gotlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gotlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2025 Pazar

Avrupa'nın Attila Sonrası Hükümdarları

 

"Attila sonrası süreçte tezahür eden Ardarik, Edeko ve Valamer, her üç hükümdar da, Hunlara karşı duran 'milli' Cermen isyanlarının liderleri değil Hun seçkinleri ya da prensleriydi."

"The three post-Attila potentates who emerged out of the Hunnic civil war, Ardaric, Edeco and Valamer, were all Hunnic nobles or princes, not the leaders of 'national' Germanic revolts against the Huns."



AVRUPA'NIN ATTİLA SONRASI HÜKÜMDARLARI

Hyun Jin KİM

("HUNLAR", 2020 çeviri Hakan Herdem, içinde)

Yalnızca Ardarik değil, Hun iç savaşında görünür hale gelen diğer tüm kayda değer şahsiyetler de tıpkı Ardarik gibi ya Hun menşeliydi ya da Hun imparatorluk payitatında üst düzey bir görev yürütüyordu. Skiri kralı Edeko, Priscus'un bizlere söylediği gibi bariz biçimde Hundu. Kısa ömürlü bir Skiri devleti kurduktan sonra yönettiği boylar Ostrogotların kurucu kralı Valamer'i öldürdüler. Soyu benzer biçimde Hunlara dayanan Edeko'nun oğlu Odoacer de İtalya'nın ilk 'barbar' krallığını kurarak Batı Roma İmparatorluğundan geriye ne kaldıysa son darbeyi vurdu.

Odoacer ve babası Edeko'nun Hun oldukları, Hunlara ilişkin bir önceki kitabımız olan "Hunlar; Roma ve Avrupa'nın Doğuşu"nda ayrıntılarıyla anlatılmıştı (Kim.2013). Mevcut kitapta yer darlığı nedeniyle bahse konu kimlik saptamasını doğrulayan tüm kanıtları ve çıkarımları aktarma imkânı yoktur. Yine de en geçerli kanıtı sunmak yerinde olacaktır. Odoacer açık biçimde Türki (yani Hun) bir boy olan Torcilingi'ye mensuptu (Getica 46.242). Hem birçok vesileyle Jordanes tarafından hem de Lombardlı tarihçi Paulus Diaconus tarafından bahse konu saptama açık biçimde yapılmıştır. Jordanes'in Thuringianlara (Thuringos/ Thoringos (Getica 55.280)) ilişkin anlatımında konuya ayrıca değinmiş olması nedeniyle kendisinin Torcilingi ile Cermen Thuringi'yi karıştırdığına yönelik çıkarımda bulunmak hatalı olacaktır.

Jordanes, Odoacer'in İtalya'yı fethini anlatırken Torcilingiye üç defa değinir. Bu isim açıkça görüldüğü üzere etimolojik olarak Turcae (MS birinci yüzyıl, Güney Rusya'da Azov bölgesi) ve Tyrcae (aynı bölgede bir halk) gibi doğudaki eski boyların isimleri ile bağlantılıdır. Dahası Frank tarihçi Fredegar, MS yedinci yüzyıl ortasına bariz biçimde Hun olan Tuna bölgesinde mukim bir halktan Torci (ve de Turqui) şeklinde söz eder. Torci ve Torcilinginin aynı olduğu aşikârdır: Torc+ bağlayıcı ünlü i + Cermence ek -ling.  Torc/Torci ve Türk kelimesi arasındaki etimolojik bağlantı da inkâr edilemez. Türk kelimesi sıklıkla Torc ya da Tork'a dönüştürülmüştür. Tıpkı MS on ikinci yüzyıldaki Tork gibi (Chernii Kloboutsi adlı konfederasyonun parçası olarak Kievan Rus için savaşan Batı Oğuz Türk boyu).

Buna ek olarak, Odoacer Hun menşeli olması muhtemel başka bir grup olan Rogi ile de ilişkilidir. Jordanes Odoacer'in 'ırk olarak Rogi idi', genere Rogus ve Torcilingi ile Rogi'nin hükümdarın tahakkümünde (yani Odoacer'in), sub Regis Torcilingorum Rogorumque tyrannide olduğu şeklnde bahseder. Mevzubahis Rogiler çoğu akademisyen tarafından Baltık Denizi bölgesindeki Cermen Rugi ile ilişkilendirmiştir. Lakin bu teşhis Odoacer'in Cermen kralı olduğuna ilişkin peşin hükümden kaynaklanmaktadır. Bu bakışla, kendisi Cermen olduğuna göre ilişkili olduğu gruplar da Cermen olmalıdır. Oysa genere Rogus ifadesi ile Odoacer'in amcası ve Hun hükümdar olan Attila'nın mensubu olduğu Ruga/Roga klanı/boyu ile bağlantılı olduğuna gönderme yapılmaktadır. Örneğin, Tuna boyunda, MS 454 yılında dolaylarında yaşamış bir grup olan Hun Ultzinzurların adını Attila'nın akrabası Ultzindur'dan aldığını biliyoruz. Benzer biçimde Rogi adlı topluluğun ismi de muhtemelen Cermen coğrafyasının tamamını hükmü altına alan büyük Hun hükümdarı Roga/Ruga'dan gelmektedir. Ruga ile bağlantı geniş Cermen coğrafyasında haliyle epeyce itibar kazandırdığı için bu isim Hunlarla Cermen kabile mensuplarının karışımı olması muhtemel bir zümre tarafından benimsemişti.

Odoacer'in babası Edeko/Ediko ya da Edika'nın ismi hiçbir şekilde Cermen etimolojisine uymaz. Cermen ismi olmadığı aşikârdır. Buna karşılık Türk-Moğol etimolojiler ile dört dörtlük uyum sağlar. Örneğin, eski Türk ismi âdgü (iyi anlamında) ve Moğolca Edgü ile bağlantılı olması muhtemeldir. Odoacer'in bizatihi kendi ismi etimolojik olarak Hun prensi Oktar (Ruga ve Mundzuk'un kardeşi) ve Türk ismi Ot-toghar ile bağlantılı da olabilir. Oğlu Oklan'ın isminin Türkî Oghlan (Türkçe gençlik anlamında) olduğuna şüphe yoktur. Odoacer'in kardeşinin ismi Hunoulphus'tur (Hun kurdu). Odoacer'e yakın şahsiyetlerin ve boyların neredeyse tamamının Hunlarla bağlantılı olması, Hun kökenli olduğu konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır. Buna rağmen, hem Edeko hem de oğlu Odoacer'in diğer tüm Hunlar gibi oldukça melez (ırk ve etnisite bakımından) ve heterojen kimlikli olması muhtemeldir. Odoacer annesi tarafla kan bağı açısından düşünüldüğünde daha çok Skiri gibiydi. Buna karşılık babası tarafla bağına bakıldığında ise ağırlıklı olarak Türkî Hun'du.

Hun iç savaşında öne çıkan üçüncü önemli şahsiyet Ostorgotların kralı Valamer'di. Kendisi, tıpkı yukarıda mevzubahis edilen Ardarik ve Edeko gibi Hun prensi/soylusunu fazlaca andırmaktaydı. Burada, Valamer'in Hun kökenli olduğuna ilişkin tüm detaylara girmek de mümkün değildir. Okuyucuyu Hunlara ilişkin bir önceki kitabıma yönlendirmem gerekecek. Yine de, Valamer'in kariyeri Attila sonrası Hunlarla, bilhassa Attila'nın oğlu Dengizik'le çok yakın biçimde iç içer geçmiştir. Bundan doayı, Hun kökenine ve Dengizik'le mücadelesine kısaca değinilecektir.

Jordanes, Valamer'i Doğu Got yönetici ailesinin; Amal hanedanının meşru varisi olarak sunar. Oysa eldeki kanıtların ayrıntılı tetkiki tam aksini söylemektedir. Valamer'in hanedanı, Hun fethi öncesi Gotları yöneten Kral Ermanarik sülalesinin devamı değildir. İşin aslı, Gotlara dayatılan yeni bir hanedandır. Heather'in haklı olarak ileri sürdüğü üzere, Hun fethi Gotların fetih öncesi siyasal düzenleri üzerinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Valamer'i ve hanedanını Got gibi göstermeyi daha inandırıcı hale getirmek için Ermanarik'in ismi bir noktada Valamer'in şeceresine eklenmiştir. 80 yıllık Hun tahakkümünün Ostrogot saltanı üzerinde bıraktığı derin izler bu sayede önemsizmiş gibi gösterilmiştir.

Getica'daki (14.17) Amal şeceresi incelendiğinde, bu kralların büyük çoğunluğunun Got kralları değil, Hun hükümdarları olduğu açık bir biçimde görülür. (...)

