herkül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
herkül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2026 Perşembe

Herkül ve Altın Elmalar

 


HERKÜL (ERKLE) ve ALTIN ELMALAR


Hesperideslerin, yani Batı Kızlarının Altın Elmalarını çalmak Erkle’nin onbirinci görevidir. Yola koyulan Erkle gökyüzünü taşıyan Atlas’la karşılaşınca görevinden bahseder. Titan Atlas ona yardım edebileceğini, çünkü Hesperidesler ki onlara Atlandites de denilir, onun kızlarıdır. Ancak Erkle karşılığında bir süre gökyüzünü taşımak zorundadır. Erkle bu görevi kabul eder ve Atlas da elmaları almaya gider. Bazı kaynaklara göre de bu çalma işini bizzat Erkle yapmıştır. Elmalarla dönen Atlas’ı kandıran Erkle gökyüzünü ona vererek elmalarla kaçar. Atlas da gökyüzünü tekrar omuzlarına almak zorunda kalır.

Buradaki önemli nokta ise bu elmaların ejder Ladon’un koruması altında olmalarıdır ki Erkle onu öldürmüştür. Aslında bu elmalar ejderin koruması altında değildir. O dönemin insanları hayal güçlerine göre duyduklarını anlamlandırmak istemiştir. Öyle ki bu elmalar bizzat Ejder Ağacı’nın meyveleridir. Ancak araştırmacılar bu bahçenin Fas açıklarındaki Kanarya ya da Cape Verde Adaları olduğunu varsayar. Oysa Ejder Ağacı’nın meyveleri Yemen’e bağlı Sokotra Adası’ndan gelir.

Odissey destanı ile Herodot’ta Etiyopya adı geçer ki bu durumda Erythraean, yani Kızıldeniz’i bildiklerini varsayabiliriz. Sokotra’daki Ejder Ağacı da biliniyor olmalıdır. Bu ağaç ve meyveleri hakkında anlatılanlar Greklere egzotik gelmiş ki üstüne hikâyeler uydurmaktan kaçamamışlar. Ancak bu meyveler Grekler tarafından değil, Fenikeli tüccarlarla batıya taşınır. Hatta Kızıldeniz’in adı olan Erythraen de bu şekilde batıya göçer. Ayrıca Aeneas destanında bahsedilen Hesperia İtalya’nın kendisidir ki Grekler de İtalya’yı Hesperia olarak tanımlar. Böylece Hesperidesleri Fas açıklarında ya da Cape Verde’de aramak yersizdir. Pliny de Kızıldeniz açıklarında Gorgonların yaşadığı Gorgades adasından bahseder ki bu ada Diodorus’un aktardığı Erpata boyu olan Gorgonlara ait olabilir. 

Hesiod’un “sonra Hesperidler de doğdu, bu kızlar Okeanos’un diğer tarafında yaşarlar, altın elmalar taşıyan ağaçlardan sorumludurlar,” demesi de Akdeniz’i değil Kızıldeniz’i ifade eder. Çünkü Hesiod MÖ 8.yy’da yaşamıştır ve Grekler henüz Batı Akdeniz’i keşfetmemiştir. Oysa Fenikeli kolonilerin bu dönemde Akdeniz’in batısına doğru hareketleri görülür. Üstelik bu görevler Erkle’ye çok sonradan eklenmiştir ki Erkle Bilgameş’in bir kopyasıdır.


SB  Turova ve Saka Türkleri

Kaynaklar kitapta. 










Yorgun Herkül ve detayı, MS 2.yy, Perge

Antalya Arkeoloji Müzesi

9 Aralık 2022 Cuma

Herkül Düğümü - Şifa Düğümü

 

"Yaraların bir Herkül düğümüyle bağlanmasından sonra çabuk iyileşmeleri oldukça şaşırtıcıdır.

Gerçekten de, her gün taktığımız kuşak bu türden bir düğümle bağlanırsa, belirli faydalı etkiler doğuracağı da söylenir.

Bu gerçeği ilk keşfeden Herkül olduğundan, bu düğüme Herkül Düğümü denir."

Pliny (MS 1.yy) - Doğa Tarihi




* Herkül (Erkle) Saka Türklerinin atası.

* Türk kültüründe Şifa Düğümü.

* Görsel:  Herkül Düğümlü Toka/ İskit-Türk, MÖ 4.yy / Kırım


SB


NOT:

Taman Yarımadası'nda bulunan Artyukhovsky Kurganı (MÖ 2.yy) için Grek deseler de kültür İskit-ya da Sarmat Türklerine aittir. Ancak bir de şöyle bir durum var. Bölge dönem itibarıyla İskit Türklerinin yurduydu ve buraya göçen Grekler de asimile oldu ve İskit kültür ile geleneğini sürdürdü. Sanat eseri Grek değil İskit/Saka ya da Sarmat'tır ve Hunlar da bu sanatı devam ettirmiş ve Anglo-Sakson (Saka) sanatına esin kaynağı olmuştu.


I.P. Zasetskaya. Hun döneminin altın takıları. Devlet İnziva Yeri Özel Deposundaki malzemelere dayanmaktadır.. L: Aurora. 1975.



*




Görselde, Herodot'a göre Saka Türklerinin atası Herkül (Erkle) 2 yaşında ve fesat üveyanası tanrıça Here'nin gönderdiği yılanı boğduğu görülüyor... Oysa,

Avşar Türkleri iki yaşındaki erkek çocuklarına "Yılan Boğan Çağı" der...



ve Latinceye de giren Boa Türkçe kökenlidir.
Boa is Turkish of etymology
"Boa ; Bir yılan cinsi. L.Boa ; Büyük bir yılan, kökeni belirsiz" ! diyen ve kendisini "sözlük" sanan....

Türkçe kökenlidir BOA;
Boğmak, boğan, boğ.
*
"Boa ; A genus of snakes. L.Boa; a large serpent, of uncertain origin."
Nop... Origin is certain 😉
It's Turkish;
Boğmak, boğan, boğ ; Strangulation, the strangler, choke.





"Kıvrık Yaylı", yani "İskit-Türk Yayı" Herkül (Erkle) betimlemesiyle altın yüzük,
MÖ 4.yy sonları, Artyukhovsky Kurganı
Saka-Türklerinin Yurdu Taman Yarımadası
Hermitage Müzesi

A ring with the image of Hercules with "Curved Bow".
End of 4th century BC., Artyukhovsky mound
Sacaen (Scythian) Turks Land Taman Peninsula
Hermitage Museum

* Curved Bow = Scythian-Turkish Bow


Kargaluk - Sakaların Azak Denizine verdiği ad.*
Lanetlenen...

Kargaluk - Scythian name for Azov Sea.*
The damned...

The Name Of The Fatherland, Ufa 1994
Prof. Dr. Philology


UKHAD, Uluslararası Karadeniz Havzası Halk Bilimi Araştırmalar Dergisi. 2015/1
Doğu Karadeniz Balıkçılarında Yerleşim, Aile ve Gündelik Hayat


Usmanov anlamını vermemiş, Kisamov ise karga=eski, -luk ekiyle "eskilik" demiş ki bir içdeniz için anlamsız.
Gülensoy'a göre karga/karğa nın anlamı kuş, beddua etmek, lanetlemek.
Karadeniz'in eski adı da Askenios, yani Aşkenaz (Saka-Hazar-Türk) idi, ancak Grekler önce "Axine" diyerek konuk sevmez olarak anlamlandırdılar, sonra da "Euxine" diyerek konuk sever dediler. Bu anlam benzetmesi de kargaluk'un anlamından kaynaklanıyor olabilir. Kargaluk günümüz Karadeniz bölgesinde sellerle denize ulaşan başıboş odun ve ağaçlar anlamında hâlâ kullanılmakta. Zamanla anlamı değişmiş olsa da, 2500 yıllık bir sözcük, İskitler döneminden beri Türkçede yaşamaya devam ediyor.






Kargaluk , Aksin (Axine) and Azak (Azov) are Turkish of etymology.
SB


23 Mart 2019 Cumartesi

Hababam Herkül....




Kylix (iki kulplu kadeh), MÖ 480
__________________________

- Senin ne işin var burda?
- Kimin ne işi var burda?
- Senden başka kimse var mı oğlum?
- Dur bir bakayım...aaa yok !
- Ne işin var dedim?
- Nerde?
- Kazanın içinde...
- Bu kazanın mı?
- Hayır başka kazanın...
- Aaa, başka kazan da mı var ?
- Kimsin sen?
- Ben Yahni'yim..
- Ne yahnisi oğlum?
- Ayıptır söylemesi aslan yahnisi..
- Aslan yahnisi mi?
- Evet ama tuzu biraz az oldu..
- Neyin tuzu?
- Yahninin, o kadar da söyledim..
- Ne söyledin?
- Benim külbastım daha iyi olur diye..
- Yapmadılar mı?
- Yok! İlle de yahni diye tutturdular..
- Senden yahni olur mu?
- Olmaz, ama dinlemiyorlar!
- Külbastı da olmaz!
- Olur bak, külbastım çok iyi olur..
- Olmaz!
- Olur, olur..

- Olmaz dedim, olmaz, aslanın ne yahnisi, ne de külbastısı olur! Hem sen ne biçim yahnisin be adam! Tuzun eksik, patatesler iyi pişmemiş... hem söyleyin bana nerde bu yahninin soğanı?
- ... Halk tamamdır arkadaşlar...

- Soğansız yahniye yahni mi derim ben! Önce soğanı ince ince kıyacaksın, sonra tuzla bir güzel ovacaksın, sonra etin, pardon külbastının... olmadı, yahninin üzerine serpeceksin... şey... Tanrım biz buraya niye gelmiştik?

Hababam Herkül




SB.






