İskit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İskit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2026 Pazar

Aphrodite

 


* Aphrodite, İskit/Sak Türklerinden Greklere geçmişti. İskitlerin Argimpasa'sı yazıtlarda Apatouros / Apaturum olarak geçiyordu. Argimpasa "kamçısının yardımıyla dünyayı gezen kamların başı"ydı. Api Yer'in Anası iken Apaturum şamanların başı olmuştu. İskitya (Taurisia Skythiası) dedikleri ülke eskiden Ourania / Tourania olarak anılan Ukrayna-Kırım bölgesiydi ve MÖ 8.yy'da Karadeniz'e çıkıp dönen Miletos göçmenleriyle Apatouria (Tur'un Apa'sı/Ana'sı) Anadolu'ya getirildiğinde ağızlarda Aphrodite'ye dönüşmüştü.

* Avesta’daki kayıtlara dayanarak, eski dönemde Türklerin Tura adında bir hakanları vardı. Alp Er Tonga’nın babasının adı da Tur idi. Eskiden Dinyester nehrine de Tyra (Tura) denilirdi.

* Urartular kendileri dışındaki diğer toplulukların tanrılarına da sahip çıkmış ve Meher Kapısı'ndaki listenin beşinci sırasına Turani adını yazdırmışlardı.

* Aphrodite'nin Etrüsklerdeki karşılığı da Turan'dı.

* Antik kent Aphrodisias adını MÖ 2.yy'da alıyordu. Oysa en eski adı Lelegon-polis'ti ve Grek olmayan, Pelasglarla soydaş olan Leleglerden kalmaydı.

* Aphrodite'nin (Afrodit) adı da Yunanca değildi ve kesinlikle "köpük" anlamına gelmediği gibi Hint-Avrupa dil grubunda da yer almıyordu. Aynı şey oğlu Eros'un adı için de geçerliydi.



Analarımızın vazgeçilmez silahı; Terlik ;)

Aphrodite de parfüm şişesini kıran oğlu Eros'u sandaletiyle terbiye ediyor.

Biz Annelere her gün Anneler Günü'dür.

SB


Ares-Afrodit- Hephaistos ilişkisine de Sumer-Türk açısından bakılması gerektiğini düşünüyorum. Erklig (güçlü) savaşçıların, silahların ve zırhların efendisi ve ölüm cezasının buyurucusuydu. Mars ve Erklig (Venüs) birbirine kavuşunca ak renkle nitelendiriliyordu. Bu aynı zamanda Ares (Mars) ile Afrodit’in (Venüs) neden birbirlerine çekildiklerini de anlatır. Hatırlarsanız, Ares ile Afrodit kaçamak yaptıklarında Ephaistos onları basmış ve cezalandırmıştı. Afrodit su (İlyada’ya göre annesi Dione Okyanus’un kızıdır) iken Ares (Mars) ateşti ve demiri dövmek için her ikisi de gerekliydi. Afrodit (Venüs) ile Ares (Mars) kavuştuğunda demirci ustası Pelasglı Ephaistos devreye giriyordu. O ateş ile suyu kullanarak demiri dövüyor (yani Ares ile Afrodit’i cezalandırıyor), savaşçılara silahlarla zırhlar yapıyordu. Türk mitolojisinde Mars Kızagan Tengri’ydi, kızıldı, ateşti. Sumerliler’de ise bir elinde kılıç diğer elinde aslan başlı topuz tutan tanrı da ölüler diyarının kralı/kapıcısı Nergal (Meslamtaea) olarak geçiyor. Aynı zamanda hastalık ve savaş tanrısı olan Nergal’ın gezegeni Mars’tı. Bu tanrının eşi tanrıça Ereşkigal idi, adı ve işi de Türk Yeraltı Tanrısı Erklig ile uyumluydu. Nergal Enlil’in oğluydu, ona Akadçada Aplu Enlil dediler ve anlamı Enlil’in oğlu idi. Zamanla Nergal’dan üç tanrı türedi; Hastalıkların ve salgınların tanrısı Apollon, Ölüler diyarının tanrısı Aydes (Aides-Hades) ve savaşın tanrısı Ares. Hititler’de Yeraltı Tanrısı Nergal da kılıç olarak Yazılıkaya’da betimlenmiş. Ancak Yazılıkaya Hurri etkisiyle yapılmıştı. Bu durumda Hitit Nergal'i nereden gelmiş oluyordu?



6 Mayıs 2026 Çarşamba

Tarihsel, Ulusal, Yurttaşlık Bilinci

 

Yunanlıların #İskit, Perslerin #Saka, Çinlilerin Sai-jin dedikleri Eski Türkler...

Onları "yerleşik"ve"göçebe" olarak ayrıştırmak zalimliktir.

Tarihsel bilinç, Ulusal bilinç, Yurttaşlık bilinci.

Prof. Köşygara Salgaraoğlu





Bu sanat eserlerini de "göçebeler" yapmıştı.

Tuva Arjan













5 Mayıs 2026 Salı

Karga

 


"Uçsuz bucaksız bozkırda hiçbir alet olmadan ve yaya olarak dermansız kalmış

aç bir insana ilk yiyeceklerini bulmaya yardımcı olan #kurt ve karga olmuştur.”

(Koyşığara Salğaraulı, (Köşygara Salgarauly) Türikter, Astana 2007)


Karganın kurtarıcı karakteri çok eskiden bellidir. Bu bahsedilen kaynaklara göre, karga toteminin ayrıca özel öneme sahip olduğu görülmektedir. Saka devrinde karga tasviri heykeltıraşlık sanatında görülmektedir. Almatı şehri yakınlarında tesadüfen bulunmuş Sakalar devrine ait bir şamdan bu fikri destekleyen görüntüleri sunmaktadır.

Şamdanın ortasında kurbana sunulmuş dağ keçisi, iki yanında ağızları geniş şekilde açmış olan iki börü (kurt), onların yanında iki karga, etraflarında ise on altı pars (leopar) tasvir edilmiştir. Bu şamdan İmangali Tasmagambetov’in “At Calındağı Örkeniyet” adlı kitabında bulunmaktadır. Bu kitapta “karga, sonsuz ve derin düşüncenin işareti, ömür ve ölümün arasındaki ara bağlantıdır” şeklinde kurban tabağındaki karga tasvirine tanımlama yapılmıştır.

Bu şamdandaki tasvir Buryat halklarının mitolojisindeki heybetli güç Guçin-Gurbu-Gorbsen-han’ın saygısına kesilen kurban etinden üç karga gagalarsa, ruhlar memnun olacağına inanan bir efsane ile uyum sağlamaktadır.

Karga tasvirinin nitelikleriyle ilgili kaynaklar soy bilim efsaneleri ile sınırlanmamıştır. Mançurlar’da Kağanı ölümden kurtaran karga hakkında efsane de mevcuttur. Sibirya bölgesinde yaşayan halkların inancında karga bugüne kadar kutsal sayılmaktadır. Sahalar’ın Hangalas ve Şor kavimlerinde “Karga” isimli boy vardır. Kazakların Kerey boyunun adı “kara”, “karga” anlamı ile ilişkili olduğunu Reşideddin’in, G.N. Potanin’in çalışmaları arasında bulunan efsanelerde verilmiştir. Altay dilleri grubundaki halkların çok eski zamanlardan beri kargayı kutsal saydıkları da bizim fikrimizle bağlantılı olduğunu gösterir. Ama Türk inancında kutla birlikte hatırlanan karga İslamiyetin etkisiyle olumsuz anlamları taşımaya dönmüştür.


Nurbolat Bogenbayev, Aydın Calmirza

Eski Türk Dünya Görüşündeki "Kut" ve "#Karga" Kavramları, Millî Folklor 2014


Kam Nazarlığı, Kargalar, Teke, Göz ve Çıngıraklar

Kimmer/#İskit , MÖ 6.-5.yy, Ulsky Aul Kurganı No 2, Kuban

#karga














İskandinavlar'da



* Odin'in Kargaları = Muninn (akıl,bellek) ile Huginn (us,düşünce).
* Mundo ile Huldin ise #Hun adları.

