film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2025 Pazartesi

Dünkü Düşman El Olamaz

 

Geceki (dünkü) düşman el (halkımız) olmaz, eteğini kesip yeng olmaz.

Bugün doğan (doğduğun) toprağını satsang, erte (yarın) koynungdaki kadını,

balacığıngı (yavrucuklarını), sağ salasın mı ? (koruyabilecek misin?

Bin Bala / Myn Bala



Dünkü Düşman El Olamaz !
Myn Bala Haklı



6 Ekim 2018 Cumartesi

ODYSSEY -YAY- HERKÜL




"...Çok akıllı Odysseus da bu ara koca yayı yoklamış ve her yanını gözden geçirmişti. Sazı iyi kullanmasını bilen bir ozan nasıl koyun barsağından bükülmüş yepyeni bir teli kolaycacık gerer de tutturursa sazın iki yanına, Odysseus da öyle gerdi koca yayı hiç zorluk çekmeden, sonra sağ eliyle kirişi tutup çekti. Kiriş de öttü güzel güzel, tıpkı kırlangıç gibi. büyük bir korku aldı tekmil talipleri, suratlarında renk menk kalmadı hiçbirinin, o sıra Zeus da büyük bir işmar verip gürledi. Çok çekmişti tanrısal Odysseus çok sevindi buna, bir işmardı bu kendisine sivri akıllı Kronos'un oğlundan. Masanın üstüne koyduğu çıplak sivri oku aldı eline, öbür oklar duruyordu okluğun içinde sessiz sedasız, az sonra onları birer birer Akhalar'da deneyecekti. Oku koluna aldı taktı yaya, kirişle yeleği çekti, nişan aldı oturduğu yerden ve attı oku... " [Odysseia 21:405]




Odyssey'in YAY'ı bir "TÜRK TİPİ" yaydır.


"Bunları tanrılara benzer İphitos vermişti, Eurytos'un oğlu, Lakedaimon'a konuk gittiğinde Odysseus'a armağan diye.
[Odysseia 21:1-15]



Homer'e göre Oechalia* Kralı Eurytus okçuluğu ile övünmekte ve gurur duymaktadır. Apollo'ya meydan okur. Apollo Eurytus'u öldürür, böylelikle yay da miras olarak Eurythus'un oğlu İphitos'a kalır. Odysseus ile İphitos arkadaştır. "Oxulos"un (Oculus, Oxylus olarak ta geçer) soyundan gelen İphitos tarafından Lakedaimon (Sparta) ziyareti sırasında Odysseus'a hediye edilmiştir... 

[*Oechalia, Teselya'da (Selanik) bir kent, merkezi ise Larissa, yani Pelasg kökenli.]


"Oxulus" kelimesinde bile "OK" "OĞUZ" ve "ULUS" kelimeleri rahatlıkla görülür. Ayrıca, Odysseus destanının sonradan yazılması ve de İphitos ile aynı dönemde yaşamadığı halde; (İphitos MÖ 9.yy'da yaşamışken, Truva Savaşı'na katılmış olan Odyssey MÖ 12.yy'dan nasıl zıplamış MÖ 9.yy'a?) ; YAY'ın onun tarafından Odysseus'a verilmesi.... sonradan uydurulmuş bir hikayedir, çünkü o YAY İskit'in babası olan Herkül'e aittir...



Herkül ile Oechalia Kralı Eurytus, 
MÖ 600 - Etrüsk / Güney Etruria




Bir de Herkül'ün açısından bakalım: 
Kral Eurytus'u Apollo mu Herkül mü öldürmüş?...


Herkül (Erkle/Erkul/Erakles) Oechalia Kralı Eurytus'u ziyaret etmiştir. Bu sebeple de Eurytus dedikleri Argonot değil Kral olanıdır, ayrıca ok atmada usta olan da Kral Eurytus’tur. “Ok atmakta kendisini yenecek olana kızını vermeye ant içen Eurytus’un karşısına Herkül çıkmış ve yenmiş. Ama Eurytus sözünü tutmamış ve Herkül’ü sürülerini çalmakla suçlamış. Yalnız oğlu İphitos Herkül’den yana çıkmış, lakin çıldıran Herkül onu öldürmüş. Bunun cezası olarak da esir olarak satılmış. Özgürlüğünü kazanınca da dönüp Kral Eurytus’u öldürmüş.” (Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü). 



HERKÜL'ÜN OKÇULUĞU....


Nasıl olduysa, Herkül okçuluğu bir İSKİT'ten öğrenmiş, hatta "öğreten" Yay'ı Herkül'e hediye etmiş. Halbuki, Heredot'un Tarih kitabında İskitlerin atası "Herkül" veya "Targitay"'dır :


Heredot 4:10 ; "Herakles yaylarından birini (çünkü o zamana kadar iki yayı vardı) kurdu, omuzdan atma kılıç kayışının nasıl kuşanıldığını gösterdi, sonra yayı ve kılıç kayışını kadına verdi, kılıç kayışının tokasında altın bir kupa vardı (İskitlerdeki gibi Ant Kupası-SB) . Bunları verdikten sonra gitti. - Çocukları doğdular, büyüyünce anaları adlarını koydu: birincisinin adı AGATHYRSOS (AĞAÇERİ), sonrakinin GELONOS (GELON/JELON/YILAN), en küçüğünün SKYTHES (İSKİT). Sonra Herakles'i sözüne bağlı kalarak onun emretmiş olduğu şeyi yaptı. Çocuklarından ikisi Agathyrsos ve Gelonos istenilen şeyi yapmadılar, kendilerini dünyaya getirmiş olan anaları onları kovdu, çıkıp gittiler, en küçükleri Skythes istenileni yaptı ve yerinde kaldı (Tıpkı eski Türklerdeki gibi, küçük olan kalır). Sonradan gelen bütün Skyth kralları bu Herakles oğlu Skythes'ten türemişlerdir. Skythlerin bugün de kılıç kayışlarında asılı duran kupalar Herakles'in kupasının anısını sürdürürler..." (Taşbabalar ve kemerlikler :))


Bu durumda, oğul mu babaya öğretiyor, yoksa baba mı oğula yayını miras bırakıyor? Miras bırakıyorsa nasıl "oğlundan" öğreniyor?... Üstelik bu yay'dan iki tane varmış...!


Başka bir bölüme geçelim ve dipnotta ne yazıyor okuyalım...



Herodot, 1:73

Bir parti göçebe İskit, bir ayaklanmadan sonra gizlice Media'ya kaçmıştı, o zamanlar burada Phraortes oğlu, Deioke storunu Kyaxares* egemendi. Kyaxares ilkin bu yalvararak gelen İskitleri iyi karşılamıştı, o kadar ki, kendilerine büyük değer vermiş, genç çocukları 
yay kullanmasını ve dil öğrensinler diye bunlara emanet etmişti. (105)

(dipnot 105) : Herodotus (Tarihçi, MÖ 5.yy,Bodrum) ve Callimachus'a (Şair, MÖ 310-240 - Kirene/Libya) göre Herkül, okçuluk sanatını adı TEUTARUS olan bir İSKİT'ten öğrenmiştir. Theocritus (Şair, ölüm MÖ 260)'a göre Herkül okçuluğu bir Argonot olan Eurytus'tan öğrenmiştir. Atinalıların ordusunda birçok İskit okçuları vardır, hatta Greklerin arasında da. [kaynak linkten çeviri] [*Kyaxares = Siyaksares MÖ 625-585]




Burada ise Herkül'e okçuluğu öğretenin "Argonot olan Eurytus" olduğu yazıyor, 
Kim bu Eurytus?


Eurytus'un Argonot olduğu, en eski 'Grek' şiir kitabı sanılan, ama çalışmalar sonucunda MÖ 5.yy'da değil de daha geç bir dönemde Homer'i taklit eden biri tarafından MS 4.yy'da yazılan "Orphic Argonautica" ile Rodoslu Apollonios tarafından MÖ 3.yy'da yazılan "Argonautica" da geçer. [Bu arada, tarihleri de takip edebiliyoruz değil mi?]


"Argonot Eurytus" Echion'un kardeşi ve Hermes'in oğludur. Hermes (Ermes) ise ne "Grek" tanrısı ne de "Grekçe" bir kelimedir, kendisi Pelasglıdır. Argus tarafından yapılan geminin mürettebatı olması dışında hiçbir sıfatı yoktur, ama Kalydon yaban domuzu avına katılmıştır. 


Böylece, Apollo tarafından öldürülen ve de Odyssey'e yayı veren İphitos'un babası olan Kral Eurytos ile Herkül'e "okçuluğu öğreten", ya da yarışan, Kral Eurytos'un aynı kişi olduğunu söyleyebiliriz. Yani, Theocritus'un yazdığı gibi Argonotlu Eurytus değildir, Herkül'e okçuluğu öğreten, İskit Türklerinden Teutarus'tur (Teutar : ne kadar da çok benziyor Teucer / Tatar kelimelerine)... 