Amalların şecerelerinde açık biçimde kutsal saymadıkları ilk atalarını ismi Hunuil'dir. Bu durum bahse konu hanedanın Hun kökenli oluşunu daha da belirgin hale getirmektedir. Hunuil kuvvetle muhtemel imparatorluk ismi Hun ile tıpkı Türkmen ili (Türkmen halkı) ve Özbek ili (Özbek halkı) gibi Türkçede halk veya devlet anlamına gelen il kelimesinin birleşiminden oluşan Türkî bir kelime gibi durmaktadır. Böyle bir kelime özel isim olarak hiö bir anlam ifade etmemektedir ama Ostrogotha ve Amal örneğinde olduğu gibi bunlar özel isim değil halk ve kabile isimlerine dayalı dışardan alınma isimlerdir. Amal şeceresinde, Ostrogotların (Ostrogotha) siyasi teşekkülü/halkı ve Amalların (Amal) kabilesi ve alt kabilelerinin yönetici hanedan ile bağını gösteren böylesi dışardan alınma isimlerle karşılaşıyoruz. Eğer hanedan gerçekten Hun kökenliyse bunun Hunuil gibi (Hun halkı/ imparatorluğu/ devleti anlamında) dışardan alınma bir isme aksetmesini bekleriz. (...)

Eğer bunlar Ostrogot hanedanının Hun kökenleri konusunda güçlü deliller sunmuyor gibiyse, bir de şunlara bakmak lazım, Priscus'ta Attila'nın nüfuzlu adamlarından biri olarak ismi zikredilen Berig/k (Türkçe 'güçlü') daha önce karşımıza çıkmıştı. Bu isim oldukça şaşırtıcı biçimde Gotların İskandinavya'nın dışına çıkmasına öncülük ettiğine inanılan ecdatları Got kralı Berig şeklinde boy gösterir. Christensen oldukça makul biçimde Berig isminin Hun dilinden veya bir ihtimal Keltçeden ödünç alındığı saptamasında bulunur. Bu isim ve ilgili efsanenin Kelt olması mümkün görünmemektedir. Zira benzer bir Kelt ismine yer veren Britanya kaynağı Cassius Dio ile Jordanes'in dönemi arasında muazzam bir zaman farkı vardır. Tabi Jordanes'in kaynak olarak doğrudan Priscus'u kullandığını atlamamak gerekir. Tıpkı diğer 'Got' kökenli Amal ecdadı gibi Berig'in de aslen Hunların atalarından olması kuvvetle muhtemeldir. Kuzeyden Got göçüne değil, İç Asya'dan batıya Hun göçüne öncülük etmiştir. Tüm bunların ortaya çıkardığı şudur: Amal şeceresinde karşımıza çıkan bilgiler, Hun hükümdar ailesine özgü hanedan geleneklerinin kuzeyde bir yerlerden göç eden Gotların muğlak hafızası üzerine bindirilmesinden ibarettir.

Aynca Jordanes'e göre Avrupa Hunlarının bilinen ilk hükümdarı, MS dördüncü yüzyılın sonunda “Hunların Kralı" olarak andığı Balamber'dir. Bahse konu Balamber ile ismi Yunancada Βαλαμηρ (Balamer) şeklinde yazılan MS beşinci yüzyıl ortasındaki Ostrogot Valamer'in aynı kişi olabileceğinden şüphe edilmiştir. İlginçtir, Jordanes'te Vinitharius, Hun Balamber tarafından Gotların genç prenslerinden biri olan Hunimund'un oğlu Gesimund'un yardımıyla öldürülür. Vinitharius'un Amal hanedanından bir Got olduğu iddia edilir ve kendisi Valamer'in büyükbabasıdır. Balamber daha sonra merhumun torunu Vadamerca'yı karısı olarak alır. Vinitharius'un isminin Wend savaşçısı (yani Slav savaşçısı, Slavlar kaynaklarda sadece geç beşinci yüzyıl ve sonrasında boy göstermiştir) anlamına geldiği düşünülürse, Balamber-Valamer'in dördüncü yüzyıldan Hun kökenli hasmı değil, faal olduğu beşinci yüzyıl ortasından 'Got' kökenli hasmı olabileceği açıktır.

Vinitharius'un beşinci yüzyılda, Hun istilasından çok sonra kuzeyde bir yerlerden güney Ukrayna ve Moldovya'ya hareket eden Slav Antlara karşı sefer düzenlemekle nam salmış olması bunu bir kez daha doğrular. Dolayısıyla Gesimund, Balamber ve Vinitharius'a ilişkin olaylar beşinci yüzyıla aittir. Bu olayların zamanı yekpare Hun-Got kralı Valameri parçalayarak ayrı ayrı Hun kökenli Balamber (dördüncü yüzyıl) ve Got kökenli Valamer (beşinci yüzyıl) yaratmak için kurmaca yapılarak geriye çekilmiştir. Balamber (Valamer) tarafından öldürülen Vinitharius Amal şeceresine Vandalarius'un babası olarak girmiştir. Vandalarius ise Valamer'in (Balamber) babasıdır (Getica, 14.79). Balamber/Valamer'in, Vinitharius'u saf dışı bıraktıktan sonra onun torunu ile evlenmesi kurban konumundaki Vinitharius'un katilinin büyükbabası olduğu acayip bir durum yaratmaktadır. Daha sonraki bir pasajda yer verilen ifadeler sis perdesini aralamaktadır (Getica 48.252). Jordanes bu pasajda, Vinitharius ve Vinitharius'un babası Valaravrans'ı 'Amal' sülalesinin dışında tutar ve Vandalrius'un, Ermanarik'in kardeşi Vultuulf'un oğlu olduğunu söyler. Demek ki, Vinitharius ve babası Hun kökenli 'Amalları', Got kökenli yapmak için Amal şeceresine sokuşturulmuştur. (...)

Ostrogotların kurucu hükümdarı Valamer'in Hun olduğunu tespit etmiş bulunuyoruz. (...)

Attila sonrası süreçte tezahür eden Ardarik, Edeko ve Valamer, her üç hükümdar da, Hunlara karşı duran 'milli' Cermen isyanlarının liderleri değil Hun seçkinleri ya da prensleriydi. En nihayetinde Batı Roma İmparatorluğuna son veren o meşhur “Ortaçağın” kapısını aralayanlar başta Edeko ve Valamer'in soyundan gelenler olmak üzere (oğulları Odocaer ve Theodorik (belki de yeğeni) bu adamlar ve yönettikleri birliklerdi.


***


POST-ATTILA KINGS OF EUROPE

By Hyun Jin KİM (in THE HUNS, 2016)

Not only Ardaric, but every other major figure to emerge out of the Hunnic civil war was also like Ardaric of Hunnic provenance or a high-ranking official in the Hunnic imperial court. Edeco, king of the Sciri, was obviously, as Priscus tells us, a Hun. After establishing a short-lived Scirian state the tribes he governed would later be responsible for the death of Valamer, the founding king of the Ostrogoths. Edeco’s son Odoacer, whose ancestry was likewise Hunnic founded the first ‘barbarian’ kingdom in Italy and delivered the coup-de-grâce on what remained of the Western Roman Empire.

The Hunnic identity of the famous Odoacer and his father Edeco is elaborated in detail in the author’s previous book on the Huns: The Huns, Rome and the Birth of Europe (Kim, 2013). In this book, because of the lack of space it is not possible to cite every evidence and argument in favour of this identification. However, to list the most pertinent evidence, the tribe with which he is affiliated most closely is the clearly Turkic (i.e. Hunnic) tribe of the Torcilingi (Getica 46.242.). Both Jordanes on multiple occasions and likewise the Lombard historian Paul the Deacon make this identification clear and Jordanes by mentioning also in his narrative the Thuringians (Thuringos/Thoringos (Getica 55.280)), disqualifies any erroneous conjecture that he had confused the Torcilingi with the Germanic Thuringi.

Jordanes mentions the Torcilingi three times in relation to Odoacer’s conquest of Italy and the tribal name is quite visibly etymologically linked to names of earlier eastern tribes such as the Turcae (first century AD tribe in the Azov region, southern Russia) and Tyrcae (a people in the same area). Then there is the name Torci (also Turqui) given by Frankish historian Fredegar in the middle of the seventh century AD when refering to a clearly Hunnic people in the Danubian region. It is obvious that the name Torci and the Torcilingi are identical: Torc+ connecting vowel i + Germanic suffix -ling. The etymological links between the name Torc/Torci and the name Turk are also undeniable. The name Turk was frequently rendered Tore or Tork, as in Tor (designating a Western Oghuz Turkic tribe that fought for the Kievan Rus as part of the so-called Chernii Kloboutsi confederation), as late as the twelfth century AD.

Odoacer is furthermore identified with another group with possible Hunnic origins, the Rogi. Jordanes calls Odoacer ‘by race a Rogian’, genere Rogus33 and refers to the tyranny of the king (i.e. Odoacer) of the Torcilingi and Rogi, sub Regis Torcilingorum Rogorumque tyrannide. These Rogians have been identified by most scholars with the Germanic Rugi on the Baltic Sea region. However, this identification derives from the preconception that Odoacer was a Germanic king and therefore the groups associated with him must be Germanic. Rather it is more likely that genere Rogus refers to Odoacer’s affiliation with the clan/tribe of Ruga/Roga, the Hunnic king and uncle of Attila the Hun. We know for instance that the Hunnic Ultzinzures, a group that lived along the Danube around 454 AD, was named after Ultzindur the relative of Attila. The Rogi were probably also a group named after Roga/Ruga the great Hunnic king who was the first of the Hun kings to rule over all of Germania. An association with Ruga therefore carried some prestige in wider Germania, hence the adoption of this name by this probably mixed group of Huns and Germanic tribesmen.

