Hitit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hitit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2025 Pazar

Yabancı Hastalığı


 "Yabancı Hastalığı";

Yunan'dan daha fazla "Yunan", Avrupalı'dan daha fazla "Avrupalı

_______________________________________________


Prof.Dr. Ahmet Ünal bir tespitte bulunuyor....


Ankara Üniversitesi'nde Güterbock'tan sonra Hititoloji'yi sürdüren hocam Hititolog Sedat Alp. Soldan sağa klasik arkeolog Ekrem Akurgal, Roma hukuku tarihçisi Kudret Ayiter ve Germenist Yaşar Önen'le birlikte Almanların boyunlarına taktıkları haçlı liyakat madalyalarını kutlarken. Ne kadar da mesut ve memnun görünüyorlar! Bu hocalar her nedense sanki marifetmiş gibi bu ucuz bronz nesnelerle aşırı derecede öğünürler, evlerine misafir ettikleri herkese gösterirler, öz geçmişlerine bile sokarlardı.

Öğündükleri konular ve hizmeteri neydi bilemiyorum ama madalyaların niçin verildiğini çok iyi biliyorum. Erol Manisalı'nın "içimizdeki Danimarkalılar" dediği insanlar bunlardı ve Atatürk Cumhuriyeti'nin sefasını olabildiğince sürdürdüler ve bizden sonra 'Nuh Tufanı'dır ilkesine göre davrandılar. Âdeta Türkiye bizden sorulur zihniyetiyle davrandılar, dostları yabancılara kazı ruhsatı verilmesine hep ön ayak oldular. Bu olayların Oryantalizm'in yöntemlerinden birisi olduğunu başka yerlerde fazlasıyla göreceğiz. Bu bir suçlama değil, tespittir; dileyeni tartışmaya çağırıyorum!

Prof.Dr. Ahmet Ünal / Hitit Dilbilgisi




15 Temmuz 2024 Pazartesi

Hitit İmparatorluğunda Dil

 


Hitit İmparatorluğunda Dil

Konuşulup yazılan dillerin sayısı ve çeşitliliği söz konusu olduğunda, Boğazkale-Hattuşa Tevrat'taki ünlü Babil kulesinden de kötüdür, keza bu metropolde en azından 8 adet dil yazılmış ve konuşulmuştur. Bunlar arasında Hititçe, çivi yazısı Luvicesi, resim yazısı Luvicesi, Palaca, Hattice, Hurrice, Sümerce ve Akadca en başta gelmekteydi. Belki bir de eski Mısır resim yazısı ile Girit ve kısmen Kıta Yunanistan'ında kullanılan Linear A ve Linear B yazıları da kullanılmakta, daha doğrusu tanınmakta idi

Yazıya geçirilmeyen eski Anadolu dillerinin ise neler olduğunu tespit etmek, olanak dışıdır; bunlar arasında en azından Kaşkaca, Arzawaca, Iştanuwaca, Hayaşaca ve Hurrice-Luvice karışımı bir dil olan Kizzuwatnaca'yı saymak gerekir.

Yukarda saydığımız yazıya geçmiş dillerden bazılarının neler olduğunu açıklama ve bunlar arasında en başta Hititçeyi ele almak gerekir. Hititçe, Hind-Avrupa dil ailesine mensup bir dildir. Ancak, yazıyla birlikte en başta Sümerce, Akadca ve Hurriceden ve en belirgin şekliyle Hattice olmak üzere birlikte yaşadığı yerli Anadolu dillerinden alınan çok fazla yabancı kelime yüzünden dil tamamen yabancılaşmıştır ve Hint-Avrupa kökenli sözcük dağarcığının sayısı çok azalmıştır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Hititçenin durumu, tıpkı Arapça ve Farsça kelimeler ile karmaşık terkiplerden oluşan Osmanlıca gibidir. Bundan dolayı nasıl ki iyi Arapça ve Türkçe bilen bir insan sathi de olsa Osmanlıcayı anlayabilirse, iyi Sümerce, Akadca ve Hind-Avrupa dillerden Grekçe ve Latince bilen bir insan, bir Hitit metninin içeriğini az çok anlayabilir. Zaten Hititçeyi çözmekle üne kavuşan B. Hrozny'nin yaptığı da bundan ibaretti. Kendisinden önceki araştırmacılar bunu başarmışlardı; örneğin Knudtson isimli bir bilgin, daha Boğazkale tabletleri bulunmadan önce Mısır'daki el Amarna' da bulunan iki adet Hititçe mektubu ana hatlarıyla tercüme edebilmişti.

Belirtmek gerekir ki, Osmanlıca tüm yabancılaşmalara rağmen nasıl özünde Türkçe kalabilmişse, aynı şekilde Hitit dilinin yapısı, yani grameri Hind-Avrupai kalmıştır. Diğer kültür dilleriyle kıyaslandığında, yüksek bir edebi seviyeye ulaştığı söylenemez. Askeri faaliyetlerin, dini ayinlerin anlatılmasında, birçok süslemeden, edebi ifadeden yoksun basit edebiyat türlerinin yazılmasında kullanılmış olmakla birlikte, hiçbir zaman Sümerce, Akadca ve Hurrice gibi yüksek bir edebiyat dili olamamış, hele Akadca gibi bir diplomasi dili hiç olamamıştır.

Dille ilgili yazılı belgeler, yani çivi yazılı tabletler en başta başkent Hattuşa olmak üzere, az miktarda Anadolu'nun diğer kentlerinde, Kuzey Suriye ve Mısır' da bulunmuş olup, en başta Ankara, İstanbul ve son zamanlarda Çorum olmak üzere yurtdışına kaçırılmış olanlar bugün dünyanın sayılı müzelerinde korunmaktadır. Tabletlerin toplam sayısı 30.000'i geçmekteyse de birçoğu kırık döküktür veya aynı tabletin kırılmış, kopmuş parçalarıdır, bunlar bir gün birbiriyle yapıştırıldığında (join) bu sayı tabiatıyla azalacaktır.


Prof.Dr. Ahmet Ünal / Hititler Devrinde Anadolu I 



Hint-Avrupalı Kavimlerin Anayurdu Tartışması - Hiç Bitmeyen Bir Senfoni

Prof.Dr.Ahmet Ünal

Hint-Avrupalı kavimler anavatanlarını terk etmeden önce yüksek bir kültür seviyesine ULAŞMAMIŞ olduklarından, anavatanları denilen ve nerede olduğu bir türlü anlaşılmayan topraklar üzerinde, mimari, seramik, sanat eserleri, mezar buluntuları ve yazılı kaynaklar vb. gibi elle tutulur maddi kalıntılar bırakmamışlardır. İşte bundan dolayı anavatanlarının lokalizasyonu bir türlü yapılamamaktadır. Tarihte her az bilinen konu gibi bu nokta da en başta milliyetçilik ve ırkçılık açısından spekülasyon ve suistimallere neden olmuştur ve hâlâ da olmaktadır.

19.yüzyılın sonlarından itibaren Avrupalı bilim adamları arasında Hint-Avrupalı kavimlerin anavatanı neresiydi konusu tartılmaya açıldığından beri, her nedense hep Orta Avrupa üzerinde durulmuş, Batı ve Güney Avrupa bakış açısının dışında bırakılmıştır. Avrupa'da, ataları Hint-Avrupalıların anavatanlarına sahip olabilmek pahasına alabildiğine bir yarış başlamıştı. (...) Koyu bir Alman milliyetçisi olan Kossinna Gustav ... onun 1902 yılında yayımladığı ^Die Indogermanische Frage archaologisch beantwortet^ başlıklı makalesi, hiç kuşkusuz uzun bir araştırmanın ürünüdür, ama ortaya koyduğu sonuç, tamamen ideolojiktir ve bilim açısından hiçbir değeri yoktur. Çünkü Kossinna, o zamana kadar anavatan tartışmalarında hiç dikkate alınmayan Kuzey Almanya ve Hollanda ovalarının Hint-Avrupalıların anavatanı olduğunu savunacak kadar kuzeye ve ileriye gitmiştir. Tekrar vurgulayalım, burada arkeolojik verilerden çok onun şovenizmi ve kullandığı bilim dışı linguistik kriterlerden hareket ediliyordu. Hiçbir gerekçe göstermeden ^bundseramik^ adı verilen kaba seramik türünün bu ovalarda çiftçilikle uğraşan Neolitik Devir Hint-Avrupalıların ürünü olduğunu söylemiştir.

