amazon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amazon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2021 Pazartesi

Atalanta'dan Telephos'a

 

ATALANTA, (Atalante) Arkadya (ya da Boiotia) bölgesinde ERTEMİ'yi (Artemis) simgeleyen bir avcı kızdır. ARKAS'ın torunu LYKURGOS'un (Lykos=Kurt) oğlu olan babası YASOS (İasos) bir erkek çocuğu olsun istermiş, ancak kızı olunca Atalanta'yı dağa ölsün diye bırakmış. DİŞİ BİR AYININ emzirmesiyle büyüyen Atalanta, daha sonra avcılar tarafından bulunarak yaman bir avcı olarak yetiştirilmiş. Hatta koşuda da kimse onu geçemezmiş. Evlenmek istemediği için de taliplerini kendisiyle koşuda yarışmaya zorlar, hepsini geçer sonra da kargısıyla öldürürmüş. 


DEDE LYKURGOS Spartalıların kurucusu ve Yasa Koyucu'sudur [MÖ.900-800, ancak Miletli Thales'le (MÖ 624-MÖ 546) de arkadaş olduğu söylenir. Mitolojik hikayelerin birçoğu ödünçlenme, öykünme ve uydurma olduğu için tarih uyuşmazlıklarıyla sıkça karşılaşırız.]. Spartalılarda kadın-erkek eşitliğini savunur ve ona göre yasalar koyar. Böylece Spartalı kadınlar da askeri eğitimden geçer, spor faaliyetlerinde bulunur. Hatta evlenecekleri erkeğin kendilerini güreş dahil spor yarışmalarında yenmelerini isterler. Oysa Lykurgos, Turovalıların müttefiki ERPATALARIN (Amazon) destanlarından etkilenip bu yasaları getirmişti.


Atalanta ile Peleus, Pelias'ın cenaze oyunlarında güreşirken. MÖ.500–490


BANU ÇİÇEK, KAHKALARLA GÜLDÜĞÜNÜ DUYUYORUM ;)

Grek kültüründe "güçlü, savaşçı kadınlar" yokken,

eksik kalmasınlar diye kendilerine bir tane uydurmuşlar.


Peki Peleus kimdi?


PELEUS, TELAMON'un kardeşi ve AKHİLLEUS'un (Aşil) da babasıydı. Salamis Kralı TELAMON ise TUROVA Kralı PİRİM'in (Priamos) kızkardeşi ESİN ENE'yi (Hesione) Turova'ya yapılan ilk saldırıda savaş ganimeti olarak alıp götüren kişiydi ve ondan olma oğlu YEĞEN TÜRKER'in (Teucer) de babasıydı. Turovalıların atalarının adı da TÜRKER'dir ve ona saygıdan dolayı (ATA KÜLTÜ) kendilerini her zaman TÜRKER olarak adlandırmışlardır.


YEĞEN TÜRKER her zaman bir ASYALI olarak görülmüş ve betimlemelere de yansıtılmıştı. Turova Savaşı'nda Akhaların tarafında yer alan ve de OKÇULUĞUYLA da ün salan Yeğen TÜRKER kıyafetleri ve sadağıyla İSKİT/SAK TÜRKLERİ gibi betimleniyordu. YAYI ise TÜRK TİPİ YAY'ıydı.



Görsel İlyada'dan; Babadan kardeşi olan BÜYÜK AYAZ (Ajax) kalkanıyla YEĞEN TÜRKER'İ

TUROVA TEGİN'i EKE TUR'UN attığı kayalara karşı korumakta.

Ancak Eke Tur yine de kuzeni Yeğen Türker'i yaralamayı başarır.



Gelelim Akhilleus'a

Akhilleus'in doğum adı Ligyron'dur.The
Adı; Akhilles ya da Aşil değil Ağilefs olarak okunur. Adını Kimmer Kheiron verdiyse adı neycedir?
AĞ = AK Türkçedir / Ağ İl / Achilleus'teki -eus eki de Grekçe değil, Anadoluludur.

Barbar dedikleri Kimmer 'Kentaur'lardan eğitim alan 'Grek Kahramanları' (!)







Kimmer Türkleri, Tengri tamgasıyla Taşbaba - Ukrayna




ATATÜRK ATALARIYLA...

Ankara da 20 adet kurgan vardı. Bunlardan üçü Rasattepe'deydi ve Kimmerler Türklerine ait. Atatürk Orman Çiftliğinde ise küçük bir kurgan daha var ve incelemeler sonucu atlı gömü-kremasyon olduğu ortaya çıktı . O da Kimmer Türklerine ait.
Kimmerler Antandros'a, Efes'e, Kapadokya'ya hükmetti, kurganlar bıraktı.
Bin Tepeler Kurganlarının araştırılmaması düşündürücüdür...
Efes'e kadar gelen L/Tugdamme bugünün Toktamış'ıdır ...



Tarihçi Hekataios'a (MÖ 6.yy) göre adı Etrüskçe AİTHALİA (AYTİLLA) olan Elba'da Etrüskler Demir çıkarıp işlerdi.

Turova Kralı PİRİM'in kızkardeşinin adı da AYTİLLA'ydı ve Mysia Kralı TELEPHOS (ki adı Yerli Hattilere dayanır, Tarım Tanrısı TELEPİNU) ile evliydi.


Demirci Ustaları Etrüskler
TURCCİ = EGE HAVZASININ YERLİLERİ PELASGLAR=TURHENLER=TURANLAR


Savaştan önce Mysia kıyılarına gelen Akha ordusuyla savaşan Telephos Akhilleus tarafından yaralanır. Aradan 8 YIL geçmesine rağmen yarası iyileşmez. Kehanete göre ancak Akhilleus iyileştirebilecektir. Aulis Adası'nda bekleyen Akha filosuna gider ve Akhilleus'a yalvarır. O da Turova'ya giden yolu tarif etmesi karşılığında onu iyileştirecektir. Kral Telephos, Akhilleus'un onun savaşa katılmasını istememesi şartıyla yolu tarif etmeyi kabul eder. Sonuçta Kral PİRİM ENİŞTESİdir. Ama oğlu Eurypylos bir bölük askerle dayısına yardıma koşar...

Turova Savaşı 10 yıl sürdü diyorlardı değil mi?
Büyük Yalan. Akha Filosu, 8 YIL geçmesine rağmen henüz TUROVA'YA AYAK BASMAMIŞ, Ege'de korsanlık ve yağmacılık yapmaktaydı...




