pelasgians etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pelasgians etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2020 Pazartesi

Luviler Abartılmaktadır...

 

MÖ 13.yy'a tarihlendirilen Mira mührü üzerindeki yazıtta "Tarkasnawa, king of Mira (Mira Kralı Tarkas-nawa)" yazar.
Bu sözcük Luvice ise, niye Hint-Avrupalılar "Tarkas - Tark(As) - Tarku/Tarqu - Tarkan" kelimelerini/adlarını kullanmıyor da, Türk dünyası kullanıyor?
Israrla sormak gerek.
Peki ya Troy VIIb2'de bulunan o Turova mührüne ne demeli?
Tek bir mühür ile Turovalılar "Luvi dilli" ilan edilebilinir mi? Turova'da ikamet eden İç Anadolulu bir çift olamaz mı?
Tüccar, elçi, danışman olamaz mı? Üstelik, yazıt tam manasıyla da çözülemedi!



Prof.Dr. Ahmet Ünal "Hititler" kitabından


" Arzawa'da.... Birkaç kaya kabartması, tek tük hiyeroglif yazıt, mühürler ve bazı seramik parçaları dışında bir Hitit veya araştırmalarda pek abartılan Luwi varlığının izleri de pek zayıftır."

"Eğer Hitit Kanunlarında karşımıza çıkan değişik yazılış biçimi gerçeği yansıtıyor ise, Eski Hitit Çağında Hititler Arzawa'ya Luwiya Ülkesi diyorlardı, keza kanunların Eski Hititçe nüshasında (A), Arzawa yerine Luwiya denmektedir. Söz konusu 19.maddede herhangi bir Luwilinin Hattuşa'dan bir erkek veya kadını çalarak Arzawa'ya götürmesi konu edilmektedir. Burada Kanunların bir başka nüshasının Arzawa yerine Luwi yazması, herhalde insan hırsızlığı yapan kişinin Luwili olması dolayısıyla bir "dil sürçmesi" olarak kabul edilebilir; böylece sayısız araştırmalarda haddinden fazla abartılan bu Arzawa-Luwi eşitlemesinin de basit bir katip hatası olduğu anlaşılır. Buna ilaveten en başta I.Hattuşili'nin metinleri olmak üzere niye bu ülkeye Luwiya denmemesi de çok önemlidir ve bir çelişki söz konusu olduğunun açık seçik kanıtıdır.

Tüm bunlara rağmen Pan-Luwist araştırmalarda, metinlerde yüzlerce kez karşılaştığımız bu katip hatasına dayalı olarak akıl almaz görüşler öne sürülür ve sanki etnik kökenleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımız tüm Arzawa Ülkeleri halkları Luwi asıllıymış ve bütünüyle tek bir dil Luwice konuşuyorlarmış gibi yanlış sonuçlar çıkarılır. Eğer Arzawa halkı gerçekten tümüyle Luwi, yani Hititler'le kardeş bir kavim idiyseler, ta Eski Hitit devrinden beri her iki kavim arasında da sürdürülen amansız mücadeleyi, savaşları, yağmaları, sürgünleri, tutsaklar, dökülen kanları nasıl açıklayacağız?

Gene bu yanıltıcı haberden hareketle Pan-Luwist nazariyeler geliştirilmiş, şahış ve yer isimleri de göz önünde bulundurularak Güneydoğu Malatya, hatta Fırat hattından başlamak üzere Kommagene, Kilikya, Kappadokya, Lykaonia, Psidya, Likya, Karia ve Lydia, Misiya ve Troad hududuna kadar olan geniş bir bölgelerde yaşayan insanların sadece Luwice konuştukları iddia edilmiştir. Bu ve buna benzer savlara göre MÖ 1200'lerde Hitit Devletinin yıkılmasında sonra tıpkı Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'de olduğu gibi eski Hitit-Luwi gelenekleri ve kültürü ölmemiş, yok olup gitmemiştir, yani bir "devamlılık" söz konusudur. Yani burada düpe düz MÖ 1200'lerde sönüp giden "büyük İndogermen Hitit meşalesi"nin yerine, gene başka bir İndogermen "Luwi meşalesi" ateşlenmektedir!

Bu devamlılığın kanıtlarından en önemlisi, Homeros'un İlias Destanında bir kökenleri Hititler devrine kadar geri giden birçok Anadolu unsurlarının bulunmasıdır. Bu yerli unsurların hepsinin de yerli Troia'lılarla ilgili olduğu, buna karşın Anadolulu olmayan Akalar'ın destanlarda başka türlü tasvir edildikleri ve bundan dolayı Homeros'un şimdiye kadar zannedildiği gibi sadece "bir tek dünyası" değil, aynı zamanda bir de "Anadolu dünyasını" tasvir ettiği ileri sürülmüştür.

Sözü edilen Anadolu halkı ise MÖ 800'lerde Batı Anadolu'da varlıklarını sürdüren ve eski Hitit geleneklerini devam ettiren Luwiler'den başkası değildir. Hatta Troia'da ele geçen o meşhur mühürü MÖ 1200'lerden sonraki devire tarihleme çabalarının arkasında bile Hititler sonrası Luwi varlığı için ipuçları bulma eğilimi saklıdır. ama daha da önemlisi, Eski Doğu'nun kültür verilerini ve nimetlerini Yunanistan'a, Hellas'a aktaranlar da Fenikeli Samiler değil, işte bu İndogermen Luwilerdir! Bu kültür verilerinin en önemlileri arasında alfabe yazısı vardır ve işte bu yazıyı Hellas'a taşıyanlar da Fenikeliler değil, İndogermen Luwilerdir. Yakında İyonia Mucizesini yaratanların da Luwiler olduklarını işitirsek, şaşmayalım !

Burada mantığın kabul etmesi imkansız olan bir hata yapılmıştır: Öğrenilmesi ve yazılması çok zor hiyeroglif yazısı kullanan Luwiler acaba kendilerinin öğrenip kullanmadıkları Fenike yazısını nasıl olup da Grekler'e aktarabilmişlerdir?

Burada kültür sömürücülüğü açısından Luwiler için çıkarılan arslan payına zemin hazırlamak üzere Homeros'u bile yerli Anadolu muhtevası içinde görmek isteyen aşırı Pan-Anatolist görüşü savunanlara şöyle bir taviz verilmiş ve onların susturulması sağlanmıştır: Eski Doğu kültür verilerinin Batı'ya taşındığı yer deniz yolu değil, Anadolu'dur; taşımacılığı yapanlar ise yerli Anadolular, yani İndogermen Luwiler'dir. Görüldüğü gibi burada tıpkı Troia kültürünün yerli Anadolu ilişkilerinde olduğu gibi, bir elin verdiğini, diğer elin alması söz konusudur. Açıkça belirtmek gerekirse, Sami-Fenike-İbrani tarih yazıcılığıyla Pan-İndogermenist ideoloji arasında bir koz paylaşılması söz konusudur. Bu aşırı Pan-Luwist görüşü bizim kabul etmemiz söz konusu olamaz.

Bir kaç yerde belirttiğimiz gibi Luwiler Hititler'le akraba bir kavimdir ve dilleri Hititçe'ye oldukça benzer, yani Hintavrupa kökenlidir. Dillerinin Troia bölgesi de dahil bu kadar geniş bir alana yayıldığı iddialarının ortaya atılmasının temelinde zaten bu dil akrabalığı vardır. Troialılar ve Wiluşalılar'ın da Luwice konuşmuş oldukları iddialarının temelinde de bu ideolojik görüş saklıdır. Prensip olarak MÖ 1. ve 2. yüzyıllarda doğuda Fırat hattından batıda Troad'lara kadar geniş bir bölgede Luwice konuşulmuş olduğunu iddia etmek büyük bir cesaret ister. Bir defa Anadolu'nun partikularist coğrafi yapısı içerisinde böyle lengüistik bir dil birliği Türkler devri hariç, hiçbir dönemde olmamıştır. Sonra, Anadolu'nun Grekler öncesi devri için henüz lengüistik bir haritası çıkarılmış değildir.

Gerçekte ise 'Luwi Ülkesi' veya 'Devleti' diye kendi içinde tutarlı bir coğrafi bölge veya politik oluşum YOKTUR."

"Hititlerin çivi yazısı yanında bir de Luwi hiyeroglif yazısı kullandıklarını görmüştür. Ancak, bu dille ve yazıyla yazılmış edebi eser YOKTUR. Hititler bu yazıyı mühürlerde, madeni eserlerde, çanak çömlek ve kaya anıtlarında kullanmışlar, bazı durumlarda isim ve şecere yanında tarihi olayları da kısaca yazmışlardır."


Prof.Dr. Ahmet Ünal, "Hititler"

****

Sorguluyorum...: 


1 - Hintavrupa dilli ilan edilen Luvicede neden Türkçe kökenli sözcüklerin kullanıldığı sorgulanmalıdır !

2 - Luvice ilan edilen sözcüklerin neden Hintavrupa dilli halklar arasında değil de Türk Dünyasında kullanıldığı sorgulanmalıdır ! (Örnek: Ana / Ene, Ata, Ataman / Adaman, Oba / Uba, Urtta / Jurtta / Yurt, Taşei / Taşı,  Tarhunt / Tarhun / Tarkun / Tarkan /Tarqu, Erman / Arman / Arma, gibi. Ya da "Frigce" dedikleri OVA sözcüğünün de Türkçe kökenli olması gibi...) [Luvice Sorunu]

3 - Pelasgların Grek öncesi Batı Anadolu, Adalar ve Kıta Yunanistan'ın yerli halkı olmakla birlikte, Pelasgcanın Hintavrupa dil sınıfında değil, Türkçe gibi eklemel dil sınıfında olduğu kanıtlanmışken, neden araştırmacıların "Pelasgca/Luvice" diyerek iki farklı sınıfta yer alan dilleri birleştirdikleri sorgulanmalıdır !

4 - Birçok Pelasgca sözcüğün Luvice ilan edilip edilmediği sorgulanmalıdır ! Hatta neden Pelasgların ısrarla "Luvi" ilan edilmek istendiği sorgulanmalıdır !

5 -  Neden ilk dönemdeki araştırmalarda "Hittite-Moschi (Muşki)" yazarken şimdi "Hitit-Luvice" yazdıkları sorgulanmalıdır !

6 - Her bölgenin kendine göre hiyeroglif yazıtı olduğuna göre, neden tüm hiyerogliflerin "Luvice" ilan edildiği sorgulanmalıdır !

7 - Hititler döneminde 8 farklı dilin kullanıldığı; yazıtlarda Hattice (özellikle hatırlanmalı ki Hitit öncesi, Anadolu'nun yerlileridir), Sumerce gibi Türkçe gibi eklemeli dil sınıfından ve Hurrice gibi Kafkas dil sınıfından sözcüklerin bulunması; üstüne yine Kaşka (Hatti ve Muşkilerle soydaş oldukları) ve Muşki (Saka Türkleriyle soydaş oldukları) gibi Hintavrupa topluluğu ve dillerinden OLMAYAN toplulukların varlığı ortada iken Anadolu'yu neden ısrarla Hintavrupalıların "anavatanı" yapma çabasında oldukları sorgulanmalıdır !

8 - Neden bu tip (sahte) araştırmaların daha fazla finansal destek aldığı, diğerlerinin ise desteklenmediği sorgulanmalıdır !

9 - Luvici Eberhard Zangger'i Turova eski kazı başkanı Prof. Manfred Korfmann'ın neden kovduğu, neden ona sahtekar dediği, Zangger'in bilim camiasında ciddiye alınmadığı, ancak "bazı çevrelerce" neden "parlatıldığı" da sorgulanmalıdır !

10 - Yurtdışını bırakın, Türkiye'de bile Luviler/Luvice üzerine araştırma yapan, kitap, makale yazıp konferans veren ve de "Luvileri süsleyip püsleyip parlatanları" kimlerin desteklediği de sorgulanmalıdır !


Semra Bayraktar (SB)

***

Luvi-Luvice üzerine yaptığım araştırmalarımdan çıkardığım sonuçlar:

Luvi diye bir halk / etnik yok.

Luvi diye bir devlet / uygarlık yok.

Luvice diye bir dilin olma olasılığı var mı? Olabilir de olmayabilir de! Hitit yazıtları Sumerce, Hattice, Akadca, Asurca, Nesice (Hitit dili) kökenli kelimeler barındırır. Yani Hititler bile 2 kelime buradan, 3 kelime oradan alıp yazıya geçirmiş. Bugün film endüstrisi için bile dil üretebiliyorlar! Ne ki,  Islık Dili gibi bir dil UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alındı. [Hürriyet, 06.12.2017] 

Batı Anadolu'yu, özellikle de Turova'yı Luvice dil sınıfından göstermek için büyük çaba sarf ediyorlar. Tek bir mührün bulunmasıyla (- yazıtı Luvice olarak açıkladılar-)  Turovalılar 'Luvice konuşan halk' olarak ilan edilemez! Bölgenin bir ticari yol üzerinde olduğunu unutmayalım. Luvice dedikleri birçok kelime Pelasgcadır ve Pelasgca kesinlikle Hint-Avrupa dil sınıfına girmezken, Luvice Hint-Avrupa dil sınıfından gösterilir.

Luvileri İtalya'ya kadar götürdüler bile. Hint-Avrupa bakışlı araştırmacılar Etrüskleri Luvice dili sınıfından göstermektedir ki Etrüsklerin Hint-Avrupa dil sınıfından olmadığı defalarca ortaya konulmuştu. Daha da ileri giderek, yerlisinin Pelasglar olduğunu birçok antik kaynak belirtirken, Luviciler "anakara Yunanistan'da bile Luvice konuşuluyor"du demektedirler. Oysa hiçbir anitk kaynak Luvilerden bahsetmez!

Luvice dedikleri dilin Muşki, Kaşka, Saka, Kimmer, hatta ondan öncesi Pelasg ve Hatti olma olasılığı çok yüksektir. Çünkü H.Sayce "Hitit-Moşki" derken makalesinin başlığına, ne olduysa ( ki biliyoruz! )  ondan sonra gelenler makalelerini Hitit-Luvi başlığı altında yazmaya başlamıştır. Eğer Luvice dedikleri bir dil varsa, ki o da M.Ö. 1,400-800 arasında Orta ve Güney Anadolu bölgesinde konuşulmuştu. 

Bunlarla birlikte, Lulubi Türkleri'nin adındaki Lullu/Lulu sözü ile Luvi sözü arasında da ciddi bir ilişki olabilir. Lullu sözü etnik bir ad belirtmediği gibi, Luvi sözü de etnik bir ad değildir. 

Luvi sözünün etnik bir ad olmadığını da "Soros" bursuyla okumuş, Rockefeller'in kurmuş olduğu Chicago Üniversitesinde akademisyenlik yapmış ve Luvi dili araştırması yapan akademisyenin kendisi söylemektedir ; İlya Yakubovich: "Ne Luvi İmparatorluğu diye bir oluşumun gerçekte var olduğuna, ne de Luvice konuşanların tek bir devlet ile bağdaştırıldığına dair hiçbir ipucu yok. Luvi İmparatorluğu diye bir olgunun aslında var olmayışı ve Luvi etnik kökeninin tanımlanmasında ortaya çıkan tüm bu sorunlar hayal kırıklığı yaratmamalıdır" (!)  demektedir... 

Demek ki, hayal kırıklığı yaşamamak için, olmasını arzuladıkları "şeyi" "yaratmak" zorundalar !

Luvi ve Luvice üzerine yapılan araştırmacıları ile üniversitelerini, kitaplarını basan yayınevlerini, makalelerini yayınlayan "hakemli" dergilerini ve hatta onları destekleyen kardeş örgütleri 2 kere, hatta 4 kere kontrol etmeliyiz. Çünkü kurucuları ve sponsorları, ki bu çok önemlidir, basın ve kitaplardan öğrendiğimiz yeni dünya düzencileridir. Nasıl bir ağın içinde olduğumuzu anlamak için Mustafa Yıldırım'ın "Sivil Örümceğin Ağında" ve "Ortağın Çocukları" kitapları sanırım bir fikir verecektir. Güler Sabancı'ya Rockefeller ödülünün verilmesi gibi ya da "Tarih Vakfı"na Rockefeller desteği gibi. Veya Bilderberg üyesi olan Koç Hanedanına ait Koç Üniversitesi'nin bünyesindeki Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nin ( ANAMED) Luvice'yi araştırmalarına katması gibi.

1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi vardır! Propaganda  Üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştır. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ı görürüz.

Kısaca demem o ki, okuduğumuz her şeyi sorgulayalım, araştıralım, çünkü "bilim dünyası" birkaç elitin kuklası durumundadır ki "bilim dünyası"nın "hakemli" dergileri de işine gelmeyen hiçbir makaleyi, doğruları gösterseniz bile zorluk çıkarır, hatta yayınlamaz.


SB.


EK:

* "Aratta'dan sonra M.Ö. 2,300' lerde ortaya çıkan Lulu boyları, ikinci Türk Eli. Enkidu lullu-awilu(Lulu-kişi), yani Lulu soylu verilir, ama etnik manada değil, yabanı anlamındadır. Lulu ve Gut dağılınca, küçük boylara ayrıldı."

Prof.Dr. Firudin Ağasıoğlu, Lulu Eli, Ön Asya'da Kurulan Türk Devletleri, Dokuz Bitik 3

* "Asur topraklarında yaşayan Kutlar (Gut)/Kut-Lulubi adıyla anılan boylar. Hurrice Lulu dağlı, Urartuca düşman demekti. Lulubiler, Elamlar, Gutiler, Kassiler ve Mannalara kök ve dil bakımından yakındı. Lulubi sözüne MÖ 3000'lerde rastlanıyor."

Prof.Dr. M.Taki Zehtabi, İran Türklerinin Eski Tarihi

* "Lulubi etnonimi Türk kökenlidir, Lu>insan, bi>çoğul eki = Lulubi > insanlar, ulus, halk"

Prof.Dr. Aləkbər Ələkbərov, Lulubi Etnoniminin Kökeni


İlk kez 27 Şubat 2020 de yayınlanmıştı:

***

EK:

Bergama'nın eski Belediye Başkanı (kitapları da var!) Sefa Taşkın'ın Luviler konferansını izleyin ve şimdiye dek öğrendiğimiz bilgilerle kıyaslayalım!

Video 1 ; Video 2 ; Video 3 ; Video 4 ; Video 5

Ayrıca Sefa Taşkın hakkında daha fazla bilgi isteyenler

Necip Hablemitoğlu'nun "Alman Vakıfları: Bergama Dosyası" adlı kitabını okumalı.


Taşkın'ın gösterdiği bölgelere, tarihlere bakınız ve Hatti-Kaşka kronolojisi ve Hitit-Kaşka mücadelesini hatırlayınız. Verdiği isim ve kelimelere, Luvilerin yayıldığı coğrafyaya dikkat ediniz. Peki ya 3.bölümde anlattığı tuz-ekmek hakkına ne demeli?**

MÖ 1700lerde siyasi hayatı başlayan Hititlerden önce yerlisi olan Hattilerin hepsi katledildi mi? Hayır.

Hititlerin ezeli düşmanı Kaşkalar ve Muşkilerin MÖ 11.yy'da Anadolu'da hem batıda hem de doğuda görülmesine ne demeli?...

Daha ne diyebilirim ki?...

"Luviciler" yeni "Turova Atları"dır...


SB


** Tuz-Ekmek Hakkını daha önce paylaşmıştım ( 8.12.2017 )... 

"İyen duzun urar" (Yediğin tuz çarpar)

Sen bana bir kötülük yaparsan, yediğin tuzdan dolayı yaptığın kötülük sana geri döner. Yaptığın kötülüğün aynısı senin başına gelir. (Türkmen Deyimi)



Modern Lawrence’lar Arazide: Anadolu’dan Anavatan Yaratma Fikri ve Luviler
Arkeolog Sergen Çirkin, Mart 7, 2019 Asım Us takma adıyla Bilimdilindeki makalesi


Son yıllarda Avrupa merkezli bazı vakıflar, Anadolu’da yeni bir “Luvicilik” akımı başlattılar… Bu vakıfların finans ve idare merkezleri Avrupa’da yer almaktadır; ancak aktif çalışma sahaları Anadolu’dur…

Yabancı vakıfların ilgi odağı olan Luviler, Batı Anadolu’da Tunç Çağı boyunca yaşamış bir uygarlıktır. Peki bu yoğun ilginin ve aktarılan Avrupa kaynaklı finansal desteğin sebebi nedir?

Söz konusu vakıflar, Hint-Avrupa kültürünün temelleri Anadolu’da atılmıştır diyorlar. Yani “Avrupa” için bir kültürel “Anavatan” yaratma çabası güdülüyor, ancak bu çaba daha edebi söylemler ile perdeleniyor…

Bu doğrultuda Halikarnas Balıkçısı gibi 40’lı yılların ünlü yazarlarınca oluşturulan “Mavi Anadoluculuk” akımından dahi besleniyorlar… “Batı uygarlığının temeli kadim Anadolu toprağıdır.” gibi cümleler kurarak, esas düşünceyi daha edebi bir söylemle sunuyorlar…

Atatürk Tehdidi Görmüştü

Bu teoriler elbette yeni değil, bir asırdan beri var… Atatürk de zamanında söz edilen teoriler ile yaratılmak istenen tehlikeyi görmüş ve Anadolu’nun en eski uygarlığını arama işlerine girişmişti.

Atatürk,  Hint-Avrupacı teoriler karşısında “Hatti” kültürüne sarılmış ve Alacahöyük kazılarını yaptırmıştı. Çünkü Anadolu’nun merkezindeki en eski devleti Hattiler kurmuştu ve bu insanlar Asyalıydı. Bugün modern arkeoloji Hattilerin Asyalı bir dil kullandıklarını, uzantılarının Kafkasya sahasına kadar yayıldığını, dil ve kültür yönünden Hint-Avrupalılarla veya Samiler ile hiçbir bağlarının olmadığını ortaya koymuştur.

Üstelik en eski yazılı Hint-Avrupa dili olan Hititçeye ve Hititlere dahi ismini verenler, Anadolu’nun bu kadim halkı Hattilerdir. Pek çoğumuzun Hitit Güneş Kursu olarak bildiği kült sembolü de, aslında bir Hatti sembolüdür ve Atatürk’ün yaptırdığı kazılarda gün yüzüne çıkmıştır.

Aleviler ve Luviler: Işık Halkı Sahtekarlığı

Söz konusu Avrupalı vakıflar işin daha akademik yanları ile ilgileniyorlar. Ancak bu vakıflar ile resmi bağları olmasa da görüş olarak onları destekleyen bazı yerel gruplar mevcut. Bu grupların ilgi odağında ise Aleviler var.

Alevi inançlarının kökeni, Anadolu Luvi inançlarına dayandırılıyor. Hatta bu köken ilişkisi, bazı absürt etimolojik benzerlikler ile destekleniyor…

Luvi kelimesi “Işık” anlamına gelmektedir. Birçok Hint-Avrupa dilinde de ışık kelimesi bu kökten türemiştir: İngilizce light, Almanca licht, İspanyolca Luz, İtalyanca Lure ve Latince lux gibi…

Alevi isminin aslında “Alev” kelimesinden geldiği ve antik ışık halkı Luviler ile ilişkili olduğu belirtilerek, Alevilerin Luvilerin torunları olduğu düşüncesi yerleştiriliyor.

Halbuki bilindiği gibi Anadolu’da Alevi zümreler modern dönem öncesinde Kalenderi, Bektaşi, Kızılbaş, Tahtacı gibi farklı isimlerle anılıyorlardı. Alevi sözcüğü son birkaç yüzyılda yaygınlık kazanıp diğerlerinin yerini almıştır.

Peki, neden Aleviler ve Luviler arasında bir bağlantı kurulmak istenmektedir? Çünkü, “Anadolu” Avrupa’nın “Anavatanı” olarak görülüyor ve Aleviler de aslında bu kültürün, Anadolu’da yaşayan mirasçılarıdır deniliyor. Alevi toplumunun köklerinde kültürel bir yozlaşma sağlanarak, Anadolu’da yeni bir nüfus mühendisliği yaratılmak isteniyor… Çoğunlukla yarı göçer Türkmenlerden oluşan, Asyalı eski Şamanik inançlarını bir şekilde yaşamaya devam eden, İslam’ı dahi medrese usulünce tanımayan bu insanları, Luviler gibi marjinal bir tarihi uygarlığa dayandırmak tek kelimeyle “saçmalıktır.”

Bu vakıflar yukarıda söz ettiğimiz görüşler dâhilinde çok çeşitli kitaplar, broşürler ve kısa filimler hazırlıyorlar… Hatta bu görüşleri savunan araştırmacılar, Anadolu’nun çeşitli üniversitelerinde konferanslar düzenliyorlar… Bu sayede arkeoloji ve Eski Çağ alanlarında öğrenim gören öğrenciler üzerinde, bir etki yaratmaya çalışıyorlar…

Sosyal Medya

En iyi çalıştıkları alan sosyal medya, üstü örtülü köken teorilerini, edebi kılıflar ile kitleler arasında yaygınlaştırıp bir algı yönetimi oluşturuyorlar… Atatürk’ün neden birer Dil ve Tarih Kurumu kurduğunu ve ömrünün sonuna dek bu işlerle uğraştığını anımsarsanız, tehdidin farkına belki varsabilirsiniz..!

Asım US


Türkçe kökenli olan Trqqas'ı "Luvice" yapanları
Yedikleri Tuz Çarpsın!

26 Temmuz 2020 Pazar

Üç Gözlüler



Turova - Zeus - Üç Gözlüler - Okunev


Zeus adı, Hesiod (MÖ 7.yy), İlyada (yazıya geçirilme MÖ 6.yy), Herodot (MÖ 5.yy) gibi geç bir tarihte Grek kaynaklarında karşımıza çıkıyor. Oysa Trakya'da tanrı için "ziu/zia" sözleri var ki Trakya'dan geldiği savulunan Sabazios (ki Saban Türkçedir ve hala Sabantoy olarak kutlanır) at üzerinde göklerde gezen "Göçebe Gök ve Arpa Tanrısı" olarak gösterilir... ki Grekler ata MÖ 7.yy'dan sonra biner. Bununla birlikte Miken yazıtları dedikleri Linear B yazıtlarında (link1- link2) tanrı için "di-wo, di-we" sözleri kullanılmış, yani Zeus'taki ya da Trakya'daki gibi -z- ile değil. Turova'ya hem doğudan hem de batıdan göç var, ki bunların arasında Traklar da gösterilir. Ancak Trakların atası olarak gösterilen "Tiras" Türkçedir ve 'Togarma'nın amcasıdır; Togarma'nın amcası olan Tiras'in da babası Gomer/Kimmer'in diğer bir oğlu Aşkenaz, yani Hazarların atası, 10.yy'da Hazarlara tıpkı Sabazios sözündeki Saba gibi Sabir/Sabar da denilmekteydi... 

Togarma'nın oğlu olan "Taurus (Türk)" sözünü Turova da görürüz. Hitit metinlerinde Turova ülkesi ya da kenti için "Tarausia" sözü kullanılır, tıpkı bugünün Kırım ve çevresine zamanında "Taurisi Scythia"sı dedikleri gibi. Ayrıca Hitit metinlerinde geçen Tegarama (Gürün/Sivas) kentinin adı da Togarma'dan gelir. Tiras aynı zamanda "Tursha-Teresh" olarak da Etrüsklerin atası sayılmaktadır. ... Kırım ve Balkanlar'daki Kimmer-İskit varlığını da hatırlarsak, Sabazios'un bir Frig değilde bir İskit tanrısı/iyesi (ya da kam) olması yüksektir. Bu sebeple Zeus sözünün "di-we, ya da di-wo"dan ziyade "Sabazios"tan türetildiğini düşünüyorum, ki görevleri hem "Zeus" hem de Anadolulu "Şarap/Bağ Tanrısı Dionysos"ta görülür.

Özetle, Greklerin tanrılar düzeni, MÖ 8.yy'dan sonra Hesiod, İlyada, Euripides ve Herodot gibi yazar ve şairler tarafından "sonradan" oluşturulmuş. Herodot'un İskit atası olarak Zeus'u vermesi onun İskitlerin ne olarak adlandırdığını bilmemesinden kaynaklanıyor ki bir başka yerde Papaios (Papa-Baba) olarak verir ki İskit-Türklerinin Atamız demiş olması Herodot tarafından "Tanrı-Zeus" olarak algılanmış olması da muhtemeldir. Çünkü Greklerin kültüründe Tanrılar ata olarak verilir. İskitler ise tanrıları değil, insanları ata olarak gösterir, bunlardan biri Herkül (Erkle) ve diğeri de Targitaos'tur (Targitay). Ancak Herodot'a göre  her ikisinin de babası Zeus'tur. Soy atama/bağlama bir yasayla MÖ 6.yy'da gerçekleşmiş. Her aileye ya da kavme birer ata bahşedilmiş ve Herodot gerçekleşen bu olaydan tam 100 yıl sonra yazmış. Ayıca kıta Yunanistan'ın yerli halkı her kaynakta "Hint-Avrupalı olmayan" Pelasg (Etrüsklerin de atası) ve Lelegler olarak geçer ki bunların soyundan gelenler de Turova ile birlikte Batı Anadolu'nun yerlilerindendir.

Dionysos'a gelirsek;
Frig-Lidya coğrafyasında asıl adı Bacchus'tur ve Bağ/Buğ = "Tanrı-Bağcı" olarak Türkçedir. Her ne kadar Hesiod Dionysos'tan bahsetse de Bacchus sözü ise Euripides'in Bakkha'lar eseriyle MÖ 5.yy'da kıta Yunanistan'a girer. Ancak "Dionysos" adı Zeus'tan doğurulduğu için, Linear B'deki gibi "di-we/di-wo"dan türetilmiştir. -nysos için ise Nysia (Sultanhisar-Aydın) da doğduğu için geldiği ve Dio adına eklendiği öne sürürlür. Bir başka açıklamaya göre de Linear B yazıtındaki "di-wo-nu-so" dan türetildiği, ama -nuso'nun kökeni bilinmediği, hatta belki de "nüsa=ağaç" (MÖ 6.yy) anlamına geldiği de tartışılır. Yine de "nüso" sözü Hint-Avrupa dillerinden değildir... ki Bacchus/Dionysos "Asma/Bağ" tanrısı olduğu için asma da "ağaç" gibi görüldüğü için "ağaç tanrısı" olarak kabul edilebilinir. Ayrıca Pelasgların yerlisi olduğu Boeotia'da Dionysos "Ağacın içinde yaşayan tanrı" olarak anılır ve kurbanlar verilirdi. Bacchus için Sabazios'taki ya da Saban'daki gibi "Bakkhoi-Saboi" denildiği de bilinir. Arkeolojik kazılar da asmanın anavatanının Kafkasya ve Anadolu olduğunu, MÖ 3500'lerden beri de bilindiğini gösterir. Ve Dionysos nasıl Kibele'den doğmuşsa, Sabazios da ondan doğurulmuştur. Ancak daha sonra Zeus, Sabazios ile Dionysos'un babası yapılır. Burada "yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan" sorusunu sorabiliriz. Bu tıpkı Afrodit'in öyküsüne benziyor; Afrodit Hesiod'ta Zeus'un halası iken, İlyada'da Zeus'un kızıdır. Çok net olan ise; Hint-Avrupa dillerinde kullanılan "wine (şarap)" ve  "vineyard (üzüm bağı)" sözlerinin "Bacchus" ile yakından uzaktan alakası olmadığı gibi,  "Saban" sözünü de anlamıyla Türkçe olarak açıklayabiliyoruz.


Turova Kralı Pirim'in ülkesindeki Zeus (tabi ki adı Zeus değildi, ancak ne olduğunu bilemeyiz) tapınağında bulunan ahşap heykelin de "üç gözü" vardı... Odysseus'un kör ettiği dev Kiklop da aslında tek gözlü değil, "üç gözlü" idi, çünkü adında anlamı "çok" olan "Poly" var ki bu da dev Kiklopların aslında "üç gözlü" olduğunu gösterir. Pelasglar duvar ustaları olarak da tanınmıştır, hatta Atina Akropolünün duvarlarını Pelasglar inşa etmiştir. Bu tip duvalara ya Pelasgic ya da Kiklop denilmiştir. Bu durumda Kikloplar da Pelasg soyludur.


Semra Bayraktar



Üç Gözlüler

* Kam (Şaman), Proto-Türk-Okunev MÖ 2500-1800 / Hakasya
* Sicilyalı Galatea ile Kiklop Polyphemus mozaiği / Cordoba-İspanya (Kordoba yer adı da Türkçe), Roma dönemi MS 2.yy.


Kam (Shaman)




Soru ve yorum:
Bağ-Buğ sözünün Tanrı anlamına geldiği ve eski dönemde kullanıldığı;
Buğday sözünün de tanrının yiyeceği olduğu için bağ-buğ sözünden türetildiği;
Aynı zamanda üzüm bağlarının da bu sözden türetildiği, çünkü Grek mitolojisindeki Anadolu kökenli tanrı Dionysos'un hem sabana öküz koşan (çiftçilik-buğday), hem de şarabın (üzüm bağları) tanrısı olmasından dolayı öz adı olan Bakkhos (Bacch-os)'u aldığı (Dİonysos adını Zeus'tan doğurulduktan (!) sonra alır, çünkü Dionysos zorla kıta Yunanistan'a girmiştir) ki Bağ sözü Türk Dünyasında üzüm bağlarıdır.
Rusçada tanrı sözüne karşılık Bog (Бог) sözünün de Türkçeden geçtiği;

Soru: Bağ-Buğ = Tanrı ; doğru mudur?
Yorum: Doğru ise Bacch-os sözü özüyle tanrı demektir ve Türkçe kökenlidir. Hem Buğday, hem de üzüm şarabı tanrıyı ifade eder... Bu sebeple Hıristiyanlıkta "İsa'nın kanı" diye şarap içmekteler...


* Bağdaş kurarak oturmak da buradan geliyor olabilir, tanrının mekanı, kut alan alp kağan...
* Türk Mitolojisinde Yaşıl Han > Bacchus'un Ağaç Tanrısı olması...
* Buğu > Hakan ve elitlerin yakılarak defnedilmesi, tanrıyla bütünleşmek (ozlaşmak)
* Bağrı yanmak, gönül bağı, bağırmak, bağışlamak, bayılmak (beğenmek)
* Bağdat - Bağdadı = Karnını doyurmak, Tanrı tarafından bağışlanmak
* Bagh > "god"

* Prof.Dr. Karjaubay Sarthocaoğlu (Kazakistan) Orhun yazıtlarından örnek vererek şunları söyler: - Bu örnekler eski Türklerin dinlerini Böge, Böke, Bögü ve dinlerini Bögü olarak adlandırdıklarını göstermektedir. [Mine bul mısaldar bayırğı türikterdiñ din basın böge, böke, bögü dep ataytının, dinin de Bögü dep aytatınına kwä bolamız.] Bögü (Täñirlik) / Bögü (Tanrılık)



Bu sebeple, "Buğ-Bağ > Bacc(-os)" sözleriyle ilgili olabilir; Bögü > Kam
* Bögü Kağan ... gibi
* Bruja (Bruha) > Büyücü=Kam > Jade (Yada) Taşı > Jada=Cadı
SB





15 Mayıs 2020 Cuma

Luvice Sorunu



Taru ve Tarhunt sözcüklerinin etimolojisi Türkçedir ve hâlâ Türkçe konuşan Türk boyları ve Türkler arasında kullanılmaktadır. Tar sözü Azerbaycan Türkleri arasında "Tanrı" anlamında kullanılmaktadır. Tarhun / Tarhan / Darhan ve Tarkan / Darkan, Türk Kağanlığı (Göktürkler) döneminde Kağan'dan sonra ikinci sırada gelen bir unvan olarak kullanılmıştır. Daha sonra Hazar Türkleri, Peçenek Türkleri veya Kuman Türkleri gibi Türk devletleri tarafından da kullanılmıştır ki bu da bizi bugüne getirir; Erkek adı olarak kullanılmakta olan "Tarkan" popüler bir erkek adıdır.

Luvice gibi saçma açıklamalar yapmayı bırakın! "Luvice" sadece Türk dilini gizlemek için kullanılmakta! Türkçe konuşan Türk boyları, M.Ö. 2000 yılında gelen ancak M.Ö. 1700'den sonra bir imparatorluk kurabilen Hitit döneminden önce de Anadolu'daydı. Taru sözü Hattice (Hititlerden önceki yerli halk) ise bu Hattilerin Türkçenin konuştuğunu gösteren bir kanıttır!

Bu "Luvice" saçmalıklarına inanmayın, burada kesinlikle bir sahtekarlık dönüyor!... Hint-Avrupa dilli halklar, ki Luvice de "onların" iddia ettiği gibi bu dilden, neden asla ama asla Tarhun veya Tarkan kelimesini kullanmıyor, kullanmadı? Aksine, bu sözcükler Türkçede yaşıyor!

Akkadca olduğunu iddia ettikleri "Adad" bile Akkadca değil, Sumerce ve Türkçedir. ATATÜRK'te olduğu gibi "baba, ata" anlamına gelmektedir. Doğu'nun en uzak Asya'sından Batı'ya kadar Türkçe konuşan halklar arasında, her yerde Ata ile başlayan özel ad ya da yer adı olarak karşımıza çıkar.

Luvice olduğu iddia edilen kelimelerden sadece 4 tanesini (Tarhunt-İmar-Ata-Tap) buraya aldım ve bu buzdağının görünen sadece küçük bir bölümüdür, artık gerisini siz düşünün...

SB

"Luvice" bir saçmalık ve çöptür, çünkü Pelasgca/Luvice ya da Hititçe/Muşkice olarak yazılan makale ya da kitaplardan Pelasgca çıkartılır (ki arkaik Türkçedir), Muşki çıkartılır (ki Saka Türk boyudur, Türkçe konuşur) ve geriye arzu ettikleri "dil" grubu kalır ve sözde "Luvice"ye dönüştürülür. Bu çalışmalar da Türkçeyi örtbas etmek için icat edilmiştir.

"Türkic" kelimesini kullanmıyorum, çünkü etnik kökeni tanımlamamaktadır. Tüm Türk boyları Türk'tür, Hazar, Kuman (Kıpçak), Göktürk, Osmanlı, Selçuklu, Oğuz veya Safevi, Avşar, Artuklu, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Yakut (Sakha) vb. gibiler ön adıdır. Bu yüzden daima "Türkik" yerine "Türk" kelimesini kullanıyorum.






Taru and Tarhunt Turkish of etymology, and still used among Turkish speaking Turkish tribes and Turks. Tar is used as meaning "God" among Azerbaijani Turks. Tarhun/Tarhan/Darhan and Tarkan/Darkan is a title, which was used in the Turkish Khaganate (Gokturks) period, and was the second after the Khagan (Kağan). Also used as male name by the Turkish States, like Khazar-Turks, Pecheneg-Turks or Cuman Turks, which brings us to today; a popular male name "Tarkan".

So stop bullshiting with explanations as Luwian. "Luwian" is just used to hide the Turkish language! Turkish tribes, who spoke Turkish, was in Anatolia at BC times, even before the Hittite period, which came at 2000 BC, but established an empire after 1700 BC. If Taru was Hattic (before Hittites), even that proof that the Hattians where Turkish speaking!

Don't believe in these "Luwian" nonsense, there is absolutely a fraud here!...How come that the peoples of Indo-European languages, Luwian is one them as "they" claim, never ever use the word Tarhun or Tarkan? On the contrary, it lives in Turkish !

Even Adad, which they claim it is Akkadian, is not Akkadian but Sumerian and Turkish, because it means "father, ancestor" as in ATATÜRK. You can see everywhere as names or toponyms which begins with Ata, from the far east Asia to the west, among Turkish speaking people.

SB

Tarkan on Orkhon (Orhun) inscriptions




"Luwian" is nonsense and a trash
Invented to cover up Turkish.

I don't use the word "Turkic", because it does not define the ethnicity. And all Turkish tribes are Turks, it is the surname of the ethnicity, which has Khazar, Cuman, Gökturks, Ottoman, Seljuk, Oghuz or Safavid, Afsharid, Artuqid, Kazakh, Kyrgyz, Uzbek, Turkmen, Yakuts (Sakha), etc. as name. Therefore I will always use the word Türk.



EKLER (Additional) / ÖRNEKLER: (Examples)

- ATA / ADA , AMMA / ANA-ANNE-ENE , TAP



ATTA = FATHER

Turkish of etymology, not Hittite or Luwian! Even before "Hittite" it was used in Mesopotamia by Sumerians as ADDA-ABBA > Turkish; ATA-BABA

..." the variants U-ta and U-na stands for Tarhunt(a) and Tarhun(n)a- the Luvian and Hittite names of the Storm-god respectively.." Is it?...

U-ta and U-na = A-ta and A-na

AMMA/ANNI/ENE/ENI/ = MOTHER
Turkish of etymology, not Hittite or Luwian! 
Sumerian AMMA > Turkish; ANA-ANNE-ENE



And these words are passed by Turkish speaking people to others!


TAPALA > TAP
Meaning of TAP  "Worship" in Turkish!

TAP+ALA = Worship+Supreme
TAP+ULU = Worship+Almighty

TURKİSH of ETYMOLOGY




-  "İmar" sözü Luviceymiş !

"... Luvi tanrısı olan İmmarn(a)/i sözü Luvice 'açık ülke' anlamına gelen *immara- sözünden türetilmiştir...."

Bu açıklama tamamen saçmalıktır! Hint-Avrupa dilli halklar hiç "İmmara", yani İmar sözünü kullanıyormu? HAYIR! Ama Türkler kullanıyor...


".... Luvian theonym Immarn(a)/i is derived from Luv. *immara- 'open country'..."

This is totally nonsense! Does the Indo-European language people use the word "immara"? NO! But Turkish people do... It's Arabic, which comes from Akkadian (look for Akkadian-Turkish similarities)



- Türkçede kullandığımız -lı/-li ekleri Hint-Avrupa dillerinde yoktur! Hatticede de vardır -lı/li eki ve "Ankaralı" daki anlamıyla kullanılır.(bnz. Ahmet Ünal-Hititler)


The -lı / -li suffixes that we use in Turkish are not available in Indo-European languages! (İzmirli = From İzmir), Bebekli kadın = Woman with baby), (Babilli = From Babylon, a citizen of Babylon > Babylonian)... Luwian? Really? Is totally nonsense!




TÜRKÇE / TURKİSH





4 Nisan 2019 Perşembe

Ogygus - Oğuz




"THEBES toprağını işgal eden ilk kişinin Ektenler olduğu söylenir; ki kralı OGYGUS idi, yerliydi. Adından OGYGİAN türeterek şairlerin çoğu tarafından kullanılıldı, ki bir THEBES eserinde mevcuttur. Ektenler vebayla yok olduğu söyleniyor. Onlardan sonra yabancı olmayan Boeotialı boylardan Hyanteler ile Aoneler buralara yerleşti. Buradaki kabileler Kadmus yönetimi altındaki Fenike ordusunun işgaliyle yenildiler."

Pausanias
(Lidyalı gezgin, coğrafyacı, MS 2.yy)
"The first to occupy the land of THEBES are said to have been the Ectenes; whose king was OGYGUS, an aborhinal. From his name drived OGYGİAN, which is an epithet of THEBES used by most of the poets. The Ectenes perished, they say, by pestilence, and after them there settled in the land the Hyantes and the Aones, who I think were Boeotian tribes and not foreigners. When the Phoenician army under Cadmus invaded the land these tribes were defeated..."- Pausanias 9.5.1/2. (Description of Greece)


THEBES (rakım 215 m.) - TEPE / Türkçe
Bölgenin ilk yerleşimcileri PELASGLAR

OGYGUS - OĞUZ !

FENİKELİLER sonradan gelmiş! Bu durumda yazı da sonradan gelmiş oluyor, çünkü bu topluluğun (Pelasgların) zaten bir yazısı vardı!

Ve Ogygus kelimesini ne kökenini ne de anlamını çözebilmişler !

"Ogyges, Ogygus or Ogygos (Greek: Ὠγύγης or Ὤγυγος) is a primeval mythological ruler in ancient Greece, generally of Boeotia, but an alternative tradition makes him the first king of Attica. Though the original etymology and meaning are uncertain, the Greek word Ogygios (Ωγύγιος), meaning Ogygian, came to be synonymous with "primeval," "primal," or "from earliest ages." - link



Homer'e atfedilen Odyssey destanında geçen Ogygus:

ODYSSEUS'un 7 YIL 'Tutsak' kaldığı Ada 'OGYGİE'
"Gitsin bir koşu Ogygie Adasına" - 1.85 -
"Ogygie Adasından ayrılalı beri" - 6.172 -
"Ogygie adlı bir ada var, ta uzakta, denizin ortasında, Atlas'ın kurnaz kızı oturur orada, Kalypso" - 7.244-254 -
"ve böylece çalkalandım durdum daha dokuz gün, tanrılar attı beni Ogygie Adasına onuncu gün" - 12.448 -



Odysseus adı antik vazolarda Oduseus olarak geçer ve grek kökenli değildir.

Strabon ne diyordu? "...vaktiyle barbarların kullandıkları isimlerden Yunanca isimler türetmek..." (13.52)

Yani Oğuz kelimesinden Ogygie kelimesini türetmişler. Bu da demek oluyor ki Homer'den önce bile Oğuz kelimesi Anadolu'da biliniyordu.


SB


Ek:



6 Eylül 2018 Perşembe

Çeviriler orjinal isimlere sadık kalınmayınca …!





Vergilius - AENEAS

Verg.A. 2.100-104 / çeviri İsmet Zeki Eyuboğlu

Sürdürdü suçlamayı Calhas yardımıyla durmadan,
Neye yarar bu sözleri söylemem anımsatmam?
Sözü uzatmam? Bütün Grekler eşitse gözünüzde,
Kim olduğumu duymanız yeter, öldürtün beni, budur,
İthacus'un dileği, büyük ödül verir Atridesler de.
Çok istedik olayların nedenlerini öğrenmeyi, sormayı,
Bilmezdik Pelasgların tuzaklarını, kuyu kazmalarını.
Titreyerek, düzmece bir içtenlikle sürdürdü konuşmayı:



* Neden orjinal kelime yerine "Yunan" kelimesini kullanıyorlar?
* Pelasglar "Grek" değildir ! ve yine de "Pelasg" kelimesini "Yunan" olarak tercüme etmişler!
* Bizimkiler de "Akha" kelimesini "Grek" diye çevirmiş, yani bugünün tabiriyle "Yunan" olmuş !
* Orjinalde "Teucria" (yani TÜRKİYE yazarken) bizimkiler Troyalılar olarak çevirmeyi uygun görmüş!
* Orjinalde "Dorica" yazarken, bizimkiler "Grek" diye çevirmeyi uygun görmüş!
* Kimlik Hırsızlığı ya da daha doğrusu "Etnik Hırsızlığı" !
* Diğer milletler söz konusu olduğunda ki, bunu özellikle Türkler için yaparlar; (yakın zaman için bile) Selçuk, Peçenek, Avşar, Artuk boy adlarıyla verilirken "Türk" kelimesiyle birlikte kullanılmaz. Halbuki Selçuk, Peçenek, Avşar, Artuk... "ADIMIZ" iken "TÜRK" "SOYADIMIZ"dır.
* Bilim dünyasında "İkiyüzlülük", 
* Ve bunu tüm antik dönem eserlerin çevirilerinde görüyoruz!



Verg. A. 2.100-104 /  J. B. Greenough.

Nec requievit enim, donec, Calchante ministro—
sed quid ego haec autem nequiquam ingrata revolvo?
Quidve moror, si omnis uno ordine habetis Achivos,
idque audire sat est? Iamdudum sumite poenas,
hoc Ithacus velit, et magno mercentur Atridae.”
Tum vero ardemus scitari et quaerere causas,
ignari scelerum tantorum artisque Pelasgae.
Prosequitur pavitans, et ficto pectore fatur:



Verg. A. 2.100-104 / Theodore C. Williams, Ed.

Nor rest had he, till Calchas, as his tool,-
but why unfold this useless, cruel story?
Why make delay? Ye count all sons of Greece
arrayed as one; and to have heard thus far
suffices you. Take now your ripe revenge!
Ulysses smiles and Atreus' royal sons
with liberal price your deed of blood repay.”
We ply him then with passionate appeal
and question all his cause: of guilt so dire
or such Greek guile we harbored not the thought.
So on he prates, with well-feigned grief and fear,
and from his Iying heart thus told his tale:


* Why do they use the word "Greek" instead the original word?
* When it comes to "other nations", they just use the tribe names, especially when it comes to the Turkish Tribes like Seljuks, Pechenegs, Artiquids... these are the names of the tribes, but the surname is "TURK" !
* Pelasgians are not "Greek"! and yet they translated the word "Pelasg" into "Greek" !
* Stealing the "identity", or more acquired "Stealing the Ethnic" !
* Hypocrisy in the scientific world!

SB.






Verg. A.2.21 / çeviri: İsmet Zeki Eyuboğlu

Tenedos derler ünlü bir ada, Troya’nın karşısında,
Varsıl, görkemli yerdi. Priamus krallığı çağında.
Şimdi önemsiz bir onarım, gemi yanaşma yeri.
Oraya sığınır, ıssız koyda saklanırdır Grekler.
Biz de sanırdık uygun yellerle Mycenae’ya giderler.
Sevinmiş bütün Troyalılar, gitmiş sıkıntıları, kaygıları,
Gezmeye çıkmışlar, görmeyince Grekleri, boş kıyılara.


* Verg. A. 2.21 /  J. B. Greenough. (Latin)

Est in conspectu Tenedos, notissima fama
insula, dives opum, Priami dum regna manebant,
nunc tantum sinus et statio male fida carinis:
huc se provecti deserto in litore condunt.
Nos abiisse rati et vento petiisse Mycenas:
ergo omnis longo solvit se Teucria luctu;
panduntur portae; iuvat ire et Dorica castra
desertosque videre locos litusque relictum.


Verg. A. 2.21  / Theodore C. Williams, Ed (English)

In sight of Troy lies Tenedos, an island widely famed
and opulent, ere Priam's kingdom fell,
but a poor haven now, with anchorage
not half secure; 't was thitherward they sailed,
and lurked unseen by that abandoned shore.
We deemed them launched away and sailing far,
bound homeward for Mycenae. Teucria then
threw off her grief inveterate; all her gates
swung wide; exultant went we forth, and saw
the Dorian camp untenanted, the siege
abandoned, and the shore without a keel.



Truvalı Aeneas Kartaca Ecesi Dido tarafından karşılanıyor
Ortaçağ dönemi Avrupa Sanatı





10 Haziran 2018 Pazar

Etrüsk Türk Bağı


Türk və etrusk runik əlifbalarının bir qaynaqdan olması eyni səsin hər iki əlifbada eyni işarə ilə verilməsində daha aydın görünür.

Türk ve Etrüsk runik alfabelerinin aynı kaynaktan geldiği gerçeği, her iki alfabede de aynı sesin aynı sembolle temsil edilmesinden daha da belirginleşmektedir.



Əvəllər ellinlərin yazı gələnəyi olmadığını vurğulayan və Elladada əlifbanın ortaya çıxmasını finiklərə bağlayan, yunanların dəri üzərində yazılan kitabələrə dephtera (dep-deri) deməsini, istifadə edilən əlifbaya finik yazısı deyiminin isə uzum müddət yunan dilində davam etməsini yazan Herodot kadmelərin yunanlara gətirdiyi əlifbada yaranan fərqləri belə izah edir: “Öncə başqa finikiyalılar kimi kadmelərin yazısı finik əlifbasında idi. Sonralar dillərində baş verən dəyişmələr əlifbaya sirayət etmiş və bəzi hərflərin fərqli formaları yaranmışdır.” (Herodot, V. 58)

Siciliyalı Diodora görə, Homerdən öncəki yunan şairləri pelask əlifbasından istifadə etmişlər, bu əlifbaya dayanan yazı türləri Avropaya da yayılmışdır. Belə əlifbanı İtaliyaya pelasklar gətirmişlər. Diodorun fikrinə Böyük Pliniy də tərəfdar çıxmışdır. Bu yorumlar etruskların pelask sayılması ilə bağlıdır. Latın əlifbası da etrusk əlifbasından yaranmışdır.

Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu
Etrüsk-Türk Bağı

Daha önce Helenlerin bir yazı geleneğine sahip olmadığını vurgulayan ve Yunanistan'da alfabenin ortaya çıkışını Fenikelilere atfeden, Yunanlıların deri üzerine yazılan yazıtlara dephtera (deri) adını verdiklerini ve kullanılan alfabe için Fenike yazısı teriminin Yunancada uzun süre devam ettiğini yazan Herodot, Yunanlılara getirilen alfabedeki farklılıkları şöyle açıklıyor: “Başlangıçta, diğer Fenikeliler gibi Kadmeanların yazısı da Fenike alfabesiyleydi. Daha sonra, dillerinde meydana gelen değişiklikler alfabeyi etkiledi ve bazı harflerin farklı biçimleri ortaya çıktı.” (Herodot, V. 58)

Diodorus Siculus'a göre, Homeros'tan önceki Yunan şairleri Pelasg alfabesini kullanmış ve bu alfabeye dayalı yazı türleri de Avrupa'ya yayılmıştır. Pelasglar bu alfabeyi İtalya'ya getirmişlerdir. Yaşlı Pliny de Diodorus'un fikrini desteklemiştir. Bu yorumlar, Etrüsklerin Pelasg olarak değerlendirilmesiyle ilgilidir. Latin alfabesi de Etrüsk alfabesinden türemiştir.








Ek: 
Etrüskler İtalya'ya göçtüğünde zaten alfabeleri vardı, ki "Grek" dedikleri Akhalar (Homer'de öyle geçer) Anadolu'ya göçtüğünde Etrüskler zaten gitmişti.


Virgil Aeneid VIII:600 : "Latium kıyılarında oturan Pelasglar..."

Aynı şey bugünkü Yunanistan içinde geçerlidir. "Hellenler" gelmeden önceki sakinleri Pelasglardı ve bölgenin adı da Pelasg idi. "Hellenler" Pelasglardan sadece duvar inşa etmesini, metali işlemesini değil, dini (Hephaestus ve Poseidon Pelasglı idi) ve yazıyı da öğrenmişti.

Diodorus kitabında, Greklere Fenike'den getirildiği için "harflerin" grup halindekine Fenike, tekil halinde ise ilk getirip kullananların Pelasglar olduğunu bu sebeple de harflere Pelasg denildiğini yazar. Tek harf dedikleri aslında Tamgalardır... :

"Yunanlılar" arasında farklı ritim ve şarkıyı keşfeden ilk kişi Linus'tu, ve Cadmus Fenike'den harfleri getirdiğinde, Linus onları Yunan diline aktaran ilk kişi oldu, her karaktere bir isim vererek, şeklini düzenledi. Şimdi harfler bir grup içinde "Fenike" olarak anıldı, çünkü Yunanlılara Fenikelerden getirilmişti, ama tek harf olduklarında karakterleri ilk kullananlar Pelasglar'dı, ve böylece Pelasgic olarak adlandırıldılar." [çv:SB]


"İşte Dionysius'un anlatımı: Yunanlılar arasında Linus, farklı ritimleri ve şarkıları keşfeden ilk kişiydi ve Cadmus Fenikelilerden harfleri getirdiğinde, Linus yine onları Yunancaya aktaran, her karaktere bir isim veren ve şeklini belirleyen ilk kişi oldu. Harfler, bir grup olarak "Fenike" olarak adlandırılır çünkü Fenikelilerden Yunanlılara getirilmişlerdir, ancak tek tek harfler olarak Pelasglar, aktarılan karakterleri ilk kullananlardır ve bu nedenle "Pelasg" olarak adlandırılırlar. Şiiri ve şarkılarıyla hayranlık uyandıran Linus'un birçok öğrencisi vardı ve en ünlüleri Herakles, Thamyras ve Orpheus'tu. Bu üçünden, lir çalmayı öğrenen Herakles, ruhunun tembelliği yüzünden kendisine öğretilenleri takdir edemedi ve bir keresinde Linus tarafından sopalarla cezalandırıldığında şiddetli bir öfkeye kapılarak öğretmenini lir darbesiyle öldürdü. Ancak olağanüstü doğal yeteneğe sahip olan Thamyras (*), müzik sanatını mükemmelleştirdi ve şarkı söylemedeki mükemmelliğiyle sesinin Müzlerin seslerinden daha güzel olduğunu iddia etti. Bunun üzerine tanrıçalar ona kızarak müzik yeteneğini elinden aldılar ve adamı sakat bıraktılar; tıpkı Homeros'un da şöyle yazdığı gibi: Orada Müzler Trakya'lı Thamyras'la (*) karşılaştılar, Ve şarkısını bitirdiler; ... "


(*) Trakyalı Thamyris adını Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı Tamris olarak verir ve Demir olduğunu yazar: 

"Trak öykülerinde (mitolojisinde) türkücü diye bilinen Tamir sözcüğü Türk uluslarında yaygınca görülen bir kişi adıdır. Bu adın Türkçe karşılıklarında olan Kazakça Damir, Azerice Demir, Tatarca ve Başkırtça Timer kişi adları, insanın kişiliğini belirtmek için kullanılan demir niteleme sözcüğünden oluşmuştur. Eski Türk dilinde "demir" anlamına gelen temür sözcüğü, Temir Boğa, Esen Temmür, Kutluğ Temür örneklerinde olduğu gibi birtakım bileşik kişi adlarında görülmektedir." [Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler] - [ayrıca bknz. İngiltere Tamar Nehri]

* Truvalıların müttefiki Pelasglar bereketli Larissa'da otururlar: Homer İlyada II: 840
* Girit'teki tanrısal Pelasglar: Odysseia XIX: 177

"Hektor adı aslında Ektor'dur." Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu

Arkadaşım M.Saygılı'dan bir teori: "...ilginç yanı Hektor adının Ektor olarak yazılması. Eke bildiğiniz gibi yaşlı, olgun, bilgili anlamındadır Türkçe. Eke-Tor ?"

EKE sözü Türkçedir ve sözlük anlamı da: Bilgili, deneyli, olgun, yetişkin, kurnaz, açıkgöz kimse, bilmiş çocuk, dâhi, demektir. Tor ise Thor, Tur/Tar gibi Türk kelimesinin ilk halidir, Bu yüzden (h)Ektor'un adı EKE TOR/TUR'dur.



"Sea People (Deniz İnsanları) dedikleri Turshalar (Etrüskler) Mısır'a saldırdıktan sonra Fenike kıyılarına gelip yerleşir. Hani derler ya, Hellenler alfabeyi Fenikelilerden aldı diye... Kim gelmiş Fenike kıyılarına? Ne zaman gelmiş?.. Bugünkü Yunanistan'ın ilk sakinleri kimlermiş? Peki "Grek" diye tanımlayıp, aslında Hellenler gibi birçok kavim ve aşiretlerden meydana gelen "Grekleri" [tek bir isim altında toplamakta hiç bir mahsur görmeyip hepsine Hellen diyenler, Türkleri ayrı ayrı boy adlarıyla anmaktan çekinmez, hatta Türk olarak görmez!] bu topluluk ne zaman yazıya geçmişti?... Bu soruların cevabı Pelasgların zaten bir alfabeye sahip olduğunu göstermez mi?...  SB







"İlion kentinin kurucusu, ilk kralı 'Hellenlere' göre, 
Atlas kızı Electra'nın oğlu Dardanos gelmiş 'Teucerler' ülkesine."
Virgil, VIII:135

Teucerler = Türkler