Anavatanı Anadolu olarak kabul eden veya Hititler Anadolu'ya çok erken tarihlerde getirmek isteyen görüş sahiplerine göre, şimdiye kadar yerli Anadolu halkı Hattilere atfedilen Alacahöyük kral mezarlarında bulunan sanat değeri yüksek, derin ve köklü bir öbür dünya görüşünü yansıtan altın, gümüş, demir, tunç eserler, işte bu "öncü" Hitit prenseslerinin eseridir. Hiç de sağlam temellere oturmayan bu ÜTOPİK tezin amacı, çok değerli ve eşsiz Alacahöyük kral mezarları eserleri ile KURGAN ve MAİKOP kültürlerinin benzer değerdeki buluntularını, Hint-Avrupalı kavimlere mal etmektir ve ne yazık ki, GİZLİ ve SİNSİ bir İDEOLOJİNİN ürünüdür!

Defalarca vurguladığımız gibi ileri sürülen tezler ve yapılan kıyaslamalar inandırıcı olmaktan çok uzaktır. Örnek olarak kısa bir süre önce Irene Gambaşidze'nin bir konferansında, Güney Gürcistan'ın Meşeti Bölgesi'ndeki Borzomi Vadisi'nde bulunan ve MÖ 18-16. yüzyıllara tarihlendirilen sahte kubbeli mezar anıtlarını, Hitit kralı Şuppiluliuma'ya ait yine kubbeli olan ve su veya yeraltı kültüyle ilgili olduğu sanılan Boğazköy Güneykale'deki yapılarla mukayese etmesi gösterilebilir. Bu kıyaslama yapılırken aradaki 300-400 senelik zaman farkı göz ardı ediliyordu.

Önemle vurgulamak isterim ki, duyarlı ve konuyu bilen araştırmacılar, Kafkasya ve Doğu Anadolu'da en geç MÖ IV.binyıldan beri oralarda Hint-Avrupalıların değil, bugün olduğu gibi Kafkas kavimlerinin oturduklarını, bu kavimlerin arasında en azından Hurriler ve belki de Hattiler'in olduklarını kabul etmektedirler. Unutmamak lazımdır ki, linguistik kriterler ve maddi kültür verileri de bu tezi bütünüyle desteklemektedir.

Böyle Pan-Indogermanist ideolojik görüşlere bilerek veya bilmeyerek bazı Türk araştırmacıların da katıldıklarını üzülerek gözlemlediğimizi zaten söylemiştik; şimdi kısaca bunlara değinelim. Bu insanların arasında bulunan bir araştırmacı popüler bir "boyalı" dergide yayımlanan yazısında kazmakta olduğu Bafra Ovası'ndaki İkiztepe'nin arkeolojideki rolünü büyütebilmek ve orada bulunan Alacahöyük eserleri kadar olmasa bile yine de çok değerli Eski Tunç çağı madeni silah ve takıları, Hint-Avrupalılara peşkeş çekebilmek için "Hint-Avrupalıların İkiztepe'deki Ataları" başlığı altında şöyle yazmaktadır: ... 

Bu araştırmacı, hocası Renfrew'ya destek veren, Anadolu'nun yerli halkını Proto-Hint-Avrupalıların oluşturduğu, Hattilerin ise sonradan Anadolu'ya geldikleri görüşünü başka yerlerde de defalarca tekrar edip durmuştur. Ama biz bu görüşü asla ciddiye alamadığımızdan dolayı, burada kesinlikle daha fazla üzerinde durmak istemiyoruz; ama yeri geldiğinde başka bir yerde ayrıntılarıyla bu tezleri de tıpkı yıllarca bilim dünyasını boş yere uğraştıran Zalpa = İkiztepe tezini sildiğimiz gibi temizleyeceğiz.

Bir başka Türk mitoloji uzmanı araştırmacı da genel modaya uyarak Maikop kültürünü ve Alacahöyük kral mezarlarını Hint-Avrupalılara, daha doğrusu Hititlere mal etmek istemektedir. Bu yazara göre Alacahöyük standartları ve güneş kursları Maikop buluntularına benziyormuş. Maikop kültürü ise zaten Hint-Avrupa asıllı olduğundan, onlar da aynı kökendenmiş...!

Prof.Dr. Ahmet Ünal, "Hititler Devrinde Anadolu"


*

NOT:

Ahmet Ünal kitabında ismini vermese de biz kim olduğunu bilelim !

Çünkü her sakallı "dede" değildir. Bir unvana sahip olması "ona saygı gösterilmeli" anlamına da gelmez! İkiztepe Höyüğü'nü kazan kişi Önder Bilgi'dir... ve "Hattilerin göçmen, Hititlerin ise Yerli" olduğunu iddia etmiştir. Oysa Ahmet Ünal'ın da dediği gibi Anadolu'yu Hint-Avrupacıcılara "peşkeş" çekmektedir!...(Önder Bilgi, link) Ayrıca Aktüel-Arkeoloji dergisinin 64.sayısında da Önder Bilgi'nin "Hint-Avrupalıları Anadolu'nun yerlisi" olarak gösteren bir makalesi yayınlanmıştır!

İkiztepe ile Kırım Kimmerlerini kıyaslayalım
Tengri Tamgalı Kimmer Türk Taşbabası





Bazılarının bize Pan-Turancı, Pan-Türkçü diyerek aşağıladığını sananlar, asıl karşı tarafın, yani Pan-İranist ve Pan-Hint-Avrupacıcıların neler yaptığını, neler yaptırdığını görsün!.. Kavgamız işte bu kendilerine "biliminsanı" diyenlere, Hint-Avrupacı-Renfrewcu sahtekarlara karşıdır. Bunu Prof. Dr. Semih Güneri de söyler ve "Türk-Altay Kuramı" kitabını Hint-Avrupacıcılara karşıt yazmıştır. Ayrıca, Çatalhöyük kazı başkanlığı oldu bitti ile Sayın Çiler Çilingiroğlu'ndan alınarak A.Türkcan'a verilmiştir ki Türkcan'ın da "Hint-Avrupacı-Renfrewcu"  (YT-dk 1.17.38) olduğunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız !..


SB

Anadolu Hint-Avrupalıların anavatanı değildir !

Hattiler Yerli , Hititler işgalcidir.

26 Eylül 2023 Salı

Kimlik Hırsızlığı

 

Hartapu Stelleri (MÖ 8.yy)

* Türkmen-Karahöyük'te (Çumra/Konya) 2019'da bulundu.

Üç satırlık "Luvice" olarak sınıflandırdıkları yazıtta:

Büyük Kral Hartapu'nun Muşka Ülkesine karşı kazandığı zafer anlatılıyor.

"Burada adı geçen Muska, muhtemelen o dönemde Batı-Orta Anadolu'da var olduğu bilinen ve Asur kaynaklarında Muški olarak anılan Frig devletine bir göndermedir" (link) yorumu dikkatleri sözde "Friglere" çekiyor, buna kimlik hırsızlığı denir! Çünkü onlar Trakyalı Frig/Brigler değil, Saka-Türk boyu olan Muški/Muşkiler'dir. Bazı kaynaklarda adları Moschi olarak da geçer ve bugünkü Meşer Tatar Türkleri onların adlarını günümüze kadar taşımıştır.


* Kızıldağ (Karaman)

"Merdiven basamağı" olarak adlandırılan steldeki iki satırlık yazıtta:

 "Güneş, Büyük Kral, Hartapu, Kahraman, Fırtına Tanrısının sevgilisi, Mursili'nin oğlu, Büyük Kral, Kahraman: Her ülkeyi fetheden (ve) Muska ülkesini fetheden göksel Fırtına Tanrısı'nın (ve) her tanrının iyiliği sayesinde. Bütün bölgeleri ... Büyük Kral, (unvanlar), aldı. göksel Fırtına Tanrısı'nın (lütfuyla)."

Burada da aynı yorum yapılmış; 

"Burada bahsedilen Muska, muhtemelen o dönemde Asur kaynaklarında Muški olarak geçen Batı Anadolu'daki Frig devletine bir göndermedir" (link) ... Kimlik hırsızlığı!


Diğer iki Hartapu stellerinde Muşki geçmese de (okunamıyor) coğrafi olarak Muşkilerin ülkesidir.