6 Ekim 2018 Cumartesi

ODYSSEY -YAY- HERKÜL




"...Çok akıllı Odysseus da bu ara koca yayı yoklamış ve her yanını gözden geçirmişti. Sazı iyi kullanmasını bilen bir ozan nasıl koyun barsağından bükülmüş yepyeni bir teli kolaycacık gerer de tutturursa sazın iki yanına, Odysseus da öyle gerdi koca yayı hiç zorluk çekmeden, sonra sağ eliyle kirişi tutup çekti. Kiriş de öttü güzel güzel, tıpkı kırlangıç gibi. büyük bir korku aldı tekmil talipleri, suratlarında renk menk kalmadı hiçbirinin, o sıra Zeus da büyük bir işmar verip gürledi. Çok çekmişti tanrısal Odysseus çok sevindi buna, bir işmardı bu kendisine sivri akıllı Kronos'un oğlundan. Masanın üstüne koyduğu çıplak sivri oku aldı eline, öbür oklar duruyordu okluğun içinde sessiz sedasız, az sonra onları birer birer Akhalar'da deneyecekti. Oku koluna aldı taktı yaya, kirişle yeleği çekti, nişan aldı oturduğu yerden ve attı oku... " [Odysseia 21:405]




Odyssey'in YAY'ı bir "TÜRK TİPİ" yaydır.


"Bunları tanrılara benzer İphitos vermişti, Eurytos'un oğlu, Lakedaimon'a konuk gittiğinde Odysseus'a armağan diye.
[Odysseia 21:1-15]



Homer'e göre Oechalia* Kralı Eurytus okçuluğu ile övünmekte ve gurur duymaktadır. Apollo'ya meydan okur. Apollo Eurytus'u öldürür, böylelikle yay da miras olarak Eurythus'un oğlu İphitos'a kalır. Odysseus ile İphitos arkadaştır. "Oxulos"un (Oculus, Oxylus olarak ta geçer) soyundan gelen İphitos tarafından Lakedaimon (Sparta) ziyareti sırasında Odysseus'a hediye edilmiştir... 

[*Oechalia, Teselya'da (Selanik) bir kent, merkezi ise Larissa, yani Pelasg kökenli.]


"Oxulus" kelimesinde bile "OK" "OĞUZ" ve "ULUS" kelimeleri rahatlıkla görülür. Ayrıca, Odysseus destanının sonradan yazılması ve de İphitos ile aynı dönemde yaşamadığı halde; (İphitos MÖ 9.yy'da yaşamışken, Truva Savaşı'na katılmış olan Odyssey MÖ 12.yy'dan nasıl zıplamış MÖ 9.yy'a?) ; YAY'ın onun tarafından Odysseus'a verilmesi.... sonradan uydurulmuş bir hikayedir, çünkü o YAY İskit'in babası olan Herkül'e aittir...



Herkül ile Oechalia Kralı Eurytus, 
MÖ 600 - Etrüsk / Güney Etruria




Bir de Herkül'ün açısından bakalım: 
Kral Eurytus'u Apollo mu Herkül mü öldürmüş?...


Herkül (Erkle/Erkul/Erakles) Oechalia Kralı Eurytus'u ziyaret etmiştir. Bu sebeple de Eurytus dedikleri Argonot değil Kral olanıdır, ayrıca ok atmada usta olan da Kral Eurytus’tur. “Ok atmakta kendisini yenecek olana kızını vermeye ant içen Eurytus’un karşısına Herkül çıkmış ve yenmiş. Ama Eurytus sözünü tutmamış ve Herkül’ü sürülerini çalmakla suçlamış. Yalnız oğlu İphitos Herkül’den yana çıkmış, lakin çıldıran Herkül onu öldürmüş. Bunun cezası olarak da esir olarak satılmış. Özgürlüğünü kazanınca da dönüp Kral Eurytus’u öldürmüş.” (Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü). 



HERKÜL'ÜN OKÇULUĞU....


Nasıl olduysa, Herkül okçuluğu bir İSKİT'ten öğrenmiş, hatta "öğreten" Yay'ı Herkül'e hediye etmiş. Halbuki, Heredot'un Tarih kitabında İskitlerin atası "Herkül" veya "Targitay"'dır :


Heredot 4:10 ; "Herakles yaylarından birini (çünkü o zamana kadar iki yayı vardı) kurdu, omuzdan atma kılıç kayışının nasıl kuşanıldığını gösterdi, sonra yayı ve kılıç kayışını kadına verdi, kılıç kayışının tokasında altın bir kupa vardı (İskitlerdeki gibi Ant Kupası-SB) . Bunları verdikten sonra gitti. - Çocukları doğdular, büyüyünce anaları adlarını koydu: birincisinin adı AGATHYRSOS (AĞAÇERİ), sonrakinin GELONOS (GELON/JELON/YILAN), en küçüğünün SKYTHES (İSKİT). Sonra Herakles'i sözüne bağlı kalarak onun emretmiş olduğu şeyi yaptı. Çocuklarından ikisi Agathyrsos ve Gelonos istenilen şeyi yapmadılar, kendilerini dünyaya getirmiş olan anaları onları kovdu, çıkıp gittiler, en küçükleri Skythes istenileni yaptı ve yerinde kaldı (Tıpkı eski Türklerdeki gibi, küçük olan kalır). Sonradan gelen bütün Skyth kralları bu Herakles oğlu Skythes'ten türemişlerdir. Skythlerin bugün de kılıç kayışlarında asılı duran kupalar Herakles'in kupasının anısını sürdürürler..." (Taşbabalar ve kemerlikler :))


Bu durumda, oğul mu babaya öğretiyor, yoksa baba mı oğula yayını miras bırakıyor? Miras bırakıyorsa nasıl "oğlundan" öğreniyor?... Üstelik bu yay'dan iki tane varmış...!


Başka bir bölüme geçelim ve dipnotta ne yazıyor okuyalım...



Herodot, 1:73

Bir parti göçebe İskit, bir ayaklanmadan sonra gizlice Media'ya kaçmıştı, o zamanlar burada Phraortes oğlu, Deioke storunu Kyaxares* egemendi. Kyaxares ilkin bu yalvararak gelen İskitleri iyi karşılamıştı, o kadar ki, kendilerine büyük değer vermiş, genç çocukları 
yay kullanmasını ve dil öğrensinler diye bunlara emanet etmişti. (105)

(dipnot 105) : Herodotus (Tarihçi, MÖ 5.yy,Bodrum) ve Callimachus'a (Şair, MÖ 310-240 - Kirene/Libya) göre Herkül, okçuluk sanatını adı TEUTARUS olan bir İSKİT'ten öğrenmiştir. Theocritus (Şair, ölüm MÖ 260)'a göre Herkül okçuluğu bir Argonot olan Eurytus'tan öğrenmiştir. Atinalıların ordusunda birçok İskit okçuları vardır, hatta Greklerin arasında da. [kaynak linkten çeviri] [*Kyaxares = Siyaksares MÖ 625-585]




Burada ise Herkül'e okçuluğu öğretenin "Argonot olan Eurytus" olduğu yazıyor, 
Kim bu Eurytus?


Eurytus'un Argonot olduğu, en eski 'Grek' şiir kitabı sanılan, ama çalışmalar sonucunda MÖ 5.yy'da değil de daha geç bir dönemde Homer'i taklit eden biri tarafından MS 4.yy'da yazılan "Orphic Argonautica" ile Rodoslu Apollonios tarafından MÖ 3.yy'da yazılan "Argonautica" da geçer. [Bu arada, tarihleri de takip edebiliyoruz değil mi?]


"Argonot Eurytus" Echion'un kardeşi ve Hermes'in oğludur. Hermes (Ermes) ise ne "Grek" tanrısı ne de "Grekçe" bir kelimedir, kendisi Pelasglıdır. Argus tarafından yapılan geminin mürettebatı olması dışında hiçbir sıfatı yoktur, ama Kalydon yaban domuzu avına katılmıştır. 


Böylece, Apollo tarafından öldürülen ve de Odyssey'e yayı veren İphitos'un babası olan Kral Eurytos ile Herkül'e "okçuluğu öğreten", ya da yarışan, Kral Eurytos'un aynı kişi olduğunu söyleyebiliriz. Yani, Theocritus'un yazdığı gibi Argonotlu Eurytus değildir, Herkül'e okçuluğu öğreten, İskit Türklerinden Teutarus'tur (Teutar : ne kadar da çok benziyor Teucer / Tatar kelimelerine)... 

Mitolojileri yazarken Kral Eurytus'u öldüren olarak biri Apollo'yu yazarken diğeri Herkül'ü uygun görmüş... Tabi bu hikayeleri takip etmek isteyenlerin kafasını karıştırıyor...


Şimdi de lakabı bazı yerlerde "Şarap Adamı" olarak geçen Kalydon Kralı Oeneus'a bakalım; 


Aetolia bölgesinde Kalydon şehrinin kurucusu Aetolus'un oğlu Calydon, Calydon'un yeğeni Agenor ile kızı Epicaste'nin oğlu Porthaon, Porthaon'un oğlu Oeneus... Aetolus ise Endymion'un oğludur ve Endymion ise Elis'in kralıdır... Endymion ayrıca başka bir mitolojik hikayede daha geçer. Artemis'in, daha doğrusu diğer adıyla Ay Tanrıçası Selene'nin aşık olduğu ve de Bafa Gölü-Latmos'da geçen, çoban Endymion... Peki Aetolia'nin 'Grekler' gelmeden önceki halkı kimlerdenmiş? Lelegler... "Grekçe konuşmayan" Pelasgların soyundan gelen ve bugünün Yunanistan'ında yerlisi olan Lelegler... Tanrısal Pelasglarla beraber Truvalılar ile müttefik olan Lelegler  (Homer İlyada 10:429)... Truva Savaşı'ndan sonra başlayan 'Grek' göçlerinin gelmesiyle Efes bölgesinden kovulan yerli Lelegler... 