The name of Odoacer’s father Edeco/Edico or Edica has no Germanic etymology and it is clearly a non Germanic name. It does, however, have excellent Turco-Mongol etymologies. For instance, the name is probably linked to the old Turkish name ädgü (meaning ‘good’) and the Mongolic Edgü. Odoacer’s own name may be etymologically linked to the name of the Hunnic prince Octar, the brother of Ruga and Mundzuk, and the Turkic name Ot-toghar.

The name of his son Oklan is without a doubt the Turkic Oghlan (Tur. youth). The name of Odoacer’s brother is Hunoulphus (the Hun wolf). The association of virtually every individual and tribe closest to Odoacer with the Huns is a clear indication of his Hunnic origin. Both Edeco and his son Odoacer, however, were like all other Huns, probably highly mixed (racially and ethnically) and possessed a heterogeneous identity. Odoacer was probably mostly Scirian in terms of blood lineage on his mother’s side and mainly a Turkic Hun on his father’s side.

The third important figure to emerge from the Hunnic civil war was Valamer, the king of the Ostrogoths. He too was a Hunnic prince/noble like Ardaric and Edeco mentioned above. Again a full discussion of Valamer’s Hunnic origins cannot be included here and I must refer the reader to my previous book on the Huns. However, Valamer’s career is intimately intertwined with the history of the post-Attila Huns, with Attila’s son Dengizich in particular. Therefore, a brief overview of his Hunnic origin and conflict with Dengizich will be provided here.

Jordanes presents Valamer as the legitimate heir of the old East Gothic ruling house, the Amal dynasty. Closer examination of the available evidence suggests

otherwise. Valamer’s dynasty was in reality a new dynasty imposed on the Goths, not the continuation of the house of King Ermanaric which had ruled the Goths before the Hunnic conquest. As Heather rightfully points out, the Hunnic conquest had profound implications for the former political order of the Goths before conquest. Ermanaric’s name was at some point inserted into Valamer’s genealogy in order to make him and his dynasty look more genuinely Gothic. The 80 years of Hunnic domination, which without a doubt had a significant impact on the Ostrogothic royal line, was thus downplayed.

When one examines the Amal genealogy in the Getica (14.17) however, it quickly becomes apparent that many of these kings are in reality not Gothic kings at all, but Hunnic rulers. (...)

The Hunnic origin of this dynasty is made even more apparent by the name of the first clearly non-divine ancestor of the Amals in their genealogy, Hunuil. Hunuil is most likely a Turkic term combining the imperial name Hun with il meaning people or state in Turkish, as in Türkmen ili (the Turkmen people) and Ozbek ili (Uzbek people). Such a term would not make any sense as a personal name, but as we can see in the cases of Ostrogotha and Amal, these names are not personal names but eponymous attributions based on names of peoples and clans.

In the Amal genealogy we find eponymous names that indicate the ruling dynasty's affiliation with the political entity/people of the Ostrogoths (Ostrogotha) and the clan or sub-tribe of the Amals (Amal). If the dynasty was originally Hunnic we can then expect this fact also to be reflected by an eponymous name such as hunuil (meaning hunnic people / empire/ state). (...)

If that was not enough to provide a strong case for the Hunnic origin of the Ostrogothic royal house, there is still more. Berig/k (Tur. strong), the name of one of Attila's Hunnic magnates in Priscus, which we have encountered earlier, somewhat perplexingly appears as the name of the ancestor Gothic king who supposedly led the Goths out of Scandinavia, Berig. Christensen reasonably identifies the name Berig as either a borrowing from Hunnic or perhaps Celtic. The name and the associated legend is unlikely to be Celtic, given the vast time gap, between Cassius Dio, the source which mentions a similar Celtic name in Britain, and the tim of Jordanes, but Priscus was without a doubt a source that Jordanes directly used. It is highly probable that like many of the other Amal 'Gothic' ancestors, Berig too was originally a Hunnic ancestor figure, who led not he Gothic migration from the north, but the Hunnic migration to the west from Inner Asia. All this reveals that what we have in the Amal geneaology is the dynastic tradition of the Hunnic royal family superimposed on the vague memory of the Goths migrating from somewhere in the north.

Also, according to Jordanes, the first known king of the Huns in Europe was a certain Balamber, the ‘King of the Huns’ during the late fourth century AD. It has been suspected that this Balamber was actually the same person as the Ostrogoth Valamer in the mid fifth century AD, whose name in Greek was written Βαλαμηρ (Balamer). Interestingly in Jordanes the Hunnic Balamber kills Vinitharius, allegedly an Amal Goth and grandfather of Valamer, with the help of another Gothic princeling called Gesimund, son of Hunimund. Balamber then takes as his wife Vadamerca, the dead man’s grand-daughter. Given the fact that Vinitharius’ name means Wend fighter (i.e. Slav fighter, Slavs who only emerge in our sources from the late fifth century AD onwards) he is clearly not a fourth century enemy of the Hunnic Balamber-Valamer, but a mid fifth century figure at the time when the ‘Gothic’ Balamber-Valamer was active. This is confirmed yet again by the fact that Vinitharius is reputed to have campaigned against the fifth century Slavic Antes who only started to move into the southern Ukraine and Moldavia from somewhere in the north long after the Hunnic conquest. It therefore becomes clear that the events relating to Gesimund, Balamber and Vinitharius are fifth century events that have been artificially pushed back into the fourth century to make a single individual the Hunnic-Gothic king Valamer, a separate Hunnic Balamber (fourth century) and Gothic Valamer (fifth century). Vinitharius who was killed by Balamber (Valamer) was entered into the Amal genealogy as the father of Vandalarius, the father of Valamer (Balamber) (Getica, 14.79). The fact that Balamber/Valamer married Vinitharius’ grand-daughter after defeating him must have contributed to this bizarre phenomenon of Vinitharius the victim being transformed into the grandfather of his killer. In fact the game is given away by a statement in a later passage (Getica 48.252) where Jordanes leaves out both Vinitharius and Vinitharius’ father Valaravrans from the ‘Amal’ ancestry and calls Vandalarius the son of a brother of Ermanaric, that is Vultuulf. This shows that Vinitharius and his father have been inserted into the Amal genealogy to make the Hunnic ‘Amals’, Gothic Amals. (...)

We have thus established the Hunnic identity of Valamer, founding king of the Ostrogoths. (...)

Thus, the three post-Attila potentates who emerged out of the Hunnic civil war, Ardaric, Edeco and Valamer, were all Hunnic nobles or princes, not the leaders of 'national' Germanic revolts against the Huns. It was these men and the troops that they governed, especially those that drived out of the following of Edeco and Valamer (under their sons Odoacer and Theodoric (possibly nephew) respectively) that eventually ended the Western Roman Empire and heraldedthe beginning of the so-called 'Middle Ages'.


[SB - more to find in his book]




9 Aralık 2022 Cuma

Uldız - Gainas - Arkadius Sütunu

 

Gainas'ın kellesini alan Hun Uldız (Yıldız) ve İstanbul'daki Arkadius Sütunu

Arkadius Sütunu (görsel link)


25 yıllık bir sessizlikten sonra nüfuslarını, güçlerini artıran, birçok kavmi yerinden oynatarak Güney Rusya bozkırlarının tek sahibi olan Hunlar, Avrupa içlerinde yeniden harekete geçtiler.

İmparator I.Theodosios'a, İtalya seferinde refakat eden I.Alarik ve birlikleri, Hunların saldırı haberi üzerine aceleyle Tuna'da Moesia'da bulunan yerlerine geri döndüler. Kış gelmeden bütün ailelerini oraya getirip, Balkanlara ve imparatorluk içlerine çekildiler.

399 yılından beri biraraya toplanan Got paralı askerlerinin komutanı Gainas'ın müfrezesi İstanbul'un çevresini yakıp yıkıyordu. Bunlar aynı zamanda kendini Ostrogotların kralı ilan eden Tribigild(us)'in müfrezesiyle Bosporos'un iki yakasında Romalılarla (fakat aynı zamanda birbirlerine karşı da) kanlı savaşlar yapıyordu.

Bu kuvvetli barbar akınlarına karşı Doğu Roma savunması hemen hemen çaresizdi. 400 yılının yaz aylarında Gainas, İstanbul'u fethetti ve gerçek bir terör estirdi. Bankaları yağma etti, imparator sarayını yaktı, tutkulu bir Ariani olarak kendi taraftarları için Hıristiyan bir kiliseyi işgal etmeye çalıştı. Bu durum ona bir bela getirdi. Başkentin öfkeli halkı sokak savaşlarında ordusunun yarısını imha etti. Diğer yarısı ise korkuyla şehirden kaçtı. Gainas ve etrafındaki asiler sürüsü imparatorluktan da sürüldü. Trakya üzerinden Tuna'nın kuzey kıyılarına yani eski anayurtlarına geri döndüler. Gainas'ın kaderi burada noktalandı.

