din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2018 Cuma

Kutsal Sungular



Kutsal Sungular; 
Buğday sapları; çubuğa dolanmış saçlar;
zamanla yerini Ok'lara mı bırakmış?..



Herodot 4:33

"... Skythia'ya buğday saplarıyla bağlanmış kutsal sungular Hyperboreanlıların oralardan gelir derler;... ama ilk seferinde Hyperboreanlılar bunları iki kızoğlan kıza taşıttırmışlar, ki Deloslular bunlara Hyperrokhe ve Laodike adlarını verirler; kendi yurttaşlarından beş kişiyi de yanlarına katmışlar, ki bugün bunlar Delos'da büyük saygı görürler ve Taşıyıcılar diye anılırlar. Ama Hyperboreanlılar gönderdikleri adamların geri dönmediklerini görmüşler. Acaba sonradan gidecek olan elçilerimiz de dönmeyecekler mi diye telaş etmişler; bundan sonra buğday saplarına sarılıp bağlanmış olan sungularını getirip komşularına vermişler ve onların da öbür komşularına vermelerini istemişler. Böylece elden ele Delos'a kadar gelir derler. Ben kendi hesabıma, Thrak ve Paionia kadınlarında da bu sungular için yapılanlara benzer bir görenek olduğunu biliyorum: Kraliçe Artemis adına kurban kestikleri zaman töreni buğday sapı olmadan yapmazlar." 



Herodot 4:34

"... Hyperborean'dan gelen genç kızlar, Delos'ta ölmüşlerdir, bunlara saygı olmak üzere bu adada kızlar ve oğlanlar saçlarını dibinden keserler. Kızlar evlenmeden önce saçlarını keserler; bir çubuğa dolayıp, iki bakirenin mezarı üzerine koyarlar. Bu anıt, Artemis duvarları içerisindedir."



Halikarnas Balıkçısı - Düşün Yazıları

"Delos’a gelen kız ve erkekler Herodot’a göre «Perpherees»tir; buna göre Hyperferees de Hyperboreoi oluyor. Yani «taşıyıcılar» vb. oluyor. Abaris için de «ton oiston periephere» (çepeçevre taşıyordu) deniyor. Taşıdığı da «ton oiston» yani ok. Tuhaf değil mi, Kâbe’deki Kybele’ye de OK getirirlerdi, hattâ Hazreti Muhammed’in babası «oğlum doğmadan önce uğurlu olsun diye Hubele putuna (Kybele’ye) altı OK verdim» diyor."







Peki, başka kim "Ok" bırakıyordu?..


Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu - Taşbaba Türk'ün Taş Yaddaşı (Hafızası)

"Azerbaycan edebiyatında Nizami Gencevi 'İskendername' eserinde: Türk boylarının diktiği bu dikili taşlara secde edenler ona saygı duyar, yanından geçen her bir atlı Kıpçak buraya OK batırır, çobanlar ise sürüden ona bir kurbanlık koyun ayırırdı; der." 







- Hyperborean - Kuzeyli İskit boyu.
- Apollo rahibi Hyperboreanlı Abaris elindeki okla hiçbir şey yemeden içmeden atıyla dünyayı dolaşır, aynı zamanda otacıdır. Yani hem Kam, hem de Avar Türkleri'ndendir. (Apar/Abar/Avar).
- Artemis Grekçe değildir.

SB


Umay Ana - Kayın Ağacı - Artemis




Artemis (1) ilahisinde Kallimachus (2) şöyle yazar:

"Uzun bir süre önce dövüşken Amazonlar (3)
Artemis senin heykelini bir kayın ağacı altına,
Kraliçe Hippo'nun adaklar sunduğu yere
diktiler ve silahlarını kuşanarak kalkan dansını
yaptılar, sonra bir daire şeklinde genişleyerek
tiz sesli flütün eşliğinde, gürültülü titreşimleriyle
yeri göğü sarstıkları bir dansı yaptılar."


"Efes'te savaş donatımlı kadın rahipler vardı." (4)
(Halikarnas Balıkçısı - Altıncı Kıta Akdeniz)




“İlk başta Ülgen atamızdan türediğimiz zaman bu iki Kayın Ağacı Umay Ana ile beraber (gökten) inmiştir”. (5)
(Abdulkadir İnan - Eski Türk Dini Tarihi)


"Gobustan'daki Maral buyunuzlu ANA TANRIÇA. Ural və Altaylarda da rast gəlinir. 
Yuxarıda, sol tərəfdə HUMAY damğası diqqətə şayandır. "
Elşad Alili / Bakü








(1) Artemis Grekçe değildir, Likçe adı Ertemi.
(2) Callimachus (MÖ.3.yy - Kirene/Libya), şair ve İskenderiye Kütüphanesi'nin bilginlerinden.
(3) Amazonlar - Oerpatalar (Tr.)
(4) Kadın Savaşçılar , Kadın Şamanlar , Mulan



Amazonlar ile Büyük İskender arasında politik diyalog sonucu, Amazonlar Büyük İskender'e yılda 100 talent altın ve 
500 kadın savaşçı desteği ile 100 adet at teklif etmişlerdir.





12.-13.yy Selçuklu Dönemi Ayna (Közüngü) Arkalığı









SB




2 Ağustos 2018 Perşembe

PURİM KATLİAMI



PURİM YAHUDİ BAYRAMI'NIN KÖKENİ : 
"PURİM KATLİAMI"
Olaylar MÖ 5.yy'da geçer....

Ester - Mordekay - Kral Ahaşveroş (Kserkses)
Fresk MS 3.yy Dura (Europos) - Suriye
Şam Ulusal Müze


ESTER KİTABI
Eski Ahit (Tevrat-Zebur),Kutsal Kitap, 2002


Ahaşveroş (Kserkses) Hoddu’dan Kûş’a (Bugünkü Pakistan’dan Sudan’a) uzanan bölgedeki yüz yirmiyedi ilin kralıydı. O sırada ülkeyi Sus Kalesi’ndeki tahtından yönetiyordu. Krallığının üçüncü yılında bütün önderlerinin vegörevlilerinin onuruna bir şölen verdi. Pers ve Med ordukomutanları, ileri gelenler ve il valileri de oradaydı. Ahaşveroş tam yüz seksen gün süren şenliklerle krallığının sonsuz zenginliğini, büyüklüğünün görkemini ve yüceliğini gösterdi. Bunun ardından, sarayının avlusunda küçük büyük ayırmadan,Sus Kalesi’nde bulunan bütün halka yedi gün süren bir şölen verdi. ...

O sırada Kraliçe Vaşti de Kral Ahaşveroş’un sarayındakikadınlara bir şölen veriyordu. Yedinci gün, şarabın etkisiyle keyiflenen KralAhaşveroş, hizmetindeki yedi haremağasına -Mehuman, Bizta,Harvona, Bigta, Avagta, Zetar ve Karkas’a- Kraliçe Vaşti’yibaşında tacıyla huzuruna getirmelerini buyurdu. Kraliçe Vaşti güzeldi. Kral halka ve önderlere onun ne kadar güzel olduğunu göstermek istiyordu. Ama Kraliçe Vaşti haremağalarının kraldan getirdiği buyruğu reddedip gitmedi. Bunun üzerine kral çok kızdı, öfkesinden küplere bindi. Kral yasaları bilen bilge kişilerle görüştü. Çünkü kralın, yasaları ve adaleti bilen kişilere danışması gelenektendi.

Kendisine en yakın olan Karşena, Şetar, Admata, Tarşiş, Meres, Marsena ve Memukan onunla yüzyüze görüşebiliyorlardı. Pers ve Med İmparatorluğu’nun bu yedi önderi krallığın en üst yöneticileriydi. Kral Ahaşveroş onlara, “Kralın haremağaları aracılığıyla gönderdiği buyruğa uymayan Kraliçe Vaşti’ye yasaya göre ne yapmalı?” diye sordu. Memukan, kralın ve önderlerin önünde şu yanıtı verdi: ”Kraliçe Vaşti yalnız krala karşı değil, bütün önderlere ve kralın bütün illerindeki halklara karşı suç işledi. Bütün kadınlar, kraliçenin davranışıyla ilgili haberi duyunca, ‘Kral Ahaşveroş Kraliçe Vaşti’nin huzuruna getirilmesini buyurdu, ama kraliçe gitmedi’ diyerek kocalarını küçümsemeye başlayacaklar. Bugün kraliçenin davranışını öğrenen Pers ve Medli soylu kadınlar da kralın soylu adamlarına aynı biçimde davranacak. Bu da alabildiğine kadınların küçümsemesine, erkeklerin de öfkelenmesine yol açacak. Kral uygun görüyorsa ferman çıkarsın; bu ferman Persler’le Medler’in değişmeyen yasalarına eklensin. Buna göre Vaşti bir daha Kral Ahaşveroş’un huzuruna çıkmasın ve kral ondan daha iyi birini kraliçeliğe seçsin. Kralın fermanı büyük krallığının dört bir yanına ulaşınca, ister soylu ister halktan olsun, bütün kadınlar kocalarına saygı gösterecektir.”

Bu sözler kralın ve önderlerinin hoşuna gitti. Kral, Memukan’ın önerisine uyarak, 22 krallığın bütün illerine yazılı buyruklar gönderdi. Her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazıldı. Her erkeğin kendi evinin egemeni olduğu her dilde vurgulandı.

Bu olaylardan sonra öfkesi dinen Kral Ahaşveroş, Vaşti’yi,yaptıklarını ve ona karşı alınan kararı anımsadı. Kralın özel hizmetkârları, “Kral için genç, güzel, eldeğmemiş kızlar aransın” dediler, “Kral, egemen olduğu bütün illerde görevliler atasın. Bu görevliler bütün genç, güzel, el değmemiş kızları toplayıp Sus Kalesi’ndeki hareme getirsinler, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegay’a teslim etsinler. Güzelleşmeleri için ne gerekiyorsa verilsin. Sonunda kralın hoşuna giden kız, Vaşti’nin yerine kraliçe olsun.” Kral bu öneriyi beğendi ve söyleneni yaptı.

Sus Kalesi’nde Mordekay adında bir Yahudi vardı. Benyamin oymağından olan Mordekay, Kiş oğlu Şimi oğlu Yair’in oğluydu. Kiş, Babil Kralı Nebukadnessar’ın Yahuda Kralı Yehoyakin ile birlikte Yeruşalim’den sürgün ettiği kişilerden biriydi. Mordekay’ın Hadassa adında bir amca kızı vardı. Annesiyle babasını yitiren Hadassa’yı Mordekay evlat edinip büyütmüştü. Hadassa’nın öbür adı Ester’di; endamı ve yüzü güzeldi. Kralın buyruğu ve fermanı yayınlandıktan sonra çok sayıda genç kız Sus Kalesi’ne getirilip harem sorumlusu Hegay’a teslim edildi. Saraya getirilen kızlar arasında Ester de vardı.