* Bu arada İsveçce "#kråka", #Türkçe kökenli; "#karga"dır.
İng. #crow, Nl kraai, German krähen, krawa, vs. bile 'karga'dan türeme.






Kargaluk ve İskit Türkçesi


"Kargaluk - Sakaların Azak Denizi'ne verdiği ad."
Prof.Minhylyu Gubayt Usmanov

* Irmakların ormandan getirip denize attığı ve sahilde biriken odunlara/ağaçlara kargalak denir.
* #Kargış ise lanet okumak, beddua anlamındadır.
* Kargalak, fındık çeşidi.

Artık hangi nedenle Azak'a Kargaluk dediler, işte onu bilemeyeceğiz. Ama #Kargaluk / #Kargalak kesinlikle #Türkçe.

SB

#İskit #Saka

Sayfa başındaki görselin benzeri bir başka kurgandan
no 7 karga ve kurt betimlemeli sadak tokası

 


ilgili


12 Mart 2026 Perşembe

Kulakovsky Kurganları- Kırım

 

İskit MÖ 6.-5.yy

Kulakovsky Kurganları- Kırım

_________________________

Geç Arkaik döneme ait İskit yerleşimleri arasında Kulakovsky Kurganı özel bir yere sahiptir. 1895 yılında Kiev Üniversitesi profesörü Yu. A. Kulakovsky tarafından eski Simferopol bölgesinde kazılan bu kurgan, bir İskit savaşçısının mezarını içeriyordu. Kurganda İskit hayvan tarzında işlenmiş eşsiz bronz objeler anında bilimsel dolaşıma sokuldu. Ancak, yerleşim yeri hala tartışma konusu olmaya devam ediyor ve keşif tarihine dair çok az şey biliniyor. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Sovyet İskitologlar bu yerleşim yerine "Kulakovsky Kurganı" adını verdiler ve bu adı bugün de kullanmaya devam ediyorlar.

Yu. A. Kulakovsky (Ю. А. Кулаковский), 1895 yılında Kaça Nehri'nin (Yenisey'in sağ kolu/ adı Kaç/Kaas Türklerinden kalma) sağ kıyısındaki vadide İskit kurganları üzerine bir çalışma başlattı. Burada dört kurgan kazdı. İlk kurganda Orta Çağ'a ait kırık başlı bir erkek taşbabası bulunuyordu.

Bölgenin ayrıntılı bir topografik haritası, 1890 ile 1892 yılları arasında askeri haritacılar tarafından derlenmişti, ancak kazılar sırasında araştırmacının elinde yoktu. Bu nedenle Kulakovsky, bulunan kurganları araziyle hizalamak için P. I. Köppen'in haritasını kullandı. Haritadaki işaretlere dayanarak, kazılan mezar höyüklerinin Dolinnoye köyünün 3,5 km kuzeybatısında bulunduğu varsayılabilir.

II. Dünya Savaşı'nın başlangıcında, kazılardan önce zaten mütevazı bir yüksekliğe (yaklaşık 0,7 m) sahip olan 1 numaralı kurgan, topografik haritalarda artık işaretli değildi. Kalıntıları muhtemelen sürülmüştü. Daha sonra kaşifin adıyla anılan ikinci kurganın yeri, 1990'larda S. G. Koltukhov tarafından belirlendi. Geri kalan kurganların yerleri kesin olarak belirlenmemiştir. Bu bölgenin aktif olarak tarım amaçlı kullanıldığı göz önüne alındığında, bunların da sürülmüş olduğu varsayılabilir.

Yu. A. Kulakovsky'nin açıklamasına göre, ortaya çıkarılan dört kurganın tamamı Bronz Çağı'nda inşa edilmiş olup İskit, Geç İskit ve Orta Çağ dönemlerine ait kurganlardır. Kurganların kazı yöntemleri hakkında kesin bir bilgi günümüze ulaşmamıştır. Bununla birlikte, kurganların orta kısmında büyük bir "kuyu" veya bir hendek kazılmış olması muhtemeldir. Hendek kazma yöntemiyle kurganların kazılması, 1831'den 20. yüzyılın başına kadar klasik Rus arkeolojisinde kullanılmıştır.