Mitolojileri yazarken Kral Eurytus'u öldüren olarak biri Apollo'yu yazarken diğeri Herkül'ü uygun görmüş... Tabi bu hikayeleri takip etmek isteyenlerin kafasını karıştırıyor...


Şimdi de lakabı bazı yerlerde "Şarap Adamı" olarak geçen Kalydon Kralı Oeneus'a bakalım; 


Aetolia bölgesinde Kalydon şehrinin kurucusu Aetolus'un oğlu Calydon, Calydon'un yeğeni Agenor ile kızı Epicaste'nin oğlu Porthaon, Porthaon'un oğlu Oeneus... Aetolus ise Endymion'un oğludur ve Endymion ise Elis'in kralıdır... Endymion ayrıca başka bir mitolojik hikayede daha geçer. Artemis'in, daha doğrusu diğer adıyla Ay Tanrıçası Selene'nin aşık olduğu ve de Bafa Gölü-Latmos'da geçen, çoban Endymion... Peki Aetolia'nin 'Grekler' gelmeden önceki halkı kimlerdenmiş? Lelegler... "Grekçe konuşmayan" Pelasgların soyundan gelen ve bugünün Yunanistan'ında yerlisi olan Lelegler... Tanrısal Pelasglarla beraber Truvalılar ile müttefik olan Lelegler  (Homer İlyada 10:429)... Truva Savaşı'ndan sonra başlayan 'Grek' göçlerinin gelmesiyle Efes bölgesinden kovulan yerli Lelegler... 


Pelasg tanrısı Hepheastus'un torunu olan Erykhthonios, Erykhthonios'un oğlu Pandion, adı bile "Grekçe" olmayan (Pelasg tanrısıdır) tanrı Poseidon ile bir anılan Pandion'un oğlu Erechtheus, Erechteus'un oğlu Orneos, Orneos'un oğlu Peteos, Peteos'un oğlu Menestheus, ve Menestheus Truva Savaşı'na katılan "Atinalıların" komutanıdır. Orneos'un atası olan Kral Pandion zamanında (Atina'nın 5.inci kralıdır!, MÖ 1437-1397, zaten mitolojik ilk krallarının tarihi de MÖ 1556 dan geriye gitmez!) "Atinalıları" üzüm bağı ile tanıştıran kişi ise İkarios'tur, lakabı "şarap adamı" olan Kral Oeneus değil ! 


Ancak, buradaki isimlerin birbirlerine benzemesi de gözden kaçmamalıdır : Oeneus - Orneos ; Erechtheus (Erek) - Erykhtonios (Eruk) - Erymanthos Dağları (Erum)... Ayrıca, her iki ailenin PELASGLARLA ilişkisi vardır...



Kalydonian Yabandomuzu Mitolojisi:


"Arkadai'nın Erymanthos dağında korkunç bir yabandomuzu varmış. Eurystheus bu hayvanın kendisine diri olarak getirilmesini buyurmuş. Herkül de aylarca izlemiş canavarı; o sırada da dağdaki at adam Pholos'un konuğu olmuş. Bir gün at adamlarla tartışmaya girip birçokklarını öldürmüş. Sonra yaban domuzunun peşine düşüp onu bir ağ içinde yakalamış. Eurystheus hayvanı görünce korkusundan bir fıçının içine saklanmış." (Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü)


Bu yaban domuzu Elis'in kuzeydoğusundaki Erymanthos Dağları'nda geziniyormuş ve halkın başına da "Yay'ın Ecesi Artemis" musallat etmiş... Kral Oeneus kutsal tepede tanrılara yıllık hasat kurbanları düzenlerdi, lakin bir ayinde tanrıça Artemis'i unuttu. Buna kızan Artemis halka musallat olsun diye ormanların en vahşi hayvanı olan yabandomuzunu gönderdi. Bu domuz tüm bağları ve ekinleri mahvediyordu, halka saldırıyordu. Sur dışında yaşayanlar kendilerini korumak için sur içine girmek zorunda kaldı. İşler yarım kalınca da kıtlık başgösterdi. Oeneus en iyi avcıların krallığına gelmesi ve bu yabandomuzunu avlamaları için ülkenin her yerine mesaj gönderir.



ATALANTA


Apollodorus'a göre (MÖ 180) Atalanta'nın babası İasos, Pelasglı Arcas'ın soyundan gelen Lykurgos'un oğludur. Arcas ise Zeus ile Callisto'nun oğludur. Pelasg soyundan gelen Pelasgus'un oğlu Lycaon'un kızı olan Calissto ise Artemis'e tutkun bir su perisidir. Zeus Artemis'in kılığına girer ve Calissto'yu baştan çıkarır. Beraberliklerinden Arcas doğar. Hera kıskançlık krizine girer ve Calissto'yu bir ayıya çevirir, ama Arcas'a yetişemeden Zeus oğlunu saklar. Sakladığı bölge daha sonra Arcadia olarak anılmaya başlar. Bir gün anne tarafından büyükbabası olan Lycaon tarafından verilen bir şölende Arcas kurban edilmek üzere sunağa konulur. Lycaon Zeus'un kızına yapılanlardan memnun değildir ve Zeus'a seslenir ve "Eğer akıllı olduğunu düşünüyorsan gel ve oğlunu yara almamış bir şekilde bütünle" diyerek kışkırtır. Zeus öfkelenir ve Arcas'ı bütünler, ardından da öfkesini Lycaon'a kusar ve onu bir Kurt Adam'a çevirir. Zaten Lycaon'da Kurt demektir. Arcas'da ülkenin yeni kralı olur. Bir av sırasında annesi olduğunu bilmeden Calissto-Ayı'yı öldürmeye teşebbüs eder ama Zeus tam zamanında yetişir ve Arcas'ı da bir ayıya çevirir ve anneyle birlikte gökyüzüne yerleştirir: Büyük Ayı ve Küçük Ayı Takımyıldızı olurlar. (Zeus'un madem bu gücü var, niye anneyi insan yapmamış?!). 


Herodot'ta (4:105) Balkanlar'da yaşayan Neuriler senede bir kere Kurt'a dönüşürler. İskit boyu olan Neuriler, diğer İskit boyları olan Budin, Agathyrsos ve Gelon ile de komşudur. Başka kimler Avrupa'da "Kurt Adam" olarak tanınıyordu? HUNLAR.




Arcas kelimesi ise Latince'de Arcus Yay/Sadak anlamındadır 
ve Okçu anlamına gelen Archer kelimesi de bundan türetilmiştir. 

Arcadia'da da Taygetus ile Erymanthos adında dağlar var;
Taygetus; Tau / Dağ...
Erymanthos; Eruman / Eriman / Erman...




Homer (Ody 6:103):
"Artemis elinde oku, ordan oraya koşarsa nasıl
koca Taygetos ya da Erymanthos dağları boyunca
yabandomuzları, hızlı geyikleri kovalar sevinir..."


Demek, adı ve kökeni "Grekçe" olmayan tanrıça Artemis Erymanthos ve Taygetos Dağlarında yabandomuzları ile geyik kovalıyormuş... Ne zaman gitmiş oralara ? Tabi ki MÖ 6.yy'dan önce değil, çünkü "Grek" mitoloji anca o dönemlerde yaratılmaya başlanmıştı. Her ne kadar Hesiod ile Homer mitolojileri, hem de Anadolu'dan alarak, oluşturmuş olsa da, onların yazmaları da MÖ 6.yy'da orjinalliğini yitirmişti.



Tekrar Atalanta'ya dönersek... 


İasos oğlu yerine kızı olunca Atalanta'yı ormana bırakır. "Dişi Ayı" (yine bir ayı var) tarafından emzirilen Atalanta'yı avcılar bulur ve bir avcı gibi yetiştirilir. Oeneus'un bu mesajını alanlardan biri de Atalanta'dır. Diğer avcılar bir kadının yanında avlanmayı hakaret olur görürler ama Oeneus'un oğlu Meleager avcıları ikna eder ve Atalanta'da ava katılır. Atalanta'yı koşuda hiç kimse geçemezmiş, taliplerini sürekli yener ve kendisiyle evlenebilecek seviyede olmadıklarına karar verirmiş. Onunla evlenmeye layik olan kişi Atalanta'yı yenmeliymiş. Bu hikaye tıpkı bizim Banu Çiçek'in hikayesine benziyor, değil mi?... Neyse... 