Hegay Ester’i beğendi ve ona ayrıcalık tanıdı. En iyi biçimde beslenip güzelleşmesi için ne gerekiyorsa hemen sağladı; ayrıca kralın sarayından seçilen yedi hizmetçiyi buyruğuna verdi. Sonra onu hizmetçileriyle birlikte haremin en güzel bölümüne yerleştirdi. Ester halkını da, soyunu da açıklamadı. Çünkü Mordekay bunları açıklamasını yasaklamıştı. Mordekay, Ester’in nasıl olduğunu ve ona nasıl davranıldığını öğrenmek için her gün haremin avlusunun önünde gezinip dururdu.

Her genç kız sırası geldiğinde Kral Ahaşveroş’un huzuruna çıkacaktı. Ama kızlarla ilgili kurallar uyarınca, önce on iki ay süren güzellik bakımını tamamlaması gerekiyordu. Altı ay süreyleher kıza mür yağı sürülüyor, altı ay da kremler, losyonlar uygulanıyordu. Kralın yanına girme sırası gelen genç kız, haremden heristediğini alıp birlikte saraya götürürdü. Akşam kralın yanına giren kız, ertesi sabah ikinci hareme, cariyelerden sorumlu haremağası Şaaşgaz’ın yönetimindeki hareme dönerdi. Yalnız kralın beğendiği, adıyla çağırdığı kız yeniden onun yanına girebilirdi. Kralın yanına girme sırası Mordekay’ın evlat edindiği Ester’e - Mordekay’ın amcası Avihayil’in kızına - gelince, Ester, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegay’ın kendisine önerdiklerinden başka bir şey istemedi. Kendisini gören herkesin beğenisini kazandı.

Ahaşveroş’un krallığının yedinci yılında, Tevet diye adlandırılan onuncu ayda, Ester saraya, kralın yanına götürüldü. Kral Ester’i öbür kızlardan daha çok sevdi, en çok ondan hoşlandı, en çok ona ayrıcalık tanıdı. Kraliçelik tacını ona giydirip Vaşti’nin yerine kraliçe yaptı. Ardından Ester’in onuruna büyük bir şölen verdi. Bu şölende bütün önderler ve görevliler hazır bulundu. Kral bütün illerde bayram ilan etti ve krallara yaraşır cömertlikle armağanlar dağıttı.

Kızlar ikinci kez toplandıklarında Mordekay, kralın kapı görevlilerinden biri olmuştu. Ester, Mordekay’ın verdiği buyruk uyarınca, soyunu ve halkını henüz açıklamamıştı; kendisini büyüttüğü günlerde olduğu gibi, Mordekay’ın sözünü dinlemeye devam etti. Mordekay kralın kapı görevlisiyken, kapı nöbetçilerinden ikisi, Bigtan ve Tereş, Kral Ahaşveroş’a öfkelendiler; onu öldürmek için fırsat kollamaya başladılar. Durumu öğrenen Mordekay bunu Kraliçe Ester’e iletti; o da Mordekay adına krala bildirdi. Durum araştırıldı; doğru olduğu anlaşılınca da iki adam darağacına asıldı ve olay kralın önünde tarih kayıtlarına geçirildi.

Bu olaylardan sonra Kral Ahaşveroş, Agaklı Hammedata’nın oğlu Haman’ı yüksek bir göreve atayıp onurlandırdı. Onu bütün önderlerden daha yetkili kıldı. Kralın buyruğu üzerine saray kapısında çalışan herkes Haman’ın önünde eğilip yere kapanırdı. Ama Mordekay ne eğildi, ne de yere kapandı. Kralın kapı görevlileri Mordekay’a, “Kralın buyruğuna neden karşı geliyorsun?” diye sordular. Görevliler ona bu soruyu her gün sordularsa da Mordekay onlara kulak asmadı. Bunun üzerine durumu Haman’a bildirdiler. Çünkü Mordekay onlara kendisinin Yahudi olduğunu söylemişti ve böyle davranmaya devam edip etmeyeceğini görmek istiyorlardı. Haman, Mordekay’ın eğilip yere kapanmadığını görünce öfkeden kudurdu. Yalnız onu öldürmeyi düşünmekle kalmadı, onun hangi halktan geldiğini bildiği için bütün halkını, Ahaşveroş’un egemenliğinde yaşayan bütün Yahudiler’i ortadan kaldırmaya karar verdi.

Bu işe en uygun ayı ve günü belirlemek için Ahaşveroş’un krallığının on ikinci yılında, birinci ay olan Nisan ayında Haman’ın önünde pur, yani kura çekildi. Kura, on ikinci ay olan Adar ayına düştü. (Not: “Nisan” ayı o dönemde Mart sonuyla Nisan başlangıcını kapsardı.)

Haman Kral Ahaşveroş’a şöyle dedi: “Krallığının bütün illerinde, öbür halkların arasına dağılmış, onlardan ayrı yaşayan bir halk var. Yasaları bütün öbür halklarınkinden farklı; kendileri de kralın yasalarına uymazlar. Onları kendi hallerine bırakmak kralın çıkarlarına uygun düşmez. Kral uygun görüyorsa, yok edilmeleri için yazılı bir buyruk verilsin. Ben de hazineye ödenmek üzere kralın memurlarına on bin talant gümüş vereceğim.” (Not: “On bin talant”: Yaklaşık 345 ton)

Bunun üzerine kral mühür yüzüğünü parmağından çıkartıp Agaklı Hammedata’nın oğlu Yahudi düşmanı Haman’a verdi. Ona, “Para sende kalsın; o halka da ne istersen yap” dedi. Birinci ayın on üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı ve Haman’ın buyruğu her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazılarak satraplara, il valilerine ve bütün halk önderlerine gönderildi. Buyruk Kral Ahaşveroş’un adını ve yüzüğünün mührünü taşıyordu. Krallığın bütün illerine ulaklar aracılığıyla mektuplar gönderildi. Bu mektuplar, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü, genç, yaşlı, kadın, çocuk, bütün Yahudiler’in bir günde öldürülüp yok edilmesini, kökünün kurutulup mal mülklerinin de yağmalanmasını buyuruyordu. Bu fermanın metni her ilde yasa olarak duyurulacak ve bütün halklara bildirilecekti. Öyle ki, herkes belirlenen gün için hazır olsun. Ulaklar kralın buyruğuyla hemen yola çıktılar. Ferman Sus Kalesi’nde de duyuruldu. Sus halkı şaşkınlık içindeyken kral ile Haman oturmuş içki içiyorlardı.

Mordekay olup bitenleri öğrenince giysilerini yırttı, çula sarınıp başından aşağı kül döktü, yüksek sesle ve acıyla feryat ederek kent merkezine geldi. Varıp sarayın kapısında durdu. Çünkü çula sarınmış hiç kimse bu kapıdan içeri giremezdi. Kralın buyruğunun ve fermanının ulaştığı her ilde Yahudiler büyük yas tuttular, ağlayıp feryat ettiler, oruç tuttular. Birçoğu da çula sarınıp kül içinde yattı. Hizmetçileriyle haremağaları gelip Mordekay’ın durumunu anlatınca, Kraliçe Ester çok sarsıldı. Çulunu çıkartıp giyinmesi için Mordekay’a giysiler gönderdi, ama Mordekay bunları kabul etmedi. Bunun üzerine Ester kralın kendi hizmetine atadığı haremağalarından biri olan Hatak’ı çağırttı; Mordekay’dan ne olup bittiğini ve nedenini öğrenmesini buyurdu.

Hatak saray kapısının açıldığı kent meydanına, Mordekay’ınyanına gitti. Mordekay başına gelen her şeyi ona anlattı. Yahudiler’in yok edilmesi için Haman’ın saray hazinesine vaat ettiği paranın miktarını bile tam tamına ona bildirdi. Ester’e gösterip açıklaması için Sus’ta yayımlanan, Yahudiler’in kökünün kurutulmasını isteyen fermanın bir kopyasını da ona verdi. Ester’in krala çıkmasını, ondan merhamet dileyip kendi halkı için yalvarmasını istedi. 

Hatak geri dönüp Mordekay’ın söylediklerini Ester’e bildirdi. Ester Mordekay’a şu haberi götürmesini buyurdu: “Kralın bütün adamları ve illerinde yaşayan halk biliyor ki, çağrılmadan sarayın iç avlusuna girip kralın yanına yaklaşan her erkek ya da kadın için tek bir ceza vardır. Kral altın asasını uzatıp canlarını bağışlamadıkça bu kişiler ölüme çarptırılır. Ben de otuz gündür kralın huzuruna çağrılmış değilim.” Ester’in bu sözleri kendisine iletilince, Mordekay ona şu yanıtı götürmelerini istedi: “Sarayda yaşadığın için bütün Yahudiler içinde kurtulacak tek kişinin sen olacağını sanma. Şu anda susarsan, Yahudiler’e yardım ve kurtuluş başka yerden gelecektir; ama sen ve babanın ev halkı yok olacaksınız. Kim bilir, belki de böyle bir gün için kraliçe oldun.”

Bunun üzerine Ester Mordekay’a şu yanıtı gönderdi: “Git, Sus’taki bütün Yahudiler’i topla; benim için oruç tutun; üç gün, üç gece hiçbir şey yemeyin, içmeyin. Hizmetçilerimle ben de sizin gibi oruç tutacağız. Ardından, kurala aykırı olduğu halde kralın huzuruna çıkacağım; ölürsem ölürüm.” Mordekay oradan ayrıldı ve Ester’in söylediği her şeyi yaptı.

Üçüncü gün Ester kraliçe giysilerini kuşanıp sarayın iç avlusunda, taht odasının önünde durdu. Kral bu odanın giriş kapısının karşısındaki tahtında oturuyordu. Avluda bekleyen Kraliçe Ester’i görünce onu hoşgörüyle karşılayıp elindeki altın asayı ona doğru uzattı. Ester yaklaşıp asanın ucuna dokundu. Kral ona, “Ne istiyorsun Kraliçe Ester, dileğin ne?” diye sordu. “Krallığın yarısını bile istesen sana verilecektir.”

Ester, “Kral uygun görüyorsa, bugün kendisi için vereceğim şölene Haman’la birlikte gelsin” diye karşılık verdi. Kral adamlarına, “Ester’in isteğini yerine getirmek için Haman’ı hemen çağırın” dedi. Böylece kralla Haman Ester’in verdiği şölene gittiler. Şarap içerlerken kral yine Ester’e sordu: “Söyle, ne istiyorsun? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.”