Korkunç bir Aralık soğuğunda hiçbir saldırı beklemedikleri sırada Hunlar, Gainas'ın ordusunu şaşkına çevirip, etrafını sararak düzenlerini bozdular ve yerle bir ettiler. Bu sırada Hunların Batı kanadı reisi olan Uldız (Yıldız), Gainas'ın kafasını yeni yıl armağını olarak İstanbul'a gönderdi (3 Ocak 401).

İki yıl boyunca öylesine çok zararlar vermiş olan haydut sürüsü beyi'nin ölümü kadar sevindirici yeni yıl armağanı tahayyül edilemezdi. İmparator Arkadius (395-408), teşekkür olarak bir sürü hediyeler gönderdi. Düşmanının düşmanıyla bir ittifak yaptı. Başarının büyüklüğünü göstermek için olayın anısına - Trajan sütunlarının resimlerinden sonra - muhteşem Arkadius sütunlarını yaptırdı.

Yalnız bu zaferi, zafer çığlıkları içerisindeki İmparator ve Romalılar kazanmadılar.


Prof.Dr. Ali Ahmetbeyoğlu / Avrupa Hunları

NOT: Arkadius'un ölümünün (1 Mayıs 408) arkasından tahta 7 yaşındaki oğlu II.Theodosios'un (408-450) çıktığını öğrenen Uldız (Yıldız), 408 yılında Doğu Roma İmparatorluğu'na saldırdı.

*

KazanMAmışlardı,

Ama,

KazanMIŞ gibi gösterdiler.

Demek ki

Tarih,

Bakış açısına göre değil,

Baktırana göre değişiyormuş...

SB



21 Ekim 2019 Pazartesi

TULGA - TOLGA - TVLGA




TULGA (TVLGA): 
Adı Türkçe olan Hispania'nın Vizigot (Batı Gotlar) Kralı (639-642). 
Kral Çintila'nın oğlu ve halefi. - 18.yy gravürü

TULGA (TVLGA - 6th c).
Visigothic (West) King of Hispania (639-642). Son and successor Chintila. - 18th century engraving.
* Tulga - Tolga = Tr. of ety., meaning helmet. Still in use among Turks as male and surname.




Gotların tarihi de bir muammadır. Aslen Got olan Romalı Jordanes Gotların tarihini yazarken büyük bir baskı altındadır. Hunlarla savaş halinde olan Romalılar, kayıt altına alınan her şeye sansür uygulumaktadır. İşte bu zamanda kitabını yazan Jordanes de sansürden geçmesi için elinden geleni yaparken birçok bilgiyi satır altına gizlemiştir. Gotların Hunlarla akraba olduğunu ve hatta bazı Gotların Hun isimleri aldığını söyler.

Gotların İskit (Getae*) olduğunu yazan Herodot'tan (MÖ 5.yy) Tacitus (MS 1.yy) ve Yaşlı Pliny'e (MS 1.yy) gelinceye dek Gotlar artık İskit olmaktan çıkmış ve Germanik boyu olarak anılmaya başlanmıştır. Ama yaşam tarzları, gelenek ve kültürleri, hatta dilleri bile Türkçe kelimeler barındırır.

Kapadokyalı olan Ulfila (Wulfila, MS 4.yy) kaçırılmış ve Tuna Nehri civarında, 'Çar/Oğuz İskitleri'nin ülkesinde yaşamıştır. Ulfilas Yunancadan Got diline çevirdiği İncili'nde Tanrı için 'Baba'nın karşılığı olan 'Atta' kelimesini kullanmıştır. Sağır sultanın bile bildiği bir şey varsa o da Ata sözünün öz Türkçe olmasıdır.

'Atta unsar thu in himinam'
'Cennetteki/Gökteki Babamız'


Semra Bayraktar


* Getae kelimesi diğer İskit/Saka boylarından olan Tissagetler ya da Tomris Ece'nin kabilesi Massagetler (Massagetae) dediğimizdeki gibidir 'Getae' (Get).
* Tissagetler (Thyssagetae) aynı zamanda Tyrasgetae olarak da okunur. Tyras > Tiras/Turas için Prof.Ç.Garaşarlı İskandinav kaynaklarında Traklar ve Türkler için kullanıldığını yazar. Hazar kaynaklarında da Tir-s ya da Turis olarak geçmektedir. Dinyester (Turla) nehrinin de eski adıdır. Tissagetler Başkırt/Başkurtların da atalarındandır.
* Türk:Ata (Ada) - Sumer: Ada (Olcas Süleymanov, Aziya, s.221)
* "History of the Goths (Gotların Tarihi) adlı çalışma Gotların tarih sahnesine çıkışından Ostrogot ve Vizigot Krallıklarının sonuna kadar olan dönemi siyasi, askeri ve içtimai tarihi için önemli bir eserdir." - Mert Kozan (Herwig Wolfram, History of the Goths, İng.Tercüme Thomas J.Dunlop)




Über die name TULGA:

Sie sagen (link) ;"Noch keine Infos zur Bedeutung verfügbar... und mongolisch". Sie wissen es nicht, aber wir wissen es. "Mongolish!" dass ist ja Absurdität und unmöglich, weil Tulga ist Turkish, die Hunnen haben diese name auch. Tulga bedeuted Helm auf Turkish. Wenn Sie nicht in die türkische Sprache schauen, können Sie nie die Bedeutung finden. türkisch zu ignorieren, das ist dein problem! Ein anderer hier (link): "Die Bedeutung dieses Namens ist unbekannt", natürlich berücksichtigen Sie nicht die türkische Sprache! Westgoten verwendeten Hunnen-Türken namen.


About the name Tulga:

They say (link), "No information on the meaning available yet ... and Mongolian". You do not know, but we know it. "Mongolish!" that is absurdity and impossible, because Tulga is Turkish, the Huns have that name too. Tulga means helm in Turkish. If you do not look into the Turkish language, you can never find the meaning. ignoring turkish, that's your problem! An other one here (link):  "Meaning of this name is unknown", ofcourse, you are not considering the Turkish language! Visigoths used Hun-Turkish names.

SB









11 Şubat 2018 Pazar

Ragnaris - Ragnar Lothbrok





MS 9.yy da yaşamış İskandinav Ragnar, MS 6.yy da yaşamış Hun Ragnar'ın soyundan geliyor olabilir mi?





RAGNAR adı İskandinav ve Franklarda ilk kez 9.yy'da görülürken, Kartaca'daki 5. veya 6.yy'dan kalma bir grafitide de görüldüğü söyleniyor (kaynak wiki de var, ama teyit edemedim!). Kökeni için Eski German deseler de bir Hun-Türk adıdır. Çünkü, MS.6.yy'da yaşamış Aliağlı (Myrina) Agathias'ın "The History (Tarih)" kitabında bir Hun lideri olarak karşımıza çıkıyor.

Agathias'ın kitabında Hun boyu Bitgorlardan olan Ragnaris 554 deki Volturnus Savaşı'nda Gotlara liderlik ederken, Doğu Romalılara liderlik eden Narses'ti.

"Franklara çeşitli yerlerde yardım eden yaklaşık yedi bin olan Gotlar, Romalıların tekrar saldıracağını düşünerek Campsa kalesine çekilerek ayrılır. Burası düşman saldırılarına karşı güçlendirilmiş kayalıklı dik bir tepenin zirvesinde güvenli bir yerdir. Gotlar burada bir araya geldi ve kendilerini güvende hissettiler ve hiç bir şekilde Romalılara teslim olmaya niyetleri yoktu. Onlara saldıranlara karşı bütün güçleriyle savaşmaya kararlıydılar. Onları bu yola teşvik edip kışkırtan kişi ne bir akraba ne de kendilerinden olan bir liderdi, o Ragnaris adında bir barbardı. Aslında o Hun boylarından Bitgor kabilesine mensuptu. Kurnaz, etki yeteneği ve adil olmasıyla seçkin konumunu elde etmişti. Kendi prestijini arttırmak için düşmanlıkları umut içinde sürdürmeyi planlıyordu." (Agathias)

İskandinavların Ragnar Lothbrok'u ise 9.yy'da Fransa ve İngiltere'yi kasıp kavuran Danimarka kralı olarak geçer (destan 12-13.yy yazılmıştır !). Acaba kendisi Hun soyundan mı gelme, yoksa aile sadece beğendiği için mi Hun kökenli Ragnar'ın adını kullanmış ?.. Viking dizisinde savaşçıların dövmelerinden tutun da, tepede uzun kenarları kazınmış saç şekillerine kadar her şey İskit-Hun modası...