Semra Bayraktar (SB)


... Anlatılmayan Tarih

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Büyük İskender ve Terhis Edilen Ordu

 



Gavgamela muharebesi ve Ön Asya ülkelerinin zaptı

... İskender 330 İlkbaharında İran'ın uzey bölgelerine girerek Ekbatana şehrini işgal etti. Ordusunda bulunan Yunan erlerini terhis etmek, bunları birçok para ve armağanlarla yurtlarına göndermek suretiyle "Panhellen öç seferi"nin sona erdiğini resmen ilân etti. O andan başlayarak İskender öç seferinin komutanı olmaktan çıkmış "Asya Kralı" olarak fetihlerde bulunmaya başlamıştır....


Doğu İran ve Orta Asya Ülkelerinin zaptı

İskender'in MÖ 330 ile 327 yılları arasında doğu İran ve Orta Asya'da yaptığı savaşlar Pers krallığının doğu satraplıklarını ele geçirmek amacını güdüyordu. Bütün bu savaşlar çok güç koşullar altında yapılmıştır. Çünkü bu ülkelerde oturan insanlar son derece cenkçi idiler. Bunlar pek erken kabullendikleri Zaratuştra dininden ötürü dinsel ve ulusal duygularını pekiştirmişlerdi.

İskender çok engebeli olan bu ülkelerde ağır silâhlı büyük ordularla iş görülemiyeceğini, ancak çete harbi yapmakla başarıya ulaşabileceğini takdir ederek ordu teşkilâtında büyük değişiklikler yaptı, süvarı alaylarını daha küçük birliklere (lohos'lar, 329'dan sonra hipparhia'lar) ayırdı; düşman süvarilerini örnek alarak ok ve kargı atan süvari kıtaları meydana getirdi. Piyade, mümkün olduğu kadar çabuk manevra yapabilmesi için, hafif silâhlar verdi; ağır silâhları ise kalelerin ve ülkelerin işgali işlerinde kullandı. Diğer taraftan ordusunun ikmalini pek uzakta kalan anayurttan sağlayaman İskender Med'leri, Pers'leri ve Orta Asya'nın bazı cenkçi kavimlerini silâh altına aldı.


Ord.Prof.Dr. Arif Müfid Mansel. / Ege Ve Yunan Tarihi, Türk Tarihi Kurumu, 1999








Büyük İskender'in komutanları da kendisi gibi Makedon kökenliydi. Prof.Dr. Mansel'in de dediği gibi, eğer Grek savaşçılar terhis edilip geri gönderildiyse ve de orduya doğulular alındıysa, o zaman doğuda bir Grek varlığından bahsedilemez. Olsa olsa "Hellen kültürünü içselleştirmiş Makedonlular ile Doğulu kavimler" olarak adlandırılabilinir. Ayrıca, birçok kaynakta "Grek savaşçıları" "mercenaries", yani "paralı asker" olarak geçer.

Bu doğu seferinde, her ne kadar yeri geldiğinde savaşmış olsalar da Sakalar ile Erpatalar da hem savaşçı olarak, hem de at tedarik ederek, İskender'in ordusuna katılmıştır.


SB



Büyük İskender ve İskit kralının kardeşi "Carthasis"

Büyük İskender ve Amazonlar

Büyük İskender Tarzı Sakal Traşı





10 Ağustos 2018 Cuma

Umay Ana - Kayın Ağacı - Artemis




Artemis (1) ilahisinde Kallimachus (2) şöyle yazar:

"Uzun bir süre önce dövüşken Amazonlar (3)
Artemis senin heykelini bir kayın ağacı altına,
Kraliçe Hippo'nun adaklar sunduğu yere
diktiler ve silahlarını kuşanarak kalkan dansını
yaptılar, sonra bir daire şeklinde genişleyerek
tiz sesli flütün eşliğinde, gürültülü titreşimleriyle
yeri göğü sarstıkları bir dansı yaptılar."


"Efes'te savaş donatımlı kadın rahipler vardı." (4)
(Halikarnas Balıkçısı - Altıncı Kıta Akdeniz)




“İlk başta Ülgen atamızdan türediğimiz zaman bu iki Kayın Ağacı Umay Ana ile beraber (gökten) inmiştir”. (5)
(Abdulkadir İnan - Eski Türk Dini Tarihi)


"Gobustan'daki Maral buyunuzlu ANA TANRIÇA. Ural və Altaylarda da rast gəlinir. 
Yuxarıda, sol tərəfdə HUMAY damğası diqqətə şayandır. "
Elşad Alili / Bakü








(1) Artemis Grekçe değildir, Likçe adı Ertemi.
(2) Callimachus (MÖ.3.yy - Kirene/Libya), şair ve İskenderiye Kütüphanesi'nin bilginlerinden.
(3) Amazonlar - Oerpatalar (Tr.)
(4) Kadın Savaşçılar , Kadın Şamanlar , Mulan



Amazonlar ile Büyük İskender arasında politik diyalog sonucu, Amazonlar Büyük İskender'e yılda 100 talent altın ve 
500 kadın savaşçı desteği ile 100 adet at teklif etmişlerdir.





12.-13.yy Selçuklu Dönemi Ayna (Közüngü) Arkalığı









SB




23 Mart 2018 Cuma

Pazırk'tan Gordion'a Türk Dünyası - IV




önceki Pazırık'tan Gordion'a Türk Dünyası - I / II / III




Frigya - Gordion ahşap panel üzerinde OZ damgası


Frigya - Gordion başka bir panelden detay


Kars-Posof 19.yy Halının üzerindeki damgalar





Damgalar konusunda Mustafa Aksoy ne diyor? : 

“Oş/Kırgızistan, Lviv/Ukrayna’da bir kilisede şamdan, Mari El’de süt poşeti ve İvanov’un Sibirya araştırmasından bir damga… Bu yerlerde yaşayan Türklerin dinleri, dilleri vatanları, devletleri farklı, ancak damgaları ortak. Söz konusu damgayı Türk kültür coğrafyasının her yerinde görmek mümkün. Dolaysıyla tarih ve kültür araştırmalarında damgaların önemli belgeler olduğunu söylemek abartı olmamalı.” 


resim: Mustafa Aksoy


"Bunlar geleneksel, yani atadan görerek yapıldıkları için sosyal DNA özelliğine sahiptir. Dolayısıyla tarihe ve kültüre yeni bir yöntemle bakabilmemiz mümkündür. Kürtçülük yapanların veya ve farklı bir dil konuşuyor diye bazı insanları Türk kültür coğrafyası dışında görenlerin de bu damgaları anlattığına biraz kafa yorması gerekmiyor mu?" M.Aksoy


resim: Mustafa Aksoy ""Damgaların yazdığı tarih, üste ortadaki damga Alaska’nın başkenti Anchorage’den, diğerleri Şırnak, Siirt, Hakkari, Türkmenistan (bayrağından ve patikte), Antalya, Kazakistan, Rize, Kırgızistan’dan... "



Geçen hafta bulduğum Daunia Stelleri de Taşbabadır aslında. Ve en önemlisi üzerlerinde Türk halı kilim desenleri vardır. MÖ.8.yy-ila MÖ.6.yy a tarihlenen Daunia stelleri ya Etrüsklerin etkisiyle ya da bizzat Etrüsk soylular tarafından yapılmıştır. Çünkü, İtalyanın güneydoğusunda yaşamış olan Daunialar Etrüsklerin müttefikidir. 





 Frigya,  fildişi mobilya parçasında Türk Damgası




En eski Oz damgası Saymalıtaş'tadır. Mezopotamya’da görüldüğü gibi, Anadolu’nun birçok yerinde de görülür. Truva da MÖ 3000. Hatti MÖ 2500. Göktürk alfabesinde Z ye gelen sestir. Ozlaşmak tanrıya ulaşmaktır, bu sebeple de şairlere OZAN denir.


Frigya-Gordion, ahşap mobilyadan detay "Oz Damgası" ile "Ay düğümü"


Truva - MÖ 2000 - 1200

Hatti - Alacahöyük MÖ 2300

Ahmet Yesevi Türbesi - Kazakistan

Saka-Türk dönemi - Afganistan

Türkmenistan, Halı detay, Oz Damgası ile Ay Düğümü.





Kısrak Sütü Kımız ve Amazonlar

Amazon Part Atışı yaparken - Etrüsk vazosundan detay, MÖ 6.yy
Başlığa dikkat...


Dünyada sadece iki millet kısrak sütü içer, Moğol ve Türkler. Başka bir millet içmez. Persler de içmez, Grekler de içmez. MÖ 1000 lerde Akdeniz havzasında Moğol vardı da biz mi okumadık?..  

Hesiod ve Homer kısrak sütü içen topluluktan bahseder, bunlar Kimmer ve İskit'tir. Virgil’in kitabında Amazon olan Camilla kısrak sütü içer, Latinler içiyor mu? Hayır içmiyor. Camilla’nın Türk olduğunu söylemiyorum ama o bir Amazondur... Ve Amazonların İskitlerden olduğu kanıtlanmıştır. [[Andrea Major ile Dr.Kimball Amazonalar ve İskitler için Türk demez! Hint-Avrupacıdırlar!]]



Gorgolardan Medusa Centaur şeklinde, Perseus kafasını keserken, MÖ 795

“Gorgo'lar Amazonlar gibi savaşçı bir soydur. Atlant'lara (Atlantis) yakın bir uzak ülkede oturur. Amazonlar, kraliçeleri Myrina'nın yönetimi altında Atlant'ları yendikten sonra, bunlar Amazonları Gorgolara saldırmaya iter. Gorgolar yenildikleri halde, kısa zamanda toparlanırlar, ama sonra Perseus ve Herakles eliyle alt edilirler.” [Sicilyalı Diodorus (MÖ.90-30)önemli bir kaynak, (Azra Erat-Mitoloji Sözlüğü)]

Gorgolar Amazonların bir koludur ve bu Gorgolar "Koruyucu zırh olarak büyük yılan derilerini kullanırlar" der Diodorus, tıpkı At-Adam şeklindeki Medusa'nın bedeninin pullu olması gibi. Ve belki de bu yüzden saçları yılanlı tasvir edilmişti. Yaşadıkları bölgeye göre değişen kıyafetleri; Kürk, Deri, Pantalon ile çizme botlarıdır. Ama Hellen sanatçıları onları elbise, etekle de resmetmişlerdir. Onlar kendilerine İskit-Türkçesinde "Oerpata", yani Er öldüren derken, Hellenler "Amazon" dedi.  Peki Gorgon kelimesi?  Gorgo Türkçedir: Korku’dur. Azerbaycan Türkçesi : qorxu / Kırım Tatar Türkçesi : qorqu  / Türkmenistan Türkçesi: gorky ‘dur. Hep aynıdır.




sözde "Frig" başlığı



Gordion’da bulunan başlık tiplerine Frig başlıkları adını verdiler. Ama o başlıkları Pazırık’ta, Orta Asya Sakalarında da görüyoruz. Frigler’den önce Kimmerler, aynı dönemde ise Sakalar var.  İskitler, Sakalar, Amazonlar, Partlar, Göktürkler ve Anadolu’nun zeybekleri de kullanmış bu başlıkları. Peki o zaman nasıl Frig kökenli oluyor da "Frig başlığı" adını taşıyor?  Bu akademisyenleri gerçekten anlayamıyorum… 


Pazırık kurganından çıkan başlığın ve pelerinin çizimi




Başlık Frig değil İskitlere aittir.



Friglerin tanrısı dedikleri Sabazios mesela… Saban bir İskit-Türk boyudur. Daha öncede bahsettim gibi Suvar/Sibir diğer adlarıdır. Sabazios sürekli at sırtında yaşayan göçebe atlı, gökyüzünde gezen gökbaba, Arpa ve Bira tanrısıdır. Aslında sonradan Dionysos'a dönüştürülmüştür ve diğer adı da Bacchus’tur. Bacch Türkçedir, Bağ - Bağcı demektir. [kaynak: meslektaşımız Güven Beker’in çevirisini yaptığı 'Eski ve Modern Türkler' Mustafa Celalettin Paşa] 

Anatanrıça Kybele himayesinde olan Dionysos Anadoluludur, Hellen kökenli değildir. Dionysos Bakkhoi ya da Bakkhoi Saboi olarak ta adlandırılmıştır. Hellen halkı içine sinderebilsin diye, Zeus'tan ikinci kez doğurulma miti uydurulmuştur. Üzümden şarap yapmasını öğrenir ve öğretir, “ilk öküzü Sabana koşan” tanrı olarak da anılır. Tıpkı Sabazios gibi… Zeus kelimesi bile ondan türetilmiş olabilir…  



Sabazios, MS 170-230 Roma dönemi


Haziran-Temmuz aylarında Orta Asya ve Rusya’daki Türklerin kutladığı  Sabantui da (Tui-Toy-Bayram) hasat bayramıdır, Dionysos şenlikleri olarak ta geçer. Bugün değişmeyen adıyla Sabantoy  kimler tarafından kutlanılıyor? Traklar mı? Grekler mi?...



Hayatın Efendisi" ya da "Hayat Ağacının Efendisi" Dionysos (Bacchus)
Şarap Kabı - MÖ 6.yy ortaları


James Frazer’ın “Altın Dal” kitabından bir bölüm: "Dionysos ya da Bakkhos en çok şarap tanrısı olarak tanınır, fakat o genellikle bir ağaç tanrısıydı. Örneğin, bütün Yunanlıların "ağacın Dionysos"una kurbanlar verdiği söyleniyor. Boeotia'da [pelasg bölgesi] onun unvanlarından biri "ağacın içindeki Dionysos" idi.  Şimdi bağlantı kuralım:

Ağaç Kovuğu - Kıpçaklar [Kimmerlerle soydaş] Gobustan
Ağaçtan Doğma - Ağaç Ata – Uygurlar Destanı
Dionysos = Sabazios "Atıyla gezen Göçebe Tanrı" ve Bakkhos - Bağcı - Bağ
Bir İskit [Saka] boyu olan Saban (Suvar/Subar/Sibir Türkleri) Kimmerlerin atası
Avrasya'daki Türklerde (Tatar, Başkort) Sabantoy 
Size neyi hatırlatıyor? Tabii ki  Sabazios = Bacchus = Kimmerler'i 



Marsyas'ın hayatını anlatan lahit, Roma dönemi

Marsyas – Marsu+As; bir Frigyalı mıdır? Yoksa Kimmer ve Saka soyundan mıdır? Çünkü kaval bir Türk icadıdır.  Hellenlerin çalgısı ise Lir'dir.

Dr. Atınç Emnalar : "Alman asıllı müzikolog Curts Sachs , kavalın Türkçe asıllı olduğunu belirtmiştir. Macaristan Zulnak’ta, 1933 de bir 'kurgan da Türk çobanına ait ''ötkeçin''ne yani kemikten yapılmış çifte kavala rastlanmıştır." [[not: Kaval kemiği adı da buradan gelmektedir]].  Macar Denes Van Bartha, bu tür örneklerin yayılma merkezinin Ural ile Altay arasındaki Ön Türklere ait en eski uygarlık ürünü olduğunu ayrıca doğrulamıştır. Anadolu’ya İskitler vasıtasıyla geldiği söylenir" der.

Hellenler bu flüte sahip olabilmek için Marysas efsanesinin başına, "Athena'nın bu flütü icat ettiğini, üflediğinde çirkinleştiğini, diğer tanrıçaların gülüp alay etmesinden dolayı da dünyaya attığı" bölümü ekler..  Apollo'nun, Marsyas'ın derisini bir İskit’e yüzdürdüğü de söylenir.  Roma ve Avrupa içlerine Etrüsklerden geçtiği bilinir. Romalılar ile Hellenler arasında, Etrüsklerin ulusal çalgısı olan çift çıkışlı flüt (Aulos) bir efsane olmuştur.  

Adile Ayda: "Eberhard’a göre Türkler fevkalâde iyi flüt çalardı: iki çeşit flüt kullanırlardı… Etrüsklerin ise flüt çalmaktaki ustalığı Yunanistan’da bile ün salmıştı ve Etrüsk kelimesi “iyi flüt çalan” manasına gelirdi" der.


Çok karıştı değil mi? Benim bile aklım karışıyor…

Özetle; Frigler, Kimmer ve İskitler'den çok etkilenmişler, hatta Frig denilenlerin Kimmer-İskit/Saka Türkleri olma olasılığı çok yüksektir. Çünkü, MM dedikleri sözde Midas Kurganı Muşkili Mita'nın babası ya da dedesine ait ise, o zaman o kurganın sahibi de Muşkilidir. MÖ binli yıllarda ortaya çıkan Muşkiler, MÖ ikibinli yıllardaki  Kaşka/Gaşkalarla aynı soydan ise, Kaşkalarla MÖ 7.yy'da tekrar İskit-Saka olarak karşımıza çıkanlarla aynı boydansa, Gordion Kurganı'da Türk soylusuna aittir demektir. Ayrıca, mitoloji ve destanlarda İskitler "Greklerden" değil, "Grekler" İskitler'den etkilenmiştir, tıpkı Avrupa ortaçağ destanlarının Türk destanlarından etkilendiği gibi..

Çingiz Garaşarlı "Truvalılar ve Etrüskler Türk İdi" kitabında : Trakların ulusal kökeniyle ilgili gerçekleri İskandinav yazıları korumuştur. Trakya da ilk önce yaşamış Tiras ve ondan Türklerin türemeleri yazar. Tiras sözcüğü 10.yy da Hazar Türklerinin yazılı belgesinde Türk ulus adlarından Tir-s sözcüğüyle aynı kökenden. Trakların Bisalt adlı boyu, da Türk boyu Bizal da. Buzal, Bozal olarak ta Azerbaycan'ın Tovuz ilçesinin Bozalganlı köyünde yaşar. Trak boyu Saki, Truva ve Trakya'da Skay boyları. Bu Saki-Skay Türk Saka ulus adıdır. Trak mitolojisinde türkücü diye bilinen Tamir sözcüğü Türk uluslarında yaygınca görülen bir kişi adıdır. Trakya'nın Dakiya kentindeki bir dağ Tape adını taşımıştır. Trak dilinin söz varlığında ve Türk dillerinin kaynaklarında yapılan araştırma sonucu, Trak dili söz varlığının çok daha eski dönemlerde Türkçe kökenli olduğu gösterilmiştir. Daha eski Trak söz varlığındaki kişi, boy, ulus ve yer adlarının eski Türkçe söz varlığında karşılıkları vardır. Ayrıca eski Trak dili söz varlığı, eski Türkçe niteleme sözcüklerinin kökleriyle kolayca açıklanmaktadır. Ancak MÖ 1.binyılda tümüyle özümlenmeler sonucu özgün dillerini yitiren Trakların özel adlarından oluşan geniş söz varlığı doğal oalrak Hint-Avrupa kökenlidir. Trakları Hint-Avrupa kökenli sayan Batılı dil bilimciler, eski Trak ülkesinde sonraki çağların Hint-Avrupa kökenli özel ad söz varlığını araştırmışlardır. Ancak, onlar, çok daha eski dönemlerin Hint-Avrupa kökenli olmayan özel ad söz varlığının eski Türkçe kökenli olduğunu belirtmemişlerdir." der.  Yani Traklar'da da Türkçe ve Türk görülüyor.



Frigya MÖ 8.yy - Gordion ile İskit MÖ 7.-6.yy - Ziwiye
Koç Şeklinde Rython





Son olarak;
Neden Türk kültürü ve Medeniyeti denmez?

Isaac Newton için; "İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof, ilahiyatçı"… Nikola Tesla için ; "Sırp kökenli Amerikalı mucit, fizikçi"… Thomas Alva Edison için ; "Amerikalı mucit" .. denilirken, hiçte "Hıristiyan" mucit falan denilmiyor. Hatta bu kategoride bile arayamazsınız, ama İslam Mucitleri, İslam Matematikçileri, İslam Sanatı mevcuttur.

Lakin, Tıpta, bilimde "Büyük Üstad" olarak anılan İbni Sina; Sıfırı bulan, Ay'da bir kratere adını verdikleri, Cebir'in babası Harezmi ; Astronom , matematikçi Ali Kuşçu ; Da Vinci'yi bile etkileyen "El-Cezeri" ; gibi TÜRK mucitler "TÜRK" yerine "İSLAM" olarak tanıtılmaktadır. Nedense, Türklerin siyasal kimliğini belirlemede İslamlık öne çıkmaktadır. Halbuki, İslam bir çok farklı millet barındırır. Biz de Yahudi ya da Hıristiyan eserlerini, din başlığı altında mı sergileyelim yani?.. o anlama geliyor çünkü…



Çiçek aşısının muciti TÜRKLER'dir. 

Çiçek aşısını yapan Yörükleri (Türk’tür farklı bir etnik yapıştıran batılılara inat) görüp bizzat deneyimleyen, İngiltere’nin İstanbul seferinin eşi Lady Montagu 1718 yılında bu olayı İngiltere'ye götürmüş, Kraliçe’nin izni ile hükümlülerin üstünde denetmiştir. Bu tarihten sonra da İngilizler tarafında icat edildiği öne sürülmüştür. 

"1798 de ilk çiçek aşısının öncüsü, dünyanın ilk aşısı" İngiliz Edward Jenner diye tanıtılan ; ya da  kuduz aşısını bulan Fransız Louis  Pasteur diye de devam edenlerin etnik kimliği hep bellidir. Domino etkisi yapan ve dünyanın ilk aşısı olan çiçek aşılamasını kimin kimden aldığı öğretilmez…Türk ‘ün adı anılmaz. Zamanında Montagu’nün mezar taşına iyi ki yazılmış da artık söyleyebiliyoruz; “ Çiçek Aşısını Lady Montagu Türkiye’den İngiltere'ye getirmiştir” diye...

Bilenlerin sayısı o kadar azdır ki, siz anlatsanız bile, size hadi canım der gibi bakarlar. Batılılar gururla yaptıklarını anlatırken, öğretirken, “biz” bırakın uzak tarihi, yakın tarihte yaptıklarımızı bile anlatamıyoruz. Halbuki bu tip olaylar bir ulusun medeniyet ölçüsüdür. 

Bunun yanında İtalyan Giuseppe Adami ve Renato Simoni tarafından bestelenen Turandot operasını yazan bir Farslı değil Türk'tür; Nizami Gencevi'nin destanıdır, ama dünya Turandot'u Fars destanı / İtalyan operası diye alkışlar....

İlk gözlemevi bir Türk olan ULUĞ BEY tarafından 1428-1429 kurulmuşken, Avrupa'ya 1467-71 yıllarında Oradea Romanya'da kurulmuştur. Türklerin yoğun olarak gittiği, yerleştiği, yurt tuttuğu yerlerdir; İskitler-Hunlar-Avarlar-Kıpçaklar- Osmanlılar... Ayrıca Greenwich ölçümleri Uluğ Beyin Zig ölçümlerine göre hazırlanmıştır.

Aynı ayrıştırmaları müzelerdeki eserlerin açıklamalarında da görürüz. "Hıristiyan eserleri" yoktur ama "İslam eserleri" çoktur... Türklerin siyasal-etnik kimliği yoktur.... Türk Kültürü ve Sanatı Selçuklu Dönemi veya Türk Kültürü ve Sanatı Safavi Dönemi değildir adları, ayrıca Safaviler dahil Selçuklular bile İran kültürü olarak tanıtılır!... Assyrian Culture, Persian Culture, Greek Culture, Roman Culture, Chinese Culture, Etruscan Culture …derseniz karşınıza binlerce veri çıkar, ama Turkish Culture deyince sadece Osmanlı, diğerlerini aramak isterseniz hep boy adlarıyla aramanız gerekir. Ve Avrupa halkı onların Türk Kültürü ve Sanatı olduğundan bi haberdir. Tüm eserleri Türk başlığı altında toplasalar, Avrupalıları karabasan basacaktır...




İki yıl önce Metropolitan Müzesinde Selçuklular sergisi vardı, ne dediler?  “1030 dan 1337 ye Selçuklular, Orta Asya’dan göçebe bir kavim”..  Turkic nomad… Turkic kelimesi bir kere uygun bir tanımlama değil. Selçuklular Oğuz’dur, halis Türk’tür Turkic değil, çünkü Turkic “gibi” anlamına gelir ve genelde Kazak, Kırgız gibi diğer Türk devletleri için kullanılır. 


Selçuk Türkleri - Metropolitan Müzesi


Geçtiğimiz aylarda da British Müzesinde “İskitler Bozkırın Efendileri Sergisi” vardı. Ne diye açıkladılar İskitleri…  İrani dilli, yani Pers kökenli. Halbuki her bir kanıt aksini söylüyordu. Tabi itirazımı kanıtlarıyla gönderdim, ama bize kulakları sağır, gözleri de kördür !... Yanlışta ısrar ediyorlar…



Bugün tarih hala "politik gündemi olan akademisyenler" tarafından yazılıyor, Türk tarihinden bir sayfa aydınlatılığında hemen bir anti-tez üretiliyor. Buna rağmen,  21. Yüzyıl Türk Dünyası’nın yükseleceği asırdır…

Alman Türkolog Annemari von Gabain’ın da dediği gibi: "Türkoloji, yabancılar için bir meslek, Türkler için ise milli bir görevdir.” 

Ve ben Türk olarak doğduğum için gururluyum….
Teşekkür ederim.
Semra Bayraktar , Mart 2018



Türk Dünyası'nı temsil eden Halı 2016'da Bakü'de dokunmuştur.







28 Nisan 2016 Perşembe

Gladyatörler




Pliny gibi antik çağ tarihçilerin not ettiği gibi, lakapları “Arpa Yiyenler” yani “Hordearii” olarak anılan Gladyatörler….
[Latince; Hordeum-Ordeum = Arpa]


EFES GLADYATÖR MEZARLIĞINDAN
Ortadaki kalkanını kaybetmiş bir Secutor, Retiarus ile karşı karşıya...


Efes’teki Toplu Gladyatör Mezarları (MS.2.yy)
Fotoğraf:Viyana Tıp Üniversitesi


Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün 1991-1995 arasında, Efes Stadyumu'nun arkasındaki "Damianus Stoası", yani Kutsal Yol’da yaptığı kazılarla ortaya çıkardığı 120 gladyatör mezarı, iki bakımdan önemli: Birincisi, bilimin onayını almış, bilinen ilk toplu gladyatör mezarı konumuna gelmesi; İkincisi ise, Roma dünyasının bu efsanevi dövüşçülerinin yaşam ve ölüm biçimleriyle ilgili önemli ipuçlarını vermiş olmasıdır.


Viyana Tıp Üniversitesi’nden patolog Prof.Karl Grossschmidt ve Prof.Fabian Kanz önderliğindeki 5 senelik araştırmada, Romalı gladyatörlerin sanılanın aksine hemen hemen hiç et tüketmediği, buğday, arpa ve yulaf gibi tahıl ve bakliyat ürünlerinin yanında, sebze ve kuru meyve ile beslendikleri ortaya çıktı. Gladyatörler et yemedikleri için, enerji ihtiyaçlarını sirke ve bitki külleri karışımından oluşan ve dönemin 'enerji içecekleri’ sayılan içeceklerle karşıladıkları düşünülüyor.

Araştırmada yaşları 20 ile 30 arasında değişen 67 birey belirlenmiş. Çoğu iyileşmiş yaralara ait izler taşıyor, demek ki bireyler iyi bir tıbbi bakımdan geçmiş. Bir tanesinde cerrahi amputasyon (kol veya bacak kesilmesi ) geçirdiğine dair izler bile var. Kemiklerde çoklu yara izlerinin bulunmayışı, kalabalık dövüşlerden çok, kuralları iyi belirlenmiş ikili dövüşlere katıldıklarını gösteriyor. Ancak ölümcül yaralara ait izler de vardır.



Kafatasları üzerinde bulunan üç uçlu mızrak (trident) darbeleri için araştırmacıların açıklamaları şu şekilde: "Bunlar kesinlikle gündelik yaşamda karşılaşılabilecek türden kazalarla alınan darbe izlerine benzemiyor. Ancak baş yaralanmalarının hepsi bu türden değil. Bazı kafatasları, olasılıkla ağır çekiç darbelerinden kaynaklı dikdörtgenimsi delikler içeriyor; ki bu da, arkeolog ve tarihçilerce kabul edilmiş “son vuruş” görüşünü desteklemektedir. Kazılarla bulunan silahlar dışında, yaranın bizzat kendisi de efsane olarak kabul edilen silah çeşitleri için kanıt olmuştur."

Yeterince ustalık veya cesaret gösteremeyen gladyatör, kurallara göre "iugula" çığlığı atabilirdi, yani "bir erkek/yiğit gibi” ölmek istediğini belirtebilirdi. Bu talep, görevli biri tarafından, dört noktalı iz bırakan bir çekiç ile “son vuruş” olarak yerine getiriliyordu. Bu görevli Etrüsk döneminde Charun (Karun), Roma döneminde Hermes olarak giyinirdi. Charun/Karun Yeraltı dünyasında yaşayan ve elinde bir çekiç tutan ruhlardan sorumlu iblisdir, yeraltı efendisi Aita (Ayta) ile karıştırılmamalıdır. Charun da ölümden sonra ruhlara rehberlik eder, tıpkı Hermes’in ruhlara rehberlik etmesi gibi….

Charun’un önünde Ajax Troyalı bir esiri öldürürken.
Etrüsk – MÖ. 4.yy-3.yy

Esir olmalarına rağmen toplumda askerlerden sonra gelen en prestijli kişiler Gladyatörlerdi. Latincede “Kılıç Adam” anlamına gelen Gladyatör dövüşleri Etrüsk kökenlidir. Ayrıca gladyatör oyunları da dahil her türlü yarışların düzenlendiği Roma'daki Circus Maximus’da Etrüskler tarafından inşa edilmiştir.

Romalılar profesyonel gladyatör oyunlarının prototipini, MÖ.4.-3.yy'da savaştıkları Sabinlerden olduğu söylenen Samnites kabilesinden görüp aldığı söylenir. Mağlup olan Samniteslerin ekipmanları da arenada kullanılmıştır; ayrıntılı bir miğfer, metal ve bantlarla takviye edilmiş geniş deri kemer, büyük dikdörtgen bir kalkan ve bir kılıç, yani "boğaz böler/bölen" anlamına gelen Gladius (Gulan dividere, divides the throat-Isidore Seville XVIII.6). Diğer gladyatör sınıfı da mağlup olan kabilelerin adını almıştır; Galli (Galyalılar) ve Thraeces (Trakyalılar) gibi. Samnites kabilesi Etrüsklerin yerleştiği Campania bölgesinde yaşıyordu. Bu bölgeye yerleşen diğer bir kabile ise Kimmerler'di (Campania'da Cimmerium kenti. Prof.Çingiz Garaşarlı.Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler-sy.94). İtalya'nın Capua şehrinde bir  Gladyatör Müzesi vardır. Campania bölgesindeki Capua şehirini de MÖ.800'lerde Etrüskler kurmuştur. MÖ.5.yy'da Samnites'in saldırılarından sonra Romalıların eline geçmiştir. (Capua was founded by the Etruscans around 800 BC)


Prof.Meijer kitabında "Damascuslu (Şam-MÖ.1.yy) Nicolaus: "Romalılar oyunları Etrüsklerden kopya etmiştir" örneğini vermiş olmasına rağmen Etrüsk kökenine karşı çıkar ve İtalya'ya MÖ.8.yy'da gelen Hellen kolonilerinden kaynaklandığını ileri sürer. Sebebini de Etrüsklerde Gladyatörlere ait hiçbir resim veya heykelin bulunmadığına bağlar. Oysa Hellenlerde gladyatör oyunları yoktur, ki onlara da Romalılardan geçer. Etrüskler, Troya Savaşı'ndan sonra MÖ.1200 yıllarında İtalya'ya göçtüklerinde cenaze merasimi olarak atalarının anısına, henüz vahşileşmemiş olan bu oyunları düzenlemişlerdir.

Etrüsklerde ölülerin ruhlarını yatıştırmak için asillere ait mezarlarda "kan kurbanı sunumu" olmasına rağmen, Munera denilen gladyatör oyunlarında kan kurbanı zorunluluğu yoktur. Munera'nın asıl anlamı sorumluluk, yükümlülük almaktır. Sorumlu kişi/aile bu tip oyunları düzenler ve özellikle finanse ederdi. Cumhuriyet döneminde, Muneraları (gladyatör oyunları) düzenleyen ailelerin prestiji artar, aile adına ün ve zenginlik katardı.

Roma'ya ilk kez MÖ.264 de Junius Brutus'un oğulları tanıştırmıştır. Babalarını onura etmek için 3 çiftten oluşan bir gladyatör oyunu düzenlemişlerdir. Gladyatör dövüşleri resmi olarak MÖ.1.yy ila MS.5.yy arasında yapılmıştır.

Bir cenaze töreni olarak başlamış olsa da, zamanla dini karakterinden sıyrılıp, siyasi ve milli gösterilerin vazgeçilmez bir halk eğlencesine dönüşmüştür. Hatta bu "eğlencelere" gladyatörler yetiştiren okullar (ludus) kurulur. Efes'teki en ünlü gladyatör okulu ise Vedius Ailesi'nin Şirince yolu üzerinde kurduğu okuldur, dövüşler ise Stadyum’da yapılır.

EFES Stadyum ve Vedius Hamam/Gymnasium Kompleksi
Helenistik dönemde yalnızca güneyinde oturma basamakları varken, İmparator Neron (M.S. 54–68) döneminde anıtsal yapı özel bağışlarla genişletilmiştir. Doğusunda galdyatörler ve hayvanlar için ayrılmış bölümü vardı. Yaklaşık 50 × 40 m. büyüklüğündeki arenası gladyatör dövüşlerine ayrılmıştır. 135 × 85 m. büyüklüğündeki Vedius Gymnasionu, çoğunluk Ephesos tipi gymnasion yapılarında olduğu gibi bir hamam-gymnasion yapılar bütünüdür. Efesli Publis Vedius Antoninus ve eşi Flavia Papiane tarafından bağışlanan yapı M.S. 147 ve 149 yılları arasında hizmete açılmış ve M.S. 5. yüzyılın başında bir değişiklik geçirdikten sonra aynı yüzyılın sonuna kadar kullanılmaya devam etmiştir. Aynı aile MS.2.yy’da Odeon “Kent Meclis” binasını da yaptırmıştır.



Roma döneminde 4 önemli okul/ludus var:
Ludus Magnus: Domitian tarafından kurulur (81-96)
Ludus Gallicus: Domitian tarafından kurulur (81-96)
Ludus Dacius: Domitian tarafından başlanmış, Trajan döneminde bitirilmiş okul.
Ludus Matutinus: Sadece Venatores ve Bestiarii yetiştiren ve hayvanlar dövüştüren okul.

Yılda iki kez yapılan gladyatör oyunları 10-12 gün sürerdi. Spartaküs İsyanları’ndan sonra (MÖ.73) senato bu dövüşlerin Roma içinde yapılmasına karşı çıksa da, Jül Sezar 20 yıl önce ölmüş olan babasının onuruna MÖ.65’te gümüş zırhlarla 320 çift gladyatör oyunları düzenlemiştir.

Sekiz yıl sonra (MÖ.46) da Sezar’ın kızı Julia doğumda ölünce tekrar bir “oyun” düzenlenir. Bu sefer hayvanlar da oyunlara katılır ve ilk kez bir zürafa Roma sokaklarında yürür. Bu dövüşte kendilerine tahsis edilen ödeme yapılmayınca, protestolar başlar ve Sezar’ın kendi askerleri de dahil olmak üzere bir çok kişi katledilir. MS.98-117 yılları arasında hüküm sürmüş Trajanus da tek bir oyun haftasında 10bin gladyatör dövüştürdüğü bilinir. (Pliny, Plutarch)

Bu vahşet dolu "oyunlarda" savaş esirleri, köleler ve mahkumlar, her silah, her duruş şekli için ayrı bir eğitim alır. Üç kez ayakta kalan gladyatör usta sınıfına geçer, beş kez ayakta kalan ise özgürlüğüne kavuşur. Kalanlar ise eğitmen olabilir. Gladyatör dövüşlerine karşı olanlar da vardır ve çeşitli şekillerde protesto etmişlerdir.

Efes Gladyatör mezarlarında ‘özgür-eğitmen’ gladyatörlerden birine ait olduğu sanılan iskeletin neredeyse tamamı bulunmuştur. Gladyatörün kafatasında iyileşmiş ve ölümcül olmayan yaralara ait izler görülür. Prof.Kanz’a göre büyük bir olasılıkla doğal nedenlerden 50 yaşında ölmüştür. Öğrencileri tarafından mezar anıt taşı dikilen Euxenius olabileceği de belirtiliyor.

Öğrencileri tarafından mezar anıt taşı dikilen Euxenius - EFES


Terminolojide:
Tiro – Yeni başlayan, acemi.
Magistri – Daha önce eğitilmiş ve arenada dövüşmüş gladyatör.
Lanista – Eğitim sürecini takip eden yönetici.
Doctores – Farklı stil mücadele uzmanları.
Rudis – Eğitimde gladyatörlerin kullandığı ahşap kılıç.




Teçhizatlarına göre bazı Gladyatör sınıfları:

EQUES: Küçük yuvarlak kalkan, mızrak ya da kılıç. Kılıç kolunda "manica" denilen metal ya da deriden zırh. Önce at üstünde mızrakla, sonra kılıçla, hep birbirleriyle çarpışmışlardır.

PROVOCATOR: Büyük dikdörtgen kalkan, miğfer, kısa kılıç.

MURMİLLO: Galya savaşından sonra adlandırılan gladyatör sınıfı. Büyük dikdörtgen kalkan, siperli miğfer, kısa kılıç. Silah kolunda deri veya metalden koruma, metal süsleriyle deriden kalın kemer.

SECUTOR: "Scutum" denilen büyük dikdörtgen kalkan, miğfer, kısa kılıç. Sol bacağında "ocrea" denilen metal ya da deriden zırh, sağ kolunda "manica" denilen metal ya da deriden zırh.

THRAEX: Trakya usulu silahlı, kare veya yuvarlak küçük kalkan, "sica" denilen ucu kıvrık bıcak, miğfer.

SCİSSOR: Miğfer, kılıç, ucunda ay şeklinde keskin bıcağı olan kolluk (bu yüzden gladyatör "makas" olarak adlandırılır)

RETİARİUS: Mızrak (trident), ağ (retiarius, Ağ-Adam/Savaşçı demek) ve hançer (pugio), miğfer kullanmaz.

HOPLOMACHUS: Hellen usulu silahlandırılmış (Hoplite) (Hoplomachus-silahlandırılmış savaşçı). Sağ kolunda deri kayışlarla tutturulmuş bronz veya demirden koruyucu "manica". Bacaklarında ağır zırhlar ve bronz miğfer. Kılıç ya da mızrak.

ESSEDARİUS: Muhtemelen Jül Sezar tarafından Britanya'dan getirilen gladyatörler. MS.1.yüzyıldan sonra arena savaşçıları olarak görülür. Arabadan dövüşürler.


Efes Teras Evleri-2'den Gladyatör Grafitisi 
Solda: Kalkanı ve miğferi ile Secutor
Sağda: Mızrağı ve ağı ile bir Retiarius


Kalkan kullanan gruplar kılıç boyutlarına ve kullanım şekillerine göre değişirdi. Çiftlerin oluşturulmasında kesin, net ve değiştirilemez kurallar vardı. Equites, Provocatores ve Essedari sadece kendi sınıfından bir rakiple dövüşebilen sınıflardı. Bunun sebebi, bazı ekipmanların diğer ekipmanlardan üstün olması ve gladyatörlerin bu silahlarla eğitim almamasından kaynaklanırdı. Murmillo olan, Thraex ya da Hoplomachus sınıfından olanlarla, Retiarius ise Secutor ya da nadiren Scissor'a karşı dövüşürdü.

Bunun yanında sayıları çok az da olsa kadın gladyatörler vardı. Bodrum’da bulunan bir anıt taşında iki Gladiatrices’in dövüştüğünü görüyoruz; Amazon ve Achillea. Kadın köleler ya erkek meslektaşlarının yanında dövüşür, ya da Domitianus’un şahsi eğlencelerinden sayılan cüce gladyatörlerle karşı karşıya getirilirdi.


İki kadın Gladyatör (Gladiatrices) Amazon ve Achillia
MS.1.-2.yy - Halicarnassus / Bodrum
 (İlyada'dan, Achilles (Aşil) ile Amazon Penthesilea sahnesi mi canlandırıyorlar?!)


MÖ.22’de Augustus'un “kadınların profesyonel gladyatörlüğünü engelleme” adlı kanunu senato tarafından kabul edilmez. Ancak MS.200’de Septemus Severus tarafından yasaklanabilmiştir. Böylece 200 yıl boyunca dövüştürülen Gladiatricesler de tarihe karışır. Gladyatör oyunları, İstanbul’da Theodosius tarafından MS.325’te, Roma’da ise Honorius tarafından MS.404’te tamamen kaldırılır. Bize de kanla yoğrulmuş acı hatıraları kalır.....


SB.

EFES - MS.2.-3.yy
Zaferlerini simgeleyen çelenklerle
Selçuk Efes Müzesi


Not: 

*"Efes Gladyatörleri" 2002'de Selçuk Müzesi'nde sergilendikten sonra Avusturya'ya gönderilmiştir.
* belgesel:Gladiator Graveyard Discovered in the Ancient City of Ephesus


Damianus Stoası 
Gladyatör Mezarlarının bulunduğu yer.


Selçuk Efes Müzesi "Gladyatör" sergisinden


EFES - MS.2.-3.yy

EFES - MS.2.-3.yy
Mücadeleyi kazandığını gösteren hurma dalı ile bir Secutor

EFES - MS.2.3.yy
"Son Vuruş"u yapan "Dis Pater" ile bir Gladyatör

EFES GLADYATÖR MEZARLARINDAN
MS.2.-3.YY
SELÇUK EFES MÜZESİ


EFES – MS.3.yy - Pergamon Müzesi/Berlin
Solda Asteropaios, bir Murmillo gladyatörü. Trakyalı gladyatör Drakon’a saldırırken. 
Her ikisi de kalkanlarını kaybetmiş.


EFES - MS.3.yy
Provocator Mezar Taşı
Göğüs zırhı taşıyan tek gladyatör, ağır teçhizatlı ve kumlu arenada dövüşmesini kolaylaştıran çıplak ayaklar.

Aslan ile Gladyatör - Roma Dönemi MS.1.-2.yy
Artemis Tapınağı - Efes / British Müzesi
Özel eğitimli canavar savaşçısı (venator) gladyatör ile aslan arasındaki mücadele. Görünüşe göre yazıtta mücadele aşamaları kaydedilmiş. 
"İlk (dövüş) - İkinci - Üçüncü ve Dördüncü. Gömülmek için götürüldü."


EFES - MS.2.-3.yy / Selçuk Efes Müzesi

EFES - MS.2.-3.yy



Secutor ile Retiarius - HİERAPOLİS 

Scissores Kalydon Odysseus'a karşı - HİERAPOLİS


Kibyra - Burdur


İzmir Arkeoloji Müzesi.

Gladyatör Retiarius
İzmir Arkeoloji Müzesi.

Gladyatörler Eridanos ve Stephanos
Milet Müzesi

Gladyatör - Milet
İzmir Arkeoloji Müzesi

Gladyatör ve vahşi hayvanlar - Milet
İzmir Arkeoloji Müzesi

Gladyatör - Milet
İzmir Arkeoloji Müzesi

Retiarius ile Secutor - Milet
İzmir Arkeoloji Müzesi


İzmir Arkeoloji Müzesi


Gladyatörler ve vahşi hayvanlar
Nysa - Sultanhisar / Aydın
Aydın Arkeoloji Müzesi

Gladyatörler - MS.2.-3.yy
Kibyra Necropolisi / Gölhisar
Burdur Müzesi

Gladyatörler - Priene - MS.1.yy
Neues Museum, Berlin

Gladyatörler - Sidas Kale
SAİTTAİ - SİDAS ANTİK KENTİ
Demirci ilçesinin güneyinde, İcikler Köyü sınırları içinde ve köye yaklaşık 5 km mesafede bulunmaktadır. Henüz kazı yapılmamış olmakla birlikte toprak üstünde bulunan birçok mimari parça ile belirgin bir halde olup,önemli bir kent olduğu ve Roma döneminde imar gördüğü anlaşılmaktadır.





Gladyatörler ve vahşi hayvanlar
Apri Antik Kenti-Kermeyan Köyü-Malkara/Tekirdağ 
İstanbul Arkeoloji Müzesi


Gladyatör Retiarius - MS.2.yy Tralles (Aydın)
İstanbul Arkeoloji Müzesi


Trakyalı Gladyatöre ait Mezartaşı - Roma dönemi MS.2.yy
Antalya Müzesi


Güreş Yarışması! - Mezopotamya - MÖ.2600 

_________________

Kaynaklar:
-Head injuries of Roman gladiators by Prof.Fabian Kanz:
-The Gladiators: History's Most Deadly Sport by Prof.F.Meijer
-Gladiator Gatorade
-The Gladiator Diet
-Gladiators Played by the Rules, Skulls Suggest
-The Roman Gladiator
-Gladiators-wiki
"The first traces of Etruscan civilisation in Italy date from about 1200 BC." 
-Yerli basın
-Damascuslu Nikolaos- tarihçi, filozof-MÖ.1.yy, İmparator Augustus'un Yaşamı
-fotolar  / fotolar