Ester, “İsteğim ve dileğim şu” diye yanıtladı, “Kral benden hoşnutsa, istediğimi vermek, dileğimi yerine getirmek istiyorsa, kral ve Haman yarın kendileri için vereceğim şölene gelsinler, o zaman kralın sorusunu yanıtlarım.” Haman o gün şölenden mutlu ve sevinçli ayrıldı. Ama Mordekay’ı sarayın kapısında görünce ve onun ayağa kalkmadığını, kendisine saygı göstermediğini farkedince öfkeden kudurdu. Yine de kendini tuttu ve evine gitti. Sonra dostlarını ve eşi Zereş’i çağırttı.

Onlara sonsuz zenginliğinden, çok sayıdaki oğullarından, kralın, kendisini nasıl onurlandırdığından, öbür önderlerinden ve görevlilerinden üstün tuttuğundan söz etti. “Üstelik, Kraliçe Ester, verdiği şölene kralın yanısıra yalnız beni çağırdı” diye ekledi, “Yarınki şölene de kralla birlikte beni davet etti. Ne var ki, o Yahudi Mordekay’ı sarayın kapısında otururken gördükçe bunlardan hiçbirinin gözümde değeri kalmıyor.” Karısı Zereş ve bütün dostları Haman’a şöyle dediler: “Elliarşın yüksekliğinde bir darağacı kurulsun. Sabah olunca kraldan Mordekay’ı oraya astırmasını iste. Sonra da sevinç içinde kralla birlikte şölene gidersin.” Haman öneriyi beğendi ve darağacını hemen kurdurdu. (Not:“Elli arşın”: Yaklaşık 23 m.)

O gece kralın uykusu kaçtı; tarih kayıtlarının getirilip kendisine okunmasını buyurdu. Kayıtlar Kral Ahaşveroş’u öldürmeyi tasarlamış olan iki görevliden söz ediyordu. Kapı nöbetçisi olarak görev yapmış olan Bigtan ve Tereş adındaki bu iki adamı Mordekay ele vermişti. Kral, “Bu yaptıklarından dolayı Mordekay nasıl onurlandırıldı, ona ne ödül verildi?” diye sordu. Hizmetkârlar, “Onun için hiçbir şey yapılmadı” diye yanıtladılar. Kral, “Avluda kim var?” diye sordu. O sırada Haman sarayın dış avlusuna yeni girmişti. Kraldan, hazırlattığı darağacına Mordekay’ın asılmasını isteyecekti. Hizmetkârlar krala, “Haman avluda bekliyor” dediler. Kral, “Buraya gelsin” dedi.

Haman içeri girince kral ona, “Kralın onurlandırmak istediği biri için ne yapılmalı?” diye sordu. “Kral benden başka kimi onurlandırmak isteyebilir ki?” diye düşünen Haman şu yanıtı verdi: “Kral onurlandırmak istediği kişi için kendi giydiği bir kral giysisini ve üzerine bindiği sorguçlu atı getirtir, giysiyi ve atı en üst yöneticilerinden birine verir; o da kralın onurlandırmak istediği kişiyi giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirir. Önden giderek, ‘Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır’ diye bağırır.”

Kral Haman’a, “Hemen git” dedi, “Giysiyle atı al ve söylediklerini kralın kapı görevlisi Yahudi Mordekay için yap. Söylediklerinin hiçbirinde kusur etme.” Böylece Haman giysiyi ve atı aldı, Mordekay’ı giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirmeye başladı. Önden giderek,”Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır” diye bağırıyordu. Sonra Mordekay saray kapısına döndü. Haman ise utanç içinde başını örterek çabucak evine gitti.

Başına gelenleri karısı Zereş’e ve bütün dostlarına anlattı. Karısı Zereş ve danışmanları ona şöyle dediler: “Önünde gerilemeye başladığın Mordekay Yahudi soyundansa, ona gücün yetmeyecek, önünde yok olup gideceksin.” Onlar daha konuşurken, kralın haremağaları gelip Haman’ı apar topar Ester’in vereceği şölene götürdüler. Böylece kral ve Haman, Kraliçe Ester’in şölenine gittiler.

O gün şarap içerlerken kral Ester’e yine sordu: “İsteğin nedir, Kraliçe Ester? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.” Kraliçe Ester şöyle yanıtladı: “Ey kralım, eğer benden hoşnutsan ve uygun görüyorsan, isteğim canımı bağışlaman, dileğimde halkımı esirgemendir. Çünkü ben ve halkım öldürülüp yok edilmek, yeryüzünden silinmek üzere satıldık. Eğer köle ve cariye olarak satılmış olsaydık sesimi çıkartmazdım; böyle bir sorun için kralı rahatsız etmek uygun olmazdı.”

Kral Ahaşveroş Kraliçe Ester’e, “Böyle bir şeyi yapmaya cüret eden kim, nerede bu adam?” diye sordu. Ester, “Düşmanımız, hasmımız, işte bu kötü Haman’dır!” dedi. Haman kralla kraliçenin önünde dehşete kapıldı.

Kral öfkeyle içki masasından kalkıp sarayın bahçesine çıktı. Haman ise Kraliçe Ester’den canını bağışlamasını istemek için içerde kaldı. Çünkü kralın kendisini yok etmeye kararlı olduğunu anlamıştı. Kral sarayın bahçesinden şölen salonuna dönünce, Haman’ı Ester’in uzandığı sedire kapanmış olarak gördü ve, “Bu adam sarayda, gözümün önünde kraliçeye bile el uzatmaya mı kalkıyor?” diye bağırdı. Kral sözlerini bitirir bitirmez Haman’ın yüzünü örttüler.

Krala hizmet eden haremağalarından biri olan Harvona şöylededi: “Bakın, kralı uyarıp hayatını kurtaran Mordekay için Haman’ın hazırlattığı elli arşın yüksekliğindeki darağacı Haman’ın evinin önünde hazır duruyor.” Kral, “Haman o darağacına asılsın!” diye buyurdu. Böylece Haman Mordekay için hazırlattığı darağacına asıldı; kralın öfkesi de yatıştı.

O gün Kral Ahaşveroş Yahudi düşmanı Haman’ın malını mülkünü Kraliçe Ester’e verdi. Ester’in Mordekay’a yakınlığını açıklaması üzerine Mordekay kralın huzuruna kabul edildi. Kral, Haman’dan geri almış olduğu mühür yüzüğünü parmağından çıkarıp Mordekay’a verdi. Ester de onu Haman’ın malının mülkünün yöneticisi atadı. 

Ester yine kralla görüştü. Ağlayarak onun ayaklarına kapandı. Agaklı Haman’ın Yahudiler’e karşı kurduğu düzene ve kötü tasarıya engel olması için yalvardı. Kral altın asasını Ester’e doğru uzatınca Ester ayağa kalkıp kralın önünde durdu ve şöyle dedi: “Kral benden hoşnutsa ve uygun görüyorsa, benden hoşlanıyorsa ve dileğimi uygun buluyorsa, Agaklı Hammedataoğlu Haman’ın krallığın bütün illerinde yaşayan Yahudiler’in yokedilmesini buyurmak için yazdırdığı mektupları yazılı olarak geçersiz kılsın. Halkımın felakete uğradığını görmeye nasıl dayanırım? Soydaşlarımın öldürülmesine tanık olmaya nasıl dayanırım?”

Kral Ahaşveroş, Kraliçe Ester’e ve Yahudi Mordekay’a,”Bakın” dedi, “Haman’ın malını mülkünü Ester’e verdim ve Yahudiler’i yok etmeyi tasarladığı için Haman’ı darağacına astırdım. Ama kral adına yazılmış ve onun yüzüğüyle mühürlenmiş yazıyı kimse geçersiz kılamaz. Bunun için, uygun gördüğünüz biçimde kral adına Yahudi sorunu konusunda şimdi siz yazın ve kralın yüzüğüyle mühürleyin.”

Bunun üzerine üçüncü ay olan Sivan ayının yirmi üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı. Mordekay’ın buyurduğu her şey, Hoddu’dan Kûş’a dek uzanan bölgedeki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudiler’e, satraplara, vali ve önderlere yazıldı. Heril için kendi işaretleri, her halk için kendi dili kullanıldı. Yahudiler’e de kendi alfabelerinde ve kendi dillerinde yazıldı. Mordekay Kral Ahaşveroş adına yazdırdığı mektupları kralın yüzüğüyle mühürledi ve kralın hizmetinde kullanılmak üzere yetiştirilen atlara binmiş ulaklarla her yere gönderdi.

Kral mektuplarda Yahudiler’e bütün kentlerde toplanma ve kendilerini koruma hakkını veriyordu. Ayrıca kendilerine, çocuklarına ve kadınlarına saldırabilecek herhangi bir düşman halkın ya da ilin silahlı güçlerini öldürüp yok etmelerine, kökünü kurutmalarına ve mallarını mülklerini yağmalamalarına izin veriyordu. Bu izin Kral Ahaşveroş’un bütün illerinde tek bir gün - onikinci ayın, yani Adar ayının on üçüncü günü - geçerli olacaktı. Bütün halklara duyurulan bu fermanın metni her ilde yasa yerine geçecekti. Böylece Yahudiler belirlenen gün düşmanlarından öç almaya hazır olacaklardı.

Kralın hizmetindeki atlara binen ulaklar, kralın buyruğuna uyarak hemen dörtnala yola koyuldular. Ferman Sus Kalesi’nde de okundu. Mordekay, lacivert ve beyaz bir krallık giysisiyle, başında büyük bir altın taç ve sırtında ince ketenden mor bir pelerinle kralın huzurundan ayrıldı. Sus Kenti sevinç çığlıklarıyla yankılandı. Yahudiler için aydınlık ve sevinç, mutluluk ve onur dolu günler başlamıştı. Kralın buyruğu ve fermanı ulaştığı her ilde ve her kentte Yahudiler arasında sevinç ve mutluluğa yol açtı. Şölenler düzenlendi, bir bayram havası doğdu. Ülkedeki halklardan çok sayıda kişi Yahudi oldu; çünkü Yahudi korkusu hepsini sarmıştı.

Kralın buyruğu ve fermanı, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü yerine getirilecekti. Yahudi düşmanları o gün Yahudiler’i alt etmeyi ummuşlardı, ama tam tersi oldu; Yahudiler kendilerinden nefret edenleri alt ettiler. Yahudiler kendilerini yok etmeyi tasarlayanlara saldırmak üzere Kral Ahaşveroş’un bütün illerindeki kentlerde bir araya geldiler. Hiç kimse onlara karşı koyamadı. Çünkü Yahudi korkusu bütün halkları sarmıştı. İl önderleri, satraplar, valiler ve kralın memurları, Mordekay’dan korktukları için Yahudiler’i desteklediler. Mordekay sarayda güçlü biriydi artık; ünü bütün illere ulaşmıştı. Gücü gittikçe artıyordu.

Yahudiler bütün düşmanlarını kılıçtan geçirdiler, öldürdüler, yok ettiler. Kendilerinden nefret edenlere dilediklerini yaptılar. Sus Kalesi’nde beş yüz kişiyi öldürüp yok ettiler.

Yahudi düşmanı Hammedata oğlu Haman’ın on oğlunu-Parşandata, Dalfon, Aspata, Porata, Adalya, Aridata, Parmaşta, Arisay, Ariday ve Vayzata’yı- öldürdüler. Ama yağmaya girişmediler.

Sus Kalesi’nde öldürülenlerin sayısı aynı gün krala bildirildi. O da Kraliçe Ester’e, “Yahudiler Sus Kalesi’nde Haman’ın on oğlu dahil beş yüz kişiyi öldürüp yok etmişler” dedi, “Kimbilir, öbür illerimde neler yapmışlardır? İstediğin nedir, sana vereyim; başka dileğin var mı, yerine getirilecektir.”

Ester, “Eğer kral uygun görüyorsa, Sus’taki Yahudiler bugünkü fermanını yarın da uygulasınlar” dedi, “Haman’ın on oğlunun cesetleri de darağacına asılsın.”

Kral bu isteklerin yerine getirilmesini buyurdu. Sus’ta ferman çıkarıldı ve Haman’ın on oğlu asıldı.

Sus’taki Yahudiler Adar ayının on dördüncü günü yeniden toplanarak kentte üç yüz kişi daha öldürdüler; ama yağmaya girişmediler.

Krallığın illerinde yaşayan öbür Yahudiler de canlarını korumak ve düşmanlarından kurtulmak için bir araya geldiler. Kendilerinden nefret edenlerden yetmiş beş bin kişiyi öldürdüler, ama yağmaya girişmediler.

Bütün bunlar Adar ayının on üçüncü günü oldu. Yahudiler ondördüncü gün dinlendiler ve o günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler.

Sus’taki Yahudiler ise kendilerini savunmak için on üçüncü ve on dördüncü günler bir araya geldiler. On beşinci günde dinlendiler. O günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler.

Taşradaki kentlerde yaşayan Yahudiler işte bu nedenle Adarayının on dördüncü gününü şölen ve eğlence günü olarak kutlarlar ve birbirlerine yemek sunarlar.

Mordekay bu olayları kayda geçirdi. Ardından Kral Ahaşveroş’un uzak, yakın bütün illerinde yaşayan Yahudiler’e mektuplar gönderdi. Her yıl Adar ayının on dördüncü ve on beşinci günlerini kutlamalarını buyurdu.

Çünkü o günler, Yahudiler’in düşmanlarından kurtulduğu günlerdir. O ay kederlerinin sevince, yaslarının mutluluğa dönüştüğü aydır. Mordekay o günlerde şölenler düzenleyip eğlenmelerini, birbirlerine yemek sunmalarını, yoksullara armağanlar vermelerini buyurdu. Böylece Yahudiler, Mordekay’ın buyruğunu kabul ederek başlattıkları kutlamaları sürdürdüler. Çünkü bütün Yahudiler’in düşmanı Agaklı Hammedata oğlu Haman onları yok etmek için düzen kurmuştu. Onları ezip yok etmek için pur, yani kura çekmişti.

Ama kral durumu öğrenince, Haman’ın Yahudiler’e karşı kurduğu düzen geri tepti; kral, Haman’ın ve oğullarının darağacına asılmaları için yazılı buyruklar verdi.

Pur sözcüğünden ötürü bu günlere Purim adı verildi. Böylece Yahudiler, Mordekay’ın mektubunda yazılı olanlardan, görüp geçirdiklerinden ve başlarına gelenlerden ötürü bu iki günü buyrulduğu biçimde ve günlerde her yıl kutlamayı kabul ettiler. Bu gelenek kendileri için, soylarından olanlar ve onlara katılan herkes için geçerli olacaktı. (Not:“Purim”= “Kuralar”)

Böylece bu günler her ilde, her kentte ve her ailede kuşaktan kuşağa anımsanacak ve kutlanacaktı. Purim günleri Yahudiler için son bulmayacak ve bu günlerin anısı kuşaklar boyu sürecekti.

Avihayil’in kızı Kraliçe Ester ve Yahudi Mordekay Purim’le ilgili bu ikinci mektubu tam yetkiyle yazıp uygulamaya koydular. Mordekay, Ahaşveroş’un egemenliği altındaki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudiler’e esenlik ve güvenlik dilekleriyle dolu mektuplar gönderdi. Kraliçe Ester’le birlikte daha önce kararlaştırdıkları gibi, Purim günlerini belirlenen tarihte kutlamalarını buyuruyordu. Bu kutlamalara kendilerinin de, soylarından gelenlerin de katılmalarını, oruç tutmada ve ağıt yakmada belirlenen kurallara uymalarını istedi. Purim’e ilişkin bu düzenlemeler Ester’in buyruğuyla onaylandı ve kayda geçirildi.

Kral Ahaşveroş ülkeyi en uzak kıyılarına dek haraca bağlamıştı. Büyüklüğü, kahramanlıkları ve Mordekay’ı her bakımdan nasıl onurlandırdığı Pers ve Med krallarının tarihinde yazılıdır. Yahudi Mordekay, Kral Ahaşveroş’tan sonra ikinci adam olmuştu. Yahudi soydaşları arasında saygı gören ve çoğunluk tarafından sevilen biriydi. Çünkü halkının iyiliğini düşünüyor, bütün soydaşlarının esenliği için çaba gösteriyordu.


ESTER KİTABI
Eski Ahit (Tevrat-Zebur),Kutsal Kitap, 2002





Bu olaya bir de farklı açıdan bakalım...


О dövrün məktublаrını, milli sənədlərini məhvеtmə təlаşınа rəğmən, yеnə də Tövrаtdаkı məlumаtlаr əsаsındа Yəhudilərin dövlət təşkilаtındаkı rоllаrını аnlаmаq mümkündür.

«Sоnrа krаl Dаryuş (Dаrа) bu məlumаtı müхtəlif irqlərdən və dillərdən оluşаn dünyаnın bütün qövmlərinə göndərdi, yаzdı: «Bоllucа sаyğılаrlа! Bеləliklə, əmr еdirəm ki, mənim krаllığımın təbəəsi оlаn hər kəs Dаniеlin аllаhındаn qоrхmаlı və оnа hörmət еtməlidir. Çünki, о, diri və əbədi оlаn аllаhdır və оnun səltənətinə zаvаl yохdur. Qurtаrıcı оdur. Göylərdə və yеrdə möcüzələr göstərib və hеyrətаmiz işlər yаpаn оdur. Dаniеli аslаnlаrın аğzındаn qurtаrаn оdur». Bеləliklə, Dаniеl Pаrs krаllаrı Dаryuşun və Kоrоşun səltənəti dönəmlərində müvəffəq оlmuş, istəklərinə çаtmışdır». (15)

Tövrаtın bu mətnindən аnlаşılаn оdur ki, Dаryuş Tövrаtın vədələrini gеrçəkləşdirməkdədir və Yəhudiləri аllаhın sеçgin qövmü kimi tаnıyır. Əcəbа, о, əvvəldənmi Musа dininə inаnırmış ki, bəlli zəruri səbəblər üzündən gizlin sахlаyırmış? Dаryuşun iqtidаrа gəlişindən Iskəndərin zühurunа qədər Həхаmənşilər sаrаyını аçıq-аşkаr Yəhudilərin rəhbərləri və pеyğəmbərləri idаrə еtmişdir. Üstdəki işаrə də bu hаdisəni dоğrulаyаn sənədlərdən birisidir. Sаdəcə, Yəhudilərin böyük аlimləri və Tövrаtdа kitаbı оlаn Əzrа, Nəhimа, Mоrdахаy, Dаniеl kimi pеyğəmbərlər və minlərcə аdsız-sаnsız Yəhudi müşаviləri dеyil, həm də Yəhudilərin mələkələri, təbibləri, münəccimləri və sеhrbаzlаrı öz еvləri kimi, bütün hər şеyi Həхаmənşilər sаrаyındа ələ kеçirmişlər.

«Ərdəşir səltənətinin 20-ci ilində Kislеv аyındа Şuş səltənət sаrаyındа оlаrkən, Yəhudiyyədən yеnicə gəlmiş Yəhudi qаrdаşlаrının bir bir nеçə аrхаdаşlаrı ilə birgə Yəhudilər və Urşəlim bаrədə sоrdum. Cаvаb vеrdilər: «Оnlаr şiddətli bir еhtiyаc və yохsulluq içərisində yаşаyırlаr. Şəhərin hаsаrı hələ düzəlməyib və yаndırılmış dаrvаzаlаr hələ təmir еdilməyibdir»... О zаmаn mən pаdşаhın sаqisi idim. Dörd аy sоnrа bir dəfə krаl Ərdəşirə şərаb cаmını təqdim еdərkən, məndən sоrdu: «Nədən bu qədər tutqunsаn? Хəstə ki, dеyilsən, yəqin ki, bir fikir səni rаhаtsız еtməkdədir». (О vахtа qədər pаdşаh hеç vахt məni tutqun görməmişdi). Оnun bu suаlındаn çох qоrхdum. Dеdim: «Pаdşаhın ömrü uzun оlsun. Dədələrimin dəfn оlunduğu bir şəhər virаn ikən və qövmüm аclıq və səfаlət içərisində yаşаmаqdа ikən, mən nеcə tutqun оlmаyа bilərəm?» Krаl sоrdu: «Istəyin nədir?» О zаmаn göylərin Tаnrısınа duа еdərək, dеdim: «Əgər pаdşаh rаzı оlаrsа, krаl mənə mərhəmətdə bulunursа, öz yurdumа gеtmək və dədələrimin ulu şəhərini bərpа еtmək istərdim». Pаdşаhın yаnındа bir mələkə оturmuşdu. Rаzılаşаrаq sоrdu: «Səfərin nə qədər çəkər və nə zаmаn dönəcəksən?» Mən, dönüşüm üçün bir zаmаn söylədim və sоnrа dа pаdşаhа dеdim: «Krаl məsləhət bilirlərsə, Firаt çаyının qərbindəki vаlilərə bir məktub yаzsınlаr ki, mənim Urşəlimə gеdişim üçün şərаit yаrаtsınlаr. Bir mətkub dа səltənət оrmаnlаrının rəisi Аsаnа yаzınız və оnа buyuruq vеriniz ki, Tаnı еvinin qаlаlаrının dаrvаzаlаrını, Urşəlimin hаsаrlаrını və öz еvimi təmir еtmək üçün mənə tахtа vеrsin». Pаdşаh mənim bütün istəklərimi qəbul еtdi. Çünki, ulu Tаnrının iltifаtı bаşımın üstündə idi. Firаt çаyının qərbinə çаtdığımdа, krаlın məktublаrını ilgili vаlilərə və şəхslərə vеrdim. Bunu dа söyləməyim gərəkir ki, pаdşаh mənim güvənliyim üçün nеçə sərdаr və bir çох süvаri görəvləndirmişdi». (16)

Yəhudilərin Həхаmənşilər sаrаyındаkı hаkimliyini isbаt еtmək üçün bundаn dаhа mötəbər sənəd оlа bilərmi? Tövrаt Burаdа dа Dаryuş dövrü ilə Ərdəşir dövrünün yеrini dəyişdirmişdir. Çünki Əzrаnın, Nеhеmyаnın, Mоrdахаyın, Еstərin və Dаniеlin Yəhudi sürgünləri içərisində оlduqlаrı bəllidir, bu surətdə Nеhеmyа Ərdəşirin sаrаyındа sаqiçilik еtmək üçün ən аzı 150 il yаşаmаlı idi.

