etrüsk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etrüsk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Neden Erkle

 

Bazıları Herkül yerine neden Erkle kelimesini kullandığımı anlayamamış da...

Etrüsklerde Erkle

Erkle - Erk; Yetkisi olan, egemen, iktidar, kuvvet, yöneten, irade.

Arkh (Arkhon/Arhon), Arch(+bishop; Büyük bir bölgeden sorumlu, en yüksek makamdaki din adamı).

Orkun, Orhun, Orhan, Orkan; Yüce önder, yöneten, hâkim, hükmeden.

SB-TST📕



Prof.Dr. F.Ağasıoğlu'nun  da dediği gibi Herkle/Hercules/Erkle adının Goroğlu/Koroğlu'na çıkmasıyla ilgili olarak;







Hera(Era)'nın adında Yer olması ve yerin tanrıçası olması, Herkül'ün adının da onun adında türetildiğinin söylenmesi bu sonucu doğruluyor. Ancak Erk olarak da kabul edilmemesi için de bir sebep yok, çünkü güçlü, kuvvetli bir karakter, öyle ki Bilgemiş'in bir kopyası gibi göksel boğa ve aslanla da güreşiyor. Tabii ki Erk/Ark-/Ork- bağı da anlamları açısında görmezden gelinemez. Başka bir gerçek ise; İskitlerin atası "Herkül -Yer -3 oğul + Targitay - Gök - 3 oğul" ve Oğuz - Gök & Yer - 3'er oğul.


Antalya Arkeoloji Müzesi


HERKÜL (ERKLE) ve ALTIN ELMALAR

Yorgun Herkül'den detay, MS 2.yy, Perge

Antalya Arkeoloji Müzesi


Hesperideslerin, yani Batı Kızlarının Altın Elmalarını çalmak Erkle’nin onbirinci görevidir. Yola koyulan Erkle gökyüzünü taşıyan Atlas’la karşılaşınca görevinden bahseder. Titan Atlas ona yardım edebileceğini, çünkü Hesperidesler ki onlara Atlandites de denilir, onun kızlarıdır. Ancak Erkle karşılığında bir süre gökyüzünü taşımak zorundadır. Erkle bu görevi kabul eder ve Atlas da elmaları almaya gider. Bazı kaynaklara göre de bu çalma işini bizzat Erkle yapmıştır. Elmalarla dönen Atlas’ı kandıran Erkle gökyüzünü ona vererek elmalarla kaçar. Atlas da gökyüzünü tekrar omuzlarına almak zorunda kalır.

Buradaki önemli nokta ise bu elmaların ejder Ladon’un koruması altında olmalarıdır ki Erkle onu öldürmüştür. Aslında bu elmalar ejderin koruması altında değildir. O dönemin insanları hayal güçlerine göre duyduklarını anlamlandırmak istemiştir. Öyle ki bu elmalar bizzat Ejder Ağacı’nın meyveleridir. Ancak araştırmacılar bu bahçenin Fas açıklarındaki Kanarya ya da Cape Verde Adaları olduğunu varsayar. Oysa Ejder Ağacı’nın meyveleri Yemen’e bağlı Sokotra Adası’ndan gelir.

Odissey destanı ile Herodot’ta Etiyopya adı geçer ki bu durumda Erythraean, yani Kızıldeniz’i bildiklerini varsayabiliriz. Sokotra’daki Ejder Ağacı da biliniyor olmalıdır. Bu ağaç ve meyveleri hakkında anlatılanlar Greklere egzotik gelmiş ki üstüne hikâyeler uydurmaktan kaçamamışlar. Ancak bu meyveler Grekler tarafından değil, Fenikeli tüccarlarla batıya taşınır. Hatta Kızıldeniz’in adı olan Erythraen de bu şekilde batıya göçer. Ayrıca Aeneas destanında bahsedilen Hesperia İtalya’nın kendisidir ki Grekler de İtalya’yı Hesperia olarak tanımlar. Böylece Hesperidesleri Fas açıklarında ya da Cape Verde’de aramak yersizdir. Pliny de Kızıldeniz açıklarında Gorgonların yaşadığı Gorgades adasından bahseder ki bu ada Diodorus’un aktardığı Erpata boyu olan Gorgonlara ait olabilir.

Hesiod’un “sonra Hesperidler de doğdu, bu kızlar Okeanos’un diğer tarafında yaşarlar, altın elmalar taşıyan ağaçlardan sorumludurlar,” demesi de Akdeniz’i değil Kızıldeniz’i ifade eder. Çünkü Hesiod MÖ 8.yy’da yaşamıştır ve Grekler henüz Batı Akdeniz’i keşfetmemiştir. Oysa Fenikeli kolonilerin bu dönemde Akdeniz’in batısına doğru hareketleri görülür. Üstelik bu görevler Erkle’ye çok sonradan eklenmiştir ki Erkle Sumerli Bilgameş’in bir kopyasıdır.


SB

Kaynaklar "Turova ve Saka Türkleri 📕"nde





18 Haziran 2026 Perşembe

Basta, Baskeutai, Fasces

 

Bastá (βαστά) ile Baskeutai (βασκευται) sözcükleri Türkçe kökenlidir.

Basmak ve Basımçı/Baskıcı ki bu kelime Faşist kelimesinin de kökenidir; Etrüsklerdeki Fasces Faşist kelimesine dönüşmüştür, ancak onun kökeni Fas- değil Bas-'tır. 1898 yılında bir Etrüsk mezarında (Tomba del Littore, MÖ 7.yy - Vetulonia) demirden fasces bulunmuştu, ama Etrüsk yazıtlarında bununla ilgili bir sözcük henüz bulunamadı. Fasces dedikleri balta-değnek Etrüsk kökenliyse mutlaka bir sözcükleri de vardı ve biliyoruz ki Latinler fascesi ödünç aldıkları gibi kelimeyi de ödünçlenmiş olmalılar. Bu durumda Etrüsklerde "Bas-kes" olarak okunan kelime "Fas-kes" olarak Latinceye geçmiş, ancak Latincede sözcüğe "demet" anlamını yüklemişler. Bu arada Grekçedeki Baskeutai bile bir ipucu vermekte.


SB


* Beekes'e göre Grekçe Basta'nın etimolojisi (?) . Jacobsohn'dan aktarırken (İranian -İskitlerden- ödünç) dediklerinde ise İskitleri İranî sayarlar. Oysa İskitler/Sakalar İranî değil Türkçe konuşmaktadır.

* Baskeutai (βασκευται) - fascides (fasces), bundles (demet) // Hesychius (MS 5.6.yy). Beekes EUR olarak verir. "Kelimenin Makedonca olduğu öne sürülmüştür" der.

Her iki kelimede MS 5.yy'da Hesychius sözlüğünde yer alır.











Baskıcı/Zalim "Fillerin" tepişip "Çimenlere" basmaları !



17 Haziran 2024 Pazartesi

Hestia - OdAna

 

Grek mitolojisindeki Hestia'nın adı Türkçe kökenlidir ve OD ANA'nın karakterini taşır. 


HESTİA KÜLTÜ = OD ANA

* Romalılar'ın Etrüskler'den aldığı ve Hellen kültüründe bulunmayan dairesel yapı;

"Romalılar, Hellenlerde bilinmeyen daire şeklindeki tapınak mimarisini Etrüsklerden ödünç almıştır, ama bu sadece onların Mezar-tümülüslerine tanıdık bir form değil, aynı zamanda favorileriydi. İlk dönemlerde bu dairesel tapınaklar sadece Vesta veya Kibele'ye ithaf edilmiştir." [Hodder, M.Westropp]

* Ateşi beslemek; Saha (Yakut) Türkü ve Hestia Raibeleri;

"İonya'da ocağa Histie denilir ve ailenin evin ortasında bulunur. Bir aileyi mahvetmek ya da sürgün etmek için sadece ocağı dışarıya çıkarmak yeterlidir." [Walter Burkert] ; dediğinde ne anlıyoruz?..

Ocak kültünün Türk Dünyası'nda ve Alevi-Bektaşi Ocakları'nda hala devam etmesi demek:

Hesti/Vesta kültünün kökeni; Ateş İyesi Od-Ana'ya, yani Türk Kültürü'ne dayanır.

Gerçekleri saklayanların OCAĞI SÖNSÜN!

TÜRK KÜLTÜRÜ ve GELENEĞİ


Grekçe konuşanlar Türkçe konuşanlardan duydukları İsti'yi Od Ana'nın karakteriyle birleştirip

kendilerine Hestia adında bir mitolojik karakter yaratmış.

The Greek-speakers combined Isti (TR isti, Ionian H'isti'e), which they heard from the Turkish-speakers,
with the character of Od Ana and created a mythological character named Hestia.



The name of Hestia in Greek mythology is of Turkish origin and bears the character of OD ANA. 


"Romans borrowed from the Etruscans a circular form of temple unknown to the Greeks, but which to their tomb building predecessors must have been not only a familiar but a favourite form....in early times these circular temples were dedicated to Vesta or Cybele." [Handbook of Archaeology: Egyptian-Greek-Etruscan-Roman- Hodder M.Westropp]

What do we (Turks) understand when this tradition is performed? ;
"Hestia, Histie in Ionian, is the normal word for the hearth, the centre of house and family. To banish or destroy a family is to drive out a hearth." [Greek Religion (Yunan Dini) Walter Burkert]

It means that the cult of the hearth still continues in the Turkish World and Alevi-Bektashi Hearths:

The origin of the Hesti/Vesta cult is based on Od-Ana, the Spirit of Fire, i.e. a Turkish Culture and tradition.
Let the "fires of those who hide the truth be extinguished"! (is an expression in Turkish)

TURKISH CULTURE and TRADITION


SB





Ateş ile kötülüklerden arınmak, kımız ile Od-Ana'yı beslemek...

Cleansing from evil with fire, feeding Od-Ana with koumiss.

Turova/Çanakkale - Yakutistan (Saha Cumhuriyeti) yolundaki damgalarımız...
Our stamps on the road from Troy/Çanakkale to Yakutia (Saha Republic Turks).




TURKS and TURKISH

14 Ocak 2024 Pazar

İndo-Aryan Biziz

 Doç.Dr. Tuğrul Kihtir,

"Kuşanlar, Kızıl Hunlar, Ak Hunlar, MS 2.-6.Yüzyıllarda Hindistan'da Türkler" konferansından


 "Bu bölüm bizim tarihimizin üvey evladı muamelesi görmüş bir bölümüdür. Hunlar, Göktürkler, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar, Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, ... say say bitmez bizim tarihimizin kavimleri, boyları, ama bu Ak-Hunlar, Kızıl-Hunlar ve Kuşanlar bizim tarihimizin güney ucudur. Bugün Güney-Asya'da eğer Türk Devleti'nin dostları varsa bu insanlara borçludur... Tarihimiz, bırakın başka tarihlere örnek olmayı, artı, çalınıyor. 15.yüzyıldan itibaren başlayan bu hareket, 18.yüzyılda Avrupa'nın kendisine köken aramasında; ve son zamanlarda da daha eski, Antik Yunan'dan da eski kültür de gerekiyor; çünkü dünya MÖ 500'lerde başlamadı, ondan öncesi de olması gerekti; ve Avrupa toplumları Hint-Avrupalı teorisiyle; Avrupa'dan beyazların MÖ 4000 - 5000 yıllarında , 3000 yıllarında 1500 yıllarında gelerek Sibirya'da yaşayan insanlara medeniyet öğrettiklerini; Afanasyeva kültürünü, Andronova kültürünü, hatta Tagar, Taştık kültürlerini kendilerine ait olduklarını iddia ediyorlar.


Ancak görebildiğimiz bir şey yok, Asya'da Avrupalı yok. Ve atlı arabalarıyla gelip Güney-Sibirya'ya kadar, yani o kadar sistematik bir şekilde söyleniyor ki bu, sadece Uralların batısından doğu kenarlarına değil, taa bizim ilk anavatanımız Yenisey'in çıkış noktalarındaki, oraya Yukarı Havza denir, oysa güneydedir, Baykal Gölü'nün hemen yanındaki bölgeye bile Avrupalılar gelmişler orada yaşayan Sibiryalılara kültür getirmişler. Fakat o zaman at bir binek aracı olarak kullanılmıyor. Atın bir binek aracı olarak kullanılması MÖ 2000'li yıllar. Ve çekici araç olarak kullanılıyor at. Ayrıca Avrupalıların mezarlarında at yok. Bizim kurganlarımız at dolu. Hatta Atlı-Kavim anlamında Tegrek, Kangılı, Tiyele kavimlerinin isimleri Türk Kavimleri. Çinlilerin verdiği. Adında tekerlek geçen bir kavim Uralların batısında yok. Tekerlek, at, demir ve pantolon o zamanki Bozkır kültürünün temel unsurlarıdır.


Herkes yerleşik hayatın daha üst düzey bir medeniyet olduğunu düşünür; "Şehirli". Oysa göçer hayat Di-Cosmo'nun dediği gibi, ki bir Sinolog'tur kendisi, Bozkır hayatındaki dinamik yaşam, üretim tarzı, insanlarda feodal sisteme giden yolu daha önce açan bir yoldur. Ve üretim ilişkilerinde de aşama kaydetmiştir. Çinlilerin kuzey komşuları; Mustafa Kemal Atatürk'ün de çok sevdiği ve konferanslara da davet ettiği Sinolog Eberhard bu konuları çok yazmıştır; MÖ 3000 yılından önce Çin'de tanrılar tarım tanrılarıdır. Gök Tanrı yoktur. Tien-Shan = Tanrı Dağları deniliyor ya işte tanrının oğlu oluyor Çin hükümdarı, ama Çin tarihine bakarsak eğer, efsanevi bir Shia Hanedanı var, bulgusuz, sonra Shan Hanedanı var, sonra da Zhou Hanedanı var.


Zhou Hanedanı'nın başlangıçı MÖ kimilerine göre 1200'ler, kimilerine göre de 1050'liler. O devirden önce tarım tanrıları var, gök tanrı yok. Gök Tanrı kuzeyden gelir. Semavi din kuzeyden gelir. Ve Orhun Abideleri'nde olduğu gibi tanrı tarafından kutsanmak, kutsanmak, kutlu olmak, kut almak, şad olmak, bunları hep kuzeyli kavimlerin kültürleridir. Çin'e demir kullanmayı da Türkler öğretmiştir. Çin'in ilk petroglifleri de yine Güney-Sibirya kökenli insanların çizdiği ve tarzda petrogliflerdir. Çin MÖ 200'lü yıllara kadar şuanki hacminin onda biri kadar. Sürekli ondan sonra genişlemiş.


Esas alan, coğrafya, üretim, hareket, Tekerlekli Kavimler diyor, (yani bunlar uzaylı mı der gibi), tekerlek yok yani. Tekerliği icat eden Türk kavimleri. Evcilleştirilen atı binek hayvanı olarak binen Türk kavimleri. Demiri işleyen Türk kavimleri. Ve Romalılar etekle ata binerken, Çinliler yumuşak ayakkabı kullanırken, Türkler pantolon, çizme giyiyor ve atların üzerinde ipe geçirdikleri üzengiyi kullanıyor. Türkler üzengiyi icat etmiştir. Ata daha iyi yön verebiliyor, atına daha çok hakim oluyor. Demir kuzeyden girer Çin'e. Bunlar kesin şeyler. Ben bunları bir bilim adamı, bir akademisyen olarak, objektif olarak konuşuyorum. Milli duygularla konuşmuyorum. Yalan ortay çıkar. Zaten binlerce kitap var. Kitaplarımın hepsi dipnotludur ve uluslararası kabul görmüş akademisyenlerin, ki çoğu da yabancıdır, referanslarıdır.


Medeniyetin çeşitli aşamaları var. Demir çok önemli bir aşama. İnsanlık tarihine bakarsanız, son kitabım, Ön-Türkler tarihini yazdım, tarih uygarlık ve genetiği ile beraber, göç yolları çok önemli çünkü, batıdan mı doğudan mı, hangi genler nereye gitmiş, bunlarla kanıtlıyoruz, gizlenmemiş araştırmaları o da, doğu araştırmaları Kore ve Japonya'dan geliyor, batıdan gelen araştırmalar genellikle farklı oluyor. Haplogruplar artık bilinen şeyler. Hangi insanlar hangisini taşıdığı biliniyor. Kızıl Hunların ki adları Kidarit'tir aynı zamanda, bu Kızıl Hunların yaşadığı yerden alınan gen araştırmasına göre aynı bölgede yaşıyorlar. Benim soyadım da Kihtir'dir.


Özetle, medeniyetin aşamaları açısından, Türkiye Cumhuriyeti'ne gelmeden önce, MS 16.yüzyıla kadar bir Türk Çağı var. Ortaçağ bir Türk Çağı'dır. Bunlar tesadüf mü oldu? Yani bize batıdan gelmişler, Güney-Sibirya'da seramiği falan öğretmişler, ama hepsini Türkler yenmiş. Madem o kadar üstün medeniyetli insanlar batıda, doğudakiler onları nasıl yenmiş? Biz ırkçılık yapmıyoruz, biz mantık konuşuyoruz. Demiri işlediğiniz zaman, ata bindiğiniz zaman, atın üstüne pantolonla bindiğiniz zaman, o demirden silah yaptığınız zaman ve demirden üzengi yaptığınız zaman, işte süper güçsünüz. O zamanın şartlarında süper güç olmak bu.


İnsanlık tarihine bakarsanız, devletleşme süreci demir çağının sonlarında başlar. Paleolitik dönemde herkes balık tutar, avcılık yapar. Sonraki dönemler, Neolitik, Kalkolitik (Bakır Çağ) ve Tunç Çağı dönem. Neolitik dönem MÖ 8000 -5000, Bakır Çağ MÖ 5000 - 3000, Tunç Çağ MÖ 3000 - 1200 ve binden sonra Demir Dönemi. Yani MÖ 1000'den önce demir yok. Zaten MÖ 12000'lere kadar her yer buzul. Demirle vuran tuncu kırıyor. Demirle vuran süper güç oluyor. Olay bu kadar basit. Türklerin ata mesleği demirciliktir. Zaten Göktürkler'in efsanesinde de Avarlara demircilik yaparlar. Sonra onlar yenerler ve bağımsız olurlar. Atı da var, o da mesafe demek. Ticaret yollarını kontrol etmek demek. Böylece süper güç oluyor.


Batıda güçlü devletler yok, Roma haricinde. Roma'nın da kökeni zaten Etrüskler. Etrüsklerin baş-tanrıçasının adı Turan (Venüs). Bunları biz söylemiyoruz. Bunları Roma'nın kuruluş efsanesini anlatan Vergili Aeneas destanında söylüyor. Turovalıların kim olduğunu söylüyor.


Ve eski zamanlarda Türk kavimleriyle Avrupa kavimleri savaşsalar da bir ortak kültürdeler. Daha henüz dinler girmemiş devreye. Dinler girince insanlar ayrışıyor. Dinden önce ufak çatışmalar, sonra barışmalar. Zaten demir de bulunmamış. Genelde kontrol altında bir yaşam var kavimler arasında. Ama ne zamanki demir bulunuyor, bir taraf üstün geliyor, her tarafı alıyor, öbür taraf da ona düşman oluyor ve kültüründen çıkartıyor. İşte Türkler batının efsanelerinden, İskandinav sagaları dahil, çıkartıldılar. İskandinavların baştanrısı Odin Tyrkialı'dır. Uralların güneyinden geldiğini yazar sagalar. Ve alfabeyi de Odin beraberinde getirmiştir. Runik alfabeyi. Ancak İskandinav runik alfabesinin Türk, Göktürk alfabesiyle benzerliği ortaya çıkınca runik araştırmalar duruyor. Çünkü direk oraya varacak sonu. Şuanda yıllarca runik alfabe çalışması yok. Çünkü her şey ortada. Odin'in runik yazıyla beraber Uralların güneylerinden İskandinavya'ya gelmiş olması, Tyrkland'dan (=Türk Yurdu. SB.) gelmiş olması ortaya çıkacak.


İstanbul'un 1453'deki fethinden sonra Papa II.Pius, önce kardinaldi, 1458'de Papa oldu, bütün Avrupa efsanelerinden İzlanda, İskandinav, Turova hikayelerinden Türklerle ilgili bölümleri kodekslerden çıkarttı. Turova Savaşı'na bakarsanız zaten orada savaşan iki Yunan kavmi değildir. Nasıl ki şuan Ege'nin iki tarafında kıta sahanlığı ve nimetlerinin paylaşılamamasından dolayı yıllardır iki taraf savaşıyorsa, bu Turova Savaşı da aslında Anadolulu halklarla Egeli bir kavmin savaşı. Şimdi Akhalar'dan önce de Pelasglar var. Nitekim Herodot Pelasglar'dan göçer, ata binen (??- SB), savaşçı bir kavim olarak bahsediyor. Sanki Kimmerleri tarif ediyor, İskitleri tarif ediyor, eski Türkleri tarif ediyor. Kimmerler, ki Annemarie v.Gabain dahil, birçok tarihçinin artık üstünde hem fikir olduğu üzere Avrasya kökenli, ortak Türk kökenli kavimler bunlar. Kimmerler, Traklar ki onlarda da kurgana gömme var. Batılılar tümülüs diyor ama bildiğimiz kurgan onlar. Kültür, dil Altay Dil Grubu ya da Hint-Avrupa Dil Grubu olmasıyla her şey apaçık anlaşılıyor. Bir de genetik analizler girdi ki artık çarpıtmaktan, gizlemekten ya da kabul etmekten başka dördüncü bir seçenek yok. 


Türkler kimdir? Asya'dan geldik Moğol'a benzemiyoruz.

Türkler Asyalı beyaz ırktandır. İndo-Aryan aramaya gerek yok, İndo-Aryan biziz."

Doç.Dr. Tuğrul Kihtir

"Kuşanlar, Kızıl Hunlar, Ak Hunlar, MS 2.-6.Yüzyıllarda Hindistan'da Türkler" İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferansından bir kesit. TDAV, 18 Kasım 2023, devamı için YT linki:





31 Ocak 2022 Pazartesi

Etrüsk Vazosunda Toktamış (Toxamis)

 


Ok atan Kimer (Kimerios) ile Toktamış (Toxsamis)

François vazosundan detay - MÖ 570/560

1844 de Chiusi'nin kuzeyindeki bir Etrüsk mezarından çıkarıldı ve bulanın adı verildi. Florence Arkeoloji müzesinde


Toktamış (Tokhtamysh);

Etymology and origin is Turkish, still in use as male name.

Kimmerian (Cimmerian)/Scythian-Turks on François vase, 570/560 BC

Toxamis is Turkish and not "nonsense" or "in other language" as "A.Mayor" claim!

What kind of scholar do you wanna be ; Honest or Dishonest!

Do not underestimate Turkish or Turkish History!

Only Turks use this name "Toxamis" i.e. "Toktamış".



Bu vazoda "Kalydonian Yabandomuzu Avı" mitolojisi anlatılıyor, özetlersek;

Kalydon kralı Oineus hasat bayramında Artemis'i unutur, tanrıça kızar ve devasa bir yabandomuzu salar kente. Kralın oğlu Meleagros komşu kentlerden yardım alarak avlanmaya çıkar. Bu ava Akhilleus'un babası Peleus, Büyük Ayaz'ın babası Salamisli Telamon, Turovalı Helene'nin ikiz ağabeyleri, Helene'yi çocukken kaçıran Atina kralı Aigeus'un oğlu Theseus, Argonot Yason ve Erpata (Amazon) Atalanta gibi birçok karakter katılır ki Kimmerler de oradadır. Kentaurlar olarak anlatılır mitolojide. Bu ava katılan Theuseus'un arkadaşı Peirithoos'la Kentaurlar arasında tartışma çıkar. Peirithoos'un düğününde Kentaurlar eşini kaçırmaya çalışırlar, kavga çıkar ve Kentaurlar bölgeden kovulurlar, bu savaşa "Centaurmachy" derler... Ancak kovulanlar Kimmer Türkleridir.

Bütün mitler birbirleriyle bağlantılıdır.

Akhilleus, Büyük Ayaz ve Aigeusoğlu Thesesus'un oğulları Turova Savaşı'na katılanlardandır. Aigeus ölünce Theseus başa geçecekken Sparta Kralı Tündar'ın (Tyndareus) kızı Helene'yi kaçırır. Dioskurlar olarak da anılan ikiz ağabeyleri kızkardeşleri Helene'yi kurtararak baba evine geri getirir. Bu arada Theseus'un annesi Aithre de Helene'ye yardımcı (köle) olsun diye getirilmiştir. Arkasından da Dioskurlar Atina krallığına Menestheus'u getirirler. Theseus ise kaçarak Skyros kralı Lykomedes'in yanına sığınır, ancak o da onu öldürür. Skyros kralı Lykomedes ise Turova Savaşı'nın çanları çalarken Akhilleus'u saklayan ve kızından torun (Neoptolemos) sahibi olan kraldır. Ancak Theseus bir "kahraman" olarak anılır, oysa Helene'yi asıl kaçıran Pars (Paris) değil Theseus'tur! Kral Menestheus da İlyada'da Akha ordusunda gösterilir!


Semra Bayraktar (SB)



Bayan Yürek-Kazakistan Türk Kaya Resmi, Bronz Çağı ve Kimmer Toktamış
Stil aynı.



Ön Asya Dünyasından İlk Türkler: Kimmerler ve İskitler
Prof.Dr. Taner Tarhan / Türkler Cilt 1












"Türkler MS 11.yy'dan sonra Ege havzasına geldi" safsatası kesin ve net bitmiştir!


12 Temmuz 2021 Pazartesi

Atalanta'dan Telephos'a

 

ATALANTA, (Atalante) Arkadya (ya da Boiotia) bölgesinde ERTEMİ'yi (Artemis) simgeleyen bir avcı kızdır. ARKAS'ın torunu LYKURGOS'un (Lykos=Kurt) oğlu olan babası YASOS (İasos) bir erkek çocuğu olsun istermiş, ancak kızı olunca Atalanta'yı dağa ölsün diye bırakmış. DİŞİ BİR AYININ emzirmesiyle büyüyen Atalanta, daha sonra avcılar tarafından bulunarak yaman bir avcı olarak yetiştirilmiş. Hatta koşuda da kimse onu geçemezmiş. Evlenmek istemediği için de taliplerini kendisiyle koşuda yarışmaya zorlar, hepsini geçer sonra da kargısıyla öldürürmüş. 


DEDE LYKURGOS Spartalıların kurucusu ve Yasa Koyucu'sudur [MÖ.900-800, ancak Miletli Thales'le (MÖ 624-MÖ 546) de arkadaş olduğu söylenir. Mitolojik hikayelerin birçoğu ödünçlenme, öykünme ve uydurma olduğu için tarih uyuşmazlıklarıyla sıkça karşılaşırız.]. Spartalılarda kadın-erkek eşitliğini savunur ve ona göre yasalar koyar. Böylece Spartalı kadınlar da askeri eğitimden geçer, spor faaliyetlerinde bulunur. Hatta evlenecekleri erkeğin kendilerini güreş dahil spor yarışmalarında yenmelerini isterler. Oysa Lykurgos, Turovalıların müttefiki ERPATALARIN (Amazon) destanlarından etkilenip bu yasaları getirmişti.


Atalanta ile Peleus, Pelias'ın cenaze oyunlarında güreşirken. MÖ.500–490


BANU ÇİÇEK, KAHKALARLA GÜLDÜĞÜNÜ DUYUYORUM ;)

Grek kültüründe "güçlü, savaşçı kadınlar" yokken,

eksik kalmasınlar diye kendilerine bir tane uydurmuşlar.


Peki Peleus kimdi?


PELEUS, TELAMON'un kardeşi ve AKHİLLEUS'un (Aşil) da babasıydı. Salamis Kralı TELAMON ise TUROVA Kralı PİRİM'in (Priamos) kızkardeşi ESİN ENE'yi (Hesione) Turova'ya yapılan ilk saldırıda savaş ganimeti olarak alıp götüren kişiydi ve ondan olma oğlu YEĞEN TÜRKER'in (Teucer) de babasıydı. Turovalıların atalarının adı da TÜRKER'dir ve ona saygıdan dolayı (ATA KÜLTÜ) kendilerini her zaman TÜRKER olarak adlandırmışlardır.


YEĞEN TÜRKER her zaman bir ASYALI olarak görülmüş ve betimlemelere de yansıtılmıştı. Turova Savaşı'nda Akhaların tarafında yer alan ve de OKÇULUĞUYLA da ün salan Yeğen TÜRKER kıyafetleri ve sadağıyla İSKİT/SAK TÜRKLERİ gibi betimleniyordu. YAYI ise TÜRK TİPİ YAY'ıydı.



Görsel İlyada'dan; Babadan kardeşi olan BÜYÜK AYAZ (Ajax) kalkanıyla YEĞEN TÜRKER'İ

TUROVA TEGİN'i EKE TUR'UN attığı kayalara karşı korumakta.

Ancak Eke Tur yine de kuzeni Yeğen Türker'i yaralamayı başarır.



Gelelim Akhilleus'a

Akhilleus'in doğum adı Ligyron'dur.The
Adı; Akhilles ya da Aşil değil Ağilefs olarak okunur. Adını Kimmer Kheiron verdiyse adı neycedir?
AĞ = AK Türkçedir / Ağ İl / Achilleus'teki -eus eki de Grekçe değil, Anadoluludur.

Barbar dedikleri Kimmer 'Kentaur'lardan eğitim alan 'Grek Kahramanları' (!)







Kimmer Türkleri, Tengri tamgasıyla Taşbaba - Ukrayna




ATATÜRK ATALARIYLA...

Ankara da 20 adet kurgan vardı. Bunlardan üçü Rasattepe'deydi ve Kimmerler Türklerine ait. Atatürk Orman Çiftliğinde ise küçük bir kurgan daha var ve incelemeler sonucu atlı gömü-kremasyon olduğu ortaya çıktı . O da Kimmer Türklerine ait.
Kimmerler Antandros'a, Efes'e, Kapadokya'ya hükmetti, kurganlar bıraktı.
Bin Tepeler Kurganlarının araştırılmaması düşündürücüdür...
Efes'e kadar gelen L/Tugdamme bugünün Toktamış'ıdır ...



Tarihçi Hekataios'a (MÖ 6.yy) göre adı Etrüskçe AİTHALİA (AYTİLLA) olan Elba'da Etrüskler Demir çıkarıp işlerdi.

Turova Kralı PİRİM'in kızkardeşinin adı da AYTİLLA'ydı ve Mysia Kralı TELEPHOS (ki adı Yerli Hattilere dayanır, Tarım Tanrısı TELEPİNU) ile evliydi.


Demirci Ustaları Etrüskler
TURCCİ = EGE HAVZASININ YERLİLERİ PELASGLAR=TURHENLER=TURANLAR


Savaştan önce Mysia kıyılarına gelen Akha ordusuyla savaşan Telephos Akhilleus tarafından yaralanır. Aradan 8 YIL geçmesine rağmen yarası iyileşmez. Kehanete göre ancak Akhilleus iyileştirebilecektir. Aulis Adası'nda bekleyen Akha filosuna gider ve Akhilleus'a yalvarır. O da Turova'ya giden yolu tarif etmesi karşılığında onu iyileştirecektir. Kral Telephos, Akhilleus'un onun savaşa katılmasını istememesi şartıyla yolu tarif etmeyi kabul eder. Sonuçta Kral PİRİM ENİŞTESİdir. Ama oğlu Eurypylos bir bölük askerle dayısına yardıma koşar...

Turova Savaşı 10 yıl sürdü diyorlardı değil mi?
Büyük Yalan. Akha Filosu, 8 YIL geçmesine rağmen henüz TUROVA'YA AYAK BASMAMIŞ, Ege'de korsanlık ve yağmacılık yapmaktaydı...




Semra Bayraktar (SB)


... Anlatılmayan Tarih

4 Nisan 2019 Perşembe

UKALEGON - OĞLAN - UKLAN - KLAN !



"Aklıbaşında Oukalegon'la Antenor
Priamos'un çevresinde kurmuşlardı yaşlılar derneğini."
(H.3.148)
Kral Pirim'in huzuruna çıkan elçi Oduseus ile Menelaos "güya kaçırılmış olan" Gelin Elenn'nin iadesini istemekte,
1470-80 (ipek halı, Tournai'da yapılmış).
Bu sahne İlyada 3.205'te Antenor tarafından anlatılır.


Turova 'Krallar Kralı' Priam ve Yaşlılar Saka kapısı olarak adlandırılan Batı kapılarının üstündeki kulede meydan savaşını izlemektedir. Bunlardan birinin adı çeviride OUKALEGON olarak yazılmışsa da orjinalinde "latince; UCALEGON" ve "grekçe; Oukalégon (Οὐκαλέγων)" olarak geçer.


* "Etrüskologlara göre etrüskçede oğul manasını ifade ettiği bildirilen KLAN kelimesi: Daha önce de söylediğim gibi, bana göre burada baştaki sesli harfin yutulması hâdisesi mevcuttur. Bu sebeple, kelimeyi UKLAN şeklinde okumak gerekmektedir. Bilindiği üzere, bazı Türk lehçelerinde oğlan kelimesi bu şekilde telâffuz edilmektedir. (Uklan, uglan, oglan)."

Adile Ayda, 
Etrüskler Türk Mü İdi?
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 43,Ankara 1974.



* "Old Irish OGLACH (young, warrior, servant) is cognate of the Turkic OGHLAK (young, boy), a variant of the common Turkic OGHLAN. Its phonetical variants UHLAN, ULAN (warrior, cavalier) are used in modern European languages."

Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin, Bakü 2011



SB.

"Yıkıldı Deiphobe'nin büyük konağı,
yandı tutuştu yakın komşumuz Ucalegon'un evi de."
(V.2.310)

"Yanan Turova"
Flaman Kerstiaen de Keuninck (1561-1635)
Aeneas'ı babasını sırtlayıp kaçarken görüyoruz.




NOT: 
Ucalegon'un anlamını "endişe etmeyen" "evi yanan komşu"olarak açıklamış 'çok bilmiş batılılar' ve saçmalamışlar. Bunu da, Uchalgon'un evini Akhalar yakarken Aeneas'ın görmesine bağlıyorlar!

Bulmaca hazırlayan Will Shortz:
"I have a favorite English word of all time. The word is U-C-A-L-E-G-O-N. It’s a neighbor whose house is on fire. It doesn’t come up much in conversation."


The explanation of Shortz is totally bullshit! UCALEGON is Turkish of etymology and it means 'boy, child, son' . - SB







PELASGLAR - TUROVALILAR - ETRÜSKLER - TURHANLAR !


Etrüsklerin menşei hakkında en önemli eseri yazmış olan İtalyan Etrüskoloji bilgini Luigi Pareti, Etrüsklerden, daha doğrusu Tyrhenlerden bahseden bütün Yunanlı yazarların adlarını namuskârane bir şekilde eserinde sıralamıştır. Ancak Etrüsklerin İtalya’ya başka bir ülkeden gelmiş olması kendisinin peşin hüküm ve kararına uymadığından, her cümlesine şöyle başlar: “Yunanlı tarihçiler şu yanlış iddiayı ileri sürerler ki…” veyahut: “Yunanlı tarihçilerin yersiz kanaatine bakılırsa…”
(30)





Etrüsklerden Tyrhen (bazen de Tyrsen) adı ile bahsetmiş olan Yunanlı tarihçilerin başlıcaları şunlardır:
Hesiod
Herodot
Tukidides
Hellanik (*Lesboslu Hellanicus, Mytilene de diyorlar)
Kallimakhos
Strabon
Bizanslı Stefanos ve saire..


Etrüsklerin Afroditi "TURAN" 
MÖ 4.-3.yy, Metropoltian Müzesi


İşte bu yazarlar bir de Pelasg adlı bir kavimden bahsederler ki, Homer’in de zikrettiği bu kavim, bazılarının ifadesine göre kuzeyden gelerek dağınık gruplar halinde Yunanistan’da ve Anadolu’da yerleşmiş ve Truva muharebesinden sonra İtalya’ya hicret ederek, orada Etrüsk adını almıştır. Modern tarihçiler arasında bilhassa Beloch, Fick, Treidler, Meyer, Ehrlich gibi Alman bilginleri Pelasglar konusunu incelemişlerdir. Ekserisini Pelasglarla Etrüsklerin ayni kavim olduğunu ileri sürmekte tereddüt etmemektedirler.

Fransız âlimleri ile Fransız dilinde yazan âlimler arasında da, bu konuya eğilenler ayni temayülü göstermektedir. Meselâ 1924 yılında bile, Meillet ve Cohen’in klâsik eser olarak kabul edilen “Dünya Dilleri” nde aşağıdaki satırları okumak mümkündü: “Pelásgca Milattan sonra 5 inci yüzyılda bile Trakya sahillerinde, Propontid’in güneyinde ve İmros, Lemnos gibi adalarda henüz konuşulmakta idi. Hem Lemnos adasında 1885 yılında bulunan, fakat henüz deşifre edilmeyen o meşhur yazıt belki de bu dilin bir örneğini vermektedir... Yazıtta kullanılan dilin terkip özellikleri Pelasg dili ile Etrüsk dili arasında bir akrabalık ihtimalini hatıra getirmektedir.” (31)

Bugün Liège Üniversitesi Profesörlerinden A. Severyns gibi bir bilgin, daha emin bir ifade ile: “Homer’den önce Yunanistan ve Yakın Doğu” adlı eserinde şöyle der: “Esrarengiz etrüskçe ile Lemnos yazıtlarında kullanılan ve daha az esrarengiz olmayan dili mukayese eden bilginler, bu iki dil arasında garip benzerlikler bulmuşlardır. Etrüsklerin, İtalya’yı işgal etmeden önce Tyrsen adı altında, Ege’nin bir köşesinde yaşamış oldukları hatırlanırsa, bunda şaşılacak bir şey bulunmadığı neticesine varılır” (32).

Diğer taraftan, Etrüsklerin Lydia’dan geldiklerine dair Herodot tarafından ileri sürülen görüş Truva’dan geldiklerine dair Virjil tarafından terennüm edilen inanış arasında çelişki yoktur (33). Çünkü Pelasglar hem Lydia’da, hem Truva’da yerleşmiş bulunuyorlardı. Göçleri için kullandıkları İzmir limanı da oralara pek uzak değildir (34).

Sofokles’in Hellanik tarafından zikredilen “İnachos” adlı trajedisinde Etrüsklere “Pelasg – Tyrsen” adını verildiği malûmdur. Mesela derinleştirildikçe, Etrüsk = Pelasg denklemi bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. Fakat böyle olsa bile burada, bizi asıl meşgul eden problemin çözümüne doğru ancak yarı yolda bulunduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Zira, Etrüskler Pelasglar idi demek kâfi değildir. Asıl Pelasgların kim olduklarını ve bugünkü hangi millete tekabül ettiklerini tesbit etmek mühimdir.

Pelasg adlı kavim hakkında eski Yunan tarihçilerinin eserlerinde mevcut bilgiler şöyle özetlenebilir:

1) Pelasglar kuzeyden gelmiş bir kavimdir: Bu kendilerinin ya Yunanistan’ın, ya da Karadeniz’in kuzeyinden geldikleri manasına gelir.
2) Bu kavim durmadan yer değiştirirdi, yani göçebe idi.
3) Pelasglar oturdukları bölgelerin veya kendilerini yöneten başbuğun adına göre kolayca ad değiştirirlerdi.
4) Pelasglar inşaatçı ve imarcı bir millet idiler. Atina’ya hâkim bulundukları sırada, orada öyle bir duvar meydana getirmişlerdi ki, bunun bir parçası asırlara meydan okumuştur.
5) Nihayet, Pelasgların komşu milletler açısından pek hoş olmayan bir âdetleri vardı: o da kız kaçırma şeklinde başka milletlerin kadınları ile evlenmeleri idi.
6) Yukarıdaki beş noktaya Yunanlı tarihçiler tarafından işaret edilmeyen, fakat Lemnos yazıtlarının teyit ettiği ve bilginlerce Etrüsk lisanı ile Pelasg lisanının birbirine benzetilmesinden çıkarabileceğimiz şu noktayı da ilâve edebiliriz: Pelasglar Hint – Avrupa olmayan, agglutinatif ve ses uyumuna tabi bir dil konuşurlardı. 


TURHANOİ

Bize kelimeyi böyle yazmağa hak veren bir husus da Alman dilindeki meşhur Pauly ve Wissowa Ansiklopedisinin verdiği bilgidir. Bu ansiklopedinin Tyrrhener maddesinde şöyle denilmektedir: 'Yunancada Tyrrhen'lerin adı çeşitli şekiller alırdı: Tursenoi, Tursanoi, Turhenoi, TURHANOİ..' (Bu kelimeler, Ansiklopedide, Yunan harfleriyle yazılırdır). ... Şimdiye kadar, Etrüsklerin yunanca adını tahlil konusu yaparken, hep kelimenin çoğul şeklini kullandık. Kelimeyi yunancada çoğul şekle sokan, sonundaki iki harften ibaret 'Oİ' ekidir. Bu eki çıkarırsak, saf kök olarak elde kalan şudur: TURHAN. Yukarıdaki açıklamalardan çıkarabileceğimiz mantıki netice şudur ki, Yunanlıların Etrüsklere verdikleri adın aslı TURHAN idi.

Adile Ayda, 
Etrüskler Türk Mü İdi?, 
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 43, Ankara 1974.
30. Lugi Pareti, “Gli Origini değli Etruschi” Firenze 1926. Bemporad e figlo ed.
31. (Paris)
32. A. Severyns, “Grèce et Proche-Orient avant Homère” Presses Universitaires de Bruxelles, 1968, s. 43
33. Bilindiği gibi Virjil, öleceği sırada Eneid’in müsveddelerini yakmak istemiştir. Yakınları buna mani olunca, onlardan eserin yayınlanmayacağına dair söz almıştır. Bunu sebebi kendi soyunun efsanelerine ihanet etmiş, bunları Roma çıkarı uğruna kullanış olmaktan ileri gelen bir vicdan azabı mı idi acaba?
34. Bugün pek çok Etrüskoloji bilgini Etrüsklerin Lydia’dan, yani Anadolu’dan geldiğini kabul etmektedir. Wladimir Georgiev ise, (“Die Träger der Kreitsch-Mykenischen Kultur”, Sofia, 1937), (Etrüsklerin Hitit olduğunu iddia etmeden önce) onların Truva’lı olduklarını ileri sürmüştü. Bize göre, bu iki görüş arasında çelişki yoktur. Etrüskler Pelasg, Lydialı, Truvalı gibi çeşitli isimler altında Ege denizinin Doğu ve Batı sahillerinde oturmuşlardır. 





ROMALILARIN ETRÜSKLERİ 'İMHA' ETMELERİ !


Cerveteri Banditakkia Etrüsk Mezarlığı, Roma
The necropolis “Banditaccia” - Cerveteri/Rome
UNESCO dünya miras listesinde


Romalılar her şeyi Etrüsklerden öğrenmiş, medeniyetlerini Etrüsklerden almış olduklarından, onlara karşı kuvvetli bir aşağılık duygusunun tesiri altında idiler. Bunun neticesi olarak, Romalılar Etrüsklere karşı düşmanlık ve kin besliyorlardı. Her Romalı Etrüskleri yenmek, ezmek Etrüsk olan her şeyi tahrip etmek arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Dört asır süren Etrüsk – Roma mücadelesi sırasında bu dinmez kinin vahşi ve korkunç tezahürlerine defalarca şahit olunmaktadır. ...

Romalılar kentlerine pek yakın olan Veies (15) şehrini kuşatmakla işe başladılar. On sene süren kuşatmanın sonunda bir hiyle ile girdikleri şehirde misli görülmemiş katliâm yaptılar. Kendi milletini daima şirin göstererek yazan Titus Livius bile, ilk yirmi dört saatin her dakikasının adam öldürme ile geçtiğini kaydeder (16).

Muzaffer Romalılar, sanat ve medeniyet seviyesini, zenginlik ve refahını ötedenberi kıskandıkları Veies’nin mabetlerini, meydanlarını, parklarını ve bahçelerini süsleyen üç bin (!) heykeli Roma’ya taşımağı da ihmal etmediler. Bu arada, Ana tanrıça Ani’nin heykeli Roma’ya götürülerek, Junon ismiyle bir mabede yerleştirildi ve tanrıçanın sadece heykeli değil, kendisi de artık Roma’ya taşındı, diye Roma halkı inandırıldı.

Bundan sonra Etrüskler için çöküş devri başlar. Bir yandan Yunanlılar Etrüsklerin kuzeydeki Adria, Spina gibi limanlarını zaptederler, bir yandan da Romalılar, Etrüsk tesanüdünü diplomasi ile yıkmağı başararak, sıra ile Cerveteri (M.Ö. 351), Tarquinia (300), Volterra (295), Volsinies (283), Vulci (273) şehirlerini ele geçirirler. Bu şehirlerin hepsinde merhametsizce katliam yapılır, katliamdan kurtulan ahali de esir olarak satılır (17).

Roma tarihinin karışık bir devri olan M.Ö. İkinci yüzyılın ortalarında Marius ile Sylla arasındaki siyasî rekabet yüzünden çıkan iç savaş sırasında, Etrüsk halkının desteklediği Marius yenilince, Sylla bütün Etrüsk şehirlerinde katliamı emreder ve bu şehirlere askerî garnizonlar yerleştirir (18).

İsa’nın doğumundan 40 yıl önce Perugia zaptedildikten sonra, şehrin ileri gelenlerinden 300 kişi Roma’ya götürülerek, Sezarın mezarı üzerinde birer koyun gibi kurban edilirler (19).

Burada şunu kaydetmek lâzımdır ki, Etrüsklerin Romalılar tarafından yok edilişi dünya tarihindeki ilk metodik ve sistemli “jenosid” hareketidir. Bu “ulus öldürme” hareketi kendini sadece maddî sahada değil, mânevî sahada da göstermiştir. Bizzat bir İtalyan yazarı şu itirafta bulunur:

“Romalılar Etrüskleri yok etmekle kalmayıp, medeniyetlerinin en ufak izini bile ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapmışlardır.” (20). Ünlü İngiliz yazarı Lawrence’in Etruscan Places” adlı eseri de buna benzer hükümlerle doludur (21). Roma’nın gerek Cumhuriyet, gerek İmparatorluk devrindeki idarecileri bir yandan Etrüskleri millet olarak, nüfus olarak yok ederken, bir yandan da medeniyetlerini ve kültürlerini yok etmeğe çalışmışlardır.

