Translate

12 Haziran 2017 Pazartesi

300 Spartalı dedikleri, 300 İskit olmasın?







Ya bu 300'ler, Sparta ile yapılan barış anlaşması sonucunda, köle olarak satılan İskitler ise?...
MÖ.425'lerde köle olarak satın alınan 300 İskit Atina'da polislik görevine getirilmiştir. 






"İlk olarak, bu dönem boyunca Peiraeus'u güçlendirdik. İkincisi, kuzeyde uzun duvarı inşa ettik. Sonra mevcut olan eski filoyu ki, kıymetli trireme (MÖ.500 lerde Hellenler tarafından yapılmış bir çeşit kadırga-SB) ile Pers ve barbarlarını yenerek bağımsızlığını kazandığımız Atina (orjinalinde Ellen ya da Atina olmalı, çünkü o dönemde henüz Yunanistan kelimesi kullanılmıyordu.-SB), yüz adet yenileri ile değiştirilmiştir. Ve şuan, ilk kaydodulan, üç yüz süvari ve üç yüz İskit okçusu satın alındı. Bunlar Atina'nın Sparta ile yaptığı barıştan kazanılan faydalardı, bu sebeple Atina demokrasisine güç kazandırdı."

Bu barış antlaşması MÖ 421'de yapılmış ve "Nicias" ya da "50 Yıllık Barış" olarak geçmektedir. Spachteria'da esir düşen 292 savaşçının ancak 120 si Spartalıydı. Buradaki sayı 300 bile değil, ama İskit okçu ve süvari sayısında açıkca 300 görülür.

"300" önemli ve kalıplaşmış bir rakam olmuş sanki, çünkü Serhas'a karşı duran Sparta kralı Leonidas'ın özel birliği de 300 savaşçıdan oluştuğu yazıyordu. Üstelik Hollywood'un "300 Spartalı" filmi de Leonidas ile Serhas arasında geçen Thermopyller Savaşı'nı anlatıyordu. Bu tarihi hikayeyi ise Herodot'tan öğreniyoruz. Ama Herodot da MÖ 490-425 arasında yaşamıştı, yani politikacı ve hitabet yazarı Andocites ile aynı dönemde yazmıştı. Peki hangisinin 300'ü doğru? Andocites'in ki mi, Herodot'un ki mi? Klasiklerin bütünlük içinde Orta Çağ'a kadar gelmediğini biliyoruz. Klasikler parçalar halinde, ya da diğer yazarların alıntılarından bütünleştirilen eserler olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Aşağıdaki veriler Herodot'un  "özgün" olup olmadığı hakkında bir fikir verebilir:


Herodotus:
The early historian Herodotus composed a history ca. 440 BC in the Ionic dialect of Greek. For the text we can rely on manuscripts from the middle ages and the renaissance, papyri, and ancient quotations.  Some of the quotations are valuable; many others suggest that the quoter was relying on his memory, which tends to make them of limited value. The papyri are all fragments of a page and are as follows:


The principal manuscripts are these:

These fall into two main groups; AB and DRSU.  CE and P are somewhere in between.  CE agrees usually with AB, but P does so very little.  A is the best representative of AB; R of DRSU until the arrival of D.  AB is rather better than DRSU.

The manuscripts and papyri do not give us information on all the forms of the text of Herodotus that were known in antiquity.  This we can see from the quotations of the text in other ancient authors.  A further proof appears in P.Oxy. 1092, where some lines of book 2 162 are given in a form almost identical to that of modern editions, and then notes a variation of a quite different form of the line.  But the majority of the variants known today are all on the surface of the text; divergences of orthography, dialect, or word order.  Some of these may be due to some ancient learned 'corrector' with his own ideas as to how the Ionic dialect worked.  But the majority of errors are simply those of the accidents of copying, errors of eye and hand.  The papyri, with the exception of P.Oxy.1092, contain few new variants and little that brings into question the value of the medieval text.  Almost none of the fragments of papyri overlap; the only two that do, P.Oxy. 1244 (start of 2nd c.) and P.Oxy.18 (3rd c.), give an identical text.  Both the manuscripts and papyri appear to derive from a common ancient edition which was widely circulated in the early centuries AD.  Who made this is unknown, although the Amherst papyrus reveals that Aristarchus made a ὑπόμνενα or commentary: perhaps he also made an edition.

