14 Ocak 2023 Cumartesi

Gordion Kurganları

 

Gordion ve çevresindeki kurganlar. 

Kurgan MM Frig değil, Saka-Türk boyu olan Muşkili Mita'nın kendisi ya da babası Gordios'a (Goroğlu) ait. İki Atlı-Kurgan KY (MÖ 780) Kimmer-Türk olarak açıklandı. Bu iki at ahşap odanın çatısında yatıyordu. Kurgan da sonradan taşlarla örtüldü. Kurgan P (MÖ 760) ise bir çocuk teginine ait ve çıkarılan eserler de İskit-Türk sanatıyla aynı. Hatta Kurgan-III'teki bir buluntu Ordos-Hun-Türk buluntularıyla kıyaslanıyor.

Bugün başka bir kaynaktan (ben de saklı) öğrendiğim ise Gordion'daki bir başka kurgandan SEKİZ ya da daha fazla (demek ki tam hesaplayamamışlar) AT iskeleti bulunduğudur. Bu kurgan MÖ 6.yy'a ait, atların altında ise ahşap oda yok. Ancak bu kurganın hangisi olduğu belirtilmiyor! Ayrıca Gordion'daki başka kurganlardan İskit-Türk koşum malzemeleri de çıkarılmış.

Ahşap odaları, taş ve toprak yığmalı kurganlar Frig değildir! Olsaydı geldikleri yerde de olurdu! Mellink'in de dediği gibi "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını bilmiyoruz...."

"Frig kurganlarının İç Asya ve Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki ağaç defin odalı yapılarla aynı soydan olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır. (...) Goroğlu Türkmenistan'da mezarda doğmuş anlamında kullanılır ve öte dünyaya doğacak olması anlamına gelir." (Yaşar Çoruhlu - Eski Türklerin Kutsal Mezarları, Kurganlar*)

Casus-arkeo Rodney S.Young'un sadece Kurgan Z için "Kurgan Z şüphesiz 'kafesli' odalar inşa eden ALTAY halkıyla soyunu paylaşan birine aitti" demesi de "olayı" kurtarmıyor!

Herkes biliyordu, hâlâ biliyorlar!

SB



* Kurgan = Korgan

 "Kör/gör şeklini Türkmen şivesinde bulmak mümkündür. Gör (gö:r/go:r) kelimesi mezar anlamında gelmektedir. Köroğlu hikâyesinin Türkmenistan'daki bir şeklinde 'Goroğlu' mezarda doğmuş (Kendisini yer büyütmüş, topraktan doğmuş) bir yiğit olarak anlatılmaktadır. Bu husus mezarın yeniden doğulacak veya öteki dünyada yaşanacak yer olarak algılanması konusuna uygundur. Kazak şivesinde de kor kelimesi ölünün gömüldüğü yer anlamına gelmektedir. (...) Kelimenin daha çok korumak kelimesiyle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Kaşgarlı Mahmud'da koru dikenli tel, korı kökü ise korumak anlamına gelmektedir. Böylece korıgan 'korunulan yer' demektir. Nasıl Köroğlu hikâyesinin Türkmenistan varyantlarından birinde Köroğlu'nu yer (mezar, toprak) koruyor ve doğuruyorsa benzeri şekilde öldükten sonraki yaşama inanan çeşitli Türk toplulukları da 'mezarı', 'cesedin konulduğu yer' ve ikinci yaşamına geçeceği yer, 'ev/saray' olarak algılamışlardır. Mezarla yer/toprak ilişkisi Kaşgarlı Mahmud'un eserinden de belli olmaktadır. (...) Eski Uygurcaya baktığımızda burada 'kor' kelimesinin yine Kaşgarlı Mahmud'da olduğu gibi zarar, ziyan olarak verildiği, 'koramak' fiilinin, bir anlamının kaybetmek, ziyan etmek, azalmak olduğu belirtiliyor. Yine eski Uygurcada 'korımak', korumak anlamında ele alınmıştır. Aynı Türk şivesinde 'kuratmak': toplamak, yığdırmak; 'kurgag veya kurgak': kara toprak ve daha önce söylediğimiz gibi, kurgan, kale manasına gelmektedir. Buradan korumak amacıyla mezarın üzerindeki yığının, toprağın söz konusu olduğunu ve bunun kurgan'ı oluşturduğu anlaşılıyor. (...) kurgan veya korgan kelimesinin kale, şehir (ordu ve balık) ve tepe, yığın, korumak anlamlarının zaman zaman yan yana yer aldığını görüyoruz (...) Kurgan veya korıgan kelimesi aslında mezarın üstündeki yığın, tepe, toprak anlamına geliyor. Bu tepe ve toprağın ana fonksiyonu cesedin öteki dünyadaki yaşamını sürdürebilmesi için, onu korumak olmaktadır."

Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu, "Kurganlar"


"...Frig yönetici sınıfının Balkan kökeninin sorgulanması gerektiğini düşünmek..."

"MÖ 780-770 yıllarına tarihlenen Gordion KY Tümülüsü, hem at gömme geleneğinin Anadolu uygulamaları hakkında bilgi vermesi açısından, hem de tümülüsün değişen kronolojisi itibarıyla oldukça önemlidir. Önceki yıllarda yürütülen çalışmalar sırasında Kimmer istilası sonrasına, MÖ 7. yüzyılın başlarına tarihlendirilen tümülüsün tarihinin neredeyse bir yüzyıl geriye çekilmiş olması, bize göre Anadolu ve Frig arkeolojisi açısından yeni sonuç ve sorularla doludur. Kohler tarafından incelenen tümülüste saptanan uygulamalar ve buluntular, önceki çalışmalarda Anadolu’ya yabancı bir geleneğin varlığı şeklinde değerlendirilmiştir. Tümülüs için önceden önerilen MÖ 7. yüzyılın başları tarihi bu düşünceyi doğrular nitelikteyse de yeni kronoloji itibarıyla bu görüşün desteklenebilmesi artık tartışmaya açık durumdadır.

Frig tümülüslerinin en bilindik ve kapsamlı incelenen örnekleri başkent Gordion’da yer almakta, tümülüslerin yayılım alanı oldukça geniş bir alanı kaplamaktadır. Başkent Gordion’da bulunan yaklaşık 150 örneğin dışında Ankara il merkezinde de yaklaşık 20 Frig tümülüsü saptanmıştır. MÖ yaklaşık 850-825 yılları arasına tarihlendirilen Gordion’daki W Tümülüsü, Frig tümülüsleri arasında kazısı gerçekleştirilmiş bilinen en eski örnektir. Gordion’daki diğer tümülüsler son çalışmalarla artık MÖ 740’lara tarihlenen görkemli MM Tümülüsü’ne göre oldukça küçük boyutlu olmalarına karşın, buralarda defnedilen kişilerin de toplumun yüksek kesiminden kişiler olduğu düşünülmektedir. Bu noktada, MÖ 780-770 gibi, Kimmer istilasından çok daha eski bir döneme tarihlenen mezar ve sahibinin, Frig krali ailesiyle olan bağının sorgulanması gerekmektedir.

KY Tümülüsü’nde atlarıyla birlikte gömülen kişi kimdi? Bu kişi önceden düşünüldüğü üzere Kimmer kökenliyse istiladan neredeyse bir yüzyıl önce Frig krali mezarlığına hangi nedenlerle defnedilmişti? Özellikle Demir Çağı içinde Asya kökenli göçebe toplumlarla ilişkili sayılan bir gömme biçeminin Frig başkenti Gordion’un en eski tümülüslerinden birinde uygulanmış olması, uygarlığın en güçlü olduğu dönemlerdeki etnik bileşenleri ve olası kökenleri hakkındaki bilgilerimizi sorgulamamızı gerektirir mi? Benzeri soruları bugünkü bilgilerimiz ışığında yanıtlandırmak zor ve yanıltıcı olsa da doktora çalışmamızda değindiğimiz üzere (Erdan 2015), Frig kültürünü oluşturan -Anadolu ve Doğu kaynaklı- öğeler bütünü bir arada değerlendirildiğinde, Gordion’daki at gömme uygulamasının da katkısıyla en azından Frig yönetici sınıfının Balkan kökeninin sorgulanması gerektiğini düşünmekteyiz.

Anadolu’da at gömme geleneği KY Tümülüsü’nü takip eden süreçte Elazığ, Eskişehir, Amasya ve Ankara’da tekrar karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada uygulamanın belli bir etnik kimlikle ilişkilendirilmesi durumunda, at gömme geleneği ve uygulayıcılarının Demir Çağı Anadolu'sunda etkin bir sosyo-kültürel göç olduğunu da kabul etmek gerekmektedir.

Yeni kronoloji ışığında; K III Tümülüsü MÖ 780-770, P Tümülüsü MÖ 760’lara, MM Tümülüsü MÖ 740’lara ve J Tümülüsü MÖ 600’lere tarihlendirilir."

Emre Erdan, ADÜ, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, 2016


Gordion Kurgan KY'den Kün-Ay bronz plakalar, tıpkı Hun-Türk Noin-Ula Kurganı'ndan çıkanlar gibi


Asya Hun-Türklerinde saç stilleri ile altta Gordion'dan çıkarılan ve "Kibele" olarak adlandırılan, ancak
Türk Taşbabası olanın saç şekliyle karşılaştırınız.

Ortadaki "Kybele" değildir ! O bir Taşbaba'dır.

Doğu Kazakistan'dan Taşbabalar - Zeynolla Samaşev'in kitabından

Gordion Kurgan B'den Taşbabalar (iddia ettikleri gibi bir İdol değildir)


Altay'dan bir Türk Taşbaba/Balbal (İdol mu diyeceğiz yani şimdi bunlara!!!)