Burada tabiî olarak bir sual doğuyor: Etrüsklerin kültürü, yani edebiyatı varmı idi ki? Tarihçi Titus-Livius’un kaleminden kaçmış aşağıdaki cümle bu suale açık bir cevap teşkil ediyor. Etrüsklere yapılan kötülükleri daima meşru ve vatanî şeklinde gösteren bu şoven tarihçi şöyle der:

“Bugün nasıl gençlerin Yunan edebiyatını öğrenmeleri moda ise, bir zamanlar da, Romalı gençlerin Etrüsk edebiyatını tahsil etmeleri âdetti” (22) Titus Livius’un bahsettiği bu edebiyat maalesef bugün yoktur. Romalılar tarafından yazılan eserlerin hemen hiç biri kaybolmamış olduğu halde, Etrüsk edebiyatına ait eserlerin hepsinin toptan kaybolmuş olmasını bugün Batılı Etrüskologlar “garip” buluyorlar ve bunların Romalı devlet adamları tarafından kasden yok edilmiş olduğunu ima ediyorlar (23).

Gelgelelim Romalı yazarlardan bazılarının eserlerinde muayyen Etrüsk şiirlerine ait imalar ve muayyen Etrüsk trajedi yazarlarına ait kayıtlar vardır. Bugün Romalı bilgin Varron Etrüsklerin tarih kitaplarını lâtinceye tercüme ettirdiğini ve bunlardan çok istifade ettiğini bildirir. Meşhur hukukçu ve filozof Çiçeron Etrüsklerin dine ait eserlerini kaynak gösterir. Hani bütün bu eserler? Bu arada İmparator Claudius’un hikâyesi cidden ilginçtir:

Roma tarihinin yine karışık bir devri olan İsa’dan sonraki I. yüzyılda, Osmanlı tarihindeki Yeniçeri kazan kaldırması gibi, Roma’da da, Pretoryenler, yani Saray Muhafızları ikide bir isyan edip, istediklerini İmparator seçerdi. Bu arada, Agrippa adlı bir Yahudi, belki de kendi soyu için faydalı olacağını düşünerek, Claudius adlı bir Etrüsk’ü evvelâ Pretoryenlere, daha sonra Senatoya, bir takım çabalar sonunda, İmparator ilân ettirmişti. 13 sene İmparatorluğun başında kalan bu arada Büyük Britanya adasını Roma İmparatorluğu’na ekleyen Claudius şuurlu bir Etrüsk milliyetçisi olduğu için, politikadan artan bütün zamanını kendi soyunun parlak tarihini yazmakla geçirmiştir. Yirmi cilt tutan bu eserden bir çok Romalı yazar bahseder. Bu arada tarihçi Suetonius, bu eserin İskenderiye Kütüphanesinde, senede bir kere, başından sonuna kadar halka okunduğunu kaydeder (24).

İşte bu mühim eser de bugün mevcut değildir. Ancak son zamanlarda Lyon şehrinde yapılan kazılarda bu eserden birkaç satır meydana çıkarılmıştır. İmparator Clausiıs, Etrüsk soyundan olmakla beraber, o zamanlar Lugdunum ismiyle mevcut olan bugünkü Lyon şehrinde doğmuştu. Bu şehre yaptığı ziyaretlerden birinde, halka hitaben bir siyasî nutuk söylemiş ve nutkunda kitabından bir parçayı okumuştur. İmparator konuşurken, tabiî olarak Saray kâtipleri not tutmuşlar, Lyonlular da, bu konuşmayı şerefli bir hâtıra olarak tabletlere kazdırmışlardır. İşte Lyon’da yapılan kazılarda bulunan ve Etrüsk
tarihinin bazı devirlerine ışık tutan satırlar bu tabletlerdedir. 

Romalılar Etrüskler tarafından yazılmış tarih kitaplarını yok etmekle kalmamış, kendi yazdıklarında da tarihi tahrif etmekten, gerçekleri gizlemek ve olmayan şeyleri uydurmaktan çekinmemişlerdir. Bugünkü tarafsız etrüskologlar Romalı tarihçilerin şovenlik ve Romalılık gururu ile tarihî gerçekleri tahrif ettiklerini ve meselâ Titus-Livius gibi bir tarihçinin dediklerini ihtiyatla karşılamak gerektiğini yazarlar.

Romalılar Etrüsk milletini yok edip manen ve maddeten gömdüklerini zannederken, kendilerine en büyük oyunu oynayan Etrüsk mezarları olmuştur. ...


TURHANOİ 

Bize kelimeyi böyle yazmağa hak veren bir husus da Alman dilindeki meşhur Pauly ve Wissowa Ansiklopedisinin verdiği bilgidir. Bu ansiklopedinin Tyrrhener maddesinde şöyle denilmektedir: 'Yunancada Tyrrhen'lerin adı çeşitli şekiller alırdı: Tursenoi, Tursanoi, Turhenoi, TURHANOİ..' (Bu kelimeler, Ansiklopedide, Yunan harfleriyle yazılırdır).

Şimdiye kadar, Etrüsklerin yunanca adını tahlil konusu yaparken, hep kelimenin çoğul şeklini kullandık. Kelimeyi yunancada çoğul şekle sokan, sonundaki iki harften ibaret 'Oİ' ekidir. Bu eki çıkarırsak, saf kök olarak elde kalan şudur: TURHAN. Yukarıdaki açıklamalardan çıkarabileceğimiz mantıki netice şudur ki, Yunanlıların Etrüsklere verdikleri adın aslı TURHAN idi.


Adile Ayda, 
Etrüskler Türk Mü İdi?
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 43, Ankara 1974.
15. Etrüskçe “Veia”.
16. Christopher Hampton, “The Etruscans and the survival of Etruria”, Camelot Press Ltd. London 1969, s. 116.
17. Ch. Hampton, ayni eser, s. 141.
18. R. Bloch, “Les Etrusques”, Presses Universitaires, Paris 1968, s. 46.
19. Ch. Hampton, aynı eser, s. 35. 
20. İndro Montanelli, “Storia di Roma”, Rizzoli, Milano 1970, s. 31-32.
21. D. H. Lawrence, “Mornings in Mexico”, “Etruscan Places” Penguin Books, Great Britain 1970, s. 97, 98.
22. Jacques Heurgon, “La vie quatidienne des Etrusques”, İtalyanca baskı, İl Saggiatore, Milano 1963, s. 322.
23. Ch. Hampton, ayni eser, s. 23
24. Ch. Hampton, ayni eser, s. 253.