kurgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2026 Cumartesi

Begazı-Dandıbay Kültürü

 


Begazı-Dandıbay Kültürü (MÖ 1500-900)

Karasuk Kültürü gibi Türk Kültürü'ne aittir.

Ahmet Ziya Bayburt

*

Özet:

Begazı-Dandıbay Kültürü, Merkezî Kazakistan coğrafyasında Son Tunç Çağı’nda gelişim göstermiştir. Begazı-Dandıbay Kültürüne ait kompleksler, geçici yerleşim yerleri, sıradan mezarlar ve mozole tipi mezarlar olmak üzere üçe ayrılır. Mozoleler, güçlü bir sosyal organizasyona işaret eden elit mezar yapılarıdır. Mozole tipi mezarlarda I. grup kaplar yaygın olarak görülür. Özenle imal edilmiş I. grup kaplar ritüel amaçlı kaplardır, Sayan-Altay Coğrafyasıyla ve Karasuk Kültürüyle bağlantılıdır. Geçici yerleşim yerlerinde ve sıradan mezarlarda ise Alekseyev Kültürü ve onun geç evresi olan Dongal Kültürü evresi kaplarıyla ilişkili olan II. grup kaplar çoğunluktadır. II. grup kaplar Andronovo Kültürünün geç evresini temsil eder, daha çok gündelik kullanım amaçlı mutfak kaplarıdır. Bu yüzden Begazı Dandıbay Kültürünün tanımı konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bizim yaptığımız tanımlamalara göre bölgede I. grup kapların elit mezar yapıları olan mozolelerde çoğunlukta olması Karasuk göçleriyle açıklanabilir. Buna rağmen mozole tipi mezarlar Avrasya coğrafyasında yalnızca Begazı-Dandıbay Kültürüne özgüdür. Bu durumda Begazı-Dandıbay Kültürünü, Karasuk Kültürü etkili özgün bir kültürel oluşum olarak tanımlamamız gerekir. II. grup kaplar kültürün alt bileşenine işaret eder. Begazı-Dandıbay Kültürünün Erken Demir Çağı İskit Kültürleriyle ve özellikle Merkezî Kazakistan’daki Tasmola Kültürüyle olan bağlantıları önemlidir. Bu durum Begazı-Dandıbay Kültürünün mevcut etno-kültürel yapısını Erken Demir Çağına aktardığını gösterir. Etnografik dönemlere uzanan kültürel bağlantılar da Begazı-Dandıbay Kültürünü Türkçe konuşan halklarla ilişkilendirmemize olanak verir.




Sonuç:

Begazı-Dandıbay Kültürü, Son Tunç Çağında (M.Ö. 1500 – 900 yılları arasında) Merkezî Kazakistan bozkırında gelişen tipik bir step kültürüdür. Kültürün tanımı ve oluşumu üzerine pek çok farklı görüş ileri sürülmüştür. Ortaya koyduğumuz Begazı-Dandıbay Kültürü tanımına göre Sayan-Altaylar Kültür Coğrafyasında bulunan Karasuk kültürü ile ilişkilerinin başta keramik buluntular olmak üzere kuvvetli olduğu, bölgede kendisinden önce yer alan Andronovo Kültürü ile olan bağlantılarının daha zayıf olduğu anlaşılmaktadır. Begazı-Dandıbay Kültürünü tanımlarken aynı coğrafyada bulunan Andronovo Kültürünün geç evresi Alekseyev Kültürüyle olan ilişkilerinin araştırılması bize Merkezî Kazakistan üzerinden Urallardan Altaylara uzanan geniş bir coğrafyada Son Tunç Çağında nasıl bir değişim yaşanmış olabileceğiyle ilgili ipuçları vermiştir. Başta Tasmola Kültürü olmak üzere Erken Demir Çağı İskit kültürleriyle olan ilişkileri Begazı-Dandıbay Kültürünün bozkır coğrafyasında oynadığı baskın rolü görmemizi sağlar.



Değerlendirme başlığı altında ayrıntılı biçimde tartıştığımız Begazı-Dandıbay Kültürü, Merkezî Kazakistan‘daki Alekseyev Kültürü ve Dongal evresi keramik komplekslerini içinde bir alt kültür olarak barındıran bölgenin baskın kültürüdür. Mozole tipi mezar kompleksleri yönetici bir sınıfa işaret eder. Toplumun ancak büyük bir kısmının katılımıyla meydana getirilebilecek olan mozole tipi büyük mezar yapıları, bölgenin kültürel gelişimde ortak hareket, duygu ve düşüncelerin bütününü yansıtır. Bu mezar yapılarının ortaya çıkış amacının diğer buluntu merkezlerinden farklı olduğunu, sıradan günlük ihtiyaçlara yönelik yapıtlar olmadığını, tam tersine bunların özel ritüel anlamlar barındırdığını düşünebiliriz.

Begazı-Dandıbay Kültürü, özellikle keramik buluntuların ışığında çağdaşı olan Karasuk Kültürüyle bağlantılıdır. Daha geniş bir bakış açısıyla Yenisey-Lena Neolitik Kültürlerinden Sayan-Altaylar Coğrafyasına uzanan kültürel sürekliliğin bir parçasıdır. Bu tür kap yapma tekniğinin etnografik dönemlerde bile Yakut ve Şor Türkleri tarafından sürdürüldüğü önemli bir veridir.

Son Tunç Çağında Batı Sibirya‘da geniş bir alana yayılan benzer keramikler, Karasuk göçlerinin etkisiyle açıklanabilir. Karasuk göçleriyle birlikte Orta Tunç Çağı Andronovo Kültürünün, mezar yapılarının basitleşmesi, kaplarda görülen özensiz ve sıradan yapıya evrilen değişim olgusu, kültürün Son Tunç Çağında (Alekseyev Kültürü) çöküş sürecine girdiğinin açık işaretleridir. Karasuk göçleri sonucunda Andronovo Kültüründe ortaya çıkan değişim, Begazı Dandıbay Kültürü üzerinden Merkezî Kazakistan Erken Demir Çağı kültürlerine aktarılmıştır.

Madeni kemik ve taş eserler, Karasuk Kültürü de dahil olmak üzere çevresindeki Son Tunç Çağı kültürleriyle benzerdir. Buna rağmen Erken Demir Çağında yaygın olarak kullanılacak Tunç ok uçları ve bileme taşı gibi nesnelerin bulunması, başta Tasmola Kültürü olmak üzere İskit Kültürleriyle doğrudan bağlantılar kurmamızı sağlayan verilerdendir.

Begazı-Dandıbay Kültürü evresinde mozoleler, dromos yapıları Doğuya uzanıyordu. Erken Demir Çağı İskit mezarlarında ise gerek dromos görevini üstlenmiş gibi görünen mezar girişleri ve ölü bireylerin yönlendirilmeleri gene Doğu-Batı yöndeydi. Bu uygulama Klasik Türk Dönemi sonuna kadar devam etti. Klasik Türk Dönemi mezarlarında da giriş Doğudadır. İnsan heykelleri (taş babalar) ve balbal dizileri daima Doğu yönde sıralanmıştır. Buradan, ölü gömme geleneklerinde önemli bir yer işgal eden yönlendirme konusunun yalnızca Demir Çağları ile Orta Çağlar arasında bile neredeyse iki bin yıl sürdürüldüğüne tanık oluyoruz. Bütün bunlar, bölge kültürlerinin pek çok bakımdan ciddi kesintilere uğramadan devam ettiğinin çarpıcı kanıtları niteliğindedir.

Mezar mimarisinde, ölü gömme adetlerinde, keramik üretim tekniklerinde görülen geleneklerin Tunç Çağlarından etnografik dönemlere kadar Avrasya coğrafyasında yalnızca Türkçe konuşan halklarda görülmesi, bölge kültürlerinin sürekliliğine işaret eder. Anılan süreç içinde incelenen antropolojik verilerin birbirleriyle olan uyumlu ilişkileri bu bağlantıları destekler.

Karasuk Kültürü Sayan-Altaylar coğrafyasında öncesi (Okunyev Kültürü) ve sonrasıyla (Tagar/İskit Kültürü) sıkı bağlantılar içindedir. Sayan-Altaylardaki kültürel devamlılık Klasik Türk Dönemi sonuna kadar devam eder. Bugün Karasuk Kültürünü, ―Türk-Altay Kültürü‖ olarak tanımlayabiliyoruz (Güneri, 2018: 671-701). Bu çalışmamızda Karasuk Kültürü ile Begazı-Dandıbay Kültürü arasındaki somut bağlantılar konusunda bir dizi kanıt ortaya koyuyoruz. Bundan başka, Begazı-Dandıbay kültürünü Türkçe konuşan halklarla ilişkilendiren birkaç çok kısa atıflar niteliğinde kayıtlara da rastlıyoruz (Kuzmina, 2007: 79, 364) (Smagulov ve Pavlenko, 1998: 147). Bu kayıtların, Avrasya arkeolojisinin en ünlü ve en çok bilim üreten araştırmacıları tarafından geliyor olması ayrıca değerlidir.

Diğer taraftan, Sayan-Altaylar Kültür coğrafyasından Avrasya‘da geniş bir alanı etkisi altına alan Son Tunç Çağı Karasuk Kültürü yayılması, Türk-Altay Kuramına göre üçüncü dalga göçlerdir. Karasuk Kültürü yayılması, Sayan-Altaylardan çıkan dördüncü dalga göçler olan İskit yayılmasının ve "hayvan stili" temelinde birleşen Erken Demir Çağı İskit Kültürlerinin ise oluşumunun hazırlayıcısıdır (Güneri, 2018: 74, 668).

Begazı-Dandıbay Kültürü, üçüncü dalga Karasuk göçleri ile birlikte Merkezî Kazakistan‘da oraya çıkmış ve Erken Demir Çağı Tasmola Kültürüne geçişte önemli rol oynamıştır. Buna rağmen Begazı-Dandıbay Kültürü, Karasuk Kültürünün yalnızca sıradan bir uzantısı veya yerel bir versiyonu değildir. Mozole tipi mezarlar, Begazı-Dandıbay Kültürünün bölgede özgün bir kültürel oluşum meydana getirmiş olduğunu bize gösterir. Elimizdeki bulgular, Begazı-Dandıbay Kültürünün Türkçe konuşan halklara ait bir kültür olduğuna işaret etmektedir.


Ahmet Ziya BAYBURT

MERKEZİ KAZAKİSTAN SON TUNÇ ÇAĞI BEGAZI-DANDIBAY KÜLTÜRÜ: ÇEVRESEL İLİŞKİLER VE KÖKEN SORUNU

Dokuz Eylül Üni. Yüksek Lisans Tezi, 2019, Danışman Dr. Öğr. Üyesi Semih Güneri














*Kapak; Dandıbay mozolesi kabı

Piramid mozole renkli görselleri için:

Karağandı Tobyldy Atlı Kurganı

 


Savaş Arabalı Tobyldy Kurganı - Orta Kazakistan

I.A. Kukushkin, E.A. Dmitriev

Saryarka Arkeoloji Enstitüsü, Karaganda Devlet Üniversitesi, Akademisyen E.A. Buketova adına, Kazakistan Cumhuriyeti, Saryarka Arkeoloji Enstitüsü, Akademisyen E.A. Beketov adına, Karaganda Evdentik Üniversitesi, 28 Üniversite k., Karaganda k., 100028 Kazakistan Cumhuriyeti, 2019. Rusça link


Bu makale, Kazakistan'ın Karağandı bölgesindeki Şetsky ilçesinde bulunan Tabyldy mezarlığındaki yüksek statülü bir mezar kompleksine ilişkin araştırmanın sonuçlarını sunmaktadır. Çember şeklinde çitle çevrili bir mezar höyüğünün kazılarında, kalkan yanaklıkları ve metal desteklerle donatılmış, bir savaş arabası takımını simgeleyen çift at gömülmesi ortaya çıkarılmıştır. Kazılan mezarda bronz bir bıçak-hançer, bir dürtme (mızrak) ucu, 1,5 kez bükülmüş ve altın varakla kaplanmış metal bir levhadan yapılmış metal bir kolye ucu, boncuklar, boncuklu kolye uçları ve seramik kap parçaları bulunmuştur. Buluntuların ayrıntılı bir açıklaması verilmiştir. Yanaklıkların biçimsel ve tipolojik özelliklerine dayanarak, Staroyuryevo tipi yanaklıklara benzediği tespit edilmiştir. Yanaklıkların atların kafataslarına yerinde yerleştirilmesi, kayışlı dizginin sağlam bir şekilde yeniden yapılandırılmasına olanak sağlamıştır. Yeni veriler dikkate alındığında, yazarlar yanaklıkların görünüm ve tasarım özelliklerinin evriminde belirli bir dinamik olduğunu belirtmişlerdir. Makalede, metal zımbaların deri kayışlara örülmesiyle yapılan, sıkı bir şekilde dizginlenmiş at ağızlıklarının teorik bir rekonstrüksiyonu sunulmaktadır. Muhtemelen hayvanlar üzerinde daha fazla kontrol sağlamaya yardımcı olan bu yenilik, daha sonraki dönemlerde yanaklıklarda kullanılan çivilerin terk edilmesine yol açmıştır. Makalede yapılan defin ritüeli ve envanterin karşılaştırmalı analizi, mezar kompleksinin erken Alakul antik dönemine ait olduğunu ortaya koymuştur. Atların ve gömülenlerin kuzeydoğuya yönelimi (seramik kapların tabanlarının yoğunlaşma yeriyle belirlenmiştir) ve yanaklıkların şekli, erken Kereste Mezarı (Pokrovsky) nüfusunun geleneklerinin etkisini göstermektedir. Nesnenin AMS tarihlemesi yayınlanmıştır; kalibrasyon aralığı, 1b olarak, MÖ 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın ilk yarısı çerçevesine düşmektedir ve bu da mezar höyüğündeki malzemelerin Orta Kazakistan'daki Alakul kültürünün Nurtai evresine ait olduğunu doğrulamaktadır.





Burial with а Chariot at the Tabyldy Cemetery, Central Kazakhstan

I.A. Kukushkin and E.A. Dmitriev

Saryarka Archaeological Institute, Buketov Karaganda State University, Universitetskaya 28, Karaganda, 100028, Republic of Kazakhstan

This study describes a high-ranking burial at the Tabyldy cemetery in the Shetsky District of the Karaganda Region, Kazakhstan. The mound was encircled with a stone enclosure and marked a double burial of horses with discoid cheek-pieces and metal braces, symbolizing the chariot. Funerary items include a bronze knife-dagger, a goad-head, a metal pendant from a one-and-one-half twist plate overlaid with gold, paste beads, pipe beads, and potsherds. A detailed description of these items is provided. Cheek-pieces resemble those of the Staroyuryevo type. Their position on the crania of horses suggests a reconstruction of the harness. On the basis of new finds, the evolution of the cheek-pieces is proposed. The reconstructed rigid bits were made by enlacing metal staples with leather stripes. This innovation, securing better driving, was the reason why later cheek-pieces have no spikes. A comparative analysis of the burial rite and funerary items suggests an Early Alakul attribution. The fact that the horses ’heads were oriented to the northeast, like those of the buried humans (judging by places where bottoms of clay vessels concentrate), evidences the influence of the Early Timber-Grave (Pokrovsk) culture. The AMS date and its 1 SD limits point to late 18th to early 17th century BC, suggesting the Nurtay stage of the Alakul culture in Central Kazakhstan.


***

Tobyldy Atlı Kurgan'ın MÖ 18.-17.yy'a tarihlendirilmesiyle "En erken MÖ 9.yy'a tarihlendirilen Gordion Kurganlarına ciddi bir şekilde hâlâ "Frig" mi diyeceksiniz" diye sorgulamaya devam edecek ve sizleri ciddi bir şekilde dürüstlüğe davet edeceğiz. - SB

With the dating of the Tobyldy Horse Burial Mound to the 18th-17th century BC, we will continue to question whether you will still seriously call the Gordion Burial Mounds "Phrygian", which are dated to the earliest 9th century BC, and we will seriously invite you to be honest. - SB



Yalan söylemeyi bırakınız. Aldatmaya son veriniz. Dürüst akademisyen/bilim insanı olunuz.

Stop lying. Stop deceiving. Be an honest academician/scientist.


Türk Atlı Kurganları




16 Temmuz 2026 Perşembe

Hangi Frig Kurganları

 


Gordion Kurgan E bir ATLI KURGAN

Kurgan D de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan KY de İKİ ATLI bir kurgan

Kurgan B ise (şimdilik) BALBALLI/TAŞBABALI bir kurgan

Kurgan A da ATLI bir Kurgan olabilir.


***
Gelelim akademisyenlerin açıklamalarına.


Kurgan A ve E'den Cenaze Araçları
Gareth Darbyshire, Penn Müzesi

Son birkaç yıldır, Gordion'da, özellikle sırasıyla yaklaşık MÖ 525 ve 530 yıllarına tarihlenen Kurgan A ve E mezar höyüklerinde (şekil 9) araç yapımı ve kullanımına dair kanıtları dikkatlice inceledim. Gordion'da tekerlekli araçlara dair en eski kanıt, MÖ 9. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir ve MÖ 800 yılındaki büyük yangının neden olduğu yıkım seviyesinde bulunmuştur. Teras Binası'ndaki birimlerden birinde fildişi alınlıklar ve gözlükler ile üç demir dizgin parçası bulunurken, iki demir emniyet pimi bir savaş arabasına ait olmalıdır.

Yirmi yıl sonra, yaklaşık MÖ 780 yılında, Kurgan KY altında iki atın gömüldüğü bir defin mezarı bulunmuştur. Demir dizgin parçaları ve süs bronz alınlıklar hâlâ başlarına bağlı halde bulundu ve hayvanların dizilişi, atların muhtemelen Kıbrıs'taki Salamis'teki 8. yüzyıl sonu-7. yüzyıl başı mezarlarındaki gibi boyunduruklarına bağlıyken öldürüldüğünü düşündürüyor. Bu, büyük olasılıkla bir savaş arabası mezarıydı, ancak ahşap arabadan hiçbir şey bulunamadı.

Genç bir kadının küllerini barındıran A kurganın altında, zengin bir mücevher koleksiyonunun yanı sıra lastikler, tekerlek kelepçeleri, göbek bağlantıları ve bunların bağlantı cıvataları, perçinleri ve çivilerinden oluşan 270'den fazla demir parça bulundu. Bu bağlantı parçaları açıkça sağlam bir araca aitti, ancak parçaları tümülüsün kapladığı alanın bir kenarında karmakarışık bir şekilde istiflenmeden önce yakılmış ve sökülmüştü.

Parçaları, kağıt üzerinde bile olsa, tekrar bir araya getirmek son derece zor oldu. Bununla birlikte, altı kollu ve 1 m çapında, altıgen kesitli ahşap bir aksa çivilenmiş iki tekerlek (dört tekerlekli bir vagon yerine) bulunduğunu hesapladım. Bu, tekerleklerin aks etrafında serbestçe dönmek yerine, aksla birlikte döndüğü anlamına gelir ve aracın hızlı, askeri tarzda bir savaş arabası yerine daha yavaş hareket eden, ağırbaşlı bir araba olduğunu gösterir. Bir çift demir dizgin parçası, bir bronz alınlık ve bronz başlık bağlantı parçaları ortaya çıkarıldı, ancak at iskeletleri bulunamadı - iskeletler hala tümülüsün içinde kazılmamış halde olabilir.

Kurgan E'nin kazısı, oldukça dikkat çekici bir hayvan kalıntısı ve ayrı bir metal eşya kalıntısı ortaya çıkardı (ancak henüz ölen kişinin izlerine rastlanmadı). Bir kalıntıda en az altı at ve üç sığır vardı (şekil 10) ve diğerinde çeşitli tiplerde en az altı bronz ve demir dizgin parçasının kalıntıları bulunuyordu. En gösterişli olanı, dekoratif bronz koç başı dizgin halkaları ve palmet yanak parçalarına sahiptir (şekil 11).

A Kurganında aynı genel tipte iki araba kalıntısı da vardı, ancak bunlar çok daha gösterişliydi; biri mükemmel şekilde dekore edilmiş demir aksamlara, diğeri iki bronz aks kapağına ve bronz direk montajına ve muhtemelen araç kutusunu süsleyen kabartma süslemeli bronz levhalara sahipti. Muhtemelen, dizginlerden dördü araçlar için iki atlı çekme takımına, diğer ikisi ise binek atlarına aitti ve Likya'daki Karaburun mezarındaki (MÖ yaklaşık 470) çağdaş duvar resminde tasvir edilen alayı anımsatıyordu.

Bu kadar pahalı taşıma araçlarına ve bunlarla ilişkili at takımlarına sahip olmak ve bunları gömmek, bölgenin elitlerinin zenginliğinin ve gücünün dikkat çekici bir göstergesi olurdu; bu durum, yukarıda bahsedilen duvar resmi gibi tasvirlerle de vurgulanmaktadır. Bu tür malzemelerin, MÖ 6. yüzyılın sonlarından 5. yüzyılın başlarına kadar uzanan erken Ahameniş döneminde, Batı ve Orta Anadolu'daki mezarlarda aniden daha belirgin hale gelmesinin nedeni ilginç bir sorudur ve bölgenin Persler tarafından ele geçirilmesiyle ortaya çıkan artan sosyo-politik gerilimlerle bağlantılı olabilir.

Eylül 2020



***

"Frig" kurganları "Frig" değildir.

Çünkü;

* "Friglerin Gordion'a (ve Ankara'ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını Anadolu'nun, Avrupa'nın veya Asya'nın hangi bölgesinde, tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit (=Türk -SB) ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu'ya giriş şekli belirsizdir."

(Matchteld J.Mellink, 1981)


Sonra da bunları "Frig" diye tanımlayın! Olmuyor sayın "akademisyenler", olmuyor! ...

Gordion Kurgan E, MÖ 530
Ak Alaha Kurganı (Ukok Platosu/Altay), MÖ 5.yy

Üzerinde palmetler olunca "Ahameniş" mi oluyormuş?

Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan  yaptıkları?

Bırakın yerli konumundaki Sakaları/Kimmerleri, peki Pers ordusu hangi halklardan oluşuyordu? Bunu hiç dikkate aldınız mı?

Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar!

Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor!

Pes doğrusu!


Pers ordusu için link 1 - link 2 - link 3




Bet/Bediz ile ilgili yazım kaynaklarıyla "Turova Ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.



Hangi Frig? Hangi Ahameniş?

Bana bir masal anlat, içinde dürüstlük olsun...

Atlı Kurganlar varken, "Frig" yazıtlarındaki "Beudos/Bevdos" kelimesi Türkçe kökenliyken; BET/BEDİZ.

***

Şimdiye kadar yapılan açıklamalara göre; ATLI Kurganlar *KY (2 AT), *D (2 AT), *E (8-9 AT, başka hayvanların kemikleri de var ki özellikle kurban edilmişler denilmekte). Balballı/Taşbabalı kurgan ise *B. MM kurganı dedikleri de aslında "Baba Gordios"a ait oğlu Mita(Midas)'a değil ki "Gordios" Türkçedir ve "Goroğlu (Köroğlu)" kelimesinin eski ve farklı dillerdeki söylenişidir.

Kurgan *E'den çıkan koşum aksesuarları arasında bulunan bir gem palmetlerle süslenmiş ve her iki tarafında koç başları bulunmakta. Bilimsel bir sempozyumda bunların "Ahameniş" dönemi "Perslere" ait olduğu anlatıldı. Nerede görülmüş Perslerin bırak atlı kurganları, kurgan yaptıkları? Bir de kendilerine "akademisyen" diyorlar! Bizimkiler de bu "akademisyenlere" biat ediyor! Pes doğrusu!

İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'da çalışan ve "Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA)" üyeleri Amerikalı "philhellenist" arkeologlar OSS ajanı olarak görev almıştı. Bu dönemde Türkiye'nin bazı bölgelerini de "istasyon" olarak kullandılar. Savaş bitiminde bu arkeologların büyük bir kısmı bu "asıl görevlerine" devam etti. Öyle ki "istasyonlar" ve "gezip-gördükleri" yerlerdeki antik dönem kalıntılarını inceleyip kazmak istediler ki bazıları zaten İkinci Dünya Savaşı öncesinde kazılar yapmıştı; Carl Blegen (Yale Üni.), John Caskey (Yale), John Daniel Franklin (Pennsylvania) ve Jerome Sperling (Yale) "TUROVA" kazılarındaydı. 

Casus-arkeologlardan Rodney Stuart Young (Pennsylvania Üni) ile birlikte çalışmak isteyen ve "istasyon" olarak kullandığı "gizli liman" bölgelerinde kazı izni isteyen Franklin (ki SARDES ile TARSUS'ta da kazı yapmıştı) GORDİON'da karar kılmıştı. Ancak ömrü burada çalışmaya yetmedi ve "şüpheli" bir şekilde 1948'de öldü. Fullbright sistemini Türkiye'ye getirmek isteyenler arasındaydı ki Carl Blegen de Yunanistan'a getirmişti. Franklin'in ölümüyle GORDİON kazı başkanlığı casus-arkeolog Rodney S.Young'a kaldı ve 1974'e kadar kazıları o yürüttü. Young ayrıca Ankara'da kurulan "Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARİT)"nün de kurucularındandı.

ARİT'in amacı şu şekilde tanımlanır: 

- "... Amerikan araştırma kurumlarının kurulmasının tesadüf olamayacağı açıktır. Türkiye'deki Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARIT), İstanbul SI [Gizli İstihbarat] şefinin 1944'te Türkiye'de kalıcı bir istihbarat görevlisi için önerdiği derin örtüye çarpıcı bir şekilde benzemektedir.  OSS, örtüsü Amerika'da kurulacak ve gizli olarak sürdürülecek gelecekteki Gizli İstihbarat (SI) ajanlarını arıyordu. “Ofisle kesinlikle hiçbir teması olmayan ve yalnızca aracı kişilerle son derece gizli ve kısıtlı bir şekilde iletişim kuracak” olan ajanlar için, “Türkiye'de araştırma yapan izinli öğrenciler ve profesörler” önerildi... “Türkiye'de bir Amerikan Arkeoloji Enstitüsü veya Doğu Enstitüsü kurulması, bu alanda çalışma olanakları açacaktır. Bu konuda yapılacak ön araştırmalar bile, insanların Türkiye'ye giriş çıkışını sağlamak ve kuruluşa hizmet etmek için kullanılabilir.”

Türkleri ve Türkçeyi sevmeyen, bizden nefret eden casus-arkeolog Dorothy Cox (Pennsylvania Üni) da Rodney Young ile birlikte Gordion'da çalışmıştı. Amirleri kendisi için "Türkiye'deki en iyi adamımız, o mükemmel bir casustu" diyorlardı...

Sonra da bu "philhellenist-casus-arkeologların" yetiştirdikleri "hocalar" kalkıp bunlara Balkanlardan gelen "Frig"lere mâl ediyor!... ATLI KURGAN yapan bu yönetici kesimi "arkeologların, tarihçilerin ve dilcilerin" sorgulamaya başlaması gerek. Söylenecek daha çok şey var da... 

SB.

Not: Bu üniversitelerin, enstitülerin, vakıfların ve kazı alanlarının sponsorlarının da sorgulanması gerek. Gordion kazısı Pensylvania Üni (tıpkı Yale Üni gibi Sarmaşık/Ivy Leage üniversitesilerinden) ile "Kaplan Vakfı" tarafından desteklenir. Onların da destekçileri UNESCO ve ortakları WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı), WMF (Dünya Anıtlar Fonu, kurucuları arasında Bilderberg'ciler var) ve Rockefeller gibilerdir... Yani, parayı verenin düdüğü çalınır!..


12 Mart 2026 Perşembe

Kulakovsky Kurganları- Kırım

 

İskit MÖ 6.-5.yy

Kulakovsky Kurganları- Kırım

_________________________

Geç Arkaik döneme ait İskit yerleşimleri arasında Kulakovsky Kurganı özel bir yere sahiptir. 1895 yılında Kiev Üniversitesi profesörü Yu. A. Kulakovsky tarafından eski Simferopol bölgesinde kazılan bu kurgan, bir İskit savaşçısının mezarını içeriyordu. Kurganda İskit hayvan tarzında işlenmiş eşsiz bronz objeler anında bilimsel dolaşıma sokuldu. Ancak, yerleşim yeri hala tartışma konusu olmaya devam ediyor ve keşif tarihine dair çok az şey biliniyor. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Sovyet İskitologlar bu yerleşim yerine "Kulakovsky Kurganı" adını verdiler ve bu adı bugün de kullanmaya devam ediyorlar.

Yu. A. Kulakovsky (Ю. А. Кулаковский), 1895 yılında Kaça Nehri'nin (Yenisey'in sağ kolu/ adı Kaç/Kaas Türklerinden kalma) sağ kıyısındaki vadide İskit kurganları üzerine bir çalışma başlattı. Burada dört kurgan kazdı. İlk kurganda Orta Çağ'a ait kırık başlı bir erkek taşbabası bulunuyordu.

Bölgenin ayrıntılı bir topografik haritası, 1890 ile 1892 yılları arasında askeri haritacılar tarafından derlenmişti, ancak kazılar sırasında araştırmacının elinde yoktu. Bu nedenle Kulakovsky, bulunan kurganları araziyle hizalamak için P. I. Köppen'in haritasını kullandı. Haritadaki işaretlere dayanarak, kazılan mezar höyüklerinin Dolinnoye köyünün 3,5 km kuzeybatısında bulunduğu varsayılabilir.

II. Dünya Savaşı'nın başlangıcında, kazılardan önce zaten mütevazı bir yüksekliğe (yaklaşık 0,7 m) sahip olan 1 numaralı kurgan, topografik haritalarda artık işaretli değildi. Kalıntıları muhtemelen sürülmüştü. Daha sonra kaşifin adıyla anılan ikinci kurganın yeri, 1990'larda S. G. Koltukhov tarafından belirlendi. Geri kalan kurganların yerleri kesin olarak belirlenmemiştir. Bu bölgenin aktif olarak tarım amaçlı kullanıldığı göz önüne alındığında, bunların da sürülmüş olduğu varsayılabilir.

Yu. A. Kulakovsky'nin açıklamasına göre, ortaya çıkarılan dört kurganın tamamı Bronz Çağı'nda inşa edilmiş olup İskit, Geç İskit ve Orta Çağ dönemlerine ait kurganlardır. Kurganların kazı yöntemleri hakkında kesin bir bilgi günümüze ulaşmamıştır. Bununla birlikte, kurganların orta kısmında büyük bir "kuyu" veya bir hendek kazılmış olması muhtemeldir. Hendek kazma yöntemiyle kurganların kazılması, 1831'den 20. yüzyılın başına kadar klasik Rus arkeolojisinde kullanılmıştır.

Kurgan-2 / "Kurgan Kulakovsky (Курган Кулаковского)" yaklaşık 3,5 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 18 metre çapındaydı. Kazı alanında altı kurgan keşfedildi. Ne yazık ki, bu kurganlardan elde edilen buluntuların, bazı İskit mezar eşyaları dışında, hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle, bu kurganların kültürel bağlantısıyla tarihlendirilmesi yalnızca Yu. A. Kulakovsky'nin kısa açıklamasına dayanır.

Kurgan 1 : Kazı ekibi tarafından Bronz Çağı'na ait olduğu belirtilen bu kurgan, kurganların orta kısmındaki doğal toprağa gömülmüş olarak bulunmuştu. Mezarın kenarları ve üstü meşe kirişlerle döşenmişti. İskelet sırtüstü yatmış, başı kuzeydoğuya dönük ve bacakları altına kıvrılmış haldeydi. Bu duruş, Yamnaya ve Kemi-Oba (Kırım) kültürlerinin karakteristik özelliğidir ve Orta ve Geç Bronz Çağı'nda son derece nadirdir.

Bronz Çağı'na tarihlenen Kurgan-2, kurganların batı kesiminde, merkezine yakın inşa edilmiş taş levhalardan oluşan bir mezar odasıydı. Levhaların iç yüzeyi siyah ve kırmızı renkte boyanmış doğrusal bir süslemeyle dekore edilmişti. İskelet, küçük nehir taşlarından oluşan bir yatak üzerinde başı güneydoğuya dönük şekilde çömelmiş pozisyonda sol tarafına yatıyordu. Başının altına bir Şam kumaşı yerleştirilmişti. Bu mezar şüphesiz Kırım'ın Kemi-Oba kültürüne aittir. Rapordaki kısa açıklamalara dayanarak, ilk iki kurgan güvenle Erken Bronz Çağı'na atfedilebilir. Dahası, her iki kurgan da ana mezarlar olarak kabul edilebilir.

Kurgan-3'te İskit hayvan motifli orijinal bronz eşyalarla birlikte bir İskit savaşçısının kalıntıları bulunmuştur. Kurgan-4'te toprak setinin merkezinde yer almakta olup, geç Orta Çağ döneminden bir göçebenin mezarıdır. Kurgan-5 ise kurganların doğu alanında yer alır. Yerinden oynatılmış insan kemiklerine bakılırsa yağmalanmış olduğu anlaşılıyor. Burada sadece iki bronz ok ucu ve bronz eşya parçaları bulunmuştur.

Kurgan-6 muhtemelen daha önceki veya aynı döneme ait üçüncü bir mezarın üzerinde yer alıyordu. Kazıda insan kemiklerinin yanı sıra bronz ok uçları ve demir parçaları bulundu. Bronz ok uçlarının İskit dönemine ait bir mezara, demir parçalarının ise İskit veya Orta Çağ mezarına ait olduğu varsayılabilir. Ancak bu varsayım doğrulanamamıştır.

Bu İskit mezarlığındaki en ünlü buluntular, Kurgan-3'ten elde edilenlerdir ve bunların incelenmesi bir yüzyılı aşkın bir süreyi kapsar. 1895'te yayınlanan İmparatorluk Arkeoloji Komisyonu Raporu'nda (Yu. A. Kulakovsky'nin kazılarına ilişkin bireysel raporu)- üç bronz nesnenin aynı fotoğraflarını içeriyordu: hayvan tarzında işlenmiş iki levha ve bir asa. Ancak asa, yanlışlıkla bir yanak parçası olarak tanımlanmış.

Daha sonra M. I. Rostovtsev, Kulakovsky Kurganlarını, MÖ 6.-5. yüzyıllara tarihlendirdiği Tomakovka ve Zolotoy Kurgan gibi önde gelen İskit yerleşimleri arasına dahil etti. Aynı zamanda, A. A. Spitsyn, Kırım'daki İskit yerleşimlerinin dönemlendirilmesi üzerine detaylı bir makalede, Kulakovsky bronz levhasını MÖ 5. yüzyıla tarihlendirdi. Hemen hemen aynı anda, P. D. Rau, Kulakovsky Kurgan'dan bronz üç bıçaklı temel bir ok ucu yayınladı. Böylece, 20. yüzyılın ilk üçte birinde, Kulakovsky Kurgan'daki İskit mezarından elde edilen en dikkat çekici buluntular bilim camiasında geniş çapta bilinir hale geldi ve nispeten doğru bir şekilde tarihlendirildi.

II.Dünya Savaşı'ndan sonra T. N. Troitskaya arşiv verilerine ve yapısal özelliklere dayanarak MÖ 6.-5.yüzyıllara ait bir grup kurgan olarak sınıflandırdı. Daha sonra, Dinyeper ve Kuban bölgelerindeki İskit yerleşimlerinden elde edilen benzer buluntulara dayanarak, araştırmacı tarihlemeyi MÖ 6. yüzyılın sonlarına kadar da daralttı. Böylece, Kulakovsky Kurganları araştırmacılar tarafından MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısından 5. yüzyıla kadar uzanan, iyi kurulmuş bir döneme dayandırıldı. 20. yüzyılın son yıllarında S. G. Koltukhov, Kulakovsky Kurganlarındaki defin işlemine tamamen adanmış bir makale yayınladı. Bulunan eşyalara bakıldığında, zengin olmayan ancak açıkça sıra dışı olan bu kurganın, "askeri-klan soylusunun" veya "askeri lider" işlevlerine sahip soylulardan birisine aitti.

Rusça link :




Görsellerde kıyaslama yapabilmek için Kulakovsky dışında Tuva ve Büklükale/Kırıkkale'den (ki buna Kimmer dediler) de "Hayvan Stili" buluntuları ekledim. Hermitage müzesi ise Kulakovski için "İskitlerin Sarmatlardan ödünç aldığı sanat" olarak bilgi vermekte ki "Sarmatlar MÖ 7.yy'larda var mıymış, ya da Tuva'da mıydılar?", diye sormak gerek.





Gordion Kurganları: Frig mi İskit-Saka Türkleri mi?

 


Gordion Kurganları "Frig" mi "İskit/Saka Türkleri" mi?


Mellink'in 1964'teki makalesinden;

Pazırık'ın bize gösterebildiği kadarıyla, orijinal "göçebe" repertuarı zamansızdır. Antik dünyanın bilinen kültürlerinden bağımsızdır ve metalurjiden önce gelen ve bozulabilir olmalarına rağmen, ayrıntılı ve tutarlı bir sanatsal üslup için uygun araçlar olan malzemelerde yer bulmaktadır.

Eğer bozkırda yaşayan çeşitli kabilelerin erken zamanlarda kendilerine özgü sanat stillerine sahip olduklarını kabul edersek -ki Pazırık öncesi bozkır sanatı buluntularından bazıları bunu doğrulamaya meyillidir- antik dünyanın daha iyi bilinen bölgelerindeki sanatın bazı yönlerini yeni bir ışık altında anlamak mümkün olabilir. Bayan Kohler, Gordion'dan gelen ahşap oymalar üzerine yazdığı makalesinde Frig repertuarında ve stilinde "göçebe" özelliklerinin ilginç bir gösterimini sunmuştur. Bu özellikler oryantal, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değildir ve yalnızca Frig göçmenleriyle birlikte Anadolu'ya girmiş olabilirler; muhtemelen sahipleri tarafından taşınan ve kabilenin gittiği her yerde yapılmaya devam eden ahşap oymalarda somutlaşmıştır. 


*SB* - Evet, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değil, ancak, "yalnızca Frig göçmenleriye Anadolu'ya girdiler" ifadesi tamamiyle yanlış bir algı yaratma projesidir. Çünkü ahşap oymalar Gordion'dan daha eski olan Tuva'da var ve bize Anadolu'ya Saka Türkleriyle geldiğini gösterir. Ahşap odalı kurgan yapımı bile birebir aynıdır.*




Birçok örneğin korunduğu dönemde Frigler, repertuarlarına oryantal esintiler eklemeye başlamışlardır; aslan ve aslan-boğa grubu açıkça Mezopotamya (veya Hitit) kökenlidir. Ancak bu gruptaki geyikler ve ilgili hayvanların antik Doğu ile hiçbir ilgisi yoktur. En güçlü benzerlikleri Pazırık'taki "göçebe" unsuruna dayanmaktadır. Burada da göçebe unsuru zamansızdır.

Bunu ancak tesadüfi koruma, bize ahşap veya diğer bozulabilir malzemelerden yapılmış bitmiş ürünler sunduğunda izleyebiliriz. Gordion'daki kazılar, özellikle P kurganından ahşap oymalar ve şehir höyüğünden bazı kömürleşmiş ahşap kabartmalar kurtarma konusunda şanslı olmuştur.

Bu sanatsal kategoride, Friglerin kültüründe "göçebe" bir unsur buluyoruz. [SB* - Göçebe kültürü?!] Daha önce de kabul edildiği gibi, göçebe olan bir sanatsal özellik için "göçebe" etiketini korumak belki de haksızlık olur, ancak Frigler örneğinde bu, yarı göçebe dönemden yerleşik döneme taşınmış olmalıdır. Öte yandan, "hayvan stili"nin bazı yönlerinin kendine özgü kalıcılığı, bu sanatsal kompleksin kökenlerine atıfta bulunan göçebe etiketini haklı çıkarır. 

Pazırık ve Gordion tipi erken buluntuların eksikliği nedeniyle, hayvan stilinin yaşı spekülasyon konusudur. [SB* - Hiç de spekülasyon değil.]  Şu anda elimizdeki en iyi belgeler, Kuban bölgesindeki Ulski [SB* - İskit, MÖ 6.yy], Kelermes [SB* - İskit, MÖ 7.yy] ve Kostromskaya [SB* - İskit, MÖ 7.yy] kurganlarından çıkan yedinci ve altıncı yüzyıllara ait bronz ve altın eserlerdir. Bu eserler, tamamlanmış formlarında yerleşik prototiplere olan bağımlılıklarını ortaya koymaktadır. Yüzeylerinin eğimli işlenmesi, sanatçıların aşina olduğu bir malzeme olarak ahşabı işaret etmektedir. Ne Kuban buluntuları ne de Ziwiye kompleksi, Gordion'daki ahşap oymalar kadar eski değildir. 


*SB* - Siz öyle sandınız ve hâlâ aynı hatayı dayatıyorsunuz. Ziwiye, Kelermes ve Tuva (MÖ 9.yy) kurgan buluntuları aynı kültüre aittir ve Gordion'dan ya eskidir ya da çağdaşıdır.*





Frigya'dan elde edilen kanıtlar, "göçebe" sanatının bu kategoriye ait eserlerin antik çağlara ait olduğunu kanıtlamaya yardımcı olacaktır; bu sanat türünün MÖ sekizinci yüzyılda var olduğu kanıtlanmıştır, ancak potansiyel olarak çok daha eski bir döneme ait olabilir. 


*SB* -  Gordion'dan daha eski -geldikleri göç yolu üzerinde - "Frig Sanatı" bulamadınız. Zaten burada bahsettiğiniz sanat Friglere ait değildi, önce bu gerçeği anlamalısınız.*



Ziwiye ve Gordion kıyaslaması




Tuva'dan ahşap sanatı



Tunç Çağı Anadolu ve Yunan arkeolojisi, göçebe sanat kompleksinde varsayımsal bir aydınlatma kaynağı bulmuştur. Yerleşik kültür kalıpları, nihayetinde göçebe kökenli istilalar tarafından tekrar tekrar kesintiye uğratılmıştır.

Tunç Çağı'nın Hint-Avrupa göçmenleri, ister Yunan ister Hititler olsun, genellikle istila ettikleri topraklardaki halkların kültürel ve sanatsal seviyesinin çok altında olan yıkıcı unsurlar olarak (arkeolojinin de haklı olarak savunabileceği gibi) sahneye çıktıkları düşünülmektedir. Daha spesifik olarak, Yunanlıların sanat alanında çok az şey getirdikleri, bunun yerine daha sonra Miken sanatının "tektonik" eğilimlerinde sergilenen bir zihniyet ve eğilim getirdikleri düşünülmektedir. (Mellink)


*SB* - O zaman sormazlar mı, madem Yunan kavimlerinin hiçbir sanatsal özgünlüğü yok (buna Hititler de dahil), o zaman sanatsal açıdan İskitleri/Sakaları nasıl etkilemiş oluyorlar ki bu Batı İskitleri de Doğu İskitlerini etkileyebilsin?.. *


Sorgulama zamanı ;)

Gordion'daki Kurganlar Frig olmadığı gibi sanatı da Frig değil. Bölge halkı Saka Türkleriyle karışmış ki yazıtlarında bile Türkçe kökenli kelimeler var.

SB



EK:

Arkeolog Machteld Johanna Mellink (1917-2006) "Türkiye'deki Amerikalı kazıcıların Dekanı" olarak anılıyordu. 

* Amsterdam, Utrecht ve Chicago Üni. Prof.;

* Casus-Arkeolog Hetty Goldman ile 1947 Tarsus kazıları;

* 1949-1988 Bryn Mawr Koleji Klasik ve Yakındoğu Arkeoloji;

* 1950-1965 Pennsylvania Üni adına Casus-Arkeolog Rodney Young ile Gordion kazıları;

* Likya Karataş-Semayük kazıları;

* 1991'de Cincinnati ile Tübingen Üniversitesi'nin ortaklaşa yürüttüğü Truva'da yeniden açılan kazılarda danışmanlık;

* Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi, Hollanda Kraliyet Sanat ve Bilim Akademisi, Alman Arkeoloji Enstitüsü, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü, Pennsylvania Üni. Müzesi ve Türk Tarih Enstitüsü üyelikleri.

1991 yılında Amerikan Arkeoloji Enstitüsü'nün Seçkin Arkeolojik Başarı Altın Madalyası'nı ve 1994 yılında Pennsylvania Üniversitesi Müzesi'nin Lucy Wharton Drexel Arkeolojik Başarı Madalyası'nı aldı. Türkiye Kültür Bakanlığı onu 1984 yılında Kıdemli Amerikalı Kazı Uzmanı ve 1985 yılında Kıdemli Yabancı Arkeolog olarak ödüllendirdi.

Profesyonel hizmetleri arasında 1988-91 yılları arasında Türkiye'deki Amerikan Araştırma Enstitüsü Başkanlığı (ARIT, kuruluşunda Rodney Young vardı), 1980-84 yılları arasında Amerikan Arkeoloji Enstitüsü Başkanlığı, Amerikan Doğu Araştırmaları Derneği Mütevelli Heyeti Üyeliği, 1955-83 yılları arasında Bryn Mawr Koleji Klasik ve Yakın Doğu Arkeolojisi Bölümü Başkanlığı ve 1979-80 yılları arasında Bryn Mawr Koleji Sanat ve Bilimler Yüksek Lisans Okulu Dekan Vekilliği görevleri yer almaktadır.


*SB* Bu kadar unvan, ödül ve üyeliği olan bir arkeoloğun söylediklerini, yazdıklarını (dayattıklarını) tabi ki sorgulamadan (sanki bu bir kuralmış gibi) kabul ettiler! Oysa kurganlar ile buluntular Grek kaynaklarındaki Frigleri değil de "farklı" bir topluluğu işaret ediyordu. *



Pazırık'tan ahşap sanatı




Ve





17 Şubat 2026 Salı

Sözde Frig

 

Sözde Frig coğrafyasında Sözde Frigce dedikleri Bediz ve Sözde Frig Kurganları;

Bartomeu Obrador-Cursach'a "Eski Frigce olarak kabul ettiğiniz Beudos/Bevdos kelimesi Türkçe kökenlidir; Bet/Bediz/Bedizci" diyerek yıllar önce bir mail atmıştım, hâlâ geri dönüş yapacak. Akademisyenler hata yaptıklarını kolayca kabul etmez ki Türkçeye karşı da soğuk bir yaklaşımları var, yok hükmünde sayıyorlar sanki. Dil çalışmalarında Türkçeyi dahil etmedikleri için de ortaya çıkardıkları çalışma eksik oluyor. MÖ 6.yy'da Frig coğrafyasında kullanılan bu "Bediz" sözcüğünü arkeolojik buluntuyla da destekleyebiliyoruz; Gordion Kurgan B ve çevresinde bulunan "Balballar". O dönem için bölgede yaşayan Saka Türklerinin bu balbalları "Bediz" olarak adlandırması en mantıklı açıklamadır ki Gordion kurganlarının sahipleri de aslında Saka Türkleridir.

Matchteld J.Mellink, “Friglerin önde gelen bir kişinin cesedini barındırmak için ahşap bir oda inşa etmesi ve odayı bir taş yığını ve tümülüsle örtme geleneği, Kurgan W, P ve MM ile birlikte K-III ve K-IV ‘ün incelenmesiyle daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. MM, P, K-III ve K-IV komplekslerinin güney ve batısındaki mezarlıkta halktan insanların basit inhumasyonları ve daha sonra da kremasyon uyguladıklarını biliyoruz. Kurganlar ise soylular, ya da yönetici ailenin akrabaları olsun, ayrıcalıklı sınıfa ayrılmıştı. Standart tipte düz çatılı, alçak mezar odası, W kurganında tamamen gelişmiş görünmektedir. W kurganını MÖ sekizinci yüzyılın başlarına veya dokuzuncu yüzyılın sonlarına tarihlendirsek bile, iyi gelişmiş bir ölü gömme geleneğinin Batı Anadolu’ya ani bir girişi olarak görünüyor. Friglerin Gordion’a (ve Ankara’ya) gelmeden önce bu gömme geleneğini nerede uyguladıklarını ve Anadolu’nun, Avrupa’nın veya Asya’nın hangi bölgesinde, bu Gordion mezarlarının ve içindekilerinin yakın atalarını tanımamız gerektiğini bilmiyoruz. Güney Rusya ve daha sonra İskit ölü gömme gelenekleriyle genel bağlantı kabul edilmelidir. Ancak Anadolu’ya giriş şekli belirsizdir”, demektedir. (*)

Ayrıca şunu da söyler; "Young, Midas'ın hüküm sürdüğü Gordion'un, anıtsal "megara"lar ve etkileyici büyüklükte ve organizasyonda bitişik binalardan oluşan, iyi inşa edilmiş, ağır şekilde tahkim edilmiş bir kale olduğunu vurgulamıştır. Gordion'daki bu sekizinci yüzyıl sonu katmanı, şüphesiz Friglerin işgal ettiği ülkede yaygın olarak bulunan uzun süredir devam eden Batı Anadolu yapı geleneğinin bir uyarlamasıdır. Gelecekteki araştırmalar, işgalcilerin Avrupa'daki ilkel varoluşlarından Gordion'da görülen yarı kentleşmiş mimari organizasyona nasıl geçiş yaptıklarını açıklamak zorunda kalacaktır. Midas Gordion'u inşa edilmeden önce, hayatta kalan Bronz Çağı Anadolulu halklarıyla neredeyse dört yüzyıl boyunca simbiyoz halinde yaşamış olabilirler ve Batı Anadolu'nun bazı bölgeleri, merkezi platoya kıyasla yerleşim kesintilerinden daha az etkilenmiş olabilir. Frigler, Küçük Asya'ya girmeden önce kelimenin tam anlamıyla göçebe miydiler? MÖ 1200 öncesinde Avrupa'da yaşayan Friglerin göçmen veya yarı göçmen bir evresine dair hiçbir kanıtımız yok. Öte yandan, Gordion'daki Friglerle ilgili önceki iki makale, Frig kültürünün bazı "göçebe" özellikler sergilediğine işaret etmiştir. Friglerin göçebelerle paylaştığı ilk önemli arkeolojik özellik, gömme gelenekleridir. Önemli ölülerini kişisel eşyaları, mobilyaları ve hediyeleriyle birlikte bıraktıkları kütük evler veya daha basit ahşap yapılar inşa ederler. Bu ahşap mezar odaları daha sonra bir kaya ve toprak yığınıyla örtülür; bu sistemin en etkileyici örneği Gordion'daki en büyük tümülüs olan "Midas Kurganı"dır. Herodotos'un İskit mezar geleneklerine dair açıklamasıyla ve özellikle Altay'daki Pazırık'ta kazılan İskit liderlerinin mezarlarıyla olan paralellikler açıktır. Pazırık'ta, Gordion'daki "Midas" mezarının çift duvarlı korumasına ayrıntılı paralellikler oluşturan iç ve dış yapılar mevcuttur. "

Bu "sözde Frig" kurganları bu sebeple tekrar incelenmelidir. Çünkü Kurgan sahipleri yönetici sınıfa aittir ve bu yönetici sınıf Saka Türkleridir. 24 yıl boyunca kazı başkanlığı yapmış olan Rodney Young bile "Kurgan Z'nin, "kafesli" odalar inşa eden Altay halkıyla aynı soydan gelen birine ait olduğu şüphesizdir," diyordu. (*) Mellink ve Young Grek kaynaklarında bahsedilen bu "Frigler" üzerinden yorumlar yapıyor ve bölgede farklı bir budun olabileceğini akıllarına getirmiyor. Oysa Asur kaynaklarında "Phryg" kelimesi geçmez, Muşkiler olarak anılırlar ve Muşkiler bir Saka boyudur.

Mellink aynı zamanda Gordion'un Pazırık'tan daha eski olduğunu (oysa kıyaslamak için daha eski olan Tuva Kurganları var) belirtir ve "Frig gömme geleneklerinin prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur" demektedir.


Bu bölgelerde kim "Ahşap odalı kurgan" yapıyordu peki?.. İşte bunu dile getirmezler.

Gordion'daki Kurgan KY atlı bir mezarken, Kurgan P "İskit sanatıyla" doldurulmuş bir çocuk/tigin mezarıdır. Ramsay Frigya’da bulunan bir yazıtta geçen "knouman (κνουμανει)" sözcüğünün anlamını "mezar (tomb)" olarak verir. (*) Bu sözcük "korugan (kurgan)" sözü ile sesteş ve anlamdaştır, yani "knouman" sözcüğü de "beudos/bevdos" gibi Türkçedir. Kısaca Gordion, Ankara kurganları, Pazarlı ve Kerkenes gibi bölgelerdeki "Frig Uygarlığı/ Kültürü"nü sorgulamamız gerekiyor.

Türk Tarihi ve Türk Dili üzerine çalışan ve "Batılıların dayattığı" değil de gerçekleri açığa çıkaranlara saygıyla...


SB

Not: (*) "Turova ve Saka Türkleri" adlı 📕kitabımda kaynaklarıyla.

* "Frigler de Türk" yorumu yapılıyor ki hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü Avrupa'dan gelen Frig/Bryg Türk değildir! Mellink'in "...prototiplerinin Güney Rusya ve Sibirya bozkırlarına doğru ilerledikçe daha kolay bulunur"  yorumu gayet açıktır. Frigler kurgan yapmıyordu. Çünkü bu kurganlar Saka Türklerine aitti. Bu durumda da şu gerçek ortaya çıkıyordu: Yönetici sınıf Frig değil, Saka idi. Öyle ki mitolojik kurucuları Gordios'un (Goroğlu) adı bile Türkçeydi.


Mellink'ten inciler;

Frigya'nın "kurgan içinde kereste mezar" şeklindeki gömme geleneği, Güney Rusya kökenli olarak yorumlanmalıdır. Bu gelenek Asya'nın göçebe bozkır sakinlerinde de görülür, ancak kendi başına göçebe yaşamın bir göstergesi değildir."

[SB* Evet değildir, ancak ahşap odalı kurgan yapanlar Türk boylarıdır. Bu Hun Türklerine ait Noin-Ula kurganıyla, Tuva, Altay ve Kazakistan'daki da İskit/Saka Türklerinin kurganlarıyla, ya da MS dönemine ait Türk Kağanlığı, Hazar ve Kuman Türklerine ait kurganlarla da desteklenir.]

Sanatta göçebe özellikler sorusu belki de benzer bir niteliktedir. Geniş bozkır rezervuarı, bozkır sakinleri Yakın Doğu'nun yerleşik ve belirgin kültürleriyle temasa geçmeden önce belirli görsel sanat zevklerinin ve stillerinin geliştiği bir alan olarak yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Nihai ve melez ürünleri en iyi biliyoruz. Eski Yakın Doğu ve Yunan esintileriyle harmanlanmış İskit ve Sarmat sanatı, bilinen antik sanat dünyasından ödünç alınmamış belirli biçim ve konu özelliklerini hala korumaktadır. Birçok sanat tarihçisi, özellikle Rostovtzeff ve Minns tarafından incelenen "hayvan stili"nin özellikleri, Bayan Kohler tarafından önceki makalede vurgulanmıştır.

Hayvan seçimleri ve özel hayvanlar (kuşlar, geyikler, atlar), katlanmış pozlara olan tercih, hayvan formlarının ve unsurlarının fantastik manipülasyonu, zoomorfik birleşim ve zoomorfik çıkıntılar, ahşapta olduğu kadar metalde de modellemenin açısallığı, abartılardan duyulan kaligrafik zevk ve organik prototipinden ilham alan ancak ondan uzaklaşan formun serbest oyunu: tüm bu özellikler, Yunanistan ve Doğu ile olan çatışmasıyla alt edilemeyecek kadar inatçı bir sanatsal zihniyet veya üslup oluşturmaktadır. Güney Rusya'da Greko-İskit metal işçiliğinin nasıl geliştiği bilinmektedir; Ziwiye hazinesinin [SB* İskit MÖ 7.yy] İskit repertuarından ilham unsurları içerdiği de giderek daha fazla bilinmektedir. Ziwiye'deki altın işlemelerde, senkretik bir oryantal üslup (esas olarak Asur, Urartu) bazı durumlarda hazır İskit formlarıyla zenginleştirilmiş ve eklektik bir şekilde kullanılmıştır.