Ava başlamadan önce Atalanta'ya iki Kentaur tecavüze yeltenir, Meleager onları öldürür ve bu olayda Atalanta'nın gönlünü kazanır. Av sırası geldiğinde yabandomuzunu ilk yaralayan kişi Atalanta'dır, ama işini bitiren Oeneus'un oğlu Meleager'dir. O da ilk kanı akıtan olarak ödülün Atalanta'ya verilmesini önerir. Ama amcası Thestios'un oğulları, erkeklerin avda olduğu bir ortamda bir kadının ödülü almasının utanç verici olduğunu söylerek hakaret ederler.  Meleager öfkelenir ve Thestios'un oğullarını öldürür ve yabandomuzunun derisini Atalanta'ya verir. Meleager'in annesi Althaea kardeşleri ve oğullarının öldürüldüğünü görünce öfkelenir, farkına varmadan bir kehaneti yerine getirir : Fates'ten  (Kader) çalınan bir odun parçası ateş tarafından yutulursa, Meleager'i ölecektir. Althaea sarayda saklı tutulan bu odun parçasını bulur ve ateşe atar ve Melager'in yani kendi oğlunu öldürmüş olur. Bunu öğrenince de kendi canına kıyar. Kral Oeneus'a kızmış olan Artemis'de böylece intikamını almış olur. Meleager aynı zamanda bir Argonot olarak da geçer.



Bu arada Peleus av sırasında yanlışlıkla ev sahibi Eurytion'u öldürür. Bunun üstüne avcıların hepsi birbirine girer, böylece Artemis'in intikamı devam etmiş olur. Peki Kalydon yabandomuzunun postu nereye götürülmüş? İphitos'un Odyssey'e yayı hediye ettiği yere, Sparta'ya... :  Laconia (Sparta) Tegea'daki Athena Alea tapınağına götürülmüştür. 


Bilinen bir gerçek var ki, o da Tanrıça Athena'nın ancak Truva Savaşı'ndan sonra "çalınmasıyla" "Greklerin" arasına girmesidir, tıpkı "Pallas"ı da çaldıkları gibi... MS 2.yy Pausanias'un notlarına göre, yabandomuzunun postu zamanla çürümüş ve tüylerini kaybetmiştir. Ayrıca, Augustus'un Marc Anthony'nin yenilmiş müttefiklerinden ganimet olarak dişlerini alıp Roma'ya götürdüğünü yazar :"...İmparator'un bahçesindeki Dionysos tapınağına adanmıştı, Kalydon Avı tapınağın ana alınlığının temasıydı". (Pausanias 8:45:6 - 8:47:2)


Meleager, Artemis'in öfkesi ve Kalydon yabandomuzunun hikayesi İlyada destanında da yer alır.


Homer (ilyada, 9:530-600)
"..Kuretlerse Kalydon'u almak için yanar tutuşurlar,
Altın tahtlı Artemis iş açar başlarına,
sunmadı diye bahçesindeki taze meyveleri,
çok içerlemiştir Oineus'a..."





Peki, HERKÜL'e okçuluğu öğreten TEUTARUS başka nerede geçiyor?


Lycophron, 55-65




Ah! Şanssız hemşire! Yine yanıkları görüyorum,
Pelides'in oğlu Pelops'un kemiklerini alevlerden kurtarıp kül kabına koyarken oluşan,
Letrina'nın yanında yanan ateşten zıplayan,
ve Teutarus'un elastik yayından hızlı,
Sinek kanatları pervanesi gibi, İskit çeliği gibi çınlayan!


[dipnotlar:
* Bir kehanete göre Truva ancak : 1. Aşil'in oğlu ; 2. Pelops'un kemikleri ; 3. Herkül'ün okları ; getirilince ele geçirelecektir. Sonuncusu İskit Teutarus'un Ok-Parçası olarak anılır, çünkü Herkül'e okçuluğu öğreten o'dur.
* Letrina Elis'te bir şehirdir, Pelops'un kemiklerinin gömüldüğü yerdir.]



Peki, Pelops dışında başka kim ELİS'ten idi?
Tabi ki Odysseus'a YAY'ı hediye eden arkadaşı İphistos ile
Oeneos'in atası da ELİS'liydi...

Bağlantıları görebiliyor muyuz?...



"ATİNALILAR"DA OKÇULUK NE ZAMAN BAŞLAMIŞ?


Andocides (politikacı, hatip. MÖ 440-MÖ 390) 
Barış Üzerine: 3.5 bölümünden: 
[kaynak linkten çeviri]

- İlk olarak, bu süreçte Peiraeus'u takviye ettik: ikinci olarak, kuzeye Uzun Duvarı inşa ettik: ondan sonra, Pers kralı ile onun barbarlarını yenerek Ellinas'ın bağımsızlığını getiren, ama dengesiz ve eskiyen mevcut triremes filosunu yüzlerce yenisiyle değiştirdik: ve işte bu sırada önce üç yüz süvari kaydederek üç yüz İskit okçusu satın aldık (4). Bu şekilde Atina demokrasisine güç kattık.

[(dipnot 4) Süvariler yedinci yüzyıldan beri vardı. Altıncı yüzyılın başlarında Solon, varlıkları düzenleyen yasaları çıkardığında vatandaşlar ikinci bir mülk edinebilecek kadar zengin olduklarında savaş zamanında kendilerine at sağlayabildiler. Okçular Salamis (MÖ 480) den kısa bir süre sonra da ithal edilmişti.]


Demek ki, Atina’da MÖ 7.yy'a kadar ata binemiyorlar ve okçuların da önemi yoktu, hatta MÖ 5.yy'dan önce okçuluk yoktu!


Burada önemli olan bir başka nokta ise Persler ile İskitlerin farklı etnik altında ele alınmalarıdır. İskitler, batılıların (ısrarla) iddia ettiği gibi 'Pers' ise, o zaman niye savaştığı bir milletten başkentleri Atina'ya 'kolluk kuvveti' olarak İskit Okçuları'nı ithal etsin? Demek ki, İskitler 'Pers' değilmiş!...


Bu İskit Okçuları'nın adedi de Andocides'in Barış Üzerine eserinde (yukarıda) "300" olarak verilmişti : "...Sparta ile yapılan barış antlaşması sonucunda köle olarak satılan 300 İskit.."... Siz yoksa "300 Spartalı" mı sanmıştınız?... 300 Spartalı yok, 300 İskit var ... Ah şu Hollywood... ;) Ve bu İskit Okçuları Atina'nın Jandarmalığını yapıyordu...



Pelops ve Hippodamia / MÖ 1.yy- MS 1.yy
Pelops'un İskit Başlığı ve Pantalonu var...! Yani bir "barbar" gibi giyinmiş...



Bu arada PELOPS kim?...


Peloponnese (Mora yarımadası) adının Lidyalı Tantalos’un oğlu Pelops’tan geldiğini söylerler. Lidyalılar Pelasglarla akraba, dolayısıyla Pelops da Pelasg kökenlidir. Mitolojiye göre, Truva kralı İlos oğlu Ganymedes'in Olympos'a kaçırılmasından sorumlu olan Tantalos ile Pelops'u Anadolu'dan kovmuştur. 


Homer'e göre de Menelaus ile Agamemnon Pelops'un soyundandır. Anadolulu Tantalos'un halkı anaerkildir, bu yüzden de Olympos tanrılarını, yani Zeus'u redederler, lanetlenirler. Halikarnas Balıkçısı'na göre de baberkilliğin anaerkilliğe üstün çıkması burada başlar ve bu lanet yüzünden de Agamemnon'un soyu kızı Elaktra ile biter.


19.yy'da Anadolu Akademisi başkanlığı yapmış olan Hyde Clark ise Tantalus adını Troadlı Dardanus ile ilişkilendirir. Dardanus, Sakamander ile İda'nın oğlu Truva Kralı Teucer'un kızı Batea ile evlenir. Mitolojide İlion şehrinin kurucusu İlus hem onların oğulları, hem de ondan sonraki kuşakta gösterilen Tros'un oğlu olarak geçer. Bu durumda Truvalılar, Lidyalılar ve Tantalos'un soyu akrabadır diyebiliriz. İonyalılar'da Pelasg kökenlidir.


Truvalılarla Pelasglar müttefiktir. Truva'da Scamander, yani Saka varken, Pelasglar'da da Saka vardır: [“Pelasgların Türk Dilli halklardan olması” için bknz. Prof.Çingiz Garaşarlı: "Trakyalılar, Pelasglar, Truvalılar ve Etrüsklerin hepsi akrabaydı" (Truvalılar ve Etrüskler Türk İdi)].


Burada hatırlamamız gereken önemli bir başka dipnot ise, 'Hellenler'in her şehre, her bölgeye bir 'Kurucu Ata' miti uydurmuş olmalarıdır. Mitoloji tarih değildir, insanlar duydukları hikayelere birçok yenilikler ekler, bu yüzden güvenilmezdir. Ama öbür yandan, destanlar tarihi kişilikler, kahramanlar ve olaylar barındırır.


