muşki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muşki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2023 Salı

Kimlik Hırsızlığı

 

Hartapu Stelleri (MÖ 8.yy)

* Türkmen-Karahöyük'te (Çumra/Konya) 2019'da bulundu.

Üç satırlık "Luvice" olarak sınıflandırdıkları yazıtta:

Büyük Kral Hartapu'nun Muşka Ülkesine karşı kazandığı zafer anlatılıyor.

"Burada adı geçen Muska, muhtemelen o dönemde Batı-Orta Anadolu'da var olduğu bilinen ve Asur kaynaklarında Muški olarak anılan Frig devletine bir göndermedir" (link) yorumu dikkatleri sözde "Friglere" çekiyor, buna kimlik hırsızlığı denir! Çünkü onlar Trakyalı Frig/Brigler değil, Saka-Türk boyu olan Muški/Muşkiler'dir. Bazı kaynaklarda adları Moschi olarak da geçer ve bugünkü Meşer Tatar Türkleri onların adlarını günümüze kadar taşımıştır.


* Kızıldağ (Karaman)

"Merdiven basamağı" olarak adlandırılan steldeki iki satırlık yazıtta:

 "Güneş, Büyük Kral, Hartapu, Kahraman, Fırtına Tanrısının sevgilisi, Mursili'nin oğlu, Büyük Kral, Kahraman: Her ülkeyi fetheden (ve) Muska ülkesini fetheden göksel Fırtına Tanrısı'nın (ve) her tanrının iyiliği sayesinde. Bütün bölgeleri ... Büyük Kral, (unvanlar), aldı. göksel Fırtına Tanrısı'nın (lütfuyla)."

Burada da aynı yorum yapılmış; 

"Burada bahsedilen Muska, muhtemelen o dönemde Asur kaynaklarında Muški olarak geçen Batı Anadolu'daki Frig devletine bir göndermedir" (link) ... Kimlik hırsızlığı!


Diğer iki Hartapu stellerinde Muşki geçmese de (okunamıyor) coğrafi olarak Muşkilerin ülkesidir.

* Burunkaya (Gücünkaya/Aksaray), 1971'de bulundu.

Tek satırlık yazıtta: "[Bu yerde] Fırtına Tanrısı'nın Büyük Kralı Hartapu, Mursili'nin [oğlu], Büyük Kral, O[ro ... ] yaptı / vuracağım." (link)

Burada ise Saka Türk boylarından Taballar'dan bahsediliyor.

Taballar bazılarının iddia ettiği gibi "luvice" konuşmuyor. Çünkü Taballar HA olmayan Baskların atasıdır ve onların dili HA değildir. Yine kimlik hırsızlığı yapılıyor!

ve

* Karadağ (Karaman)(link) yazıtlar MÖ 8.yy'a tarihlendiriliyor.


* Chicago Üni'den Osborne, Türkmen-Karahöyük'te bulunan yeni yazıtın, Hartapu Orta Batı Anadolu'daki zengin Frigya krallığını fethettiğini ve bir Neo-Hitit lideri olarak tanıttığını, tek bir yılda, 13 kraldan oluşan bir koalisyonu mağlup ettiğini anlatıyor, diyor. Buradaki 13 kral MUŞKİ kralıdır ve Muşkiler Frig olmadığı gibi ülkelerine de Frigya denilmiyordur. Hititler kayıt tutmakta "hassas ve titiz" iken niye Frig Ülkesi demiyor da Muşki Ülkesi diyor? Kimse sorgulamıyor mu? Çünkü burada baz aldıkları "Frig" HA olarak sınıflandırılan topluluktur, oysa Muşkiler Türk'tür. 

"Hartapu Muşka ülkesini fethetmiştir, Yakuboviç'in önerdiği gibi REL 'gerçekten' şeklinde kullanılmıştır, bu da Muşka'nın Kızıldağlı Hartapu'nun hükümdarlığı sırasında oldukça önemli olması gerektiği anlamına gelir. Ancak Gordion'da ancak dokuzuncu yüzyılın başlarında yükselen bir siyasi ve ekonomik güce dair arkeolojik kanıtlar varken, 12. ya da 11. yüzyılda Konya ovasına sınırı olan güçlü bir Phyrg yönetimini kabul edebilir miyiz?"(Rockefeller'in özel Chicago Üniversitesi'nde çalışan ve "Frig saplantılı" Osborne makalesi için link:)

Bunu soran Osborne' sormalı; Bu Frig saplantınız nedir? HA olmayan Muşkileri Tabalları neden Frigleştiriyorsunuz?

Ayrıca daha önce "Hititçe-Muşkice" olarak adlandırılan yazıtlar niye sonradan "Hititçe-Luvice"ye dönüştürülüyor, onu da sorgulamalıyız.

SB



________

DİPNOT: Bu araştırmaları kim/kimler yapıyor, hangi üniversiteler üzerinde çalışıyor, en önemlisi de kimler fonluyor? 

Para > Düdük

Körler Sağırlar Birbirlerini Ağırlar.

* Konya Bölgesi Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi (KRASP), Christoph Bachhuber (Oxford Üniversitesi) ve Michele Massa’nın (Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü) eş başkanlığında Fatma Şahin (Çukurova Üniversitesi) ve James Osborne (Chicago Üniversitesi) ile yakın iş birliği içinde yürütülen disiplinler arası bir araştırma projesidir. Projeye destek veren kurum: BIAA (British Institute at Ankara), Unıversity of Oxford-Gerald Averay Wainwright Fund, Luwian Studies-Luwian Studies Foundation (link)

* BIAA (Ankara İngiliz (Arkeoloji) Enstitüsü) : Hocası Oxford proflarından Francis Haverfield olan Oxfordlu John Garstang tarafından 1948'de casus Carl Blegen ile HA'cı Colin Renfrew'u etkileyen Gordon Childe tarafından Cambridge (propaganda/casus) Üni'sinden doktorasını alan casus Winifred Lamb ile birlikte kurar. Arkasından da Seton Lloyd başkanlığa gelir. Seton Lloyd "Türkiye'nin Tarihi" adlı eserinde Muşkiler ile Hattiler için 'Luvice konuşurlar' demektedir. Oysa ne Muşki ne de Hatti Hint-Avrupa dili sınıfından değildir, eklemeli dil sınıfına girerler ve hatta arkaik Türkçe konuşurlar!

* Oxford Üniversitesi bir propaganda/casus "eğitim" yuvasıdır.

* Gerald Averay Wainwright (Mısırbilimci, 1879-1964) Fund (Vakfı): Oxford bünyesinde çalışır ve araştırmaları fonlar.

Luwian Studies /Vakfı'nın destekcileri ve kurucuları kim?

* Dr. Eberhard Zangger (başkan, jeolog, Stanford/Cambridge Üni). 1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi vardır! Propaganda  Üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştır. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ı görürüz. Örneğin, Pylos (PRAP)(Mora Yarımadası Messenia'nın batısında, Akhaların danışmanı yaşlı Nestor'un yurdu olarak da geçer] ve Berbati (Girit)'de başkan yardımcılığı yapmıştır.

Bakalım ne neymiş:

- Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla ilişkisi;  [Rockefeller Foundation-Stanford University (https://www.rockefellerfoundation.org/our-work/grants/stanford-university/); Rockefeller University president Tessier-Lavigne chosen to lead Stanford University, February 2, 2016 (https://www.rockefeller.edu/news/10756-rockefeller-university-president-tessier-lavigne-chosen-to-lead-stanford-university/) ;The Rockefeller Foundation partners with Stanford University to launch Atlas AI, a new startup to generate actionable intelligence on global development challenges, Tech Startups, February 7,2019 (https://techstartups.com/2019/02/07/rockefeller-foundation-partners-stanford-university-launch-atlas-ai-new-startup-generate-actionable-intelligence-global-development-challenges/)]


- Cambridge Üniversitesi İngiltere'nin 'propaganda üniversitesi olmakla birlikte İngiltere sömürge valilerini ve casuslarını Oxford ve Cambridge'ten seçmesi; [Cambridge ve Harvard Üniversiteleri'nin 'Propaganda Üniversiteleri' olması, bknz. Cengiz Özakıncı, Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi, Türksüz Dünya Düşleri I, Otopsi Yayınları, Birinci Basım, Ekim 2008, İstanbul; Çev: Sabriye Aşır, Psikolojik savaşın belgeleri sızdı, OdaTV, 31 Mart 2019 (https://odatv.com/psikolojik-savasin-belgeleri-sizdi-31031914.html) - orjinal kaynak: UK military turns to universities to research psychological warfare”, The Guardian 13 Mart 2019, by Damien Gayle (https://www.theguardian.com/uk-news/2019/mar/13/uk-military-mod-universities-research-psychological-warfare-documents); Richard Norton-Taylor, MI5 and MI6 cover-up of Cambridge spy ring laid bare in archive papers, The Guardian, 23 Oct 2015 (https://www.theguardian.com/uk-news/2015/oct/23/mi5-mi6-coverup-cambridge-spy-ring-archive-papers) giriş tarihi: temmuz 2019 ; Nick Hopkins, What you really need to join MI6: emotional intelligence and a high IQ, The Guardian, 2 Mar 2017 (https://www.theguardian.com/uk-news/2017/mar/02/mi6-tells-minorities-we-need-you-why-are-you-not-thinking-about-us), giriş tarihi: temmuz 2019] 

- Pylos'un (PRAP) [(http://classics.uc.edu/prap/)] sponsorları:

 'National Endowment for the Humanities (Ulusal Beşeri Bilimler Fonu):

Federal hükümet tarafından 1965 yılında kuruldu. Kurucuları arasında Phi Beta Kappa üyeleri bulunmaktadır. Mason olan bu 'Gizli örgüt, Phi-Beta-Kappa Derneği' William ve Mary Koleji'nde 1776'da kurulmuştu. Kolejin Britanya'yla savaşı sırasında geçici olarak kapatılmasından sonra Yale, Harvard ve Dartmouth Kolejlerinde şubeleri açıldı. [William Thomson Hastings, Phi Beta Kappa as a Secret Society: With Its Relations to Freemasonry and Antimasonry : with Supplementary Documents, United Chapters of Phi Beta Kappa, 1965]. New York Valiliği ve Başkan Yardımcılığı da yapmış olan ve 1979 ölen Nelson A.Rockefeller Darmouth Koleji'nde okumuştu. Ailesi daha sonra 'Rockefeller Center' Vakfı'nı kurdu. 2017'de ölen ünlü David Rockefeller'in de kardeşiydi. J.David Rockefeller ayrıca Mezopotamya'da Sumer kazıları, Girit'te Knossos Sarayı gibi birçok kazı ve restorasyonlara da sponsor olmuştur. Yani kimbilir hangi bilgi ve belge sümen altı edilmiştir! [By Dudley Clendinen, Darmouth Remembers Nelson Rockefeller ('30), Sept 25,1983, The New York Times Archives 1983, (https://www.nytimes.com/1983/09/25/us/dartmouth-remembers-nelson-rockefeller-30.html),  National Endowment for the Humanities (https://www.neh.gov/) - Rockefeller ilişkisi, Internship Opportunity: National Endowment for the Humanities (NEH)

Submitted by Rockefeller Center, 2019-06-26, (https://rockefeller.dartmouth.edu/news-events/internship-opportunity-national-endowment-humanities-neh)]]. 

-  'National Geographic Society: 

Aynı zamanda dergisiyle de ünlü olan National Geographic, Sözde Ermeni soykırımın hararetli savunucularındandır. Konuyla ilgili en eski baskılarından "Ekim 1915, Vol. XXVIII, Number Four, 'Armenia and the Armenians by Hester Donaldson Jenkins"; "Temmuz 1918, Vol. XXXIV, Number One, 'Under the Heel of the Turk'"; "Ağustos 1919, Vol. XXXVI, Number Two, 'Between Massacres in Van by Maynard Owen Williams'" adlarıyla dergisine taşımıştır.[The National Geographic Magazine, Published by the National Geographic Society, Hubbard Memorial Hall, Washington D.C. (https://www.scribd.com/document/2241951/Armenian-genocide-National-Geographic-october-1915), (https://www.scribd.com/document/10060328/National-Geographic-July-1918), (https://www.scribd.com/document/2253278/Armenian-Genocide-National-Geographic-August-1919)],  [ A Century Later, Slaughter Still Haunts Turkey and Armenia, 1 April 2016(https://www.nationalgeographic.com/magazine/2016/04/armenia-massacre-turkey-kurds-history/), What We Talk About When We Talk About Genocide, 23 January 2015 (https://www.nationalgeographic.org/projects/out-of-eden-walk/articles/2015-01-what-we-talk-about-when-we-talk-about-genocide/); National Geographic shoots video on Armenian Genocide survivors, 19 March 2016 (https://gagrule.net/national-geographic-shoots-video-on-armenian-genocide-survivors/); "The Proud Armenians" National Geographic Magazine, '... the Armenian people including the Armenian Genocide...', Robert Paul Jordan, 1978, June Issue (https://www.armenian-genocide.org/Education.68/current_category.125/resourceguide_detail.html)]. 


Yalan ve iftiraları bugüne kadar taşıyan 'National Geographic Magazine' hakkında başka bir şey söylemeye gerek yok sanırım. Çünkü bundan daha büyük bir Türk düşmanlığı yapamazlar!


- 'the Institute for Aegean Prehistory (INSTAP) (http://www.aegeanprehistory.net/):

1982'de Amerika'da kurulmuş. Konusu Girit ve Yunanistan’ın antik dönemidir.

"...for their fieldwork from the National Endowment for the Humanities, the İnstitute for Aegean Prehistory, the National Geographic Society, and private donors. an additional grant from the Institute for Aegean Prehistory helped support the preparation of this publication... (...)... Botanical studies were carried out by Jennifer M.Shay and C.Thomas Shay... (...) Jennifer and Thomas Shay are grateful for the financial support of the Canada Manpower Career Placement program and the Province of Manitoba's Careerstart program, With the support of a grant from the Rockefeller Foundation, C.Thomas Shay was able to study the data collected by the Allbaugh (1953) survey of Crete from 1948 to 1952. (s xxii, The Plain of Phaistos: Cycles of Social Complexity in the Mesara Region of Crete, by Harriet Blitzer, Despoina Hadzi-Vallianou, L. Vance Watrous, Monumenta Archaeologica 23, Cotsen İnstitute of Archaelogy at UCLA.Regents of the University of California, USA 2004


Luwian Studies'in diğer kurucu üyeleri:

-Prof.Dr. Ivo Hajnal (Miken, filoloji, Innsbruck Üni, doktorası Lykia dili)

-Dr. Jorrit Kelder (arkeoloji, Oxford/Leiden üni.)

-Dr. Matthias Oertle (Lenz & Staehelin): İsviçre merkezli 'Luwian Studies Vakıf Kurulu'nda bulunan Dr.Matthias Oertle, İsviçre hukuk firması Lenz & Staehelin'in ortaklarındandır. Bu hukuk firmasının müşterileri Rothschild, Sachs ve Thyssen'dir.

-Dr. Jeffrey Spier (klasik arkeoloji, Paul Getty Müzesi, Harvard/Oxford Üni. Sardes/Lydia'da araştırma görevi)


PARA'YI VERENİN DÜDÜĞÜ ÇALINIR !


Tibareni

 


Kaynaklarda Tibareni olarak geçen topluluk Saka/İskit boyudur ve adı da Türkçedir: DEMİR, (temür,tömür,temir. Sumerce Tibira). Zaten demircilikleriyle ünlüdürler. Bazı Tibarenler daha sonra bazı Taballar ile birlikte Kafkasya'ya göçer ve bölgeye adını bırakır; (t)İBER. Tabalların bir kısmı da MÖ 5.yy'dan önce Avrupa'nın burnuna iner ve adını yarımadaya verir; İBER. Bu Taballar Baskların da atasıdır. Tibar (Demir), Muşki ve Kalub (Alazon/Halup) hem soydaştır, hem de komşu. Suriye'deki Halep'e (Aleppo) adını veren de Kalublar'dır. Demir çelik ürünleriyle meşhurdurlar. Zaten Grekçede çelik anlamında Khalub sözü kullanılmış, demek ki çelik ürünlerini komşudan alıyorlarmış. Ortaçağ Avrupasında ise onun adı Excalibur olur.


SB

DİPNOT:

Taballara, Tibarlara, Muşkilere, Kalublara "luvi" diyen sahtekarlardan da uzak durunuz!




1 Ocak 2023 Pazar

Türkiye'deki Casus Arkeologlar

 

Gordion Megaron 3'te bulunan işlenmiş fildişi plaka, MÖ 800 .
Buradaki süvari için her ne kadar "Frig" deseler de o bir "Frig" değil, Kimmer ya da Saka-Türk.
Başlığı ve süvariliği her şeyi anlatıyor, tıpkı Pazırık'taki gibi (solda).


"Asker, diplomat, siyasetçi ve işadamı vatanseverlik bağlılıklarını sıradan günlük ahlakın üzerine çıkarırlarsa ve casus olarak hizmet ederlerse belki mazur görülürler. Sadece modern toplumun hâlâ uyduğu ahlak kurallarını kabul ederler. Ancak bilim insanı öyle değildir. Hayatının özü gerçeğe hizmettir." - Franz Boas, 1919

Amerika'daki akademik antropolojinin babası Franz Boas'ın "Casus Olan Bilim Adamları" başlığı altında 20 Aralık 1919'da "The Nation (Ulus)"da bir mektubunu yayınladı. Boas, dört Amerikalı antropoloğun Birinci Dünya Savaşı sırasında Orta Amerika'da casusluk yaparak profesyonel araştırma pozisyonlarını kötüye kullandıklarını iddia etti. Eylemlerini şiddetle kınadı ve "casusluk faaliyetleri için bir örtü olarak kullandıkları bilim fuhuş-bilimi" olmuştur", dedi.

Batılıların projesi olan "Hellenizm" sadece arkeoloji ile ilgilenmiyordu. Amaçları hem kendilerine bir geçmiş, hem de Greklere ulusal bir kimlik yaratmaktı. Ama "görevleri" aynı zamanda kendilerinden olmayanları da "medeniyetsiz" olduklarına ikna etmekti. Ötekilere ait ne varsa kendilerine mal olacaktı. Böylece Yanıltma Sanatı uygulandı.

1932-38 arası Truva'da kazı başkanı olan Carl W. Blegen'in "The United States and Greece (1948 - Amerika ve Yunanistan)" adlı hiç yayınlanmamış raporu "Grek"lerin neden ABD için önemli olduğuyla ilgiliydi. Bu rapora göre de ABD adımlarını sessizce atarak pençelerini geçirdi.

Yunanistan'da Fulbright Programı'nı kuran Carl Blegen casus muydu, belki, ama onun öğrencileri kesinlikle casustu. Jerome Sperling İstanbul'da, John Caskey İzmir'de ABD adına casusluk yapmıştı. 1930'larda Sperling ve Caskey de dahil casus arkeologlardan Marion Rawson ile Dorothy Cox da Blegen'in başkanlığında Turova'da çalışmıştı.

John Franklin Daniel III mesela, 1940'da Pennsylvania Üniversitesi'ndeydi, bölümü ise Klasik Arkeolojiydi. 1942'de OSS'in Yunan Masası'nda görev aldı. CİA'nın adamıydı. 1948 de Young ile birlikte Gordion kazılarında bulundu. 1948'de Gordion'da öldü ("ölümü şüpheli" iddiası var). Tarsus kazılarında ise Hetty Goldman ile birlikte çalıştı. Hetty Goldman ise "Goldman-Sachs (!)" ailesindendi. Ayrıca eğitim sistemimizi allak bullak eden Fulbright Programı'nı casus-arkeolog John Franklin Daniel III kurmuştu. (Her ne kadar 1949'da kuruldu deseler de, Fulbright kuruluşu Daniel'e dayanır!)

Gordion'da kazı başkanlığı yapmış Rodney Stuart Young'a gelelim. OSS'nin (Stratejik Hizmetler Ofisi) Mısır masası başkanıydı. Türkiye'de İzmir, Aliağa ve Kuşadası'nda da ofisleri vardı. Aliağa için "Boston", Kuşadası için "Key West" rumuzu kullanıldı. Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arasında mekik dokudu (ne dokuduğu malum!). Young 1974'te şüpheli bir trafik kazasında öldü.

Bugün Gordion hâlâ Pennsylvanya Üniversitesince kazılıyor ve sponsorları da Kaplan'lar! ("Frig" diyerek devam ediyorlar!).

Turova ve Gordion'da çalışan Brian Rose bu yıl Gordion'u UNESCO Dünya Miras Alanı'na dahil etmek için çalışıyor, ama UNESCO kimdir ve kim için çalışır?

1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi vardı! Propaganda Üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştı. İngiltere ise casuslarını Oxford ve Cambridge'ten seçiyordu. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ın adını en önde görüyorduk.

Luwian Vakfın kurulundakiler de masum değildi. Örneğin, Dr.Matthias Oertle, İsviçre hukuk firması Lenz & Staehelin'in ortaklarındandı. Bu hukuk firmasının müşterileri Rothschild, Sachs ve Thyssen'dı. Diğer kurucu üyelerden Dr. Jeffrey Spier ise Oxford mezunuydu. Dr. Jorrit Kelder da Leiden ve Oxford Üniversitesi'nin değerli bir üyesiydi. Yani Luviciler de birer "Truva Atı"ydı!

Mustafa Yıldırım'ın "Türkiye'yi oltadaki balık olarak gören ve 'Oltadaki balığın yeme ihtiyacı yoktur' diyen Rockefeller sülalesinin kurduğu sivil örgütler... (...)... Çevre' ve 'tarih mirası'nın anlamı, eylemlere parasal yardımda bulunanların çıkarına göre değişmektedir! (s.67/9)" diyerek belirttiği gibiydi ortam...

Bilimsel faaliyetlerin arkasında siyaset varsa, o bilimsel faaliyetler bilim olmaktan çıkıyordu. Bu örümcek ağlarına takılanlara da bilim insanı denilemezdi. Franz Boas'ın da dediği gibi "müşteri her zaman haklıydı"!

Kısaca Carl Blegen, Rodney Stuart Young, Dorothy Cox ve diğerlerinin tarafsız olabileceği düşünülemez. Bugün bile parayı verenin düdüğünü çalıyorlar....

Özü, gerçeğin peşinde olan ama dışlanan gerçek bilim insanlarına saygılarla,

Semra Bayraktar (SB)



* Classical Spies: American Archaeologists with the OSS in World War II Greece - Susan Heuck Allen

* Soldiers of Science--Agents of Culture: American Archaeologists in the Office of Strategic Services (OSS) - Despina Lalaki

* Blegen's United States and Greece

* Ekteki makalede bahsedilen Dorothy Rawson ("Dorothy Rawson, a member of Blegen’s team") ile  Marion Rawson Turova'da Carl Blegen emrinde çalışmış casuslardır ( Troy Excavation Final Reports, 2018 - Carolyn Aslan )... 

Dorothy and Marion Rawson
The Misses Dorothy and Marion Rawson returned to the State on the SS.Conte Grande Monday after devoting two months to fascinating archaelogical research on the ancient site of Troy as members of an expedition headed by Mr. Carl Blegen, professor of classical archaeology in the Gradute School of Arts and Science of the University of Cincinnati. In addition to Mr. and Mrs Blegen and Dr. and Mrs. R.K. Hack, the congenial group who enjoyed this period of scholarly explacation included Dr. and Mrs William T. Semple, who joined the party in Athens in the spring; Mr. John Caskey, Mr Watson Smith and Professor Dorpfield of Germany. Missess Rawson will visit their aunt, Mrs. Joseph Rawson, at her summer home in Devon, Long Island, and friends at favorite resorts in the East before they return to Cincinnati the latter part of August.

Dorothy ve Marion Rawson
Bayan Dorothy ve Marion Rawson, Cincinnati Üniversitesi Sanat ve Bilim Fakültesi'nde klasik arkeoloji profesörü olan Bay Carl Blegen'in başkanlığındaki bir keşif gezisinin üyeleri olarak Turova antik kentinde iki ay boyunca büyüleyici arkeolojik araştırmalar yaptıktan sonra Pazartesi günü SS.Conte Grande gemisiyle Eyalet'e döndüler. Bay ve Bayan Blegen ile Dr. ve Bayan R.K. Hack'in yanı sıra, bu bilimsel keşif döneminin tadını çıkaran samimi grupta, ilkbaharda Atina'da gruba katılan Dr. ve Bayan William T. Semple; Bay John Caskey, Bay Watson Smith ve Almanya'dan Profesör Dorpfield yer aldı. Bayan Rawson, Ağustos ayının ikinci yarısında Cincinnati'ye dönmeden önce Long Island, Devon'daki yazlık evinde teyzesi Bayan Joseph Rawson'ı ve Doğu'daki gözde tatil beldelerindeki arkadaşlarını ziyaret edecek.

"Türkiye'deki en iyi adamımız" dedikleri casus-arkeo Dorothy Cox ise  casus-arkeo Rodney S.Young ile birlikte Gordion'da çalışmıştır.


* UNESCO Dünya Mirası Alanı Olmak, "Tek Dünya Kültürü/Devleti"!

"The task before UNESCO... is single. The task is to help the emergence of a single world culture with its own philosophy and background of ideas and with its own broad purpose. This is opportune, since this the first time in history that the scaffolding and the mechanisms for world unification have become available..." Julian Huxley, the First Director-General of  the United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization (UNESCO). From the book he wrote "UNESCO:  Its purpose and Its Philosophy, 1947"

"Conclusion: That task is to help the emergence of a single world culture, _ with its own philosophy and background of ideas, and with its own broad purpose. This is opportune, since this is the first time in history that the scaffolding and the mechanisms for world unification have become available, and also the first time that man has had the means (in the shape of scientific discovery and its applications) of laying a world-wide foundation for the minimum physical welfare of the entire human species. And it is necessary, for at the moment two opposing philosophies of life confront each other from the West and from the East, and not only impede the achievement of unity but threaten to become the foci of actual conflict...."


"Sonuç:

Bu görev, KENDİ FELSEFESİ VE FİKİR GEÇMİŞİ VE KENDİ GENİŞ AMACI OLAN TEK BİR DÜNYA KÜLTÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKMASINA YARDIMCI OLMAKTIR. Bu, tarihte ilk kez dünyanın birleşmesi için gerekli iskele ve mekanizmaların mevcut olduğu ve aynı zamanda ilk kez insanoğlunun tüm insan türünün asgari fiziksel refahı için dünya çapında bir temel atma araçlarına (bilimsel keşif ve uygulamaları şeklinde) sahip olduğu bir dönem olduğu için elverişlidir. Ve bu gereklidir, çünkü şu anda Batı'dan ve Doğu'dan iki karşıt yaşam felsefesi karşı karşıyadır ve sadece birliğin sağlanmasını engellemekle kalmayıp gerçek bir çatışmanın odağı olma tehdidini de taşımaktadır.

Bu iki felsefeyi iki süper milliyetçilik olarak ya da bireyciliğe karşı kolektivizm olarak ya da Amerikan yaşam tarzına karşı Rus yaşam tarzı olarak ya da kapitalizme karşı komünizm olarak ya da Hıristiyanlığa karşı Marksizm olarak ya da yarım düzine başka şekilde kategorize edebilirsiniz. Geriye bunların karşıtlığı ve her birinin etrafında milyonlarca insanın yaşamlarının, düşüncelerinin ve siyasi arzularının kristalleştiği gerçeği kalıyor. Bu çatışma önlenebilir mi, bu zıtlıklar uzlaştırılabilir mi, bu antitez daha yüksek bir sentezde çözülebilir mi? Ben bunun sadece olabileceğine değil, evrimin amansız diyalektiği sayesinde gerçekleşmesi GEREKTİĞİNE de inanıyorum - ancak bunun bir başka SAVAŞTAN önce mi yoksa sonra mı gerçekleşeceğini bilmiyorum. Çünkü başka bir savaş, insanlığın ilerleme yürüyüşünü yüzyıllarca geriye götürecek kadar korkunç olacaktır. Açık bir çatışmayı önlemek için bu senteze zamanında ulaşma görevinin Unesco'nun öncelikli amacı olması gerektiğine inanıyorum.

Bu amaç doğrultusunda ister teolojik dogma, ister Marksist dogma, ister felsefi dogma ya da başka bir dogma olsun, dogmadan kaçınmalıyız: Doğu ve Batı, birbirlerine sadece geçmişin sabit fikirlerini savururlarsa, gelecek için bir temel üzerinde anlaşamazlar. Çünkü dogmalar budur - belirli bir çağın baskın düşünce sisteminin kristalleşmesi. Bir dogma elbette denenmiş ve geçerli deneyimleri kristalize edebilir: ama eğer dogma ise, bunu katı, uzlaşmaz ve hoşgörüsüz bir şekilde yapar. Daha iyi bir terim bulamadığım için doktrin olarak adlandırdığım şey de geçerli deneyimleri somutlaştırabilir: ancak esnek olabilir, büyüme, gelişme ve uyum sağlama kapasitesine sahip olabilir. Bazı dogmalar diğerlerine göre daha yakın bir geçmişi temsil edebilir; ancak bu onları daha az katı ve dolayısıyla daha az tehlikeli bir şekilde güncelliğini yitirmiş, karşıt sistemle uzlaşmaya daha az elverişsiz hale getirmez. Eğer ilerleme kaydetmek istiyorsak, dogmalarımızı kristalize etmemeyi öğrenmeliyiz.

Günümüzün iki karşıt felsefesi temelde tek bir noktada farklılık göstermektedir: birey ve toplum arasındaki ilişki. Ancak bu temel farklılık, Unesco'nun ilgilenmek zorunda olduğu her alanda olduğu gibi diğer birçok alanda da farklılıklar yaratmaktadır. Farklı ahlak anlayışları ve etik sistemleri; farklı eğitim yöntemleri; sanatın toplumdaki rolüne ilişkin farklı anlayışlar; farklı ekonomik sistemler; bilimi ulusal yaşamla bütünleştirmenin farklı yolları; temel insan özgürlüklerine ilişkin farklı yorumlar; uluslararası işbirliğinin olanaklarına ve sınırlarına ilişkin farklı anlayışlar ortaya çıkarmaktadır. Bu farklılıkların, kendilerini dogma olarak ifade etmelerine, katı toplumsal sistemlerde somutlaşmalarına ve siyaset ve iktidar terimlerine dönüşmelerine izin verildiği takdirde silahlı çatışma olmaksızın uzlaşmaz hale gelecek olmalarına rağmen, ilke olarak uzlaştırılabileceklerine inanıyorum. Açılış bölümlerimde taslağını çizdiğim gibi, bireyin tam gelişiminin daha ileri evrimsel ilerlemenin temel amacı ve ölçütü olarak kabul edilmesine rağmen, toplumun uygun şekilde örgütlenmesinin bu ilerlemenin vazgeçilmez mekanizması olarak kabul edildiği bir tür evrimsel hümanizm çizgisinde uzlaştırılabilirler. 

Bir başka deyişle, toplum bireylerde somutlaşan değerlerle karşılaştırılabilecek hiçbir değer barındırmaz; ancak bireyler toplumla ilişkileri dışında anlamsızdır (her ne kadar bu toplum ulusu hem zaman hem de mekan olarak aşsa da) ve ancak kendini aşarak, benliğini diğer benlikler de dahil olmak üzere diğer gerçekliklerle iç içe geçirerek tam bir öz gelişim sağlayabilir. Dolayısıyla sorun metafizik ya da dogma değil, esasen pratiktir - iki somut gerçeklik kümesinin - bireysel insan varlıkları ve insani toplumsal örgütler - iddialarının en iyi nasıl ayarlanacağı ya da daha iyi nasıl uzlaştırılacağı. Buna göre, bu uzlaşmaya iki yönden yaklaşılabileceğine inanıyorum. Yukarıdan ve dışarıdan, entelektüel bir sorun olarak, prensipte bir anlaşma sorunu olarak yaklaşılabilir: ve aşağıdan ve içeriden, pratik bir sorun olarak, eylem yoluyla bir anlaşma sorunu olarak da yaklaşılabilir. Dünya potansiyel olarak tektir ve insan ihtiyaçları onun her parçasında aynıdır - onu anlamak, kontrol etmek ve ondan zevk almak. Unesco'nun eğitim, bilim ve kültürü teşvik ederek bu ihtiyaçları karşılamak için yapabileceği her şey, birleşik bir yaşam ve hayata bakış biçimine doğru atılmış bir adım, ihtiyacımız olan birleşik felsefenin temeline bir katkı olacaktır.

Ve son olarak, Unesco gibi hem insanın yüksek faaliyetlerini hem de bunların pratik uygulamalarını teşvik etmekle ve bunu uluslararası ölçekte yapmakla görevli bir kurumun, bu ikili yaklaşımı gerçekleştirecek ve böylece bu gerekli uzlaşma sürecini hızlandıracak en olası kurum olduğuna inanıyorum." -HUXLEY



* Kaplanlar BBB, Ashoka ve B&MGates vakfı ile de içli dışlıdır. The J.M. Kaplan Fund

Sanırım BBB'nin ne olduğunu açıklamama gerek yok. Varsa da WEF (Dünya Ekonomik Forumu)'i araştırınız.



* Bill Gates, UNESCO ile İşbirliği Yapıyor




Unesco'nun bazı ortakları:

Merkezi Rockefeller NY Binasında olan WMF (Dünya Anıtlar Fonu) ile WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Unesco'nun ortaklarındandır. WWF'in kurucuları :1) Hollanda kralı Alexander'ın babası Prens Bernhard (ki Bilderberg'in de kurucularından ve kendisi Nazi-SS subayıydı. Bilderberg ayrıntıları için Erol Bilbilik'e bknz.). 2) İngiltere kralı Charles'in babası Prense Philip (ki Yunanistan'ın da prensi idi. Kızkardeşi ve eşi de Nazi partisine üyeydi. Hatta eşi/kuzeni Kraliçe Elizabeth'in Nazi selamı verdiği de kayıtlıdır.) 3) Julian Huxley (Unesco'nun ilk müdürü) 4) Godfrey A.Rockefeller (dedesi William Rockefeller, Chicago Universitesini ile Standard Oil'ı kuran meşhur John D. Rockefeller'in kardeşidir. John D.Rockefeller'in torunu David'in sadece 2008 yılında Harvard Üni'sine bağışı 100 milyon dolardır.)

Ayrıca David Rockefeller Fonu, Ford Vakfı, JM Kaplan Fonu ve Teagle Vakfı'nın ortaklaşa yürüttükleri Hapishane Programı da bu ailelerin içli dışlı olduklarını gösterir.


"Hiçbir şey güçten daha afrodizyak değildir" "Petrolü kontrol edersen ülkeleri, gıdayı kontrol edersen halkı kontrol edersin." Kissinger 1974

David Rockefeller > Henry Kissinger > Klaus Schwab (WEF)


Örümcek Ağında Olmak, işte böyle bir şey!



İlgili:

Tell-Half'ta bulunan Türk Taşbabaları ve Casus Oppenheim



Arkeolog Max Freiher von Oppenheim ve Doğu Haber Ajansı

Sözde Frig Kurganlarıyla Bedizler

Bevdos-Beudos-Bediz

Kaşka ve Muşki

Frigyalı Midas - Muşkili Mita

Marsias'ın Flütü ve Efsanelerin Telif Hakkı

Pazırık'tan Gordion'a Türk Dünyası - 1/4


Gordion Kurgan P - Pazırık Kurganı


"...defin odasının yanlarda ve çatıda çift duvarlı olması, bu odanın iç düzenlemesi, bazı eşyaların masalara konulması ya da duvara asılması, bazı kapların öteki dünyada yenilecek yemekleri simgeleyen yiyecekle dolu olması, ağaçtan oyma lahit, cesedin yatırılış biçimi, tabut içinde keçe ve tekstil malzemenin bulunuşu, defin odasının öteki dünyada yaşanacak bir ev gibi düzenlenişi, kullanılan masalar, sehpalar v.b. mobilyalar, tunç veya diğer çeşitli eserler, hatta kaplar üzerindeki kısa yazı ve işaretler bakımından, rahatlıkla, Proto-Türk ve Türk kurganlarının defin odaları, bu odaların öteki dünyada yaşanacak ev gibi düzenlenmesi, bunlarda ölünün muhafaza şekli ve mezar odasının tefrişatı ve defin odasındaki çeşitli eşyaları ile karşılaştırılabilirler. Bu yapıldığında pek çok benzerliğin olduğu ve frig kurganlarının İç Asya ve Kuzey Karadeniz bozkırlarındaki ağaç defin odalı yapılarla aynı soydan olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır."

Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu
Eski Türklerin Kutsal Mezarları: Kurganlar
(İşte gerçek budur- SB)





16 Eylül 2020 Çarşamba

Moskova ihtişamlığını Altın Orda Hanları'na borçludur...

 

TAŞBABA

Hermitage-Kazan Center'da "Altın Orda ve Karadeniz Bölgesi, Cengiz İmparatorluğu'ndan Dersler" Nisan - Ekim 2019 sergisinden.

Hermitage koleksiyonunun yanı sıra Moskova, Kırım, Astrakhan ve Beyaz Rusya'daki müzelerden 600 parça sergilendi.



Moskova ihtişamlığını Altın Orda Hanları'na borçludur...


* "Altın Orda'nın içindeki Moğol nüfusu azdı, tamamı Kıpçak ve diğer Türklerden oluşuyordu. Ayrıca devlet yapısı Türk'tür.... Batu Han’ın kumandasında fütuhat yapan kuvvetlerin 600.000 kişiden ibaret olduğu söylenmektedir; bunun ancak 60.000’i Moğol’du; kalan kısmı muhtelif Türk kavimlerinden toplanmıştı; kumanda heyetinin ve bazı memuriyetlerin başında Moğollar bulunmakta idi. Tatar adinin menşeinin Türk olması lazım geldiğini söylemiştik. İşte bu sebeptendir ki, Moğol istilasını yapan bütün kuvvetlere Avrupalılar, Moğol ve Türk farkedilmeksizin “Tatar” demişlerdir. Bu sebepledir ki, Çingiz ordularındaki Türk kavimleri, kendilerine böyle tesmiye etmeseler bile, yabancılar karşısında böyle görünmeğe başlamışlardır. Çok zaman geçmeden İdil boyunda yerleşen Moğollar kalabalık Türk unsuru arasında eriyip gitmişlerse de, bu sahanın ahalisi Türk olmasına rağmen “Tatar” adiyle tanınmağa başlamışlardır. 


Altın Ordu’da tam bir din ve dil toleransı vardı... Rus kilisesi, Altın Ordu hanlarının verdikleri “yarlık” lar sayesinde tarhan’lık kazanmıştı; yani her nevi vergi ve mükellefiyetlerden kurtulmuştu; böyle olmasına rağmen, sonraları Tatarlar’a karşı Rus imha siyasetim besleyen müessese bilhassa kilise olmuştur, iki buçuk yüzyıl süren Tatar hakimiyetinin tesiri meyanında Altın Ordu hanları Rus ahalisi nazarında tam bir hükümdar gibi telakki ediliyordu; bu yüzdendir ki Rus knezleri ancak Altın Ordu hakimiyetinden çıktıktan sonra “Çar” lakabını almağa cesaret ettiler.


Prof.Dr. Akdes Nimet Kurat /link

Türk Dünyası El Kitabı 1992, Ankara . Sf. 400-408




* "Ruslarla Türklerin karşılıklı etkileşimlerinin zirvede olduğu dönem Altın Orda dönemidir. Bildiğimiz kadarıyla Altın Orda Devleti Türk-İslam Devleti'dir ve yaklaşık üç asır boyunca da Rus şehir Knezliklerini kendi hakimiyeti altında tutmaktadır. Bu sürede çeşitli etkileşimde bulunuluyor. Nitekim Rusların en önemli tarihçilerinden ve belki de ilk Rus Tarihini yazan Nikolay Karamzin (1766-1826) kendi eserinde Altın Orda dönemiyle ilgili şöyle bir cümle kaydetmiştir:

- Moskova ihtişamlığını Altın Orda Hanları'na borçludur.


Tatar tarihçi Rızaeddin Fahreddin de (1859-1936) konuyla ilgili bir yorumda bulunuyor ve diyor ki: 

- Altın Orda Hanları olmasalardı bugünkü Rusya'nın kuruluşu mümkün olmayacaktı, ne Petrolar, ne de Katerinalar sayesinde bu mümkün olabilirdi.


Bunun en büyük nedeni tabi ki Altın Orda hakimiyetine girmeden önce Rus Knezlikleri -Şehir Knezlikleri- şeklinde varlıklarını sürdürüyorlardı. Altın Orda Devleti hakimiyeti altına girdikten sonra ortak düşmana karşı birleştiler.

Prof.Dr. İlyas Kemaloğlu

Türk-Rus Münasebetleri /link







Moskova adını bile Meşe Türklerinde alır; Mushkiler

"Mossinyok-Mosk-Meşequ bizim Meşe/Meşer Tatar dediğimiz Türklerdir. Kuzeye göçen bazı Mosklar Moskova'ya adını vermiştir.
Mosok/Moskova, yani Mosk Ovası"



SB
___________




25 Temmuz 2020 Cumartesi

Kaşka ve Muşki


* Hitit Devleti ve komşuları - MÖ 16.yy
Kaşkalar Doğu Karadeniz bölgesinde

* Hititler ve komşuları - MÖ 13.yy
Kaşkalar Batı Karadeniz ve Orta Anadolu'ya kadar uzanmış
Bu arada Marmara'nın güneyinde Masalara dikkat

* Hitit sonrası Anadolu - MÖ 12.yy - 8/7.yy
Kaşkalar Orta Karadeniz'de iken Masaların bölgesinde Muska Phrygia, yani Muşkiler
Frig mi? O sadece Grek kaynaklarında ve ancak 8.yy sonrasında görülür ki Asur kaynaklarında Frig yoktur. Ayrıca Frig dedikleri birçok sanat eseri İskit-Türklerinin sanat eserleriyle birebir benzerlik gösterir.
Ayrıca Taballar, H.Zübeyr Koşay'a göre Baskların atası ve Türklerle akraba.

[Dr.Phil. Hâmit Zubeyr Koşay, "Dil Mukayeselerine Göre Basklarla Türklerin Temasları, Göç Yolları ve Zamanı Hakkında",
Belleten Cilt XXI, Sayı 84, Türk Tarih Kurumu, 1.Baskı Ekim 1957 (2.Baskı 1995)
Dr.Ph. Hâmit Zübeyr Koşay, "Bask Dili ile Türkçe Arasındaki Münasebetlere Dair Yeni Deliller",
Belleten Cilt XXIII Sayı 92, Türk Tarih Kurumu, Ekim 1959]

* Kaşkalarla Muşkiler çözümlenmeden ne (sözde) Frig'ten bahsedilir, ne de (sözde) Hint-Avrupa dilinden.
Anadolu'nun yerlisi (Hint-Avrupalı olmayan) Hattileri de unutmayalım!

Semra Bayraktar






* Hittites and its neighbors - 16th century BC
Kaskians (Gasga/Kaška) in the Eastern Black Sea region

* Hittites and their neighbors - 13th century BC
Kaskians extended to the Western Black Sea and Central Anatolia,
meanwhile, attention to the Masa in the south of Marmara

* Anatolia after the Hittite collaps - 12th century BC - 8 / 7th century
Moschian-Phrygia. Actually only Moschians
Phrygian? Only in Greek sources, and also after the 8th century, Assyrian sources never used the word Phrygia.
And also the art of the Phrygians are one-to-one resemblance with the Scythian-Turks.
According to H.Zübeyr Koşay, Tabals are the ancestor of the Basques (Euskara) and relative with the Turks.

* We can not talk about the (supposedly) Phrygians nor the (supposedly) Indo-European language in Asia Minor, before solving Kaşkians and Moschians, which are both non-Indo-European tribes.
Let's not forget also the non-Indo-European Hattians, the indigenous of Asia Minor (Türkiye), before Hittites.

SB








27 Kasım 2018 Salı

Asur ve Muşkilerin Anadolu'ya Hükmetme Çabaları



Çivi Yazılı Kaynaklar Işığında Asur ve Muškilerin Anadolu’ya Hükmetme Çabaları



öz:
MÖ. 1200 yılında meydana gelen Egeli Kavimler Göçü sonucunda Hitit Devleti’nin yıkılmasıyla Anadolu’da Geç Hitit Beylikleri dönemi başlamıştır. Bu beylikler zaman zaman değişen siyasi güçlerine göre Muški, Urartu ve Asur’un hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Asurlular’ın Anadolu’ya hâkim olma sürecinde en büyük rakiplerinden biri olan Muškiler, pek çok kez bölgedeki kavim ve devletlerle Asurlular’a karşı ittifaklar kurarak,  onların Anadolu’da bir güç olmasını önlemeye çalışmıştır.  Asur’un Anadolu’ya hükmetme çabası sırasında Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya gelen İskit ve Kimmerler Asur için büyük tehdit unsuru olmuşlardır.  Hatta bu kavimlere karşı Asur’a yaklaşması tehlikenin ne denli güçlü olduğunun da göstergesidir.  Bu çalışmada,  dönemin çivi yazılı kaynaklarındaki bilgiler ışığında,  Asur ve Muškilerin Anadolu’ya tek başlarına hükmedebilme adına aralarındaki mücadeleler ele alınacaktır.



GİRİŞ

MÖ. XIV. yüzyılda Hitit Devleti’nin Hurrri Mitanni Devletine son vermesinden sonra güçlenen Asurluların,  MÖ.  XIII.  yüzyıldan itibaren Anadolu’ya siyasi olarak hükmetme gayreti görülmektedir.  Bu dönemin sonlarında Trakların hâkimiyeti altında bulunan Balkan Yarımadası’nın güney batı bölgeleri İlliryalılar tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal sonucunda yerlerinden oynayan Trak kabileleri en çok da Brigler ya da Frigler,  boğazlar üzerinden Anadolu’ya geçerek ülkenin batısında ve kuzeyinde bulunan bazı savaşçı kabileleri de yanlarına alarak tarihe Deniz Kavimleri Göçü ya da Egeli Kavimler Göçü olarak geçecek bir hareketi başlatmışlardır  (Mansel, 1971: 88;   Memiş ve Bülbül,  2014: 108,  109)


Ekonomik nedenlerden dolayı gerçekleşen  Egeli  Kavimler  Göçü  neticesinde  Asur’un  en  güçlü rakiplerinden  Hitit  Devleti  yıkılırken,  Mısır  da eski  gücünü kaybetmiştir. Hitit  Devleti’nin yıkılması  Anadolu’da  büyük  bir  kargaşa dönemini  de  beraberinde  getirmiştir.  Bu süreçte Mitanni ve III. Babil (Kaslar) devletleri de tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Ön Asya’daki bu siyasi karışıklık Anadolu’ya hükmetme arzusunda olan Asur Devleti için bulunmaz bir fırsat olmuştur.  Ancak Akdeniz ve Anadolu ticaretine  hâkim  olmak  isteyen  Asur’un  amacına ulaşması o  kadar  da  kolay olmayacaktır.  Çünkü bu defa yeni bir tehdit  olan Arami göçleri başlamıştır.  Sami  kökenli  kavimlerden  biri  olan  Aramilerin  ana  yurtlarının  neresi  olduğu konusunda da kesin bilgilere sahip değiliz. İlk zamanlar Arabistan yarımadasında yaşadıkları daha sonra Kuzey Suriye bölgesine göç ettikleri düşünülmektedir. Sami kavimlerinin üçüncü büyük  göçünü  teşkil  eden  Arami  Göçleri  aralıksız  asırlarca  devam  etmiştir.  Bu  da  Asur Devleti’nin zaman  zaman  ilerlemesine zaman  zaman  da  güç kaybetmesine  neden  olmuştur. Özellikle MÖ. XI ve X. yüzyıllar bir Arami Çağı olmuştur (Memiş ve Bülbül, 2014: 135-137; Bülbül, 2014: 22; Memiş,  2012a: 128). MÖ. XII. yüzyılın  başlarından  itibaren Asur, Arami tehdidini  yakından  hissetmeye  başlamıştı.  Zira  Aramiler  ülkeye  baskınlar  yapıyor, kentleri yakıp yıkıyor, halkı köleleştiriyor ve  hayvan sürülerini alıp gidiyorlardı.  Bu akınlar MÖ. X. yüzyılda  azalmaya  başladı.  Yavaş  yavaş  eski  gücüne  kavuşan  Asur  MÖ.  IX.  yüzyılda Aramiler üzerine seferler düzenleyerek onları itaat altına aldı. Ancak bu göç hareketleri güç kaybetmesine sebebiyet verdi ve Anadolu  üzerindeki emellerine tam  anlamıyla ulaşmalarını engelledi (Diakov ve Kovalev, 2008: 198).


MÖ.  I.  bin  yıla  gelindiğinde,  Anadolu’da  Frig  ve Urartu  Devleti;  Hitit  Devleti’nin yıkılmasından  sonra  ise  Geç  Hitit  Beylikleri  adı  verilen  yeni  siyasi teşekküller  dönemi başlamıştır  (Memiş, 2013).  Hitit  Devleti’nin  yıkılmasından  sonra  kurulan  beylikler  zaman zaman  değişen  siyasi  güçlerine  göre  Muški,  Urartu  ve  Asur’un  hâkimiyetini  kabul  etmek zorunda  kalmışlardır.  Asur’un Anadolu’ya  hâkim  olma  sürecinde  en  büyük  rakibi  olan Muškiler,  pek  çok  kez  bölgedeki  kavim  ve  devletlerle  Asur’a  karşı  ittifaklar  kurarak, Asurluların  Anadolu’da  bir  güç  olmasını  önlemeye  çalışmıştır.  Ayrıca  Muškilerin,  ticaret yollarının  kavşak  noktasında  bulunması,  Ege  ve  Ön  Asya  ülkeleri  arasında  bağlantıyı sağlaması çevresindeki  devletlerle olan  ilişkilerinde de belirleyici bir rol  oynamıştır  (Sevin, 1982: 230; Memiş, 2012a: 129; Memiş, 2012b: 217).



MÖ. VIII. yüzyılda Gordion merkez olmak üzere Gordios’un liderliğinde devlet kuran Friglerin aslında Anadolu’ya ilk girişleri Hitit Devleti henüz yıkılmamışken IV. Tuthalya’nın krallığı  sırasında,  MÖ.  1240’lardan  önce  Frig-Troya  ittifakının  Amazonlara  karşı  Sakarya Nehri  kıyısında  verdikleri  savaş  sırasında  gerçekleşti  (Memiş  ve  Bülbül:  2014:  147). Homeros, bu kavmin daha sonra MÖ. XIII. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen Troya savaşı sırasında,  Troyalıların  yanında Akalara  karşı  savaştığını  belirtmektedir  (Ayrıntılı  bilgi  için Homeros’un  İlyada  Destanı’na Bakınız.  Homeros,  İlyada:  184  vd.).  Friglerin  kimliği araştırmacılar arasında  tartışa  konusu olmuştur.  Bir kısım  bilim  adamı  bu  krallığın çeşitli konfederasyonlardan oluştuğunu  ileri  sürmektedir.  Bu  ihtimale  göre batıda  Gordion  merkez olmak  üzere  Frigler,  Doğu  ve  Güneydoğu  kanadında  ise Muškiler  ve  Tabal  krallığı bulunmaktadır.  Bazı  bilim  adamları  ise,    Mita  adının  Grek  kaynaklarında  geçen  Frigyalı Midas’ın  Asurcası  olduğunu  ve  bölgedeki  konfederasyonları  bir  araya  getirerek  devleti kurduğunu  söylemektedirler.  Bu  fikirlerini,  Asur  kaynaklarında  Frig  adından  hiç  söz edilmemesine  ve  Muški  ile  Tabal’ın ayrı  topluluklar  olarak  belirtilmesine,  ayrıca  Asur kaynaklarında  geçen  Muškili  Mita  ile  Grek  kaynaklarında  geçen  Frigyalı  Midas  hakkında anlatılanların uyuşmasına,  bu  iki  kralın egemenlik  yıllarının  tutmasına dayandırmaktadırlar. Dolayısıyla  Muškilerin  Frigler,  kralları  Mita’nın  da  Midas  olabileceği  konusunda  görüşler ortaya atılmıştır (Yıldırım, 1996: 128, İplikçioğlu, 1994: 77,  Çapar, 1986: 342,  Muşkiler’in kökeni hakkında tartışma ve görüşler için bkz. Sevin, 1991: 87 vd.;  Fiedler, 2005: 395-396,  Sevin, 2003: 240; Summers, 1994: 246; Memiş, 2012b: 219; Desti, 2009: 119)


M. J. Mellink, Midas ile Mita’nın aynı kişi olduğunu bu kralın hem Frigler hem de Muškileri yönettiğini ileri sürmektedir (Mellink, 1965: 317-325). Bu görüşü ilk öne süren ise Hugo Winckler’dir. D. G. Hogart, bu görüşlerden farklı olarak Mita kelimesinin Hititler’in Labarna’sı veya Romalıların Sezar’ı  gibi  bir  şahıs  ismi  iken  daha  sonra  bir  unvan  haline  geldiğini  ileri  sürmektedir (Hogarth, 1970: 503).  Veli  Sevin, Ege  Göçlerinden sonra Anadolu’ya  Kafkaslar üzerinden gelip Elazığ bölgesine yerleşenlerin Muški, batıdan Makedonya’dan gelenlerin ise Frig adıyla anıldığını belirtmektedir (Sevin, 2003: 239). Recep Yıldırım da bu kavmin I. Tiglath-pileser (MÖ.  1114-1074)  döneminde  Elazığ,  Muş,  Bingöl  bölgesinde  olduklarını  ifade  etmektedir (Yıldırım,  1996:  126).    Ekrem  Memiş  ise,  Gaškalar’ın  bir  kısmının Hitit  Devleti’nin yıkılmasını  takip  eden  yıllarda  Orta  Anadolu’ya  indiklerini  ve bazı  Hitit  şehirlerini işgal ettiklerini, bir kısmının ise doğuya doğru hareket ederek, kendilerine yeni yurtlar bulduklarını ileri  sürerek,  Doğu Anadolu Bölgesi’ne  göç  eden  Gaškalar’ın  Asur  metinlerinde  zikredilen Muškiler olabileceğini ifade etmektedir. Salih  Çeçen’de bu  konuda  Ekrem  Memiş ile  aynı görüşü  taşımaktadır (P.  Bülbül,  2010:  87;  Memiş  ve  Bülbül,  2014:  152).  Diğer  yandan Gordion kazılarında biri  tek renkli,  diğeri  boyalı  olmak  üzere iki  çeşit seramiğin bulunması bunların  iki  ayrı kavme  ait  olduğunu,  buna  göre  gri  renkli  seramiklerin  Muškilere,  boyalı seramiğin de Friglere ait olduğu kanaatini uyandırmıştır (P. Bülbül, 2010: 87).


Biz de bu çalışmamızda Friglerle Muškilerin kökeni kesin olarak ispat edilinceye kadar Asur  ve  Muškilerin  Anadolu’daki  faaliyetleri  hakkında  bilgi  verirken  Asur  krallarının bırakmış oldukları çivi yazılı kaynaklara dayanarak Frig yerine Muški, Midas yerine ise Mita isminin kullanılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz.



Orta Asur Döneminde Asur-Muški Mücadelesi

MÖ. 1500 yıllarından itibaren Hurri-Mitanni Devleti’nin hâkimiyeti altında kalan Asur Devleti  uzun  bir  süre  uluslararası  ilişkilerden  uzak  kalmıştır.  Ancak  MÖ.  XIV.  yüzyıldan itibaren  Hititlerin,  Hurri-Mitanni  Devleti’ni  zayıflatmaları  Asur’un  yeniden  Anadolu’daki emellerini elde etmek için siyasi arenada yer almasını sağlamıştır. Orta Asur krallığı I. Adad-nirari  döneminden itibaren  Mezopotamya’nın  en  güçlü  devleti  olmuştur.  Bu  dönemin  son güçlü kralı I. Tiglath-pileser (MÖ. 1114-1074) tahta geçtikten sonra Asur, Mezopotamya’daki siyasi üstünlüğü geçici bir süre için elinde tutmuştur  (Köroğlu, 2010: 131-136). Bir taraftan Fırat’ın ötesinde Aramilerle savaşırken, bir taraftan da Urartu ve Muški kabileleriyle savaşan Asur kralı  I.Tiglath-pileser  (Memiş,  2012a:  129;  Sever, 2008:  72),   Muškilere karşı  yaptığı savaşları anlattığı çivi yazılı kaynaklarında şöyle söylemektedir:  “50  sene  önce  Alzi  (Hitit  dönemi  Alşe-Elazığ)  ve  Kutmuhki  (Klasik  Kommagene) memleketlerine kadar  sokulan  Muškilerin  20  bin  kişilik ordusunu  mağlup  ettim  ve 5  Muški kralını esir aldım”  (ARAB I, No. 221).


Asur  kralı  I.  Tiglath-pileser’e  ait bu  yazıtta ilk  kez Asur  kaynaklarında Muškilerden bahsedilmektedir. İki taraf arasındaki savaşın nedeni ise Muškilerin göçebe kabileler halinde Anadolu’yu  kat  etmeleri  ve  Fırat’ı  geçerek  Kutmuhki  (Kommagene)  bölgesini  istila etmeleridir. Yapılan savaş neticesinde Muškiler büyük bir bozguna uğratılmış ve kralları esir edilmiştir  (İplikçioğlu,  1994:  77).  Bu  dönemde  Urartular  henüz  siyasi  birliklerini kuramamışlardı.  Fakat  MÖ.  IX.  yüzyıla  kadar  Asur  Devleti’nin  bütün  gücünü  Arami kabileleriyle mücadeleye  harcaması ve  Doğu Anadolu  bölgesindeki  kavimleri  ihmal  etmesi Urartuların giderek güçlenmelerine ve II. Asurnasirpal zamanında (MÖ. 884-859) merkezi bir devlet kurmalarına fırsat  vermişti. Asur’un  kuzey bölgesinde kurulacak  olan bu  devlet  daha sonraki  dönemde  Geç  Hitit  Beylikleri  ve  Orta  Anadolu  bölgesinde  bulunan  Muškiler  ile ittifaklar  kurarak  Asur’un  Anadolu’ya  hâkim  olma  sürecinde  karşısındaki  en  güçlü rakiplerinden biri olacaktı  (Memiş, 2012a: 129).


Muškiler, I. Tiglath-pileser ile yaptıkları savaşı kaybetmişler ancak yok edilmemişlerdi. Yeni  Asur  döneminde  zaman  zaman  Friglerle  adları  anılan  bir  toplum  olarak  varlıklarını devam  ettirmişlerdir.  Orta  Asur  döneminin  son  güçlü  kralı  I.  Tiglath-pileser  bir  yandan Aramilerle  diğer  yandan  Muškilerle  savaşarak  Asur  ülkesinin  karşı  karşıya  kaldığı  büyük sorunları çözüme kavuşturmak istemiştir. Ancak bu çalar yetersiz kalmış ve onun iktidarından sonra Asur Devleti hızla güç kaybetmeye başlamıştır (Köroğlu, 2010: 137).



Yeni Asur Döneminde Asur- Muški Mücadelesi

I.Tiglath-pileser’den  sonra  tahta  geçen  II.  Adad-Nirari  (MÖ.  911-891)  dönemine tarihlenen  anallar,  kralın  inşaat  faaliyetleri  hakkında  bilgi  verirken,  “Kırık  Obelisk”  adı verilen belgede Muškilerle mücadelesinden bahsetmektedir. Asur Devletinin en güçlü olduğu dönemlerden  biri  II.  Tukulti-Ninurta  döneminde  yaşanmıştır.  Kral  anallarında  Muškilerle yaptığı savaşta onların sığırlarını, koyunlarını ve her türlü mallarını  yağmaladığını, insanları esir  aldığını,  şehirlerini  ve  ekinlerini  ateşle  yaktığını  anlatmaktadır.  Ayrıca  Muškilerin kendisine ödedikleri  vergiyi iki katına  çıkardığından bahsetmektedir.  Aynı  yazıtta  ikinci bir sefer  daha  düzenlediğini  belirten  kralın,  maalesef  yazıt  kırık  olduğu  için  bu  seferindeki icraatları hakkında  bir  bilgimiz  bulunmamaktadır (ARAB  I,  No. 132.  Adı  geçen  bölgelere yapılan seferler Grayson, 1991: 176-178’de anlatılmaktadır).


Daha sonraki dönemde Asur tahtına geçen II. Asurnasirpal (MÖ. 884-859) döneminde de  Asur’un  Muškilerle  mücadelesi  devam  etmiştir.  Kralın  Kalah’taki,  (Nimrut)  Urta Mabedi’nin giriş kısmında yer alan taşlar üzerine yazılan kitabesinde büyük tanrılar Assur ve İštar’ın  isteği  üzerine  Ninive’den  yola çıktığını,  Dicle  nehrini  geçip  Kutmuhi  memleketine yaklaştığını, Kutmuhi  ve  Muški  memleketlerinden  bakır  kaplar,  sığırlar, koyunlar  ve şarabı vergi olarak aldığını ifade etmektedir  (ARAB I: No. 143,144).


Asur ülkesinde III. Salmanassar döneminden itibaren yaşanan iç problemlerden dolayı Asur  güç  kaybetmeye  başladı.  III.  Adad-nirari  tahta geçtikten  sonra, MÖ.  826-820  yılları arasında  da  isyanlar  devam  etti.  Bu  dönemde  valiler  güç  kazanmışlardı.    Hatta  bazıları krallardan bile daha etkin rol oynamışlardı. Bu valilerin en  güçlüsü, baş vezir Šamši-ilu’ydu (Grayson, 1996:203  vd.;    Özkaya,1995:  9.  Şamşi-İlu’nun  batı  seferleri  için  bkz..  Hawkins, 2008: 404-405). Fırat kıyısındaki Kar-Šulmanu-ašerid'den (eski Til Barsip), Asur krallığının batı kesimini yöneten Šamši-ilu,  seferlerini  anlatan kayıtlarda kraldan hiç  söz etme gereğini bile duymamıştır.  Anallarında pek  çok kez  Hatti  memleketine sefer  yaptığını,  bir  yıl  içinde Amurru ve Hatti coğrafyalarını zapt ettiğini, onlardan  gümüş, bakır, demir ve çeşitli giysiler aldığını  ve  onları  vergiye  bağladığını  belirten  Šamši-ilu,  Muškilerden  düşman  bir  kavim olarak bahsetmektedir (Grayson, 1996: 232. III. Adad-Nirari’nin seferleri için bkz. Grayson, 1996: 200-235).


III. Tiglath-pileser (MÖ. 745-727) döneminde Anadolu’ya düzenlenen seferler Muškili Mita’nın  ülkesine  yakın  bir  tehlike  oluşturdu.  Bu  sebeple  Mita,  Asur’la  mücadeleden kaçınarak  Frigya’nın  doğusundaki  tampon  bölgelerdeki  çeşitli  küçük  devletlerle,  Asur’un ezeli  düşmanı  Urartu gibi,  ittifaklar kurarak onların  daha sonraki dönemde  Sargon’a karşı isyan etmelerine zemin hazırladı. Bu devletler, Asur’a düşman olan büyük güçler arasında bir savaş  alanı  haline  geldi  (Grayson,  1987:  33;  Kınal,  1998:  253;  Çilingiroğlu,  1977:  237; Lunckenbill,  II, 1926: 7). Yeni Asur devrinin en güçlü krallarından biri olan II. Sargon (MÖ. 721-705)’un anallarında da yukarıda bahsettiğimiz Muškili Mita’dan söz edilmektedir. Tahta geçtikten sonra babasının fetih politikasını aynen devam ettiren II. Sargon dış politikada farklı bir yol daha  çizdi (Memiş,  2013:  207;    Çilingiroğlu,  1997:  41.  Babasının  fetih  politikasını aynen  devam  ettiren  Sargon,  dış  politikada  da  hedef  büyüterek,  Ön  Asya’nın  en  büyük imparatorluğunu oluşturmayı amaçlamıştır).  


Bu döneme kadar Asurlular Anadolu’ya ganimet elde  etmek  ve  ticaret  yollarının  denetimini  elinde  tutmak  amacıyla  seferler  düzenliyordu. Ancak Sargon, Kuzey Mezopotamya, Suriye, Anadolu,  Filistin ve Mısır’ı elde ederek bütün Yakın Doğu’yu  hâkimiyeti altına  almak ve  büyük  bir  Asur imparatorluğu  kurmak istiyordu (Grayson, 1987: 131; Bing, 1987: 63). Bu politika değişikliği neticesinde  hâkimiyet kurmak istediği alanın  merkezinde  Güney Anadolu  ve  Toroslar  bölgesi yer  almaktaydı.  Dolayısıyla bölge büyük mücadelelerin yapıldığı bir alan haline geldi (Kurt, 2010b: 69-88).


MÖ. XII. yüzyılda Anadolu’ya geldikleri kabul edilen Muškiler, II. Sargon zamanında bölgedeki Asur çıkarlarına zarar veren önemli bir güç durumuna gelmişti. Güney Anadolu ve Toroslar  bölgesi  jeopolitik  konumu  ve  zengin  maden  yatakları  nedeniyle Asur,  Muški  ve Urartular  arasında  mücadele  sahasını  oluşturmuştur.  II.  Sargon  bölgede  kendi  aleyhine ittifaklar  kuran  bu kavimlerin  etkisini  azaltmak  için  seferler  düzenlemiştir.  Tabal,  Que ve Hilakku’nun bulunduğu coğrafya Asur’un  Anadolu  ile iletişimini  sağlayan  önemli  bir yerdi. Ayrıca  bölgenin  orman  zenginlikleri,  maden  kaynakları  ve  iyi  cins  atları  ve  Bulgarmaden gümüşü  dönemin  uluslararası  ticaretinde  oldukça  önemliydi.  Tüm  bunlar  II.  Sargon döneminden  itibaren  Anadolu  politikasının  öncelikli  hedefini  oluşturuyordu.  Bölgenin zenginliklerine hükmetme  isteği  Muškiler,  Urartular  ve  İonyalılar  ile  Asur’u  karşı  karşıya getirdi (Kurt, 2010b: 71, 72).


Geç Hitit Beylikleri içerisinde en batıda yer alan Tabal ülkesinin jeopolitik konumu ve zengin  doğal  kaynakları  sebebiyle  Asur,  Muški  ve  Urartu  devletlerinin  mücadele  sahasını oluşturması sınırlarının belirlenmesini güçleştirmiştir (Kurt, 2010a: 128). Bu nedenle özellikle de Asur sürekli olarak bölgeye müdahale etmiştir. Sargon’un ilk saltanat yıllarında Geç Hitit Beyliklerinden Hilakku, Tabal kralı Hulli’nin oğlu Ambaris’e verilmişti. Asur kralı kızı Ahat-abişa’yı  Ambaris  ile  evlendirmiş,  Hilakku’yu  da  çeyiz  olarak  vermişti.  Daha  sonra  ise Ambaris  vefasız  çıkmış  ve  Asur’a  karşı  isyan  etmiştir.  Bu  dönemde  Anadolu’nun  güçlü devletleri  olan,  Batı  ve  Orta  Anadolu’da  hüküm  süren  Muški  kralı  Mita,  Doğu  Anadolu bölgesinde  hüküm  süren  Urartu  kralı  Rusa  ile  birleşerek Asur’a  karşı  ittifak  kurmuştur (Mellink, 2008: 622;  Akkuş, 2011: 262;  Kurt, 2009a: 330;  ARAB II, No. 8;  Weeden, 2010: 42; Macqueen, 2013: 172).  


MÖ. I. bin yılda bölgedeki büyük güç olan Asur’un Anadolu’daki yayılmacı politikasına karşı engel olmaya çalışan krallıklara Tabal’ın da tam destek verildiği görülmektedir.  Bu  ittifağa  Sinuhtu  kralı  Kiakki  ve  Kargamış  kralı  Pisiris’te katılmıştı.  II. Sargon kendisine  karşı oluşturulan  düşman birliğine  MÖ. 718  yılında  yaptığı bir  seferle  ilk darbesini  vurdu.  Kral  Kiakki’nin şehri  Sinuhtu (Aksaray)’yu, Atuna  (Tyana/Kilise-hisar)’lı Matti’ye verdi.  II.  Sargon  asıl seferini  MÖ.  717 yılında Urartulu  Rusa ve Muškili  Mita ile ittifak yapan ve kendisine karşı isyan eden Kargamışlı Pisiris üzerine yaptı (ARAB II, No. 8; Smite,1970:  54;  Çilingiroğlu,  1977:  237; Kurt,  2009b:  10).  Ancak Pisiris  müttefiklerinden yeterince  yardım  alamadığı  için  Asurla  mücadelesini  kaybetti. Mezopotamya,  Akdeniz ve Anadolu ile  önemli ticaret  bağlantıları olan  Kargamış,  demir işçiliğinde  oldukça önemli  bir yer  olan  Maraş  bölgesini  de  kontrol  ediyordu.  Asur  buraya  hâkim  olursa  hem  Akdeniz ticaretinde  önemli  bir  noktayı  kontrol  edebilecek  hem  de  batıya  giden  yolları denetleyebilecekti  (Çilingiroğlu,  1977:  237;  Delaporte,  1936:  328).  Sargon,  bu  seferi neticesinde  Kargamış’ı  ele  geçirerek  kralını  tahttan  indirip  Asur’a  bağlamıştı.  Daha  sonra bölgeye çok sayıda Asur’dan getirdiği insanları yerleştirdi.


İnsan  yerleştirme  politikası  da  aslında  Asur’un  önemli  politikalarından  birini oluşturmaktadır. Fethedilen bölgelerdeki insanları  sürgüne  gönderip bu  bölgelere  Asurluları yerleştirmesi aslında  bir nevi  fethedilen  yerlerin tamamen  Asurlaştırılmaya çalışıldığının da göstergesidir  (Cancik-Kırscbaum,  2004:  86).   Zaten  Sargon  dönemiyle  birlikte  Asur’un Anadolu politikası  tamamen değişmişti.  Artık seferler  bölgedeki kavim  ve  devletleri  haraca bağlayarak  ganimet  elde  etmek  için  değil,  bölgede  büyük  bir  Asur  imparatorluğu  kurmak istiyordu.  Ayrıca  II.  Sargon’un  Kargamış’ı  ele  geçirmesi  sırasında  müttefiklerinin  yardım gönderememeleri  Asur  ordusunun  merkezden  uzakta  olmasına  rağmen  ne  denli  güçlü olduğunun da göstergesidir (Smite, 1970: 56;  Kurt, 2010b: 74, 75;  Bing, 1987: 63;  Memiş, 2012b: 242;  Macqueen, 2013: 173).


II.Sargon’un Korsabatta bulunan yazıtında bu seferi ile ilgili şöyle söylemektedir:

"Krallığımın başlangıç yılından 15. yılına kadar………Assur boyunduruğunu reddeden ve tributunu vermeyen Sinuhtu şehrinden Kiakkiyi 30 savaş arabası ve 7350 askeri ile birlikte ganimet olarak aldım. (Kiakki'nin) kralî şehri Sinuhtu'yuTunni ülkesinden Mattî'ye verdim ve önceki tributa at ve katır ekledim ve bunları ödemekle onu yükümlü kıldım. Hullû'nun tahtına getirdiğim,  kızımı  babasına  verdiğim  Tabal'lı Ambaris,  babasının sınırları  dışında olan  ve sınırlarını  genişleten  Hilakku  ülkesi  ile  birlikte,  - Urartu'lu  Ursâ  ve Muški'li  Mitâya  benim topraklarımı ele geçirmek (teklifini ileten) bir haberci gönderdi. Ambaris'i, ailesi akrabaları, baba  ocağının  soyu ve  ülkesinin  soyluları ve  100 savaş  arabası  ile birlikte Asur'a  taşıdım. Oraya  benim  yönetimimden  yılan  (korkan)  Asurluları  yerleştirdim,  onların  başına  benim memurlarımı ve yöneticilerimi getirdim ve onlara tribut ve vergiyi yükümlü kıldım. Hate'li bir hain,  tahta  geçme  konusunda  hiçbir  iddiası  olmayan  karargâh  erkânından  Hamat'lı  îa'u-bi'di'nin kalbine  Hamat  kralı  olma  düşüncesini  soktu  ve  Arpad'da,  Simirra,  Damaskus  ve Samaria  şehirlerini  bana  karşı  ayaklandırmak  üzere  birleştirdi  (hepsinin  bir  ağızdan konuşmasını  sağladı)  ve  (onları)  savaş  için  hazırladı.  Ben  Assur'un  askerî  kuvvetlerini topladım  ve  önemli  şehri  Karkar'da  onu  askerleri  ile  birlikte  kuşattım  ve  ele  geçirdim. Karkar'ı yaktım. Onun derisini yüzdüm, İsyancıları bu şehirlerin ortasında öldürdüm, düzeni sağladım.  Hamat  halkı arasından  200 savaş  arabası  ve 600 süvari  ayırdım  ve  onları  karlı teçhizatıma kattım." (ARAB, II, No. 55)


Ayrıca Asur kralı  II. Sargon MÖ.713  yılında Tabal’ı,  Muškilerden kopararak Asur’un bir  eyaleti  haline  dönüştürerek  Anadolu’da  kendisine  karşı  oluşturulan  ittifağa  büyük  bir darbe daha vurmuştur. Daha sonra Ambaris’i tüm sülalesi ile birlikte Asur’a sürgün etmiştir (Delaporte,1936:  325;    Lemaire,  1991:  273.  Tabal  için  bkz:  Pullu,  2013).  Muškiler  ve Urartular  da  Asur  saldırılarından  paylarına  düşeni  almışlardır.  II.  Sargon  kendisine  karşı ittifak  girişiminde  bulunanlara  son  derece  sert  davranmıştır (Yıldırım,  1996:  128;  Akkuş, 2011: 262; Mellink, 2008: 622). Düşmanlarına karşı  ciddi  önlemler de alan  Asur kralı MÖ. 712-711 yıllarında Urartu ve Muški topraklarıyla olan sınırlarında, düşmanlarının ilerlemesine engel  olmak  amacıyla  savunma  amaçlı  şehirler  inşa  etti.  Beş  tane  şehir  Urartulara  karşı kurulurken, Usi, Usian ve Uargin Muškilere karşı inşa edilmişti (Kurt, 2010b: 80). Asur kralı Anadolu’daki düşmanlarını sadece askeri yollarla değil aynı zamanda diplomatik yollarla da alt  etmeyi  amaçlıyordu.  Tüm bu  yaşananlar  Anadolu’daki  devletlerin  Asur  karşısında duramayacak kadar güçsüz olduklarının da göstergesiydi (Lanfranchi, 2000: 18).



II. Sargon Kargamış üzerine yaptığı seferi anlattığı yazıtında şöyle söylemektedir:

Saltanatımın 5. Yılında Kargamış’lı  Pisȋri yüce tanrılara verdiği yemine karşı  günah işledi  ve  Muški  ülkesinden  Mita’ya  Asur’a  karşı  düşmanca  davranması  için  haberler gönderdi.  Ellerimi  efendim  Aššur’a  kaldırdım,  onu  ve  ailesini  zincire  vurarak  şehrinden çıkardım. Altın, gümüş ve sarayının zenginliklerini ve onunla birlik olan isyankâr Kargamış halkını malları ile  birlikte  aldım ve Asur’a getirdim.  Onların  arasından 50 arabacı, 200  at, 300  yaya askeri  seçtim  ve  krali  orduma  kattım.  Kargamış’a  Asur  halkını  yerleştirdim  ve onları efendim Aššur’un boyunduruğuna soktum(ARAB II, NO.8).



Aslında  MÖ.  718  yılında  Tabal’da  Sinuhtu’ya,  MÖ.  717  yılında  Kargamışlı  Pisiris üzerine sefer yapmasının asıl nedeni bölgede büyük bir tehdit olarak gördüğü ve bu krallarla ittifak  yapan  Muškili  Mita’ya  bir  darbe  vurmak  içindi.  Çünkü  Mita  M.Ö.  717  yılında Karkamış  kralı  Pisiris’in Asur’a  karşı  başlatmış  olduğu  isyanı  desteklemiş,  bölgedeki Asur karşıtı faaliyetleri ve III. Salmanassar’dan beri Asur’a bağlı olan Que şehirlerini ele geçirmişti (Zoroğlu, 1994:303;  Sever, 2008:  104; Desti, 2009: 119). Que, Asur’un Orta Anadolu’daki egemenliğinin devamını sağlamak için oldukça önemliydi. Tabal ülkesine düzenlenen seferler de bile üs olarak kullanılmaktaydı. Que’nin Kilikya Geçitlerini kontrol edebilecek konumda olması, zengin ormanlık alanları önemini daha da artırmaktaydı ( Kurt, 2008: 125)


Bu  dönemde  Anadolu’da  Muškiler  ve  Urartular  Sargon’un  en  büyük  iki  rakibiydi. Bölgede  önemli  bir  güce sahip  olan  bu  iki  devlet  Asur’un  Anadolulu kavimler  üzerindeki etkisini kırmak için sürekli olarak Asur aleyhine gizli anlaşmalar yapmaktaydılar (Bing, 1987: 63). Bunun üzerine Sargon  MÖ.  715 yılında bölgeye bir sefer  düzenlemiştir.  Nimrud’da ele geçirilmiş, MÖ. 710-709  yıllarına tarihlenen Asur  kralına yazılmış  mektupta (Ayrıntılı  bilgi için bkz: Saggs, 1958: 182-184; Posgate, 1973: 22-25)


Muški topraklarında Urartu ile Asur’a karşı  işbirliği  yapmak  için  gönderilen  Que’li  on  dört  elçinin  yakalandığından bahsedilmektedir. Muški  kralı Mita’nın  bölgedeki Asur  karşıtı  tavırları  ve  Asur’a  tabi  olan bazı  Que  şehirlerini  ele  geçirmesi  nedeniyle  iki  taraf  Pozantı  yakınlarında  karşılaşmıştır.  Krallığının yedinci yılında Que’de yeniden hâkimiyeti tesis eden Asur kralı, Ušnani, Qumasi ve Harrua şehirlerini ele geçirmişti. Asur bu zaferiyle bölgedeki orman ve maden kaynaklarını ele  geçirerek  önemli  bir  ekonomik  kazanç  elde  etti.  Ayrıca  Muškilerin  Akdeniz  ile  olan bağlantılarını da kesmişti ( Kurt, 2008: 126, 127;  Hawkins, 2000: 42; Kurt, 2009a: 331). Asur tarafından bozguna uğratılan Muškiler, Akdeniz’e ulaşmak için Asur etkisinin olmadığı Gülek Boğazı,  Göksu  Vadisi’nin  doğusu  ve  Laranda  (Karaman)  yoluyla  yani  Bozkır-Hadim-Ermenek  rotasını  deneyerek  Akdeniz’e  ulaşmaya  çalışmıştı. Bu  nedenle  de  bölgede  Asur aleyhine ittifaklar kurmuş ve isyanları desteklemiştir (Kurt, 2009a: 330;  Bahar, 1999: 14 vd.; Desideri  ve  Jasink,1990:125;    Kurt,  2010b:  74,  75;  Bing,  1987:  63;   Memiş,  2012b:  242;  Zoroğlu, 1994: 302, 303). Sargon’un, Tabal ve onun kuzeydoğusundaki Kammanu krallığını Asur’a bağlaması üzerine Muški kralı Mita, dış politikasını Asur lehine değiştirmek zorunda kaldı. Hatta bu dönemde Que’nin sürgün edilmiş eski kralı Urikki’nin Asur’a karşı Urartu ile ittifak yapmak için  gönderdiği  elçilerin yolu  Mita’nın  topraklarında kesilir  ve Asur’a teslim edilir (Macqueen, 2013: 173).


II.Sargon’un hükümdarlığının  13. yılında  (M.Ö. 709)  Que  üzerinden Muški’ye  sefer düzenlemesinden  sonra,  Muški’li  Mita,  Sargon  ile  ittifak  kurmak  için  bir  elçilik  heyeti gönderdi.  Nimrud  mektupları  Muški  kralı  Mita  ile  Asurlular  arasında  dostluğun  olduğunu belgelemektedir.  Mita, M.Ö.  707’den  itibaren  Sargon’a  vergi  veren  hükümdarlar  arasında sayılır.  Böyle  bir  politika değişikliğinin  temelinde, Kimmer  tehdidine  karşı  korunmak  için Asur yardımını  sağlama  düşüncesi  yatmalıdır  (Kurt, 2007: 168;   Sevin,  2003: 241;  Memiş, 1999: 71, 72). II.  Sargon,  anallarında Muškilerle  ciddi  sıkıntılar  yaşadığını  belirtmiştir.  Bu sıkıntıları, askeri seferler ve diplomatik yollarla çözüme kavuşturan Sargon M.Ö. 705 yılında Kafkaslar  üzerinden  Anadolu’ya  gelen Kimmerlerle,  Tabal’da  yaptığı  savaş  sırasında ölmüştür.  Bunun  üzerine  Asur’un  desteğini  yitiren  Mita,  Kimmerlerle  karşı  karşıya  kaldı (Uçankuş, 2002: 17; Sevin, 2003: 242; Lemaire,1991:274). 


II.Sargon’un  hükümdarlığının  sonunda  Anadolu’da  isyanlar  çıkmış  ve  Asur’un Anadolu’daki  hâkimiyeti sarsılmıştır. Daha  sonra  tahta  çıkan  Sanherip  döneminde  Asur’un dış politikasında bir kez daha değişiklik yapılmıştır. Sanherip daha önceki Asur kralları gibi her  yıl  düzenli  olarak  Anadolu’ya  sefer  düzenleme  faaliyetine  son  vermiştir.  Bu  politika değişikliği  Asur’un  Anadolu’daki  egemenliğini  zayıflatmıştır.  Böylece  Que  ve  Hilakku muhtemelen Muški ve  Urartulara  güvenerek Asur’a  karşı isyan  etti.  Sanherip  MÖ.  703-702 yıllarında bölgeye bir sefer düzenleyerek isyanları bastırdı (Lemaire,1991:274. Sanherip’e ait “Rakipsiz Saray” isimli  yazıtta Amanos  Dağlarından  getirilen keresteden  bahsedilmektedir. Yazıttan  anlaşıldığı  kadarıyla  Amanosların  orman  zenginlikleri  bu  dönemde  de  Asur  için önemini korumaktadır. Kurt, 2008: 127). Ancak Anadolu’da İskit ve Kimmerlerin saldırıları sonucunda  Urartu  Devleti  zayıf  düşerken,  Muškilerin  hâkimiyeti  de son  bulmuştu.  Bozkır kavimlerinin istilası Asur’un, Anadolu’daki ilerleyişini de önemli ölçüde yavaşlattı.



SONUÇ

Egeli Kavimler Göçünden sonra başta Asur Devleti olmak üzere Muškiler, Urartular ve Geç Hitit Beylikleri, Hitit Devleti’nin yıkılması ile birlikte Anadolu’da meydana gelen siyasi boşluğu  doldurma  arzusu  taşımışlardır.  Geç  Hitit  Beylikleri,  zaman  zaman  değişen  siyasi güçlerine  göre Muški,  Urartu  ve  Asur’un  hâkimiyetini  kabul  etmek  zorunda  kalmışlardır. Ayrıca Anadolu’nun orman zenginlikleri, maden kaynakları ve iyi cins atları ve Bulgarmaden gümüşü dönemin uluslararası ticaretinde oldukça önemliydi. Tüm bunlar Asur için II. Sargon döneminden  itibaren  Anadolu  politikasının  öncelikli  hedefini  oluşturuyordu.  Bölgenin zenginliklerine  hükmetme  isteği  Muškiler,  Urartular  ve  İonyalılar  ile  Asur’u  karşı  karşıya getirdi. Anadolu’da büyük bir güç olarak ortaya çıkan ve hırsı ile dikkati çeken Mita’nın inişli çıkışlı bir politika izlediği görülür. Bu dönemde oluşturulan birçok koalisyonun arka planında da  Muşki’li Mita vardır.

Asur’un Anadolu’ya hâkim olma sürecinde en büyük rakibi olan Muškiler, pek çok kez bölgedeki kavim ve devletlerle Asur’a karşı ittifaklar kurarak, Asurluların Anadolu’da bir güç olmasını  önlemeye  çalışmıştır.  Anadolu’ya  hükmetme  arzusunda  olan  Muškiler’in  bu politikasına  karşı,  Asur ise düşmanlarına  gözdağı  vermek  için geçtiği  yerleri  yakıp  yıkarak ilerliyor,  uygulamalarıyla  komşu  ülkelerde  de  korku  yaratıyordu.  Dönemin  çivi  yazılı kaynaklarında  düşman  birliklerinin  koyun  gibi  boğazlandığı  yazılarak  ileride  yapılacak seferler için de düşmana gözdağı veriliyordu. Kendine karşı ittifak yapanlara da oldukça sert davranıyordu. Asurluların bir başka politikası ise boyunduruk altına almış oldukları bölgelerin halklarını  sistematik  bir  şekilde  başka  yerlere  nakletmeleridir.  Böylece  bir  yandan  bölge Asurlaştırılmaya  çalışılmış,  diğer  yandan  Asurlu  kralların  emrinde  çalışacak  işçiler kazanılmıştır.  İnsanların  yurtlarından  uzaklaştırılmaları  aynı  zamanda  bir ceza  yöntemi  idi. Asurlu  krallar  bu  yöntemle  kendilerine  karşı  isyan  edenlerin  sonlarına  katlanmaları gerektiğini  ve  cezalandırılacaklarını  hatırlatan  bir  uygulama  idi.  Tüm  bu  uygulamalara rağmen, Asur, Anadolu’da büyük bir güç haline gelmiş ancak tamamına hâkim olamamıştır. Çünkü  bu  dönemde  Kafkaslar  üzerinden  Anadolu’ya  gelen  İskit  ve  Kimmerler  Asur  için büyük  tehdit  unsuru  olmuşlardır.  Hatta  Muškilerin  bu  kavimlere  karşı  Asur’a  yaklaşması tehlikenin ne denli güçlü olduğunun da göstergesidir.


Dr.Suzan Akkuş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
AKADEMİK BAKIŞ DERGİSİ Sayı: 51, Eylül – Ekim 2015
Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi,
Türk Dünyası  Kırgız – Türk Sosyal Bilimler Enstitüsü, Celalabat – KIRGIZİSTAN 




Fırtına tanrısı TARHUNZAS (MÖ 8.yy), Karatepe (Azatiwadaya)
Heykelin üzerindeki Fenike alfabesi ile yazılmış yazıtta Muşkiler ile mücadeleleri ve Tarhunzas'ın yardımıyla Azatiwadas'ın hizmetine girdikleri  anlatılır.
TARHUN - TARHAN - TARKAN / Türkçe




NOT: 
Tüm akademisyenlerin dikkatinden kaçan tarihi yanlış; MÖ 12.yy’da geldi dedikleri Frigler henüz devlet aşamasında olmadığından ve de MÖ 8.yy’a kadar da adı sanı duyulmadığından, MÖ.8’yy’da Homer tarafından yazıldı denilen, ama asıl MÖ 6.yy’da sansürlenip ve de düzenlenip Attika dilinde yazıldığından, Frigya’nın o dönem için, yani MÖ 6.yy’da coğrafi olarak kullanılan bir terim olmasından dolayı, MÖ 12.yy ila MÖ 8.yy arası için kullanılamıyacağının olması durumu söz konusudur. İlyada ya da Odyssey’de Frigya yazıyor olabilir, ama bu iki eserde MÖ 6.yy’da yazıya geçirilmiş, ve ondan sonra da bir çok kez diğer antik dönem yazarları tarafından elden geçirilmiştir. Frigya diye bir devlet veya bir millet MÖ 12.yy ila MÖ 8.yy’da tarih sahnesine çıkacak kadar güçlü değildir, yani henüz devlet olarak varlığı yoktur. Hatta Friglerin kralı Midas dedikleri kişi Muşkili Mita ise, babası Gordios da bir Muşkilidir ve Friglerle hiçbir bağları yoktur. Ayrıca bu iki kral dışında hiçbir antik kaynaktan başka “Frig” kral çıkaramazlar, yoktur çünkü. Lakin kral çıkaramamış, yani  hükümdarları olmasa dahi “Frigya” bir “coğrafi” terim olarak, milattan sonra bile kullanıla gelmiştir. Belki de kasten "Frigyalılaştırılmaktadır" !


Muşkiler İskit Boyudur, bu durumda Türk'tür. H.Sayce'ın "Muşki-Hitit yazıtı (The Moscho-Hittite İnscription)" adlı makalesinde geçen OUA kelimesi için "Frigce" derler ama o aslında Türkçe'dir ve OVA kelimesinin kendisidir. Frigya coğrafyasında birçok Kimmer kurganları da bulunmuştur. Bir "Frig" dedikleri kurgandan ayrıca ATA yazıtlı toprak kaplar çıkmıştır, Türkçe'deki anlamıyla aynıdır. Ayrıca, Kaşka dedikleri bir başka İskit-Türk boyunun buluntuları da Friglerinkinden ayırt edilmemektedir... Kim ne derse desin, gerçekler bir gün açığa çıkacaktır.

SB.