«Nəbukidnəsirin sürgün оlаrаq Bаbilə götürdüyü bir çох əsirlər Yəhudiyyəyə və Urşəlimə gеri döndülər və hər kəs öz dоğulduğu yеrə gеtdi. Bu səfərdə Yəhudilərin rəhbərləri bunlаrdı: Zеrubаbil, Yəhuşе, Nеhеmiyа, Əzrа, Rəmiyа, Nəhmаni, Mоrdахаy, Bəlşаn, Məsfаrt, Bəğvаy, Nəhum, Bəənе».(17)

Tövrаtın Dаryuş zаmаnındаkı hаdisələri Хəşаyаrşа və Ərdəşir dönəminə аid еtmə isrаrlаrındаn digər örnəklər də gətirmək оlаr. Ərdəşirin iqtidаrının bаşlаnışı tаm yüz il Dаryuşun iqtidаrının bаşlаnışındаn sоnrа оlmuşdur. Tövrаtın tövsiyələrinə görə bütünü ilə Bаbil əsаrətindən qurtulmuş və Ərdəşir dönəminə qədər yаşаyаn kişilərin və qаdınlаrın ömrünü hеsаb еdərsək, о zаmаn оnlаrın hər birinin ömrü 260 ildən аrtıq оlur.

«Yəhudilərin kаhini və аlimi Əzrаyа Ərdəşir pаdşаhın yаzdığı məktub budur: Krаl Ərdəşirdən göy Tаnrısı şəritətinin kаhini və аlimi Əzrаyа! Fərmаn vеrmişəm ki, ölkəmdə yаşаyаn bütün Isrаil хаlqı, kаhinlər və Lеvеlilər hər kəs istərsə, səninlə birgə Urşəlimə gеdə bilərlər. Urşəlimdə хаlqın vəziyyətini sənin аllаhının buyuruqlаrı əsаsındа düzənləmək üçün sən mənim yеddi müşаvirim tərəfindən оrаyа göndərilirsən. Həm də bizim, Isrаilin аllаhınа hədiyyə еtdiyimiz аltun və gümüşləri, Yəhudilərin və kаhinlərin vеrdikləri hədiyyələri özünlə Urşəlimə аpаrırsаn». (18)

Dаryuşun sаrаyının mələkəsi оlаn Еstər və müşаviri оlаn Mоrdахаy dа bеləcədir. Аncаq Tövrаt Хəşаyаrşа dönəmində bu mələkənin yаşının 120-nin üstündə оlmаsınа rəğmən, оnu Dаryuşа dеyil, Хəşаyаrşаyа bаğışlаyır və Mоrdахаyın güclü оlduğu vахtı Хаşəyаrşа zаmаnınа аpаrır.

«Хаşəyаrşа ölkəsində yаşаyаn hər kəsə хərаc müəyyən еtdi. Хəşаyаrşа qüdrət və əzəməti, Mоrdахаyın iqtidаrа yüksəlişinin tаm şərhi və pаdşаhın оnа vеrdiyi məqаm «Midiyа və Pаrs pаdşаhlаrının tаriхi» аdlı kitаbdа yаzılmışdır. Хаşəyаrşаdаn sоnrа Yəhudi Mоrdахаy məmləkətin ən güclü şəхsi idi. О, öz qövmünün rifаhı və güvənliyi üçün əlindən gələni yаpdı. Bu üzdən Yəhudilər оnu çох sеvirdilər».(19)

Tövrаtın Dаryuş zаmаnındа bаş vеrmiş hаdisələri sоnrаkı dövrlərə ötürməsini nеcə təbir еtmək. Yоzmаq оlаr? Əgər Tövrаt аçıq-аydın Həхаmənşilərin ilk sultаnlаrının zаmаnındаkı hаdisələrin yеrini dəyişdirirsə, dеmək ki, оriеntаlistlərin iddiа еtdikləri üzrə Həхаmənşilər və Yəhudilər аrаsındаkı münаsibətlər «ilаhi» və «əхlаqi» dеyil, bütün bu münаsibətlər аncаq və аncаq «siyаsi» оlmuşdur. Tövrаt Yəhudilərin Dаryuşun sаrаyınа hаkim оlmаlаrı ilə bаğlı hеyrətаmiz bir bilgi vеrməkdədir. Bu fəslin sоnluğu оlаrаq о tаblоnu gətirirəm. Bu tаblо göstərir ki, əcnəbi bir qövm «Irаn» və «Irаn»lı аdı ilə əski Оrtа Dоğu tаriхinə bir qаrа kölgə kimi girmiş və sənət, kültür və yаrаdıcılıqdа birbirləri ilə yаrışаn qövmləri kənаrlаşdırmışlаr. Bu qövmlər bu günə qədər hələ də itirilmiş аzаdlıqlаrının gеriyə dönməsinin həsrətindədirlər.

[bu bölümde Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər. 2: 407, 8: 7-11, 9: 2-7, 9: 10 18, 9: 28-32. verilir. Purim Katliamı bu sayfada zaten vardı eklemedim - SB]

Bu hаdisəni də Törаt Хəşаyаrşа dövrünün sоnunа bаğlаyır ki, dоğru dеyildir. Çünki Mоrdахаyın sürgünlər zümrəsi içərsində оlduğunu охuduq və Tövrаt özü də bunu təsdiq еdir. Urşəlim milаddаn əvvəl 586-cı ildə süqut еdir və Хаşəyаrşаnın səltənəti isə 465-ci ildə, yəni Nəbukidnəsrin qələbəsindən 121 il sоnrа sоnа vаrmışdır. Bu məlumаtlаrа görə əgər Mоrdахаyı sürgün аnındа, həttа 9 yаşlı fərz еdərsək, Хəşаyаrşаnın səltənətinin sоnundа 130 yаşlı əprimiş bir qоcа оlmаlıdır ki, bu dа Tövrаtın təsvir еtdiyi tаblоyа uyğun gəlmir. Lаkin, əgər Tövrаtın sаydığı hаdisələrin zаmаnını Dаryuş dönəminə аid bilərsək. О zаmаn Həхаmənşilər tаriхi ilə ilgili bаşqа kоr bir düyün də аçılmış оlur və о dа Dаryuşun səltənətinin əvvəllərində bаş vеrmiş «Muğöldürmə» hаdisəsidir.

«Yоlа düşdülər və gördükləri hər Muğu öldürdülər. Yеddi аrхаdаşın qəhrəmаnlığındаn хəbər tutаn pаrslаr iki Muğ qаrdаşlаrının оnlаrа qаrşı еtdikləri hiylələrdən də хəbərdаr оldulаr. Həzərаtlаr kimi, оnlаr dа əllərinə qılınc аlıb və qаrşılаrınа çıхаn Muğu öldürdülər. Əgər gün bаtdıqdаn sоnrа Muğlаrı öldürmənin dаyаndırılmаsı ilə bаğlı fərmаn çıхmаsı idi, yеr üzündə Muğlаrın nəsli kəsiləcəkdi. Pаrslаrın təqvimində bu hаdisə qızıl хəttlə yаzılmışdır. Оnlаr hər il bu münаsibətlə bаyrаm еdərlər. Bu bаyrаm mərаsiminin аdı «Muğöldürmə» оlаrаq tаriхə kеçmişdir. О gündə hеç bir muğ еvdən dışаrıyа çıхmаğа cürət еdə bilməzdi».(20)

Dаryuşun zаmаnındаkı «Muğöldürmə» bаyrаm törəni ilə Yəhudilərin «Purim» аdlı düşmən öldürmə törənini nədən еyni hаdisə оlаrаq dəyərləndirmirik? Yəhudilər Kəmbuciyə zаmаnındа dа məmləkət işlərini ələ kеçirməyə çаlışmışlаr. Аncаq Yəhudilərin bu plаnlаrı Kəmbuciyə zаmаnındа bəlli kəsimlər tərəfindən əngəllənmişdir. Dаryuş zаmаnındа sаrаyı ələ kеçirən Yəhudilər оnlаrlа hеsаblаşmаğа bаşlаmışlаr. Yəhudilərə qаrşı müхаlifət və müqаvimət еdənlər əski Оrtа Dоğunun nеçə tаnrılı kültürləri idi ki, tаriх оnlаrı «Muğ» (21) оlаrаq tаnımаqdаdır.

["Muğ" dediği Medler (Türkler) / Zerdüştlüğün Yunan ve Roma'ya Etkisi - SB]

Bir dаhа kitаbın sоn fəslinin ilk cümləsinə qаyıdırаm: «Sözün əsil mənаsındа Həхаmənşilər tаriхi Yəhudi qövmü tаriхinin yеni bir səhifəsidir. Əgər Həхаmənşiləri Yəhudilərin bir «bоyu» kimi аdlаndırsаm, hеç də yаnılmış dеyiləm» və öz iddiаlаrımı müdаfiə еdirəm: Yəhudilərin bilginləri sərgərdаn və аdsız bir qəbilənin bаşçılаrının qüdrət tələblik хəyаllаrındаn, kimliksizliklərindən, kültürsüzlüklərindən və хunхаrlıqlаrındаn yаrаrlаndılаr. Yəhudilər mаddi və əqli yаrdımlаrı ilə оnlаrı bir impеrаtоrluq təsisçiləri səviyyəsinə qədər yüksəltdilər. Sоnrа dа оnlаrın əli ilə çох uzun vədəli öz mənаfеləri üçün zəkаlı və dinаmik оlаn Bеynəlnəhrin mədəniyyətini və gəlişməkdə оlаn Оrtа Şərq mədəniyyətini məhv еtdilər. Bununlа dа öz qövmlərinin və məbədlərinin təhlükəsizlik və güvənliyi güvəncə аltınа аlmаğа çаlışdılаr. Yəhudilərin bu biçim özünü qоrumа məntiqi tənqid оlunаsı dеyildir. Yаlnız sоn 200 ildə Yəhudilərin tаriхə müdахilə, hədəfli tаriхyаzmа və аrхеоlоji «аrаşdırmа»lаrlа çirkin siyаsi hədəflərə хidmət еdərək, mədəniyyətin bаşlаnğıcını Həхаmənşilər dövrünə intiqаl еtmələri qınаnılаsıdır. Yəhudilər Оrtа Şərq ilə bаğlı qərəzli və sахtа bir tаriх zеhniyyəti оluşdurаrаq, nəinki Оrtа Şərq və Bеynəlnəhrin (Ikiçаyаrаsı) хаlqlаrının bir-birinə yахınlаşmаsını əngəlləmişlər, həm də Irаndа köksüz, sоysuz və nаğılvаri bir milliyyətçi оrtаyа аtаrаq. Məntiqsiz bir milli özünü böyükgörmə fikrini təlqin еtməklə ərəb və Islаm düşmənçiliyini körükləmişlər. Yəhudilərin bu plаnlı çаlışmаlаrı Irаndаkı bilgisiz ziyаlılаrlа хаlq kütlələri аrаsındа dərin bir uçurumun оrtаyа çıхışını sаğlаmışdır və indiki şərаitdə bu uçurumun аrаdаn qаldırılmаsı qеyrimümkündür.