Bibliography: Ph.-E. Legrand (tr), Hérodote: Introduction. Paris: Les Belles Lettres / Budé (1932),  pp.179-185 /link



*

Şimdi, Leonidas'a gelmeden önce Truva, Sinon ve Serhas'ı anlatayım.


Akhalı Sinon "Truva Atı"nın içeri alınması için Truvalılara yalan söyler : Truva'ya gelirken nasıl İphigenia kurban verildiyse, dönerken de onu kurban edeceklerdir ama kaçar ve Truvalıların eline düşer. Olan biteni anlatır ve kaçtığı için şimdi yurdunu göremiyecek ve suçunun cezasını ailesinden alacaklardır, yaşasa ne olur yaşamasa, salya sümük ağlar, Priam onu özgür bırakır ve "atı" sorar.

Sinon buna da yalan uydurur : Güya Odysseus ile Diomedes Athena tapınağının bekçilerini öldürmüş ve yağmalamış ve tanrıça öfkelenmiş, Bilici Kalkhas işlenen suça karşın meşeden bir at yontusu yapılmasını öngörmüş ve sonrada yurtlarına dönmeleri gerektiğini söylemiş. "At" kapıdan girmeyecek ayrıca tanrıçanın adağına da kötülük edilmeyecekmiş, yoksa Priam ve Truva için büyük yıkım olurmuş.

Arkasından Kalkhas'a lanet okur ve yıkımın onun başına gelmesini diler ve ekler : "Kendi ellerinizle getirirseniz kentinize büyük anıtı, günün birinde bir savaşta Pelops surlarının önündedir Asya orduları, budur torunlarınızın yazgısı."

Tabi bu sözler üzerine Truvalılar "atı" kapıdan değil surun bir bölümünü yıkarak içeri alır, ayrıca hoşlarına da gitmiştir Kalkhas'a okunan lanet.

Pelops derken Mora Yarımadası ile Atina surlarını kastetmektedir. Asya ordusu dediği ise Serhas (Xerxes) ve ordusudur. Yani bir bakıma bu kehanet gerçekleşmiştir. Serhas büyük bir ordu ile Çanakkale Boğazı'na "gemilerden yapılmış bir köprü"yle 7 gün ve 7 gecede geçer, Atina'ya gelir, herkesi kılıçtan geçirir, kenti de yakar.




Serhas'ın kara ordusunda kimler yoktur ki? 

Persler, Medler (Türk), Sakalar (Türk), Partlar (Türk), Hintliler, Kaspienler, Araplar, Düz saçlı Doğu Etiyopyalılar, Kıvırcık saçlı Libya Etiyopyalılar, Paphlagonialılar, Phrygialılar, Lydialılar, Traklar, Khalybialılar (Kaşka-İskit boyu), Kilikyalılar, Moskhoiler (Muşki, İskit boyu), Saspeirler (Subar/Sibir Türkleri), Erythreialılar ve Ölümsüzler...

Bu ordu listesi çok ayrıntılı bir şekilde verilmekte, Pers savaşçılarının kıyafetlerinin aslında Medlere ait olduğu, Medlerin önceden "Arian" olarak adlandırıldığı da belirtilmektedir...

Serhas'ın donanması : Fenikeliler, Filistinliler, Suriyeliler, Kıbrıslılar, Mısırlılar, Kilikyalılar, Lykialılar, Karialılar, Asya Dorislileri, İonialılar, Adalardan Pelasglılar, Pontoslular, Persler, Medler, Sakalar ve Koslular, Nisyroslular ile Kalydnosluların başında ise bir kadın amiral, Halikarnaslı Lygdamis'ın kızı "Artemisia"... 