Halikarnas Balıkçısı'nın da dediği gibi "Hellenlerin tüm tanrıları Anadolu'dan gitmedir' ve başlıca tanrı/tanrıça isimleri 'Grekçe' bile değildir. Ya da Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü'nün önsözünde dediği gibi: "Mitosa güven olmaz, ilişiksiz ve uydurmalarla doludur... Yunan mitosları Homer ile Hesiodos'la başlasa da zamanla birçok ekler ve katkılarla çoğaltılmıştır... Binbir kent devletlerine ayrılmış olan 'Yunanistan'ın her bölgesi için bir mitos yaratma hevesindedir. Kendi bölgesiyle ilgili efsaneler uydurmaktadır. 'Yunan'ın klasik denilen çağı sona erip de yaratıcılığın azaldığı dönemde, yani Hellenistik dönemde, efsaneleri toplama ve derleme işine girişilir."


Yani, Pelops'un sürülmesiyle Agamemnon ile Menelaus'un atası olma durumu tamamen mitostur. Ama Pelasgların 'Mora' yarımadası dahil bugünün 'Yunanistan'ındaki, Homer öncesi yerleşim yerleri tarihsel gerçekliktir, tıpkı hem Yunanistan'da hem de Türkiye'deki Larissa şehir adları gibi. Ya da Pelops'un sürülmesiyle başlayan Olimpiyat oyunları gibi...


Bu arada Yunanca “okçu - yay" kelimesinin karşılığı - τοξόται / τοξότης (toxótai / toxótis) (Archer) = Toksotai - tokso/tai - torkso/tay (turkso/tay ), bana İskit filozof Tokharis (Toharis- MÖ.6.yy) ile Kimmer Toktamış (Tygdamme/Lygdamme- MÖ.7.yy)'ı hatırlattı.


Odysseus'un hikayesi Dede Korkut'un Bamsi Beyrek ve Basat'ın hikayeleriyle birebir örtüşür, hatta aynı kaynaktan çıktığı söylenir.


Odysseus Destanı İlyada destanından çok çok sonraları yazılmıştır. MÖ.6.yy'dan önce yazılmış İlyada veya Odysseus yoktur, hatta kalan parçalar bile MÖ 3.yy'dan geriye gitmez, ki en eski tam metin 15.yy'dan sonra yazılmıştır. [kaynak link]


Tek bir kaynaktan çıkan hikayeleri her bir "kalem" kendine göre yazmış ve hikayelerden hikayeler doğurmuş. Böylece "aynı" kişiler zamanlar "farklı" kişiliklere bürünmüş. Bu tip olaylar aslında "Hellenlerin" kahramanlık destanlarına öykünmeleridir, birbirlerine ulusal düşünce sisteminde bağlanmak için yazılmıştır. Halbuki, hepsi uydurulmuş hikayelerdir. Tıpkı Argonotlar adı altında birlik olup Altın Post'u almaya gitmeleri gibi... Truva Savaşı'na da hep beraber gitmeleri de var tabi, ama bu savaş gerçektir, ne yazık ki olduğu gibi yazılmamıştır.


Etrüsklerde Odysseus'un adı Uthuze /Oduze'dir, bu sebeple Romalılarda adı Ulysses (Ulusses) olmuştur. Oduze'den Odin'e bile götürebiliriz. Oduze - Ulusses - Odin.. Ayrıca, Odin de Truva Savaşı'ndan sonra bir gezgin gibi oradan oraya gitmiş ve en sonunda yolculuğu İskandinavya'da son bulmuştur... Ve Albrecht Dihle'ye göre Odyssey kelimesi "Grekçe" bile değildir...


Tüm bunları okuduktan sonra YAY'ın ilk kime ait olduğunu bulabildik mi?...

Semra Bayraktar




Yönetmen: Mario Camerini
Roller ve Oyuncular:
Odyssey - Kirk Douglas
Penelope - Silvana Mangano
Antinoos - Anthony Quinn

Truva Savaşı'ndan sonra evine dönmeye çalışan Odyssey ve ekibi Poseidon'un oğlu olan Tepegöz'ü öldürdüğü için Poseidon kızmıştır ve onlara zorlu bir yolculuk hazırlar. Akdeniz'de 10 yıl boyunca ordan oraya savrulurlar ve bir türlü ülkeleri İthaka'ya dönemezler. Odyssey'in eşi Penelope de zorlu bir dönem geçirmektedir. 10 yılını savaşta, 10 yılını da dönüş yolculuğunda geçiren Odyssey yüzünden diğer krallıklardaki bekar krallar hem İthaka'ya hem de Penelope'ye talip olmuştur. Penelope ise eş seçimini sürekli ertelemektedir. Taliplerine Odyssey'in yay'ı ile oku 12 baltanın gözünden geçiren kişi ile evleneceğini duyurur. Bu sırada Odyssey bir yolunu bulup evine dönmeyi başarmıştır ama durumu görünce kendisini ifşa etmez ve dilenci kılığında gezinerek ortamı gözlemler....





28 Şubat 2017 Salı

The Smyrniote Crusades and The Turks






UMUR BEY of AYDIN DYNASTY: "THE LION OF THE SEAS"

Statue of Gazi Umur Bey and Aydınoğulları Dynasty Tomb in Birgi-Ödemiş/İzmir
photo of the film "The Season Of The Witch with Nicholas Cage-2010"
Sultan Mehmet "The conquerer" İstanbul 




"Season of the Witch - Nicholas Cage" is just a film, a fantastic/sci-fi film yes, but there is a truth in it!.. Which these types of movies work on subconscious...


The story in the film: "In the 14th century, Teutonic Knights Behmen von Bleibruck and Felson are engaged in a crusade, taking part in several different battles throughout the 1330s and eventually taking part in the Smyrniote crusades. After witnessing the massacre of civilians during the 1344 capture of Smyrna, the two knights choose to desert the Order and the crusade and return to Austria."


Who were those peoples, that was massacred in Smyrna then?.. The TURKS of course....


The Smyrniote Crusades (1343–1351) were two crusades sent by Pope Clement VI against the Emirate of Aydın under Umur Bey (BEY=Mr.,sir, lord, gentleman) which had as their principal target the coastal city of İzmir (Smyrna) in Asia Minor. Umur Bey was called "The Lion of The Seas".


Principality of Aydin - Aydın Dynasty (Aydınoğulları Beyliği)
Its capital was at first in Birgi, and later in Ayasluğ (present day Selçuk), was one of the frontier principalities established in the 14th century by Oghuz Turks after the decline of Sultanate of Rûm. It is named after its founder Aydınoğlu Mehmed Bey.


Especially during the reign of Umur Bey (Umur Paşa/Pasha, Umur Gazi) , the sons of Aydın were a significant naval power of the time. The naval power of Aydin played a crucial role in the Byzantine civil war of 1341–1347.


Umur Ghazi (GAZİ=Veteran) was a loyal ally and friend of Emperor John Cantacuzenus of the Byzantine Empire , and provided him with material aid during his military campaigns. Umur was killed by a barrage of arrows, climbing the walls of Smyrna Castle during a recapture attempt and the raids of the Crusaders stepped up in Izmir. Modern İzmir's district Gaziemir (Gazi Emir/Umur became Emir) is named after him.


Umur Bey overland his ships in Corinth 115 years ago, before Mehmed the Conqueror overlanded his galleys in Golden Horn / İstanbul. The harbor of the Golden Horn was blocked by a boom chain and defended by twenty-eight warships. Mehmed transported his lighter warships overland, around the Genoese colony of Galata and into the Golden Horn's northern shore; eighty galleys were transported from the Bosphorus after paving a little over one-mile route with wood. 



Besides that İstanbul was conquered by the Ottoman Turksother Turkish tribes as; Scythians, CimmeriansHuns, AvarsPechenegs, Bulgarians and Khazars (even emperor Leo IV was a halfblood Turk- "The Khazar")Seljuks, MamluksAbbasid Dynasty; had surrended İstanbul, or lived in the city before the Ottoman Turks...(Ottoman, Seljuks, etc.,a are not an ethnic name! it's a family or tribe name, the ethnic is Turk)



Sultan Fatih Mehmet "The Conquerer"... Golden Horn
by Bertrandon de la Brocquiere, 1455



On the other hand, the West use Greek and the Greeks use Hellens as their nation name...


In 800 AD Holy Roman-German was built, Charlemagne was crowned as Roman Emperor, officially rejecting the Eastern Roman Empire as true Romans. But the emperor in Constantinople says " the owner of this title is me". 