Pelasg tanrısı Hepheastus'un torunu olan Erykhthonios, Erykhthonios'un oğlu Pandion, adı bile "Grekçe" olmayan (Pelasg tanrısıdır) tanrı Poseidon ile bir anılan Pandion'un oğlu Erechtheus, Erechteus'un oğlu Orneos, Orneos'un oğlu Peteos, Peteos'un oğlu Menestheus, ve Menestheus Truva Savaşı'na katılan "Atinalıların" komutanıdır. Orneos'un atası olan Kral Pandion zamanında (Atina'nın 5.inci kralıdır!, MÖ 1437-1397, zaten mitolojik ilk krallarının tarihi de MÖ 1556 dan geriye gitmez!) "Atinalıları" üzüm bağı ile tanıştıran kişi ise İkarios'tur, lakabı "şarap adamı" olan Kral Oeneus değil ! 


Ancak, buradaki isimlerin birbirlerine benzemesi de gözden kaçmamalıdır : Oeneus - Orneos ; Erechtheus (Erek) - Erykhtonios (Eruk) - Erymanthos Dağları (Erum)... Ayrıca, her iki ailenin PELASGLARLA ilişkisi vardır...



Kalydonian Yabandomuzu Mitolojisi:


"Arkadai'nın Erymanthos dağında korkunç bir yabandomuzu varmış. Eurystheus bu hayvanın kendisine diri olarak getirilmesini buyurmuş. Herkül de aylarca izlemiş canavarı; o sırada da dağdaki at adam Pholos'un konuğu olmuş. Bir gün at adamlarla tartışmaya girip birçokklarını öldürmüş. Sonra yaban domuzunun peşine düşüp onu bir ağ içinde yakalamış. Eurystheus hayvanı görünce korkusundan bir fıçının içine saklanmış." (Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü)


Bu yaban domuzu Elis'in kuzeydoğusundaki Erymanthos Dağları'nda geziniyormuş ve halkın başına da "Yay'ın Ecesi Artemis" musallat etmiş... Kral Oeneus kutsal tepede tanrılara yıllık hasat kurbanları düzenlerdi, lakin bir ayinde tanrıça Artemis'i unuttu. Buna kızan Artemis halka musallat olsun diye ormanların en vahşi hayvanı olan yabandomuzunu gönderdi. Bu domuz tüm bağları ve ekinleri mahvediyordu, halka saldırıyordu. Sur dışında yaşayanlar kendilerini korumak için sur içine girmek zorunda kaldı. İşler yarım kalınca da kıtlık başgösterdi. Oeneus en iyi avcıların krallığına gelmesi ve bu yabandomuzunu avlamaları için ülkenin her yerine mesaj gönderir.



ATALANTA


Apollodorus'a göre (MÖ 180) Atalanta'nın babası İasos, Pelasglı Arcas'ın soyundan gelen Lykurgos'un oğludur. Arcas ise Zeus ile Callisto'nun oğludur. Pelasg soyundan gelen Pelasgus'un oğlu Lycaon'un kızı olan Calissto ise Artemis'e tutkun bir su perisidir. Zeus Artemis'in kılığına girer ve Calissto'yu baştan çıkarır. Beraberliklerinden Arcas doğar. Hera kıskançlık krizine girer ve Calissto'yu bir ayıya çevirir, ama Arcas'a yetişemeden Zeus oğlunu saklar. Sakladığı bölge daha sonra Arcadia olarak anılmaya başlar. Bir gün anne tarafından büyükbabası olan Lycaon tarafından verilen bir şölende Arcas kurban edilmek üzere sunağa konulur. Lycaon Zeus'un kızına yapılanlardan memnun değildir ve Zeus'a seslenir ve "Eğer akıllı olduğunu düşünüyorsan gel ve oğlunu yara almamış bir şekilde bütünle" diyerek kışkırtır. Zeus öfkelenir ve Arcas'ı bütünler, ardından da öfkesini Lycaon'a kusar ve onu bir Kurt Adam'a çevirir. Zaten Lycaon'da Kurt demektir. Arcas'da ülkenin yeni kralı olur. Bir av sırasında annesi olduğunu bilmeden Calissto-Ayı'yı öldürmeye teşebbüs eder ama Zeus tam zamanında yetişir ve Arcas'ı da bir ayıya çevirir ve anneyle birlikte gökyüzüne yerleştirir: Büyük Ayı ve Küçük Ayı Takımyıldızı olurlar. (Zeus'un madem bu gücü var, niye anneyi insan yapmamış?!). 


Herodot'ta (4:105) Balkanlar'da yaşayan Neuriler senede bir kere Kurt'a dönüşürler. İskit boyu olan Neuriler, diğer İskit boyları olan Budin, Agathyrsos ve Gelon ile de komşudur. Başka kimler Avrupa'da "Kurt Adam" olarak tanınıyordu? HUNLAR.




Arcas kelimesi ise Latince'de Arcus Yay/Sadak anlamındadır 
ve Okçu anlamına gelen Archer kelimesi de bundan türetilmiştir. 

Arcadia'da da Taygetus ile Erymanthos adında dağlar var;
Taygetus; Tau / Dağ...
Erymanthos; Eruman / Eriman / Erman...




Homer (Ody 6:103):
"Artemis elinde oku, ordan oraya koşarsa nasıl
koca Taygetos ya da Erymanthos dağları boyunca
yabandomuzları, hızlı geyikleri kovalar sevinir..."


Demek, adı ve kökeni "Grekçe" olmayan tanrıça Artemis Erymanthos ve Taygetos Dağlarında yabandomuzları ile geyik kovalıyormuş... Ne zaman gitmiş oralara ? Tabi ki MÖ 6.yy'dan önce değil, çünkü "Grek" mitoloji anca o dönemlerde yaratılmaya başlanmıştı. Her ne kadar Hesiod ile Homer mitolojileri, hem de Anadolu'dan alarak, oluşturmuş olsa da, onların yazmaları da MÖ 6.yy'da orjinalliğini yitirmişti.



Tekrar Atalanta'ya dönersek... 


İasos oğlu yerine kızı olunca Atalanta'yı ormana bırakır. "Dişi Ayı" (yine bir ayı var) tarafından emzirilen Atalanta'yı avcılar bulur ve bir avcı gibi yetiştirilir. Oeneus'un bu mesajını alanlardan biri de Atalanta'dır. Diğer avcılar bir kadının yanında avlanmayı hakaret olur görürler ama Oeneus'un oğlu Meleager avcıları ikna eder ve Atalanta'da ava katılır. Atalanta'yı koşuda hiç kimse geçemezmiş, taliplerini sürekli yener ve kendisiyle evlenebilecek seviyede olmadıklarına karar verirmiş. Onunla evlenmeye layik olan kişi Atalanta'yı yenmeliymiş. Bu hikaye tıpkı bizim Banu Çiçek'in hikayesine benziyor, değil mi?... Neyse... 


Ava başlamadan önce Atalanta'ya iki Kentaur tecavüze yeltenir, Meleager onları öldürür ve bu olayda Atalanta'nın gönlünü kazanır. Av sırası geldiğinde yabandomuzunu ilk yaralayan kişi Atalanta'dır, ama işini bitiren Oeneus'un oğlu Meleager'dir. O da ilk kanı akıtan olarak ödülün Atalanta'ya verilmesini önerir. Ama amcası Thestios'un oğulları, erkeklerin avda olduğu bir ortamda bir kadının ödülü almasının utanç verici olduğunu söylerek hakaret ederler.  Meleager öfkelenir ve Thestios'un oğullarını öldürür ve yabandomuzunun derisini Atalanta'ya verir. Meleager'in annesi Althaea kardeşleri ve oğullarının öldürüldüğünü görünce öfkelenir, farkına varmadan bir kehaneti yerine getirir : Fates'ten  (Kader) çalınan bir odun parçası ateş tarafından yutulursa, Meleager'i ölecektir. Althaea sarayda saklı tutulan bu odun parçasını bulur ve ateşe atar ve Melager'in yani kendi oğlunu öldürmüş olur. Bunu öğrenince de kendi canına kıyar. Kral Oeneus'a kızmış olan Artemis'de böylece intikamını almış olur. Meleager aynı zamanda bir Argonot olarak da geçer.



Bu arada Peleus av sırasında yanlışlıkla ev sahibi Eurytion'u öldürür. Bunun üstüne avcıların hepsi birbirine girer, böylece Artemis'in intikamı devam etmiş olur. Peki Kalydon yabandomuzunun postu nereye götürülmüş? İphitos'un Odyssey'e yayı hediye ettiği yere, Sparta'ya... :  Laconia (Sparta) Tegea'daki Athena Alea tapınağına götürülmüştür. 


Bilinen bir gerçek var ki, o da Tanrıça Athena'nın ancak Truva Savaşı'ndan sonra "çalınmasıyla" "Greklerin" arasına girmesidir, tıpkı "Pallas"ı da çaldıkları gibi... MS 2.yy Pausanias'un notlarına göre, yabandomuzunun postu zamanla çürümüş ve tüylerini kaybetmiştir. Ayrıca, Augustus'un Marc Anthony'nin yenilmiş müttefiklerinden ganimet olarak dişlerini alıp Roma'ya götürdüğünü yazar :"...İmparator'un bahçesindeki Dionysos tapınağına adanmıştı, Kalydon Avı tapınağın ana alınlığının temasıydı". (Pausanias 8:45:6 - 8:47:2)


Meleager, Artemis'in öfkesi ve Kalydon yabandomuzunun hikayesi İlyada destanında da yer alır.