Bu durum, İskit ve daha önceki "göçebe" sanat biçimlerini, Yakın Doğu ve daha sonra Yunanistan'ın repertuarına maruz kalmadan önceki saf hallerinde izleme gibi ilginç bir görevi ortaya çıkarıyor. Artık, yaşamın ilkel ve göçebe bir aşamasındaki toplulukların sanat biçimlerinin varlığını veya kurtarılma olasılığını inkar edemeyiz. Göçebe bozkır sakinlerinin ve yarı göçebe veya yerleşik akrabalarının mezarları, bağımsız "göçebe üslubunun" kanıtlandığı yerlerdir.

Altay bölgesindeki Pazırık'ın donmuş kurganlarında bulunan mezarlar ve mezar ekipmanlarına dair dikkat çekici keşifler, nesneler geç ve karışık olsa da, kronolojik sınırlamaya tabi olmayan bir kanıt sunmaktadır. Ahşap, deri, keçe, tekstil, insan derisi gibi normalde bozulabilir malzemelerin, "hayvan üslubu"nun özel bir biçiminde, açık ve tutarlı sanatsal ifadenin taşıyıcıları olduğu gösterilmiştir. Pazırık'tan çıkan birçok süs oyma eseri, MÖ beşinci ve dördüncü yüzyıllara ait olsalar da, tamamen "göçebe" sanatına aitken, diğer eserler Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımaktadır." 

[SB* Hayır, Yunan, Ahameniş ve Mezopotamya esintileri taşımıyor, çünkü karşımızda bunlardan etkilenmemiş Tuva Arjaan kurganlarından çıkan benzer sanatsal örnekler var.]

"Pazırık'ın bize gösterebildiği kadarıyla, orijinal "göçebe" repertuarı zamansızdır. Antik dünyanın bilinen kültürlerinden bağımsızdır ve metalurjiden önce gelen ve bozulabilir olmalarına rağmen, ayrıntılı ve tutarlı bir sanatsal üslup için uygun araçlar olan malzemelerde yer bulmaktadır. Eğer bozkırda yaşayan çeşitli kabilelerin erken zamanlarda kendilerine özgü sanat stillerine sahip olduklarını kabul edersek -ve Pazırık öncesi bozkır sanatı buluntularından bazıları bunu doğrulamaya meyillidir- antik dünyanın daha iyi bilinen bölgelerindeki sanatın bazı yönlerini yeni bir ışık altında anlamak mümkün olabilir. Bayan Kohler, Gordion'dan gelen ahşap oymalar üzerine yazdığı makalesinde Frig repertuarında ve stilinde "göçebe" özelliklerinin ilginç bir gösterimini sunmuştur. Bu özellikler oryantal, Hitit veya Batı Anadolu kökenli değildir ve yalnızca Frig göçmenleriyle birlikte Anadolu'ya girmiş olabilirler; muhtemelen sahipleri tarafından taşınan ve kabilenin gittiği her yerde yapılmaya devam eden ahşap oymalarda somutlaşmıştır. 

[SB* Hitit veya Batı Anadolu kökenli değil, evet, ancak, "yalnızca Frig göçmenleriye Anadolu'ya girdiler" ifadesi yanlıştır, çünkü Saka Türkleriyle geldi.]

Birçok örneğin korunduğu dönemde Frigler, repertuarlarına oryantal esintiler eklemeye başlamışlardır; aslan ve aslan-boğa grubu açıkça Mezopotamya (veya Hitit) kökenlidir. Ancak bu gruptaki geyikler ve ilgili hayvanların antik Doğu ile hiçbir ilgisi yoktur. En güçlü benzerlikleri Pazırık'taki "göçebe" unsuruna dayanmaktadır. Burada da göçebe unsuru zamansızdır. Bunu ancak tesadüfi koruma bize ahşap veya diğer bozulabilir malzemelerden yapılmış bitmiş ürünler sunduğunda izleyebiliriz. Gordion'daki kazılar, özellikle P kurganından ahşap oymalar ve şehir höyüğünden bazı kömürleşmiş ahşap kabartmalar kurtarma konusunda şanslı olmuştur.

Bu sanatsal kategoride, Friglerin kültüründe "göçebe" bir unsur buluyoruz. Daha önce de kabul edildiği gibi, göçebe olan bir sanatsal özellik için "göçebe" etiketini korumak belki de haksızlık olur, ancak Frigler örneğinde bu, yarı göçebe dönemden yerleşik döneme taşınmış olmalıdır. Öte yandan, "hayvan stili"nin bazı yönlerinin kendine özgü kalıcılığı, bu sanatsal kompleksin kökenlerine atıfta bulunan göçebe etiketini haklı çıkarır. Pazırık ve Gordion tipi erken buluntuların eksikliği nedeniyle, hayvan stilinin yaşı spekülasyon konusudur. Şu anda elimizdeki en iyi belgeler, Kuban bölgesindeki Ulski [SB* İskit, MÖ 6.yy], Kelermes [SB* İskit, MÖ 7.yy] ve Kostromskaya [SB* İskit, MÖ 7.yy] kurganlarından çıkan yedinci ve altıncı yüzyıllara ait bronz ve altın eserlerdir. Bu eserler, tamamlanmış formlarında yerleşik prototiplere olan bağımlılıklarını ortaya koymaktadır. Yüzeylerinin eğimli işlenmesi, sanatçıların aşina olduğu bir malzeme olarak ahşabı işaret etmektedir.

Ne Kuban buluntuları ne de Ziwiye kompleksi, Gordion'daki ahşap oymalar kadar eski değildir. Frigya'dan elde edilen kanıtlar, "göçebe" sanatının bu kategoriye ait eserlerin antik çağlara ait olduğunu kanıtlamaya yardımcı olacaktır; bu sanat türünün MÖ sekizinci yüzyılda var olduğu kanıtlanmıştır, ancak potansiyel olarak çok daha eski bir döneme ait olabilir.

[SB* İşte burada yanılıyorsunuz. Daha eskileri Tuva'da, Ahameniş öncesi İran coğrafyasında. Ve Gordion'da daha eski Frig Sanatı aramayınız, hüsrana uğrarsınız, yoktur. Çünkü Frig öncesine aittir o sanat.]

Tunç Çağı Anadolu ve Yunan arkeolojisi, göçebe sanat kompleksinde varsayımsal bir aydınlatma kaynağı bulmuştur. Yerleşik kültür kalıpları, nihayetinde göçebe kökenli istilalar tarafından tekrar tekrar kesintiye uğratılmıştır. Tunç Çağı'nın Hint-Avrupa göçmenleri, ister Yunan ister Hititler olsun, genellikle istila ettikleri topraklardaki halkların kültürel ve sanatsal seviyesinin çok altında olan yıkıcı unsurlar olarak (arkeolojinin de haklı olarak savunabileceği gibi) sahneye çıktıkları düşünülmektedir. Daha spesifik olarak, Yunanlıların sanat alanında çok az şey getirdikleri, bunun yerine daha sonra Miken sanatının "tektonik" eğilimlerinde sergilenen bir zihniyet ve eğilim getirdikleri düşünülmektedir.

[SB* Sormazlar mı, madem Yunan kavimlerinin hiçbir sanatsal özgünlüğü yok, o zaman nasıl İskitleri sanatsal açıdan etkilemişler? ;) ]


Sorgulama zamanı 🧐


Kurgan B'de bulunan 4 balbal. 33 nolu balbal yukarıda daha net görülmekte.






BEUDOS - BEVDOS is TURKiSH; BET, BEDiZ.

"bädiz, bädizçi". Kül Tigin Monument south-11,12,13

“bet ‘face’, beti ‘form of beings in painting and sculpture’, bediz ‘ornament, relief or sculpture’.”

The claims about "Old Phrygian and PIE" origins for this word is complete nonsense.

“The rare Greek word bevdos ‘sumptuous woman’s dress’ is a borrowing from Old Phrygian bevdos ‘statue, image (of a goddess), which goes back to PIE *bheudh-os-  ‘perception’.”  (Alexander Lubotsky, 2008) and (Bartomeu Obrador-Cursach, 2020). 

Alexander Lubotsky and Bartomeu Obrador-Cursach should conduct more realistic studies and include Turkish in their work. Otherwise, their studies will be unscientific and inconsistent with "Academic İntegrity". Because, even "PIE *bheudh-os-" does not exist. 

More to read TR/ENG an excerpt from my book as pdf