Bu arada Lygdamis adı ilk kez MÖ 7.yy'da Batı Anadolu'ya saldıran Kimmerlerin (Türk) önderi olarak geçer Asur kaynaklarında Tygdame olarak geçer ve bugünkü Türkçe ile adı Toktamış'dır. Yani, Artemisia'nın babasının adı "Lygdamis" ya ödünçlenilmiş ya da bir Kimmer soyundan gelmektedir. Ayrıca Kilikyalılar, Lykialılar (Lukkia), Karialılar, İonialılar, Pelasglar, Pontoslular da "Grek" değildir!

Sinon'un kendi halkına, yalancıktan da olsa, okuduğu lanet mı tutmuş, yoksa Truvalıların ahı mı, bilemem ama tüm "Asyalılar", yaklaşık 70 bin ila 100 bin diyorlar,  Pelops surlarının önündeydi... [Zaten Zeus'un bu işlerine akıl sır erdiremiyorum] ... Yangın her şeyi yutmuştur, bu sebeple Atina'da hiçbir şey MÖ 5.yy'dan önceye gitmez. 

Şimdi gelelim Leonidas'a

*

Hyllos ve Herkül soyundan gelen Leonidas hiç beklemediği bir anda Sparta kralı olmuştu. Bu arada Serhas, İskit seferi de yapmış olan babası I.Darius'un Maraton Savaşı (MÖ 490) dedikleri başarısız Atina seferini tekrarlayarak zaferi göğüslemek istiyordu ve yukarıda anlattığım gibi ordusunu topladı. Atinalılar ise bu saldırıdan habersizdi. İlk haberi alan kişi Leonidas'tı. Serhas'ın kıta Yunanistan'a karşı silahlandığını haber eden, daha önce Medlere sığınmış olan Ariston'un oğlu Demaratos'tu. Gizlice gönderdiği mesajı Leonidas ve diğerleri anlamamış olsa da eşi mesajı çözmüştü. Böylece Leonidas Atinalılara haber etti ve müttefikleriyle birlikte yaklaşık 7 bin kişilik bir ordu topladı. 




Leonidas seçkin savaşçılarından 300 kişiyi yanına alarak Thermopyllere geldi. Thebailileri de yanına kattı, gerçi onların Medlerle anlaşma yapmış olabilecekleri iddiası da ortalıkta dolaşıyordu, ama onlara bir şans verdi. Sparta'da bir garnizon bırakarak geçidi savunmaya gittiler. Serhas'ın ordusu geçide yaklaştıkca Yunanlıları korku sardı ve kaçmayı bile düşündüler. Yine de yerlerinde kalıp merkeze haber uçurdular, çünkü karşılarındaki ordu kendilerinden kat be kat fazlaydı. 

Bu arada Serhas Spartalıları gözetlemek için bir casus gönderdi. Spartalıların yarısı talim yaparken, yarısı saçlarıyla uğraşıyordu ve sayları da azdı. Casusun gördüklerine anlam veremeyen Serhas Arsiton'un oğlu Demaratos'u çağırttı. Demaratos, kaç kişi oldukları önemli değildi, Spartalılar ölümü göze almıştı ve buna hazırlandıklarını, en yiğit savaşçılara karşı durduğunu söyledi. Serhas bunlara inanmadı ve kaçacaklarını düşünerek dört gün bekledi, ama Spartalıların bir yere gittiği yoktu. Serhas'ın sabrı tükenmişti ve Spartalıların üzerine Medler ile Kissialıları sürdü, onları canlı yakalamalarını istedi. Ama işler umduğu gibi gitmedi, ölümüne savaşan Leonidas'ın savaşçıları birçoğunu öldürmüştü. 

Bu meydan savaşının ikinci gününde bir Yunanlı, Ephialtes kendi insanlarına ihanet etti ve keçi yolunu koruyan Yunan savaşçılarının yerini Serhas'a iletti. Keçi yolunu ele geçiren Serhas'ın işi kolaylaştı. Burayı koruyan Yunanlıları önce Spartalı sanıp çekinmişlerdi, ama kim olduklarını anladıkları an saldırıya geçtiler. Yunan ordusunun yarısı kaçarak Spartalılar ile Atinalılara ihanet etmiş oldu. Bir de kendilerini haklı ve üstün çıkarmak için yalan uydurdular, güya Leonidas "Yunanlı" ölmesin diye kendi göndermişmiş, hatta müttefikleri izin istemiş ayrılmak için de o da izin vermişmiş..! Savaştayken kim kime izin verir? Ayrıca bu savaş sadece Spartalıların savaşı değil ki... Atinalılar'daki kibire bak!..

Medlerle anlaşmış olabilecek iddialarına rağmen Leonidas ordusuna aldığı Thebailılar ne yaptı peki? Perslerin üstünlük sağladığını anladığı vakit Leonidas'ın ordusundan ayrılıp Perslere teslim oldular. Yani Leonidas'a ihanet ettiler!..."Grekler" kendilerine kahraman mı diyor bir de?.. Kimmiş kahraman? Spartalılar, yani Lacedaemonlar "Grek" bile değil!.. Mitolojiye göre kurucusu Zeus ile Atlas'ın kızı Taygete'nin oğlu Lakedaimon olarak geçer. Eurotas (Erotaş) ırmağının kızı Sparta ile evlenir ve her iki isim de halkı ve coğrafyası için kullanılır. Peloponez (Mora) yarımadasının yerlileri ise Pelasglardır. Atlas ise Zeus'un zeka ve güçte üstün oldukları için kıskandığı bir ailedir, zaten bu yüzden tüm kardeşleri cezalandırır. Zeus'un kendisi bile "Grek" değildir, İlyada'da Pelasg Zeus diye geçer... Neyse...

Leonidas ve savaşçıları Serhas'ın ordusuna karşı kahramanca dövüştü ve meydan savaşında öldürüldü. 300 Spartalıların hepsi ölmemişti, kimi kurtulmuş ama onuruna yediremeyip bunalıma giren, alçaklıkla, korkaklıkla suçlanacağı için evine dönemeyen olmuştu. Herodot bunların hepsinin isminin kayıtlı olduğunu yazar. 

Savaş meydanını gezen Serhas, askerlerinden Sparta kralı Leonidas'ın cesedinin hangisi olduğunu öğrendiği an onun başını kestirip kazığa vurulmasını emretti. Kahramanca savaşan Leonidas'a yapılan saygısızlık Sparta halkı tarafından tiksintiyle karşılandı. Leonidas'ın cenazesi (sanılan) yıllar sonra vatanına getirelerek anıt mezar yaptırıldı.


"Pelops'un yarımadasından gelen dört bin er,
Burada üç yüz kere on bine karşı dayandı."

"Lakedaimon'a git söyle, yabancı,
O'nun emrini yerine getirmek için burada öldük."



Tabi savaş burada bitmiyordu, Artemision, Delphi, Salamis ve deniz savaşlarıyla devam ediyordu. Serhas Atina Akropolünü ateşe veriyordu, ama artık detayları kaynaklardan* okumak size kalmış...


Semra Bayraktar
*Virgil (kitap 2) - Herodot (kitap 7-8)



Sinema ile özellikle "batılılara" dayatılan "doğulu" betimlemesiyle ilgili olarak "300 Spartalı" (J.Toner - Homerosun Türkleri, kitabından):


"... Savaş sonrasında Doğu 'nun filmlerde temsil edilişine Doğulunun iki olumsuz algısı hakim olmuştur: Politik yönden farklı bir yer ve cinsellik bakımından farklı bir yer. Doğu ile Batı arasındaki politik farkı hiçbir film Termopilae Savaşı'nı anlatan 1961 tarihli "The 300 Spartans (300 Spartalı)" ve aynı hikayenin 2006 tarihli çizgi romanı 300 kadar iyi göstermemiştir. Birincisi Soğuk Savaş ile yakından ilgiliydi. 

İlk sahnede arka planda Partenon'un görüntüsü üstünden yazı geçerken ciddi bir ses otoriter bir tonla şunları söyler: "Yunanistan: Taşların bile insanların cesaretinden , dayanıklılığından ve şanından söz ettiği o sert ve zamansız ülke." Hemen kimin tarafında olduğumuzu anlarız. "Bu tarihte bir dönüm noktasının hikayesidir, üç yüz Yunanlı savaşçımn burada onların ve bizim özgürlüğümüze sahip çıkmak için canı pahasına savaştığı o mahşer gününün hikayesidir." (burada geçen 300 Yunanlı ifadesi saptırmadır, onlar Yunan değil Spartalıdır! - SB)

Perslerle belirlenen karşıtlık daha aşırı olamaz. Olaylar başlamadan önce perdeye bir metin yansır: "MÖ 480 yılında Pers Kralı Serhas küçük hir grup bağımsız Yunan devletini -o zaman bilinen dünyada hata ayakta kalmış tek özgürlük kalesini- yok etmek için muazzam köle imparatorluğunu harekete geçirdi." Filmin devamında Persler klasik bir Doğu despotunun tüm özelliklerini sergilerler. Filmin başlarında Serhas önüne getirilen ele geçirilmiş Spartalı bir casusa bakar. Gardiyanı Spartalıyı şöyle tanıtır "en iyi işkencemiz hile işe yaramadı. ( ...) Bir ses bile çıkarmadan iki adamımı bitkin bıraktı.

Serhas Yunanlıların ona direnmeyi düşündüklerine bile inanamaz: Spartalıya, "Senin ülken bölünmüş," der, "Tek bir hükümdarımı yok. Bana, dünya hakimine, nasıl karşı gelirsiniz?" Spartalının yanıtı onların birbirine zıt iki devlet yapılarını saygıyla açıklar: "Siz bunu anlayamazsınız efendim çünkü kölelerin hükümdarısınız ve özgürlüğün ne olduğunu hiç bilmezsiniz."

Atinalı konuşmacı Temistocles, Churchillvari ses tonuyla gelecekte olacaklar konusunda halkı uyarır ve ortak düşmana karşı Yunanlıların birleşmesinin gerektiğini söyler: "Tüm Asya üstümüze geliyor, sayıları Yunanlılardan çok fazla. Bu adamlar öfkeli, vahşi, kana susamış, sayılamayacak kadar çoklar, ama onlardan korkmamızı gerektiren şey bunlar değil. Güçlerinin kaynağı bu değil. Güçleri birliklerinde!

Neyse ki, Yunanlıların lideri, aksanıyla ve sair yönleri ile tam bir Amerikalı olan, Sparta Kralı Leonidas oradadır. Bu barbar güruha karşı savaşta özgür dünyanın lideri Sparta olacaktır. Gönüllü Yunanlılardan oluşan (acaba?! çünkü kaçanlar var! - SB) koalisyonunu Termopilae'ye götürerek oradaki eski duvarı yeniden inşa eder: "Bu duvardan geri adını atmayacağız," diye ilan eder. Bu açıkça Berlin Duvarı'na ve Doğu'yu Batı Avrupa'dan ayıran Demir Perde'ye karşı ideolojik bir tavır olarak okunabilir ve film ayrıca önemli cinsiyet farklılıklarını da vurgular. "Sparta kadınIarına diğer devletlerden daha çok özgürlük tanıyor," denir. Aksine Serhas komutanlarına şöyle emreder, "Askerlerinize bir tek bu geceyi verin sonra askerlerin bütün kadınlarını öldürün. Sparta ve Atina' da yeterince kadın var ve ben askerlerimin onları ele geçirmeye istekli olmasını istiyorum." Askeri bir çatışma olarak başlayan hareket şimdi muazzam bir grup tecavüz girişimine dönüşür. Ama Persler püskürtülür ve savaşın modern Batı için önemi kapanış konuşmasında yeniden seslendirilir: "Oysa bu Yunanistan için bir zaferden fazlasıydı; birkaç cesur adamın bir kez tiranlığa boyun eğmeyi reddedince neler başarabileceğini bütün dünyadaki özgür insanlara gösteren pırıl pırıl bir örnekti."

2006 yılına gelindiğine değişen pek bir şey yoktur. 300 filmi bu gibi basmakalıp Doğu algılarını kötülüğün özü olarak inceleştirir. Pers ordusu hayvanlaştırılır: "Bir hayvan yaklaşıyor," diye uyarılırız; bu "bu Serhas' ın ordusu olan canavardır." Pers ordusu göründüğünde bu şaklayan kamçılar ve lanetlilerin iniltileri eşliğinde olur. Pers askerleri esmer, siyahtır, yüzleri yoktur ve Arap tarzı eşarplar takarlar. Serhas'ın kişisel korumaları "tüm Asya'nın en ölümcül savaşçı gücüdür," onlar "beş yüzyıldır Pers krallarının karanlık emellerine hizmet etmişlerdir" (Hangi beş yüz yıl? Ahameniş zaten MÖ 550 de kurulmuştu, Serhas ise MÖ 519'da doğmuştu! Beş yüz yıl 'Pers' korumalığı yapması için MÖ 1000 de de 'Pers' olması gerek, halbuki onların Hindistan'dan coğrafi İran'a göçü MÖ 800 iken, devlet olarak siyasi gücü MÖ 550 de başlar! - SB) ve "gözleri gece gibi kapkara, dişleri köpek dişleri gibi törpülenmiştir" ve "ruhları yoktur." Onlar Mutasyona Uğramış Ergen Ninja Kaplumbağaları ile İran'ın Devrim Muhafızlarının karışımı gibi görünürler. Bireysel özellikleri yoktur ve maskeleri düştüğünde ardında gizlenen canavar benzeri yaratıklar ortaya çıkar. 

Bu feci güç de başarılı olamayınca Persler "kendi büyülerine başvurarak" Yunan hatlarına patlayıcı el bombaları atarlar. Serhas makyajlı, esaret zincirine benzeyen zincirlerle ve "piercing" ile donanmış iki metre boyunda bir dev olarak temsil edilir. O kendini tanrı sanan bir delidir: İri ellerini eşcinsel bir erotizmle Leonidas'ın omuzlarına koyarak, "Onlar kırbaçtan değil benim ilahi gücümden korkarlar," diye söylenir. Onun ve maiyetinin çevresinde bir cinsel sapkınlık ve aşırılık havası vardır. Sakat ve çirkin bir kadın lezbiyen bir öpücüğü paylaşır. Çok sayıda yarı çıplak kadın dışlanmış Spartalı (Spartalı değil Yunan! - SB) kambur ve hain Efialtes'in çevresinde kalça kıvırır. Bu Serhas'ın Efialtes'ı kışkırttığı alternatif lekelenmiş kadınlar alemidir: "Yunan dostlarının ve sahte tanrılarınızın senden esirgediği her zevki sana sunacağım." Böyle müthiş bir kışkırtma karşısında Efialtes'in teslim olmaktan başka yapacağı bir şey yoktur: "Evet, hepsini istiyorum -servet, kadın ve bir şey daha- bir üniforma istiyorum. "... "

Hollywood işte...


*


Andocides, On the Peace with Sparta:

"To begin with, we fortified Peiraeus in the course of this period1: secondly, we built the Long Wall to the north: then the existing fleet of old, unseaworthy triremes with which we had won Greece [at that time the word Greece didn't exist, it was Athens. Do not change the original names if you translate the ancient writings!- SB] her independence by defeating the king of Persia and his barbarians—these existing vessels were replaced by a hundred new ones: and it was at this time that we first enrolled three hundred cavalry and purchased three hundred Scythian archers. Such were the benefits which Athens derived from the peace with Sparta, such the strength which was added thereby to the Athenian democracy."




Scythian slaves, owned by the state and used as city police in Athens.
and Centaurs are the mythological expression of Scythian Turks.
If the Centaurs were barbarians, how did they educate the others? ;)
The meaning of Barbar was "non greek language speaking"!
SB.


ilgili: