german etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
german etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2024 Perşembe

Yer - Dünya - Pelasglar

 

Gezegen ve uyduların hepsi birer mitolojik karakter adı taşırken Dünya’ya (Yer) İngilizcede Earth demişler. Bunun kökenini bilmedikleri gibi German dilinden türetildiğini düşünürler. Almancada Erde/Erd yeryüzü demektir ki dünya sözüne karşılık Almancada Welt kelimesi kullanılırlar. Hollandacada Aarde olurken, Ortaçağ Hollandacasında Eerde, Friscede de ise İrthe’dir. MS 9.yy Saksonların dilinde Ertha iken, Ortaçağ İngilizcesinde Eorthe’dir.



Eğer German dilinden (Erde) İngilizceye Erde > Eorthe > Earth olarak geçtiği düşünüyorlarsa, öncelikle Türkçedeki Yer-Yurda sözlerine bakmaları gerekir. Çünkü Earth kelimesi Türkçe kökenli Yer-Yurda’dan gelir; yEr - yUrda > Erde > Erd > Orth > Erth > Earth. Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre de Yunanca Era (ἔρα)’dan geliyordur! Ancak Yunancaya da Türkçeden girmiştir. Çünkü tüm Türk lehçelerinde YER > Yeryüzü yani Dünya demektir. Kısaca kelimenin kökeni Hind-Avrupa dilinden değildir, hele hele Proto-Hind-Avrupa hiç değildir!

Gladstone, ise Earth kelimesinin karşılığı olan Yunanca Era (ἔρα) sözünün Latinceye Terra olarak geçtiğini, ama bu sözün İtalya'nın eski sakinleri Pelasglara ait olduğunu yazar. Demek ki Era sözü bile Yunanca değildi. İlyada'nın Yunancasında Dünya (Yer) sözüne karşılık Era (ἔρα) değil, Aia ile Gaia (αἶα-aía / γαίῃ-gaíi) kullanılırken, Türkçe çevirisinde toprak sözü kullanılmıştı. Yani Era (ἔρα) sözünün kökeni Yunanca ya da Latince değil, Pelasgca idi, dolayısıyla Türkçeydi.

Ayrıca Gladstone, Homer'in Yunanlılardan (Greek) Pelasg olarak değil, Danaolar (Danaans), Argoslular (Argeians) ve Akhalar (Achaens) diye bahsettiğini belirtir. Ama aynı zamanda Trakyalıların Pelasg olduklarını söylemini reddeder ve bunun ancak Pelasgların Greklerin arasında eriyip yitmesine bağlar. Kültür ve dinde Greklerle Turovalıların ortak olduğu yönlerinin kökeninin Pelasglara ait olduğunu, ama ortak olmayan yönlerin Grek kökenli olabileceğini de aktarır. Öbür yandan Turovalıların arasında gösterilen Pelasgların ulusal karakterlerini koruduklarını ekler. Birçok karakterin Pelasg adı taşıdığını ve aynı zamanda da kaynak olarak gösterdiği Grote'ye göre de Pelasglar Avrupalıdan çok Asyalılara özgü bir ulustu, demektedir.

Bugün Pelasg Dili Luvice=Hind-Avrupa Dilli yapılmakta, çünkü Pelasglar Akdeniz Havzası'nın en eski yerlileri olarak geçmekte ve onların Hind-Avrupalı olmayışları Batılıların emellerine giden yolu tıkamakta ve korkutmaktadır! Gladstone'nun Türkler hakkında ne söylediğini ve 1880 seçimlerini kazanarak Britanya Başbakanı olduktan sonra nasıl “Turani Avrupa Tarihi Tezi'ni çürütücü argümanlar uydurup Hint-Avrupa Tarih Tezi'ni yaydığını” Cengiz Özakıncı Bütün Dünya Dergisi'ndeki makalesiyle bizi aydınlatır. 1876'da Gladstone Türklere karşı ırksal düşmanlık propagandası başlatmış ve “Türkler vahşidir, onları yok edeceğiz... İnsanlık düşmanı bir ırktır... Türk ırkını Avrupa'dan kovup Asya'ya süreceğiz!” demiştir.

Turova'yı bulan (!) kişi olarak isim yapan Schliemann ise Gladstone'nun en yakın arkadaşlarındandır! Schliemann'ın Turova kazılarında bulduğu Yada (Jade Taşı) taşından yapılmış buluntuları Hind-Avrupalılara bağlamak istemişlerdi. Oysaki Yada Taşı'nı Turaniler Asya'dan (Türkeli) Anadolu ve Avrupa'ya taşımıştı. Yada Taşı hakkında yazan James Miln'in ilk kitabında 'Turani Avrupa Tarih Tezi'ne karşı çıkmazken, Gladstone'nun başbakan olmasından sonra yazılarını 180 derece döndürecek ve Turani tezine karşın var gücüyle savaşacaktır. Bu Avrupalıların 'arsızca geçmişe konma' bakış açısını Cengiz Özakıncı belgeleriyle gözler önüne serer.

Bugün de Batılıların bu tutumları devam etmekte ve tarih bilginler tarafından değil, bilgini taklit eden ikiyüzlüler tarafından yazdırılmakta ve yazılmaktadır! İlk kez 1858’de bastırılan Gladstone’nun ‘Homer and Homeric Age’ adlı kitabı 2016’da tekrar bastırılmış, yani Batılıların görüşleri değişmemiştir!

Bu arada Gladstone’nun “Era’dan gelen Terra kelimesi Pelasglara aittir” demesi Türkçe için önemli bir ipucudur, çünkü İngilizce’deki ‘Area ve territory’ sözcükleri de Era’dan türetilmiştir.


SB

Turova ve Saka Türkleri







13 Nisan 2023 Perşembe

Burebista - Deceboulos



Burebista (Boirebistas, ö. MÖ 44) Daçyalıları (Daci/Daki/Dagı) birleştiren kralın adıdır. Bu adı Burri (Bvrri, Bvrii) olarak sözde bir German boyunda da görüyoruz. Buriilerin Sarmat ve İskit boylarından doğmuş olabileceği görüşü vardır. Dakiler de Getae (Get) topluluklarırndandır. Getaeler İskit boylardan çıkmış, Massaget, Tyssaget gibi... Burebista adı iki sözcükten oluşuyor, ilki olan Bure lakabıdır ve anlamı Kurt olan Türkçe Börü/Büri'den gelir ki Dakyalıların da totemidir.


Coin, Dacia, AD 250-251 and Ancient Turkish "wolf head" standard found in Northern Kazakhstan (7-8 centuries).The original standard is in the Hermitage museum in St. Petersburg, Russia.

Dacia people in Europe; The Greeks referred to them as the Getae, comes from Massagetae / Getae... The first king of them is Burebista. Bure's meaning is wolf in Turkish... Turkish Queen Tomris/Tomrys was a queen who reigned over the Massagetae, a Turkish people of Central Asia (Azerbaijan ), at approximately 530 BC. She "defeated and killed" the Persian emperor Cyrus the Great during his invasion and attempted conquest of her country. Massagetae's built the Tomi city in today's Romania. This people was known later as Dacia.


Gundestrup cauldron (150-100 BC)

"Yakutlara (Saha Türkleri) göre, yaratıklardan biri kutsal sayılır, her kabile ve boy da bu hayvandan türediklerine inanır. Bunlar kendi boylarının kutsal saydığı kuğu, kaz, karga vb. hayvanlardır. Ayrıca eskiden her Yakut kabilesi, türediği hayvan adıyla anılır ve o kabileden olan herkes de bu hayvanın adını soyadı olarak kullanır. Bu suretle, herkesin hangi kabileden ve hangi hayvandan geldiği kolayca bilinirdi. Bilindiği gibi, ilkel topluluğun daha gelişmiş topluluk veya devlete geçiş sürecinde totemizm (ongun) politik sisteme yansımıştır." - Han-Woo Choi / İlk Kore Devletlerinin Kurucuları Türkler Mi? (XI. Türk Tarih Kongresi, 05-09 Eylül 1990, Ankara (II. Cilt)



Ancak en ilginç olanı ise Daci kralı Deceboulos'un (MS 1.yy) adıdır. Çünkü Göktürk hakanı İstemi Kağan'ın adı da Doğu Roma kaynaklarında Stembis Dizaboulos olarak geçer. Acaba Deceboulos/Dizaboulos (Disabul) ne demektir?..


"Daçya, grekçede Dakia, Türkçede Dağlık Ülke anlamına gelen regio Dacorum, Kral Decebal'ın, trajik ölümü sırasında (MS 106), Türk Jasyge'ler (Yazığ) ile sınırdaştı. Bu Desebal adı, dört yüzyıl sonra II.Justinus tarafından gönderilen elçi Zemargue-Zemark tarafından ziyaret edilen, Türklerin büyük hanı Disabul'u hatırlatıyor. İmparator Trajan, Daçya'da Roma kolonileri kurduğundan, Daçlar veya Daghis (Daglar-Dağlılar) bu sefer iyice teslim oldular; aynı kaderi paylaşmaya zorlayan Alanlar, Quades (Kadlar), Getler ve Gotlar'ın istilâlarının yarattığı terör nedeniyle, galiplerine daha da fazla bağlandılar. Bununla beraber, daçya'da kolonilerin kurulmasından yüz altmış sene sonra, Gotlarla Trakya'da yapılan savaş sonrasında, kararsız kalan İmparator Aurelien, Daçya'yı Gotlara bırakmak zorunda kaldı. Böylede yaşayanları Moesia'ya taşıdı. Burası, bu nedenle Aurelien'in Daçyası adını aldı. O günden itibaren, Tuna yeniden İmparatorluğun sınırı oldu. Böylece Romalılaşmış DAglar Gotlarla birlilkte Hristiyanlığı benimsemiş olarak, Tuna'nın karşı kıyısında kaldılar ve Osmanlıların gelişine kadar, aralarında oluşan yeni milletin yasalarına uydular." - Mustafa Celâlettin Paşa, Eski ve Modern Türkler


SB



27 Ekim 2020 Salı

Longobardlar, Gothlar ve İskoçlar

 

Longobard = Uzun Sakallı > Lombard'a dönüşüyor.



Lombardların MS 643'ten önce yazılı yasaları yoktur. Atalarının "yazılı olmayan gelenek ve kültürü" yaşlıların hatıratlarından MS 7.yy'dan sonra yazıya geçirilir.

Longobardlar (Uzun Sakallı) < Winniller, bir İskandinav kabilesi.
Doğum destanı; Origo Gentis Langobardorum.

* 7.yy'da ad değiştiren kabileler...
* 7.yy'da yazıya geçirilen anane...
* 7.yy'dan önce yazısı olmayan kabileler...




Türk boyları da zaman içinde farklı adlarla tarih sahnesinde yerini almıştı. Ancak Batılı onları Türk olarak görmez, ama iş kendilerine geldi mi, "Grek", "Roma", "Germen" ya da "Kelt" der ve tek çatı altında toplar. Sadece Avrupa'daki Türkleri tek çatı altında toplasak; Kimmer, İskit, Gelon, Agathirsi, Goth, Hun, Avar, Hazar, Kabaroy (daha sonra Macarlara katılırlar), ya da Kıpçak-Kuman, Peçenek, Bulgar, Çuvaş, Kırım, Gagauz, Osmanlı (tabi bir de bunların alt grupları var) gibi, hepsinin soyadı Türk dediğimizde Batılıların dudakları uçuklar, hatta bayılan falan da olabilir 😃


Ostrogotların kralı Büyük Theodorik (454-526)
Babası: Theodemir
Amcaları:  Balamir ve Bidemir
Kişilerin Türk olup olmamasını tartışmayacağım, olabilir olmayabilir de. Ancak Amal kardeşlerin adları Türkçe !...

Bana bir masal anlat, ancak içinde dürüstlük olsun...
SB


ENG:
Theodoric the Great (Flavius Theodoricus, 454-526)
King of the Ostrogoths
Father : Theodemir
Uncles : Valamir and Vidimir
I will not discuss whether these individuals are Turks or not. However, the names of the Amal brothers are Turkish of origin, and still in use as male or surname among Turks;
(theo) DEMİR - BALAMİR - [vidimir=bidemir (b/v)]

So, you can not write history without Turks or Turkish.
And tell me a story, but have honesty in it...
SB



Sezar ve Tacitus döneminden sonra Germen sözü genelleşiyor. Franklar Allemani derken, topluluklar kendilerine Longobard (Lombard), Goth, Vandal, Frisian, Kelt diyordu ama Germen demiyordu. Kayıtlı en erken Germenik dili ise 4.yy'da, Gothların Ulfila incilidir ki orada bile Türkçe kökenli olan ve Tanrı sözüne karşılık (ki baba dediklerini hepimiz biliyoruz) Ata sözünü kullanıyorlar. Türkçe özel isimleri var; Tulga gibi... Gothların çıktığı bölge İskitlerin ülkesiydi. Eski İngilizce ya da eski Almanca dedikleri dil ise 8.yy'dan başlar. Slavların tarih sahnesine çıkışı ise 6.yy'dır. Pliny ve Tacitus Venedileri Slavların atası olarak kaydetmiş, ancak Venedi Slavca değil. Ancak Germenler daha sonra Venedi sözünü Wends olarak değiştirdiklerinde Slavları kastetmişler. Yani kabile isimleri farklı diğer kabilelerde farklı "etnik" olarak kaydediliyor. Herkes kendine göre bir isim yapıştırmış, ki bu kabilelerin kendi kendilerini andıkları isim tarih içinde kaybolmuş. Gothların arasında İskitler, Sarmatlar, Hunlar var ki onlardan önce bölgede yaşamış olan Kimmerleri unutmamak gerek.

Ayrıca, German kabilleri olarak tanımlanan topluluğun, kendisine German dediğine dair bir kanıt olmadığı gibi, kelimenin dillerinde anlamı da yoktur. Bazı Kimmer ve İskit kabileleri de German/Germen olarak kaydedilmiş. Aralarında mutlaka Keltler de var, yani Germen dedikleri aslında karışık, hepsi "Hint-Avrupalı" değil, ama asimile olmuş. Atilla döneminde bile İskit ve Germen kabileleri karışmıştı.


This is not a "beast" as the Westerner scholars named it,
This is a "Wolf-Dragon", and to be seen in every Turkish art.




Bana bir masal anlat, ancak içinde dürüstlük olsun...
Tell me a story, but, with honesty in it...




6 Mayıs 2017 Cumartesi

Almanya'da Türk Kanı





 Almanya'da Türk Kanı (1)



Hukuk Fakültesi profesörlerinden Doktor Kesler, Hukuk Fakültesi Mecmuası 'nın son sayısında (2) "Almanya'da Türk Kanı" adıyla bir etüt neşretmiştir. Muhtelif harplerde esir sıfatıyla Almanya' da kalan ve orada yerleşen Türkler ne oldular? Ne ad aldılar? Neler yaptılar?


* Almanya'ya Türk kanının yayılmasına hemen daima Türk ordularının bozulması veya Türk kalelerinin düşmesi neticesi Almanların eline esir düşen Türk kız ve erkek çocukları vasıta olmuştur. En haşin askerler bile bu çocukları himaye ettiler. Alman prens-zade ve zabitleri bunları Almanya'ya götürüp yetiştirilmelerine uğraştılar. Bu kız ve erkek çocuklar hıristiyan olduktan ve yeni muhitlerine intibak ettikten sonra çok defa Almanlarla evlendiler ve bugünkü velut bazı Alman ailelerinin cedleri vaziyetine geçmiş oldular.


* Andres Gorg isminde bir Türk evladı (Türk oğlu) [Türkenson (Genç Türk)] validesiyle beraber 1538'de Sachs şehirlerinden Kamenz'de hemşehri yazılmıştır.


* 1599'da Breslau'da bir Türk kızının (Türkisch medlen) vaftiz edildiği yine tarihen malumdur.


* 1605'te, Jena'da, Hasan isminde 10 yaşında bir Türk çocuğunun vaftiz edildiği de bir hakikattir. Bu çocuk vaftizden sonra Johann Michael ismini almış ve daha sonra galiba Şarki Prusya'da Königsberg şehrinde yaşamıştır.


* Macaristan'da 1686'da Ofen (bugünkü Budapeşte) ve Sırbistan'da 1688'de Belgrad şehirlerinin Alman orduları tarafından zaptı dolayısıyla esir düşen mühim miktarda Türk çocuğu da Almanya'ya götürülmüştür.


* 1683 (Viyana'nın ikinci muhasarası) ile 1707 tarihleri arasındaki 250 sene içinde Alman şehirlerinde 53 Türk'ün vaftiz edilmesine dair kayıtlar buldum.


* Bu çocukların vaftizi o zamanlar içtimai bir mesele halini laıyordu. hatta vaftiz için tertip edilen alaylarda, ileri gelenler, asilzadeler, prens ve prensesler ve saltanat süren hükümdarlar bulunuyordu. Bu ileri gelen kimseler, vaftiz olunan Türk çocuklarına kendi küçük isimlerini vererek onları ekseriya hususi hizmetlerine alıyorlardı. Prens ve hükümdarlar Türk kızlarını kendi memur ve zabitleri ile evlendirerek bunların ahfadına da, o zamanki cemiyetin ancak ileri tabakasına münhasır bulunan, yüksek memuriyetlere yükselmek imkanını vermiş bulunuyorlardı. Bu çocuklardan bazıları, vaftizden sonra aile ismi olarak Türk adlarını muhafaza etmişlerdir. İşte bu sebepten dolayı, mesela Hannover'de iki hıristiyan ailesinin ismi "Ali" ve "Mehmed" olara kalmıştır.


* 1686'da Ofen şehrinin sukutu ile esir düşen müftünün karısı Christine Sophie adıyla Almanya'da yaşamıştır. 


* Mustafa isminde bir Türk de, eski adına benzesin diye soyadı olarak Mustopf'u kabul etmiştir. Mustopf 'şurup çanağı' demektir. Braunschweig'li Georg Mustopf'un sülalesine mensup kimselere bugün Almanya'da tesadüf [olunmaktadır.] 


* Macaristan'da Neuhausel şehrinde esir edilen bir Türk çocuğu da vaftizden sonra, evvelce müslüman olduğuna kinaye Heinrich August Moselmann ismini almıştır. Moselmann 1759'da polis komiseri (stadt-offizier) olarak Weimar'da bol bir zürriyet sahibi olarak ölmüştür.


* 1688'de Belgrad'da esir edilen ve vaftizden sonra Bernhard Weissenburg adını alan Ali denilen bir Türk çocuğu sonradan Katolik papazı olmuş ve elli senelik manastır hayatı yaşayarak Pater Joseph ismi altında ölmüştür.


* Belgradlı diğer bir Türk çocuğu Christlieb ismini almış, Stuttgart'ta hükümdar sarayında ressam olarak çalışmış ve halen [Württemberg'li] Protestan papazı ve devlet memuru yetiştiren bir ailenin ceddi vaziyetine geçmiştir.


* Moralı Ali isminde bir Türk çocuğu Georg Wilhelm Aly adı ile Hannover prensinin maiyet zabiti olmuş, sonra orduda en yüksek rütbeye erişmiş ve sulbünden bugün Hannover'de gelişmiş Aly ailesi meydana çıkmıştır. Bu çocuğun Mehmed ismindeki kardeşi, vaftizden sonra Hannover presnlerinden ikisine izafeten Ludwig Maximillian Mehmed tesmiye edilmiştir. Sonradan Birinci Jorj ünvanı ile İngiltere tahtına geçen Hannover hükümdarı Georg'un hususi hizmetkarı olmuş, nihayet 1726'da Londra'da Kensington şatosunda ölmüştür. Mehmed, Hannoveer'in ileri gelen ailelerinden Wedekindler'ın kızı ile evli bulunuyordu. Bu izdivaçtan üç çocuk meydan gelmiştir.


* Mehmed von Königstern asalet ünvanını alan iki erkek çocuk, 1752 ve 1775 tarihlerinde evlatsız ölmüşlerdir. Fakat kızkardeşleri, yarbay Von Wangenheim ile evlenmiş, sonradan general Von Wangenheim olan bir erkek çocuk doğurmuştur. Asilzade tabaka sırasındadır. Bugün Von Wangenheim ailesi müntesipleri Almanay2nın şimal-i garbisinde asilzade tabaka sırasındadır.


* 1681'de Ofen'de ALmanların eline düşen bir Türk kızı, Sachs hükümdarı ve Polonya kralı August der Starde'nin sarayına getirilmiş ve kraldan Graf Rutowski isminde bir çocuğu dünyaya gelmiştir. Graf Rutowski 1754'te Kesseldorf'ta Büyük Fredrik'e karşı harp etmiştir.


* Fatma isminde Moralı bir Türk kızı, prensin verdiği tahsisatla Süne (Hannover) manastırında yetiştirilmiş, sonradan gümrük memurlarından Johann Henrich Hentzel ile evlendirilmiştir. Dul kaldıktan sonra Süneburg şatosunda 1739 senesine kadar Marie Elisabeth Hentzel adı altında yaşayan Fatma, oradaki kiliselerden birinin bahçesindeki mezarının taşını, ölmeden evvel bizzat yerine koydurmuştur. Taşın kitabesi Fransızca'dır. Hamisi olan Prens Georg von Hannover'e şu teşekkür satırlarını yazmaktadır:

"Türkiye'nin bir köşesinden büyük bir prens beni sarayına aldı, bahşettiği nimetlerle beni ihya etti. Bin türlü huzuz içinde bu hayatı bitirdim."


* Kim derdi ki, George Rudolf Miethke'nin aslı, 1742'de Torgau'da (Sachs) vaftiz edilmiş bir Tatar'dır?


* Prusya kralı Büyük Frederick'in Türklerle olan dostane münasebetlerine sebep olarak, yalnız harp esirlerinin Alman milletine soktukları Türk kanı gösterilemez. Büyük Frederick, Şarki Prusya'da ilk muharebesini yaptığı 1745 tarihinden beri, hassa alayında bir Bpşank taburu vücuda getirmişti. Bu Boşnaklar, kendi Türk zabitlerinin emir ve kumandası altında bulunyorlardı. Bu taburlardan bir kısmı, 1745'ten beri Şarki Prusya'da, Goldap şehrinde mülazım Osman'ın idaresindeki garnizonda bulunuyordu. 


Bu Türk zabiti bir Alman kızı ile beraber yaşıyordu. İtikat ayrılığı resmen evlenmelerine mani oluyordu. Osman vatanına avdet ederken Goldap'ta iki erkek evlat bıraktı. Bu çocuklar hıristiyan edilmişler ve babalarının bıraktığı mühim bir para sayesinde itina ile büyütülmüşlerdir. Bir tanesi, bilhare, Prusya'daki Boşnak taburunda küçük zabit olmuş, diğeri Jozef Osman da Garbi Prusya'da mülk sahibi ve devlet çiftliklerinde mültezim olarak yaşamış ve 1849'da ilerlemiş bir yaşta ölmüştür.


Jozef Osman asilzade bir kadınla evli bulunuyordu; kızı Agnes Jozefa Osman'ı Selle'li asil ve emlak sahibi bir zabitle evlendirmiştir. "Osman" yahut "Osmann" yahut "Ossmann" isimli ailelere bugün Berlin'de tesadüf olunmaktadır. Bu aileler ağleb-i ihtimal mülazım Osman'ın zürriyetinin teşkil etmektedir. Türk kanından gelme kalabalık ve gelişmiş Selle'li aile, ceddi Osman'ı daha yakından tanımak için hal-i hazırda tedkikata girişmiş bulunmaktadır.



Alman ilmi bibliyoğrafyasında bu mesele hakkında Erich Moeller tarafından yazılmış ve neşredilmiş bir etüt vardır.


XIX'uncu asırda Türk olan Almanlar pek çoktur. Bunlar arasında Magdeburg'lu Karl Detroit'in Türkiye'de generalliğe kadar yükseldikten sonra Mehmed Ali Paşa ismi altında 1878 Berlin sulh kongresinde Türkiye'yi temsil ettiğini; 1860'da Üsküdar'da vefat eden Ferik Sabit Paşa'nın, evvelce Viyanalı Freiherr Wetzlar von Planckenstern olduğunu, Ali Nuri Paşa'nın, an-aslin Helle'li bir Avusturya zabiti olduğunu; Abdülhamid'in yaverlerinden kaymakam Münir Bey'in de evvelce Del Monte adlı bir Avusturya zabiti olduğunu saymak icap eder. Mareşal Ömer Paşa da Kırım harbi esnasında bir Avusturyalı küçük zabit idi. (4)


Beynelmilel bir şöhrete sahip Alman hekimi Neisse'li Dr.Eduard Schnitzer de, Antivari'den sonra bir müddet Trabzon ve Janya'da çalışmış, 1878'den 1898'e kadar Emin Paşa ismi altında Yukarı Nil'deki Mısr-ı Ulya vilayetini idare etmiştir.


XIX'uncu asırdan beri bir hayli Alman kadını Türk diplomat, zabit ve bilginleri ile evlenmişlerdir. Moeller, eserinde bunlardan bahisle birçok misal zikretmektedir. İleride Türkiye'de de şecere tedkiki ilerlediği zaman, birçok Türk aileleri Alman milleti ile akraba olduklarına kanaat getireceklerdir. (5)





Türkçe'den Almanca'ya geçen kelimeler :
(bazılarını aldım-SB)

die Aue : Ova
Bohrer : Burgu
der Borg : Borç
die Gaukler: (Kavuklu) mukallit, soytarı
die gattin : Kadın (zevce)
Gatten: Katmak
Kapern : Gasbetmek, çalmak
die Ugur : uğur,fal






Türk-Alman münasebetleri:


Tarihte Türk-Alman münasebetleri Atilla Devrinden başlar. Karadeniz ve Tuna şimallerinde Türk, Islav, Germen ırkları tarihten önceki devirlerde olduğu gibi yine birbirine karışıyordu. (6) Hun Türklerinin müthiş akını, Romalıları bir müddet için Germen istilasından kurtardı. 


375'te Hun Türkleri Şark Gotlarının memleketlerini işgal ettiler. 405'te Germenler Islavlarla birlikte Roma'yı istilaya çalışırken Hunlar bunları mağlup ederek Roma'yı kurtardı. Artık Bizans ve Roma şehirlerine akın yapan Germenlerin Got kolları artık bu hareketi Türk milleti idaresinde ve Türk ordusu safları arasında yapmaya başladılar.


Atilla, bu büyük Türk hükümdarı payitahtı Budapeşte'de tesis etti ve hemen bütün Germanya'yı, yani bugünkü Almanya ve Avusturya'yı tamamıyla Türk idaresine aldı. (375-435)


451 Miladi yılında Atilla Türk ordusunu birçok Germen (Alman) askeriyle de takviye ederek, mevcudunu 500.000'e çıkardı ve Paris üzerine yürüdü. Meç ve Strazburg şehirlerini de Türk idaresine aldı. 452'de (?) Şalon'da Türk ve Alman kanı aynı saflarda, aynı maksat uğruna aktı. Roma safları arasında dahi Saksonlar ve Vizigotlar, yani bir kısım Almanlar bulunuyordu. 453'te Atilla'nın ölümünden sonra Gotlarla (Almanlarla) Türklerin arası açıldı. Gotlar ordularıyla Roma imparatorunun hizmetine girdiler. 


Koca Hun imparatorluğu, Atilla'nın ölümüyle parçalanmıştı. Roma imparatorluğu da bitkin bir halde kendisini Gotların himayesine bırakmıştı. Nihayet 493'te (476'da mı), Got kralı ve Roma valisi olan Teodirik kendisini Roma imparatoru ilan etti. Bu suretle, 1200 yıllık koca Roma devleti yıkılmış, yerine Ostrogot (Şark Gotları) devleti çıkmış oluyordu.


Teodorik; Roma-Germen ırklarını karıştırarak bir Germen birliği kurmaya çalıştı. Fakat, 524'te emeline kavuşamadan öldü. VI'ncı yüzyıl başlarında Orta Asya'dan Avar Türkleri Avrupa'ya akına başladı. Bunlar da Hunların yerleştiği yerlere geldiler. 562 yılında Avusturya, Macaristan ve Şimali Sırbistan'a yerleşmiş bulundular. Avarlar; Avrupa ortasında -Cihan Harbi'nden önceki Avusturya-Macaristan imparatorluğu sahasında- hükümet kurarak, kendilerinden önce buraların hakimi olan hun Türkleri ile de kuvvet buldular. Oralardaki Islav ve Germenlere de hakim oldular. Bu hadiseler olurken Arabistan'da Hz.Muhammed dünyaya gelmişti.


600 yılında da Büyük Britanya (İngiltere) adası halkı da, papa tarafından gönderilen papazlar cemiyetinin 35 yıllık gayreetiyle Katolij oldular. Bundan sonra Şark'ta İslamlık, Garp'ta Hıristiyanlık büyük hızla yayılmaya başladı. İran'dan sonra, Orta Asya'daki Türkler müslüman olurken, Garp'ta dahi Germenler hıristiyanlığı kabul ediyorlardı. Bunu başaran da ,Britanya'ya giden heyetti. Britanya'da işlerini bitirince Germanya'ya geçmişlerdi. Her iki dinin dışında kalan Avar Türkleri, etraflarındaki Islavları da , Germenleri de, Bizans(lı)ları da sarsmaya başladılar.


625 yılında İstanbul'a kadar da akın yaparak, ortalığa dehşet saçtılar. Küçük kayıklarla Kasımpaşa önüne kadar gelmişlerdi. Hunlar 441'de İstanbul'a geldikleri zaman Ayasofya henüz ahşaptı, Avarlar bunu kagir büyük kubbesiyle gördüler. (Gördüğümüz büyük kubbe 537'de yapılmıştı)



Bizans şehrinin kurulduğu zamanlarda bile Boğaz içleri Türk köyleriyle bezenmişti. Anadolu'da da hayli Türk vardı. Fakat, Hıristiyanlık'tan doğan din birliği dolayısıyla, kiliseler Türklüğü Rumluk içinde eritmişti. 



Kazım Karabekir
Tarih Boyunca Türk-Alman İlişkileri
(1)Yazan: Profesör Kesler, Tan. 26.1 1 .1937. [Makalenin ilk yayınlandığı Hukuk Fakültesi Mecmuası'nda buraya alınmayan birçok ilginç bilgi yeralmaktadır. (Haz.)] 
(2) Dr. Refii-Şükrü Suvla tarafından çevirilen makale, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası'nın 10. sayısında yayımlanmıştır. Yıl: 3. 1937, s. 237-246. Mecmuanın bu sayısında yayımlandığı kendisi vasıtasıyla öğrendiğimiz Ahmed Parlakışık kardeşimize teşekkürü borç biliriz. (Haz.) [Almanya'da Türk Kanı, Ord.Prof.Dr.G.Kesler,İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi,Çev: Dr.Refii-Şükrü Suvla] 
(4) Bu son cümlenin kenarına '!' işareti konulmuştur. (Haz.)

(5) İstanbul Üniversitesi linguistik profesörü ve TTK üyesi Dr. R. Özdem, Kessler'in bu makalesi üzerine kaleme alıp Belleten'de (no: 10, s.357-361) ve bilahare ayrı basım olarak yayımlanan makalesinde (İstanbul. 1939, s. 357-361) Hun Türklerinin Gotlarla olan münasebetiyle, Batı Almanya'da Hunlardan kalma arkeolojik eserlerden sonra bu iki milletin kan teması hakkında şunları söylemektedir:

"Türck evvelce Silezya asılzadelerinden sayılan bir soy ki, Liegnitz'te emlakleri vardı. 1654'te Münsterberg prensliğinin ve Frakenstein belediye bölgesinin murahhası olan Emanuel von Türkck bu aileye mensuptur. (Adelslexion, cilt: IX, s. 37). Aynı sayfada "Tück, Türcke (armasında kalay kaplı bir duvar üzerinden boyunu gösteren oklu yaylı bir Türk), Saksonya ilinde Ernestein sülalesinden türemiş bir asılzade soyu ki, bilhassa, içlerinden çıkan baba ve oğul iki uzuv ile şöhret almıştır: Otto Philipp v. Türck ki 1798'de Sachsen-Weimar prensliği müsteşarı ve baş-mirahoru olarak ölmştür ve bunun oğlu Cari Wilhelm ki 31 Temmuz 1846'da Potsdam'da mülkiye ve maarif müsteşarı idi. Bu sonuncusunun Teltow kasabasında kain Klein-Glinicke'de Türkhof adlı bir çiftliği vardı ve bilhassa Mark (Berlin) vilayetinde İpekçiliğin yeniden müessisi ve Potsdam'da Sivil-Öksüzler evinin kurucusu sıfatıyla şerefli bir ad kazanmıştır". Aynı ciltin Türckeim, Türkheim maddelerinde de aynı cinsten kayıtlar bulunduğu gibi, kitabın (s.622'deki) Osmann maddesinde de şu sözler okunmaktadır: "Cari Ernst Osmann isminde bir müslüman ki, 1794'te imparatorluk içerisinde iskan hakkı ile birlikte, imparatorluk asılzadeler sınıfı heratını almıştı". (Haz.)

(6) Bugün Alman ve Rus tanılan ırkların kanlarının yarısı Türk'tür. Tarihten önceki karışmalardan sarf-ı nazarla, yalnız sonrakilere dikkat etsek de bu böyledir.





SB - NOT:
Selçuklu öncesi Bizans'taki Türkler; Hunlar-Avarlar, Peçenekler, Hazarlar ve Kıpçaklardan oluşuyordu.

Avrupa'da sadece milattan sonra değil, milattan önceki tarihten de kalan Türk boyları vardı; Kimmer, İskit ve alt boyları gibi... tabi ki Hun, Avar  Türklerinden başka Hazar, Bulgar, Peçenek, Kuman-Kıpçak ve alt boyları da Avrupa'nın çeşitli bölgelerine yerleşip Kilise çatısı altında asimile olmuştur. Avrupa'dan Britanya adasına göçen Anglo-Sakson  olsun, Viking akınları olsun, bunların aralarında da Türkler vardı. Bu sebeple, Türk'ün tarihteki rolünü küçümseyen, inkar eden, düşmanlık yapan kendisini küçümsemekte, kendisine düşmanlık yapmakta ve kendi atasını inkar etmektedir...


EK:
* Mosselman Ailesi - Fransa
Soyadlarının nereden geldiğini, Kazım Karabekir'in kitabına istinaden, anlayabilirsiniz...

* "Fatma isminde Moralı bir Türk kızı Marie Elisabeth Hentzel" için farklı bir kaynak:

"Épitaphe de la Dame Einselle dite Fatiman morte au château du Roi à Lunebourg 19.7bre 1739. - Qu'importe le queş lieu, des terres de Turquie En grand Prince ait voulu m'appeller ea sa Cour, J'ai reçu de ses dous le plus puissant secour Et par mille agremens, j'ai fini cette vie." Neues vaterländisches Archiv oder Beiträge zur allseitigen Kenntniß, 1824; (ki diğer Türk kökenli olanların soyağacı da mevcut: Georg Ludwig Mehmet von Köngstreu)


Nazım Hikmet'in
Babası: Hikmet Bey - Annesi: Celile Hanım; 
* Celile Hanım'ın Babası : Hasan Enver Paşa ; Mustafa Celalettin Paşa (Konstantin Borzecki-Polonya)'nın oğlu.
Mustafa Celalettin Paşa'nın kitabını meslektaşımız Dr.Güven Beker çevirmiştir.
* Celile Hanım'ın Annesi : Leyla Hanım ; Mehmet Ali Paşa (Karl Detroit-Almanya)'nın kızı. Karl Detroit (Ludwig Karl Friedrich Detroit)'ın Ailesi, 16.yy-17.yy'da Fransa'dan kaçan Protestan Huguenot'lardan.











Du Deutsch? - Bernt Engelmann,1991

"Wer sind die Saxen tatsaehlich? Was bedeutet vor allem d. Name Saxen? oder Thüringen? oder Schwaeben? " 

T.Can
"Değerli Alman Araştırmacı Yazar Bernt Engelmann'ın bir dönem Almanya da belirli çevrelerinde çok yankı yaratan ve tartışılan kitabı "Du Deutsch?" yani "Sen Alman mısın?" eserinde özellikle Bavyera'daki bazı köklü ailelerin 
kökenlerinin Türk olduğunu yazıyor.
Osmanlı'nın Viyana bozgununda esir düşen ve Bavyera'ya getirilen Türklerin o zamanki sayısı 1100'dür ve o dönem Münih'in nüfusu Kadın, çoluk çocuk, ihtiyar 10 bindir. Fakat getirilen 1100 Türk'ün sadece erkek olduğunu ve bunların bir daha geri dönmediklerini de düşünürseniz o zaman sorulması gereken soru şu; Bavyera'nın özellikle München'deki 
Almanın kaçı sahiden gerçek Alman?
Ve asıl sorulması gereken şey şu; Almanya'dan Bavyera'yı çıkartırsanız geriye ne kalır ? CSU oranındır en zengin Eyaleti odur dolayısıyla Alman siyasetine yön veren Elitler ordadır ekseriyette; o halde Almanları sürükleyen güç, 
acaba Bavyera'nın damarlarında dolaşan Türk kanı mıdır?"



"Orhun Anıtları'nın dikildiği çağda henüz Alman veya Fransız milleti oluşmamıştı" diyen Ahmet Taşağıl'a 
ilave etmek istiyorum ki "İngiliz" de yoktu...
"The Last Kingdom" dizisinde Vikinglerin istilasından sonraki dönemi, Britanya Adası'nın İngiltere oluşunu anlatıyor. Viking Dizisi ile işgalini izlemiştik....ve tarih 9.yy, yani henüz "İngiliz Milleti" tabiri yok!... SB





17 Aralık 2016 Cumartesi

ALP ve ATA






Pazırık 5 nolu kurganın duvarında asılı olarak bulunan keçenin üzerindeki savaşçı bence ALP ER TONGA
ATATÜRK ise Cihan Engin eseridir.




Felt from Turkish Pazyryk no.5 kurgan, in my opinion that warrior is Afrasiab, Turkish leader of the Turanian in Shahname (written in 10th c AD). His name is ALP ER TONGA (or TUNGA). The other one is ATATÜRK, by artist Cihan Engin.


The etymology of ALP and ATA is TURKISH.
ALP - Brave Warrior, male name.
ATA - Father, ancestor, male name.






ATA ve ALP ile başlayan ve de batılılarca kullanılan isimler :)
Names beginning with ALP and ATA, using among Europeans. :)


ALP: Turkish of etymology "brave warrior".
ALPERTTI: Finnish form of Old High German Adalbert, meaning "bright nobility."
ALPHA (Άλφα): English unisex name derived from the first letter of the Greek alphabet.
ALPHAEUS: Latin form of Greek Halphaios, meaning "changing." In the bible, this is the name of the fathers of James and Levi.
ALPHAIOS (Ἀλφαῖος): Variant spelling of Greek Halphaios, meaning "changing."
ALPHEAUS: Variant spelling of Latin Alphaeus, meaning "changing."
ALPHEUS: Variant spelling of Latin Alphaeus, meaning "changing."
ALPHOEUS: Variant spelling of Latin Alphaeus, meaning "changing."
ALPHONSE: French name derived from Latin Alphonsus, meaning "noble and ready."
ALPHONSO: Variant spelling of Italian/Spanish Alfonso, meaning "noble and ready."
ALPHONSUS: Latin form of Visigothic Adalfuns, meaning "noble and ready."
ALPHONZO: English variant spelling of Spanish Alphonso, meaning "noble and ready."
ALPHONZUS: Variant spelling of Latin Alphonsus, meaning "noble and ready."
ALPIN: Scottish Anglicized form of Gaelic Ailpein, possibly meaning "white."
ALPINE: English name, probably derived from the vocabulary word alpine, meaning "of the Swiss Alps."
and of course ELF.


ATA: Turkish of etymology "father, ancestor."
ATA'HALNE: Native American Navajo name meaning "he interrupts."
ATALLAH (عطاالله): Arabic name meaning "gift of God."
ATAM: Armenian form of Hebrew Adam, meaning "red earth."
ATANAS: Bulgarian form of Greek Athanasios, meaning "immortal."
ATAULLAH: Variant spelling of Arabic Atallah, meaning "gift of God."
ATEN: Egyptian name of the "solar disk." In mythology, this is the name of a sun god represented by the sun's disk. He is said to be the creator of the universe. Also spelled Aton.
ATHAMAS (Αθάμας): Greek name meaning "rich harvest." In mythology, this is the name of the father of Phrixus.
ATHAMUS: Latin form of Greek Athamas, meaning "rich harvest." In mythology, this is the name of the father of Phrixus.
ATHANAS (Αθανας): Short form of Greek Athanasios, meaning "immortal."
ATHANASE: French form of Greek Athanasios, meaning "immortal."
ATHANASIOS (Αθανάσιος): Greek name composed of the elements a "not" and thanatos "death," hence "immortal."
ATHANASIUS: Latin form of Greek Athanasios, meaning "immortal."
ATHELMARE: English contracted form of Anglo-Saxon Æthelmaer, meaning "nobly famous."
ATHELSTAN: Variant spelling of Middle English Ethelstan, meaning "noble stone."
ATHOL: Scottish surname transferred to unisex forename use, derived from the name of a district of Perthshire, Scotland, composed of the Gaelic elements ath "ford" and al "rock, stone," hence "ford of the rock; rock-ford."
ATHOS (Αθος): Contracted form of Greek Athanasios, meaning "immortal." In mythology, this is the name of an ancient mountain god, one of the Gigantes. It is also the name of a mountain in Greece containing an ancient monastic site.
ATÍLIO: Portuguese form of Roman Latin Atilius, possibly meaning "father."
ATILIO: Spanish form of Roman Latin Atilius, possibly meaning "father."
ATILIUS: Variant spelling of the Roman Latin family name Attilius, possibly meaning "father."
ATTA: Teutonic name derived from the word atta, meaning "father."
ATTICUS: Roman Latin name meaning "from Attica."
ATTILA: Gothic name composed of the word atta "father" and the diminutive suffix -ila, hence "little father." In use by the Hungarians.
ATTILIO: Italian form of Roman Latin Attilius, possibly meaning "father."
ATTILIUS: Roman Latin family name, possibly ultimately from Teutonic Atta, meaning "father."
ATTIS (Αττις): Greek name of foreign origin, probably meaning "father." In mythology, this is the name of a vegetation god, the son and consort of the Phrygian goddess Cybele. He is said to have been forced by her to castrate himself as punishment for infidelity. 
ATTIUS: From Roman Latin Attilius, possibly meaning "father."





Above there are many names with Greek, Latin and German explain, is it Greek, Latin or German then? 
;)

Ayrıca Hititlerdeki ATTA'ya bakınız.
SB






ilgili:
Türk Uygur Alp Pars ya da Leopar Postu ile / Türk Osmanlı Yeniçeri Pars Postu ile - Nuray Bilgili












12 Ekim 2016 Çarşamba

Türk Tamgaları : İran Türkleri - Türkmenler - Truva - Sakson



Helen ve Paris MÖ.380 - Louvre Müzesi.
İskit başlığı ile Paris ve Türk Kültürüne ait bir tamga.



Açıklamasını şu şekilde yapmışlar:
"Sakson ve erken Norman dönemi (German/Franklar)"
Lakin bunlar Türk Tamgalarıdır, bu da Saksonlar ve Normanlar arasında Türk kökenlilerin olduğunu kanıtlar.

Avrupa'dan İngiltere adasına Anglo Sakson göçleri 5.ve 6.yy'da gerçekleşir. O tarihe kadar (ve sonrası), anlatılanların aksine, Avrupa'da Türk vardır.

"Orhun Anıtlarının dikildiği çağda, Alman veya Fransız diye bir millet oluşmamıştı."
Prof.Dr.Ahmet Taşağıl

"Şunu hatırlatalım ki o tarihler itibarıyla, böylesi uygarlaşmış kentlere, Anglo-Sakson İngiltere'sinde 
rastlamak mümkün değildir."
H.G.Wells



Bugünkü İran'da (ki Perslerin gelmesi MÖ.800'den geriye gitmez) Shahr-e Sukhteh (Yanık Şehir) 
ve Türkmen Halısı'ndan Türk Tamgası


Keçi ve Hayat Ağacı - MÖ.3200-2100
(Mühür'ün tarihini henüz bulamadım)
Türkmen Halısı ve Yanık Şehir eşleşmesi için Yeŋi Ögə'ye teşekkürlerimle.





ilgili:







5 Aralık 2014 Cuma

Oglan, Uhlan, Ulan, Clan, Oglach





Oglan, uhlan, ulan, clan.....


That is one of the most widespread Türkic words, recorded as far back as the alphabet writing is in existence, and spread as wide as the black plague in the Middle Ages.


Meaning: The Türkic "son" and its derivatives "offspring, youth, young man, hero, strongman, warrior, rider, cavalryman, militiaman, descendant, clan of descendants, clan, family, stock, and possibly hundreds more semantic derivatives in a number of linguistic families.


The direction of the borrowing can't be questioned, first because in the borrower linguistic families the Türkic word was adopted by some members of the family and not by the others, secondly because all the borrowers were neighboring the Türkic-speaking areal, but not necessarily each other, like for example British Isles and China or Scotland and Korea, and thirdly because within the Türkic-speaking areal all languages, including deviant Chuvash and Sakha, have this word with its prime meaning of "son".




The extant Dictionary definitions of ulan/uhlan/clan etc


1 n. - One of a certain description of militia among the Tatars. 


2 n. - One of a kind of light cavalry of Tataric origin, first introduced into European armies in Poland. They are armed with lances, pistols, and sabers, and are employed chiefly as skirmishers


3 n - "cavalryman," 1753, from Ger. Uhlan, from Pol. ulan "a lancer," from Turk. oghlan "a youth" 



İmparatorluk-Kraliyet Sınırkalesi Oğlanları! (süvarileri)
Imperial-Royal Landwehr Uhlans/Ulanen


4 n - c.1425, from Gael. clann "family, stock, offspring," akin to O.Ir. cland "offspring, tribe," both from L. (Smile, you are on Candid Camera!) planta "offshoot." Gaelic (Goidelic) Celtic had no initial p-, so it substituted k- or c- for L. p-. Clannish is first attested 1776. (The real Türkic source, or at least the Etruscan borrowing is not mentioned out of sheer modesty, or not to burden the tired reader with superfluous details, I guess)


5 n - A traditional social unit in the Scottish Highlands, consisting of a number of families claiming a common ancestor and following the same hereditary chieftain.


6 n - A division of a tribe tracing descent from a common ancestor.


7 n - A large group of relatives, friends, or associates. 


8 n - (From Dahl Russian Dictionary) (Tatar "son"?) (The question mark out of sheer Slavic modesty, I guess)


8.1 - Mounted soldier in tight clothes of special cut, with a spear with a badge or banner


8.2 - Lower commander of ten men, in mines or ore factories


8.3 - Khan's officials during Tatar rule (convoy, nukers?). Ulanian uniform: - cap - kolet, uniform - chikchirs, trousers. (Even encyclopedic Dahl can't write a definition without Türkic words presented as aboriginal Russian)



________

Old Irish oglach («young», «warrior», «servant»)  is a cognate of the Turkic oghlak («young», «boy»), a variant of the common Turkic oghlan.



The Celtic oglach is interpreted as the combination of og («young») and the suffix lach, forming abstract nouns .



The Turkic oghlak is known to be a derivative of the same ogho, ogh («young») and the noun forming suffix –lak in Turkic languages .



The element ogho, as an independent noun, has survived in the Yakut language in the words «young», «child». That language is known to be one of the old Turkic languages keeping old elements. 



Oghlak is a cognate of modern Turkic oghlan («boy»). Its phonetical variants uhlan, ulan («warrior», «cavalier») are used in modern European languages .


Chingiz Garasharly
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin
BAKÜ 2011 - Professor, Doctor of Philological sciences 
Azarbaijan President Library e-book : 




"Sümerlerle, Hurrilerle, Hititlerle, İskitlerle, 
Peçeneklerle, Kıpçaklarla, Mayalarla, 
Kızılderililerle, Etrüsklerle 
aynı olmanın ötesinde 
Basklarda, Keltlerde 
hatta günümüz 
İngilizlerinde, Ruslarda ve Tuareglerde 
nasıl bir Türk vurgusu var, 
hem de genetik olarak, 
hiç düşündünüz mü?"

“ … dünya tarihine mührünü vurmuş bir milletin 
argogenetik hikayesidir..."

Osman Çataloluk
Türk'ün Genetik Tarihi.



30 Temmuz 2014 Çarşamba

ALMANLAR-TÜRKLER-ATİLLA-GOTLAR





Her fırsatta Türk Düşmanlığı yapan...ve Sözde Ermeni Soykırıma herkesten çok destek olan Almanlar uzun bir süreden beri köklerini arıyorlardı... Deutscher Reich den beri Hitler ile bile çok paralar akıtıp Çin'e Hindistan'a Bilim adamalarını, İstihbarat elemanlarını gönderip köklerini aradılar... Kayıp Şehir Shambala'dan bile medet umdular...

Bakınız vardıkları noktaya...demek oralarda öğrendikleri bunlara şok geçirtmiş olacak ki, her şeyi ters yüz ederek tarih ile oynamaya başladılar... Tarih Bilimcileri ve araştırmacıları bilirler ki en fazla Türk Tarihi üzerine oyunlar oynanır. İşte bakınız Almanya'nın en ciddi Siyasi Dergisi "Der Spiegel" (aynı zamanda bu dergi Alman İstihbaratının da bir nevi sözcüsüdür)... bakın Kapak Resmine ne basmışlar ve ne yazmışlar... T.Can





"Atilla ismi bir German İsmidir" ...  yani "Atilla bir Germendir"....!
diyor kapakta...

Ha gayret, Atalarınızın Türk olduğunu söyleyin de 
bitsin bu entegrasyon saçmalıkları...
T.Can




TÜM DÜNYANIN TÜRK DİYE BİLDİĞİ, İTİRAF ETTİĞİ ATİLLA'YI 
SİZ KALKAR DA "O BİR GERMENDİR" DERSENİZ ;
BU DÜPEDÜZ "BİZ DE TÜRKÜZ" DEMENİN 
ÖTEKİ ADIDIR.



yapılan yorumlarda "tebrik eden" bile var... 
:D

:)



Almanların Ön Ataları Gotların tüm efsanevi Krallarının isimlerinden bazıları... 

Adolf isminin bile Ataulf dan gelmesi ve bunun almanca  Edelwolf yani "En asil Kurt" yani "Bozkurt olması... 

Batı Gotlarının en efsanevi Kralı Athanerik ve Doğu Gotlarının en Efsanevi Krallarının isminin Ermanerik /Hermanerik olması...

Almanca "KURT" adının Almanca bir anlamı yoktur. Bizdeki, düpedüz "Kurt"tur o.

Hem Atilla ismi ve kendisi Germendir diyorlar, sonra bir yerinde yazmışlar ki Germen ismini Sezar uydurdu :)

Ek bilgi: 

"Ben bir asilzadeyim..troyalı Eneyin torunuyum, adım Kay Yul Sezar'dır" ... Roma senatosunda Sezar'ın kendisini takdimidir... Sezar kadim latince de sezgileri güçlü olan demektir yani "Sezer"  Kaynak Prof.Dr. Firudun Ağasıoğlu Celilov "Etrüsk Türk Bağı" kitabı- Azerbaycan. ((Rus arşivlerinden çıkarılmıştır)) Ayrıca Etrüsk ve Schliemann'ın Troya buluntularında Kayı boyu tamgalarına rastlanır. Bulgarların atası bile Kayı boyundandır. Türktür.

*Peki Attila ismini neden kullanmadıklarını onlara sormak gerek?

*Dergide diyorlar ki ,Atilla ismi germence de "atacık" demekmiş "väterchen" ; 

O zaman niye bu isim o şekilde Almancaya geçmedi? Ayrıca bu isim germence şekliyle bile Türkçedir.  Ata olarak zaten bu iddiayı tek bir "dangalak bilimadamı" ortaya atmış.  :)  

Atilla'nın gerçek ismini bile bilmiyorlar aslında, ona  Atil / Etil / İtil / İdil  yani şimdi ki Volga Irmağı'nın diyarından geldiği için ona Atilli /Atilla dediler.



"CERMENLERIN ATALARI TÜRKTÜR", 
ve bunu söyleyen Alman dil bilimcisi Klaus H. Dieckmann'dır: 
Die türkische Urverwandtschaft - kitap
"Die griechischen und römischen schriftsteller hinterliessen in ihren abhandlungen über die Germanen nur viel Vages und Tendenziöses. So idealisierte Tacitus in seiner "Germania" die ureinwohner mittel-und Nordeuropas, obwohl sie doch keine zivilisatorischen lesitungen aurzuweisen hatten. Auf die İdee, dass Germanen un Türken verwandt sind, kam niemand. Als ich ich mich mit der türkischen sprache beschäftigte, fielen mir immer mehr grammatikalische und lexikalische ähnlichkeiten auf... Ich gehe davon aus, dass unsere vorfahren den Türkenvölkern anghörten, die durch die indoeuropäer aus dem süden überschichtet wurden. Ihre sprachen müssen einer alten sprache entstammen, die die mutter aller europäischen sprachen war."


*Germen/German kelimesi Türkçedir

aslında Hermen / Ermen=  Er Kişi  demektir
Aynı Herakles'in Erakles olması , Hektor'un Ektor olması gibi...
Ermeni'nin  Türk boyu Erman'dan gelmesi gibi...
Çünkü dünyanın Ermeniler adı altında tanıdığı topluluk Hayk'tır. 

(Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu'nun makalesinden: Ermeniler kendilerine Ermeni demez Hayk der! ve Türk devletlerinde Erman/Arman toponimleri)




"En büyük hata ve inanmak istemeyişimizin sebebi, 
Türk Tarihini ve Atayurdunu alıp 
Dünyanın en Doğusuna attığımız içindir ... 
oysa Türklerin gerçek Ata Yurdu İlk Ata Yurdu 
Anadolu / İran ve Azerbaycan üçgenidir ve 
buradan yayılmalar gerçekleşmiştir. 
İkinci Atayurd ise Altay'dır."
T.Can - Almanya




"Gotlar german boylarına aid olmayan başqa bir toplulukdur. İşte gottları german boylarına mal etmek alman tarihçiliyinin sahtekarlığıdır. Hiç bir antik yazar gottları german tayfalarına aid etmemiş ve her zaman da gottları germanlardan ayırmıştır. Gottların dili de ayrıydı, Got dilinin Almancaya yakın olmasını isbatlayan guya ki, kanıt XVII yy. sahtalaşdırılmış episkop Ulfilaya mal edilen "Gümüş Kitaba" dayanır.  Bu kitabın da yazıldığı mürekkeb ise XVI y. icad olunmuşdur..! Yani III yy. yaşamış Got episkopuna aid edilen "Gümüş Kitab" aslında kayb olmuş, ama bu gün Ulfilaya mal edilerek orijinal gibi sunulan saxta "Gümüş Kitab" ise XVII y. Almaniya'da Rozenkreyser tarikatının monastırında yazılmışdır.

Got tarihi konusunda yazmış ve aslen Got olan Romalı yazar Yordanes "Gotların Hun isimleri aldığını" yazmış. Ve hunlarında gotların kadınlarının cinlerle cinsi ilişkisinden dolayı peyda olduklarını da kayd etmişdir :)  Yani gotlarla hunların akraba olduğunu ima etmiş. Gotlar bütün Avropaya ve hatta Kuzey Afrikaya da yayılmışlar. En çok da İspaniyada yerli halklarla karışmışlar. Almanların da etnogenezinde rol almışlar, ama almanlar kendilerine German deyirlerse, o zaman gotlarla direk bağları yoktur. Yordanes kitabını çok imalı şekilde yazmış. Çünkü Roma sansüründen geçsin diye. Bir çok bilgileri satır altı kavranılır.  Gotların İskitlerin bir kolu olduğunu yazar. 

Bu kol Balkanlardan Skandinaviyaya köç etmiş ve daha sonra Doğu Avropa steplerine inmişler. Mühtemelen İskitlerin bu kolu Skandinaviyada kaldıkları zaman yerlilerle de karışmışlar. Roma sansüründen keçsin diye Hunlar konusunda bu tür negatif bilgiler vermiştir. Got tarihi sahtalaşdırılmış. Bu işin arkasında Rozenkreyser (gül ve haç) tarikatı durur. Bu gün elde olunan got metinleri aslında onlar tarafından uydurulmuş ve güya ki, klasik almanca gibi sunulur.  Yani elimizde gerçek got metinleri yok ve bu yüzden gotca ne gibi bir dil olduğunu söylemek de zor. Yalnız Yordanes (Jordanes) ve diğer romalı yazar Prokopi'yin  (Procopius) yazdıklarında bir takım gerçek gotca kelimeler vardır.  Bunlar da etimolojik olarak Türkçe sözlerdir."


Elşad Alili / Türkolog/Dilci - Azerbaycan


JORDANES



***


The Early Germans
by Malcolm Todd



Who, then, were the Germani; where and when did they originate? The first point to be made is that they had no collective consciousness of themselves as a separate people, nation or group of tribes. There is no evidence that they called themselves ‘Germani’ or their land ‘Germania’. These were terms applied by writers in the Mediterranean world and they can be traced with certainty no further back than the time of Poseidonius. The meaning and origin of the word ‘Germanus’ are unknown, but it is certain that the term was not in general use among the early Germans themselves. 

By the time of Julius Caesar in the mid-first century bc, ‘Germanus’ and its derivatives were well established and Caesar himself clearly thought that no further explanation was required. The tradition which was current when Tacitus collected information for the Germania in the late first century ad held that the name was originally borne by a group of people who crossed the Rhine from the East, drove out the Gauls from a region in eastern Belgium and settled there, later becoming known as the Tungri. What had originally been the name of a single tribe became the name by which all the related peoples were known. 


There is no evidence which goes to support this derivation of the name ‘Germani’, though there is nothing inherently implausible in Tacitus’ account. The Roman name for the Greeks, ‘Graeci’, comes from the little tribe of the Grai, and the name applied by the French to the Germans, ‘Allemands’, from a single Germanic group, the Alamanni. The linguistic origins of ‘Germani’ are also obscure. It is not even clear which language supplied the name. Celtic, Germanic, Latin and Illyrian have all had their supporters. All that is reasonably certain is that a member of a German tribe, when asked about his or her affiliations, would have answered ‘Langobard’, ‘Vandal’, ‘Frisian’ or ‘Goth’, not ‘Germanus’....


The peoples known to the Classical Mediterranean world as the Germani were relative latecomers to history. Mediterranean writers knew little of the peoples who inhabited north and central Europe before the second century BC. The earliest surviving references to those peoples make no mention of Germans. In the fifth century BC, the Greek world was conscious of a major barbarian people in west and central Europe; it called them Keltoi (Celts). Heredotus relates that they were the most westerly of European peoples and that the Danube had its source in their territory. He also knew about the nomadic Scythians on the steppes of western Russia, far more indeed than he knew about the Celts. Hekataeus also mentions Celts, in the eastern Alpine region known as Noricum (now mainly occupied by Austria). But neither Herodotus nor Hekataeus refers to Germans, or other major barbarian peoples. A century later, Ephorus named the four great barbarian nations known to him: Celts, Scythians, Persians and Libyans. By the late fourth century BC, knowledge of the remoter parts of Europe was growing. At some date, probably about 320, Pytheas of Marseilles sailed around Britain and along the north European coast, possibly rounding Jutland and entering the western Baltic. His journey was so astonishinh and achievement that contemporary and later writers refused to believe his account, and what survives of it amounts only to quotations by others. Much of what Pytheas is said to have recorded is geographically reliable, though it is scanty on the northern European mainlaid. He is chiefly of interest to us because he may have been the first Mediterranean observer to distinguish Germanoi from Keltoi.

In the two centuries after Pytheas' voyage, remarkably little was added to the canon of information on the northern peoples. The first clear indication of peoples who were distinct from the Celts and who came from far to the north of them was registered late in the second century BC, when a huge and miscellaneous throng of northerners, including Cimbri and Teutones, swept southward and endangered the northern frontiers of the Roman world. At about this time, in his Histories, Poseidonius of Apamea distinguished the Germans from the Celts and the Scythians. It is known that Poseidonius visited Gaul and northern İtaly, but he clearly had no first-hand knowledge of lands and peoples further north. His sources can only be guessed at, but we should not assume that they were outstandingly well informed. Nor should we assume that what Poseidonius wrote about the Germans had a powerful influence on later writers such as Caesar and Strabo, as many modern scholars have done. That his information was used is certain, but by the first century BC where will have been other sources for the northern peoples. A generation after Poseidonius Rome was to come into contact with the western Germans, thus inaugurating a long relationschip which would lead ultimately to the transformation of Europe.


Roman arms were the first carried to the Rhine, and in two brief campains, beyond it by Julies Caesar. His Commentaries on his conquests in Gaul provide us with our first sight of material conditions among the Germans. Caesar's sketch of Germanic society and political organization is executed with a few bold strokes. Though it must be accepted as the earliest coherent picture we possess of Germanic society, it is clearly based upon knowledge of a relatively small part of Germania, that part which Caesar himself saw in the valley of the Rhine and immediately to the east of it. The tribes he mentions are those established at that date in the broken terrain within 100 kilometres of the Rhine (the Suebi, Tencteri, Usipetes) or on the river itself (Ubii, Menapii). No information about the peoples of the interior had reached him and it is difficult to see what sources could have supplied such information at that date. Of the German tribes which Caesar describes the largest and most powerful were the Suebi. 




***

Tacitus Germania önsözünden

Klasik Akdeniz uygarlığında "Germani (Germanialılar)" olarak bilinen topluluk tarih sahnesine geç çıkmıştır. MÖ.2.yüzyıldan önce antikçağ yazarları orta ve kuzey Avrupa'da yaşayan bu insanlar hakkında çok az şey biliyorlardı. O zamandan günümüze ulaşmış hemen hemen hiçbir kaynakta Germanialılar hakkında bilgi yoktur.  

Yunan ve Roma uygarlıklarının kendilerinden olmayan kavimler hakkındaki bilgileri şöyle bir tarihsel seyir izlemiştir: Yunanlılar daha MÖ 5.yüzyılda, orta ve batı Avrupa'da Keltoi (Keltler) adını verdikleri barbar bir kavmin olduğunu biliyorlardı. bu konudaki kaynaklarımızdan biri olan Heredotus bu kavmin Avrupa'nın en batısında yaşadığını ve Danuvius nehrinin onların topraklarından doğduğunu aktarır. Yine göçebe bir kavim olan Scythiai (İskitler) kavminin ise Hippoleus (bugün Ukrayna'da bulunan Nikolaev şehri) burnundaki bozkırlarda ve Keltlerden uzak diyarlada yaşadıklarını belirtir. Hecataeus ise doğu Alplerdeki Noricum bölgesinde yaşayan bir Kelt kavminden bahseder. Ancak ne Herodotus ne de Hecataeus Germanialılardan ve diğer barbar kavimlerden söz eder. MÖ 4.yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avrupa'nın ırak köşeleri hakkındaki bilgilerin de artmaya başladığı görülür. MÖ 320 yılında Massilia (Marsilya) adlı bir Yunan kolonisinde doğan Pytheas, Britanya 'nın ve Jutland Yarımadasının etrafını dolaşır ve kuzey Avrupa sahilinden geçerek batı Baltık denizine doğru yelken açar. Yaptığı gezi o kadar hayret vericidir ki, hem o çağın hem de sonraki çağların yazarları inanmakta güçlük çekerler. Bu gezinin günümüze ulaşan notları sadece diğer yazarların aktarımlarından ibarettir. Buna karşın Pytheas'ın yaptığı coğrafi tanımlar inandırıcıdır. En önemlisi de Germanoi ırkını Keltoi ırkından ayırt eden ilk yazar Pytheas olabilir.

Keltler dışındaki başka halkların tanınmaya başlanması, MÖ 2.yüzyılda en kuzeyden gelen, aralarında Cimbri ve Teutones kavimlerinin de bulunduğu kalabalık bir kuzeli topluluğun güneye doğru göç etmesi ve Roma dünyasının kuzey sınırlarını tehdit etmesiyle başlar. Bu tarihlerde Apamealı Poseidonius historiae adlı eserinde Germanialıları Keltler ve İskitlerden ayrı tutar. MÖ 1.yüzyıl başlarında kuzeyli insanlar hakkında daha fazla kaynak ortaya çıkar.

Roma orduları Thenus nehri civarında ilk kez Julius Ceasar önderliğinde yerleşmiştir. Gallia'yı fethini anlattığı Commentarii de bello Gallico eserinde Germanialılara ilişkin bilgileri ilk kez Julius Caesar verir. Bu açıdan Commentarii de bello Gallico önemli bir eser olmasına rağmen, Caesar'ın Rhenus vadiisnde ve onun doğusunda bizzat gördüğü yerler Germania'nın ancak çok küçük bir bölümüdür ve Germania halklarını ayrıntılarıyla tanımamıza yetmez. Çünkü Ceasar'ın söz ettiği kavimler o tarihte Rhenus nehri vadisinde ve Rhenus nehrinin doğusunda yaşayan kavimlerdir. Bu nedenle orta ve kuzey Avrupa'da yerleşik diğer Germanialı kavimler hakkında herhangi bir bilgi içermez. Caesar'a göre Germanialılar Romalıların daha evvel hiç karşılaşmadıkları ölçüde vahşi ve uygarlaştırılmaları mümkün olmayan ilkel insanlardı, üstelik Roma sınırları içinde bulunan Gallia'yı da sık sık tehdit ediyorlardı.

Augustus ve Tiberius'un imparatorlukları zamanında yazan Strabo'nun Germanialılar hakkında Caesar'dan daha çok şey bilmesi şaşılacak bir durum değildir. Strabo, Albis nehrine kadar olan kavimler hakkında da bilgi verir. Ancak Albis nehrinden yukarısı ve okyanusa (Baltık Denizi) kadar olan bölgelerin bilinmediğini de ekler. Sahilden doğuya doğru Hazar denizinin ağzına kadar ulaşan nehirlere deniz yolculuğu yapan kimseyi tanımadığını, Romalıların da Albis nehrinin ötesini daha keşfetmediklerini ve kara yoluyla da henüz bir yolcuğun yapılmadığını söyler. Strabo'nun eserini yazdığı dönemlerde Albis nehrinin ilerisine ve Bohemia'ya konuşlandırılan Roma askerlerinin sayısının artmasıyla birlikte, Germanialılar hakkındaki bilgiler de giderek çoğalmaya başlar.

Germanialıların Romalılar üzerinde yarattığı korku ve dehşet Valleius Paterculus'un eserlerinde de açıkça görülebilir. Valleius'a göre Germanialılar insan görünümüne ve konuşma yetisine sahip olmakla birlikte, insanlık dışı varlıklardır. Bu insanlar ne kanunlarla ne de uygar sanatlarla yönetilebilir.

Günümüze ulaşmayan ve kendimizi bu konuda şanssız saymamız gereken başka bir eser de Yaşlı Plinius'un yazdığı Bella Germaniae'sıdır. Rhenus nehrinin hem aşağı hem de yukarı bölgelerinde görev yapmış bir asker olan Yaşlı Plinius'un, meraklı bilim adamı kimliği de göz önüne alınacak olursa, söz konusu eserinde Germanialıların yaşamı ve gelenekleri hakkında pek çok önemli bilgi aktardığı düşünülebilir. Tacitus da Germania adlı eserinde büyük olasılıkla Plinius'un bu eserinden yararlanmıştır. Plinius'un eserinden sonra MS 98'de Tacitus Germania adlı eserini yazıncaya dek Germanialılar üzerinde başka hiçbir eser kaleme alınmamıştır. Ancak bu süre içinde kuzeyli halklarla ilgili bilgiler önceki yıllara oranla artmış ve Germanialılar ile temasa geçen Romalı askerlerin yazdığı günlükler yayınlanmamış olsa da, Roma'daki edebiyatçı ve tarihçilerin ilgisini bu kavimler üzerine çekmeyi başaarmıştır.

Bu bilgiler ışığında, Tacitus Germania'nın 2.bölümünde Germanialıların kökenini şöyle açıklar: "... Bazıları, eski bilgiler içeren belgelere bakarak, tanrı soyundan gelme daha birçok kavim bulunduğunu ve Marsi, Gambrivi, Suevi, Vandalii gibi daha nice soy adları olduğunu ve bunların gerçek ve eski adlar olduğu söylerler. Bununla beraber Germania adı yeni ve son zamanlarda kullanılan bir addır. Rhenus nehrini ilk geçen, Gallialıları yurtlarından kovan ve bizim şimdilerde Tungri diye bildiğimiz kavme  o zaman Germanialılar deniyordu. Böylece bir ulusa değil de, bir kavme verilen bu ad yavaş yavaş yayıldı ve ilkin galipler tarafından gözdağı vermek maksadıyla kullanıldığı halde çok geçmeden bütün soy kendisini yeni yaratılan bu adla, Germanialılar olarak anmaya başladılar.

Germania'nın Özeti
1-5. bölümler: Germania'nın coğrafı sınırları açıklanır ve bu coğrafyada yaşayan halkların neden diğer ırklarla karışmadan saf bir ırk olarak kaldıkları anlatılır. Daha sonra Germanialıların ulusal şarkıları, Ulysses efsanesi, Germanialıların fiziksel görünüşleri, topraklar ve yetiştirdikleri ürünler anlatılır.
6-15. bölümler: Germanialıların yaşam tarzları ve gelenekleri, silahları, süvarileri, savaş düzenleri, korkaklık ve yiğitlik anlayışlarıi krallarının, komutanlarının ve rahiplerinin yetkileri, tanrıları ve tapınma yöntemleri, kuşlara bakarak yaptıkları kehanetler, atları, teke tek dövüşleri, suçluyu cezalandırma şekilleri, savaşı tarıma tercih edüşleri ve liderlerine verdikleri armağanlar anlatılır.
16-27. bölümler: Tacitus Germanialıların yaşadıkları yerleri, giysilerini, evlilik kurumunu, kadınlarının iffet anlayışlarını, zina yapanlara verilen cezaları, çocukların eğitimini, yeme-içme kültürlerini, içkiye aşırı zaaflarını, sporlarını, kumara bağımlılıklarını, toprağı işleyişlerini, cenaze törenlerini ve konukseverlik anlayışlarını bizlere aktarır.
28-29. bölümler: Rhenus ve Moenus nehirleri kıyısındaki kavimlerden, Germanialı olup olmadıkları tam olarak bilinmeyen kavimlerden, Batavi kavminden ve aşar vergisinden bahsedilir.
30-37. bölümler: Chatti kavmini, bu kavmin savaşa düşkünlüğünü, Frisii kavmini, Frisii topraklarına yapılan keşif yolcuklarını, Chauci, Cherusci, Cimbri kavimlerini ve Romalılar ile yaşanan savaşları anlatır.
38-45. bölümler: Suevi kavminden, Suevi kavmini diğer kavimlerden ayrıan özelliklerden, en eski ve en şanlı Germania kavmi sayılan Semnones kavminden, dini törenlerinden ve kutsal korularından, Langrobardi kavminden, Danuvius ırmağı boyunda yaşayan kavimlerdne, Hermunduri, Marcomanni ve Quadi kavimlerinden, Nahanarvali kavminin Castor ve Pollux'un tapımına benzer tapınmalarından, Harii kavminden ve vahşiliklerinden, Gotones, Suiones kavimlerinden, Suiones kavminin yukarısındaki engin denizlerinden, Aestii kavminden ve topraklarında yetişen kehribarın yapısından ve Sitones kavminden bahseder.
46. bölüm: Peucini, Venethi, Fenni kavimlerini ve Fenni kavminin vahşi yaşamını anlatır.

Mine Hatapkulu, 2006
(M.Todd, The Early Germans'ı Çeviren) "Germania - Tacitus" kitabından



EK* "First attested in writings of Julius Caesar, who used Germani to designate a group of tribes in northeastern Gaul, of unknown origin and considered to be neither Latin nor Germanic." (etymology-link)

EK* "It is not clear, though, where the term comes from. One possible explanation is that the term simply means "all men". " (thoughtco-link)













"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. 
Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. "


Mustafa Kemal ATATÜRK