Homer (ilyada, 9:530-600)
"..Kuretlerse Kalydon'u almak için yanar tutuşurlar,
Altın tahtlı Artemis iş açar başlarına,
sunmadı diye bahçesindeki taze meyveleri,
çok içerlemiştir Oineus'a..."





Peki, HERKÜL'e okçuluğu öğreten TEUTARUS başka nerede geçiyor?


Lycophron, 55-65




Ah! Şanssız hemşire! Yine yanıkları görüyorum,
Pelides'in oğlu Pelops'un kemiklerini alevlerden kurtarıp kül kabına koyarken oluşan,
Letrina'nın yanında yanan ateşten zıplayan,
ve Teutarus'un elastik yayından hızlı,
Sinek kanatları pervanesi gibi, İskit çeliği gibi çınlayan!


[dipnotlar:
* Bir kehanete göre Truva ancak : 1. Aşil'in oğlu ; 2. Pelops'un kemikleri ; 3. Herkül'ün okları ; getirilince ele geçirelecektir. Sonuncusu İskit Teutarus'un Ok-Parçası olarak anılır, çünkü Herkül'e okçuluğu öğreten o'dur.
* Letrina Elis'te bir şehirdir, Pelops'un kemiklerinin gömüldüğü yerdir.]



Peki, Pelops dışında başka kim ELİS'ten idi?
Tabi ki Odysseus'a YAY'ı hediye eden arkadaşı İphistos ile
Oeneos'in atası da ELİS'liydi...

Bağlantıları görebiliyor muyuz?...



"ATİNALILAR"DA OKÇULUK NE ZAMAN BAŞLAMIŞ?


Andocides (politikacı, hatip. MÖ 440-MÖ 390) 
Barış Üzerine: 3.5 bölümünden: 
[kaynak linkten çeviri]

- İlk olarak, bu süreçte Peiraeus'u takviye ettik: ikinci olarak, kuzeye Uzun Duvarı inşa ettik: ondan sonra, Pers kralı ile onun barbarlarını yenerek Ellinas'ın bağımsızlığını getiren, ama dengesiz ve eskiyen mevcut triremes filosunu yüzlerce yenisiyle değiştirdik: ve işte bu sırada önce üç yüz süvari kaydederek üç yüz İskit okçusu satın aldık (4). Bu şekilde Atina demokrasisine güç kattık.

[(dipnot 4) Süvariler yedinci yüzyıldan beri vardı. Altıncı yüzyılın başlarında Solon, varlıkları düzenleyen yasaları çıkardığında vatandaşlar ikinci bir mülk edinebilecek kadar zengin olduklarında savaş zamanında kendilerine at sağlayabildiler. Okçular Salamis (MÖ 480) den kısa bir süre sonra da ithal edilmişti.]


Demek ki, Atina’da MÖ 7.yy'a kadar ata binemiyorlar ve okçuların da önemi yoktu, hatta MÖ 5.yy'dan önce okçuluk yoktu!


Burada önemli olan bir başka nokta ise Persler ile İskitlerin farklı etnik altında ele alınmalarıdır. İskitler, batılıların (ısrarla) iddia ettiği gibi 'Pers' ise, o zaman niye savaştığı bir milletten başkentleri Atina'ya 'kolluk kuvveti' olarak İskit Okçuları'nı ithal etsin? Demek ki, İskitler 'Pers' değilmiş!...


Bu İskit Okçuları'nın adedi de Andocides'in Barış Üzerine eserinde (yukarıda) "300" olarak verilmişti : "...Sparta ile yapılan barış antlaşması sonucunda köle olarak satılan 300 İskit.."... Siz yoksa "300 Spartalı" mı sanmıştınız?... 300 Spartalı yok, 300 İskit var ... Ah şu Hollywood... ;) Ve bu İskit Okçuları Atina'nın Jandarmalığını yapıyordu...



Pelops ve Hippodamia / MÖ 1.yy- MS 1.yy
Pelops'un İskit Başlığı ve Pantalonu var...! Yani bir "barbar" gibi giyinmiş...



Bu arada PELOPS kim?...


Peloponnese (Mora yarımadası) adının Lidyalı Tantalos’un oğlu Pelops’tan geldiğini söylerler. Lidyalılar Pelasglarla akraba, dolayısıyla Pelops da Pelasg kökenlidir. Mitolojiye göre, Truva kralı İlos oğlu Ganymedes'in Olympos'a kaçırılmasından sorumlu olan Tantalos ile Pelops'u Anadolu'dan kovmuştur. 


Homer'e göre de Menelaus ile Agamemnon Pelops'un soyundandır. Anadolulu Tantalos'un halkı anaerkildir, bu yüzden de Olympos tanrılarını, yani Zeus'u redederler, lanetlenirler. Halikarnas Balıkçısı'na göre de baberkilliğin anaerkilliğe üstün çıkması burada başlar ve bu lanet yüzünden de Agamemnon'un soyu kızı Elaktra ile biter.


19.yy'da Anadolu Akademisi başkanlığı yapmış olan Hyde Clark ise Tantalus adını Troadlı Dardanus ile ilişkilendirir. Dardanus, Sakamander ile İda'nın oğlu Truva Kralı Teucer'un kızı Batea ile evlenir. Mitolojide İlion şehrinin kurucusu İlus hem onların oğulları, hem de ondan sonraki kuşakta gösterilen Tros'un oğlu olarak geçer. Bu durumda Truvalılar, Lidyalılar ve Tantalos'un soyu akrabadır diyebiliriz. İonyalılar'da Pelasg kökenlidir.


Truvalılarla Pelasglar müttefiktir. Truva'da Scamander, yani Saka varken, Pelasglar'da da Saka vardır: [“Pelasgların Türk Dilli halklardan olması” için bknz. Prof.Çingiz Garaşarlı: "Trakyalılar, Pelasglar, Truvalılar ve Etrüsklerin hepsi akrabaydı" (Truvalılar ve Etrüskler Türk İdi)].


Burada hatırlamamız gereken önemli bir başka dipnot ise, 'Hellenler'in her şehre, her bölgeye bir 'Kurucu Ata' miti uydurmuş olmalarıdır. Mitoloji tarih değildir, insanlar duydukları hikayelere birçok yenilikler ekler, bu yüzden güvenilmezdir. Ama öbür yandan, destanlar tarihi kişilikler, kahramanlar ve olaylar barındırır.


Halikarnas Balıkçısı'nın da dediği gibi "Hellenlerin tüm tanrıları Anadolu'dan gitmedir' ve başlıca tanrı/tanrıça isimleri 'Grekçe' bile değildir. Ya da Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü'nün önsözünde dediği gibi: "Mitosa güven olmaz, ilişiksiz ve uydurmalarla doludur... Yunan mitosları Homer ile Hesiodos'la başlasa da zamanla birçok ekler ve katkılarla çoğaltılmıştır... Binbir kent devletlerine ayrılmış olan 'Yunanistan'ın her bölgesi için bir mitos yaratma hevesindedir. Kendi bölgesiyle ilgili efsaneler uydurmaktadır. 'Yunan'ın klasik denilen çağı sona erip de yaratıcılığın azaldığı dönemde, yani Hellenistik dönemde, efsaneleri toplama ve derleme işine girişilir."


Yani, Pelops'un sürülmesiyle Agamemnon ile Menelaus'un atası olma durumu tamamen mitostur. Ama Pelasgların 'Mora' yarımadası dahil bugünün 'Yunanistan'ındaki, Homer öncesi yerleşim yerleri tarihsel gerçekliktir, tıpkı hem Yunanistan'da hem de Türkiye'deki Larissa şehir adları gibi. Ya da Pelops'un sürülmesiyle başlayan Olimpiyat oyunları gibi...


Bu arada Yunanca “okçu - yay" kelimesinin karşılığı - τοξόται / τοξότης (toxótai / toxótis) (Archer) = Toksotai - tokso/tai - torkso/tay (turkso/tay ), bana İskit filozof Tokharis (Toharis- MÖ.6.yy) ile Kimmer Toktamış (Tygdamme/Lygdamme- MÖ.7.yy)'ı hatırlattı.


Odysseus'un hikayesi Dede Korkut'un Bamsi Beyrek ve Basat'ın hikayeleriyle birebir örtüşür, hatta aynı kaynaktan çıktığı söylenir.


Odysseus Destanı İlyada destanından çok çok sonraları yazılmıştır. MÖ.6.yy'dan önce yazılmış İlyada veya Odysseus yoktur, hatta kalan parçalar bile MÖ 3.yy'dan geriye gitmez, ki en eski tam metin 15.yy'dan sonra yazılmıştır. [kaynak link]


Tek bir kaynaktan çıkan hikayeleri her bir "kalem" kendine göre yazmış ve hikayelerden hikayeler doğurmuş. Böylece "aynı" kişiler zamanlar "farklı" kişiliklere bürünmüş. Bu tip olaylar aslında "Hellenlerin" kahramanlık destanlarına öykünmeleridir, birbirlerine ulusal düşünce sisteminde bağlanmak için yazılmıştır. Halbuki, hepsi uydurulmuş hikayelerdir. Tıpkı Argonotlar adı altında birlik olup Altın Post'u almaya gitmeleri gibi... Truva Savaşı'na da hep beraber gitmeleri de var tabi, ama bu savaş gerçektir, ne yazık ki olduğu gibi yazılmamıştır.


Etrüsklerde Odysseus'un adı Uthuze /Oduze'dir, bu sebeple Romalılarda adı Ulysses (Ulusses) olmuştur. Oduze'den Odin'e bile götürebiliriz. Oduze - Ulusses - Odin.. Ayrıca, Odin de Truva Savaşı'ndan sonra bir gezgin gibi oradan oraya gitmiş ve en sonunda yolculuğu İskandinavya'da son bulmuştur... Ve Albrecht Dihle'ye göre Odyssey kelimesi "Grekçe" bile değildir...