"Çocukluk çağından itibaren asla saçlarını kesmezler, zira Frank krallarının uygulaması budur, alınlarına düşen hariç her saç buklesi omuzlarının hemen üzerinde her iki tarafa salınık durur. Bununla birlikte Türk ve Avarların ki gibi dağınık, kuru ve çirkin bir düğümle bağlanmamıştır." (Agathias)

Attila'nın ölümünden sonra (Odin ve halkı dışında) Hunların da İskandinavların arasına karıştığı, hatta Attila isminin bile kullandığı araştırmalar sonucunda ortaya konulmuştu. Ragnar adı da ya bu şekilde kullanıma girdi, ya da Hun Ragnar'ın soyundan geliyor... Vikinglerin hepsine İskandinav demeden önce iki kere düşünmeliyiz bence... ;)


Semra Bayraktar




kaynaklar:
1- wiki; Ragnar:
"The name is on record since the 9th century, both in Scandinavia and in the Frankish empire; the form Raginari is recorded in a Vandalic (5th or 6th century) graffito in Carthage (CIL viii, 22655. Christian Courtois, Les Vandales et l'Afrique (1955), p. 384). The name was variously latinized as Raganarius, Reginarius, Ragenarius, Raginerus, Ragnerus, Reginherus. The Scandinavian patronymic form is Ragnarsson."

2- Agathias "The History"
Ragnaris: II 13,3; II 14,2-5

II -13
1 A detachment of Goths, numbering about seven thousand men, which had assisted the Franks in various places, concluded that the Romans would not slacken in their offensive but would soon be attacking them too, and withdrew immediately to the fortress of Campsa. 
2 The place was particulady secure and well fortified since it was situated at the top of a steep hill, with an array of boulders stretching out in all directions and rising sheer about the summit, which rendered it inaccessible to enemy assault. Once these Goths had gathered together in this place they felt safe and had not the slightest intention of capitulating to the Romans. Indeed they were determined to fight back with all their might and main should anyone attack them. 
3 The man who urged and incited them to adopt this course, as a barbarian called RAGNARİS, who though neither a kinsman nor a compatriot was their leader. He belonged, in fact, to a Hunnic tribe called the Bitgors. He achieved his pre-eminent position through his skill and cunning and capacity to acquire personal influence by all means both fair and foul. Now he was planning to resume hostilities in the hope of thereby enhancing his own prestige. 

II - 14
1 After winter had been spenr on these operarions RAGNARİS decided that he should call for a discussion of terms with Narses. Having been granted permission for a parley he appeared escorted by a few men and the met somewhere in no man's land and had a lengthy discussion. 
2 But the spectacle of RAGNARİS puffed up with conceit, boasting extravagantly, making outrageous demands and generally adopting a high and mighty attitude decided Narses to break off the meeting unconditionally and send him away without further ado. 
3 But, when he had already got to the top of the hill and was not far from the wall of the fort, stealthily and without making a sound he drew his bow and, furious at the failure of his plans, turned round and shot an arrow straight at Narses. He missed. The arrow flew wide of its mark and fell to the ground without harming anyone.
4 But the barbarian was quickly punished for his treachery. Angered at his insolence Narses' body-guard shot at him. The wretch was wounded mortally, his inevitable deserts for perpetrating such a foul piece of treachery. With difficulty his escort carried him into the fortress.
5 He lingered on there for two days and then died an ignominious death, which was the fitting conclusion of his insane perfidy.

3 - Agathias, Book I; 4: For it is the practice of the Frankish kings never to have their hair cut. It is never cut from childhood onwards and each individual lock hangs right down over the shoulders, since the front ones are parted on the forehead and hang down on either side. It is not, however, like that of the Turks and Avars, unkempt, dry and dirty and tied up in an unsichtly knot. [He meant here by Turks the "Gokturks" and "Avars" are also Turks - SB]



Agathias'ın kitabında geçen Hunlar


Şunu da bir kenara not edelim:

Vikingler Türk'tür demiyorum... Vikinglerin hepsine İskandinav demeden önce iki kere düşünmeliyiz diyorum. Hunlar Federasyon olabilir ama Hun kültürü içerisindedir. Adların da dillerde değişime uğradığı bir gerçektir...

Hunlar Orta Çağ Avrupa'sını şekillendirmede; ordu, kültür-gelenek-yaşam tarzı, alfabe-yazı, edebiyat-dil de etkilemiş, hatta bazı yerde "egemen kişilik" olmuştur.  Burada kronoloji önemlidir, Hunlar 4-6.yy iken, Vikinglerin "Viking" olarak kaydedilmiş tarihi 8.yy da başlar. 

Germenler onlara Ascomanni [Ashmen ("ağaçtüründen yapılmış gemilere sahipler" diyerek açıklarlar) As+co+man= As Türkleri = Odin ve Halkı = Asman (man/men eki Türkçedir, Sumerlilerde ve tüm Türk lehçelerinde kullanılır)] derken, Doğu Roma, Slav ve Arap kaynaklarında Rus olarak geçer. Diğerleri Kuzeyinsanları (Northmen) der. 

Ne "Hint-Avrupalı" ne de "German" olan Fin-Ugor kavimlerinden olan bu Kuzeyinsanları 8.yy'dan sonra vikingleşmiş. Viking çağını başlatan olarak "Erik the Red" verilir. Onu takip eden 6 önemli lider kayıtlara geçmiştir... Ama... Bana, Vikinglerle ilgili 8.yy'dan önceki tarihe (yani Odin, Kimmer-İskit ve Hun etkisi öncesine) ait bir kayıt bulur musunuz lütfen!.. Çünkü ben şahsen, Vikinglerin "doğumunu" Hun kültürüne bağlıyorum... Hatta, Anglo-Sakson diye adlandırdıkları buluntuların biraz Kelt, biraz Hun-Avar kültürünün bir karışımı olduğunu söyleyebilirim... Vikingler ha!, Yazıya bile MİLATTAN SONRA BEŞYÜZ (MS 500)den sonra, yani İskit ve Hunlardan sonra geçen İskandinavların, Hunlarla karışmasından doğan Vikingler !.. ;)










19 Şubat 2017 Pazar

Artemis Bendis'in başlığında ve elbisesinde Çintemani



Artemis Bendis, Apollo ve Hermes 
"Bendis Painter" - MÖ 380-370
Artemis Bendis'in başlığında ve elbisesinde ÇİNTEMANİ






Dacia (Daçya) - Romanya belgeselinde:
The Other Land of the Gods 
(artık ne kadar ciddi, ne kadar fantezi bilmem, kısa bir bölümü free)

AMA...


Strabon, Atinalıların birçok yabancı tanrıları ve ibadet adetlerini kabul ettiklerini, lakin bu törenleri o kadar çok seviyorlardı ki, komedi yazarları tarafından özellikle Trakya ve Frigya törenlerini alaya aldıklarından bahseder. (Strabon 10:3) Haksız da değildir....Gerçekten de "Yabancı"dır Atinalılara....


Belgeselde, Yunanlılar aşağıdakileri Trakyalılardan ödünç almıştır;
"Zeus - Gebeleizis
Artemis - Bendis
Dionysos - Sabazius
Apollon - Orphee
Dişikurt efsanesi Dacia kökenlidir ve Romalılara oradan geçmiştir" der.....



Bir kere;

SABAZİUS - İskit Boyu Saban'dan gelir. Suvar-Sabar Türkleridir. Hatta Sabantuy Festivalleri bilem var :) Dionysos ondan türetilmiştir ( Zeus kelimesi de türetilmiş olabilir)...

ORPHEE - Hep İskit başlığı ile tasvir edilir. Homer ve Hesiod'ta geçmez, Trak kralı Oeagrus'un oğlu olarak geçer. Apollo'nun da Yunanca olmadığı düşünülürse mümkündür, ama Apollo Anadolu kökenlidir.

GEBELEİZİS - Getaelerin şimşek/yıldırım ve fırtına tanrısıdır. Kelimenin kökenini araştırmadım. Getae İskitlerin diğer adı MASSAGETAE'dan gelir, aynı zamanda da Helenler Daçyalılara Getae der. Tomris Ece'nin mensup olduğu boydur. Hatta, Romanya'daki Tomi antik şehrini onun kurduğunu söylerler.

BENDİS - Avcılık ve Ay tanrıçası. Kılık kıyafeti ile Asyalıdır. Kelimenin kökenini araştırmadım. Plato kült haline gelen Bendideia festivallerinden birini kitabında şu şekilde tasvir eder: 

"Adeimantos söze karışarak, “Bu akşam tanrıçanın şerefine bir atlı meşale koşusu yapılacak, haberiniz yok mu?” dedi.
“Atlı mı!” dedim, “Bu da yeni çıkmış herhalde, yani şimdi atlar yarışırken, sürücüler de meşaleleri elden ele dolaştıracaklar, öyle mi?” (Devlet:328a) 



Daçyalar tıpkı Göktürkler'deki gibi Kurt şeklinde Tuğ taşır. Kılık kıyafetleri "Asyalı" özelliği adı altında geçer ve Sanat eserleri İskit/Saka eserleriyle aynıdır. Bendis Artemis'in kıyafetindeki Çintemani bile kör gözüme giriyor....

Dişikurt efsanesi Türklere ait olmasının yanısıra, Romalılara Etrüsklerden geçmiştir. Etrüskler karadan ve denizden olmak suretiyle İtalya'nın kuzeyine göçmüştür. Yani Hyperboreanlıların hayvanı Kurt'u ve efsaneyi bu şekilde getirmiş ve Latinler de onlardan çalmıştır. (Etrüsklere ait ne kadar kitap/Papirüs varsa da Roma krallarının-rahiplerinin emriyle yakılmıştır.)

Belgeselde bahsedilen uzun boylu Roma imparatoru Maximus Thrax (MS 173-238) Prof.Mirfatih Zekiyev'e göre babası Gotlardan annesi ise Alan kökenlidir, ve adı da Ababa'dır. Ababa'nın anlamı Avın Annesi veya Evin Annesi'dir, Alanlar Türk'tür. Ve Gotlar'da İskitlerin bir koludur.

Ayrıca belgeselde; "Hyperboreanlılar Kutuplarda yaşardı, sonradan buralar Asgard olarak anıldı, güneye indiler, birçok yerin atasıdırlar. Bir kısmı Kafkaslara gitti ve yeni başkentleri Asgard'ı kurdu. Bir kısmı Tibet'e gitti, ve son olarakta Archipelagos'a gittiler, şimdiki Meksika Körfezi..." diyorlar.

Hyperboreanlılar ise yine bir İskit boyudur ve de kurtların eşliğinde Tanrıça Leto güneye inmiş, Artemis ile Apollo'yu doğurmuştur. Apollo'nun lakabı Kurt'tur. Artemis'in ay tanrıçası olması sebebiyle de hayvanı Kurt'tur. Başka bir anlatımda da Leto Dişi Kurt'tur. Asgard Türk olan Odin'in geldiği yer Azerbaycandır, Türklerin yaşadığı yerdir. Hyperboreanlı Abaris Apollo'nun rahibi olarak geçer, ama o bir Şamandır ve Abaris Orhun anıtlarında Apar olarak geçen Avar Türkleri'nin antik dönem adıdır. 

Tibet'te Türklere Drugu derler ve Orta Asya Türklerinin yurdudur... Meksika Körfezi bölgesi, hatta Amerika kıtasındaki Yerliler ile de ata dışında, dil ve kültür bağımız da vardır.

Belgeselde Türksüz anlatılan bir tarih var, kendilerinden eminler bir de. 
Ama hiç kimse sorgulamıyor...
"Peki bu kültürü, geleneği kim sürdürmüştür? Çünkü hiçbiri bizim geleneğimizde devam etmiyor..." diye... 
Romanyalıların asıl sorması gereken şey; 
"Bizim atalarımız kim?" Slav mı? 
Yoksa, biz Türklerle aynı ataya mı sahibiz?... ;)


Bu gibi anlatımlara çok rastladım, mesela en yakın örnekleri ; 
Hazar Türklerine Slav diyenler, Safavilere İrani diyenler, Osmanlıyı farklı bir Etnik sananlar...
Ah be güzeller, işinize geleni Avrupalı, gelmeyeni Asyalı diyerek kestirip atıyorsunuz.
Tarihi çarpıtıp, eksik anlatmayın!...
Türkiye'den selamlar,
SB.





30 Temmuz 2014 Çarşamba

ALMANLAR-TÜRKLER-ATİLLA-GOTLAR





Her fırsatta Türk Düşmanlığı yapan...ve Sözde Ermeni Soykırıma herkesten çok destek olan Almanlar uzun bir süreden beri köklerini arıyorlardı... Deutscher Reich den beri Hitler ile bile çok paralar akıtıp Çin'e Hindistan'a Bilim adamalarını, İstihbarat elemanlarını gönderip köklerini aradılar... Kayıp Şehir Shambala'dan bile medet umdular...

Bakınız vardıkları noktaya...demek oralarda öğrendikleri bunlara şok geçirtmiş olacak ki, her şeyi ters yüz ederek tarih ile oynamaya başladılar... Tarih Bilimcileri ve araştırmacıları bilirler ki en fazla Türk Tarihi üzerine oyunlar oynanır. İşte bakınız Almanya'nın en ciddi Siyasi Dergisi "Der Spiegel" (aynı zamanda bu dergi Alman İstihbaratının da bir nevi sözcüsüdür)... bakın Kapak Resmine ne basmışlar ve ne yazmışlar... T.Can





"Atilla ismi bir German İsmidir" ...  yani "Atilla bir Germendir"....!
diyor kapakta...

Ha gayret, Atalarınızın Türk olduğunu söyleyin de 
bitsin bu entegrasyon saçmalıkları...
T.Can




TÜM DÜNYANIN TÜRK DİYE BİLDİĞİ, İTİRAF ETTİĞİ ATİLLA'YI 
SİZ KALKAR DA "O BİR GERMENDİR" DERSENİZ ;
BU DÜPEDÜZ "BİZ DE TÜRKÜZ" DEMENİN 
ÖTEKİ ADIDIR.



yapılan yorumlarda "tebrik eden" bile var... 
:D

:)



Almanların Ön Ataları Gotların tüm efsanevi Krallarının isimlerinden bazıları... 

Adolf isminin bile Ataulf dan gelmesi ve bunun almanca  Edelwolf yani "En asil Kurt" yani "Bozkurt olması... 

Batı Gotlarının en efsanevi Kralı Athanerik ve Doğu Gotlarının en Efsanevi Krallarının isminin Ermanerik /Hermanerik olması...

Almanca "KURT" adının Almanca bir anlamı yoktur. Bizdeki, düpedüz "Kurt"tur o.

Hem Atilla ismi ve kendisi Germendir diyorlar, sonra bir yerinde yazmışlar ki Germen ismini Sezar uydurdu :)

Ek bilgi: 

"Ben bir asilzadeyim..troyalı Eneyin torunuyum, adım Kay Yul Sezar'dır" ... Roma senatosunda Sezar'ın kendisini takdimidir... Sezar kadim latince de sezgileri güçlü olan demektir yani "Sezer"  Kaynak Prof.Dr. Firudun Ağasıoğlu Celilov "Etrüsk Türk Bağı" kitabı- Azerbaycan. ((Rus arşivlerinden çıkarılmıştır)) Ayrıca Etrüsk ve Schliemann'ın Troya buluntularında Kayı boyu tamgalarına rastlanır. Bulgarların atası bile Kayı boyundandır. Türktür.

*Peki Attila ismini neden kullanmadıklarını onlara sormak gerek?

*Dergide diyorlar ki ,Atilla ismi germence de "atacık" demekmiş "väterchen" ; 

O zaman niye bu isim o şekilde Almancaya geçmedi? Ayrıca bu isim germence şekliyle bile Türkçedir.  Ata olarak zaten bu iddiayı tek bir "dangalak bilimadamı" ortaya atmış.  :)  

Atilla'nın gerçek ismini bile bilmiyorlar aslında, ona  Atil / Etil / İtil / İdil  yani şimdi ki Volga Irmağı'nın diyarından geldiği için ona Atilli /Atilla dediler.



"CERMENLERIN ATALARI TÜRKTÜR", 
ve bunu söyleyen Alman dil bilimcisi Klaus H. Dieckmann'dır: 
Die türkische Urverwandtschaft - kitap
"Die griechischen und römischen schriftsteller hinterliessen in ihren abhandlungen über die Germanen nur viel Vages und Tendenziöses. So idealisierte Tacitus in seiner "Germania" die ureinwohner mittel-und Nordeuropas, obwohl sie doch keine zivilisatorischen lesitungen aurzuweisen hatten. Auf die İdee, dass Germanen un Türken verwandt sind, kam niemand. Als ich ich mich mit der türkischen sprache beschäftigte, fielen mir immer mehr grammatikalische und lexikalische ähnlichkeiten auf... Ich gehe davon aus, dass unsere vorfahren den Türkenvölkern anghörten, die durch die indoeuropäer aus dem süden überschichtet wurden. Ihre sprachen müssen einer alten sprache entstammen, die die mutter aller europäischen sprachen war."


*Germen/German kelimesi Türkçedir

aslında Hermen / Ermen=  Er Kişi  demektir
Aynı Herakles'in Erakles olması , Hektor'un Ektor olması gibi...
Ermeni'nin  Türk boyu Erman'dan gelmesi gibi...
Çünkü dünyanın Ermeniler adı altında tanıdığı topluluk Hayk'tır. 

(Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu'nun makalesinden: Ermeniler kendilerine Ermeni demez Hayk der! ve Türk devletlerinde Erman/Arman toponimleri)




"En büyük hata ve inanmak istemeyişimizin sebebi, 
Türk Tarihini ve Atayurdunu alıp 
Dünyanın en Doğusuna attığımız içindir ... 
oysa Türklerin gerçek Ata Yurdu İlk Ata Yurdu 
Anadolu / İran ve Azerbaycan üçgenidir ve 
buradan yayılmalar gerçekleşmiştir. 
İkinci Atayurd ise Altay'dır."
T.Can - Almanya




"Gotlar german boylarına aid olmayan başqa bir toplulukdur. İşte gottları german boylarına mal etmek alman tarihçiliyinin sahtekarlığıdır. Hiç bir antik yazar gottları german tayfalarına aid etmemiş ve her zaman da gottları germanlardan ayırmıştır. Gottların dili de ayrıydı, Got dilinin Almancaya yakın olmasını isbatlayan guya ki, kanıt XVII yy. sahtalaşdırılmış episkop Ulfilaya mal edilen "Gümüş Kitaba" dayanır.  Bu kitabın da yazıldığı mürekkeb ise XVI y. icad olunmuşdur..! Yani III yy. yaşamış Got episkopuna aid edilen "Gümüş Kitab" aslında kayb olmuş, ama bu gün Ulfilaya mal edilerek orijinal gibi sunulan saxta "Gümüş Kitab" ise XVII y. Almaniya'da Rozenkreyser tarikatının monastırında yazılmışdır.

Got tarihi konusunda yazmış ve aslen Got olan Romalı yazar Yordanes "Gotların Hun isimleri aldığını" yazmış. Ve hunlarında gotların kadınlarının cinlerle cinsi ilişkisinden dolayı peyda olduklarını da kayd etmişdir :)  Yani gotlarla hunların akraba olduğunu ima etmiş. Gotlar bütün Avropaya ve hatta Kuzey Afrikaya da yayılmışlar. En çok da İspaniyada yerli halklarla karışmışlar. Almanların da etnogenezinde rol almışlar, ama almanlar kendilerine German deyirlerse, o zaman gotlarla direk bağları yoktur. Yordanes kitabını çok imalı şekilde yazmış. Çünkü Roma sansüründen geçsin diye. Bir çok bilgileri satır altı kavranılır.  Gotların İskitlerin bir kolu olduğunu yazar. 

Bu kol Balkanlardan Skandinaviyaya köç etmiş ve daha sonra Doğu Avropa steplerine inmişler. Mühtemelen İskitlerin bu kolu Skandinaviyada kaldıkları zaman yerlilerle de karışmışlar. Roma sansüründen keçsin diye Hunlar konusunda bu tür negatif bilgiler vermiştir. Got tarihi sahtalaşdırılmış. Bu işin arkasında Rozenkreyser (gül ve haç) tarikatı durur. Bu gün elde olunan got metinleri aslında onlar tarafından uydurulmuş ve güya ki, klasik almanca gibi sunulur.  Yani elimizde gerçek got metinleri yok ve bu yüzden gotca ne gibi bir dil olduğunu söylemek de zor. Yalnız Yordanes (Jordanes) ve diğer romalı yazar Prokopi'yin  (Procopius) yazdıklarında bir takım gerçek gotca kelimeler vardır.  Bunlar da etimolojik olarak Türkçe sözlerdir."


Elşad Alili / Türkolog/Dilci - Azerbaycan


JORDANES



***


The Early Germans
by Malcolm Todd



Who, then, were the Germani; where and when did they originate? The first point to be made is that they had no collective consciousness of themselves as a separate people, nation or group of tribes. There is no evidence that they called themselves ‘Germani’ or their land ‘Germania’. These were terms applied by writers in the Mediterranean world and they can be traced with certainty no further back than the time of Poseidonius. The meaning and origin of the word ‘Germanus’ are unknown, but it is certain that the term was not in general use among the early Germans themselves. 

By the time of Julius Caesar in the mid-first century bc, ‘Germanus’ and its derivatives were well established and Caesar himself clearly thought that no further explanation was required. The tradition which was current when Tacitus collected information for the Germania in the late first century ad held that the name was originally borne by a group of people who crossed the Rhine from the East, drove out the Gauls from a region in eastern Belgium and settled there, later becoming known as the Tungri. What had originally been the name of a single tribe became the name by which all the related peoples were known. 


There is no evidence which goes to support this derivation of the name ‘Germani’, though there is nothing inherently implausible in Tacitus’ account. The Roman name for the Greeks, ‘Graeci’, comes from the little tribe of the Grai, and the name applied by the French to the Germans, ‘Allemands’, from a single Germanic group, the Alamanni. The linguistic origins of ‘Germani’ are also obscure. It is not even clear which language supplied the name. Celtic, Germanic, Latin and Illyrian have all had their supporters. All that is reasonably certain is that a member of a German tribe, when asked about his or her affiliations, would have answered ‘Langobard’, ‘Vandal’, ‘Frisian’ or ‘Goth’, not ‘Germanus’....


The peoples known to the Classical Mediterranean world as the Germani were relative latecomers to history. Mediterranean writers knew little of the peoples who inhabited north and central Europe before the second century BC. The earliest surviving references to those peoples make no mention of Germans. In the fifth century BC, the Greek world was conscious of a major barbarian people in west and central Europe; it called them Keltoi (Celts). Heredotus relates that they were the most westerly of European peoples and that the Danube had its source in their territory. He also knew about the nomadic Scythians on the steppes of western Russia, far more indeed than he knew about the Celts. Hekataeus also mentions Celts, in the eastern Alpine region known as Noricum (now mainly occupied by Austria). But neither Herodotus nor Hekataeus refers to Germans, or other major barbarian peoples. A century later, Ephorus named the four great barbarian nations known to him: Celts, Scythians, Persians and Libyans. By the late fourth century BC, knowledge of the remoter parts of Europe was growing. At some date, probably about 320, Pytheas of Marseilles sailed around Britain and along the north European coast, possibly rounding Jutland and entering the western Baltic. His journey was so astonishinh and achievement that contemporary and later writers refused to believe his account, and what survives of it amounts only to quotations by others. Much of what Pytheas is said to have recorded is geographically reliable, though it is scanty on the northern European mainlaid. He is chiefly of interest to us because he may have been the first Mediterranean observer to distinguish Germanoi from Keltoi.

In the two centuries after Pytheas' voyage, remarkably little was added to the canon of information on the northern peoples. The first clear indication of peoples who were distinct from the Celts and who came from far to the north of them was registered late in the second century BC, when a huge and miscellaneous throng of northerners, including Cimbri and Teutones, swept southward and endangered the northern frontiers of the Roman world. At about this time, in his Histories, Poseidonius of Apamea distinguished the Germans from the Celts and the Scythians. It is known that Poseidonius visited Gaul and northern İtaly, but he clearly had no first-hand knowledge of lands and peoples further north. His sources can only be guessed at, but we should not assume that they were outstandingly well informed. Nor should we assume that what Poseidonius wrote about the Germans had a powerful influence on later writers such as Caesar and Strabo, as many modern scholars have done. That his information was used is certain, but by the first century BC where will have been other sources for the northern peoples. A generation after Poseidonius Rome was to come into contact with the western Germans, thus inaugurating a long relationschip which would lead ultimately to the transformation of Europe.


Roman arms were the first carried to the Rhine, and in two brief campains, beyond it by Julies Caesar. His Commentaries on his conquests in Gaul provide us with our first sight of material conditions among the Germans. Caesar's sketch of Germanic society and political organization is executed with a few bold strokes. Though it must be accepted as the earliest coherent picture we possess of Germanic society, it is clearly based upon knowledge of a relatively small part of Germania, that part which Caesar himself saw in the valley of the Rhine and immediately to the east of it. The tribes he mentions are those established at that date in the broken terrain within 100 kilometres of the Rhine (the Suebi, Tencteri, Usipetes) or on the river itself (Ubii, Menapii). No information about the peoples of the interior had reached him and it is difficult to see what sources could have supplied such information at that date. Of the German tribes which Caesar describes the largest and most powerful were the Suebi. 




***

Tacitus Germania önsözünden

Klasik Akdeniz uygarlığında "Germani (Germanialılar)" olarak bilinen topluluk tarih sahnesine geç çıkmıştır. MÖ.2.yüzyıldan önce antikçağ yazarları orta ve kuzey Avrupa'da yaşayan bu insanlar hakkında çok az şey biliyorlardı. O zamandan günümüze ulaşmış hemen hemen hiçbir kaynakta Germanialılar hakkında bilgi yoktur.  

Yunan ve Roma uygarlıklarının kendilerinden olmayan kavimler hakkındaki bilgileri şöyle bir tarihsel seyir izlemiştir: Yunanlılar daha MÖ 5.yüzyılda, orta ve batı Avrupa'da Keltoi (Keltler) adını verdikleri barbar bir kavmin olduğunu biliyorlardı. bu konudaki kaynaklarımızdan biri olan Heredotus bu kavmin Avrupa'nın en batısında yaşadığını ve Danuvius nehrinin onların topraklarından doğduğunu aktarır. Yine göçebe bir kavim olan Scythiai (İskitler) kavminin ise Hippoleus (bugün Ukrayna'da bulunan Nikolaev şehri) burnundaki bozkırlarda ve Keltlerden uzak diyarlada yaşadıklarını belirtir. Hecataeus ise doğu Alplerdeki Noricum bölgesinde yaşayan bir Kelt kavminden bahseder. Ancak ne Herodotus ne de Hecataeus Germanialılardan ve diğer barbar kavimlerden söz eder. MÖ 4.yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avrupa'nın ırak köşeleri hakkındaki bilgilerin de artmaya başladığı görülür. MÖ 320 yılında Massilia (Marsilya) adlı bir Yunan kolonisinde doğan Pytheas, Britanya 'nın ve Jutland Yarımadasının etrafını dolaşır ve kuzey Avrupa sahilinden geçerek batı Baltık denizine doğru yelken açar. Yaptığı gezi o kadar hayret vericidir ki, hem o çağın hem de sonraki çağların yazarları inanmakta güçlük çekerler. Bu gezinin günümüze ulaşan notları sadece diğer yazarların aktarımlarından ibarettir. Buna karşın Pytheas'ın yaptığı coğrafi tanımlar inandırıcıdır. En önemlisi de Germanoi ırkını Keltoi ırkından ayırt eden ilk yazar Pytheas olabilir.

Keltler dışındaki başka halkların tanınmaya başlanması, MÖ 2.yüzyılda en kuzeyden gelen, aralarında Cimbri ve Teutones kavimlerinin de bulunduğu kalabalık bir kuzeli topluluğun güneye doğru göç etmesi ve Roma dünyasının kuzey sınırlarını tehdit etmesiyle başlar. Bu tarihlerde Apamealı Poseidonius historiae adlı eserinde Germanialıları Keltler ve İskitlerden ayrı tutar. MÖ 1.yüzyıl başlarında kuzeyli insanlar hakkında daha fazla kaynak ortaya çıkar.

Roma orduları Thenus nehri civarında ilk kez Julius Ceasar önderliğinde yerleşmiştir. Gallia'yı fethini anlattığı Commentarii de bello Gallico eserinde Germanialılara ilişkin bilgileri ilk kez Julius Caesar verir. Bu açıdan Commentarii de bello Gallico önemli bir eser olmasına rağmen, Caesar'ın Rhenus vadiisnde ve onun doğusunda bizzat gördüğü yerler Germania'nın ancak çok küçük bir bölümüdür ve Germania halklarını ayrıntılarıyla tanımamıza yetmez. Çünkü Ceasar'ın söz ettiği kavimler o tarihte Rhenus nehri vadisinde ve Rhenus nehrinin doğusunda yaşayan kavimlerdir. Bu nedenle orta ve kuzey Avrupa'da yerleşik diğer Germanialı kavimler hakkında herhangi bir bilgi içermez. Caesar'a göre Germanialılar Romalıların daha evvel hiç karşılaşmadıkları ölçüde vahşi ve uygarlaştırılmaları mümkün olmayan ilkel insanlardı, üstelik Roma sınırları içinde bulunan Gallia'yı da sık sık tehdit ediyorlardı.

Augustus ve Tiberius'un imparatorlukları zamanında yazan Strabo'nun Germanialılar hakkında Caesar'dan daha çok şey bilmesi şaşılacak bir durum değildir. Strabo, Albis nehrine kadar olan kavimler hakkında da bilgi verir. Ancak Albis nehrinden yukarısı ve okyanusa (Baltık Denizi) kadar olan bölgelerin bilinmediğini de ekler. Sahilden doğuya doğru Hazar denizinin ağzına kadar ulaşan nehirlere deniz yolculuğu yapan kimseyi tanımadığını, Romalıların da Albis nehrinin ötesini daha keşfetmediklerini ve kara yoluyla da henüz bir yolcuğun yapılmadığını söyler. Strabo'nun eserini yazdığı dönemlerde Albis nehrinin ilerisine ve Bohemia'ya konuşlandırılan Roma askerlerinin sayısının artmasıyla birlikte, Germanialılar hakkındaki bilgiler de giderek çoğalmaya başlar.

Germanialıların Romalılar üzerinde yarattığı korku ve dehşet Valleius Paterculus'un eserlerinde de açıkça görülebilir. Valleius'a göre Germanialılar insan görünümüne ve konuşma yetisine sahip olmakla birlikte, insanlık dışı varlıklardır. Bu insanlar ne kanunlarla ne de uygar sanatlarla yönetilebilir.

Günümüze ulaşmayan ve kendimizi bu konuda şanssız saymamız gereken başka bir eser de Yaşlı Plinius'un yazdığı Bella Germaniae'sıdır. Rhenus nehrinin hem aşağı hem de yukarı bölgelerinde görev yapmış bir asker olan Yaşlı Plinius'un, meraklı bilim adamı kimliği de göz önüne alınacak olursa, söz konusu eserinde Germanialıların yaşamı ve gelenekleri hakkında pek çok önemli bilgi aktardığı düşünülebilir. Tacitus da Germania adlı eserinde büyük olasılıkla Plinius'un bu eserinden yararlanmıştır. Plinius'un eserinden sonra MS 98'de Tacitus Germania adlı eserini yazıncaya dek Germanialılar üzerinde başka hiçbir eser kaleme alınmamıştır. Ancak bu süre içinde kuzeyli halklarla ilgili bilgiler önceki yıllara oranla artmış ve Germanialılar ile temasa geçen Romalı askerlerin yazdığı günlükler yayınlanmamış olsa da, Roma'daki edebiyatçı ve tarihçilerin ilgisini bu kavimler üzerine çekmeyi başaarmıştır.

Bu bilgiler ışığında, Tacitus Germania'nın 2.bölümünde Germanialıların kökenini şöyle açıklar: "... Bazıları, eski bilgiler içeren belgelere bakarak, tanrı soyundan gelme daha birçok kavim bulunduğunu ve Marsi, Gambrivi, Suevi, Vandalii gibi daha nice soy adları olduğunu ve bunların gerçek ve eski adlar olduğu söylerler. Bununla beraber Germania adı yeni ve son zamanlarda kullanılan bir addır. Rhenus nehrini ilk geçen, Gallialıları yurtlarından kovan ve bizim şimdilerde Tungri diye bildiğimiz kavme  o zaman Germanialılar deniyordu. Böylece bir ulusa değil de, bir kavme verilen bu ad yavaş yavaş yayıldı ve ilkin galipler tarafından gözdağı vermek maksadıyla kullanıldığı halde çok geçmeden bütün soy kendisini yeni yaratılan bu adla, Germanialılar olarak anmaya başladılar.

Germania'nın Özeti
1-5. bölümler: Germania'nın coğrafı sınırları açıklanır ve bu coğrafyada yaşayan halkların neden diğer ırklarla karışmadan saf bir ırk olarak kaldıkları anlatılır. Daha sonra Germanialıların ulusal şarkıları, Ulysses efsanesi, Germanialıların fiziksel görünüşleri, topraklar ve yetiştirdikleri ürünler anlatılır.
6-15. bölümler: Germanialıların yaşam tarzları ve gelenekleri, silahları, süvarileri, savaş düzenleri, korkaklık ve yiğitlik anlayışlarıi krallarının, komutanlarının ve rahiplerinin yetkileri, tanrıları ve tapınma yöntemleri, kuşlara bakarak yaptıkları kehanetler, atları, teke tek dövüşleri, suçluyu cezalandırma şekilleri, savaşı tarıma tercih edüşleri ve liderlerine verdikleri armağanlar anlatılır.
16-27. bölümler: Tacitus Germanialıların yaşadıkları yerleri, giysilerini, evlilik kurumunu, kadınlarının iffet anlayışlarını, zina yapanlara verilen cezaları, çocukların eğitimini, yeme-içme kültürlerini, içkiye aşırı zaaflarını, sporlarını, kumara bağımlılıklarını, toprağı işleyişlerini, cenaze törenlerini ve konukseverlik anlayışlarını bizlere aktarır.
28-29. bölümler: Rhenus ve Moenus nehirleri kıyısındaki kavimlerden, Germanialı olup olmadıkları tam olarak bilinmeyen kavimlerden, Batavi kavminden ve aşar vergisinden bahsedilir.
30-37. bölümler: Chatti kavmini, bu kavmin savaşa düşkünlüğünü, Frisii kavmini, Frisii topraklarına yapılan keşif yolcuklarını, Chauci, Cherusci, Cimbri kavimlerini ve Romalılar ile yaşanan savaşları anlatır.
38-45. bölümler: Suevi kavminden, Suevi kavmini diğer kavimlerden ayrıan özelliklerden, en eski ve en şanlı Germania kavmi sayılan Semnones kavminden, dini törenlerinden ve kutsal korularından, Langrobardi kavminden, Danuvius ırmağı boyunda yaşayan kavimlerdne, Hermunduri, Marcomanni ve Quadi kavimlerinden, Nahanarvali kavminin Castor ve Pollux'un tapımına benzer tapınmalarından, Harii kavminden ve vahşiliklerinden, Gotones, Suiones kavimlerinden, Suiones kavminin yukarısındaki engin denizlerinden, Aestii kavminden ve topraklarında yetişen kehribarın yapısından ve Sitones kavminden bahseder.
46. bölüm: Peucini, Venethi, Fenni kavimlerini ve Fenni kavminin vahşi yaşamını anlatır.

Mine Hatapkulu, 2006
(M.Todd, The Early Germans'ı Çeviren) "Germania - Tacitus" kitabından



EK* "First attested in writings of Julius Caesar, who used Germani to designate a group of tribes in northeastern Gaul, of unknown origin and considered to be neither Latin nor Germanic." (etymology-link)

EK* "It is not clear, though, where the term comes from. One possible explanation is that the term simply means "all men". " (thoughtco-link)













"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. 
Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. "


Mustafa Kemal ATATÜRK