Nаsir Purpirаr
Оn iki əsr sükut! (Irаn tаriхinin təməli bаrədə düşüncələr)
Birinci kitаb: Həхаmənşilərin zühuru
dipnotlar:
(15) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Dаniеl. 6: 25-28.
(16) Tövrаt. Əhdi-Ətiq.Nеhеmiyа. 1: 1-3, 2: 1-9
(17) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Nеhеmiyа. 7: 6-7.
(18) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər, 10: 1-3.
(19) Tövrаt. Əhdi-Ətiq. Еstər, 10: 1-3
(20) Mеri Bоys. Zərdüşt аyininin tаriхi, s.131.
(21) Dаryuşun zаmаnındа Yəhudilərin sаrаyа, siyаsətə, intisаdiyyаtа və оrduyа аşkаr və pərdəаrхаsı hаkimiyyətləri bаrədə gеniş bir аrаşdırmа yаpılmаlıdır. Tövrаt zikr еdir ki, Dаryuşun izni ilə Yəhudilər istiqlаltələb qövmləri, yəni Yəhudi müхаlifətlərini bütünü ilə qətl еtdilər. Bеləliklə, Dаryuşun zаmаnındа kültür, zəkа və milliyyət çırаğı Оrtа Şərqdə və Bеynəlnəhrində Yəhudilərin və iqtidаrın хеyrinə sönmüş və söndürülmüş оlur ki, bu fəlаkətin qаrаnlıqlаrı və təsirləri hələ də sürməkdədir.


Irqçilik, dinçilik, kültürçülük və həttа ifrаt vətənçilik qаynаqlı sаvаşlаr insаn cəhаlətinin özəllikləridir. Dinin inаnclаr dışındаkı mədəni dünyа аnti Yəhudi dеyildir. Yəhudilər, оnlаrа еdilən tаriхi zülmlərə bахmаyаrаq, öz əski kimliklərini, inаnclаrını möhkəmcə qоruyub sахlаyаn əski Оrtа Dоğu qövmlərindən birisidir. Kimsə mənim kitаbımın bu fəslini аntiyəhudi оlаrаq dəyərləndirərsə, bu, оnun düşüncəsizliyi üzündəndir və ciddi məsələləri cəzb еtmək istеdаdındаn məhrum оlmаsı аnlаmındаdır. Mənim nəzərimcə, Həхаmənşilər dönəmində Yəhudi qövmünün Оrtа Dоğu tаriхinə müdахiləsi, Yəhudi qövmü öncüllərinin tаriхi fürsətdən yаrаrlаnаrаq öz qövmlərini qurtаrmаq üçün uzаqgörənliklərini və zəkicə, аğıllıcа dаvrаnışlаrını isbаt еtməkdədir. Yəhudilərin böyükləri və lidеrləri hеç tərəddüd еtmədən öz qövmlərinin mənаfеyi dоğrultusundа ələ düşən fürsət dоğrucа dəyərləndirmişlər. Bu gün Оrtа Dоğu хаlqlаrı və həttа bir çох Yəhudilər Siоnizm idеоlожisi ilə sаvаşırlаr. Bəzi аntiyəhudilərin, Yəhudilərə həyаt hаqqı tаnımаdıqlаrı kimi, Siоnist firqə də Оrtа Dоğunun əski mədəniyyətləriən, о cümlədən ərəblərə və fələstinlilərə hеç bir həyаt və insаn hаqqı tаnımırlаr. 




* Dura 1920'ler İngilizlerin işgali sırasında bulunmuştur.
Dura antik şehir Hellen, Roma ve Partlar arasında sürekli el değiştirmiş. Partların "Yahudilere" yardım ettikleri de bilinir. Hatta bu Purim Katliamı'ndan (ya da Muğ Katliamı) kaçınmak için bölge halklarının da (Persler, Partlar, vs.) "Yahudiliğe" geçtiği de olayların gidişatından anlaşılır. 


* Tarihi kesin olarak verilen iki sinagog vardır; Dura Sinagog'u MS 244/5 ve Gaza Sinagogu MS 508/9. En eski sinagog tasviri ise Orta ve Aşağı Mısır'da bulunan ve MÖ 3.yy'a ait olan taş yazıtlarda görülür. Ayrıca Samaritan Delos Sinagog'u için de MÖ 150-128 tarihi verilir, ama bazıları Dura Sinagog'unu inşa edilmiş ilk sinagog olarak kabul eder. Musa ile yollara düşen Yahudiler demek ki MÖ 1200'lerden MÖ 3.yy'a kadar hiçbir şekilde sinagog inşa etmemiş! Manisa Sardis'teki sinagog MS.4.-5.yy'dan kalmadır. Avrupa'daki ilk sinagogun da bugün müze olarak kullanılan ve MS 1100 de inşa edilmiş olan "Erfurt Sinagogu-Almanya" veriliyor. Hani bunun "İsrail'i" ya da "Vaad Edilmiş Topraklar" dedikleri bölgedeki en eski "Sinagogları" nerede? Kudüs'teki tapınağı ise sinagog olarak görmüyorlar, ki onu da Süleyman'ın buyruğu ile "Turanlı" ustalar yapmıştı. 

Sinagog bilgilerini , her ne kadar güvenmesem de, wiki den aldım, hem de sansürlenen, "sionistlerin" kontrolü altındaki wikiden! ("World's oldest synagogues" başlığı altındadır.)

Ek olarak, "Purim Katliamı" bana bir filmi hatırlattı "Arınma Gecesi" (The Purge) ...

SB



Diaspora Synagogues / Synagogues in Galilee / Synagogues in Judea and Jerusalem : link


Part "Türk" Savaşçı steli - MS 2.yy / Dura / Suriye









16 Haziran 2018 Cumartesi

Zerdüştlüğün Yunan ve Roma'ya etkisi



Yunanlılara ve Romalılara Etkisi


Yunanlılar Medleri en geç MÖ. 9 yüzyıldan itibaren iyi biliyorlardı. Daha önce de belirttiğimiz gibi antik dönem Yunanlı tarihçiler ve filozoflar Zerdüşt’e ve Zerdüştlüğe, dolayısıyla Med uygarlığına çok ilgi duymuşlardır. MÖ. 7 yüzyıldan itibaren Yunanistan’da Yunanlılar arasında adına "Medcilik” (Medismos) dedikleri bir akım ortaya çıkmıştır. Hatta bazı rivayetlere göre ünlü Heraklitos, I. Darius zamanında Pers ülkesine davet edilmiştir. Yunanistan'daki Med modasını ve Med ekini etkisini anlatan bu akım, Medlerin siyasi otoritelerini kaybetmesinden sonra da aynı adla devam etmiştir; hatta Büyük İskender'in MÖ. 330 yılında İran’ı işgal ederek Ahamenidlere son vermesinden sonra bile Med ve Pers ekininden etkilenmeye devam etmişlerdir. Bu sonraki dönemlerde de Medcilik kavramının sürdürülmüş olması Medlerin, diğer uluslar yanında olduğu gibi Yunanlılar nezninde ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Öyle ki Medler, Yunanlıların edebi türlerinin konusu bile olmuştur; örneğin Atinalı şair Theopompus, "Çok uzaklığı” şiirlerinde "Med Toprakları" deyimiyle ifade etmiştir ve komedi türü bir eserinin adı da “Med”dir.

Zerdüşt, Yunanlılar ve Romalılarca bir filozof, astronom ve astrolog olarak görülmüştür. Onların Zerdüşt yanında, özellikle Zerdüştlüğü temsil eden ve "Magi” (Maglar) dedikleri din adamlarının düşüncesine de ilgileri yoğundu. İzmirli Hermippe (MÖ. 3. yy.), Zerdüşt’ün kitaplarını Yunancaya çevirmiştir. Hatta giriş bölümünde bahsettiğimiz Avesta’nın Şîz nüshasının Yunancaya çevrildiği rivayet edilir. Ünlü yeni eflatuncu filozof Proclus'un Zerdüşt’e ait kabul edilen şiirlerden 70 mısrayı Yunancaya çevirdiği bile söylenir. Bugüne ulaşmayan bu çeviriler, bazı Avesta metinlerinin veya Yeni Zerdüştlüğe ait başka metinlerin çevirileri olabilir. Yunanlıların ilgisi, Zerdüşt ve Zerdüştlükle sınırlı değildi; Medlerin ekini ve bilimsel düşüncesini de öğrenmişlerdir. Medlerin, Yunanlılara etkisi onların vasıtasıyla Romalılara da geçmiştir. Bu etkilenmeye neden olan bazı doğrudan olaylar vardı.

Bunlardan birisi, daha önce de belirttiğimiz gibi Herodotus'a göre Medlerin Atina’yı işgal etmeleri; aynı şekilde I. Darius döneminde Ahamenidlerin Anadolu ve Yunanistan’ın kıyı bölgelerini işgal etmeleridir. Diğer bir vasıta ise, Med imparatorluğunun Perslere geçtiği MÖ. 552 veya 550 yılından MÖ. 300 yılına kadar Yunanistan'a ve İtalya’ya olan bazı Maglann göçleridir. Nihayet Büyük İskender'in MÖ. 331 yılında İran'ı işgali, Yunanlıların Med-İran kültür ve uygarlığını yakından tanıma ve etkilenme vasıtası olmuştur.

Diğer taraftan Yunanlıların bir kısmının Fenike göçmeni olması, Asya ekininin Avrupa ve Yunanistan'a girmesinde büyük rol oynamıştır. Sümer (Kenger), Med, Babil, Hind ve Mısır uygarlıklarından ve düşüncesinden birçok şey oraya geçmiştir. Büyük İskender'in MÖ. 4. yüzyılın sonuna doğru Hindistan’a kadar yaptığı seferlerde birçok felsefi, dini ve bilimsel düşünceler Yunanistan’a aktarılmıştır. Örneğin Yaşlı Pliny, Aristo’nın zooloji ile verdiği bilgilerin kaynağının Hindistan ve Pers ülkesi olduğunu bildirir; çünkü ona göre Büyük İskender yanındaki birçok kişiye bilgi toplayıp Aristo’ya iletmelerini emretmiştir. Aristo’nun zooloji konusunda başka kaynaklar da vardı; bunlardan birisi Büyük İskender zamanından çok önce yazılan Ctesias'ın "Persika’’sı ve ona ekli "Indika” sıdır. Aristo’nun Babil-Med astronomi geleneğinden de haberdar olduğu bilinmektedir; Aristo’nun akrabası sayılan ve İskender ile doğu seferine katılan tarihçi Callisthenes (MÖ. 360 -328), İskender’in Babil'i almasından 1903 yıl önce, yani MÖ. 2200 yılında Babillilerin kaydettikleri ve derledikleri gözlemleri içeren belgeleri Aristo'ya göndermiştir. Söz konusu gözlemlerin derlendiği tarihten çok kısa bir zaman öncesine kadar Medlerin Babili 226 yıl kadar ellerinde tuttuklarını ve Medlerin de astronomi konusunda ileri düzeyde olduklarını hatırlarsak, Aristo'ya gönderilen gözlem belgelerinin en azından bir kısmının Medlere ait olabileceği düşünülebilir.

Muhakkak, Yunanlılar Medlerden, Perslerden ve Hindlilerden, Büyük İskender zamanından çok önce de haberdarlardı. Bunun örneklerinden birisi, önce Sparta'da açılan "Gymnosophists" mekteplerdir. Gymnosophistler, Yunanlıların Hindli çıplak din adamlarına ve filozoflarına verdikleri isimdir. Çıplaklığın, Yunanlılara Hindlilerden geçtiğini söyleyenler bile vardır. Yunanlılar, ilk örneğini MÖ. 776 yılında tertipledikleri Olympus sporların yapıldığı merkezlere "Gymnasium" adı vermeleri de bu sebepledir.

Medlerin esas dinini, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Şamanizm idi. Günümüzün birçok batılı bilgini, Medlerin ve Sakaların etkisiyle oluşan bir "Yunan Şamanizm’inden bahsederler; Yunanlı Şamanistlerden birisi olarak, örneğin meşhur filozof Parmenides gösterilir.

Zerdüşt’ten veya Zerdüştlükten en çok etkilenen Yunanlılar arasında Pythagoras (Fisagor MÖ. 560-480) vardır. Birçok Yunanlı ve Bizanslı düşünüre göre, Fisagorcular Fisagor’un Babil’e giderek Zerdüşt'ün öğrencisi olduğuna inanıyorlarmış. Bazı rivayetlere göre Aristo’nun Fisagor’daki Saka etkisini ifade için ona "Kuzeyli Apollon" demiş olduğu anlatılır. Bilindiği gibi, antik dönem Yunanlıları, Balkan ve Güney Rusya Sakalarına "Kuzeyliler" (Hyperboreiov) diyorlardı. Fisagor’un ruh ve ruhun ölümsüzlüğü konusunda Zerdüştlük’ten etkilenmiştir; çünkü Medlerde ve Sakalarda bir Türk metafizik düşüncesi olarak ruhun ölümsüzlüğünün çok önemli yeri vardır; zira Türkler atalarının ruhlarının yaşadığına inanırlardı ve kutsarlardı. Ayrıca Pisagor’un sayılar konusundaki görüşü ile adını taşıyan meşhur Pisagor Teoremi’nin aslının Babilli ve Medli olduğu konusunda da iddialar vardır. Yunan kaynaklarına göre, Zerdüştlükten etkilenen filozoflar arasında Sokrat (470-399) da vardır; Eflatun’a izafe edilen "Axiochos” adlı eserde bir Moğun (Gobryas) Sokrat’ı eğittiği bilgisi yer alır. Diogenes Laeritus'un meşhur eserinde Gobryas'ı, Zerdüşt din adamları Moğlar’m (Maglar) bir sınıfı olarak gösterilir. Öyle görünüyor ki Gobryas sözcüğü, Maglar veya Moğan/Muğan sözcüğünün eş anlamlısı olan Farsça Guebres (Goebras) sözcüğünün bir bozmasıdır.

Zerdüşt’ün ve Magların tesirinin görüldüğü başka bir Yunanlı filozof, meşhur Eflatun'dur. Eflatun bazı eserlerinde Zerdüşt’ü anmıştır. MÖ. 390 yılında yazdığı Alcibiades adlı eserinde Zerdüşt’ten ve öğretisinden kısaca bahsetmiştir. Hayatının sonuna doğru, özellikle Magların İyilik-Kötülük kavramlarından ve onların zıtlıkları hakkındaki düşüncelerinden etkilendiğini "Kanunlar" adlı eserinden anlıyoruz. Aristo’ya gelince; kaynaklar onun da Zerdüşt’e ve Zerdüştlüğe ilgi duyduğunu anlatırlar. Aristo, hatta Zerdüştlük üzerine "Magicus" adlı bir eser yazmıştır. "Felsefe Üzerine" adlı eserinde Aristo, Eflatun gibi, Zerdüştlüğün İyilik-Kötülük düşüncelerinden etkilenmiştir. Hatta Aristo en meşhur eseri "Metafizik”te bile Maglardan bahseder. Yukarıda anlattığımız konularda, Eflatun’un öğrencisi Cnidus ile Eudoxus'un, Plutarchus’un ve Hecataeus'un da Zerdüştlükten etkilendikleri kabul edilir.

Medlerin ve Zerdüşt düşüncesinin. Yunanlılara sanıldığında kadar çok daha derin bir etkisinden bahsedilebilir; bunun bir örneği olarak, Antik ve Hellenik döneminde kullanılan, Aristo’dan Rodoslu Eudeme’e birçok Yunanlı bilginin üzerinde durdukları Aion (Sonsuz Zaman, Dehr) kavramı alınabilir; Benveniste, Gnoli ve diğer bazı kimselere göre bu kavramın ve anlamının oluşumunda Zurvanizmin ve Magi'lerin etkisi vardır. Nitekim MÖ. 6. yüzyılda bazı Magların önce Yunanistan'a ve oradan da İtalya’ya gittikleri bilinmektedir. Bunun için de Zerdüştlük ve Mitraizme özellikle de Roma ve çevresinde ilgi uyanmıştır. J. H. Moulton ve A. J. Carnoy’a göre, "hizmetkar" ve "yardımcı" anlamlarındaki Gotların dilindeki "magus” ve eski Ayriş dilindeki "mug” sözcükleri Medlerin "Magus” boyunun adından gelmektedir. 

Yunanlılar, Lidyalılar ve Frigyalılar, Medlerden ve Sakalardan sadece düşünsel alanlarda değil; teknoloji alanlarında da etkilenmişlerdir. Ok, topuz ve mızrak gibi savaş aletlerin yapımı bunların başında gelir. G. Rawlinson’a dayanarak verdiğimiz bilgiden de anlaşılacağı gibi Lidyalılar ve Yunanlılar gümüş ve altın para yapımı ve basımını da Medlerden öğrenmişlerdir. Yunanlılara ve oradan da Batı’ya Medlerin etkisi olarak, batı dillerinde tıp bilimi karşılığı olarak kullanılan "Medicine", "Medizin", Medicin” ve onlardan türetilmiş "Medical" gibi sözcüklerin, Medlerin adından gelmiş olma olasılığı da vardır. Batılı bilginler, bu sözcüklerin aslı ve etimolojisi konusunda farklı görüşler ortaya atmışlardır. Genelde bunların Latince "Medicina" veya Yunanca "Medomai" sözcüğünden geldiği söylenir. Bu doğru olabilir; ancak söz konusu Latince ve Yunanca sözcüklerin bu dillere ait olup olmadığı, ait iseler hangi kök sözcüklerden türemiş olabileceği meselesinde de yeterli açıklamalar yoktur.

Tıp biliminin başlangıçta büyü etkisiyle hastalıkları tedavi etmek olduğunu düşündüğümüzde, özellikle Medli ve Sakalı büyücüler olan Şamanların veya Magların ünlü olduklarını ve Yunanlıların Abaris ve Toharis (Toxaris)* adıyla andıkları birçok Medli ve Sakalı doktoru, hastalarını tedavi için ülkelerine çağırdıklarını bildiğimizde, Yunanca "Medomai" sözcüğünün, Yunanlıların Medlere verdikleri "Medoi" adından geldiği açıktır. Bunu Avesta metinlerinden de doğrulayabiliriz; çünkü metinlerde doktor anlamına gelen "vi-Mad” sözcüğü vardır. Bu bileşik sözcükteki "Mad" sözcüğü, daha önce de belirttiğimiz gibi, Ahamenidlerin ve Pehlevilerin Medlere verdiği bir addır. Dolayısıyla biz batı dillerindeki tıp ve ondan türeyen benzer sözcüklerin aslının Med adı olduğunu iddia ediyoruz.

Diğer taraftan, Medlerin Magoi (Maglar) boyu, haklarında verilen bilgilerin yanlış anlaşılması nedeniyle, MÖ. 6. yüzyıldan itibaren Yunanlılarca falcılık, büyü ve sihir gibi kara sanatların mucidleri görülerek, özellikle MÖ. 4. yüzyıldan, yani Hellenistik dönemin başından itibaren Yunanlılar ve Romalılar arasında ve daha sonra da Avrupa Ortaçağı’nda sihir ve büyü çok yaygınlık kazanmıştır; konuyla ilgili yazılan birçok eserin yazarları olarak Zerdüşt ve gösterilerek yoğun bir "Sözde Zerdüşt” edebiyatı oluşmuştur.

Daha önce belirttiğimiz gibi Herodotus ve Xenophon gibi tarihçiler Maglardan bahsederken onların Med krallarının rüyalarını yorumlamada, dini konularda ve gelecekte olacak siyasi olaylar hakkında astronomi ve astrolojiye dayanarak bilgi verme hususunda danışmanlık yaptıklarını anlatmışlardır. Bu bilgiler, MÖ 6-5.yüzyıllarda bazı Yunanlılarca yanlış değerlendirilmiştir; bunu yapan bilinen ilk Yunanlı meşhur filozof Heraclitus’tur. O, Medli Magların (Magoi) ayinlerini ve törenlerini, Tanrı’ya karşı dinsizlik ve saygısızlık görerek onları kınamıştır. Zamanla büyücülük anlamına asıl Yunanca sözcük "Goes", unutularak yerini Magi sözcüğünden türetilen "Mageia" ve "Magike" gibi benzer deyimler almıştır. Böylece de modern anlamda "Magie” ve "Magic” anlayışı ortaya çıkmaya başlamıştır. Artık Zerdüşt, bir büyücü gibi algılanır olmuştur; hatta Zerdüşt’ün büyücülerin ve sihirbazların bedenlerine hulûl ettiğine inanmışlardır.  Yaşlı Pliny gibi bilginler, Zerdüşt’ü sihirbazlık ve büyücülük gibi bu kara sanatların mucidi olarak görmüşlerdir. Hatta aynı Pliny, Pythagoras, Empedocles, Democritus ve Plato (Eflatun) gibi Yunanlı filozofların Magların sanatını öğrenmek için seyahatler ettiklerini ve Yunanistan'a dönünce de onu öğrettiklerini yazmıştır. (...)

Medler ve Sakaların, komşuları olan Çinlilere ve Hindlilere de doğrudan ve dolaylı büyük etkileri olduğundan şüphe yoktur. MÖ. 6. yüzyıl civarında İpek Yolu vasıtasıyla Zerdüştlüğün Kuzey Çin’e girdiği ve bölgedeki Kaifeng ve Zhenjiang gibi kentlerde yapılan arkeolojik kazılarda Zerdüşt tapınakları bulunmuştur.

Yunanlıların Zerdüşt din adamı için kullandıkları Magus [çoğul Magi) kelimesi, Medlerin veya Kayânîlerin din adamları için kullandıkları "büyü” anlamındaki "Mag" kelimesinin Yunancalaştırılmış şeklidir. Zerdüşt din adamları manevi anlamı da büyük, ulu ve saygın kişiler görüldüğü için, Medler onlara "Büyük” (Mag) demişlerdir. Medlerin Maglar dedikleri din adamlarının görevlerinden birisi olan müneccimlik, zaman içerisinde Türk soylular arasında "büyük" kelimesinden türeyen büyücülerin ortaya çıkmıştır. Onların mesleklerini ifâde için de "Böyü", "Büyü" kelimesi türetilmiştir. Bu Medce Mag kelimesi, Yunancaya, "Magus" olarak geçmiştir. Yunanca aracılığıyla "Magie" şeklinde Latinceye ve bugünkü modern batı dillerine geçmiştir. Dolayısıyla bugünkü batı dillerindeki Magie kelimesinin aslı, Medce "Mag" kelimesidir.

Bir yandan Medlerin ve Sakaların zaman zaman Babil ve Asur ülkelerini ele geçirip Filistin ve Mısır'a kadar inmeleri, diğer taraftan en ez iki sefer sürgüne uğrayan Yahudilerin Hazar bölgesine kadar göç etmeleri, onların Zerdüştlüğü ve Mag din adamlarının öğretisi Mecûsiliği tanımalarına ve etkilenmelerine vesile olmuştur. Nitekim J. W. VVaterhouse " Yahudilik vasıtasıyla Hıristiyan mirası İran’ın Peygamberi ile zenginleşmiştir." derken Zerdüşt’ün ve Zerdüştlüğün Yahudilik ve Hıristiyanlığa olan etkisine işaret etmiştir ve eserinde Zerdüştlüğün Yahudiliğe olan etkisi üzerinde daha çok durmuştur. Daha önce de işaret ettiğimiz gibi, Yahudiliğin kutsal kitabı Tevrat’ta çeşitli vesilelerle çokça ve Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’de bir kere Medlerden bahsedilmiştir.

Yahudiliğe Zerdüştlüğün ve Mecûsiliğin etkisinin sezildiği en iyi yer, kendisi de bir sürgün olarak bir zamanlar Pers ülkesinde kalmış olan Daniel’in Kitabı’dır. Özellikle evrenin sonuna, kıyamet olayına ve âhiret inancı konularına ilişkin meselelerde Yahudi bilginlerin Mecûsilikten etkilendikleri kabul edilir. Bu etkinin Yahudi asıllı ünlü teolog ve filozof İskenderiyeli Philon’a kadar devam ettiği söylenir. Philon’nun logos ve Cherubim (Mukarrebûn, Tanrı’ya yakın melekler) kavramlarıyla anlattığı ilk yaratık ve yaratılışa neden olan kâmil insan anlayışının Avesta'nın Vahu Manö'su olduğu kabul edilir. Hatta bu logos anlayışının Philon’dan da önce Yahudiliğe girdiği ve kendisini Tevrat’ın Süleyman’ın Meselleri bölümünde yer aldığı bilinmektedir. Ancak, J. Darmesteter, Zerdüştlükteki söz konusu melek fikrinin İskender’in İran'ı işgalinden sonra ortaya çıktığı iddiasıyla, tam aksi bir görüşle İranlı Zerdüştîlerin Philon’dan etkilenmiş olduklarına işaret eder; fakat Zerdüştîlerin ondan nasıl etkilenmiş olabilecekleri konusuna değinmez. Philon'un logos anlayışı, daha sonra ilk dönem Katolik mezhebinin Üçleme (Teslis) akidesinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Aynı şekilde özellikle Talmudçu Yahudiler, Magların geleneğinden çokça etkilenmişlerdir. Talmud’ta bahsedilen altı kutsal ateş ve bunu sembolize eden Yahudi şamdanı, MÖ. 2. yüzyılda Tanaimler döneminde Zerdüştlükten alınmıştır.


Prof.Dr.Mehmet Bayrakdar
Medler ve Türkler
* Yunanistan'da Üç Saka Türkü



***

Medes and Turks

It would be useful, 1 think, if we give an English summary of the book especially for those who do not know Turkish, because it may happen that by chance they could get it their hands it on and want to brovvse its pages. As the title indicates, the aims of the present book revolve around two majör subjects : The Turkish origin of the Medes and the date of their first appearance in histoıy. Both of the subjects include data on the very remote past of the Ural-Altaic peoples and their relations with other peoples such as Babylonians, Assyrians, Indians, Persians, Greeco-Ionians and so on.

Various theories, some of them very wild and irrational, have been advanced to explain the origin of the Medes. The oldest and thrue one of these theories is that the Medes are (were) of the Altaic descendent.

Therefore in the first part, especially in the second and third chapters, I have argued for the Turkishness of the Medes relaying upon internal and external historical and lingustic evidence as well as referring to the most eminent and authoritative ancient and modern historians on the history of Medes, from Berosus and Herodotus to Sir H. C. Rawlinson, Ed. Norris, N. L.Westergaard, Fr. Lenormant, F. de Saulcy, J. Oppert, I. Taylor and M. S. Zaborovvski, most of whom were famous for their deciphering of the cuneiform inscriptions of Persepolis, including the Behistun Inscription of Darius the First. And they had showed nearly one century ago that the Median language is one of the Altaic or Ural-Altaic languges. I could say that among other research works J. Oppert’s book entitled " Le People et la Langue des Medes" (Paris, 1879) is deserving of special praise in respect to the Medes.

On the other hand there are of course some other rather ordinary western historians, like G. Maspero, G. Rawlinson, A.-J. Delattre, I. M. Diakonoff, R. N. Frye and so on, who have claimed the Aryan or Persian origin of the Medes; I qualify them as "ordinary” only in the context of Median history, since they have not been primarly concerned with the history of the Medes, and they have repeated each other’s mistakes and misinterpretations of the main sources, the important ones of which I have pointed out and criticized. For example, in order to show the Aryan origin of the Medes they reffered to the name "Arioi" that Herodotus used for the Medes; they took this name as if Herodotus had meant "Aryan” by that name. In fact what Herodotus said is that the Medes had been previouly called "Arioi", before being called "Medes". And the name Arioi has nothing to do with Aryan; it is evidently an Ural-Altaic name whose root is "Ar" or "Arı". The root word Ar or Arı is stili in usage in modern Turkish or some other Altaic Languages; it means "clean” and "pure". And some western historians, such as G. Rawlinson and A.-J. Delattre in particular, made also cross references to the Bible for their mistaken assumption on the Persian or Aryan origin of the Medes; but unfortunatly no one can find even the name Pers mentoined in Genesis, for example, which is the most important part of the Bible and where the origins of peoples are explained. They often refer themselves particularly to the Book of Danil; leaving aside some historical debate on this Book, there is no clear and direct indication of the same origin of the Medes with Persians in any of its statements and sentences. They always took such expressions as "the Medes and the Persians" and "the Persians and the Medes" in the sentences of the Book as proof for their wrong pretention.

Again Herodotus says, Medes were lately called "Mâdos" by other nations; for example the Persians named them as "Mâda”. In reality Medos, Mâda and other similar names that foreigners had given to them are nothing but the different spelings and writings of the name Mata or Mada by which Medes had called themselves, as is indicated in the Behistun Inscription. After all, this very name Mata itself can prove that Medes are of Turkish origin; because its etymology can be properly explained only by the Ural-Altaic languages. This name Mata is no doubt equivalent of today’s Turkish male name Mete. And Median people were most probably named themselves after thier first chief Mata or Mada, by whom they came on the scene of history for the first time. In short, in the first part of my book, I have argued for the Turkish or Turkic origin of the Medes by every possible evidence, and at the same time I have criticized ali the previously established arguments for the Persian origin of the Medes and have shown their mistakenness by means of accumulating all the historical data given in Babylonian, Assyrian, Persian and Greek sources altogether.

The originality of my book lays in its second part, ie. in the third and fourth chapters, where I have tried to reestablish the best probable date of the foundation of the Median empire as early as 2200 BC. according to the archaeological findings and the oldest rare historical documentations, whereas modern western historians have generelly dated the history of the Median people and their empire to the 9th century BC. as an earliest date. In fact this 9th century is, for us, not the date of the foundation of Median empire, but it is the date of the reorganization of their empire after their independence from a somewhat long Assyrian oocupation. And according to my opinon, the people of Mede, who were most probably one of the oldest tribes of Scythians, came into existence as an independent tribe as early as 3500 BC. I have divided the Median empire into two periods. The first period goes back to the year 2200 BC. and ends in 880 BC. During this long period the Median empire was rather a kind of confederation with the other Turkic or Ural-Altaic peoples as well as non Turkic peoples like Persians, who were inhabiting the different parts of today’s Azerbaijan and Iran. And the second period starts with the year 880 BC and lasts until the year 552 BC. when Cyrus I. captured the Median empire. During this second period the Median empire was in fact a real empire and was a bigger one in terms of land and population; and by the 9th. century BC. it stretched from Georgia to Afghanistan, from Türkmenistan and Uzbekistan to the Eastern part of Anatolia up to the Haley river. The so called Persian empire was nothing but a continuation of the Median empire; the Persians had never formed a new empire.

As to the third part’s chapters, the fifth chapter is devoted to display the dead and stili living Median peoples in Asia and Europe. The sixth and final chapter deals with the Median civilization and its influences upon different nations such as Persians, Greeks, Babylonians, Assyrians, Chinese, Indians and Romans.

Prof.Dr.Mehmet Bayrakdar
Medes (Media) and Turks




ilgili:
Yrd. Doç. Dr. İskender Oymak