Tüm bunları okuduktan sonra YAY'ın ilk kime ait olduğunu bulabildik mi?...

Semra Bayraktar




Yönetmen: Mario Camerini
Roller ve Oyuncular:
Odyssey - Kirk Douglas
Penelope - Silvana Mangano
Antinoos - Anthony Quinn

Truva Savaşı'ndan sonra evine dönmeye çalışan Odyssey ve ekibi Poseidon'un oğlu olan Tepegöz'ü öldürdüğü için Poseidon kızmıştır ve onlara zorlu bir yolculuk hazırlar. Akdeniz'de 10 yıl boyunca ordan oraya savrulurlar ve bir türlü ülkeleri İthaka'ya dönemezler. Odyssey'in eşi Penelope de zorlu bir dönem geçirmektedir. 10 yılını savaşta, 10 yılını da dönüş yolculuğunda geçiren Odyssey yüzünden diğer krallıklardaki bekar krallar hem İthaka'ya hem de Penelope'ye talip olmuştur. Penelope ise eş seçimini sürekli ertelemektedir. Taliplerine Odyssey'in yay'ı ile oku 12 baltanın gözünden geçiren kişi ile evleneceğini duyurur. Bu sırada Odyssey bir yolunu bulup evine dönmeyi başarmıştır ama durumu görünce kendisini ifşa etmez ve dilenci kılığında gezinerek ortamı gözlemler....





11 Haziran 2017 Pazar

Truva Savaşı'nın sebebi gerçekten de Helen'in kaçırılışı mı?



Truva filminde kaç kişi Aşil, kaç kişi Hektor’un tarafını tuttu? Sanatçı camiasında popüler olan Amerikalı Brad Pitt’in Aşil’i canlandırması tesadüf müdür? Ya da pek popüler olmayan, Hırvat asıllı Eric Bana’nın Hektor’u canlandırması? Hollywood Etkisi derler buna, bilinç altına işlemek, yani bizi istedikleri yöne çekebiliyorlar; İşgalci Aşil ile Vatanını savunan Hektor, peki hangisi savaşında haklıdır?…


YA Truva Destanı anlatıldığı gibi değilse? 


Herkül Truva kralı Laomedon’u öldürürken, 
Herkül'ün arkasında Hesione , MS 1.-2.yy


Truva savaşının Paris'in Helen'i kaçırmasıyla başladığını anlattılar bize hep. "Namus Savaşı" dediler, Truvalılar haksızdı dediler. Ama biliyorduk ki, bu bir güç savaşıydı, ticaret yolunu ele geçirme savaşıydı, yani sömürgeci bir bilinç yatıyordu altında. Frigyalı diye andıkları Dares’in kitabını bize tanıttılar mı? Hayır. İlyada’nın v.bölüm 9 ila 11. Satırında geçer adı, Troyalıdır, ki Truvalıların müttefiki Kaşkalardan olma ihtimali de vardır. Çünkü, bölge ve şehirler, kitapların yazıldığı dönemdeki adlarıyla kayıtlara geçirilmiştir ve Truva döneminde Frigyalılar henüz tarih sahnesinde değildir. Peki, bu kitap gerçekten var olup sümen altı edildiyse? Çünkü bambaşka bir olayla başlıyor ve Öç almak ve Namus Savaşı vermek Truvalıların hakkı olarak gözüküyor. İlk kanı Akhalar dökmüş, Truva kralı Laomedon'u öldürmüş, Truva’yı yağmalamış ve Laomedon'un kızını kaçırmışlardı! Truvalıları küçük düşürmüşlerdi. Bazıları da bu kitap dikkate değer diyerek te gerçekleri örtbas ediyor. Sebebi de gayet açıktır: Hellen uygarlığınının haklılığını ispat etmek...

İlk elden olan kısa bir eserdir. İlyada'da Truva'da yaşayan Hephaestus rahibi olarak geçer. Kalan parça muhtemelen erken 6.yy Roma döneminden. MS 2.yy da yaşamış olan ve eserlerini yunanca yazan Romalı yazar Aelian, eski bir Yunan versiyonunu kendi kitabında onaylar ve: "Frigyalı Dares’in ilyadası bilgime göre hala mevcut, Homer'den önce yaşadığı söyleniyor ve İlyada'da bahsediliyor” der. Farklı bir açıdan Truva Destanını anlatan Dares’i okuyalım…:



"Dares the Phrygian, whose İliad is to my knowledge still preserved, is also said to have lived before Homer."



Kitabın adı Truva'nın Düşüşü Tarihi -  yazan: Frigyalı Dares 
"Dares the Phyrgian - History of the Fall of Troy " 
İngilizce çevirisi: R.M.Frazer (Jr) , Türkçe çevirisi: Semra Bayraktar
Kitap MÖ 1.yy’da yaşamış Romalı tarihçi Cornelius Nepos’a selamla başlar.


[MEKTUP] Cornelius Nepos, Sallustius Crispus'a selam gönderiyor.

Atina'da yoğun bir şekilde eğitim görürken Frigyalı Dares'in Yunanlılar ile Truvalılar hakkında yazdıklarını buldum. Başlığında da belirttiği gibi bu tarihi Dares yazmıştır. Onu elde etmekten çok memnun oldum ve hemen Latince bir çevirisi yaptım, hiçbir şey eklemedim, hiçbir şey atlamadım ve hiç bir yorumda bulunmadım. Yunanca orjinalinden basitçe, sözcük sözcük tercüme ettim. Böylece okuyucularım tam olarak bu yazılanları, kendilerini yargılayacak, ister Frigyalı Dares olsun, ister Homer olsun, hangisi doğrusunu yazmış. Yunanlıların Truva'ya saldırdığı sırada yaşayan ve savaşan Dares mi? Yoksa, savaş bittikten sonra, çok sonra doğmuş Homer mi? Atinalılar bu konuyu değerlendirdiklerinde, ölümlüler ile tanrıların savaşını tarif ederken, Homer’i delirmiş buldular. Bu kadar yeter, şimdi söz verdiklerime dönelim.


[1]  Peloponnese'de hüküm süren Kral Pelias, Aeson'un kardeşi, Aeson'da Jason'un babasıdır. Jason cesareti ve iyiliği ile biliniyordu. Oradaki herkesi kişisel arkadaşı olarak görüyor, bu nedenle de herkes onu seviyordu. Kral Pelias, Jason'ın herkesin gözünde popüler olduğunu görünce, bazılarının kendisine zarar vermesinden veya krallığından sürülmesinden korktu. Bu yüzden Jason'a, Colchis'de onun kahramanlığına layık bir şey olduğunu söyledi: bir Koçun altın postu. Eğer Jason onu getirebilirse, ona krallığının kontrolünü verecekti.

Bunu duyan erkeklerin en cesuru Jason dünyayı görmek arzusuyla, Kolchis'ten altın postu getirerek şanına şan katmak umuduyla, krala gitmek istediğini söyledi. Ancak bununla birlikte malzemelere ve yoldaşlara ihtiyacı vardı.

Kral Pelias, zanaatkar mimar Argus'a gelmesini emretti ve Jason'un anlatımlarına göre, yapabileceği en güzel gemiyi inşa etmesini söyledi. Böylece Hellas'ta söylentiler dolaşmaya başladı; Bir gemi inşa ediyorlardı ve Jason altın postu getirmek için Colchis'e gidecekti. Arkadaşlar ve tanıdıklar onunla birlikte gitmek için söz verdi. Jason onlara minnettardı ve onlara yelken açmaya hazır olmalarını söyledi. Gemi bitip de yelken açma vakti geldiğinde, onlara bir not gönderdi; onunla gitmeye söz verenler hemen Argo adı verilen gemide toplandı. Kral Pelias, gerekli malzemelerin siparişini verip istiflenmesini söyledikten sonra Jason'a ve cesaretlerini gösterip onunla birlikte gidenlere öğüt verdi. Yapmalılar, dedi, görevlerini yerine getirmeliler, çünkü bu yolculuk şüphesiz ki Hellas'ı ve kendilerini yüceltecekti.

(Burada Jason'la beraber olanları anlatmak bizim işimiz değildir. Herhangi birisi bunu bilmek istiyorsa, Orpheus’un Argonautica'sını okumalı)



Argus gemiyi inşa ederken


[2] Jason Frigya'ya geldiğinde, Simois Nehri (Karamenderes’in bir kolu Dümrek Çayı-SB) limanına demirledi ve herkes kıyıya çıktı. Acil haber Kral Laomedon'a getirildi; yabancı bir gemi beklenmedik bir şekilde Simois limanına girmişti ve içinde Hellas'tan birçok genç erkek vardı. Bunu duyan kral rahatsız oldu. Kıyıya ayak basacak olan Hellenlerin, kamunun refahını tehlikeye atacağını düşünerek, Hellenler için limana sözlerini gönderdi; sınırlarından ayrılacaklardı, eğer itaat etmeyi red ederlerse onları zorla çıkaracaktı.

Laomedon'un onlara barbar-kaba bir şekilde davranışı Jason ve beraberinde gelenleri derinden üzdü, ona zarar vermemişlerdi. Bununla birlikte ona karşı gelmekten de korkuyorlardı. Savaşa hazır değillerdi ve barbarların büyük güçleri tarafından kesinlikle ezilebilirlerdi. Böylece, yeniden başlamak için, Frigya'dan ayrıldılar ve Colchis'e doğru yola çıktılar. Postu çalıp anavatanlarına geri döndüler.


