Translate

11 Ekim 2014 Cumartesi

UMAY ANA - MAYIS - ANATANRIÇALAR






Katanoff'a göre 
"Tanrıça Umay, en eski ana-atayı temsil eder"

Abramova da " Anatanrıça olarak adlandırılan kadın formlarının tanrısallıkla ilgili bir içerik taşımadıklarını belirtir. Bu tanrıça heykelcikleri topluluğun ilk maddi ana-atasını simgelerler."

Umay kültü Orta Asya ve Tibet'te öylesine köklü bir mitolojik ögedir ki, bugün bile bazı kabileler arasında hala inanç konusudur ve omuzunda bir bebek tutan bir azize olarak algılanır.

Yakutlar'da Ayaasıt, Umay'ın işlevini üstlenmiştir. Ayasıt da gebe kadınları korur ve ana karnındaki çocuğa "kut" (yaşam cevheri) üfler. Bu nedenle Yakut kızları onun adına put yapıp yataklarının altına saklarlar. Kısır kadınlar da çocuk sahibi olmak için Ayasıt'a dilekte bulunurlar. 

Umay ve Ayasıt ; her ikiside aynı kişiliktir ve doğurgan gücü simgelerler.

Kaşgarlı Mahmut'a göre, Umay'ın kelime anlamı "song" dur. Song'u kadın doğurduktan sonra karnından çıkan halka gibi nesne, çocuğun ana karnındaki eşi, yani plasenta olarak tarif eder. 

D.M.Field, dünyanın yeniden doğmasını ve canlanmasını temsil eden Mayıs ayının adını Romalıların "May (Us) olarak Asya'nın tanrıçası "Umay" dan aldıklarını ifade eder.

Dünyanın çatısı olarak bilinen Tibet'te de Umay inancı günümüzde de yaygındır. Tarihin karanlık geçmişine ait en eski mitolojiler ve gelenekler burada hala canlıdır. Bu geleneklerden biri de genç kızların ergenliğe geçişlerinde kullandıkları imgelerdir. Tibet kızları ergenlik çağına ulaştıklarında başlarına ağaçtan yapılma boynuzlar takarak doğurganlığa hazır olduklarını gösterir.

Tibetliler bu uygulamanın çok eskilere dayanan bir geleneğin devamı olduğunu ve boynuzların rahimin kollarını, yani doğurganlığı ifade ettiğini söylerler.

Asya'da adı bile Umay; yani "rahim,plasenta"- anlamına gelen bu tanrıçayı kutsayan insanların doğurgan ögelerden haberdar oldukları düzenledikleri mezar kompozisyonlarından da anlaşılmaktadır.

Asya mitolojilerinde sık sık adı geçen "lje kul-lye kul" terimi doğurgan kadınların hayvan eşi demektir. Özellikle alınlarında beyaz bir leke bulunan inek doğurgan ananın eşidir.

Örneğin, Kırgızlar ata mağarasında bir inek ata'dan türediklerine inanırlardı. Aynı şekilde leopar, geyik ve akbabalar da ana eşleri olarak kabul edilirdi.

Şamanlar doğurganlık ayinleri sırasında genellikle boynuzlu maskeler takarlar. Geyik hemen hemen her yerde kadınla ilişkilendirilmiştir. Hatta günümüz Kızılderililerinden Sioux-Ponka'lar da geyiği kadın olarak algılarlar.

Aynı şekilde günümüzde de Orta Asya'nın değişik bölgelerinde kutsal geyik ve leopar heykelleri vardır. Hatta, Buryatlarda çocukları olmayan köylü kadınlar hala geyik heykellerinin boynuzlarına dilek bezleri bağlarlar ve bu bezler de plasentaya yapışan aşılanmış yumurtaları temsil ederler.

Günümüzde dünyanın değişik yörelerinde geyik boynuzu ile ağaç arasında kurulan paralellik dolayısıyla, kutsal mekanlardaki ağaçlara bez parçaları bağlama geleneği kısır kadınların çocuk sahibi olabilmeleri için hala yapılmaktadır.

Asya ve Anadolu'da oldukça yaygın olan ağaç dallarına dilek bezleri bağlama geleneğinin altında yatan düşünce böylece açığa çıkmaktadır.