* Burunkaya (Gücünkaya/Aksaray), 1971'de bulundu.

Tek satırlık yazıtta: "[Bu yerde] Fırtına Tanrısı'nın Büyük Kralı Hartapu, Mursili'nin [oğlu], Büyük Kral, O[ro ... ] yaptı / vuracağım." (link)

Burada ise Saka Türk boylarından Taballar'dan bahsediliyor.

Taballar bazılarının iddia ettiği gibi "luvice" konuşmuyor. Çünkü Taballar HA olmayan Baskların atasıdır ve onların dili HA değildir. Yine kimlik hırsızlığı yapılıyor!

ve

* Karadağ (Karaman)(link) yazıtlar MÖ 8.yy'a tarihlendiriliyor.


* Chicago Üni'den Osborne, Türkmen-Karahöyük'te bulunan yeni yazıtın, Hartapu Orta Batı Anadolu'daki zengin Frigya krallığını fethettiğini ve bir Neo-Hitit lideri olarak tanıttığını, tek bir yılda, 13 kraldan oluşan bir koalisyonu mağlup ettiğini anlatıyor, diyor. Buradaki 13 kral MUŞKİ kralıdır ve Muşkiler Frig olmadığı gibi ülkelerine de Frigya denilmiyordur. Hititler kayıt tutmakta "hassas ve titiz" iken niye Frig Ülkesi demiyor da Muşki Ülkesi diyor? Kimse sorgulamıyor mu? Çünkü burada baz aldıkları "Frig" HA olarak sınıflandırılan topluluktur, oysa Muşkiler Türk'tür. 

"Hartapu Muşka ülkesini fethetmiştir, Yakuboviç'in önerdiği gibi REL 'gerçekten' şeklinde kullanılmıştır, bu da Muşka'nın Kızıldağlı Hartapu'nun hükümdarlığı sırasında oldukça önemli olması gerektiği anlamına gelir. Ancak Gordion'da ancak dokuzuncu yüzyılın başlarında yükselen bir siyasi ve ekonomik güce dair arkeolojik kanıtlar varken, 12. ya da 11. yüzyılda Konya ovasına sınırı olan güçlü bir Phyrg yönetimini kabul edebilir miyiz?"(Rockefeller'in özel Chicago Üniversitesi'nde çalışan ve "Frig saplantılı" Osborne makalesi için link:)

Bunu soran Osborne' sormalı; Bu Frig saplantınız nedir? HA olmayan Muşkileri Tabalları neden Frigleştiriyorsunuz?

Ayrıca daha önce "Hititçe-Muşkice" olarak adlandırılan yazıtlar niye sonradan "Hititçe-Luvice"ye dönüştürülüyor, onu da sorgulamalıyız.

SB



________

DİPNOT: Bu araştırmaları kim/kimler yapıyor, hangi üniversiteler üzerinde çalışıyor, en önemlisi de kimler fonluyor? 

Para > Düdük

Körler Sağırlar Birbirlerini Ağırlar.

* Konya Bölgesi Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi (KRASP), Christoph Bachhuber (Oxford Üniversitesi) ve Michele Massa’nın (Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü) eş başkanlığında Fatma Şahin (Çukurova Üniversitesi) ve James Osborne (Chicago Üniversitesi) ile yakın iş birliği içinde yürütülen disiplinler arası bir araştırma projesidir. Projeye destek veren kurum: BIAA (British Institute at Ankara), Unıversity of Oxford-Gerald Averay Wainwright Fund, Luwian Studies-Luwian Studies Foundation (link)

* BIAA (Ankara İngiliz (Arkeoloji) Enstitüsü) : Hocası Oxford proflarından Francis Haverfield olan Oxfordlu John Garstang tarafından 1948'de casus Carl Blegen ile HA'cı Colin Renfrew'u etkileyen Gordon Childe tarafından Cambridge (propaganda/casus) Üni'sinden doktorasını alan casus Winifred Lamb ile birlikte kurar. Arkasından da Seton Lloyd başkanlığa gelir. Seton Lloyd "Türkiye'nin Tarihi" adlı eserinde Muşkiler ile Hattiler için 'Luvice konuşurlar' demektedir. Oysa ne Muşki ne de Hatti Hint-Avrupa dili sınıfından değildir, eklemeli dil sınıfına girerler ve hatta arkaik Türkçe konuşurlar!

* Oxford Üniversitesi bir propaganda/casus "eğitim" yuvasıdır.

* Gerald Averay Wainwright (Mısırbilimci, 1879-1964) Fund (Vakfı): Oxford bünyesinde çalışır ve araştırmaları fonlar.

Luwian Studies /Vakfı'nın destekcileri ve kurucuları kim?

* Dr. Eberhard Zangger (başkan, jeolog, Stanford/Cambridge Üni). 1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi vardır! Propaganda  Üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştır. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ı görürüz. Örneğin, Pylos (PRAP)(Mora Yarımadası Messenia'nın batısında, Akhaların danışmanı yaşlı Nestor'un yurdu olarak da geçer] ve Berbati (Girit)'de başkan yardımcılığı yapmıştır.

Bakalım ne neymiş:

- Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla ilişkisi;  [Rockefeller Foundation-Stanford University (https://www.rockefellerfoundation.org/our-work/grants/stanford-university/); Rockefeller University president Tessier-Lavigne chosen to lead Stanford University, February 2, 2016 (https://www.rockefeller.edu/news/10756-rockefeller-university-president-tessier-lavigne-chosen-to-lead-stanford-university/) ;The Rockefeller Foundation partners with Stanford University to launch Atlas AI, a new startup to generate actionable intelligence on global development challenges, Tech Startups, February 7,2019 (https://techstartups.com/2019/02/07/rockefeller-foundation-partners-stanford-university-launch-atlas-ai-new-startup-generate-actionable-intelligence-global-development-challenges/)]


- Cambridge Üniversitesi İngiltere'nin 'propaganda üniversitesi olmakla birlikte İngiltere sömürge valilerini ve casuslarını Oxford ve Cambridge'ten seçmesi; [Cambridge ve Harvard Üniversiteleri'nin 'Propaganda Üniversiteleri' olması, bknz. Cengiz Özakıncı, Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi, Türksüz Dünya Düşleri I, Otopsi Yayınları, Birinci Basım, Ekim 2008, İstanbul; Çev: Sabriye Aşır, Psikolojik savaşın belgeleri sızdı, OdaTV, 31 Mart 2019 (https://odatv.com/psikolojik-savasin-belgeleri-sizdi-31031914.html) - orjinal kaynak: UK military turns to universities to research psychological warfare”, The Guardian 13 Mart 2019, by Damien Gayle (https://www.theguardian.com/uk-news/2019/mar/13/uk-military-mod-universities-research-psychological-warfare-documents); Richard Norton-Taylor, MI5 and MI6 cover-up of Cambridge spy ring laid bare in archive papers, The Guardian, 23 Oct 2015 (https://www.theguardian.com/uk-news/2015/oct/23/mi5-mi6-coverup-cambridge-spy-ring-archive-papers) giriş tarihi: temmuz 2019 ; Nick Hopkins, What you really need to join MI6: emotional intelligence and a high IQ, The Guardian, 2 Mar 2017 (https://www.theguardian.com/uk-news/2017/mar/02/mi6-tells-minorities-we-need-you-why-are-you-not-thinking-about-us), giriş tarihi: temmuz 2019] 

- Pylos'un (PRAP) [(http://classics.uc.edu/prap/)] sponsorları:

 'National Endowment for the Humanities (Ulusal Beşeri Bilimler Fonu):

Federal hükümet tarafından 1965 yılında kuruldu. Kurucuları arasında Phi Beta Kappa üyeleri bulunmaktadır. Mason olan bu 'Gizli örgüt, Phi-Beta-Kappa Derneği' William ve Mary Koleji'nde 1776'da kurulmuştu. Kolejin Britanya'yla savaşı sırasında geçici olarak kapatılmasından sonra Yale, Harvard ve Dartmouth Kolejlerinde şubeleri açıldı. [William Thomson Hastings, Phi Beta Kappa as a Secret Society: With Its Relations to Freemasonry and Antimasonry : with Supplementary Documents, United Chapters of Phi Beta Kappa, 1965]. New York Valiliği ve Başkan Yardımcılığı da yapmış olan ve 1979 ölen Nelson A.Rockefeller Darmouth Koleji'nde okumuştu. Ailesi daha sonra 'Rockefeller Center' Vakfı'nı kurdu. 2017'de ölen ünlü David Rockefeller'in de kardeşiydi. J.David Rockefeller ayrıca Mezopotamya'da Sumer kazıları, Girit'te Knossos Sarayı gibi birçok kazı ve restorasyonlara da sponsor olmuştur. Yani kimbilir hangi bilgi ve belge sümen altı edilmiştir! [By Dudley Clendinen, Darmouth Remembers Nelson Rockefeller ('30), Sept 25,1983, The New York Times Archives 1983, (https://www.nytimes.com/1983/09/25/us/dartmouth-remembers-nelson-rockefeller-30.html),  National Endowment for the Humanities (https://www.neh.gov/) - Rockefeller ilişkisi, Internship Opportunity: National Endowment for the Humanities (NEH)

Submitted by Rockefeller Center, 2019-06-26, (https://rockefeller.dartmouth.edu/news-events/internship-opportunity-national-endowment-humanities-neh)]]. 