[3] Jasonla beraber Colchis'e gidenler ve Laomedon'un ona hakaretli davranışı yüzünden Herkül derin üzüntü içindeydi. Sparta'ya gitti ve Castor ile Pollux'u çağırdı, Laomedon'a karşı intikam almak için yardımlarını istedi. Yardımlarını vaat ettikleri taktirde, birçok kişi takip ederdi. Castor ve Pollux onun istediği her şeyi yapmak için söz verdi. Onlarla birlikte yola çıktı ve Salamis'e gitti. Orada Telamon'u ziyaret etti, o ve halkının kötü muameleden dolayı çekti acı yüzünden Truva'ya karşı yapılacak olan sefer için ona katılmasını istedi. Telamon, Herakles'in istediği şeyi yapmak için hazır olduğuna dair söz verdi. Salamis'ten Phthia'ya doğru yola çıktı. Orada Peleus'tan Truva seferine katılmasını istedi. Peleus gitmeye söz verdi. Sonra Nestor'u ziyaret etmek için Pylos'a gitti. Nestor neden geldiğini sorduğunda, Herkül yanıtladı; intikam arayışında olduğunu ve Frigya'ya karşı orduya liderlik ettiğini söyledi. Nestor ona övgüde bulundu ve yardım etmeye söz verdi.
Herkül herkesin desteğini aldığını bilerek gemileri hazırladı ve ordusunu topladı. Yelken açmak için doğru zaman geldiğinde, sorduğu kişilere mektup gönderdi ve onlara tam güçle gelmelerini söyledi. Onların gelmesiyle, hepsi beraber Frigya'ya (yani Truva’ya-SB) doğru yelken açtı. Sigeum'a gece vardılar. 


Ülkeye girmek için Herkül, Telamon ve Peleus orduya liderlik yaparken, Castor, Pollux ve Nestor'u gemileri korumaları için geride bıraktı. Hellen filosunun Sigeum'a (Biga yarımadası-SB) yanaştığı haberi kral Laomedon'a getirildiğinde, süvarinin komutasını kendisi aldı ve kıyıya giderek düşmanlığını gösterdi. Fakat Herkül, Truva'ya gittiğinde şehrin masum sakinlerini kuşatmaya başlamıştı. Laomedon evde olan biteni öğrenince aceleyle hemen dönmeye çalıştı. Ama Hellenler yoluna çıktı ve Herkül onu öldürdü. Telamon, Truva'ya ilk giren kişi olma yolunda kahramanlığını kanıtladı, bu nedenle Herkül ona Kral Laomedon'un kızı Hesione'yi ödül olarak verdi. Söylemek gereksiz ama, Laomedon'la birlikte olan herkes öldürüldü. Bu sırada Priam Frigya'daydı, babası Laomedon onu ordudan sorumlu tutmuştu. Herkül ve onunla gelenler, ülkeyi yağmaladı ve taşıyabildiklerinden fazla ganimeti gemilerine götürdüler. Sonra eve gitmeye karar verdiler. Telamon'da Hesione'yi kendisiyle birlikte götürdü.


[4] Priam'a babasının öldürüldüğü, vatandaşlarının paramparça edildiği, ülkesinin yağmalandığı ve kızkardeşi Hesione'nin savaş ödülü olarak alındığı haberini alınca, Hellenlerin Frigya'ya bu kadar çok saygısızca muamele etmeleri onu derin bir üzüntüyle düşünmesine yol açtı. Eşi Hecuba ve çocukları Hector, Alexander, Deiphobus, Helenus, Troilus, Andromache, Cassandra ve Polyxena ile birlikte Truva'ya döndü. (Cariyelerden başka oğulları da vardı, ancak yasal olarak evlendiği eşleri kraliyet soyunu iddia edebilirdi.)

Truva'ya varınca şehrin (nasıl) maksimum güçlendirileceğini gördü, daha güçlü duvarlar inşa etti. Ve yakınlarda daha fazla asker konuşlandırdı. Truva, babası Laomedon'un hükümdarlığındaki gibi, hazırlıksızlık yüzünden, bir daha düşmemeliydi. Ayrıca bir saray inşa etti ve Jüpiter'i bir sunak ve heykel ile kutsadı; Hector'u Paeonia'ya (Makedonyadaki Aksu/Vardar bölgesi-SB) gönderdi; ve Truva'nın kapıların inşa etti - Antenorean, Dardanian, İlian, Scaean, Tymbraean ve Truva. (Homer de sadece Dardan ile Saka kapılarının adı geçer- Saka kapısı da, nehri de Saka Türklerinden adını almıştır. At kurban ederler. SB)

Truva'nın güvende olduğunu görünce, babasının çektiği acıların intikamını almak için doğru zaman gelene dek bekledi. Sonra Antenor'u çağırdı ve ona elçi olarak Hellas'a gitmesini dilediğini söyledi. Yunan ordusu, dedi, babası Laomedon'u öldürerek ve Hesione'yi götürerek ona büyük yanlış yapmıştı. Buna rağmen, sadece Hesione iade edilirse, şikayet etmeyi bırakırdı.


[5] Priam'ın emrine uyarak Antenor bir gemiye bindi ve Peleus'u ziyaret etmek için Magnesia'ya gitti. Peleus onu üç gün boyunca misafirperver bir şekilde ağırladı ve dördüncü gün neden gelmiş olduğunu sordu. Antenor, Priam'ın talimatlarını takip ederek, Hellenlerin Hesione'yi geri vermelerini talep etmeye geldiğini, söyledi. Peleus bunu duyunca derinden üzüldü, ve gördüğü kadarıyla bu onun çıkarlarına dokunan bir konuydu. Antenor'a sınırlarının dışına çıkmasını emretti.

Antenor herhangi bir geçikme olmadan gemisine bindi ve Boeotia'ya doğru yelken açarken Salamis adasına geldi. Orada, Priam'ın kızkardeşi Hesione'yi geri vermesi için Telamon'u ikna etmeye çalıştı. Kraliyet soyundan bir kızı hizmetkar olarak tutmak doğru değil, dedi. Telamon Priam'a karşı hiçbir yanlış yapmadığını söyledi. Savaş ödülü olarak almıştı, onu geri vermeyi redetti ve Antenor'a adasından ayrılmasını emretti.

Antenor gemisine bindikten sonra Achaea'ya gitti. Orada Castor ve Pollux'a götürüldü. Onları, Priam'ın kızkardeşi Hesione'yi geri vererek olayın düzeltilmesi için ikna etmeye çalıştı. Castor ve Pollux, Priam'ın acı çektiğini inkar ettiler ve Antenor'un ayrılmasını emrettiler. Ardından Pylos'a gitti ve Nestor'a misyonun amacını anlattı. Nestor onun neden geldiğini öğrenince onu azarlamaya başladı. Bu misyonu üstlenmeye nasıl cesaret edebildi, diye sordu. Frigyalılar rahatsızlığı veren ilk kişilerdi. Antenor bir şey yapamadığını ve üstüne küçümsemeyle davranıldığını görünce, gemisine binip vatanına döndü. Priam'a, her birinin söylediklerini, nasıl davrandıklarını anlattı ve kralı savaşa teşvik etti.


[6] Priam hemen oğullarını ve arkadaşlarını çağırdı - Antenor, Anchises, Aeneas, Ucalegon, Bucolion, Panthus ve Lampus - ve cariyelerinden olma oğullarını da çağırdı. Onlar gelince, Antenor'un başarısız görevini anlattı. Nasıl Hellas'a gittiğini, Laomedon'un ölümüne karşılık Hesione'nin iadesini talep ettiklerini, Hellenlerin ona nasıl küçümseyeci davrandıklarını ve boş ellerle eve geri gönderdiklerini anlattı. Şimdi Priam, Hellenler onun istediği gibi davranmayı redettikleri için, suçlarının karşılığını ödemek için bir ordu gönderecekti. Onlar düşünsün artık, küçümsenmeye layık barbarlar olduklarını. Ve oğullarını çağırdı - özellikle büyük oğlu Hector'u - güçlerinin komutasını alması için. Hektor buna yanıt verdi, babasının isteklerini yerine getireceğini söyledi, büyükbabası Laomedon'un ölümünün intikamını alacaktı, ve Hellenlerin Truvalılara yaptıkları diğer haksızlıkların. Hellenler dedi, suçlarının cezasını ödemek zorundalar. Bununla beraber, Truvalıların seferlerinin başarısız olacağından korkuyordu, çünkü Avrupa Hellenlerin yardımına gelecek bir çok savaşçı erkek yetiştirmişti. Asya'da yaşayan kendileri ise vakitlerini boşa harcamış ve gemi inşa etmemişti.


[7] Sonra Alexander (Paris) onlara yemin etti. Bir filo inşa etmeli ve Hellas'a savaşa gitmeliydiler. Babası dilerse, bu girişimden sorumlu olurdu, düşmanı fetheder ve büyük bir ünle Hellas'tan dönerdi. Tanrıların ona yardım edeceğine dair inancı vardı, çünkü İda Dağı'nın ormanlarında avlanırken uykuya dalmış ve aşağıdaki gibi bir rüya görmüştü.

Mercury ona Juno,Venüs ve Minerva'yı getirmişti, güzelliklerine hakem olması için. Sonra Venüs ona söz verdi, eğer onu en güzeli seçerse, Hellas'ta kim en güzel kadın olarak görülüyorsa, ona evlilik için verecekti. Böylece, en sonunda, Venüs'ün sözünü duyunca, onu en güzel olarak değerlendirdi….