At this point Charlemagne use the word Greek, as in 200 BC. when the Romans take over the land Greece, they called them "Greek", meaning "Slaves" " Servants" ... So, Charlemagne began to use "Greek" for the East Romans. The West claims that as his legal heir and the emperor was known as "Imperium Romanum" and the East as "Emperor of the Greeks" and their land as "Greek Empire" "Imperium Grecorum." This meaning "Slave" of "Greek" , was in the old edition of the books, but Greece went to court, and new editions doesn't have this meaning anymore.


"The idea of Byzantium remained contested : for J.B.Bury, quite simply, no "Byzantine empire" ever began to exist; the Roman empire did not come to an end until 1453. Byzantium was not classical Greece; it could not easily be accommodated either by romantic Hellenists in the eighteenth and nineteenth centuries or by classicists since....." Byzantines by Averil Cameron



Before the conquest of "Constantinople",
Fourth Crusade (1202 -1204)
The Entry of the Crusaders into Constantinople 
by Eugène Delacroix, 1840 


The most infamous action of the Fourth Crusade was the sack of the Orthodox Christian city of Constantinople.
But today nobody speaks about the "The Catholics plundering The Orthodoxes"....



"There is no doubt that many important events occurred during the long history of the East Roman Empire (Byzantine) lasted more than a thousand years. In these events the tragedy in İstanbul in 1204 has a special place. According to some Byzantinists this date is considered as the date of the actual fall of the East Roman Empire and the beginning of the Post-Byzantine period. (...) East Roman Empire was not called till the 16th centuries as Byzantine."

Corpus Historiae By­zantinæ
by Hieronymus Wolf, 1557
(Corpus Scriptorum Historiæ Byzantinæ), 1648, Du Cange'nin Historia Byzantina, 1680




Salute to the truths,
Semra Bayraktar



















6 Kasım 2015 Cuma

Troya - Turoya - Türk Obası








"Troya Uygarlığının özünde Anadolu Türklerinin Ulu Babaları, Oğuz Türkleri vardır. Bundan beşbin yıl önce, yani MÖ.3000'lerde Troya çok gelişmiş, Oğuz Türkleri'nin yarattığı bir uygarlık idi. MÖ.1260'larda Yunanlıların işgaline uğrar ve MÖ.7.yy'da da tamamen dağıtılır.


Türkler neden Anadolu'yu terk etmişler? Yunanlılar Troya'yı işgal ettikten sonra ve Yunanlılar egemenliği de ele geçirince Türkler Ege Bölgesi'nden çekilmeye mecbur kaldılar. Türkler Anadolu'nun iç kısımlarında her zaman varlıklarını sürdürmüşlerdir. Sadece egemenliği bir süreliğine Yunanlılara vermek mecburiyetinde kalmışlar.


Kanlı Çanakkale Savaşları'nda Atatürk tarihi Türk Topraklarını geri alır. Bunu gururla söylemeliyiz ve bütün Dünya'ya duyurmalıyız. Maalesef biz Türkler kendine güvensizlik var. Biz gerçek tarihimizi başkalarının ağzından öğreniyoruz. Çok üzülerek söylemek istiyorum ki, Troya gibi çok önemli bir uygarlığın, Türkleri dünyaya subut ettirebilecek bir uygarlığını Alman arkeolog araştırmıştır. Schliemann aslında arkeolog değil bir altın avcısıydı ve hazine peşindeydi. Sonra da bir Amerikalı araştırmış, bugün hala Almanlar araştırıyor, neden? Türkiye'de arkeolog yok mu? Neden Türkiye'nin kendi arkeologları araştırmıyor? Bu çok üzücü bir durumdur. Bugün için ekipte Türkler var, ama maalesef çok geç kalmışlar.


Çok önemli bir konu daha var, MÖ.8.-7.yüzyıllarda İtalya'da Etrüskler başlar. Etrüsk aslında Yunanlıların verdiği addır, onların gerçek adı Turenler'dir.(Tyrren) Bugün İtalya sahillerine baktığınızda denizin adı Tyrrenn'dir, yani Turan Denizi. Ve Heredot'ta söylemiştir ki, "Etrüskler Tyrreinos'tur" yani Turan adlı, Troyalıların başbuğu altında gelir ve burada yaşamaya başlamışlar. Tabii ki savaştan sonra göçebe durumuna düşmüş, kaçkın Troyalılar bir kısmı deniz yoluyla, bir kısmı Balkanlarla İtalya'ya Alpler'e gelirler ve burada yaşamaya başlarlar. İtalya tarihine çok değerli ögeler vermişler. Mesela demiri işlemeyi öğretmişler. Roma medeniyetinin özünde, en alt katına indiğimizde Troya medeniyeti, yani Türk medeniyeti durur. Bunu bütün dünyaya onurla duyurmalıyız.


Roma tarihinde tam 150 yıl Etrüskler, yani Tyrryenler, Troyalılar hakimiyette olmuştur. Roma senatosunun özünü, Troyalılar koymuştur. Roma atribütlerinin aslını Troyalılar koymuştur. Etrüsklerin sembolü olan Kurt , Anadolu'da da var. Aslında bu sonradan Orta Asya Türklerine aktarılmıştır. Aslında Kurt sembolü Etrüsklerden gelir.


Kazım Mirşan'ın, Haluk Tarcan'ın çok güzel araştırmaları var. Avrupa'nın kökeninde Etrüskler yani Türk Medeniyeti vardır. Derler ki "Türkler Anadolu'ya 1071 de gelmişler", bu çok yanlış bir deyim. Aslında Türkler Anadolu'ya, tarihi topraklarına dönmeye başladılar.


Kıbrıs'ta da Türklerin tarihi milattan önceye dayanır. Ama Anadoludaki tarihleri bundan daha eskidir. Biz aslında, Azerbaycan Türkleri, Anadolu Türkleri , Gagauz Türkleri daha eskiye dayanır. Dikkat ederseniz Anadolu ve Azerbyacan Türklerinde Mongoloid etkisi yoktur, biz tamamen Avrupa özelliğini , aralık özelliğini taşırız. Eğer biz Orta Asya'dan geldiysek neden Mongoloid ırkına benzerlik yoktur o zaman?


Halklarda ırksal özelliklerin olması için en az 40.000 (kırkbin) yıl geçmesi gerek. Yani Homo Sapiens 40.000 yıl önce konuşlanmaya başlamıştı, bu kadar geniş bir zaman gerekir. Mongoloid ırksal karışımı Türkler, Orta Asya'dan nasıl oldu da gelmedi? Bu çok gülünçtür. Antropoloji bilenler bilir, bu mümkün değildir. 


Avrupalıların bildiği uygarlıkların alt katında Türk uygarlığı yatar. Bilmek istemez. Yazıyı icat etmiş, tek tanrı inancına sahip, astronomik bilgilerin temelini hep Türkler koymuşlardır. İtalya'da Etrüsklerin üzerinde latinlerin egemenliği yüzünden Türkler egemenliklerini kaybetmişler. Julius Ceasar Türk kökenlidir, "Benim atalarım Troyalılardır" der.


Ceasar'ın Türk olduğunu ben söylemiyorum, kadim Roma, eski Roma tarihini okuyan görür, orada yazar. Ataları kaçkın olarak Troya'dan gelmiştir. Kayı boyundan olan Türklerdir. Ceaser, eski Türk dilinde sezar, sezer, sezgin, basiretli olduğu için verilmiştir. August'ta öyle Avrupa dilinde Oğuz'un varyasyonudur. A benizlidir. Avrupa yüzlü, Anadolu yüzlü. A-yüzlü / A-oğuz / A-ugust.


Kitabından bir bölüm: [ Bir zamanlar Etrüsk ve Troya medeniyetini yaratmış, ve sonra Romalıların mayasına taşını koymuş, batı Latinlere medeniyetin özünü vermiş Türk, bugün aşağılanmış ve maddi manevi inişe geçmiştir. En korkuncu, kendi kendine güvenini yitirmiştir.]


Maalesef Azerbaycan'da bu sorunları yaşıyoruz. Dilerim ki, Troya'yı Türk arkeologlar, tarihçiler araştırsın. Keşke Troya filmini ecnebiler değil Türkler çekseydi. Troya- Turoya mahv olunmuş Türk Obasıdır!"




TROYA-TUROYA TÜRK OBASI
İlhame Enverkızı (Enveroğlu) - Azerbaycan
Rus Dili Öğretmeni'dir, daha çok tarih konusunda araştırmaları vardır.
Anadolu Kaç Yıllık Türk Vatanı- Eski Türk Tarihi (3)












Video'dan:
Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş (Tarih doktorası var)


"Agamemnon Miken Kralı'dır, Yunanlı değil. Aşil onlara katılmıştır. Mikenler Anadolu'dan gitmiş Türkler'dir. Mora Yarımadası'nda 4bin yıl önce bir medeniyet kurmuşlar ki Atina da sonra kuruluyor. Türklerin yerleştiği dönemde Atina yok, sonradan gelişmiş ve Troya Savaşlarına katılıyor...Türkler hep birbiriyle savaşmış. Aynı devletin içinde de Boz Ulus ve Kara Ulus savaşmış. 


Boz-Ulus ve Kara-Ulus şurdan kaynaklanıyor: Mete'ye geldiğimizde Türkler tamamen beyaz, yeşil veya mavi gözlü, daha sonraki dönem içerisinde Moğollarla karışması sonucunda, Atilla'ya geldiğimizde biraz daha Moğollaşmış Türkleri görüyoruz. Yani erken Türklerin hareketleri , Ön-Türklerin ilk hareketi aşağı yukarı , Avrupa'ya ilk gidişi MÖ.7000-6500 lere dayanıyor, bu dönemde Türkler Moğollarla karışmamış olduğu için hepsi beyaz ırkın insanları, yani çekik gözlü falan değiller. Ancak zaman içerisinde Moğollar, Mançuryalılar ve az miktarda Çinlilerle karışıp ta bu bölgeye gelmiş olanlar nedeniyle Kara-Ulus doğuyor. Mesela Selçuklular Kara-Ulus'tan geliyor. Kara-Ulus'un bir özelliğide , Moğolların bir özelliğide malumunuz beyaz tenli insanla, siyah tenli insanın veyahut daha koyu renkteki insanın birleşmesi halinde devamlı surette koyulaşma vuku buluyor. 


Mete'nin soyuna baktığımızda, tamamen, Mete'nin sarı saçlı, uzun boylu, mavi gözlü olarak tarif edilir. Halbuki Mete'den 700-800 yıl sonra Atilla'ya baktığımızda esmer tenli, yani daha doğrusu buğday tenli ve siyah saçlı olarak tarif ediliyor. Şimdi tabii bu konuyla ilgili olarak Boz-Ulus ve Kara-Ulus çatışması özellikle Türgişlerde çok ilginç bir noktada vuku buluyor, Türgiş devletinin kurulup tamamen yıkılması , birbirleriyle Boz-Ulus'la Kara-Ulus'un savaşması sonucunda oluyor."








MÖ.3000 Troya - Berlin Neues Museum



















Hakasya Türk Evleri











Birazda eğlence:
"Schlieman ve Gizemli Truva Hazinesi"
(tabii ki, kahramanları yurdunu koruyan Ektor'dan ziyade Aşil!)
"Schliemann - Der Geheimnisvolle Schatz von Troja" Almanca






30 Nisan 2014 Çarşamba

İKİ KADIN ; BİRİ AZİZ, DİĞERİ GÜNAHKÂR







AKHİSAR (Thyateira) da İKİ KADIN ; BİRİ AZİZ, DİĞERİ GÜNAHKÂR ;
LİDYA ile JEZEBEL/İZEBEL


Aziz Paulus, Thyateiralı, mor kumaş ticaretiyle uğraşan Lidya adında imanlı ve misafirperver bir kadından söz etmektedir.  Lydia zeki ve çok çalışan bir tüccardır. Herkes onu tanır , ticaretteki dürüstlüğü ile saygınlık kazanmıştır. Tiyatira'nın mor kumaşları diğer şehirlerde ün salmıştır. Tanrıya inanır , imanlıdır ama Yahudi olup olmadığı bilinmez. İncil açıklamalarında Lydia'nın Asyalı olduğu ve Yunanlı olmadığı da belirtilir! 

Thyateira’da yaşayan diğer kadın ise Jezebel'dir. Kendini peygamber ilan etmiş ve halkı fuhuşa teşvik ettiği, tanrılara adanan hayvanların etlerini yemeğe yönelttiği anlatılmaktadır. 

Ama acaba Ahab'ın karısı Jezebel gibi Tiyatiralı Jezebel de iftiraya mı kurban gitmiştir? Çünkü Kraliçe Jezebel'in yaşantısı Peygamber İlyas'a ters düşmektedir ve ondan nefret etmektedir. Aslında bir peygamberin kin beslemesi ve ölüm emri vermesi düşüncesi bile bugün için terstir.  

Karşı bir düşünce veya harekette bulunan tüm kadınlar ve hatta Otacı olarak çalışan "doktor kadınlar" bile büyücülük yapmakla suçlanmıştır.  Bu yüzden de bu hikayenin diğer bir yönü olduğunu düşünüyorum.



LYDİA

Paulus, Silas ve Timoteus Troas kentindeyken bir görünüm görür. Önünde bir Makedonyalı bir adam vardır, ve gelmesi için yalvarır. Üçü birlikte Makedonyaya gitmenin bir yolunu bulurlar


Elçilerin İşleri 16: 11-15 Lidya'nın İman Etmesi:

11 Troas'tan denize açılıp doğru Semandirek Adası'na ertesi gün de Neapolis'e gittik.
12 Oradan da Filipi'ye geçtik. Burası bir Roma yerleşim merkezi ve Makedonya'nın o bölgesinde önemli bi kentti. Birkaç gün bu kentte kaldık.
13 Şabat Günü kent kapısından çıkıp ırmak kıyısına gittik. Orada bir dua yeri olacağını düşünüyorduk. Oturduk, orada toplanmış kadınlarla konuşmaya başladık.
14 Bizi dinleyenler arasında Tiyatira Kenti'nden Lidya adında bir kadın vardı. Mor kumaş ticareti yapan Lidya, Tanrı'ya tapan biriydi. Pavlus'un söylediklerine kulak vermesi için Rab onun yüreğini açtı.
15 Lidya, ev halkıyla birlikte vaftiz olduktan sonra bizi evine çağırdı. "Beni Rab'bin bir inanlısı kabul ediyorsanız, gelin, evimde kalın" dedi ve bizi razı etti.


Paulus ve Silas falcı bir kıza müdahale ettiği için onun efendileri tarafından tartaklanır.  Halkta bu yapılanlara katılır ve yargıcın önüne çıkarılırlar , yargıçlar da onları dövdürdükten sonra Yahudilik ve kenti altüst etmelerinden dolayı zindana atar. Paulus ve Silas Tanrı'ya yakarır ve bir deprem sonucu zindanın kapıları açılır, zincirlerinden kurtulurlar. Zindancı tutukluların kaçtığını düşünür ama Paulus onu da imanlıya çevirmeyi başarır. Zindancı onları evine götürüp bakılmalarını sağlar ve ertesi gün yargıçların onları serbest bıraktığını söyler. Paulus karşı çıkar :" Roma vatandaşı olduğumuz halde dövüp hapse attılar, şimdi de gizlice kovuyorlar mı? Gelsinler kendileri çıkarsınlar!" der. Yargıçlar Paulus ve Silas'ın Roma vatandaşı olduğunu duyunca korkarlar, gelip özür dilerler. Paulus'la Silas zindandan çıkınca da Lidya'nın evine gider.



JEZEBEL (JEZABEL)

VAHİY 2:18-29 
Tiyatira'daki Kiliseye

18 “Tiyatira'daki kilisenin meleğine yaz. Gözleri alev alev yanan ateşe, ayakları parlak tunca benzeyen Tanrı'nın Oğlu şöyle diyor: 
19 ‘Yaptıklarını, sevgini, imanını, hizmetini, sabrını biliyorum. Son yaptıklarının ilk yaptıklarını aştığını da biliyorum. 
20 Ne var ki, bir konuda sana karşıyım: Kendini peygamber diye tanıtan İzebel adındaki kadını hoşgörüyle karşılıyorsun. Bu kadın öğretisiyle kullarımı saptırıp fuhuş yapmaya, putlara sunulan kurbanların etini yemeye yöneltiyor. 
21 Tövbe etmesi için ona bir süre tanıdım, ama fuhuş yapmaktan tövbe etmek istemiyor. 
22 Bak, onu yatağa düşüreceğim; onun yaptıklarından tövbe etmezlerse, onunla zina edenleri de büyük sıkıntıların içine atacağım. 
23 Onun çocuklarını salgın hastalıkla öldüreceğim. O zaman bütün kiliseler, gönülleri ve yürekleri denetleyenin ben olduğumu bilecekler. Her birinize yaptıklarınızın karşılığını vereceğim.
24-25 “ ‘Ama size, yani Tiyatira'da bulunan öbürlerine, bu öğretiyi benimsememiş, Şeytan'ın sözde derin sırlarını öğrenmemiş olanların hepsine şunu söylüyorum: Ben gelinceye dek sizde olana sımsıkı sarılın. Üzerinize bundan başka bir yük koymuyorum. 
26-28 Ben Babam'dan nasıl yetki aldımsa, galip gelene, yaptığım işleri sonuna dek sürdürene ulusların üzerinde yetki vereceğim.

Demir çomakla güdecek onları,
Çömlek gibi kırıp parçalayacaktır.
Galip gelene sabah yıldızını da vereceğim. 

29 Kulağı olan, Ruh'un kiliselere ne dediğini işitsin.’ ”



*Tiyatira kilisesine Tanrı’nın yolladığı bu vahiy aslında diğer altı kiliseye yollanılan vahiylerden en uzun olanı ve içinde en çok buyruk bulunanıdır ve İsa'nın "Tanrı'nın oğlu" olma gerçeği vurgulanır.




TARİH SAHNESİNDEKİ DİĞER JEZEBEL:


Tevrat'ta adı geçen , Fenike kralı Ethbaal/İthobaal'ın kızı Jezebel  (Tyre/Lübnan)  İsraillerin 7. kralı olan Ahab/ Ahav'ın karısıdır ve  kötü yürekli, günahkar ve büyücülük ile uğraştığı söylenir. 


1:KRALLAR 16:29-34
29 Yahuda Kralı Asa'nın krallığının otuz sekizinci yılında Omri oğlu Ahav İsrail Kralı oldu (MÖ.8.yy) ve Samiriye'de yirmi iki yıl krallık yaptı. 
30 RAB'bin gözünde kötü olanı yapan Omri oğlu Ahav, kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yaptı. 
31 Nevat oğlu Yarovam'ın günahlarını izlemek yetmezmiş gibi, bir de Sayda Kralı Etbaal'ın kızı İzebel'le evlendi. Gidip Baal'a hizmet ederek ona taptı. 
32 Baal için Samiriye'de yaptırdığı tapınağın içine bir sunak kurdu. 
33 Ayrıca bir Aşera putu yaptırdı. Ahav İsrail'in Tanrısı RAB'bi kendisinden önceki bütün İsrail krallarından daha çok öfkelendirdi. 
34 Ahav'ın krallığı döneminde, Beytelli Hiel Eriha Kenti'ni yeniden inşa etti. RAB'bin Nun oğlu Yeşu aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Hiel ilk oğlu Aviram'ı kaybetme pahasına kentin temelini attı; en küçük oğlu Seguv'u kaybetme pahasına da kentin kapılarını taktı.


1:KRALLAR 19:1-3

1 Ahav, İlyas'ın bütün yaptıklarını, peygamberleri nasıl kılıçtan geçirdiğini İzebel'e anlattı. 
2 İzebel, İlyas'a, "Yarın bu saate kadar senin peygamberlere yaptığını ben de sana yapmazsam, ilahlar bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın" diye haber gönderdi. 
3 İlyas can korkusuyla Yahuda'nın Beer-Şeva Kenti'ne kaçıp uşağını orada bıraktı.


1:KRALLAR 21:1-24

1 Yizreel'de Samiriye Kralı Ahav'ın sarayının yanında Yizreelli Navot'un bir bağı vardı. Bir gün Ahav, Navot'a şunu önerdi: "Bağını bana ver. Sarayıma yakın olduğu için orayı sebze bahçesi olarak kullanmak istiyorum. Karşılığında ben de sana daha iyi bir bağ vereyim, ya da istersen değerini gümüş olarak ödeyeyim." 
3 Ama Navot, "Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermekten RAB beni esirgesin" diye karşılık verdi. 4 "Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermem" diyen Yizreelli Navot'un bu sözlerine sıkılıp öfkelenen Ahav sarayına döndü. Asık bir yüzle yatağına uzanıp hiçbir şey yemedi. 
5 Karısı İzebel yanına gelip, "Neden bu kadar sıkılıyorsun? Neden yemek yemiyorsun?" diye sordu. 
6 Ahav karısına şöyle karşılık verdi: "Yizreelli Navot'a, 'Sen bağını gümüş karşılığında bana sat, istersen ben de onun yerine sana başka bir bağ vereyim dedim. Ama o, 'Hayır, bağımı sana vermem dedi." 
7 İzebel, "Sen İsrail'e böyle mi krallık yapıyorsun?" dedi, "Kalk, yemeğini ye, keyfini bozma. Yizreelli Navot'un bağını sana ben vereceğim." 
8 İzebel Ahav'ın mührünü kullanarak onun adına mektuplar yazdı, Navot'un yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soylularına gönderdi. 
9 Mektuplarda şunları yazdı: "Oruç ilan edip Navot'u halkın önüne oturtun. 
10 Karşısına da, 'Navot Tanrı'ya ve krala sövdü diyen iki yalancı tanık koyun. Sonra onu dışarı çıkarıp taşlayarak öldürün." 
11 Navot'un yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebel'in gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar. 12 Oruç ilan edip Navot'u halkın önüne oturttular. 
13 Sonra iki kötü adam gelip Navot'un karşısına oturdu ve halkın önünde: "Navot, Tanrı'ya ve krala sövdü" diyerek yalan yere tanıklık etti. Bunun üzerine onu kentin dışına çıkardılar ve taşlayarak öldürdüler. 
14 Sonra İzebel'e, "Navot taşlanarak öldürüldü" diye haber gönderdiler. 
15 İzebel, Navot'un taşlanıp öldürüldüğünü duyar duymaz, Ahav'a, "Kalk, Yizreelli Navot'un sana gümüş karşılığında satmak istemediği bağını sahiplen" dedi, "Çünkü o artık yaşamıyor, öldü." 
16 Ahav, Yizreelli Navot'un öldüğünü duyunca, onun bağını almaya gitti. 
17 O zaman RAB, Tişbeli İlyas'a şöyle dedi: 
18 "Kalk, Samiriyeli İsrail Kralı Ahav'ı karşılamaya git. Şu anda Navot'un bağındadır. Orayı almaya gitti. 
19 Ona de ki, RAB şöyle diyor: 'Hem adamı öldürdün, hem de bağını aldın, değil mi? Navot'un kanını köpekler nerede yaladıysa, senin kanını da orada yalayacak." 
20 Ahav, İlyas'a, "Ey düşmanım, beni buldun, değil mi?" dedi. İlyas şöyle karşılık verdi: "Evet, buldum. Çünkü sen RAB'bin gözünde kötü olanı yaparak kendini sattın. 
21 RAB diyor ki, 'Seni sıkıntılara sokacak ve yok edeceğim. İsrail'de senin soyundan gelen genç yaşlı bütün erkeklerin kökünü kurutacağım. 
22 Beni öfkelendirip İsrail'i günaha sürüklediğin için senin ailen de Nevat oğlu Yarovam'ın ve Ahiya oğlu Baaşa'nın ailelerinin akıbetine uğrayacak. 
23 "RAB İzebel için de, 'İzebel'i Yizreel Kenti'nin surları dibinde köpekler yiyecek diyor. 
24 'Ahav'ın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek."


Savaş sırasında Ahav ölümcül ok yarası alır ve ölür ve Ahav'ın oğlu Yoham tahta çıkar. Diğer Krallıklarla evlilik yoluyla akrabalık başlar ve onlarda Jezebel ile Ahav'ın yolundan gider. Peygamber Elijah/İlyas intikam peşindedir. Peygamberler topluluğundan birini çağırır ve ona yağ kabını almasını ve Nimşi Oğlu, Yehoşafat oğlu Jehu/Yehu yu bulmasını söyler. Yehu'yu bulan uşak başından aşağı yağı döker ve ona: "Seni halkım İsrail'in kralı olarak meshettim" der. "Efendin Ahav'ın ailesini öldüreceksin, bütün soyu ortadan kalkacak, kullarımın dökülen kanlarının öcünü Jezebel'den alacaksın" der. 

Yehu yola çıkar kral Yoham onu karşılar ve barış için mi geldiğini sorar. Yehu :"Annen Jezebel'in yaptığı bunca putperestlik ve büyücülük sürüp giderken barıştan söz edilir mi?" diye karşılık verir. Yoham hain diye bağırır ve kaçarken vurularak öldürülür. Önüne çıkan Ahav ve Jezebel yanlısı herkesi öldürür. Sonra Jezebel'in yaşadığı şehre gelir. Bunu duyan Jezebel gözlerine sürme çeker, saçlarını tarar (hafifmeşreplik havası vermek! bu ayrıntıyı herhalde özellikle yaptılar-SB) ve pencereden dışarıya bakar. Yehu'yu görünce barış için mi geldiğini sorar. 

Yehu pencereye doğru bakar ve " Kim benden yana?" diye bağırır. İki üç görevli aşağıya doğru bakar ve Yehu "Atın onu aşağı!" der. Görevliler Jezebel'i aşağıya atar, kanı her yere sıçrar, atlar cesedini çiğner geçer. Yehu içeri girer, yer içer ve cesedi ortadan kaldırmalarını ne de olsa kral kızı olduğunu söyler. Ama ortada ceset yoktur, sadece başı, elleri ve ayakları kalmıştır. Yehu " İlyas bana Jezebel'in ölüsünü köpekler yiyecek demişti, leşi de topraklara gübre olacak ve kimse Jezebel'i tanımıyacak demişti" der. Ardından Ahav ve Jezebel soyundan gelen herkesi ve Baal'a tapanları öldürür.  (2:KRALLAR 9 ve10)



İncil'de "köpekler tarafından kanı yalanır" derken , Eski Ahit Yunancaya çevrilirken "...domuzlarında yaladığı..." eklenir ve Yahudilerin domuzu murdar olarak benimsedikleri yayılır.


Tüm bu olaylar ışığında günahkar kadınlar nedense hep Jezebel olarak adlandırılmıştır.




1938 yılında Henry Fonda ile, o dönemin en önemli aktrislerinden Bette Davis’in oynadığı filmde; Jezebel’in hikayesi günün şartlarına uyarlanarak farklı bir bakış açısıyla çekilmiştir. Bette Davis bu filmle ikinci Oskar ödülünü kazanmıştır ama sanki Jezebel'in laneti üzerine sinmiştir, çünkü aday gösterilmesine rağmen bir daha Oskar ödülü alamamıştır.


Lydia, inancı, dürüstlüğü ve cesareti ile gurur duyulan bir kadın olarak tasvir edilir ve o günden sonra rol model olarak adı Hıristiyanlık camiasında kullanılmaya başlanılır. Jezebel ise, kötü ve ahlaksız olarak sıfatlandırılan talihsiz kadınların baştacı olur.



İki Kadın Üç Hikaye...
SB.



EKLER:





HAVARİ YUHANNA / ST.JOHN  -  SELÇUK

Yuhanna incili, 27 kitaptan oluşan İncil'in en felsefi, mistik ve sembolik bölümüdür, bazı araştırmacılarca Hint ve Yunan gizem kültlerinden etkilendiği iddia edilir. İsa'nın Tanrısallığına ve özüne vurgu yapar, İsa'nın başlangıçtaki "logos" olduğu söylenir.

Kitabın Özelliği: 
Vahiy, Yuhanna'nın görümlerinden oluşuyor. Kendini «sıkıntıda, tanrısal egemenlikte ve sabırda ortağınız ve kardeşiniz» diye tanıtan Yuhanna, inananların baskı altında olduğu bir dönemde, ya Roma İmparatoru Neron'un (İ.S. 54-68) son yıllarında, ya da Domitian zamanında (İ.S. 81-96) kaleme almıştır.

İlk yüzyılda oldukça yaygın ve sembolizm yönünden zengin bir yazın türü olan «apokaliptik» türündendir. Bu yazın türü, Tanrı'nın insanlık tarihindeki amacını açıklamayı hedef edinir (apokaliptik, Grekçe'de «açınlama, vahiy» anlamında bir sözcükten gelir). 

Apokaliptik yazılar, ağırlıklı olarak Eski Antlaşma'ya dayanır. Tanrı'nın tek egemen olduğu, iyi ve mükemmel amacını gerçekleştirmek için sonunda dünya tarihini doğaüstü olaylarla etkileyeceği görüşü, apokaliptik görüşün ağırlık noktasını oluşturur. Tanrı'nın karşıtları, simgesel olarak çoğu kez karşımıza canavarlar vb. biçiminde çıkan kötülüğün çeşitli güçleridir. Konuşan melekler, kıyasıya dövüşen büyük güçler vardır. Sonunda, Tanrı'ya inanıp zulüm görmüş olanların öcü alınır. Bugün bile bu simgelerin çoğunun ne anlama geldiği açıklanamamıştır. Bu yüzden Vahiy'i yorumlarken dikkatli davranırlar.

"Her ne olursa olsun, bu kitap Tanrı'nın bir vahyidir; anlaşılsın ve uygulansın diye verilmiştir" (1:1-3; 22:7). 

Ana konular açıktır:

Yuhanna bunun İsa Mesih'in vahyi olduğunu, Tanrı'nın, yakın zamanda olması gereken olayları kendi kullarına göstermesi için İsa'ya bu vahyi verdiğini özellikle belirtir. Yuhanna'dan, gördüklerini, o anda olup bitenleri ve gelecekte olacakları yazması istenir. Kutsal Ruh ve melekler, ne yazması gerektiği konusunda onu yönlendirir.

Yuhanna, ilk yüzyılda Ege Bölgesi'nde oluşan yedi topluluğa yönelik özel bildirimler alır. Bildirimler, çeşitli buyruklar, övgüler, uyarılar ve vaatler içerir. Vahiy Kitabı İsa'ya ve Tanrı görkemine ilişkin görümler ve gökte yer alan tapınmadan sahneler de içerir. İsa'ya ve Tanrı'ya ait çeşitli unvanları sıralar.

Dünyanın uğrayacağı Tanrı gazabından ve Tanrı yargısından söz eder. İnsanlar bu yargıya aldırmaz, tövbe etmeye yanaşmazlar. Söz konusu yargı, yedi mühürün açılması, yedi borazanın çalınması ve Tanrı öfkesiyle dolu yedi tasın yeryüzüne boşaltılmasıyla gerçekleşir. 11:15-17'de, yedinci borazanın çalınmasıyla «Dünyanın egemenliği Rabbimiz'in ve Mesihi'nin oldu» deniyor. Ejderha, yani Şeytan, gökten yeryüzüne atılır . Kendisi ve yandaşları bir süre için sahip oldukları gücü sergilerler. Ne var ki, birer birer yenilgiye uğrarlar. «Babil» yıkılır, «canavar ve sahte peygamber» ve sonunda Şeytan «ateş gölüne atılır.»

Ölüler yaptıklarına göre yargılanır. Adları yaşam kitabında bulunanlar yeni bir göğe, yeni bir dünyaya kavuşur. Bundan böyle «Tanrı'nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar O'nun halkı olacaklar, Tanrı'nın kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak» . Adları yaşam kitabında olmayanlar ateş gölüne atılır; ikinci ölüm budur .




EFESLİ MENANDER - TARİHÇİ  (MS.2.yy)  :
Fenike kralı Ethbaal/İthobaal, 
Fenikeliler/Tyre ve Yahudilerin tarihi:



*

AKHİSAR / THYATEIRA KAZISI :



*

ANADOLU'DA 7 KİLİSELER :


*

LYDIA OF THYTIRA :




*

JEZEBEL , ELİJAH, JEHU : begins with Ahab Reigns in Israel





BETTE DAVİS " JEZEBEL" FİLMİ :

1850’ler. Sevgilisi yakışıklı ve hırslı genç bankacı Preston Dillard’a kızan Julie Marsten, onu nişanlarının açıklanacağı ve New Orleans’ın önemli sosyal olaylarından biri olan Olympus Balosu’nda rezil etmeye niyetlidir. Evli olmayan kadınların baloda beyaz giymesi âdettendir; o ise kırmızı giyecektir. Ama oyunu geri teper: nişan bozulur ve Julie’nin elinde hüsranını hafifletmek üzere sadece aristokrat bir çapkın kalır.    link:



*

JEZEBEL : THE UNTOLD STORY OF THE BIBLE'S 
HARLOT QUEEN 
by Lesley Hazleton (book)

There is no woman with a worse reputation than Jezebel, the ancient queen who corrupted a nation and met one of the most gruesome fates in the Bible. Her name alone speaks of sexual decadence and promiscuity. But what if this version of her story, handed down to us through the ages, is merely the one her enemies wanted us to believe? What if Jezebel, far from being a conniving harlot, was, in fact, framed?

In this remarkable new biography, Lesley Hazleton shows exactly how the proud and courageous queen of Israel was vilified and made into the very embodiment of wanton wickedness by her political and religious enemies. Jezebel brings readers back to the source of the biblical story, a rich and dramatic saga featuring evil schemes and underhanded plots, war and treason, false gods and falser humans, and all with the fate of entire nations at stake. At its center are just one woman and one man—the sophisticated Queen Jezebel and the stark prophet Elijah. Their epic and ultimately tragic confrontation pits tolerance against righteousness, pragmatism against divine dictates, and liberalism against conservatism. It is, in other words, the original story of the unholy marriage of sex, politics, and religion, and it ends in one of the most chillingly brutal scenes in the entire Bible.

Here at last is the real story of the rise and fall of this legendary woman—a radically different portrait with startling contemporary resonance in a world mired once again in religious wars.



*

SADE "JEZEBEL" ŞARKISI :





KADINLARA !
_____________