-  'National Geographic Society: 

Aynı zamanda dergisiyle de ünlü olan National Geographic, Sözde Ermeni soykırımın hararetli savunucularındandır. Konuyla ilgili en eski baskılarından "Ekim 1915, Vol. XXVIII, Number Four, 'Armenia and the Armenians by Hester Donaldson Jenkins"; "Temmuz 1918, Vol. XXXIV, Number One, 'Under the Heel of the Turk'"; "Ağustos 1919, Vol. XXXVI, Number Two, 'Between Massacres in Van by Maynard Owen Williams'" adlarıyla dergisine taşımıştır.[The National Geographic Magazine, Published by the National Geographic Society, Hubbard Memorial Hall, Washington D.C. (https://www.scribd.com/document/2241951/Armenian-genocide-National-Geographic-october-1915), (https://www.scribd.com/document/10060328/National-Geographic-July-1918), (https://www.scribd.com/document/2253278/Armenian-Genocide-National-Geographic-August-1919)],  [ A Century Later, Slaughter Still Haunts Turkey and Armenia, 1 April 2016(https://www.nationalgeographic.com/magazine/2016/04/armenia-massacre-turkey-kurds-history/), What We Talk About When We Talk About Genocide, 23 January 2015 (https://www.nationalgeographic.org/projects/out-of-eden-walk/articles/2015-01-what-we-talk-about-when-we-talk-about-genocide/); National Geographic shoots video on Armenian Genocide survivors, 19 March 2016 (https://gagrule.net/national-geographic-shoots-video-on-armenian-genocide-survivors/); "The Proud Armenians" National Geographic Magazine, '... the Armenian people including the Armenian Genocide...', Robert Paul Jordan, 1978, June Issue (https://www.armenian-genocide.org/Education.68/current_category.125/resourceguide_detail.html)]. 


Yalan ve iftiraları bugüne kadar taşıyan 'National Geographic Magazine' hakkında başka bir şey söylemeye gerek yok sanırım. Çünkü bundan daha büyük bir Türk düşmanlığı yapamazlar!


- 'the Institute for Aegean Prehistory (INSTAP) (http://www.aegeanprehistory.net/):

1982'de Amerika'da kurulmuş. Konusu Girit ve Yunanistan’ın antik dönemidir.

"...for their fieldwork from the National Endowment for the Humanities, the İnstitute for Aegean Prehistory, the National Geographic Society, and private donors. an additional grant from the Institute for Aegean Prehistory helped support the preparation of this publication... (...)... Botanical studies were carried out by Jennifer M.Shay and C.Thomas Shay... (...) Jennifer and Thomas Shay are grateful for the financial support of the Canada Manpower Career Placement program and the Province of Manitoba's Careerstart program, With the support of a grant from the Rockefeller Foundation, C.Thomas Shay was able to study the data collected by the Allbaugh (1953) survey of Crete from 1948 to 1952. (s xxii, The Plain of Phaistos: Cycles of Social Complexity in the Mesara Region of Crete, by Harriet Blitzer, Despoina Hadzi-Vallianou, L. Vance Watrous, Monumenta Archaeologica 23, Cotsen İnstitute of Archaelogy at UCLA.Regents of the University of California, USA 2004


Luwian Studies'in diğer kurucu üyeleri:

-Prof.Dr. Ivo Hajnal (Miken, filoloji, Innsbruck Üni, doktorası Lykia dili)

-Dr. Jorrit Kelder (arkeoloji, Oxford/Leiden üni.)

-Dr. Matthias Oertle (Lenz & Staehelin): İsviçre merkezli 'Luwian Studies Vakıf Kurulu'nda bulunan Dr.Matthias Oertle, İsviçre hukuk firması Lenz & Staehelin'in ortaklarındandır. Bu hukuk firmasının müşterileri Rothschild, Sachs ve Thyssen'dir.

-Dr. Jeffrey Spier (klasik arkeoloji, Paul Getty Müzesi, Harvard/Oxford Üni. Sardes/Lydia'da araştırma görevi)


PARA'YI VERENİN DÜDÜĞÜ ÇALINIR !


Örümcek Ağına Takılmak!

 

"Örümcek Ağı"nın ne kadar derin olduğunu görünüz:


Geçen gün (21 Eylül 2023, basın) bulunan yeni yazıt hakkındaki basın açıklaması:

"Çorum'daki Hitit başkenti Hattuşa'da öivi yazılı tabletler okunurken yeni bir Hint-Avrupa dili keşfedildi. Prof. Dr. Daniel Schwemer bu dili, Hitit merkez bölgesinin kuzeybatı ucunda, muhtemelen modern Bolu veya Gerede bölgesinde yer alan Kalaşma ülkesinin dili olarak tanımladı. Yeni dil Luvice, Palaca, Hattice ve muhtelif lehçelerin konuşulduğu imparatorlukta bugüne dek varlığı bilinmeyen bir dil... Kalaşma dilinin Geç Tunç Çağı Anadolusu'ndaki diğer Luvi lehçeleriyle ne kadar yakından ilişkili olduğu, daha ileri araştırmaların konusu olacaktır. Boğazköy-Hattuşa'daki disiplinler arası çalışmalar, Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI), Thyssen Vakfı, GRH Vakfı, Volkswagen Vakfı ve İtalyan Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen bir proje olarak yürütülüyor. DAI, İstanbul, Würzburg ve Marburg Üniversitesinden bilim insanları, metnin dokümantasyon ve değerlendirilmesi üzerinde birlikte çalışıyor."


Merkezi İsviçre olan "Luwian Studies"ın kurulunda kimler vardı, hatırlayın;

"Dr. Matthias Oertle (Lenz & Staehelin): İsviçre merkezli 'Luwian Studies Vakıf Kurulu'nda bulunan Dr.Matthias Oertle, İsviçre hukuk firması Lenz & Staehelin'in ortaklarındandır. Bu hukuk firmasının müşterileri Rothschild, Sachs ve Thyssen'dir."

Hmm, Thyssen !

Thyssenları bir araştırın bakalım kökenleri nereye gidiyormuş! - Fritz Thyssen Foundation -

Diğerleri kim peki?...


Para > Düdük

Örnek:

25 Eylül 2023'te 'Gordion'un Unesco Dünya Miras Listesine girdiği açıklandı!

Asur kaynaklarında nuwaum (göçer/göçebe, çadırda yaşayan, çoban) olarak geçen topluluklar pek saygılı(!) Zangger tarafından "Luviler" oldukları iddia edilmiştir. Aynı Zangger kitabında Dares'ten alıntı yapar ve onun alıntısına "Luvileri" ekler! Oysa Dares'in eserinde "Luvi" sözü geçmez! Yani Zangger'in kendi yorumudur ve kendi eklemiştir! Bu sahtekarlığa girer! .. Bu nuwaumlar Anadolu topraklarında Hitit vatandaşı olmayan ve/veya vatandaşı olup sosyal hayatları değişmeden Hitit kanunlarına göre yaşayan diğerleri için kullanılmış bir tanımlamadır; Kaşkalar, Khalublar, Muşkiler, Taballar, vs. gibi. Hititlerin, Asurluların Muşki dediklerine Grek kaynakları Frig der. Ama birçoğunun sorgulamadığı şudur; Hititlerin titizlilikle tuttuğu (kendi çıkarına da olsa) bu kayıtlarda niye Frig'ten bahsedilmez? Ve, Batılılar niye bu Frig adına saplantılıdır? Çünkü Frig HA , Muşki değil! Ve adlar yer değiştirir. Aynı şey "Luvi" için de yapılıyor! Göçer ve farklı bir dil konuşan toplulukların çivi yazısını okuyabileceğini mi sanıyorduk? Hem de okur-yazarı yok denecek kadar az iken! Tabi ki resim yazısı kullanılacaktı, üstelik bölgeden bölgeye anlamları değişen resim yazısı. Luvice dedikleri Kaşkacadır, Muşkicedir, Khalubcadır. Ve lütfen bu tip çalışmaların sponsorlarını sorgulayınız, çünkü parayı verenin düdüğü çalınır. Örneğin, Zangger'in enstitüsündeki kurulda bulunan hukuk firması Rothschild, Sachs ve Thyssen'ı temsil eder! Kökenlerine baktığınızda NAZİleri destekleyenler olduklarını görürsünüz. Örneğin JM Kaplan Vakfı, Türkiye'de sponsor olmadığı yer yok gibi, üstelik de Göbeklitepe, Çatalhöyük, Gordion, Truva, Bergama, Anı gibi önemli merkezler bunlar! Truva'yı kazan Carl Blegen casus-arkeo idi, Gordion'u kazan Rodney Young  casus-arkeo idi. Hatta öğrencilerinden biri Türkiye'de Fullbright'ı kurandır, C.Blegen de Yunanistan'da kurmuştur! JM Kaplan'ın Ashoka ve Gates (Unesco cebindedir) vakıflarıyla da ilişkisi vardır. Ashoka'nın desteklediği Teyit-Türkiye temsilcisi Atatürk düşmanıdır!... "Luvice" ilan edilen, ancak öz Türkçe olan TAPAR (tapara=rule, ruler) (Tr; tapmak, tapınmak, kutsamak, ululamak, büyük saygı, kahramanlaştırmak anlamlarında) sözüne uygun olarak "Batılılara" tapmayınız, niyetlerini, arkalarındaki güçleri lütfen sorgulayınız... 

Ashoka’nın 2018 yılındaki küresel ağına katılan Mehmet Atakan Foça, “teyit.org olarak, bireylerin kilit kurumların şüphe kaslarını tetikleyerek internetteki bilgi kirliliğinin önüne geçmek için çalışamaya devam edeceğiz. Ashoka ağına katılmış olmak bize güç ve gurur veriyor.” ifadelerini kullandı..link:





UNESCO Temelli Ortak Çekirdek "Değerler" Aracılığıyla Dünyanın "Eğitilmesi"
1947 tarihli UNESCO kitabında:  Amacı ve Felsefesi adlı kitabında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) ilk Genel Direktörü Julian Huxley şunları yazmıştır:
"UNESCO'nun önündeki görev... tektir. Bu görev, kendi felsefesi ve fikir geçmişi ve kendi geniş amacı olan tek bir dünya kültürünün ortaya çıkmasına yardımcı olmaktır. Bu, tarihte ilk kez dünyanın birleşmesi için gerekli iskele ve mekanizmaların hazır hale gelmesi bakımından son derece elverişlidir.... link:


***


Kalaşmalar'dan pek fazla bahsedilmez, çünkü bilinmeyenlerdendir.
Geçtikleri yerler ise Kaşka ve Tegarama (Togarma) olan bölümlerdir.

*

Kalaş adı Afganistan'da yaşıyor. Ancak bazılarının iddia ettiği gibi "Grek" değillerdir. Makedonyalı İskender Doğu Seferini İran coğrafyasındaki işgalini tamamladığında "Grek paralı askerleri"yle değil "Doğulu" askerleriyle, hatta "İskit Türkleriyle" doğuya devam etmişti. Afganistan'daki Kalaşlarla ilgili bir makale ektedir...

"Yunanlıların iddiasına göre; "Kalaşlar, Yunan Makedonu'dur ve dolayısıyla "Yunanlıdır."
- Milletlerarası İlişkilerde Yunanlılaştırma Faaliyetlerine (Asimilasyona) İlişkin İki Örnek: Kalaşlar ve Gagavuzlar. 



***
Mustafa Kemal, 6 Mart 1922; 
"... mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün isleri Avrupa nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir... Türkiye'de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki 'Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.' Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. Onlar bizi idare etsin' diyorlardı.'  ...Bilelim ki, ulusal benliğini bilmeyen uluslar, başka uluslara yem olurlar."(Meclis konuşmasından./ İş Bankası Kültür Yay./TBMM Gizli celse zabıtları cilt 3)


İlgili:


14 Aralık 2020 Pazartesi

Luviler Abartılmaktadır...

 

MÖ 13.yy'a tarihlendirilen Mira mührü üzerindeki yazıtta "Tarkasnawa, king of Mira (Mira Kralı Tarkas-nawa)" yazar.
Bu sözcük Luvice ise, niye Hint-Avrupalılar "Tarkas - Tark(As) - Tarku/Tarqu - Tarkan" kelimelerini/adlarını kullanmıyor da, Türk dünyası kullanıyor?
Israrla sormak gerek.
Peki ya Troy VIIb2'de bulunan o Turova mührüne ne demeli?
Tek bir mühür ile Turovalılar "Luvi dilli" ilan edilebilinir mi? Turova'da ikamet eden İç Anadolulu bir çift olamaz mı?
Tüccar, elçi, danışman olamaz mı? Üstelik, yazıt tam manasıyla da çözülemedi!



Prof.Dr. Ahmet Ünal "Hititler" kitabından


" Arzawa'da.... Birkaç kaya kabartması, tek tük hiyeroglif yazıt, mühürler ve bazı seramik parçaları dışında bir Hitit veya araştırmalarda pek abartılan Luwi varlığının izleri de pek zayıftır."

"Eğer Hitit Kanunlarında karşımıza çıkan değişik yazılış biçimi gerçeği yansıtıyor ise, Eski Hitit Çağında Hititler Arzawa'ya Luwiya Ülkesi diyorlardı, keza kanunların Eski Hititçe nüshasında (A), Arzawa yerine Luwiya denmektedir. Söz konusu 19.maddede herhangi bir Luwilinin Hattuşa'dan bir erkek veya kadını çalarak Arzawa'ya götürmesi konu edilmektedir. Burada Kanunların bir başka nüshasının Arzawa yerine Luwi yazması, herhalde insan hırsızlığı yapan kişinin Luwili olması dolayısıyla bir "dil sürçmesi" olarak kabul edilebilir; böylece sayısız araştırmalarda haddinden fazla abartılan bu Arzawa-Luwi eşitlemesinin de basit bir katip hatası olduğu anlaşılır. Buna ilaveten en başta I.Hattuşili'nin metinleri olmak üzere niye bu ülkeye Luwiya denmemesi de çok önemlidir ve bir çelişki söz konusu olduğunun açık seçik kanıtıdır.

Tüm bunlara rağmen Pan-Luwist araştırmalarda, metinlerde yüzlerce kez karşılaştığımız bu katip hatasına dayalı olarak akıl almaz görüşler öne sürülür ve sanki etnik kökenleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımız tüm Arzawa Ülkeleri halkları Luwi asıllıymış ve bütünüyle tek bir dil Luwice konuşuyorlarmış gibi yanlış sonuçlar çıkarılır. Eğer Arzawa halkı gerçekten tümüyle Luwi, yani Hititler'le kardeş bir kavim idiyseler, ta Eski Hitit devrinden beri her iki kavim arasında da sürdürülen amansız mücadeleyi, savaşları, yağmaları, sürgünleri, tutsaklar, dökülen kanları nasıl açıklayacağız?

Gene bu yanıltıcı haberden hareketle Pan-Luwist nazariyeler geliştirilmiş, şahış ve yer isimleri de göz önünde bulundurularak Güneydoğu Malatya, hatta Fırat hattından başlamak üzere Kommagene, Kilikya, Kappadokya, Lykaonia, Psidya, Likya, Karia ve Lydia, Misiya ve Troad hududuna kadar olan geniş bir bölgelerde yaşayan insanların sadece Luwice konuştukları iddia edilmiştir. Bu ve buna benzer savlara göre MÖ 1200'lerde Hitit Devletinin yıkılmasında sonra tıpkı Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'de olduğu gibi eski Hitit-Luwi gelenekleri ve kültürü ölmemiş, yok olup gitmemiştir, yani bir "devamlılık" söz konusudur. Yani burada düpe düz MÖ 1200'lerde sönüp giden "büyük İndogermen Hitit meşalesi"nin yerine, gene başka bir İndogermen "Luwi meşalesi" ateşlenmektedir!

Bu devamlılığın kanıtlarından en önemlisi, Homeros'un İlias Destanında bir kökenleri Hititler devrine kadar geri giden birçok Anadolu unsurlarının bulunmasıdır. Bu yerli unsurların hepsinin de yerli Troia'lılarla ilgili olduğu, buna karşın Anadolulu olmayan Akalar'ın destanlarda başka türlü tasvir edildikleri ve bundan dolayı Homeros'un şimdiye kadar zannedildiği gibi sadece "bir tek dünyası" değil, aynı zamanda bir de "Anadolu dünyasını" tasvir ettiği ileri sürülmüştür.

Sözü edilen Anadolu halkı ise MÖ 800'lerde Batı Anadolu'da varlıklarını sürdüren ve eski Hitit geleneklerini devam ettiren Luwiler'den başkası değildir. Hatta Troia'da ele geçen o meşhur mühürü MÖ 1200'lerden sonraki devire tarihleme çabalarının arkasında bile Hititler sonrası Luwi varlığı için ipuçları bulma eğilimi saklıdır. ama daha da önemlisi, Eski Doğu'nun kültür verilerini ve nimetlerini Yunanistan'a, Hellas'a aktaranlar da Fenikeli Samiler değil, işte bu İndogermen Luwilerdir! Bu kültür verilerinin en önemlileri arasında alfabe yazısı vardır ve işte bu yazıyı Hellas'a taşıyanlar da Fenikeliler değil, İndogermen Luwilerdir. Yakında İyonia Mucizesini yaratanların da Luwiler olduklarını işitirsek, şaşmayalım !

Burada mantığın kabul etmesi imkansız olan bir hata yapılmıştır: Öğrenilmesi ve yazılması çok zor hiyeroglif yazısı kullanan Luwiler acaba kendilerinin öğrenip kullanmadıkları Fenike yazısını nasıl olup da Grekler'e aktarabilmişlerdir?

Burada kültür sömürücülüğü açısından Luwiler için çıkarılan arslan payına zemin hazırlamak üzere Homeros'u bile yerli Anadolu muhtevası içinde görmek isteyen aşırı Pan-Anatolist görüşü savunanlara şöyle bir taviz verilmiş ve onların susturulması sağlanmıştır: Eski Doğu kültür verilerinin Batı'ya taşındığı yer deniz yolu değil, Anadolu'dur; taşımacılığı yapanlar ise yerli Anadolular, yani İndogermen Luwiler'dir. Görüldüğü gibi burada tıpkı Troia kültürünün yerli Anadolu ilişkilerinde olduğu gibi, bir elin verdiğini, diğer elin alması söz konusudur. Açıkça belirtmek gerekirse, Sami-Fenike-İbrani tarih yazıcılığıyla Pan-İndogermenist ideoloji arasında bir koz paylaşılması söz konusudur. Bu aşırı Pan-Luwist görüşü bizim kabul etmemiz söz konusu olamaz.

Bir kaç yerde belirttiğimiz gibi Luwiler Hititler'le akraba bir kavimdir ve dilleri Hititçe'ye oldukça benzer, yani Hintavrupa kökenlidir. Dillerinin Troia bölgesi de dahil bu kadar geniş bir alana yayıldığı iddialarının ortaya atılmasının temelinde zaten bu dil akrabalığı vardır. Troialılar ve Wiluşalılar'ın da Luwice konuşmuş oldukları iddialarının temelinde de bu ideolojik görüş saklıdır. Prensip olarak MÖ 1. ve 2. yüzyıllarda doğuda Fırat hattından batıda Troad'lara kadar geniş bir bölgede Luwice konuşulmuş olduğunu iddia etmek büyük bir cesaret ister. Bir defa Anadolu'nun partikularist coğrafi yapısı içerisinde böyle lengüistik bir dil birliği Türkler devri hariç, hiçbir dönemde olmamıştır. Sonra, Anadolu'nun Grekler öncesi devri için henüz lengüistik bir haritası çıkarılmış değildir.

Gerçekte ise 'Luwi Ülkesi' veya 'Devleti' diye kendi içinde tutarlı bir coğrafi bölge veya politik oluşum YOKTUR."

"Hititlerin çivi yazısı yanında bir de Luwi hiyeroglif yazısı kullandıklarını görmüştür. Ancak, bu dille ve yazıyla yazılmış edebi eser YOKTUR. Hititler bu yazıyı mühürlerde, madeni eserlerde, çanak çömlek ve kaya anıtlarında kullanmışlar, bazı durumlarda isim ve şecere yanında tarihi olayları da kısaca yazmışlardır."


Prof.Dr. Ahmet Ünal, "Hititler"

****

Sorguluyorum...: 


1 - Hintavrupa dilli ilan edilen Luvicede neden Türkçe kökenli sözcüklerin kullanıldığı sorgulanmalıdır !

2 - Luvice ilan edilen sözcüklerin neden Hintavrupa dilli halklar arasında değil de Türk Dünyasında kullanıldığı sorgulanmalıdır ! (Örnek: Ana / Ene, Ata, Ataman / Adaman, Oba / Uba, Urtta / Jurtta / Yurt, Taşei / Taşı,  Tarhunt / Tarhun / Tarkun / Tarkan /Tarqu, Erman / Arman / Arma, gibi. Ya da "Frigce" dedikleri OVA sözcüğünün de Türkçe kökenli olması gibi...) [Luvice Sorunu]

3 - Pelasgların Grek öncesi Batı Anadolu, Adalar ve Kıta Yunanistan'ın yerli halkı olmakla birlikte, Pelasgcanın Hintavrupa dil sınıfında değil, Türkçe gibi eklemel dil sınıfında olduğu kanıtlanmışken, neden araştırmacıların "Pelasgca/Luvice" diyerek iki farklı sınıfta yer alan dilleri birleştirdikleri sorgulanmalıdır !

4 - Birçok Pelasgca sözcüğün Luvice ilan edilip edilmediği sorgulanmalıdır ! Hatta neden Pelasgların ısrarla "Luvi" ilan edilmek istendiği sorgulanmalıdır !

5 -  Neden ilk dönemdeki araştırmalarda "Hittite-Moschi (Muşki)" yazarken şimdi "Hitit-Luvice" yazdıkları sorgulanmalıdır !

6 - Her bölgenin kendine göre hiyeroglif yazıtı olduğuna göre, neden tüm hiyerogliflerin "Luvice" ilan edildiği sorgulanmalıdır !

7 - Hititler döneminde 8 farklı dilin kullanıldığı; yazıtlarda Hattice (özellikle hatırlanmalı ki Hitit öncesi, Anadolu'nun yerlileridir), Sumerce gibi Türkçe gibi eklemeli dil sınıfından ve Hurrice gibi Kafkas dil sınıfından sözcüklerin bulunması; üstüne yine Kaşka (Hatti ve Muşkilerle soydaş oldukları) ve Muşki (Saka Türkleriyle soydaş oldukları) gibi Hintavrupa topluluğu ve dillerinden OLMAYAN toplulukların varlığı ortada iken Anadolu'yu neden ısrarla Hintavrupalıların "anavatanı" yapma çabasında oldukları sorgulanmalıdır !

8 - Neden bu tip (sahte) araştırmaların daha fazla finansal destek aldığı, diğerlerinin ise desteklenmediği sorgulanmalıdır !

9 - Luvici Eberhard Zangger'i Turova eski kazı başkanı Prof. Manfred Korfmann'ın neden kovduğu, neden ona sahtekar dediği, Zangger'in bilim camiasında ciddiye alınmadığı, ancak "bazı çevrelerce" neden "parlatıldığı" da sorgulanmalıdır !

10 - Yurtdışını bırakın, Türkiye'de bile Luviler/Luvice üzerine araştırma yapan, kitap, makale yazıp konferans veren ve de "Luvileri süsleyip püsleyip parlatanları" kimlerin desteklediği de sorgulanmalıdır !


Semra Bayraktar (SB)

***

Luvi-Luvice üzerine yaptığım araştırmalarımdan çıkardığım sonuçlar:

Luvi diye bir halk / etnik yok.

Luvi diye bir devlet / uygarlık yok.

Luvice diye bir dilin olma olasılığı var mı? Olabilir de olmayabilir de! Hitit yazıtları Sumerce, Hattice, Akadca, Asurca, Nesice (Hitit dili) kökenli kelimeler barındırır. Yani Hititler bile 2 kelime buradan, 3 kelime oradan alıp yazıya geçirmiş. Bugün film endüstrisi için bile dil üretebiliyorlar! Ne ki,  Islık Dili gibi bir dil UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alındı. [Hürriyet, 06.12.2017] 

Batı Anadolu'yu, özellikle de Turova'yı Luvice dil sınıfından göstermek için büyük çaba sarf ediyorlar. Tek bir mührün bulunmasıyla (- yazıtı Luvice olarak açıkladılar-)  Turovalılar 'Luvice konuşan halk' olarak ilan edilemez! Bölgenin bir ticari yol üzerinde olduğunu unutmayalım. Luvice dedikleri birçok kelime Pelasgcadır ve Pelasgca kesinlikle Hint-Avrupa dil sınıfına girmezken, Luvice Hint-Avrupa dil sınıfından gösterilir.

Luvileri İtalya'ya kadar götürdüler bile. Hint-Avrupa bakışlı araştırmacılar Etrüskleri Luvice dili sınıfından göstermektedir ki Etrüsklerin Hint-Avrupa dil sınıfından olmadığı defalarca ortaya konulmuştu. Daha da ileri giderek, yerlisinin Pelasglar olduğunu birçok antik kaynak belirtirken, Luviciler "anakara Yunanistan'da bile Luvice konuşuluyor"du demektedirler. Oysa hiçbir anitk kaynak Luvilerden bahsetmez!

Luvice dedikleri dilin Muşki, Kaşka, Saka, Kimmer, hatta ondan öncesi Pelasg ve Hatti olma olasılığı çok yüksektir. Çünkü H.Sayce "Hitit-Moşki" derken makalesinin başlığına, ne olduysa ( ki biliyoruz! )  ondan sonra gelenler makalelerini Hitit-Luvi başlığı altında yazmaya başlamıştır. Eğer Luvice dedikleri bir dil varsa, ki o da M.Ö. 1,400-800 arasında Orta ve Güney Anadolu bölgesinde konuşulmuştu. 

Bunlarla birlikte, Lulubi Türkleri'nin adındaki Lullu/Lulu sözü ile Luvi sözü arasında da ciddi bir ilişki olabilir. Lullu sözü etnik bir ad belirtmediği gibi, Luvi sözü de etnik bir ad değildir. 

Luvi sözünün etnik bir ad olmadığını da "Soros" bursuyla okumuş, Rockefeller'in kurmuş olduğu Chicago Üniversitesinde akademisyenlik yapmış ve Luvi dili araştırması yapan akademisyenin kendisi söylemektedir ; İlya Yakubovich: "Ne Luvi İmparatorluğu diye bir oluşumun gerçekte var olduğuna, ne de Luvice konuşanların tek bir devlet ile bağdaştırıldığına dair hiçbir ipucu yok. Luvi İmparatorluğu diye bir olgunun aslında var olmayışı ve Luvi etnik kökeninin tanımlanmasında ortaya çıkan tüm bu sorunlar hayal kırıklığı yaratmamalıdır" (!)  demektedir... 

Demek ki, hayal kırıklığı yaşamamak için, olmasını arzuladıkları "şeyi" "yaratmak" zorundalar !

Luvi ve Luvice üzerine yapılan araştırmacıları ile üniversitelerini, kitaplarını basan yayınevlerini, makalelerini yayınlayan "hakemli" dergilerini ve hatta onları destekleyen kardeş örgütleri 2 kere, hatta 4 kere kontrol etmeliyiz. Çünkü kurucuları ve sponsorları, ki bu çok önemlidir, basın ve kitaplardan öğrendiğimiz yeni dünya düzencileridir. Nasıl bir ağın içinde olduğumuzu anlamak için Mustafa Yıldırım'ın "Sivil Örümceğin Ağında" ve "Ortağın Çocukları" kitapları sanırım bir fikir verecektir. Güler Sabancı'ya Rockefeller ödülünün verilmesi gibi ya da "Tarih Vakfı"na Rockefeller desteği gibi. Veya Bilderberg üyesi olan Koç Hanedanına ait Koç Üniversitesi'nin bünyesindeki Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nin ( ANAMED) Luvice'yi araştırmalarına katması gibi.

1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi vardır! Propaganda  Üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştır. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ı görürüz.

Kısaca demem o ki, okuduğumuz her şeyi sorgulayalım, araştıralım, çünkü "bilim dünyası" birkaç elitin kuklası durumundadır ki "bilim dünyası"nın "hakemli" dergileri de işine gelmeyen hiçbir makaleyi, doğruları gösterseniz bile zorluk çıkarır, hatta yayınlamaz.


SB.


EK:

* "Aratta'dan sonra M.Ö. 2,300' lerde ortaya çıkan Lulu boyları, ikinci Türk Eli. Enkidu lullu-awilu(Lulu-kişi), yani Lulu soylu verilir, ama etnik manada değil, yabanı anlamındadır. Lulu ve Gut dağılınca, küçük boylara ayrıldı."

Prof.Dr. Firudin Ağasıoğlu, Lulu Eli, Ön Asya'da Kurulan Türk Devletleri, Dokuz Bitik 3

* "Asur topraklarında yaşayan Kutlar (Gut)/Kut-Lulubi adıyla anılan boylar. Hurrice Lulu dağlı, Urartuca düşman demekti. Lulubiler, Elamlar, Gutiler, Kassiler ve Mannalara kök ve dil bakımından yakındı. Lulubi sözüne MÖ 3000'lerde rastlanıyor."

Prof.Dr. M.Taki Zehtabi, İran Türklerinin Eski Tarihi

* "Lulubi etnonimi Türk kökenlidir, Lu>insan, bi>çoğul eki = Lulubi > insanlar, ulus, halk"

Prof.Dr. Aləkbər Ələkbərov, Lulubi Etnoniminin Kökeni


İlk kez 27 Şubat 2020 de yayınlanmıştı:

***

EK:

Bergama'nın eski Belediye Başkanı (kitapları da var!) Sefa Taşkın'ın Luviler konferansını izleyin ve şimdiye dek öğrendiğimiz bilgilerle kıyaslayalım!

Video 1 ; Video 2 ; Video 3 ; Video 4 ; Video 5

Ayrıca Sefa Taşkın hakkında daha fazla bilgi isteyenler

Necip Hablemitoğlu'nun "Alman Vakıfları: Bergama Dosyası" adlı kitabını okumalı.


Taşkın'ın gösterdiği bölgelere, tarihlere bakınız ve Hatti-Kaşka kronolojisi ve Hitit-Kaşka mücadelesini hatırlayınız. Verdiği isim ve kelimelere, Luvilerin yayıldığı coğrafyaya dikkat ediniz. Peki ya 3.bölümde anlattığı tuz-ekmek hakkına ne demeli?**

MÖ 1700lerde siyasi hayatı başlayan Hititlerden önce yerlisi olan Hattilerin hepsi katledildi mi? Hayır.

Hititlerin ezeli düşmanı Kaşkalar ve Muşkilerin MÖ 11.yy'da Anadolu'da hem batıda hem de doğuda görülmesine ne demeli?...

Daha ne diyebilirim ki?...

"Luviciler" yeni "Turova Atları"dır...


SB


** Tuz-Ekmek Hakkını daha önce paylaşmıştım ( 8.12.2017 )... 

"İyen duzun urar" (Yediğin tuz çarpar)

Sen bana bir kötülük yaparsan, yediğin tuzdan dolayı yaptığın kötülük sana geri döner. Yaptığın kötülüğün aynısı senin başına gelir. (Türkmen Deyimi)



Modern Lawrence’lar Arazide: Anadolu’dan Anavatan Yaratma Fikri ve Luviler
Arkeolog Sergen Çirkin, Mart 7, 2019 Asım Us takma adıyla Bilimdilindeki makalesi


Son yıllarda Avrupa merkezli bazı vakıflar, Anadolu’da yeni bir “Luvicilik” akımı başlattılar… Bu vakıfların finans ve idare merkezleri Avrupa’da yer almaktadır; ancak aktif çalışma sahaları Anadolu’dur…

Yabancı vakıfların ilgi odağı olan Luviler, Batı Anadolu’da Tunç Çağı boyunca yaşamış bir uygarlıktır. Peki bu yoğun ilginin ve aktarılan Avrupa kaynaklı finansal desteğin sebebi nedir?

Söz konusu vakıflar, Hint-Avrupa kültürünün temelleri Anadolu’da atılmıştır diyorlar. Yani “Avrupa” için bir kültürel “Anavatan” yaratma çabası güdülüyor, ancak bu çaba daha edebi söylemler ile perdeleniyor…

Bu doğrultuda Halikarnas Balıkçısı gibi 40’lı yılların ünlü yazarlarınca oluşturulan “Mavi Anadoluculuk” akımından dahi besleniyorlar… “Batı uygarlığının temeli kadim Anadolu toprağıdır.” gibi cümleler kurarak, esas düşünceyi daha edebi bir söylemle sunuyorlar…

Atatürk Tehdidi Görmüştü

Bu teoriler elbette yeni değil, bir asırdan beri var… Atatürk de zamanında söz edilen teoriler ile yaratılmak istenen tehlikeyi görmüş ve Anadolu’nun en eski uygarlığını arama işlerine girişmişti.

Atatürk,  Hint-Avrupacı teoriler karşısında “Hatti” kültürüne sarılmış ve Alacahöyük kazılarını yaptırmıştı. Çünkü Anadolu’nun merkezindeki en eski devleti Hattiler kurmuştu ve bu insanlar Asyalıydı. Bugün modern arkeoloji Hattilerin Asyalı bir dil kullandıklarını, uzantılarının Kafkasya sahasına kadar yayıldığını, dil ve kültür yönünden Hint-Avrupalılarla veya Samiler ile hiçbir bağlarının olmadığını ortaya koymuştur.

Üstelik en eski yazılı Hint-Avrupa dili olan Hititçeye ve Hititlere dahi ismini verenler, Anadolu’nun bu kadim halkı Hattilerdir. Pek çoğumuzun Hitit Güneş Kursu olarak bildiği kült sembolü de, aslında bir Hatti sembolüdür ve Atatürk’ün yaptırdığı kazılarda gün yüzüne çıkmıştır.

Aleviler ve Luviler: Işık Halkı Sahtekarlığı

Söz konusu Avrupalı vakıflar işin daha akademik yanları ile ilgileniyorlar. Ancak bu vakıflar ile resmi bağları olmasa da görüş olarak onları destekleyen bazı yerel gruplar mevcut. Bu grupların ilgi odağında ise Aleviler var.

Alevi inançlarının kökeni, Anadolu Luvi inançlarına dayandırılıyor. Hatta bu köken ilişkisi, bazı absürt etimolojik benzerlikler ile destekleniyor…

Luvi kelimesi “Işık” anlamına gelmektedir. Birçok Hint-Avrupa dilinde de ışık kelimesi bu kökten türemiştir: İngilizce light, Almanca licht, İspanyolca Luz, İtalyanca Lure ve Latince lux gibi…

Alevi isminin aslında “Alev” kelimesinden geldiği ve antik ışık halkı Luviler ile ilişkili olduğu belirtilerek, Alevilerin Luvilerin torunları olduğu düşüncesi yerleştiriliyor.

Halbuki bilindiği gibi Anadolu’da Alevi zümreler modern dönem öncesinde Kalenderi, Bektaşi, Kızılbaş, Tahtacı gibi farklı isimlerle anılıyorlardı. Alevi sözcüğü son birkaç yüzyılda yaygınlık kazanıp diğerlerinin yerini almıştır.

Peki, neden Aleviler ve Luviler arasında bir bağlantı kurulmak istenmektedir? Çünkü, “Anadolu” Avrupa’nın “Anavatanı” olarak görülüyor ve Aleviler de aslında bu kültürün, Anadolu’da yaşayan mirasçılarıdır deniliyor. Alevi toplumunun köklerinde kültürel bir yozlaşma sağlanarak, Anadolu’da yeni bir nüfus mühendisliği yaratılmak isteniyor… Çoğunlukla yarı göçer Türkmenlerden oluşan, Asyalı eski Şamanik inançlarını bir şekilde yaşamaya devam eden, İslam’ı dahi medrese usulünce tanımayan bu insanları, Luviler gibi marjinal bir tarihi uygarlığa dayandırmak tek kelimeyle “saçmalıktır.”

Bu vakıflar yukarıda söz ettiğimiz görüşler dâhilinde çok çeşitli kitaplar, broşürler ve kısa filimler hazırlıyorlar… Hatta bu görüşleri savunan araştırmacılar, Anadolu’nun çeşitli üniversitelerinde konferanslar düzenliyorlar… Bu sayede arkeoloji ve Eski Çağ alanlarında öğrenim gören öğrenciler üzerinde, bir etki yaratmaya çalışıyorlar…

Sosyal Medya

En iyi çalıştıkları alan sosyal medya, üstü örtülü köken teorilerini, edebi kılıflar ile kitleler arasında yaygınlaştırıp bir algı yönetimi oluşturuyorlar… Atatürk’ün neden birer Dil ve Tarih Kurumu kurduğunu ve ömrünün sonuna dek bu işlerle uğraştığını anımsarsanız, tehdidin farkına belki varsabilirsiniz..!

Asım US


Türkçe kökenli olan Trqqas'ı "Luvice" yapanları
Yedikleri Tuz Çarpsın!

25 Temmuz 2020 Cumartesi

Kaşka ve Muşki


* Hitit Devleti ve komşuları - MÖ 16.yy
Kaşkalar Doğu Karadeniz bölgesinde

* Hititler ve komşuları - MÖ 13.yy
Kaşkalar Batı Karadeniz ve Orta Anadolu'ya kadar uzanmış
Bu arada Marmara'nın güneyinde Masalara dikkat

* Hitit sonrası Anadolu - MÖ 12.yy - 8/7.yy
Kaşkalar Orta Karadeniz'de iken Masaların bölgesinde Muska Phrygia, yani Muşkiler
Frig mi? O sadece Grek kaynaklarında ve ancak 8.yy sonrasında görülür ki Asur kaynaklarında Frig yoktur. Ayrıca Frig dedikleri birçok sanat eseri İskit-Türklerinin sanat eserleriyle birebir benzerlik gösterir.
Ayrıca Taballar, H.Zübeyr Koşay'a göre Baskların atası ve Türklerle akraba.

[Dr.Phil. Hâmit Zubeyr Koşay, "Dil Mukayeselerine Göre Basklarla Türklerin Temasları, Göç Yolları ve Zamanı Hakkında",
Belleten Cilt XXI, Sayı 84, Türk Tarih Kurumu, 1.Baskı Ekim 1957 (2.Baskı 1995)
Dr.Ph. Hâmit Zübeyr Koşay, "Bask Dili ile Türkçe Arasındaki Münasebetlere Dair Yeni Deliller",
Belleten Cilt XXIII Sayı 92, Türk Tarih Kurumu, Ekim 1959]

* Kaşkalarla Muşkiler çözümlenmeden ne (sözde) Frig'ten bahsedilir, ne de (sözde) Hint-Avrupa dilinden.
Anadolu'nun yerlisi (Hint-Avrupalı olmayan) Hattileri de unutmayalım!

Semra Bayraktar






* Hittites and its neighbors - 16th century BC
Kaskians (Gasga/Kaška) in the Eastern Black Sea region

* Hittites and their neighbors - 13th century BC
Kaskians extended to the Western Black Sea and Central Anatolia,
meanwhile, attention to the Masa in the south of Marmara

* Anatolia after the Hittite collaps - 12th century BC - 8 / 7th century
Moschian-Phrygia. Actually only Moschians
Phrygian? Only in Greek sources, and also after the 8th century, Assyrian sources never used the word Phrygia.
And also the art of the Phrygians are one-to-one resemblance with the Scythian-Turks.
According to H.Zübeyr Koşay, Tabals are the ancestor of the Basques (Euskara) and relative with the Turks.

* We can not talk about the (supposedly) Phrygians nor the (supposedly) Indo-European language in Asia Minor, before solving Kaşkians and Moschians, which are both non-Indo-European tribes.
Let's not forget also the non-Indo-European Hattians, the indigenous of Asia Minor (Türkiye), before Hittites.

SB