[Güzellik yarışması bize anlatılanlardandır, ama savaşın gidişatı, kimin kimi ne zaman nerede öldürdüğü, kimlerin özgür bırakıldığı, kimlerin ihanet ettiği bize hiç anlatılmamıştır. Peki ya Paris'in Menelaus ile düellosu, Aşil'i nasıl öldürdüğü, ya da Truva Atı? Bir gerçekliği var mıydı?  Bu arada, Dares tüm Truvalıların fiziksel özelliklerinden bahsederken hep uzun boylu, açık renk göz ve tenli, sarışın, kumral, yakışıklı, yürekli, cesur ve efendi olarak tasvir eder. Homer’e göre savaşa Akhalar ile diğer boylarla beraber toplam 1199 gemi katılırken, Dares’e göre 1130 gemi ile 49 lider katılmıştır. Her ikisinde de en çok (100) gemi ile katılan Agememnon’dur. Burada bir şey hatırlatmak isterim. Helen tek bir boydur, Akhalar da öyle, savaşa katılan diğer isimler İthaka, Salamis, Argisa, Phylaca, Elis, Meliboea, Cyphos gibi.. lakin bugün tüm bu boyların hepsine birden İngilizce çevirilerinde Grek derlerken, Türk boylarını hep ayrı ayrı telaffuz ederler; İskit, Kimmer, Saka, Massaget, Avar, Hun gibi.. bunu da özellikle yaparlar. Devamını okuyalım ve Homer'in İlyadası ile de karşılaştıralım. -SB:]


Priam’ın kardeşlerinden Deiphobus destek olur, Hesione’yi Grekler geri verecektir, ama Helenus karşı çıkar, bir Helen kadınını getirecek olursa, Truva’yı yerle bir eder onlar der. En küçükleri Troilus ise Hektor gibi varken mümkün değil der ve Helenus’un korkmaması gerektiğini söyler. Priam oğullarını ordu oluşturması için asker toplamaya gönderir ve danışmanlarını çağırarak olan biteni anlatır ve ne düşündüklerini sorar. Bazıları savaş karşıtıdır, hatta eğer Paris bir Helen kadını getirirse özgürlüğümüzü riske atmayız, bir kişinin ölmesi de barış içinde yaşamamızı sağlar, derken, bazıları da Truva’nın onuru kurtarılmalıdır demiştir. Cassandra ise babası eğer bir filo gönderirse sonuçlarının ağır olacağını söylemiştir. Priam gemilerin inşası için emir verir, Paris yelken açar, Heleni görür görmez de aşık olur, Helen de boş değildir ve isteyerek Parisle kaçar. Truva’ya geldiklerinde babasına her şeyi anlatır. Priam memnundur. Helene’ye karşılık Hesione’yi iade edecektir. Helene pişmandır, Priam onu Alexander ile evlendirir. Cassandra kehanetlerini anlatmaya devam eder, Priam onu oda hapsine yollar.

Akhalar Truva’ya gelinceye dek Anadolu kıyı şehirlerini tahrip eder. Elçi göndererek Priam’dan Heleni geri isterler. Priam da, Argonotların yaptığı yanlışları anlattı; Babasının öldürülmesi, Truvanın yağmanlanması ve kızkardeşi Hesione'nin kaçırılışını dile getirdi. Sadece kızkardeşinin geri verilmesini talep eden mesajı iletmesi için gönderdiği Elçi Antenor'a nasıl davrandıklarını anlattı. Bu nedenle de barışı redederek savaş ilan etti.... * (* Dares - History of the Fall of Troy, Türkçe çev: Semra Bayraktar)




Truva Kralı Laomedon (Priam'ın babası)
Aphaia Tapınağı - MÖ 490-480 
Glyptothek Müzesi - Münih



Peki Helene Truva'da mıydı?...
Heredot - Birinci Kitap: 3-4


"Bu olayların üzerinden iki nesil geçmiş, gene Perslere göre, bunları bilen Alexandros, Priamos'un oğlu, Yunanistan'dan bir kadın kaçırmak istemiş, bu yüzden bir cezaya çarpılmayacağınına güveniyormuş, nasıl ki o ilk kadın kaçırıcılar da ceza görmemişlerdi. Ve Helene'yi kaçırmış. yunanlılar önce adamlar gönderip Helene'yi geri istemişler, özür dileyin demişler. Buna karşılık Media'nın kaldırılışı öne sürülerek, şimdi bizden istediklerinizi, o zaman da siz vermemiştiniz, denilmiş.
O zamana kadar olan şey, karşılıklı kız kaçırmaktan ibaretti. Ama bu sefer Yunanlılar, Perslere göre, açıkça suçludurlar."


Heredot - İkinci Kitap: 113-120


"Helene hakkındaki sorularıma rahiplerin cevapları şudur. Alexandros, Sparta'da Helene'yi kaldırdıktan sonra yurduna doğru denize açıldı. Ege denizine vardığı zaman ters rüzgarlar onu Mısır denizine attılar ve rüzgar düşmediği için Mısır kıyılarına, tam Nil'in Kanaobos denilen ağzına ve Tarikheia'ya yanaştı. Kıyıda bir Herakles tapınağı vardı. - bugün de vardır - bir köle, sahibinden kaçmak ve kendisini bu tanrıya adamak isterse, derisine birtakım kutsal dövmeler yaptırır, o zaman kimse ona dokunamazdı. Bu yasa kurulduğundan bu yana hala geçerlidir. Alexandros'un köleleri, tapınağın bu özelliğini öğrenince, efendilerini bırakıp yürüdüler, girip tapınakta oturdular, tanrıya dualar ettiler, Alexandros'u suçladılar, ona kötülük olsun diye bütün yaptıklarını sayıp döktüler. Helene'yi nasıl kaçırdığını ve Menelaos'a karşı işlediği suçu anlattılar. Bu suçlamaları rahiplere söyledikleri sırada, Nil'in bu ağzında vali Thonis de orada bulunuyordu.

Bu adamları dinleyen Thonis, Proteus'a haber vermek üzere hemen Memphis'e bir rapor gönderdi: "Bir yabancı geldi, diyordu, Troya soyundan; Yunanistan'da bir günah işlemiş olmakla suçlanıyor; ev sahibinin karısını kaçırmış; birçok da malını almış ve rüzgar sürükleyip senin kıyılarına, yanımıza atmış. Bırakalım, hiç ceza görmeden yeniden denize açılıp gitsin mi, yoksa getirdiklerini elinden alalım mı?" Proteus, cevap olarak, bir haberci çıkardı, şu yönergeyi gönderdi: " Bu adam, evinde konuk kaldığı kimseye karşı bir günah işlemiş olmakla suçlandığına göre, kim olursa olsun yakalayıp bana gönderiniz, bakalım burada neler söyleyecek."

Bu emri alan Thonis, Alexandros'u yakaladı, gemilerine el koydu, varını yoğunu ve Helene'yi ve tanrıya sığınmış olan kölelerini de yanına katıp Memphis'e gönderdi. Bunlar geldiğinde Proteus, Alexandros'tan kim olduğunu ve gemilerinin hangi ülkeden geldiğini sordu. Nereden olduğunu, ülkesini, adını söyledi, yolculuğunu, gemilerinin nereden geldiğini açık açık anlattı. Bunun üzerine, Proteus, Helene'yi nereden getirdiğini sordu: sözün burasında Alexandros; lafı uydurup kaydırmaya başladı, gerçeği söylemeye yanaşmadı, ama tanrıya sığınmış olan adamları, onun lafını ağzına tıkayıp hıyanetliğini sayıp döktüler. Sonunda Proteus, yargısını şu söylevle patlattı: "Rüzgarın yoldan çıkarıp ülkeme attığı bir konuğu öldürmeye gönlüm razı gelseydi, sana gösterdiği konukseverliğe karşı ağır bir hıyanetle karşılık vermiş olduğun Yunanlının öcünü senin gibi bir alçakta bırakmazdım. Sana evini açan adam karısına sataştın; bu kadarla kalmadın; aykırı uçuşunda peşinden gelmesi için ona kanat da verdin; gözün doymadı, üstelik konuğu olduğun evi de soydun. Ama eşyaları burada bırakacaksın - bunları kendi gelip arayacağı güne kadar, o Yunanlı için yanımda saklayacağım - sen ve yol arkadaşların üç gün içinde ülkemden çıkıp gidiniz, başka bir yer bulunuz demir atmak için, yoksa düşmana ne yaparsam size de onu yaparım!"

Rahiplerin bana anlattıklarına göre, Helene, Proteus'un yanına böyle gelmiş; zaten bana öyle geliyor ki, bu hikayeyi Homeros'da biliyordu; ama herhalde anlattığı destana layık bulmamış olacak ki bunu bilerek küçümsemiştir, ama bildiğini de belli etmiştir; bu İlyada'nın Alexadros'un göçebe gezişini ve Helene'yi kaçırırken, en son Fenike'deki Sidon'a yanaşmadan önce, nasıl o kıyıdan bu kıyıya atıldığını anlatan (ve destanın başka bir yerinde tersi söylenmiş olmayan) dizelerinden anlaşılmaktadır. Bu olaya Diomedes'in başarıları dizelerinde dokunur. - Orada görülüyordu, diyor.

Bu kadın elinden çıkma gözalıcı dokumalar
ki tanrı benzeri Paris getirmişti Sidon'dan
Engin deniz üstündeki maceralı yolculuğunda
Soylu Helene'yi kaçırırken uzaklardaki yurduna.

Öbür belirti de Odysseia'nın şu dizelerindedir:

Zeus kızının böyle şifalı ilaçları vardı
Polydamna, Thon'un karısı
vermişti ona bunları, bereketli topraklarında
Mısır'ın, ki orada çok bol yetişir
şifalı bitkilerle zehir yan yana.

İşte Menelaos'un Telemakhos'a söyledikleri:

Geminin sıla özlemi çeken burnu Mısır'da bağlı kaldı
Zira tanrılar ille de kurban istiyorlardı benden.

Bu dizeler pekala gösteriyorlar ki Homeros Alexandros'un Mısır'dan geçtiğini biliyordu; zaten Suriye, Mısır'a sınırdaş olur, Sidon'un sahibi olan Fenikeliler de Suriye'de yaşarlar.

Bu dizelerden ve özellikle bu bölümden de açıkça belli oluyor ki, Kıbrıs destanı, Homeros'un değildir, başkasınındır. Çünkü, Kıbrıs Destanı'nda Alexandros'un, sütliman bir denizde uygun bir rüzgarla yapılan bir yolculuktan sonra, Sparta'dan ayrıldığının üçüncü günü, helene ile birlikte İlion'a varmış olduğu söylenir; oysa İlyada'da ikisinin beraber başıboş denizlerde dolaştıkları anlatılır.

Ama Homeros'u ve Kıbrıs Destanı'nı bırakalım artık - Yunanlıların İlion üzerine anlattıkları hikayeler aslı astarı olmayan şeyler midir, yoksa gerçek midir, diye sorduğum zaman rahipler, bana kaynağın Menelaos'un kendisi olduğunu söyledikleri şu hikayeyi anlatmak suretiyle cevap verdiler. Helene'nin kaldırılması üzerine güçlü bir Yunan ordusu Menelaos'u desteklemek için Teukros'un topraklarına çıkar; asker karaya çıkıp ordugah kurulduktan sonra, İlion'a aralarında Menelaos'un da bulunduğu elçiler gönderilir. Surlardan içeri alınırlar ve Alexandros'un kaçırdığı Helene'nin ve servetinin geri verilmesini ve bu haksız sataşmanın ödetilmesini isterler; ama Troyalılar, sonradan da hep yapacakları gibi, Helene'nin de, çalındığı söylenen servetin de kendilerinde olmadığını söylemekte ağız birliği ederler, yeminler ederler, bunların Mısır'da olduğunu ve Mısır kralı Proteus'un elinde duran şeylerden kendilerinin sorumlu tutulmalarının yanlış olacağını bildirdiler. Yunanlılar, kendileriyle alay edildiğini sanarak kenti kuşatır ve sonunda alırlar. Ama bakarlar ki Helene yok ve kendilerine başta ne söylendiyse gene aynı şey söyleniyor, sonunda inanırlar ve Menelaos'u Proteus'un yanına gönderirler.

Meneloas Mısır'a gelir, Memphis'e doğru yelken açar; olanı biteni dosdoğru anlatır; çok iyi karşılanır, bir sıkıntı çekmemiş olan Helene'yi alır ve onunla beraber bütün servetini geri getirir. Ama Menelaos, bütün bu iyiliklerine karşılık Mısır'a haksızlık etmiştir; Yola çıkacağı sırada uygun rüzgar bulamadığı için olduğu yerde kalmış; bu böyle uzayınca, dine aykırı bir kurban kesmek istemiş; iki Mısırlı çocuk almış, bıçakla boyunlarından kesmiş. Sonradan bu suç ortaya çıkınca paçaları tutuşmuş, gemileriyle beraber Libya'ya kaçmış. Oradan nereye gitmiş? Mısırlılar bunu bana söylemediler. Bana anlattıkları bu olayları kimisi, biz kendimiz sorup soruşturarak öğrendik derlerken, kimisi de bunlar burada oldu, onun için iyi biliriz demişlerdir.

Mısırlı rahiplerin anlattıkları bunlardır. Helene için anlatılanlara ben şu düşünceleri ekleyeceğim: Eğer Helene, İlion'da olsaydı, Alexandros istese de istemese de Yunanlılara geri verilirdi. Zira, gerek Priamos, gerekse soyu sopu, Aleksandros, Helene'yi çatısı altında tutacak diye kendi canlarını, çocuklarının canını ve yurdunu ortaya koyacak kadar çılgın olamazlardı. Hatta, başlangıçta öyle olsa bile, Yunanlılarla yapılan her savaşta yığınla Troyalı arasında Priamos'un çocuklarından iki üç tanesinin de öldüğüne bakarak (zira destanlarda anlatılanlara inanmak gerekirse, bunların katılmadıkları bir tek savaş yoktur), diyorum, böylesine felaketler karşısında Priamos, başına yapan belalardan kurtulmak için, hatta kendi sevgilisi bile olsa, Helene'yi Yunanlılara geri verirdi, ben öyle düşünüyorum. Ayrıca Priamos ihtiyarladığı zaman, krallık Alexandros'a geçmeyecek, yönetim ona kalmayacaktı. Priamos ölünce taht ondan daha yiğit olan büyüğü Hektor'a kalacaktı ve onun da hem kendisinin, hem de öbür Troyalıların başlarına bu kadar bela açan suçlu bir kardeşi koruması düşünülemezdi. Gerçek şu ki; Helene'yi geri verirlerdi ve kötü niyetli olmadıkları halde Yunanlılar onları düzenbaz sayıyorlardı; şüphesiz, benim kendi görüşüm, tanrı onlar için bir yıkım hazırlamıştı, ta ki tanrıların büyük haksızlıkları büyük cezalarla cezalandırdığını herkes görsün ibret alsın, diye. İşte benim doğru olduğunu sandığım hikaye budur."


Mısır'la ilgili olarak Strabon'un Coğrafya kitabında (17:34)  ise şu ifade geçer: "Piramitlerin yapıldığı taşların ocağı yakınında ki, piramitlerin bölgesinde, Arabistan'daki nehrin uzak tarafında Troya adı verilen kayalıklı bir dağ var ve onun dibinde de mağaralar. Her ikisine de yakın bir köy ve Troya denilen bir nehir; esir Troyalılar için eski bir yerleşim yeri, Menelaus'a eşlik edenlerdi, ama burada kaldılar." 

Demek ki neymiş, Menelaus Truva'dan sonra Mısır'a yelken açmış... Niye Mısır?... Tabi ki Helene'yi geri almak için...


"Basileus Priamos" -  El/İl Beyi (Başil) Priam
(yani Basileus kelimesi Türkçedir!)
Troia - Truva (Wilusa) önünde Hellen gemileri ve sur dibinde duran At
özel basılmış ortaçağ döneminden madalyon




Peki Hesione’ye ne oldu? 

Telamon’la evlendi, bir oğlu oldu adını atalarına saygıdan Teucer koydu. Teucer ve meşhur Ajax babadan kardeş, ama Teucer hep bir Asyalı olarak küçümsendi, çünkü o bir Asyalı anneden doğmuştu. Truva savaşında Akhaların yanında savaştı. Başka bir yerde seferdeyken Ajax intihar etti, babası kardeşini kurtaramadığı için onu sürgüne yolladı. O da Kıbrıs’a gelip bir şehir kurdu ve baba vatanına istinaden adını Salamis koydu. Onun soyundan gelenler Mersin Olba’yı kurdu ve bu soya da Teukrid Soyu dediler. Salamisli babası yüzünden "Grekler" hem Kıbrıs, hem de Olba'yı sahipleniyorlar, lakin Teucer'ın annesi de bir Asyalı, Truvalı, yani anne soyuda bu mirasta hak sahibidir...

Teucer – Teukros kelimesi de bizim bugün kullandığımız Türker kelimesinden başka bir şey değildir. Ayrıca, İskandinavların destanlarında geçen ve u okunup y ile yazılan Tyrker, Viking Eric ile Yeni Kıtaya yelken açanlar arasındadır. Onun adı da Türker’dir. İsimler farklı dillerde telaffuz yüzünden farklı kaydedilmiştir. Tıpkı Atilla’nın Alman destanlarına Etzel olarak girmesi gibi… Ya da İskit kralının Büyük İskender’i doğu seferinde kardeşini elçi olarak gönderdiğinde, kardeşinin kayıtlara Carthasis olarak geçmesi gibi, ama bu kelime adı değil kardeşi kelimesinin kendisidir. Ve İskit kral Büyük İskender’i karşıladığında şunu söylemiştir: “Buraya dost olarak geldiyseniz misafirimsiniz, yok düşman olarak geldiyseniz, bilin ki biz sizinle Tuna’da hemhududuz.” Bu da, MÖ 4.yy ‘da doğuda Semerkant’tan, batıdaki Tuna’ya kadar, boy veya kavim adları ne olursa olsun, yekpare bir Türk devletinin varlığını gösterir. Bu arada, Bilgeliği temsil eden Altın Post bir Sümer geleneğidir, ama herkes onu Jason ve Argonotlar diye biliyor, yani bir "Grek" mitolojisi...


SB.



Dares ile ilgili olarak:
Homeros - İlyada 5:10

"Troyalılar arasında zengin, kusursuz biri vardı,
Hephaistos'un duacısıydı, DARES'ti adı,
iki oğlu vardı onun, Phegeus'la İdaios
yatardı elleri her türlü savaşa.
Ayrıldı sıralardan, atıldı Diomedes'in önüne bu ikisi,
onlar arabayla saldırdı. Diomedes'se yaya,
Birbirlerine doğru yürüyüp yakınlaşınca
önce Phegeus attı uzun gölgeli kargısını
geçti Tydeusoğlu'nun sol omzu üstünden kargının ucu
Sonra Tydeusoğlu saldırdı tunç kargıyla
elinden boş yere çıkmadı kargısı
göğsünden vurdu onu, iki memesi arasından
yuvarladı attı arabadan aşağı
İdaios da güzel arabasını bıraktı, atladı yere,
ölen kardeşinin yanında kalmayı gözü tutmadı.
O da kurtulamayacaktı kara ölümden, o da
Hephaistos korudu onu neyse ki
yaşlı babaları girmesin diye ağır acıya
kapladı karanlıklarla, kurtardı onu.
Ulu canlı Tydeus'un oğlu çekti götürdü atları,
verdi adamlarına, koca karınlı gemilere sürün, dedi.
Ulu canlı Troyalılar görünce Dares'in iki oğlunu,
biri kurtulmuş biri arabanın yanından ölü
hepsinin burkuldu içi, oynadı canı. "






ilgili: