatta evlenecekleri erkeğin kendilerini güreş dahil spor yarışmalarında yenmelerini isterler. Oysa Lykurgos, Turovalıların müttefiki ERPATALARIN (Amazon) destanlarından etkilenip bu yasaları getirmişti.


Atalanta ile Peleus, Pelias'ın cenaze oyunlarında güreşirken. MÖ.500–490


BANU ÇİÇEK, KAHKALARLA GÜLDÜĞÜNÜ DUYUYORUM ;)

Grek kültüründe "güçlü, savaşçı kadınlar" yokken,

eksik kalmasınlar diye kendilerine bir tane uydurmuşlar.


Peki Peleus kimdi?


PELEUS, TELAMON'un kardeşi ve AKHİLLEUS'un (Aşil) da babasıydı. Salamis Kralı TELAMON ise TUROVA Kralı PİRİM'in (Priamos) kızkardeşi ESİN ENE'yi (Hesione) Turova'ya yapılan ilk saldırıda savaş ganimeti olarak alıp götüren kişiydi ve ondan olma oğlu YEĞEN TÜRKER'in (Teucer) de babasıydı. Turovalıların atalarının adı da TÜRKER'dir ve ona saygıdan dolayı (ATA KÜLTÜ) kendilerini her zaman TÜRKER olarak adlandırmışlardır.


YEĞEN TÜRKER her zaman bir ASYALI olarak görülmüş ve betimlemelere de yansıtılmıştı. Turova Savaşı'nda Akhaların tarafında yer alan ve de OKÇULUĞUYLA da ün salan Yeğen TÜRKER kıyafetleri ve sadağıyla İSKİT/SAK TÜRKLERİ gibi betimleniyordu. YAYI ise TÜRK TİPİ YAY'ıydı.



Görsel İlyada'dan; Babadan kardeşi olan BÜYÜK AYAZ (Ajax) kalkanıyla YEĞEN TÜRKER'İ

TUROVA TEGİN'i EKE TUR'UN attığı kayalara karşı korumakta.

Ancak Eke Tur yine de kuzeni Yeğen Türker'i yaralamayı başarır.



Gelelim Akhilleus'a

Akhilleus'in doğum adı Ligyron'dur.The
Adı; Akhilles ya da Aşil değil Ağilefs olarak okunur. Adını Kimmer Kheiron verdiyse adı neycedir?
AĞ = AK Türkçedir / Ağ İl / Achilleus'teki -eus eki de Grekçe değil, Anadoluludur.

Barbar dedikleri Kimmer 'Kentaur'lardan eğitim alan 'Grek Kahramanları' (!)







Kimmer Türkleri, Tengri tamgasıyla Taşbaba - Ukrayna




ATATÜRK ATALARIYLA...

Ankara da 20 adet kurgan vardı. Bunlardan üçü Rasattepe'deydi ve Kimmerler Türklerine ait. Atatürk Orman Çiftliğinde ise küçük bir kurgan daha var ve incelemeler sonucu atlı gömü-kremasyon olduğu ortaya çıktı . O da Kimmer Türklerine ait.
Kimmerler Antandros'a, Efes'e, Kapadokya'ya hükmetti, kurganlar bıraktı.
Bin Tepeler Kurganlarının araştırılmaması düşündürücüdür...
Efes'e kadar gelen L/Tugdamme bugünün Toktamış'ıdır ...



Tarihçi Hekataios'a (MÖ 6.yy) göre adı Etrüskçe AİTHALİA (AYTİLLA) olan Elba'da Etrüskler Demir çıkarıp işlerdi.

Turova Kralı PİRİM'in kızkardeşinin adı da AYTİLLA'ydı ve Mysia Kralı TELEPHOS (ki adı Yerli Hattilere dayanır, Tarım Tanrısı TELEPİNU) ile evliydi.


Demirci Ustaları Etrüskler
TURCCİ = EGE HAVZASININ YERLİLERİ PELASGLAR=TURHENLER=TURANLAR


Savaştan önce Mysia kıyılarına gelen Akha ordusuyla savaşan Telephos Akhilleus tarafından yaralanır. Aradan 8 YIL geçmesine rağmen yarası iyileşmez. Kehanete göre ancak Akhilleus iyileştirebilecektir. Aulis Adası'nda bekleyen Akha filosuna gider ve Akhilleus'a yalvarır. O da Turova'ya giden yolu tarif etmesi karşılığında onu iyileştirecektir. Kral Telephos, Akhilleus'un onun savaşa katılmasını istememesi şartıyla yolu tarif etmeyi kabul eder. Sonuçta Kral PİRİM ENİŞTESİdir. Ama oğlu Eurypylos bir bölük askerle dayısına yardıma koşar...

Turova Savaşı 10 yıl sürdü diyorlardı değil mi?
Büyük Yalan. Akha Filosu, 8 YIL geçmesine rağmen henüz TUROVA'YA AYAK BASMAMIŞ, Ege'de korsanlık ve yağmacılık yapmaktaydı...




Semra Bayraktar (SB)


... Anlatılmayan Tarih