İlk çağlarda doğanların ancak yarısı ana-baba olabilecek kadar uzun yaşayabiliyordu. Zira kadın ve çocuk ölümleri çok yaygındı. Bu yüzden de doğum olgusu büyük önem kazanıyordu. Anatanrıça heykelciklerinde üreme organlarının ön plana çıkarılmaları da aslında doğumun biyolojik evrelerini anlatmaya yönelikti. 

Anatanrıça heykellerinin Doğu Avrupa'nın sınırlarına doğru MÖ.33.000'lerde başlamıştır. Zira Batı Avrupa'da bu dönemlerde tanrıça imgeleri yoktur. Buna karşın Doğu Avrupa'dan Baykal bölgesine kadar uzanan geniş lös topraklarındaki zengin av bölgelerinde önde gelen kişilik odur.

Böylelikle kadın simgeciliği, Asyalı Umay'ın tarih sahnesinde görülmesinden ve batıya doğru göç etmesinden sonra Avrupa'da da görülmeye başlamış, Mal'ta'dan Sibirya steplerini geçerek Don Nehri'ni, Kostienki, Gagarino'dan itibaren Tuna Nehri'ni geçmiş ve Avusturya Willendorf, Predmost ve Dolni Visternitz'e nihayet Bresompouy Dordogne Fransa, İtalya ve İspanya'ya doğru yayılmıştır.

Anatanrıça imajıyla birlikte onun mitolojileri de dünyaya yayılmış, nesilden nesile aktarılarak yakın Tarihin son dönemlerine kadar gelebilmiştir.



....









Neandertaller Avrupa’da MÖ.200.000 den MÖ.30.000 a 
kadar kesintisiz gelmiş ve 
Cro Magnonların gelmesiyle nesilleri tükenmiş.


Neandertaller taşlardan basit aletler yaparken teknolojileri 150bin yıl boyunca hiç değişmemişti diğer yandan genetikçiler Cro Magnonların Neandertalden ayrı, özgün bir ırk olduğu sonucuna vardı. Uzun boylu ve daha uzun yaşayan ve zeki bir ırktı. Ürettikleri aletler ile üstün bir teknolojiye sahip oldukları anlaşıldı. Hayvan kemiklerin tozundan, kilden heykelcikler yaparak fırında pişiriyorlardı. Kazılarda bulunan evlerin birisi Şaman'a aitti ve içinde fırın vardı, tanrıça heykelciklerini bu fırında pişiriyorlardı.

Kendilerine özgü bir düşünce ve felseye sahiptileri, ölülerini fetüs şeklinde, doğuma hazır halde gömüyorlardı. Cro Magnonlar ölülerini kırmızı aşı boyası, deniz kabukları, ev eşyaları, boynuzlar ve doğu batı ekseninde gömerdi. Tanrıçalar hep mağaralar ile ilişkilendirilmiştir. 

Ancak bu insanlar göçebeydi ve Avrupanın yerlileri değildi. Arkeolojik kazıların bu insanların Doğu Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu'dan geldiğini gösteriyordu.

Neandertaller dikilmiş giysiler üretemiyorken, Cro Magnonlar dericilik konusunda uzmanlaşmıştı. Kapuşonlu giysiler üretiyor, ince kemik iğnelerle dikiyorlardı. Isınmak için kömür yakıyor, av hayvanlarını avlayabilmek içinde çeşitli aletler üretiyordu. Derileri şişirerek botlar yapıyor, tuzaklar hazırlıyordu. Balık tutuyor, buğuluyor ve ilerisi için saklayabiliyordu. Cro Magnonlar göç eden ren geyiklerini takip etmişler ve avlanma konusunda uzmanlaşmıştı. Soğuk ve kardan korunmak için evlerini toprak seviyesinin biraz altında yapıyorlardı.

Bu kültürün sanat eserleri, aletleri Avrupa yerlilerine göre üstündü ve aynı işçilik Orta Asya'da vardı. Cro-Magnonlar iklimde oluşan bir değişiklik nedeniyle MÖ.35.000 lerden itibaren Lena bölgesi, Pamir Ovası, Fransa’nın güneybatısındaki Aquitaine havzası ve daha geç dönemlerde İspanya’ya doğru tarihi bir göç başlatmıştır. 

Kamçatka (Ouchkovo yarım adası) buluntuları MÖ.33.000, Dolni Vestonice (Moravya) 28.900 , Willendorf 28.000, Mezin 27.000-14.000 , Chauvet 26.000, Eyzie 25.000, Brassempouy 23.000, Grimaldi 20.000, Lespugue 18.000, Lascaux 15.000 , Rouffignac 14.000, İngiltere Stonhenge bölgesi de MÖ.10.500 olarak tarihlenir.

Fransa'daki Aurignacien Kültürü Kuzey Doğu Asya'dan gelmiştir. Perigordien Kültürü de Kuzey Afrika'dan. Bu iki kültürün birleşmesi Gravitten Kültürü'nü doğurdu. Perigordien Kültürü MÖ.21000 de kaybolur ve yerini MÖ.18700 de görülen Solutreen Kültürü'ne bırakır.

Kuzey Afrika'da da MÖ.12.000-10.500 yılları arasında görülmüş, Orta doğuda da Anadolu Toros Dağları'na kadar uzanan yaylalarda (Beldibi) Mezopotamyayı da içine alan Suriye, Lübnan yani bereketli hilal dediğimiz uygarlık merkezlerinde de –buzul hareket-lerine paralel olarak yaklaşık 30.000 yıl yaşamışlardır.

Bu kültür Sibirya'dan doğu istikametine Çin'e ve Amerika'ya da gitmiştir. 

1999’da İtalya’nın kuzeyindeki Lessini Tepeleri’nde bulunan Fumana Mağarası keşfedildiğinde , Ferrari Üniversitesi antropologlarından Prof.Alberto Broglio, buradaki duvar resimlerinin Fransa’daki Lascaux ve İspanya’daki Altamira mağarası çizimlerinden en az 10.000 yıl daha eski olduğunu söylemiştir.

Dr.Alessanra Astes (Verona Doğal Tarih Müzesi Müdürü) de Fumana Mağarası’nda Neandertal ve Cro-Magnon iskeletlerinin bir arada bulunduğunu ve bu mağaranın her iki insan tarafından kullanıldığını tespit etmiştir.

Prof.A.Broglio kültürel açıdan bu iki insan arasında açık bir fark olduğunu ve Cro-Magnon insanın gelişiyle kültürde ani bir değişim yaşandığını ve bu mağarada Obsidyen aletlerin yanısıra deniz kabuklarından yapılmış eşyaların bulunduğunu açıklamıştır. Cro Magnonların kendi kültürlerini ve dünya görüşlerini Neandertallere aktardıkları anlaşılmıştır.



Mehmet Ateş
Mitoloji ve Semboller 
(Ana Tanrıça ve Doğurganlık)



......



Not:

- Yani Willendof Venüs heykelciği bir “Doğulu" Cro-Magnon ürünüdür. Bu dönem diğer bütün “yaşlı” heykelcikler gibi….

- İlk bulundukları mağaranın adıyla Cro Magnon olarak adlandırılan ve 25.000 yıl önce Avrupa’ya yayıldığı düşünülen Cro Magnonlar, günümüz insanının doğrudan atası sayılıyor. (BİLİM ve TEKNİK Ağustos 2002)

- Cro-Magnon man was, compared to the other humans around him, practically a superman. They were skilled hunters, toolmakers and artists famous for the cave art at places such as Lascaux, Chauvet, and Altamira. And they came from East to Europe, when Europe was Neanderthal for 150.000 years.



KİMİN NEREDEN NEREYE, NE ZAMAN GÖÇTÜĞÜ
KİMİN KİMDEN ETKİLENDİĞİ
ÖNEMLİ BİR DİPNOTTUR.....
SELAM OLSUN CRO MAGNONLAR :)





ilgili yazı:
DOLMENLER / TUMULUSLER / JADE TAŞI TURANİDİR
AVRUPALILARIN ATALARI TÜRK'TÜR



ESKİ TÜRK VE RUS GELENEKLERİNİN ETKİLEŞİM İZLERİ


"Sümer mitolojisindeki Enü, gökyüzü tanrısıdır. 
O, Uruk (Sümerce Unug, yani Uluğ manasındandır.) 
şehrinin gökyüzündeki koruyucusu sayılır. 
Enü, Tükçedeki "ana" (anne) kelimesine benzer. 
Eski yazılarda da Umay Ana ismi dile getirilir. 
Türk halkları arasında ürün yaratıcısı sayılır. 
Kaşgârlı Mahmut onu “kahraman erlerin koruyucusu” 
şeklinde tarif eder. "










BAYKAL GÖLÜ 
22.000 YILLIK BURET VENÜS HEYKELCİKLERİ

23.000 YILLIK  MAL'TA VENÜS HEYKELCİKLERİ