Tarih sahnesine MÖ 8.yy'da çıkan "Frig"lerin titizlikle kayıt tutan Hitit yazıtlarında adlarının hiç geçmemesi ve hatta Doğu kaynaklarında Muşki olarak geçmesi, kurganların Kimmer-Saka ile birlikte görülmesi, taşbabalarının, atlı gömünün, İskit sanat eserlerinin bulunması ve "Frig" olarak tanıtılan buluntuların ki en belirgin olanları başlıklar (İskit/Sakalara ait) ile çengelli iğnelerin (Fibulaların en eskisi Kafkas Kimmer-İskit mezarlarında) "Frig"lere özgü olmaması ve "eski Frigce" olarak tanımladıkları , ancak Türkçe olan Ova/Oba ve Bediz sözcükleri.... gibi veriler "Frig"leri değil Türk boylarını işaret etmektedir.


Türkoloji ile Klasik Arkeoloji beraber okunmalı.

Çünkü Anadolu'nun "Klasik" döneminde Türkler var.

Dikte edilip ezberletilen tarihi bırakın ve arkeolojik bulgulara bakınız!

Bu veriler yalan söylemiyor!

Yer Adları gibi Kurganlar da, Taşbaba/Balballar da, Türkçe de

Türklerin Tapu Senedi'dir!



Hep sorgulamıştık, sizlerin de sorgulama zamanı gelmişti....
SB

Dürüst Olunuz !



6 Ocak 2023 Cuma

Dürüstlüğe Davet

 

Letoon/Likya ve Gordion Kurgan B'den Türk Taşbabalar
Letoon görseli F.Işık'ın kitabından.
Gordion Kurgan B görseli Kazı Raporları kitabından.
(Ortadaki tabi ki Türk Kağanlığı dönemi)

Letoon/Likya (Lukka) Türk Taşbabası için George E.Bean ne demiş bir bakalım: "Lev.22'de görülen garip taş figürden de söz etmek gerekir. Figür 1946'da dikenli bir çitin üzerinde yatar halde bulunmuştur. 0,9 m yüksekliğinde olup, heykel veya büst değildir, bacakları hemen üstünden kesilmiştir. İşlenirken en büyük özen yüze gösterilmiştir; kulaklar ve kollar biçimsiz çıkıntılar halinde; sırtı ise düzdür. Figürün bitirilmediği açıktır ve belki de bir heykel öğrencisinin gözden çıkarılmış bir denemesidir. Taş Fethiye'ye taşınmış ve bir bahçeye dikilmiştir. 1957'deki depremden sonra ne olduğu ise bilinmemektedir." (1997)

Fahri Işık ise: "Bu insansı yarım put yontunun (res 187) eni mahanahi'yi mi, Leto ya da Ertemi'yi betimlediğini, yapıtın Lykia'nın bu en kutsal kentindeki buluntu yerine göre belirlemeye çalışalım. Bean, yapıtı tiyatro yakınında bir dikenli çalılığın dibinde yatar durumda, bulmuştur. Bu konumuyla, ana ve kıza ait tapınakların kuzey uzağındadır. Bunlardan biriyle doğrudan ilişkilendirmek olanaklı görünmez. Putun yan yana konumlanan Leto ve Ertemi tapınaklarından ya da tiyatrodan buluntu yerine sürüklenmiş olmasının da bir mantığı yoktur. Aşırı yıpranmış yüzeyine bakılırsa bu, başlangıçtan beri açıkta durmuş olmalıdır: yani açık bir kutsal alan için yapılmış olmalıdır. Bu durumda, karın kısmının aşağısında kesilmiş olan yatay taban, onu bir kaya düzlüğüne oturtmak; sırt kısmının düz yapısı ise bu adak resmini kaya duvarı önüne ya da bir kaya mihrabı içine yerleştirmek içindir." ... !



Letoon ve Gordion'daki için yapılan yorum:
Fahri Işık : "Lykia'nın yontulaşmış soyut tanrısal resmi (187), örgesel ve anlamsal açıdan Phryg Kybele'sinin insansı heykelleriyle ilişkilendirildiğine göre (186,188) zamansal olarak da kendisinin bu öncülleri bütününden ayrı tutulmaması düşünülmelidir. Yüz hatlarının işlenişinde bu Lykialı "yarım heykelle" karşılaştırılabilir yapısallıkta olan Yassı Höyük buluntusu Phryg yapıtları, MÖ geç 6.yy ve erken 5.yy'dandır. Gordion müzesinde sergilenen ilki üst üste dizilen boncuksu alın saclarının betimi ve gülümseyen yüz hatlarıyla belirgin olarak klasik öncesi biçimler içerir ve böylece kuşkusuz Geç Arkaik dönem içine tarihlenir. Bu duruma uygun olarak da Arkaik Dönem yapı döküntüsü içinden gelmedir". İstanbul müzesinde bulunan ikinci yapıt (resim 188a-b), kesimde ve yüzünün tekil hatlarında ,saç şeklinde daha gelişkin özellikler içerse de , hâlâ daha klasik öncesi dönemi aşamamıştır. Aynı zamanda Lykia'nın Letoon insansı yarım putu da yerleştirilmelidir. Çünkü Phryg resim kümesi içerisinde biçemsel açıdan daha çok erken yapıtlarla benzerlikler taşımaktadır. Kötü korunmuşluğa ve farklı kökenlere karşın onlar, Gordion ve Letoon örnekleri, oldukça şişkin yanaklarıyla ve dışa doğru badem biçiminde sivriltilmiş iri gözleriyle iyi karşılaştırılabilir durumdadırlar. Birbirleriyle, sivriltilmiş çene yapısında da benzeşirler. Kalın boyunlu yuvarlak baş yapısı, fırlamış iri gözler ve şişkin yanaklı yumuşak yüz hatlarında ise özellikle Ksanthos'dan tanınmış olgun arkaik güreşçi kabartmasındaki boksör başıyla yakın akrabadır. Böylece bu iki komşu yerleşimden gelen yapıtlar aracılığıyla, aynı zamanda Lykia'nın yerel-İon biçemiyle çalışan atölyelerine ilişkin bağlantıları da kanıtlanmış olsa gerekir." ...!



Oysa, bunlar Türk Taşbabalarıdır! Anatanrıça Kibele ile yakından uzaktan ilgisi yoktur!
SB

Tell-Halaf/Suriye
Tell-Halaf görseli Casus-Arkeolog Oppenheim arşivinden.
Altta Tuva'dan Türk Taşbabalar ile birlikte


Arkaim'den Türk Taşbaba

Doğu Türkistan'dan Türk Taşbabaları/Balballar

Yazıtlı -"sözde Frig İdolü"- aslı "Türk Taşbaba"dır - Seyitgazi/Eskişehir...

Altay'dan Türk Taşbaba

Türk dünyasından bir Taşbaba/Balbal - Altay
Yazıtlı -"sözde Frig İdolü"- Taşbaba - Seyitgazi/Eskişehir

* Frigler yazıyı Fenikelilerden almadı, çünkü etkileşimleri yoktur!
* Greklerce adlandırılan "Frig" coğrafyasında Kimmer ve Saka Türkleri
* Asurlularca adlandırılan "Muşki" coğrafyasında Kimmer Kurganları
* "Frig Midas" değil, "Muşkili Mita"
* Muşki-Kaşka-Tubal-Kimmer-Saka Türkleri

Yazıtta "Atas/Atis, Benim anıtım sınırtaşıdır" yazıyormuş! Ancak İng. makalede geçen Ata ve Baba sözcüklerinin Türkçe olduğunu belirtmiyorlar! Ayrıca cümleyi doğru okuyup okumadıklarını da bilmiyorum. Friglerde kurgan ve taşbaba kültürü yoktu, ki Frig dedikleri kültür ve sanat Saka Türkleri kültür ve sanatıyla aynı! "İdol" dedikleri taşbaba MÖ 8.yy'a tarihlendiriliyor ki "sözde Friglerin" siyasi tarihi de o zaman başlar. Ayrıca Muşkili Baba Gordios (G/Köroğlu) ile oğlu Mita dışından kral adları sayamazlar!

SB
Bana bir masal anlatın, ancak içinde dürüstlük olsun !..

Kimmer-Türk Taşbabaları


İskit Taşbaba/Balbal - MÖ 7.-3.yy / Gürcistan
150 den fazla İskit Taşbaba/Balbal bulunmuş.(1995)

İskit/Saka-Türk Taşbabaları
İskit Taşbaba - MÖ 4.-1.yy
Karatepe  - Kuzeybatı Kırım.
Adı Sakalar'dan kalan Saki'ye 7 km.
Eski Eserler Açık Hava Müzesi

Akademi Dünyasına,
Şimdi lütfen dürüst olun ve cevaplayınız; 
"Frig" diye tanımladıklarınız gerçekten de "Frig" mi?


Tarih yazmanın yarısı gerçekleri saklamaktır !...
Sizden öncekiler sakladı, siz saklamayın!
Lütfen ezberden, tekrardan ve Batı güdümlü eğitimden çıkınız ve sorgulayınız.
Klasik Arkeoloji Türkoloji ile birlikte öğretilmeli !
Taşbaba'yı, Bengü taşını bilmezseniz put ya da idol dersiniz, yontu dersiniz, hatta ana tanrıça da dersiniz!
Semra Bayraktar



Dürüstlüğe Davet!





Roma ordusuna 8 bin süvari vermek zorunda kalan Sarmatların öncü boyu Türk-Yazığlar'dan (Iazyges/Jazyges)
5500'ü İngiltere'deki Hadrian Duvarı'nı korumakla görevlendirilmişti.
Bu 5500 Yazığ Türkleri'nin bir kısmı da daha sonra aileleriyle birlikte bölgeye yerleşmişti.





1 Ocak 2023 Pazar

Türkiye'deki Casus Arkeologlar

 


Gordion Megaron 3'te bulunan işlenmiş fildişi plaka, MÖ 800 .
Buradaki süvari için her ne kadar "Frig" deseler de o bir "Frig" değil, Kimmer ya da Saka-Türk.
Başlığı ve süvariliği her şeyi anlatıyor, tıpkı Pazırık'taki gibi (solda).


"Asker, diplomat, siyasetçi ve işadamı vatanseverlik bağlılıklarını sıradan günlük ahlakın üzerine çıkarırlarsa ve casus olarak hizmet ederlerse belki mazur görülürler. Sadece modern toplumun hâlâ uyduğu ahlak kurallarını kabul ederler. Ancak bilim insanı öyle değildir. Hayatının özü gerçeğe hizmettir." - Franz Boas, 1919

Amerika'daki akademik antropolojinin babası Franz Boas'ın "Casus Olan Bilim Adamları" başlığı altında 20 Aralık 1919'da "The Nation (Ulus)"da bir mektubunu yayınladı. Boas, dört Amerikalı antropoloğun Birinci Dünya Savaşı sırasında Orta Amerika'da casusluk yaparak profesyonel araştırma pozisyonlarını kötüye kullandıklarını iddia etti. Eylemlerini şiddetle kınadı ve "casusluk faaliyetleri için bir örtü olarak kullandıkları bilim fuhuş-bilimi" olmuştur", dedi.

Batılıların projesi olan "Hellenizm" sadece arkeoloji ile ilgilenmiyordu. Amaçları hem kendilerine bir geçmiş, hem de Greklere ulusal bir kimlik yaratmaktı. Ama "görevleri" aynı zamanda kendilerinden olmayanları da "medeniyetsiz" olduklarına ikna etmekti. Ötekilere ait ne varsa kendilerine mal olacaktı. Böylece Yanıltma Sanatı uygulandı.

1932-38 arası Truva'da kazı başkanı olan Carl W. Blegen'in "The United States and Greece (1948 - Amerika ve Yunanistan)" adlı hiç yayınlanmamış raporu "Grek"lerin neden ABD için önemli olduğuyla ilgiliydi. Bu rapora göre de ABD adımlarını sessizce atarak pençelerini geçirdi.

Yunanistan'da Fulbright Programı'nı kuran Carl Blegen casus muydu, belki, ama onun öğrencileri kesinlikle casustu. Jerome Sperling İstanbul'da, John Caskey İzmir'de ABD adına casusluk yapmıştı. 1930'larda Sperling ve Caskey de dahil casus arkeologlardan Marion Rawson ile Dorothy Cox da Blegen'in başkanlığında Turova'da çalışmıştı.

John Franklin Daniel III mesela, 1940'da Pennsylvania Üniversitesi'ndeydi, bölümü ise Klasik Arkeolojiydi. 1942'de OSS'in Yunan Masası'nda görev aldı. CİA'nın adamıydı. 1948 de Young ile birlikte Gordion kazılarında bulundu. 1948'de Gordion'da öldü ("ölümü şüpheli" iddiası var). Tarsus kazılarında ise Hetty Goldman ile birlikte çalıştı. Hetty Goldman ise "Goldman-Sachs (!)" ailesindendi. Ayrıca eğitim sistemimizi allak bullak eden Fulbright Programı'nı casus-arkeolog John Franklin Daniel III kurmuştu. (Her ne kadar 1949'da kuruldu deseler de, Fulbright kuruluşu Daniel'e dayanır!)

Gordion'da kazı başkanlığı yapmış Rodney Stuart Young'a gelelim. OSS'nin (Stratejik Hizmetler Ofisi) Mısır masası başkanıydı. Türkiye'de İzmir, Aliağa ve Kuşadası'nda da ofisleri vardı. Aliağa için "Boston", Kuşadası için "Key West" rumuzu kullanıldı. Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arasında mekik dokudu (ne dokuduğu malum!). Young 1974'te şüpheli bir trafik kazasında öldü.

Bugün Gordion hâlâ Pennsylvanya Üniversitesince kazılıyor ve sponsorları da Kaplan'lar! ("Frig" diyerek devam ediyorlar!).

Turova ve Gordion'da çalışan Brian Rose bu yıl Gordion'u UNESCO Dünya Miras Alanı'na dahil etmek için çalışıyor, ama UNESCO kimdir ve kim için çalışır?

1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi vardı! Propaganda Üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştı. İngiltere ise casuslarını Oxford ve Cambridge'ten seçiyordu. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ın adını en önde görüyorduk.

Luwian Vakfın kurulundakiler de masum değildi. Örneğin, Dr.Matthias Oertle, İsviçre hukuk firması Lenz & Staehelin'in ortaklarındandı. Bu hukuk firmasının müşterileri Rothschild, Sachs ve Thyssen'dı. Diğer kurucu üyelerden Dr. Jeffrey Spier ise Oxford mezunuydu. Dr. Jorrit Kelder da Leiden ve Oxford Üniversitesi'nin değerli bir üyesiydi. Yani Luviciler de birer "Truva Atı"ydı!

Mustafa Yıldırım'ın "Türkiye'yi oltadaki balık olarak gören ve 'Oltadaki balığın yeme ihtiyacı yoktur' diyen Rockefeller sülalesinin kurduğu sivil örgütler... (...)... Çevre' ve 'tarih mirası'nın anlamı, eylemlere parasal yardımda bulunanların çıkarına göre değişmektedir! (s.67/9)" diyerek belirttiği gibiydi ortam...

Bilimsel faaliyetlerin arkasında siyaset varsa, o bilimsel faaliyetler bilim olmaktan çıkıyordu. Bu örümcek ağlarına takılanlara da bilim insanı denilemezdi. Franz Boas'ın da dediği gibi "müşteri her zaman haklıydı"!

Kısaca Carl Blegen, Rodney Stuart Young, Dorothy Cox ve diğerlerinin tarafsız olabileceği düşünülemez. Bugün bile parayı verenin düdüğünü çalıyorlar....

Özü, gerçeğin peşinde olan ama dışlanan gerçek bilim insanlarına saygılarla,

Semra Bayraktar (SB)



* Classical Spies: American Archaeologists with the OSS in World War II Greece - Susan Heuck Allen

* Soldiers of Science--Agents of Culture: American Archaeologists in the Office of Strategic Services (OSS) - Despina Lalaki

* Blegen's United States and Greece

* Ekteki makalede bahsedilen Dorothy Rawson ("Dorothy Rawson, a member of Blegen’s team") ile  Marion Rawson Turova'da Carl Blegen emrinde çalışmış casuslardır ( Troy Excavation Final Reports, 2018 - Carolyn Aslan )... 


"Türkiye'deki en iyi adamımız" dedikleri casus-arkeo Dorothy Cox ise  casus-arkeo Rodney S.Young ile birlikte Gordion'da çalışmıştır.

* UNESCO Dünya Mirası Alanı Olmak, "Tek Dünya Kültürü/Devleti"!

"The task before UNESCO... is single. The task is to help the emergence of a single world culture with its own philosophy and background of ideas and with its own broad purpose. This is opportune, since this the first time in history that the scaffolding and the mechanisms for world unification have become available..." Julian Huxley, the First Director-General of  the United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization (UNESCO). From the book she wrote "UNESCO:  Its purpose and Its Philosophy, 1947"

"Conclusion: That task is to help the emergence of a single world culture, _ with its own philosophy and background of ideas, and with its own broad purpose. This is opportune, since this is the first time in history that the scaffolding and the mechanisms for world unification have become available, and also the first time that man has had the means (in the shape of scientific discovery and its applications) of laying a world-wide foundation for the minimum physical welfare of the entire human species. And it is necessary, for at the moment two opposing philosophies of life confront each other from the West and from the East, and not only impede the achievement of unity but threaten to become the foci of actual conflict...."


"Sonuç:

Bu görev, KENDİ FELSEFESİ VE FİKİR GEÇMİŞİ VE KENDİ GENİŞ AMACI OLAN TEK BİR DÜNYA KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKMASINA YARDIMCI OLMAKTIR. Bu, tarihte ilk kez dünyanın birleşmesi için gerekli iskele ve mekanizmaların mevcut olduğu ve aynı zamanda ilk kez insanoğlunun tüm insan türünün asgari fiziksel refahı için dünya çapında bir temel atma araçlarına (bilimsel keşif ve uygulamaları şeklinde) sahip olduğu bir dönem olduğu için elverişlidir. Ve bu gereklidir, çünkü şu anda Batı'dan ve Doğu'dan iki karşıt yaşam felsefesi karşı karşıyadır ve sadece birliğin sağlanmasını engellemekle kalmayıp gerçek bir çatışmanın odağı olma tehdidini de taşımaktadır.

Bu iki felsefeyi iki süper milliyetçilik olarak ya da bireyciliğe karşı kolektivizm olarak ya da Amerikan yaşam tarzına karşı Rus yaşam tarzı olarak ya da kapitalizme karşı komünizm olarak ya da Hıristiyanlığa karşı Marksizm olarak ya da yarım düzine başka şekilde kategorize edebilirsiniz. Geriye bunların karşıtlığı ve her birinin etrafında milyonlarca insanın yaşamlarının, düşüncelerinin ve siyasi arzularının kristalleştiği gerçeği kalıyor. Bu çatışma önlenebilir mi, bu zıtlıklar uzlaştırılabilir mi, bu antitez daha yüksek bir sentezde çözülebilir mi? Ben bunun sadece olabileceğine değil, evrimin amansız diyalektiği sayesinde gerçekleşmesi GEREKTİĞİNE de inanıyorum - ancak bunun bir başka SAVAŞTAN önce mi yoksa sonra mı gerçekleşeceğini bilmiyorum. Çünkü başka bir savaş, insanlığın ilerleme yürüyüşünü yüzyıllarca geriye götürecek kadar korkunç olacaktır. Açık bir çatışmayı önlemek için bu senteze zamanında ulaşma görevinin Unesco'nun öncelikli amacı olması gerektiğine inanıyorum.

Bu amaç doğrultusunda ister teolojik dogma, ister Marksist dogma, ister felsefi dogma ya da başka bir dogma olsun, dogmadan kaçınmalıyız: Doğu ve Batı, birbirlerine sadece geçmişin sabit fikirlerini savururlarsa, gelecek için bir temel üzerinde anlaşamazlar. Çünkü dogmalar budur - belirli bir çağın baskın düşünce sisteminin kristalleşmesi. Bir dogma elbette denenmiş ve geçerli deneyimleri kristalize edebilir: ama eğer dogma ise, bunu katı, uzlaşmaz ve hoşgörüsüz bir şekilde yapar. Daha iyi bir terim bulamadığım için doktrin olarak adlandırdığım şey de geçerli deneyimleri somutlaştırabilir: ancak esnek olabilir, büyüme, gelişme ve uyum sağlama kapasitesine sahip olabilir. Bazı dogmalar diğerlerine göre daha yakın bir geçmişi temsil edebilir; ancak bu onları daha az katı ve dolayısıyla daha az tehlikeli bir şekilde güncelliğini yitirmiş, karşıt sistemle uzlaşmaya daha az elverişsiz hale getirmez. Eğer ilerleme kaydetmek istiyorsak, dogmalarımızı kristalize etmemeyi öğrenmeliyiz.

Günümüzün iki karşıt felsefesi temelde tek bir noktada farklılık göstermektedir: birey ve toplum arasındaki ilişki. Ancak bu temel farklılık, Unesco'nun ilgilenmek zorunda olduğu her alanda olduğu gibi diğer birçok alanda da farklılıklar yaratmaktadır. Farklı ahlak anlayışları ve etik sistemleri; farklı eğitim yöntemleri; sanatın toplumdaki rolüne ilişkin farklı anlayışlar; farklı ekonomik sistemler; bilimi ulusal yaşamla bütünleştirmenin farklı yolları; temel insan özgürlüklerine ilişkin farklı yorumlar; uluslararası işbirliğinin olanaklarına ve sınırlarına ilişkin farklı anlayışlar ortaya çıkarmaktadır. Bu farklılıkların, kendilerini dogma olarak ifade etmelerine, katı toplumsal sistemlerde somutlaşmalarına ve siyaset ve iktidar terimlerine dönüşmelerine izin verildiği takdirde silahlı çatışma olmaksızın uzlaşmaz hale gelecek olmalarına rağmen, ilke olarak uzlaştırılabileceklerine inanıyorum. Açılış bölümlerimde taslağını çizdiğim gibi, bireyin tam gelişiminin daha ileri evrimsel ilerlemenin temel amacı ve ölçütü olarak kabul edilmesine rağmen, toplumun uygun şekilde örgütlenmesinin bu ilerlemenin vazgeçilmez mekanizması olarak kabul edildiği bir tür evrimsel hümanizm çizgisinde uzlaştırılabilirler. 

Bir başka deyişle, toplum bireylerde somutlaşan değerlerle karşılaştırılabilecek hiçbir değer barındırmaz; ancak bireyler toplumla ilişkileri dışında anlamsızdır (her ne kadar bu toplum ulusu hem zaman hem de mekan olarak aşsa da) ve ancak kendini aşarak, benliğini diğer benlikler de dahil olmak üzere diğer gerçekliklerle iç içe geçirerek tam bir öz gelişim sağlayabilir. Dolayısıyla sorun metafizik ya da dogma değil, esasen pratiktir - iki somut gerçeklik kümesinin - bireysel insan varlıkları ve insani toplumsal örgütler - iddialarının en iyi nasıl ayarlanacağı ya da daha iyi nasıl uzlaştırılacağı. Buna göre, bu uzlaşmaya iki yönden yaklaşılabileceğine inanıyorum. Yukarıdan ve dışarıdan, entelektüel bir sorun olarak, prensipte bir anlaşma sorunu olarak yaklaşılabilir: ve aşağıdan ve içeriden, pratik bir sorun olarak, eylem yoluyla bir anlaşma sorunu olarak da yaklaşılabilir. Dünya potansiyel olarak tektir ve insan ihtiyaçları onun her parçasında aynıdır - onu anlamak, kontrol etmek ve ondan zevk almak. Unesco'nun eğitim, bilim ve kültürü teşvik ederek bu ihtiyaçları karşılamak için yapabileceği her şey, birleşik bir yaşam ve hayata bakış biçimine doğru atılmış bir adım, ihtiyacımız olan birleşik felsefenin temeline bir katkı olacaktır.

Ve son olarak, Unesco gibi hem insanın yüksek faaliyetlerini hem de bunların pratik uygulamalarını teşvik etmekle ve bunu uluslararası ölçekte yapmakla görevli bir kurumun, bu ikili yaklaşımı gerçekleştirecek ve böylece bu gerekli uzlaşma sürecini hızlandıracak en olası kurum olduğuna inanıyorum." -HUXLEY



* Kaplanlar BBB, Ashoka ve B&MGates vakfı ile de içli dışlıdır. The J.M. Kaplan Fund

Sanırım BBB'nin ne olduğunu açıklamama gerek yok. Varsa da WEF (Dünya Ekonomik Forumu)'i araştırınız.



* Bill Gates, UNESCO ile İşbirliği Yapıyor

Unesco'nun bazı ortakları:

Merkezi Rockefeller NY Binasında olan WMF (Dünya Anıtlar Fonu) ile WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Unesco'nun ortaklarındandır. WWF'in kurucuları :1) Hollanda kralı Alexander'ın babası Prens Bernhard (ki Bilderberg'in de kurucularından ve kendisi Nazi-SS subayıydı. Bilderberg ayrıntıları için Erol Bilbilik'e bknz.). 2) İngiltere kralı Charles'in babası Prense Philip (ki Yunanistan'ın da prensi idi. Kızkardeşi ve eşi de Nazi partisine üyeydi. Hatta eşi/kuzeni Kraliçe Elizabeth'in Nazi selamı verdiği de kayıtlıdır.) 3) Julian Huxley (Unesco'nun ilk müdürü) 4) Godfrey A.Rockefeller (dedesi William Rockefeller, Chicago Universitesini ile Standard Oil'ı kuran meşhur John D. Rockefeller'in kardeşidir. John D.Rockefeller'in torunu David'in sadece 2008 yılında Harvard Üni'sine bağışı 100 milyon dolardır.)

Ayrıca David Rockefeller Fonu, Ford Vakfı, JM Kaplan Fonu ve Teagle Vakfı'nın ortaklaşa yürüttükleri Hapishane Programı da bu ailelerin içli dışlı olduklarını gösterir.


"Hiçbir şey güçten daha afrodizyak değildir" "Petrolü kontrol edersen ülkeleri, gıdayı kontrol edersen halkı kontrol edersin." Kissinger 1974

David Rockefeller > Henry Kissinger > Klaus Schwab (WEF)


Örümcek Ağında Olmak, işte böyle bir şey!



İlgili:

Tell-Half'ta bulunan Türk Taşbabaları ve Casus Oppenheim



Arkeolog Max Freiher von Oppenheim ve Doğu Haber Ajansı

Sözde Frig Kurganlarıyla Bedizler

Bevdos-Beudos-Bediz

Kaşka ve Muşki

Frigyalı Midas - Muşkili Mita

Marsias'ın Flütü ve Efsanelerin Telif Hakkı

Pazırık'tan Gordion'a Türk Dünyası - 1/4


Gordion Kurgan P - Pazırık Kurganı


"...defin odasının yanlarda ve çatıda çift duvarlı olması, bu odanın iç düzenlemesi, bazı eşyaların masalara konulması ya da duvara asılması, bazı kapların öteki dünyada yenilecek yemekleri simgeleyen yiyecekle dolu olması, ağaçtan oyma lahit, cesedin yatırılış biçimi, tabut içinde keçe ve tekstil malzemenin bulunuşu, defin odasının öteki dünyada yaşanacak bir ev gibi düzenlenişi, kullanılan masalar, sehpalar v.b. mobilyalar, tunç veya diğer çeşitli eserler, hatta kaplar üzerindeki kısa yazı ve işaretler bakımından, rahatlıkla, Proto-Türk ve Türk kurganlarının defin odaları, bu odaların öteki dünyada yaşanacak ev gibi düzenlenmesi, bunlarda ölünün muhafaza şekli ve mezar odasının tefrişatı ve defin odasındaki çeşitli eşyaları ile karşılaştırılabilirler. Bu yapıldığında pek çok benzerliğin olduğu ve frig kurganlarının İç Asya ve Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki ağaç defin odalı yapılarla aynı soydan olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır."

Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu
Eski Türklerin Kutsal Mezarları: Kurganlar
(İşte gerçek budur- SB)