Kurgan-2 / "Kurgan Kulakovsky (Курган Кулаковского)" yaklaşık 3,5 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 18 metre çapındaydı. Kazı alanında altı kurgan keşfedildi. Ne yazık ki, bu kurganlardan elde edilen buluntuların, bazı İskit mezar eşyaları dışında, hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle, bu kurganların kültürel bağlantısıyla tarihlendirilmesi yalnızca Yu. A. Kulakovsky'nin kısa açıklamasına dayanır.

Kurgan 1 : Kazı ekibi tarafından Bronz Çağı'na ait olduğu belirtilen bu kurgan, kurganların orta kısmındaki doğal toprağa gömülmüş olarak bulunmuştu. Mezarın kenarları ve üstü meşe kirişlerle döşenmişti. İskelet sırtüstü yatmış, başı kuzeydoğuya dönük ve bacakları altına kıvrılmış haldeydi. Bu duruş, Yamnaya ve Kemi-Oba (Kırım) kültürlerinin karakteristik özelliğidir ve Orta ve Geç Bronz Çağı'nda son derece nadirdir.

Bronz Çağı'na tarihlenen Kurgan-2, kurganların batı kesiminde, merkezine yakın inşa edilmiş taş levhalardan oluşan bir mezar odasıydı. Levhaların iç yüzeyi siyah ve kırmızı renkte boyanmış doğrusal bir süslemeyle dekore edilmişti. İskelet, küçük nehir taşlarından oluşan bir yatak üzerinde başı güneydoğuya dönük şekilde çömelmiş pozisyonda sol tarafına yatıyordu. Başının altına bir Şam kumaşı yerleştirilmişti. Bu mezar şüphesiz Kırım'ın Kemi-Oba kültürüne aittir. Rapordaki kısa açıklamalara dayanarak, ilk iki kurgan güvenle Erken Bronz Çağı'na atfedilebilir. Dahası, her iki kurgan da ana mezarlar olarak kabul edilebilir.

Kurgan-3'te İskit hayvan motifli orijinal bronz eşyalarla birlikte bir İskit savaşçısının kalıntıları bulunmuştur. Kurgan-4'te toprak setinin merkezinde yer almakta olup, geç Orta Çağ döneminden bir göçebenin mezarıdır. Kurgan-5 ise kurganların doğu alanında yer alır. Yerinden oynatılmış insan kemiklerine bakılırsa yağmalanmış olduğu anlaşılıyor. Burada sadece iki bronz ok ucu ve bronz eşya parçaları bulunmuştur.

Kurgan-6 muhtemelen daha önceki veya aynı döneme ait üçüncü bir mezarın üzerinde yer alıyordu. Kazıda insan kemiklerinin yanı sıra bronz ok uçları ve demir parçaları bulundu. Bronz ok uçlarının İskit dönemine ait bir mezara, demir parçalarının ise İskit veya Orta Çağ mezarına ait olduğu varsayılabilir. Ancak bu varsayım doğrulanamamıştır.

Bu İskit mezarlığındaki en ünlü buluntular, Kurgan-3'ten elde edilenlerdir ve bunların incelenmesi bir yüzyılı aşkın bir süreyi kapsar. 1895'te yayınlanan İmparatorluk Arkeoloji Komisyonu Raporu'nda (Yu. A. Kulakovsky'nin kazılarına ilişkin bireysel raporu)- üç bronz nesnenin aynı fotoğraflarını içeriyordu: hayvan tarzında işlenmiş iki levha ve bir asa. Ancak asa, yanlışlıkla bir yanak parçası olarak tanımlanmış.

Daha sonra M. I. Rostovtsev, Kulakovsky Kurganlarını, MÖ 6.-5. yüzyıllara tarihlendirdiği Tomakovka ve Zolotoy Kurgan gibi önde gelen İskit yerleşimleri arasına dahil etti. Aynı zamanda, A. A. Spitsyn, Kırım'daki İskit yerleşimlerinin dönemlendirilmesi üzerine detaylı bir makalede, Kulakovsky bronz levhasını MÖ 5. yüzyıla tarihlendirdi. Hemen hemen aynı anda, P. D. Rau, Kulakovsky Kurgan'dan bronz üç bıçaklı temel bir ok ucu yayınladı. Böylece, 20. yüzyılın ilk üçte birinde, Kulakovsky Kurgan'daki İskit mezarından elde edilen en dikkat çekici buluntular bilim camiasında geniş çapta bilinir hale geldi ve nispeten doğru bir şekilde tarihlendirildi.

II.Dünya Savaşı'ndan sonra T. N. Troitskaya arşiv verilerine ve yapısal özelliklere dayanarak MÖ 6.-5.yüzyıllara ait bir grup kurgan olarak sınıflandırdı. Daha sonra, Dinyeper ve Kuban bölgelerindeki İskit yerleşimlerinden elde edilen benzer buluntulara dayanarak, araştırmacı tarihlemeyi MÖ 6. yüzyılın sonlarına kadar da daralttı. Böylece, Kulakovsky Kurganları araştırmacılar tarafından MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısından 5. yüzyıla kadar uzanan, iyi kurulmuş bir döneme dayandırıldı. 20. yüzyılın son yıllarında S. G. Koltukhov, Kulakovsky Kurganlarındaki defin işlemine tamamen adanmış bir makale yayınladı. Bulunan eşyalara bakıldığında, zengin olmayan ancak açıkça sıra dışı olan bu kurganın, "askeri-klan soylusunun" veya "askeri lider" işlevlerine sahip soylulardan birisine aitti.

Rusça link :




Görsellerde kıyaslama yapabilmek için Kulakovsky dışında Tuva ve Büklükale/Kırıkkale'den (ki buna Kimmer dediler) de "Hayvan Stili" buluntuları ekledim. Hermitage müzesi ise Kulakovski için "İskitlerin Sarmatlardan ödünç aldığı sanat" olarak bilgi vermekte ki "Sarmatlar MÖ 7.yy'larda var mıymış, ya da Tuva'da mıydılar?", diye sormak gerek.





Gordion Kurganları: Frig mi İskit-Saka Türkleri mi?

 


Gordion Kurganları "Frig" mi "İskit/Saka Türkleri" mi?


Mellink'in 1964'teki makalesinden;

Pazırık'ın bize gösterebildiği kadarıyla, orijinal "göçebe" repertuarı zamansızdır. Antik dünyanın bilinen kültürlerinden bağımsızdır ve metalurjiden önce gelen ve bozulabilir olmalarına rağmen, ayrıntılı ve tutarlı bir sanatsal üslup için uygun araçlar olan malzemelerde yer bulmaktadır.

Eğer bozkırda yaşayan çeşitli kabilelerin erken zamanlarda kendilerine özgü sanat stillerine sahip olduklarını kabul edersek -ki Pazırık öncesi bozkır sanatı buluntularından bazıları bunu doğrulamaya meyillidir- antik dünyanın daha iyi bilinen bölgelerindeki sanatın bazı yönlerini yeni bir ışık altında anlamak mümkün olabilir. Bayan Kohler, Gordion'dan gelen ahşap oymalar üzerine yazdığı makalesinde Frig repertuarında ve stilinde "göçebe" özelliklerinin ilginç bir gösterimini sunmuştur. Bu özellikler oryantal, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değildir ve yalnızca Frig göçmenleriyle birlikte Anadolu'ya girmiş olabilirler; muhtemelen sahipleri tarafından taşınan ve kabilenin gittiği her yerde yapılmaya devam eden ahşap oymalarda somutlaşmıştır. 


*SB* - Evet, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değil, ancak, "yalnızca Frig göçmenleriye Anadolu'ya girdiler" ifadesi tamamiyle yanlış bir algı yaratma projesidir. Çünkü ahşap oymalar Gordion'dan daha eski olan Tuva'da var ve bize Anadolu'ya Saka Türkleriyle geldiğini gösterir. Ahşap odalı kurgan yapımı bile birebir aynıdır.*




Birçok örneğin korunduğu dönemde Frigler, repertuarlarına oryantal esintiler eklemeye başlamışlardır; aslan ve aslan-boğa grubu açıkça Mezopotamya (veya Hitit) kökenlidir. Ancak bu gruptaki geyikler ve ilgili hayvanların antik Doğu ile hiçbir ilgisi yoktur. En güçlü benzerlikleri Pazırık'taki "göçebe" unsuruna dayanmaktadır. Burada da göçebe unsuru zamansızdır.

Bunu ancak tesadüfi koruma, bize ahşap veya diğer bozulabilir malzemelerden yapılmış bitmiş ürünler sunduğunda izleyebiliriz. Gordion'daki kazılar, özellikle P kurganından ahşap oymalar ve şehir höyüğünden bazı kömürleşmiş ahşap kabartmalar kurtarma konusunda şanslı olmuştur.

Bu sanatsal kategoride, Friglerin kültüründe "göçebe" bir unsur buluyoruz. [SB* - Göçebe kültürü?!] Daha önce de kabul edildiği gibi, göçebe olan bir sanatsal özellik için "göçebe" etiketini korumak belki de haksızlık olur, ancak Frigler örneğinde bu, yarı göçebe dönemden yerleşik döneme taşınmış olmalıdır. Öte yandan, "hayvan stili"nin bazı yönlerinin kendine özgü kalıcılığı, bu sanatsal kompleksin kökenlerine atıfta bulunan göçebe etiketini haklı çıkarır. 

Pazırık ve Gordion tipi erken buluntuların eksikliği nedeniyle, hayvan stilinin yaşı spekülasyon konusudur. [SB* - Hiç de spekülasyon değil.]  Şu anda elimizdeki en iyi belgeler, Kuban bölgesindeki Ulski [SB* - İskit, MÖ 6.yy], Kelermes [SB* - İskit, MÖ 7.yy] ve Kostromskaya [SB* - İskit, MÖ 7.yy] kurganlarından çıkan yedinci ve altıncı yüzyıllara ait bronz ve altın eserlerdir. Bu eserler, tamamlanmış formlarında yerleşik prototiplere olan bağımlılıklarını ortaya koymaktadır. Yüzeylerinin eğimli işlenmesi, sanatçıların aşina olduğu bir malzeme olarak ahşabı işaret etmektedir. Ne Kuban buluntuları ne de Ziwiye kompleksi, Gordion'daki ahşap oymalar kadar eski değildir. 


*SB* - Siz öyle sandınız ve hâlâ aynı hatayı dayatıyorsunuz. Ziwiye, Kelermes ve Tuva (MÖ 9.yy) kurgan buluntuları aynı kültüre aittir ve Gordion'dan ya eskidir ya da çağdaşıdır.*





Frigya'dan elde edilen kanıtlar, "göçebe" sanatının bu kategoriye ait eserlerin antik çağlara ait olduğunu kanıtlamaya yardımcı olacaktır; bu sanat türünün MÖ sekizinci yüzyılda var olduğu kanıtlanmıştır, ancak potansiyel olarak çok daha eski bir döneme ait olabilir. 


*SB* -  Gordion'dan daha eski -geldikleri göç yolu üzerinde - "Frig Sanatı" bulamadınız. Zaten burada bahsettiğiniz sanat Friglere ait değildi, önce bu gerçeği anlamalısınız.*



Ziwiye ve Gordion kıyaslaması




Tuva'dan ahşap sanatı



Tunç Çağı Anadolu ve Yunan arkeolojisi, göçebe sanat kompleksinde varsayımsal bir aydınlatma kaynağı bulmuştur. Yerleşik kültür kalıpları, nihayetinde göçebe kökenli istilalar tarafından tekrar tekrar kesintiye uğratılmıştır.

Tunç Çağı'nın Hint-Avrupa göçmenleri, ister Yunan ister Hititler olsun, genellikle istila ettikleri topraklardaki halkların kültürel ve sanatsal seviyesinin çok altında olan yıkıcı unsurlar olarak (arkeolojinin de haklı olarak savunabileceği gibi) sahneye çıktıkları düşünülmektedir. Daha spesifik olarak, Yunanlıların sanat alanında çok az şey getirdikleri, bunun yerine daha sonra Miken sanatının "tektonik" eğilimlerinde sergilenen bir zihniyet ve eğilim getirdikleri düşünülmektedir. (Mellink)


*SB* - O zaman sormazlar mı, madem Yunan kavimlerinin hiçbir sanatsal özgünlüğü yok (buna Hititler de dahil), o zaman sanatsal açıdan İskitleri/Sakaları nasıl etkilemiş oluyorlar ki bu Batı İskitleri de Doğu İskitlerini etkileyebilsin?.. *


Sorgulama zamanı ;)

Gordion'daki Kurganlar Frig olmadığı gibi sanatı da Frig değil. Bölge halkı Saka Türkleriyle karışmış ki yazıtlarında bile Türkçe kökenli kelimeler var.

SB



EK:

Arkeolog Machteld Johanna Mellink (1917-2006) "Türkiye'deki Amerikalı kazıcıların Dekanı" olarak anılıyordu. 

* Amsterdam, Utrecht ve Chicago Üni. Prof.;

* Casus-Arkeolog Hetty Goldman ile 1947 Tarsus kazıları;

* 1949-1988 Bryn Mawr Koleji Klasik ve Yakındoğu Arkeoloji;

* 1950-1965 Pennsylvania Üni adına Casus-Arkeolog Rodney Young ile Gordion kazıları;

* Likya Karataş-Semayük kazıları;

* 1991'de Cincinnati ile Tübingen Üniversitesi'nin ortaklaşa yürüttüğü Truva'da yeniden açılan kazılarda danışmanlık;

* Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi, Hollanda Kraliyet Sanat ve Bilim Akademisi, Alman Arkeoloji Enstitüsü, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü, Pennsylvania Üni. Müzesi ve Türk Tarih Enstitüsü üyelikleri.

1991 yılında Amerikan Arkeoloji Enstitüsü'nün Seçkin Arkeolojik Başarı Altın Madalyası'nı ve 1994 yılında Pennsylvania Üniversitesi Müzesi'nin Lucy Wharton Drexel Arkeolojik Başarı Madalyası'nı aldı. Türkiye Kültür Bakanlığı onu 1984 yılında Kıdemli Amerikalı Kazı Uzmanı ve 1985 yılında Kıdemli Yabancı Arkeolog olarak ödüllendirdi.

Profesyonel hizmetleri arasında 1988-91 yılları arasında Türkiye'deki Amerikan Araştırma Enstitüsü Başkanlığı (ARIT, kuruluşunda Rodney Young vardı), 1980-84 yılları arasında Amerikan Arkeoloji Enstitüsü Başkanlığı, Amerikan Doğu Araştırmaları Derneği Mütevelli Heyeti Üyeliği, 1955-83 yılları arasında Bryn Mawr Koleji Klasik ve Yakın Doğu Arkeolojisi Bölümü Başkanlığı ve 1979-80 yılları arasında Bryn Mawr Koleji Sanat ve Bilimler Yüksek Lisans Okulu Dekan Vekilliği görevleri yer almaktadır.


*SB* Bu kadar unvan, ödül ve üyeliği olan bir arkeoloğun söylediklerini, yazdıklarını (dayattıklarını) tabi ki sorgulamadan (sanki bu bir kuralmış gibi) kabul ettiler! Oysa kurganlar ile buluntular Grek kaynaklarındaki Frigleri değil de "farklı" bir topluluğu işaret ediyordu. *



Pazırık'tan ahşap sanatı




Ve