aşil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2023 Perşembe

Grekçe Değil

 


"Yunan mitolojisindeki birçok isim de Yunan kökenli değildir ve diğerleri yalnızca kusurlu bir şekilde Grekçeye dönüştürülmüştür. Akhilleus, Odysseus, Agamemnon, Klytaimestra, Rhadamanthys ve Bellerophontes Grek öncesi popüler geleneğin (destan) bir repertuarından, değilse, 'saray' edebiyatından aktarılmış gibi görünüyor." - Arthur Evans

*

"Many names also in Greek mythology, are not of Greek origin, and others have only been Graecized imperfectly Achilleus, Odysseus, Agamemnon, Klytaimestra, Rhadamanthys and Bellerophontes seem to have been tansmitted from a pre-Hellenic repertory of popular tradition (saga), if not, of 'palace' literature." Arthur Evans



SB


12 Temmuz 2021 Pazartesi

Atalanta'dan Telephos'a

 

ATALANTA, (Atalante) Arkadya (ya da Boiotia) bölgesinde ERTEMİ'yi (Artemis) simgeleyen bir avcı kızdır. ARKAS'ın torunu LYKURGOS'un (Lykos=Kurt) oğlu olan babası YASOS (İasos) bir erkek çocuğu olsun istermiş, ancak kızı olunca Atalanta'yı dağa ölsün diye bırakmış. DİŞİ BİR AYININ emzirmesiyle büyüyen Atalanta, daha sonra avcılar tarafından bulunarak yaman bir avcı olarak yetiştirilmiş. Hatta koşuda da kimse onu geçemezmiş. Evlenmek istemediği için de taliplerini kendisiyle koşuda yarışmaya zorlar, hepsini geçer sonra da kargısıyla öldürürmüş. 


DEDE LYKURGOS Spartalıların kurucusu ve Yasa Koyucu'sudur [MÖ.900-800, ancak Miletli Thales'le (MÖ 624-MÖ 546) de arkadaş olduğu söylenir. Mitolojik hikayelerin birçoğu ödünçlenme, öykünme ve uydurma olduğu için tarih uyuşmazlıklarıyla sıkça karşılaşırız.]. Spartalılarda kadın-erkek eşitliğini savunur ve ona göre yasalar koyar. Böylece Spartalı kadınlar da askeri eğitimden geçer, spor faaliyetlerinde bulunur. Hatta evlenecekleri erkeğin kendilerini güreş dahil spor yarışmalarında yenmelerini isterler. Oysa Lykurgos, Turovalıların müttefiki ERPATALARIN (Amazon) destanlarından etkilenip bu yasaları getirmişti.


Atalanta ile Peleus, Pelias'ın cenaze oyunlarında güreşirken. MÖ.500–490


BANU ÇİÇEK, KAHKALARLA GÜLDÜĞÜNÜ DUYUYORUM ;)

Grek kültüründe "güçlü, savaşçı kadınlar" yokken,

eksik kalmasınlar diye kendilerine bir tane uydurmuşlar.


Peki Peleus kimdi?


PELEUS, TELAMON'un kardeşi ve AKHİLLEUS'un (Aşil) da babasıydı. Salamis Kralı TELAMON ise TUROVA Kralı PİRİM'in (Priamos) kızkardeşi ESİN ENE'yi (Hesione) Turova'ya yapılan ilk saldırıda savaş ganimeti olarak alıp götüren kişiydi ve ondan olma oğlu YEĞEN TÜRKER'in (Teucer) de babasıydı. Turovalıların atalarının adı da TÜRKER'dir ve ona saygıdan dolayı (ATA KÜLTÜ) kendilerini her zaman TÜRKER olarak adlandırmışlardır.


YEĞEN TÜRKER her zaman bir ASYALI olarak görülmüş ve betimlemelere de yansıtılmıştı. Turova Savaşı'nda Akhaların tarafında yer alan ve de OKÇULUĞUYLA da ün salan Yeğen TÜRKER kıyafetleri ve sadağıyla İSKİT/SAK TÜRKLERİ gibi betimleniyordu. YAYI ise TÜRK TİPİ YAY'ıydı.



Görsel İlyada'dan; Babadan kardeşi olan BÜYÜK AYAZ (Ajax) kalkanıyla YEĞEN TÜRKER'İ

TUROVA TEGİN'i EKE TUR'UN attığı kayalara karşı korumakta.

Ancak Eke Tur yine de kuzeni Yeğen Türker'i yaralamayı başarır.



Gelelim Akhilleus'a

Akhilleus'in doğum adı Ligyron'dur.The
Adı; Akhilles ya da Aşil değil Ağilefs olarak okunur. Adını Kimmer Kheiron verdiyse adı neycedir?
AĞ = AK Türkçedir / Ağ İl / Achilleus'teki -eus eki de Grekçe değil, Anadoluludur.

Barbar dedikleri Kimmer 'Kentaur'lardan eğitim alan 'Grek Kahramanları' (!)







Kimmer Türkleri, Tengri tamgasıyla Taşbaba - Ukrayna




ATATÜRK ATALARIYLA...

Ankara da 20 adet kurgan vardı. Bunlardan üçü Rasattepe'deydi ve Kimmerler Türklerine ait. Atatürk Orman Çiftliğinde ise küçük bir kurgan daha var ve incelemeler sonucu atlı gömü-kremasyon olduğu ortaya çıktı . O da Kimmer Türklerine ait.
Kimmerler Antandros'a, Efes'e, Kapadokya'ya hükmetti, kurganlar bıraktı.
Bin Tepeler Kurganlarının araştırılmaması düşündürücüdür...
Efes'e kadar gelen L/Tugdamme bugünün Toktamış'ıdır ...



Tarihçi Hekataios'a (MÖ 6.yy) göre adı Etrüskçe AİTHALİA (AYTİLLA) olan Elba'da Etrüskler Demir çıkarıp işlerdi.

Turova Kralı PİRİM'in kızkardeşinin adı da AYTİLLA'ydı ve Mysia Kralı TELEPHOS (ki adı Yerli Hattilere dayanır, Tarım Tanrısı TELEPİNU) ile evliydi.


Demirci Ustaları Etrüskler
TURCCİ = EGE HAVZASININ YERLİLERİ PELASGLAR=TURHENLER=TURANLAR


Savaştan önce Mysia kıyılarına gelen Akha ordusuyla savaşan Telephos Akhilleus tarafından yaralanır. Aradan 8 YIL geçmesine rağmen yarası iyileşmez. Kehanete göre ancak Akhilleus iyileştirebilecektir. Aulis Adası'nda bekleyen Akha filosuna gider ve Akhilleus'a yalvarır. O da Turova'ya giden yolu tarif etmesi karşılığında onu iyileştirecektir. Kral Telephos, Akhilleus'un onun savaşa katılmasını istememesi şartıyla yolu tarif etmeyi kabul eder. Sonuçta Kral PİRİM ENİŞTESİdir. Ama oğlu Eurypylos bir bölük askerle dayısına yardıma koşar...

Turova Savaşı 10 yıl sürdü diyorlardı değil mi?
Büyük Yalan. Akha Filosu, 8 YIL geçmesine rağmen henüz TUROVA'YA AYAK BASMAMIŞ, Ege'de korsanlık ve yağmacılık yapmaktaydı...




Semra Bayraktar (SB)


... Anlatılmayan Tarih

19 Kasım 2020 Perşembe

Akhilles ve Sak Türkleri

 


Akhilles < Ligyron

Thetis oğullarını ateşle vaftiz ederek ölümsüzleştirmektedir, sıra Akhilles'e gelince topuğundan tutar ve ateşe sokar (bazı kaynaklara göre bu sudur). Tıpkı Türklerde "ateşin" kötülüğü def etmesi gibi... Olayı görmesiyle ödü kopan baba Peleus, Akhilles'i eşinin elinden alır ve bu arada da Thetis kaçar.  Kral Peleus Akhilles'in eğitimine önem vermektedir, böylece Kentaur Kheiron'a teslim eder.



Kheiron da Akhilles'i aslan yüreği ve ayı iliği ile besler, avlanmayı, ata binmeyi öğretir. Altı yaşına geldiğinde aslan ve ayılarla güreşir, köpeksiz ve tuzaksız geyik avlar. Muselerden Kalliope (destan,şiir, şair ilham perisi) Akhilles'e şarkı söyleme yeteneğini verir. Hatta İlyada'da kendi kampında phorminx (*) çalıp türküler çığırırken herkes mest olmuş bir şekilde onu dinler. Akhilles'in eğitimi bitince Kheiron, doğum adı olan "Ligyron (sızlanan, mızmız)" yerine artık ona "Akhilles" demeye başlar. Böylece Dede Korkut misali adını almış olur. Ayrıca kocaman bir aferin, 3 senede büyük bir savaşçı olup çıkmış, çünkü...

Akhilles 9 yaşındayken savaş çanları çalar. Kehanete göre Akhilles savaşa katılmazsa Turova düşmeyecektir. Bu sebeple de annesi onu Skyros'a götürerek kız kılığında saklar. Adı da Pyrrha (kızıl) olur. Aradan zaman geçer, Skyros Kralı Lykomedes'in kızı Deidameia'dan oğlu olur, adını da Neoptolemos (Pyrrhus) koyarlar.


Demek Akhilles 9 yaşındayken Bars (Paris) Elene (Helene)'yi "sözde" kaçırmış ki savaş çanları çalıyor... Neden mi "sözde" kaçırılma, çünkü asıl kız kaçıranlar denizin öte tarafındakilerdi ve aksini gösteren hiçbir belge bulamadılar...


Bu durumda acaba Akhilles Turova Savaşı'na katıldığında kaç yaşındaydı? Öldüğünde kaç yaşındaydı?

Peki Neoptolemos kaç yaşındaydı ki Turova Savaşı'na katılabildi?

Bunlar kesin vampir familyasından, hem genç, hem de yetişkin.. 😉

Akhilles 15'inde baba olsa, 19 yaşındayken savaşa katılır. Turova'ya geldiğinde 27, öldüğünde ise 29 yaşındadır... Oğlu Neoptolemos ise Turova'ya getirildiğinde daha çocuk, sadece 14-15 yaşlarında. Yaşları küçük "büyük kahramanlar"mış bunlar, hele hele hiç savaş görmemiş Neo tam bir bitirim yani.... 

Bu yaşları nasıl mı buldum? İlyada ile Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü'nü daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim..  😉


Bu arada...

Anası Tithýs (τηθύς) > "Thetis" sözcüğü Hint-Avrupa dilinden değil... Dokuz Nehirlerin, Dokuz Kutsal Kaynağın, Dokuz Kutsal Atların, Güneş Tanrısının Dokuz Ülkesinin Efendisi'nin kızı "Muşki" (Sak boyu) Prensesinin unvanı "Teti-ki-kan"dır ve MÖ 1700'lerden beri kullanılmaktaydı.

(NOT: Bunu ben demiyorum, yabancı kaynak diyor, ancak kaynağımı vermeyeceğim)


* Kentaur Kheiron ve Çocuk Akhilles, Fresk, Herculaneum Basilikası - MS 50, Ulusal Arkeoloji Müzesi - Naples.

* Kentaur Kheiron ve Çocuk Akhilles, Amphora, MÖ 520, Louvre Müzesi.



Başka bir konu daha...

Demek Akhilles, "medeniyetten yoksun", "vahşi", "ürkütücü" ve "aşağı ırk" olarak görülen bir barbardan "eğitim" aldı, öyle mi? Üstelik sadece Akhilles de değil;

* Salamisli Telamon'un oğlu Büyük Ayaz. Ayaz aynı zamanda annesi Turovalı Pirim'in kızkardeşinden olan Teuker (Türker) ile de babadan kardeş... Yani Yeğen Türker dayısına karşı savaşıyor, çok güzel bir aile dramı...;

* Bir zamanlar Pelasgların yerlisi olduğu Aegina'nın Kralı Aeacus'un (aynı zamanda Ayaz ile Akhilles'in dedesi) oğulları Telamon ve Peleus;

* Bilgeliği temsil eden Altın Post'un peşinde giden Argonotlardan Jason,

* Gorgonlardan (Hint-Avrupacıcılar kökeninin bilinmediğini belirtir, oysa Türkçedir; Korku, Qorqu, Gorky. İşlerine gelmez tabii :)) Medusa'nın başını kesen Perseus;

* Apollon'un oğlu, tıp tanrısı Asklepion;

* Apollon'un oğlu, kültürel buluşların kahramanı Aristaeus;

* Bilgemiş (Gılgamış değil! ve Bilge sözü Türkçedir) ile eşleşen ve de Sakların (İskitlerin) atası olarak kabul edilen Herkül (Erkle);

* Sabazios'tan (ki Saban Türkçedir, hâlâ Sabantoy olarak kutlanır) türetilen ve de Anadolu'nun yerlisi olan Dionysos;

Bunların hepsi "medeniyetsiz barbar"lardan gelen Kentaur Kheiron'dan eğitim almış, öyle mi?... Ya Kentaur sözü de Gandar > Candar'dan geliyorsa...

Bir de Atina'da gezen Sak (İskit) Kralı Gonur'un (Gnurus diye geçer) oğlu filozof Anakharsis vardı değil mi? Hani denizin ötesindeki yasa koyucu olarak tanınan ve yazıyı da Anadolulardan öğrenen Solon'la sohbetler eden filozof Anak'tan bahsediyorum...


Ne "barbar"mış şu Sak Türkleri be....

Semra Bayraktar (SB)



* Phorminx; Lir ailesinden 2-6 telli, yarım ya da orak formlu bir çalgıdır ve kökeni için Mezopotamya derler!




Bazılarına dipnot:

Sorgulamıyorsan konuşmamalısın...


8 Mart 2019 Cuma

LİGYRON / AKHİLLES - KHEİRON




Thetis oğullarını ateşle vaftiz ederek ölümsüzleştirmektedir, sıra Aşil'e (Akhilles) gelince topuğundan tutar ve ateşe sokar (bazı kaynaklara göre su). Olayı görmesiyle ödü kopan baba Peleus Aşil'i eşinin elinden alır ve Thetis kaçar. Kral Peleus Aşil'in eğitimine önem vermektedir, böylece At-Adam (Kentaur) Kheiron'a teslim eder.

Kheiron Aşil'i aslan yürekleri ve ayı iliği ile besler, avlanmayı, ata binmeyi öğretir. Altı yaşına geldiğinde aslan ve ayılarla güreşir, köpeksiz ve tuzaksız geyik avlar.

Muselerden Kalliope (destan,şiir, şair ilham perisi) Aşil'e şarkı söyleme yeteneğini verir. Hatta İlyada'da kendi kampında phorminx* çalıp türküler çığırırken herkes mest olmuş bir şekilde dinlemektedir.



Kentaur Kheiron çocuk Aşil ile..
Amphora, MÖ 520 / Louvre Müzesi.
Kentaurlar genellikle altı at üstü insan olarak betimlenirken, 
Eğitmen Kheiron'un arka bacakları at, önü ise tamamıyla insandır.




Eğitimi bitince Kheiron doğum adı olan Ligyron (sızlanan, mızmız) yerine artık Aşil demeye başlamıştır.

Ἀχιλλεύς - Achilléfs (Agilefs) - Akhilleus.
Αχιλλεύς Πηλείδης , Αχιλλεύς Αιακίδης
Achilléfs Pileídis , Achilléfs Aiakídis.

Akhilleus adı ne Grekçedir ne de Hint-Avrupa...(-eus eki zaten Anadolu kökenli) 
Adını Kheiron verdiyse...adı neycedir? Ağil...

Kimmer-İskit Türkleri mitolojide Kentaur olarak betimlenmiştir. Bu 'barbar ve medeniyetsizden' o kadar iyi bir eğitim almıştır ki Akhilles tam bir "Kimmer" olup çıkmıştır.

Aşil 9 yaşındayken savaş çığırtkanlığı yapılıyordur. Kehanete göre Aşil savaşa katılmazsa Truva düşmeyecektir. Bu sebeple de annesi onu Scyros'a götürür ve kız kılığına sokarak saklar. Adı da Pyrrha (kızıl) olur. Aradan zaman geçer, Scyros Kralı Lycomedes'in kızı Deidameia'dan oğlu olur, adını Neoptolemus (Pyrrhus) koyarlar...


Türklerde "öd-ot (ateş)" kutsaldır, kötülüklerden korur. Doğumla yapılan ayinlerde ateşe yağ atılır. Aşil'in başına gelen "arınma ayini" de annesi tarafından onu kötülüklerden korumak amacıyla yapılmıştır. Tabi ki mitolojik hikayede "Aşil'i ateşle vaftiz" ettiği anlatılır, ama bunun böyle olmadığını, tıpkı Türklerdeki gibi "yağın" ateşe atıldığını tahmin eder ve 'Greklere' yabancı gelen bir geleneğin kulaktan dolmayla bu şekilde anlatıldığını düşünebiliriz.

SB.

* Phorminx; Lir ailesinden 2-6 telli, yarım ya da orak formlu bir çalgı. Kökeni için Mezopotamya derler.




**

Aşil'in (Ağilefs) ölüsü için savaşan amcaoğlu Ayas (Ajax)
Sağdan 3. Enes/İnees (Aeneas), 4. Pars (Paris), en solda her ne kadar onu "Athene" olarak tanımlasalar da "Seres" yazar.


Halikarnas Balıkçısı'ndan;

Bizim için ve bir yerde Homeros için Akhilleus bir destan kahramanı, epik bir hero’dur. Ama bu saga’nın kaynağı dinseldir. Akhilleus Peloponezlilere göre bir tanrıydı. Homer de aşağı yukarı öyle sayar onu, ama Homer Akhilleus’u yabancı da sayıyor. Akhilleus denizcileri koruyan bir tanrıdır aslında. Çok elektrikli geceler, yani fırtınalardan önceki geceler direklerde bir ışık beliriverir: Latincesi «ignis fatuus»tur, İngilizcesi «will-o-the-whisp», Fransızcası «feu de St- Elme.» Denizciler bu ışığı uğurlu sayarlar. Akhilleus işte bu ışığın ta kendisi bir tanrı sayılırdı. 

Önceleri — yani tanrı Akhilleus — Karadenizliydi. Çünkü Tuna nehrinin Karadeniz’e boşaldığı yerde, uzunca bir ada vardı. (Bak. Kronos’un egemenlik sürdüğü Elysium Hades ülkesine bitişiktir, güneşin hiç batmadığı mutlu bir ülkedir deniyor — zavallı insanoğlu neler düşünmemiş, ben olsam Elysium’u Gökova Körfezindedir derim. — Dostoyevsky’de «Les confessions de Stavrougine», bir de «L’homme ridicule»deki iki düşe bak. Dostoyevsky de bu cenneti güneyde bir yerde hayal ediyor.) 

«Leuke adındaki Mutlular Adası Karadeniz’dedir, Tuna ağzının karşısında. Ormanlı, her çeşit vahşi ve ehli hayvanlarla dolu bir adadır bu, orada Akhilleus ile Helena’nın ruhları büyük saygı görür ve Homeros’un dizelerini okurlar...» Bittabi bu şeyleri Homer’den sonra gelenler, Platon, Pindaros ya da Hesiodos yazıyor.

Akhilleus — dudaksız demek, Karadeniz halk efsaneleri arasında dudaksız adiyle ve yahut bu hali imâ eden bir masal — folklore — var mı? Araştırmalı. Bu ad için bir efsane uyduruluyor: 

«Thetis doğurduğu altı oğlunun ölümlü yanlarını yakmış» (altı olunca insanın aklı hexametron’a gider, yahut beş parmak «daktyl, bir de Priyap, yani erkek tenasül âleti) — bunun da kaynağı hexametron dansı, yani altı adımlı dans. Allain (17) Girit’te Pithikto dansına rast geldiğini söylüyordu. Zihnimi kurcaladı. Kaç kez hopladıklarını sormaya unuttum. Karadeniz danslarının en eskilerinde kaç hoplayışlı oldukları araştırılmalı. Karadeniz’in Bronz çağında büyük önemi var çünkü. Bronz için gereken kalayın büyük kısmı Karadeniz’den geliyordu. Argonaut efsanesi bu çağın sonuna rastlar. Homerik epos’tan öncedir. 

«Thetis Peleus’tan olan altı oğlunun da ölümlü yanlarını yakmış, onları kendisi gibi ölümsüz kılmak ve her birini Olympos’a yanına alabilmek için. Ama Peleus yedinci oğlunu bütün bedeni daha ateşe değmemişken (yedinciye ve yedi rakkamına dikkat etmeli) onun elinden kapmayı başardı; Thetis ateşte arındırdığı bedenleri sonra ambrasia ile ovuyordu, ama son oğlunun ateşe değmemiş aşık kemiğini ovamadı, bu yüzden ölümlü kıldı» (aşık kemiği bir de mafsal kemikleri önemlidir, çünkü falcılıkta bakla yerine kullanılırdı), «kocasının bu araya girmesine kızan Thetis ondan ayrılıp denize döndü» (dikkat et bir deniz tanrısı olan Akhilleus deniz tanrıçası Thetis’in oğlu olacak bittabi). 

«Oğluna Akhilleus dedi, çünkü dudaklarını göğsüne daha değdirmemişti. (18) Peleus oğluna devin iskeletinden aldığı yeni bir aşık kemiği koymuş, fakat orasının ölümlü olmasını önleyememiş.» Belli ki bu, uydurma. Thetis’in Akhilleus’u ve topuklarından tutup Lethe ırmağında yıkadığı ve topuklarını tuttuğu yerin suyla ıslanmadığı için, topuğundan vurulup öldürüldüğü söylencesinden daha öncedir bu yukarda anlattığım söylence.

Akha kara kuvvetlerine Agamemnon, deniz kuvvetlerine ise Akhilleus' kumanda ediyordu (19) — Akhilleus Homerik saga’ya girmezden önce bir Pelasg kutsal kralı idi. Akhilleus’un Leuke adasına naklinin miti şudur: 

«Akhalar ölüsüne oyunlar düzenlemişken, Thetis Akhilleus’un ruhunu ateş yığınının üstünden alıp Leuke adasına (*) taşıdı; Tuna nehrinin ağzının karşısında bulunan, vahşi ve ehli hayvanlarla dolu bu ada şimdi ona kutsanmıştır.» 

Akhilleus’un bir sürü tapınağı vardı, örneğin asıl egemenlik alanı Marmara denizi ile Karadeniz’di, oralarda deniz yolculuğu onun koruyuculuğu altında olurdu. Sigeion burnu, yani Boğazların Ege’ye çıkışında denize uzanan toprak parçası üstünde bulunan Akhilleus’un gömütü Boğazları korumaktaydı. Borysthenes, yani Dniepr ırmağının ağzında uzun bir dil Akhilleus’un taş ocağı diye adını taşımaktaydı. Olbia kentinde de «Pontos’un efendisi» diye kendisine tapılırdı. Ama asıl egemenlik alanı Tuna ağzının karşısındaki Leuke adasındaydı. İnsanların oturmadığı bu ormanlık, kuş dolu adada Akhilleus’un bir tapınağı vardı, kurbanlar, sunular sunulurdu kendisine. Ama oraya çıkan denizcilerin ancak bir gün adada kalmalarına izin verilirdi, gece olmadan adadan ayrılmaları gerekirdi. 

Akhilleus kimi zaman tapınıma gelenlere görünür, «paian» denilen zafer türküsünü söylermiş. Orada bir tanrı sözcüsü de herhalde denizcilere öğütlerde bulunurmuş. Fransız yazarının «Pantos’un efendisi» diye çevirdiği bu «pontarkhes» sözcüğü düşündürücü, herhalde Karadeniz’in efendisi değil de, genellikle denizin efendisi anlamında olsa gerek, çünkü pontos aslında deniz demektir. 

Paian söylemesine gelince, Elysium’un Hyperboreliler ülkesinde olduğu sanılıyordu. Ölen kutsal kralların ruhları... Size bu işler karışık gelir — yahu o zamanki insanlarda lojik aramayın. Hem kutsal kralın ruhu vekilinde yenilenir, hem de öleninki, eğer hoş bir adamsa, Elysium’a gider. Gider ama kim götürür? Bir söylenceye göre turna kuşları. Onlar sonbaharda, kış başlangıcında kuzeye giderler ve iki notalı acı bir ses çıkartırlar. İşte «paian» da odur. Bir yerde okuduğuma göre, bir sürü deniz kuşu, karabatak, martı soyundan başkaları, yabani kaz, kuğu, ördek Tuna ağzına giderlermiş. Akhilleus’un ruhunu onlar oraya taşımışlardır. 

Pelasg ya da Leleg efsanesi demiştim. Pelasg da deniz insanları demek bir bakımdan. Zaten «thalassa» sözü grekçe değil, Minoen bir söz. Grek denilenler buraya geldikleri zaman denizi ilk kez görüyorlardı ve ona «pontos» adını taktılar. Bu, incelenmesi ve kanıtlanması gerekir bir teoridir. Fakat Akhilleus’un bir tanrı sayıldığı muhakkak.

Şimdi edebî kıyafetinin altında «Akhilleus’un öfkesi» yani İlyada’nm konusunun altında gizlenen eski saga’ya gelelim. Patroklos ölüyor. Bu ölüm Akhilleus’u aktif sahadan, edim alanından uzak duruşuna, çekilişine bir son veriyor. Patroklos ölünce Akhilleus savaş meydanına dönüyor. Bu noktada llyada’nın ta göbeğindedir. Patroklos ölmezden önce Akhilleus’un silahlarını, yani belirtilerini takınıyor. Yani Akhilleus’un rolünü, kutsal kralın, tanrısal insanın rolünü oynayarak ölüyor. Ölümünün özellikleri bir savaştan çok, bir kurban edilmeye benziyor. Yani âyindeki tanrının öldürülmesi — ya tanrının yahut vekilinin ölmesi demek istiyorum.

Ne var ki bir kurbanın öldürülmesi —o çağlara göre— aynı zamanda bir günah oluştururdu. Bu öldürme işine katılanların bütün dikkati işledikleri bu günahın tehlikeli sonuçlarından kendilerini korumaktı. Söz gelimi bir boğa kurban edilecek değil mi, bu işin bütün sorumluluğu boğayı kesen baltaya yüklendirdi (bunun biraz Labrys baltasıyla ilişkisi vardır, ama bir yere kadar) Balta mahkemeye çekilir. Muhakeme sonunda balta mahkûm olur ve kemali resabetle balta sürgün edilirdi. (Allah vere de atomik bomba için aynı işlem yapılmasa!) Fakat bu işte çoğu kez sorumluluğu elden geldikçe çok insanlar arasında dağıtmak yoluna gidilirdi. Böylece bu işten doğacak tehlike de paylaşılmış olurdu. Sonra asıl suçluyu kalabalık içinde bulmak güç olacaktı. Bunu Patroklos’un ölüdürülmesinde de görüyoruz. İlk önce Apollon vurur Patroklos’u ve adamın silahlarını yere düşürür, sonra Euphorbos çıkar ortaya ve onu yaralar, Hektor da işi tamamlar.

— Epik vakanın altında eski kurban töresinin sezilmesi güç değildir. Tanrının vekili tanrı silahlarını ve başkaca takıntılarını taktıktan sonra ölür, bunun üzerine tanrının kendisi hemen dirilip ortaya çıkar. O da Akhilleus’tur. Şimdi İlyada’nın XVIII’nci bölümünü oku (dize 203 vd.):

Zeus’un sevdiği Akhilleus de kalktı yerinden
Athene onun çalımlı omuzlarına püsküllü
Kalkanı atmıştı,
altın bir bulutla sarmıştı başını, çepeçevre,
gövdesinde ışık saçan bir alev yakmıştı.
Duman nasıl ağarsa bir şehirden göklere doğru,
düşmanla kuşattığı uzak bir adada
Akhilleus’un başından da tıpkı öyle
bir ışın yükseliyordu göğe doğru.
Akhilleus aştı duvarı, hendeğin önünde durdu,
Durup bağırdı, öte yandan haykırdı Athene.

Bu işte kutsal Akhilleus’un dirilmesi. Akhilleus ışığı, o fırtınalı gecelerin ışığıdır, o korkunç kalkan da Aigis, fırtınanın belirtisi. O elektrikli ışık, yani direğin tepesindeki ışık da fırtınada yolculuk eden denizcilere tanrı tarafından korunduklarını bildirir. Bizim denizciler de bunu uğurlu sayarlar, hemen şükranla kelimei şahadet getirirler, işte tanrı kendisine sadık olanları, nurdan bir tuğ salarak direğin tepesine, koruyacağını haber verir. Akhilleus’un on iki gün'çekilmesi, iki kral yahut sultan arasındaki aralıktır. Bu aralık on bir on iki gün olurdu çoğu zaman. Yani kamerî sene ile şemsî sene arasındaki gün farkı ki düzine oradan gelir. Bu iş «muharrem ul haram» ile, yani o günlerde oruç tutulur, eğlenilmez falan filan. Aynı zamanda paskalya ile ilişkisi vardır. Paskalyadan önce perhiz edilir, sonra İsa dirilince, ki Adonis’in dirilmesidir, kış tesaviülleyl u venneharmda yumurta yenilir. O yumurta dünya yumurtasıdır, hani Zeus Leda ile (ki tanrıça Leto’dur) çiftleşir de yumurta doğurur. Helene çıkar. Efsane Kybele’den alınmadır (Anadolu Tanrılarında bahsedilecek). 

Neyse vaz geç! Bana amma da yazdırdınız yahu! Şimdi okuyun öyleyse! Yazmak okumaktan güçtür, asıl siz benim canıma okudunuz. Merhaba. Ne diyorduk?


Halikarnas Balıkçısı - Düşün Yazıları
Azra Erhat
(*) Leuke Adası, Karadeniz'in Tuna Deltası açıklarında yer alan Romanya'ya bağlı Yılan Adası'dır. Leuke "Beyaz Kavak" demektir.
(13) Odysseia (XIX. 172-180) Altı çizili sözler şöyle anlaşılmalıdır: Minos dokuz yılda bir tanrı Zeus’un danışmanı oluyor, yani krallara krallık veren tanrı ile dokuz yılda bir görüşüp egemenliğinin sürmesini sağlıyor. Bizim «danışman» olarak çevirimiz «oarisess» sözcüğünü G. Murray doğru olarak «Zeus ile alış verişi, temasları vardı» diye çevirmiş, egemenliğinin dokuz yaşında başlamış olduğu yanlışını yapmış olması ise şaşılacak şeydir. H. B., ise yanlışını bulmuş ve çıkarmıştır, Homeros metnini anlayıp doğru yorumladığını gösterir.
(14) H. B.’nın burada, Tantalos’a neden İzmirli dediği anlaşılmaz. Tantalos Sipylos, yani Manisa dağının ve eteğindeki Magnesia'nın kralı olarak bilinir, İonya’lı değil, Lydia’lıdır. İzmirli demesi genelleme olsa gerek, çünkü başka yazılarında Tantalos ve Pelops'un asıl kaynağını kesinlikle belirtir.
(17) Allain dediği, o sıralarda Türkiye’deki tarikatlar üzerinde araştırmalar yapmak için Türkiye’ye gelmiş olan Fransız yazan Allain Gehrbrand’dır.
(18) Akhilleus’un klasik sonrası zamanlarda yapılan etimolojisine göre bu ad A-keilos’tan gelmedir ve dudaksız anlamına gelir. Oysa bu açıklama uydurmadır, sözcüklerin hepsinde Akhilleus’un etimolojisinin bilinmediği kayd edilir. H.B., kendisinin de uydurma dediği bu efsaneyi nerden naklediyor? G. Murray’den olmasa gerek.

(19) Böyle bir olgu İlyada’da kesinlikle yoktur, Akhilleus Myrmidon ordusunun başındadır ve bu ordu öbür Akha komutanlarından epey ayrılmaktadır, hatta Troya önündeki Akha’lar kampında uzak bir yerde yer almış bulunmaktadır. Tabii İlyada’ya göre, ne var ki H.B., burada söylediklerini İlyada’dan başka kaynaklara dayanarak söylüyor. Bu kaynakları ne yazık ki yeterince bildirmiyor.



**

Ağilefs'e gelirsek:

Bu durumda ne Akilleus'tir, ne de Fransızca okunuşundan aldığımız Aşil'dir.
Bizim de "Ağilefs" dememiz gerekmiyor mu?
Yani Ağ/Ak İl
SB.





30 Ağustos 2018 Perşembe

TRUVA: HOMER ile DARES - I




“Çökünce Asya egemenliği, suçsuz soyu Priamus’un
Tanrılar buyruğunca, düşünce görkemli İlion, Neptunus’un
Troya’sından dumanlar yükselince, yanınca kent…”
Vergilius – Aeneas (3:1-3)


2018 Truva Yılı İçin Özel
TRUVA ; HOMER ile DARES, BİR ANADOLU DESTANI
Semra BAYRAKTAR
Profesyonel Turist Rehberi
Temmuz 2018




Bilindiği gibi 2018 “Troia Yılı” ilan edildi. Bu sebeple birçok hazırlıklar yapılmakta, makaleler yazılmakta ve festivaller düzenlenmektedir. Bu etkinliklere benim de katkım olsun istedim ve savaşın 10 yılını da anlatan Dares’in eserini [1] Türkçeye çevirdim. Bambaşka bir açıdan bakabileceğiniz Truvalıların hikayesini okuyacaksınız. Ardından da Homer’e atfedilen eserlerin orijinal olup olmadığını, Helena’nın Truva’ya gelip gelmediğini, Truvalıların da kimler olduğunu öğreneceğiz.

Homer’e atfedilen destanın “Truva” değil de “İlyada” olarak adlandırılmasının sebebi şehrin adından kaynaklanmaktadır. MÖ 15.yüzyıldan kalan Hitit yazıtlarındaki “Wilusa”nın Truva olduğu bugün için kesinleşmiştir. Wilusa kelimesi de Hellencede “İlusa”ya dönüşmüştür. Ayrıca, “İlion” şehrinin kurucusu “Kral Laomedon”dur. Laomedon’un babası “İlos”, onun da babası “Tros” adını taşır. [2] Ve Truva şehrin değil, ülkenin adıdır. Bu sebeple “Truva Destanı” değil, “İliad (İlyada) Destanı” demişlerdir. [3]



Truva Antik Kenti
Hisarlık Tepe / Çanakkale


Bir tarafta Truva ile müttefikleri, diğer tarafta Akhalar ile müttefikleri, bilinen ilk boğaz savaşıdır. Savaş sebebi olarak her ne kadar bir kadını öne sürseler de, asıl neden ticaret yollarının Truva’da birleşmesi ve Karadeniz’e açılan deniz yolunun Truvalıların kontrolü altında olmasıdır. Doğu Akdeniz Hititlerin kontrolü altındayken Akhalar’a sadece Ege ve Karadeniz kalmıştır. Karadeniz’e açılabilmek için de boğazlardan geçmek ve Truva’ya da haraç vermek zorundadır. Yani savaş kaçınılmazdır. [4] 

MÖ 12.yüzyılda yapıldığı düşünülen Truva Savaşı’nda [5] Truva ordusunu Ektor komuta ederken, Akha ordusunu komuta eden kişi Menelaus'un ağabeyi Mukenai (Girit) Kralı Agamemnon’dur. Hitit metinlerindeki Ahhiyavalılar’ın da Akhalar olabileceği öne sürülür [6] ama henüz kesinleşmemiştir. 

İlyada destanı savaşın 9.yılından 51 gününü anlatırken, Aşil’in Agamemnon’a öfkesi ile başlar ve Ektor’un cenazesi ile biter, yani Truva’nın akibetini anlatmaz. Ayrıca meşhur Truva Atı İlyada'da değil, Odysseus ve Aeneas destanı ile Euripides’in 'Troya Kadınları' eserinde geçer [7]. Bilim dünyasının zamanında yapmış olduğu incelemelerle Odusseus destanının daha geç bir dönemde yazıya geçirildiği de ortaya çıkmıştır. [8] 

Homer’e atfedilen destanların hiçbirinde “Grek” kelimesi geçmez. Hellence aslı, ki o da tartışılır, baz alınarak çevirisi yapılmış destanlar, özellikle İngilizce çevirilerinde, Akhalar, Argoslar, Danaolar ve Hellenlerle beraber savaşa katılmış olan bütün o kavimler için toptan “Greek (Yunan)” ve “Greece (Yunanistan)” kelimeleri kullanılmaktadır. Ve maalesef bizimkiler de o kelimeleri “Yunanlılar” ve “Yunanistan” olarak çevirmektedir. Halbuki, Truva Savaşı döneminde ne “Greek (Yunan)” kelimesi vardır ne de “Greece (Yunanistan)”! Bugünün Yunanlıları da kendilerine “Hellenler (Ellenes)” ülkelerine de “Hellas (Elleniki)” der, ama Hellenler Truva Savaşı’na katılan kavimlerden sadece biridir ve diğer beylikler/krallıklar gibi küçük bir topluluğu işaret etmektedir. Ayrıca Tukidides'in de dediği gibi, genel anlamda Hellenler olarak adlandırılmaları daha geç bir döneme aittir.[9] 



TRUVA SAVAŞI'NIN SEBEBİ

Homer’in destanları baz alınarak bugüne dek anlatılan gelen hikayede; Menelaus Paris’in Helena'yı kaçırdığını öğrenir, "Namusumuzu ve onurumuzu kurtarmak zorundayız” diyerek ağabeyi Agamemnon’a gider. Bölgenin ve diğer krallıkların bir nevi de başı sayılan Agamemnon tüm liderleri toplar ve Truvalılar’a savaş ilan eder. 

Peki, savaş gerçekten de Helena’nın kaçırılmasıyla mı başlamıştır? Yoksa olayların gidişatında başka bir hikaye mi yatmaktadır? Peki ya hikayenin geri kalanı? Ektor ve Aşil hangi aralıkta, nasıl ölmüştür? Priam, Ektor’un ölü bedenini geri alabilmek için Aşil’e yalvarmış mıdır? Peki ya savaşta düşen diğer liderler? Akhilles’in zayıflığı “Aşil’in topuğu”ndan mı gelir, yoksa aşkından dolayı mı zayıflık göstermektedir? Truvalı kraliyet ailesinden kurtulan var mıdır, varsa nereye gitmiş, soylarını nerede sürdürmüşlerdir?.. İşte tüm bunlara cevap arayacağız…



TRUVALI DARES

Savaşta bizzat bulunmuş olan "Frigyalı" Dares’in eseri “Truva’nın Düşüşü Tarihi” adını taşır. Dares, Homer’in İlyada’sında bir Hephaistos rahibi olarak geçer: “Troyalılar arasında zengin, kusursuz biri vardı, Hephaistos'un duacısıydı, Dares'ti adı, iki oğlu vardı onun, Phegeus'la İdaios, yatardı elleri her türlü savaşa.”[10] 

Dares için Frigyalı demelerinin sebebi ise eserlerin, Frigyalıların tarih sahnesine çıkmalarından sonraki dönemde yazıya geçirilmiş olmasından kaynaklanır. Truva için bile Frigya, Pergamon adları kullanılmıştır. Hatta, Homer’in İlyada’sında bile “Amazonlar Frigya’dan geldi”, “Frigyalıları Askania’dan gelen Askanios yönetir” yazmaktadır. [11]

İngilizce çevirisini yapan Frazer’in notlarına göre; Eser MS 6.yüzyıl Roma dönemindendir ve MS 2.yüzyılda yaşamış olan Romalı hatip-yazar Aelian da eski bir Hellence versiyonunu onaylamaktadır. Aelian; “Bilgime göre, Homer’den önce yaşadığı söylenen Frigyalı Dares’in yazdığı İliad hala mevcuttur” demektedir.  Dares’in eserini Hellenceden Latinceye çeviren Romalı yazar, MÖ 1.yüzyılda yaşamış bir başka Romalı yazar olan Cornelius Nepos’a ithafla başlar [12], savaşın 10 yılını anlatır ve sağ kalan Truva Kraliyet ailesinin dağılmasıyla biter.

Bazıları bu eserin sahte olduğunu ileri sürer, peki, Homer’in eseri ne kadar özgündür? Zaten, Dares’i Hellenceden Latinceye çeviren Romalı yazar da bunu sorguluyor. Dares’in anlattıklarını Homer’in eseri dışında Herodot, Plato, Strabo ve diğer antik dönem yazarların notlarıyla da karşılaştırmak gerekir. Çünkü şimdiye dek hayatta kalmış bütün bir İlyada ya da Odusseus kitabı yoktur. Her şey parçalar halinde ortaçağ dönemine kadar gelmiş ve ancak 10.yüzyılda biraraya getirilmiş, ilk baskısı da 15.yy’da İtalya’da yapılmıştır. [13]

Frigyalı Dares’in eserini çeviren Romalı yazar: “MEKTUP: Cornelius Nepos, Sallustius Crispus’a selam gönderiyor. Atina'da yoğun bir şekilde eğitim görürken Frigyalı Dares'in Yunanlılar ile Truvalılar hakkında yazdıklarını buldum. Başlığında da belirttiği gibi bu tarihi Dares yazmıştır. Onu elde etmekten çok memnun oldum ve hemen Latince bir çevirisini yaptım, hiçbir şey eklemedim, hiçbir şey atlamadım ve hiç bir yorumda da bulunmadım. Hellence orjinalinden basitçe sözcük sözcük tercüme ettim. Böylece okuyucularım bu yazılanları kendileri yargılayacaklar, ister Frigyalı Dares olsun, ister Homer olsun, hangisi doğrusunu yazmış diye. Akhaların Truva'ya saldırdığı sırada yaşayan ve savaşan Dares mi? Yoksa, savaş bittikten çok çok sonra doğmuş olan Homer mi? Atinalılar bu konuyu değerlendirdiklerinde, Homer'i ölümlülerle tanrıların savaşını tarif ederken delirmiş buldular. Bu kadar yeter, şimdi söz verdiklerime dönelim”…  diyerek başlar ve Truvalıların gerçek hikayesi Dares’in eseriyle hayat bulur.  



Erkül Truva kralı Laomedon’u öldürüyor. Erkül’ün arkasında Esione duruyor.
Mühürlü toprak kap,  MS 2.yy


Eser, Jason ve Argonotlar ile başlamaktadır; Peloponnese [14] kralı Pelias [aslında Teselya kralıdır], kardeşinin oğlu Jason’ın halk arasında sevilen ve popüler olmasından dolayı korkar, tahtından olabileceğini düşünür. Böylece ona zorlu bir görev verir, Kolkhis’te [15] altın bir koç postu vardır, onu getirirse krallığını verecektir. Tabii Jason’un gemi ve mürettebata ihtiyacı vardır. Hemen haber salınır. Jason’la kim gitmek istemez ki, ayrıca bu görev, hem onlara hem de Argoslular’a şan ve ün getirecektir. Argos adlı gemi ustası da Jason’a bir gemi yapmak için kraldan emir almıştır. Bu sebeple de mürettebata Argonotlar adını verirler. Jason her şey hazır olunca Peloponnese’den [Teselya'dan] ayrılarak Ege Denizi’nden Karadeniz’e doğru yelken açar. [16] Truva kıyılarına vardıklarında, ki eserde Frigya olarak geçer, hem izinsiz olarak toprağa ayak basmaları, hem de hepsinin genç erkek olmaları, Truva Kral Laomedon’u rahatsız etmiştir. Onlara Truva’dan derhal ayrılmaları gerektiğini söyleyerek kovar. Gitmedikleri takdirde ise zorla çıkarılacaklardır. Jason ve Argonotlar kırgın bir şekilde Truva’dan ayrılır. Kolkhis’e varır, Altınpost’u alıp, Peloponnese geri dönerler. İşte bundan sonra gelişen olaylar çok ilginçtir. Jason ile beraberindekiler Truva’da başlarına gelen olayı herkese anlatır. Küçük düşürülmüşlerdir ve Laomedon’un bu davranışını hakaret olarak algılamışlardır. Erkül buna çok içerlenir ve kızar. İntikam almak için çevresindeki güçlü ve sözü geçen arkadaşlarını toplar ve Truva’ya doğru yelken açar. Aralarında Argonotlar, Helena’nın kardeşleri Kastor Polluks ikizleri, Nestor, Aşil'in babası Peleus ile Salamisli Ayaks'ın babası Telamon’da vardır. 

Bundan sonrasını ise Dares’in kalemiyle devam edelim…



TRUVA’NIN DÜŞÜŞÜ TARİHİ

Geceleyin Truva’ya kıyılarına varırlar, Erkül, Telamon ve Peleus orduya liderlik ederken, Kastor, Polluks ve Nestor’da gemileri koruyacaktır. Kral Laomedon ordunun geldiği haberini alır almaz süvarisinin komutasını alarak kıyıya iner. Erkül bu arada şehri kuşatmıştır. Laomedon halkını kurtarmak için geri dönerken yolda Erkül’le karşılaşır. İki ordu çarpışır, Truvalı askerlerin hepsi öldürülürken, şehir yağmalanır. Kral Laomedon’da Erkül tarafından öldürülmüştür. Telamon şehre giren ilk kişi olduğu için ödüllendirilir. Bu sebeple Esione savaş ganimeti olarak Telamon’a verilir. Sonra herkes evine dönmek üzere yelken açar. Tüm bu olaylar gerçekleşirken Priam Frigya’dadır. [17][18].

Priam'a babasının öldürüldüğü, vatandaşlarının paramparça edildiği, ülkesinin yağmalandığı ve kızkardeşi Esione'nin savaş ödülü olarak alındığı haberi verilince, derin bir üzüntüye girer. Çok kızmıştır. Argosluların Frigya'ya yaptıkları çok ağır ve saygısızcadır. Eşi Ekuba ve çocukları Ektor, Aleksander [Paris], Deiphob, Elen, Troil, Andromakhe, Kassandra ve Poluksena ile birlikte Truva'ya döner. (Cariyelerden başka oğulları da vardır, ancak yasal olarak evlendiği eşleri kraliyet soyunu iddia edebilmektedir.) 

Truva'ya varınca, şehrin etrafına güçlü kapıları olan, daha güçlü duvarlar ördürür. Kapılara Antenorean, Dardanian, İlian, Skaean, Thymbraean ve Truva adları verilir. Yakınlara da daha fazla asker konuşlandırır. Truva, babası Laomedon'un hükümdarlığındaki gibi, bir daha hazırlıksızlık yakalanmamalı ve düşmemelidir. Ayrıca bir saray inşa ettirir, Jüpiter'i [Zeus] de bir sunak ve heykel ile kutsar. Ektor'u bir ordu toplaması için Paeonia'ya gönderir. Babasının çektiği acılarının intikamını almak için doğru zamanı beklemektedir. Truva'nın güvende olduğuna ikna olunca da Antenor'u çağırır. Onu elçi olarak tayin eder ve Argos'a gitmesini emreder. Argos ordusu, babası Laomedon'u öldürüp, Esione'yi kaçırarak ona büyük yanlış yapmıştır. Buna rağmen, onları affedecek ve şikayet etmeyi bırakacaktır, sadece Esione’nin iade edilmesi gerekmektedir.



Antenor Priam’ın huzuruna çıkmış görev emrini alıyor. Kapıda Ektor ile Polites
François Vazosu’ndan detay - MÖ 570


Priam'ın emrine uyan Antenor gemiye biner ve tek tek Erkül’le beraber gelmiş herkesi ziyaret eder. Bazı krallıklarda misafir olarak ağırlansa da Priam’ın mesajına red cevabı almaktadır, hatta bazı krallıklardan da kovulmuştur. Esione’nin götürüldüğü Salamis’e gelir ve Telamon’la konuşur. O bir prensestir, bu yüzden ona ne cariye, ne köle ne de hizmetkar muamelesi yapılabilinir. Telamon Esione’nin gayet iyi durumda olduğunu ve iade etmeyeceğini söyler. 

Antenor Telamon’u bir türlü ikna edememiştir. Hiçbir sonuç alamadığını, bir de üstüne küçük düşürüldüğünü görünce, gemisine binip vatanına geri döner. Her birinin söylediklerini Priam’a tek tek anlatır. Onu nasıl ağırladıklarını, nasıl davrandıklarını, nasıl küçük düşürüldüğünü iletir. Kralı da savaşa teşvik eder. Priam hemen oğullarını ve arkadaşlarını çağırır, Antenor'un başarısız görevini anlatır. Nasıl Argos'a gittiğini, Laomedon'un ölümüne karşılık Esione'nin iadesini talep ettiklerini, lakin Argosluların onu nasıl küçümsediklerini ve boş ellerle eve geri gönderdiklerini anlatır. Akhaların Priam’ın taleplerini red ettiklerinden dolayı şimdi suçlarının karşılığını ödemek zorundadırlar. Bu sebeple de bir ordu gönderecektir. Artık onlar düşünsün, küçümsenmeye layık barbarlar olduklarını.

Oğullarını çağırır, büyük oğlu Ektor'a ordusunun komutasını almasını söyler. Ektor, büyükbabası Laomedon'un öldürülmesi ile Truvalılar’a yaptıkları diğer haksızlıkların da intikamını Argoslular’dan alacaktır. Argoslular suçlarının cezasını ödemek zorundadırlar, der. Bununla beraber, içini bir huzursuzluk kaplar, Truvalılar’ın başarısız olacağından korkar, çünkü Avrupa [19] Argosluların yardımına gelecek birçok savaşçı erkek yetiştirmiştir. Asya'da yaşayan kendileri ise vakitlerini boşa harcamış ve gemi inşa etmemişlerdir. 

Sonra Aleksander [Paris] intikam yemini eder. Bir filo inşa etmeli ve Argos'a savaşa gitmelidir. Babası dilerse eğer, bu girişimden sorumlu olacaktır, düşmanı fethedecek ve büyük bir ünle de Argos'tan geri dönecektir. Tanrıların ona yardım edeceğine dair inancı da vardır. Çünkü İda Dağı'nın ormanlarında avlanırken uykuya dalmış ve aşağıdaki gibi bir rüya görmüştür. Mercury [Hermes], güzelliklerine hakem olması için Juno [Hera], Venüs [Afrodit] ve Minerva'yı [Athena] getirmiştir. Venüs ona söz vermiştir, eğer onu en güzeli seçerse, Argos'taki en güzel kadını ona eş olarak verecektir. Venüs'ün verdiği söz üzerine, o da en güzel olarak onu değerlendirmiştir. 

Deiphob kardeşi Paris’i destekler, böylece Akhalar halası Esione’yi geri verecektir. Ama Elen buna karşı çıkmaktadır. Paris bir Argos kadınını getirecek olursa eğer Akhalar Truva’yı yerle bir edecektir. En küçükleri Troil ise, Ektor gibi biri varken mümkün değildir, der ve Elen’in korkmaması gerektiğini söyler. 

Priam oğullarını ordu oluşturması için asker toplamaya gönderir, sonra da danışmanlarını çağırarak olan biteni anlatır ve ne düşündüklerini sorar. Bazıları savaş karşıtıdır, hatta eğer Paris bir Argos kadını getirirse, özgürlüğümüzü riske atarız, ama bir kişinin ölmesi de barış içinde yaşamamızı sağlayabilir, derken, bazıları da Truva’nın onuru kurtarılmalıdır, demiştir. Kassandra ise, eğer babası bir filo gönderirse sonuçlarının ağır olacağını öngörür.

Hazırlıklar yapılır, gemiler inşa edilir. Bu arada Aleksander ile Deiphob'un Paeonia'dan topladığı birlik Truva'ya gelmiştir. Yelken açma zamanı geldiğinde Priam birlikleri düzenler. Aleksander başkomutandır, Deiphob, Aeneas ve Polydamas'da ikinci subaylarıdır. Aleksander'a ilk önce Sparta'ya gitmesini ve Kastor ile Polluks'a kızkardeşinin iadesi ile Truva'ya tazminat ödemeleri gerektiğini iletmesini söyler. Eğer Kastor ile Polluks red ederse hemen Truva'ya bu mesaj iletilecektir. Böylece Priam'da ordusuna Argos'a yelken açmasını emredebilecektir.

Antenor'a da kılavuzluk etmiş kaptanla birlikte Aleksander Argos'a yelken açar. Argos'a varmadan birkaç gün önce - Kythera Adası'na [Çuha Adası] gelmeden önce - Pylos'taki Nestor'u ziyarete giden Menelaus ile karşılaşır. Menelaus bu kraliyet filosuna hayranlıkla bakmaktadır, acaba ne taşıyordur, nereye gidiyordur, diye de düşünür. Karşı tarafta aynı hayranlığı beslemektedir.

Kastor ile Polluks Argos'taki Klytemnestra'yı ziyarete gitmiştir. Burada Juno adına bir festival düzenlenmektedir. Helena'nın kızı, yani yeğenleri Hermione'de onlarla birliktedirler. Bu arada, Aleksander Kythera'ya varmış ve Diana [Dione, Venüs'ün annesi olmalı] adına Venüs tapınağında bir kurban kesmiştir. Adanın sakinleri bu kraliyet filosunu hayretle izler ve denizcilere nereden geldiklerini sorar. Onlar da, filonun kral Priam tarafından gönderildiğini ve Aleksander'ın Kastor ile Polluks'la görüşmek için geldiğini söylerler.

Aleksander Kythera'da iken, Menelaus'un eşi Helena Diana ve Apollo tapınağında dua etmek için Helaea kasabasının limanına inmiştir. Aslında Kral Priam'ın oğlu Aleksander'ın geldiğini duyunca onu görmek istemiştir. Aleksander da Helena'nın geldiğini duyunca onu görmek ister. Kendi görünüşüne güvenen Aleksander Helena’nın önünde yürümeye başlar. Her ikisi de birbirlerinin güzelliklerine vurulur ve bir süre vakit geçirirler.

Aleksander adamlarına o gece yola çıkmaya hazır olmalarını emreder, çünkü Helena'yı tapınaktan kaçırıp Truva'ya doğru yola çıkacaklardır. Gece olur sinyal verilir, aslında o da gönülsüz değildir ve Helena'yı kaparlar. Adanın sakinleri Helena'nın kaçırıldığını duyunca Aleksander'ı engellemeye çalışırlar. Uzunca bir süre dövüşürler, ama Aleksander'ın adamları onları yener. Tapınaktan da alabildikleri kadar ganimeti aldıktan sonra Truva'ya doğru yelken açarlar. Tenedos Adası'na [Bozcaada] vardıklarında Helena ile yüzleşir. Helena pişmandır, Aleksander onu rahatlatmaya çalışır ve eve babası Priam'a başarısının haberini yollar.



Truva Prensi Paris (Aleksander) Sparta kralı Menelaus'un eşi Helena'yı kaçırır.
Etrüsk kül kabı - MÖ 2.yy / Vatikan Müzesi


Olan biteni öğrenen Menelaus ise Pylos'u Nestor'un eşliğinde bırakarak Sparta'ya geri döner ve Akha kralı ağabeyi Agamemnon'u çağırır.

Bu arada Aleksander ganimeti ile eve varır ve babasına tüm yaşadıklarını anlatır. Priam çok sevinmiştir. Akhaların ganimeti geri almak ve Helena'yı kurtarmaya çalışacaklarını ummaktadır. Böylece Esione eve gelecek, Truva’dan çaldıkları ganimetler de iade edilecektir. Priam, pişmanlık duyan Helena'yı teselli ederek, Aleksander ile evlendirir. Kassandra ise Helena'yı görür görmez, daha önce söylediklerini babasına tekrarlar, ama Priam onun oda hapsinde tutulmasını emreder.

Sparta'ya varan Agamemnon kardeşini teselli eder. Truvalılara savaş açmak için bir ordu toplaması gerekmektedir. Adamlarını Argos'a gönderir. Akhilles Patroklus'la beraber Sparta’ya gelmiştir. Diğerleri ise Euryalus, Tlepolemus ve Diomedes’tir. Truvalıların yaptıkları yanlışa karşın intikam alacaklarına, bir ordu ve filo hazırlayacaklarına dair yemin ederler. Agamemnon başkomutan olarak seçilir ve Atina limanında bulunan tüm Akha gemi ve ordularına gelmeleri için elçiler gönderir. Truvalılardan intikam almak için buradan hep birlikte yelken açacaklardır.

Kızkardeşleri Helena'nın kaçırıldığını duyan Kastor ile Polluks yelken açarak Aleksander'in peşinden takip etmektedir. Ne var ki, Lesbos [Midilli] Adası yakınlarında büyük bir fırtına kopmuştur ve ortadan kaybolmuşlardır. Lesbos sakinleri onları Truva önlerinde dahil her yerde aramışlar, ama Kastor ile Polluks'u bulamamışlardır. Böylece geri dönerler ve hiçbir iz bulamadıklarını bildirirler. Daha sonra ise onların ölümsüz oldukları efsanesi yayılmaya başlar.

Bu tarihi yazan Frigyalı Dares, Truva'nın düşmesine kadar askerlik yaptığını bildirir. Aşağıda listelediği kişileri hem savaşırken, hem de ateşkes döneminde bizzat görmüştür.

Kastor ile Polluks’un görünüşlerini Truvalılardan öğrenmiştir. İkizdirler, sarışın, kocaman gözlü, düzgün tenli ve güçlü kasları ile iyi yapılıdırlar. Helena ise Kastor ile Polluks'a benzemektedir. Güzel, yaratıcı ve çekicidir. Bacakların en iyisi, dudakların da en şirini ondadır. Kaşlarının arasında bir güzellik işareti bulunmaktadır. Truvalıların kralı Priam ise yakışıklı bir yüz ile hoş bir sese sahiptir. Büyük ve şişmandır. Ektor ise açık renk tenli, kıvırcık saçlı ve sakallıdır. Çekici gözleriyle yakışıklı ve asildir. Çevikliğinin yanında serttir. Ruhu yücedir, halkına karşı merhametlidir ve sevgiyi hak etmektedir.

Deiphob ile Helen babalarına benzemekle birlikte karakterleri birbirlerine benzememektedir. Deiphob güç ve eylemlerin adamıyken, Helen nazik ve âlimdir. Troil ise uzun boylu yakışıklı bir gençtir. Yaşına göre güçlü, cesur ve zafer için de isteklidir. Aleksander uzun boylu, cesur ve de adildir.  Onun gözleri çok güzeldir, sarışın ve yumuşak saçlıdır. Büyüleyici bir sesi vardır. Çeviktir, komuta etmek için heveslidir. Aeneas kızıla çalan kahverengi saçlara ve pırıl pırıl parlayan büyüleyici siyah gözlere sahiptir. Kibar ve sağduyulu, ama bir o kadar da hantal ve dindardır. Antenor ise uzun ve zariftir. Çeviklik ve kurnazlığın yanında da ihtiyatlıdır.

Ekuba, koyu renk tenli, iri yapılı ve güzeldir. Bir erkek gibi düşünür, dindar ve hakkaniyetlidir. Andromakhe uzun ve güzel vücuduyla çekicidir. Gözleri parlamaktadır. Mütevazı, iffetli, adil ve de bilgilidir. Kassandra orta boyludur. Parlak gözleri, kumral saçları ve yuvarlak bir ağız yapısı vardır. Geleceği görebilmektedir. Poluksena ise uzun boylu ve güzeldir. İncecik bir boynu, güzel gözleri ve uzun sarı saçları vardır. Vücudu orantılıdır, uzun parmaklara ve düzgün bacaklara sahiptir. Diğerlerini güzellikte öne geçmektedir. Çok iyi kalpli ve adil bir kadındır.

Agamemnon sarışın, iri ve güçlü biridir. Aynı zamanda soylu bir bilge ve zengindir. Menelaus orta boyda ve kumraldır. Yakışıklıdır ve hoş bir kişiliği vardır. Akhilles'in geniş göğüs kafesi ve ince bir ağız yapısı vardır. Kol ve bacak kasları güçlüdür. Kestane renkli saçı uzun ve dalgalıdır. Aşil normalde sakin bir yapıya sahiptir, ama savaş meydanında tam tersi bir karakter gösterebilir. Patroklus ise gri gözleriyle yakışıklı biridir. Güçlü, güvenilir, mütevazi, bilge ve zengin bir adamdır.

Oileus'un oğlu Ayaks [20] ise sağlam ve güçlü bir yapıya sahiptir. Havalı ve cesur, hoş bir insandır. Telamon'un oğlu Ayaks ise güçlüdür. Sesi net çıkmaktadır, saçı siyah ve kıvırcıktır. Savaşta acımasızdır, ne istediğini bilir. Mükemmellik gösterir. Ulusses orta boyludur. Sert ve kurnazlığının yanında bir o kadar neşeli ve bilgedir. Diomedes tıknaz ve sadedir. Ağırbaşlı ve cüretkardır, savaşta kimse ondan daha ateşli olamaz ve yüksek sesle savaş naraları atmaktadır. Ama sabırsızdır, çabucak tepki gösterir.

Nestor uzun ve iri bir vücuda sahiptir, karga burunludur. Dürüst ve akıllıdır, danışmanlık yapmaktadır. Protesilaus açık renk tenlidir. Onurlu ve kendine güvenen biridir, etrafı panik halindeyken bile kendinden emindir. Neoptolemus iri yapılı ve güçlüdür. İyi bir görünüşe sahiptir. Yuvarlak gözleri ve kaba kaşları vardır, karga burunludur. Kolayca tedirginleşir. Palamedes uzun ve ince yapılıdır, bilge ve büyüleyicidir. Podalirius sağlam ve güçlü bir yapıya sahiptir. Kibirli ve karamsardır. Machaon ise iri ve cesurdur. Tedbirli, sabırlı, güvenilir ve de merhametlidir. Meriones kumral saçlı, orta boyludur. Orantılı güçlü bir vücudu vardır. Hızlı ve acımasızdır, kolayca kızmaktadır. Briseis küçük orantılı yapısıyla sarışın güzelidir, büyüleyicidir. Arkadaş canlısı, mütevazi, dahi ve de dindardır.

Aşağıda, Yunanistan liderleri ile Atina'ya getirdikleri gemilerin bir listesi bulunmaktadır. Agamemnon 100 gemi ile Mycenae'den gelmiştir; Menelaus 60 gemi ile Sparta'dan; Arcesilaus ile Prothoenor 50 gemi ile Boeotia'dan; Ascalaphus ile İalmenus 30 gemi ile Orchomenus’tan; Epistrophus ile Schedius 40 gemi ile Phocis'ten; Telamon'un oğlu Ajaks, kardeşi Teucer ile Salamis'ten ve ayrıca Amphimachus, Diores, Thalpius ve Polyxenus 40 gemi ile Buprasion'dan; Nestor 80 gemi ile Pylos'tan; Thoas 40 gemi ile Aetolia'dan; Nireus 53 gemi ile Syme’den; Oileus oğlu Ajax 37 gemi ile Locris’ten; Antiphus ve Phidippus 30 gemi ile Calydna'dan; İdomeneus ve Meriones 80 gemi ile Girit'ten; Ulysses [Odysseus] 12 gemi ile İthaca’dan; Eumelus 10 gemi ile Pherae’den; Protesilaus ile Podarces 40 gemi ile Phylaca’dan; Aesculapius oğulları Podalirus ile Machaon 32 gemi ile Tricca’dan; Akhilles Patroclus ve Myrmidones eşliğinde 50 gemi ile Phthia’dan; Tlepolemus 9 gemi ile Rodos’tan; Eurypylus 40 gemi ile Ormenion'dan; Antiphus ile Amphimachus 11 gemi ile Elis’ten; Polypoetes ile Leonteus 40 gemi ile Argisa’dan; Diomedes, Euryalus ve Sthenelus 80 gemi ile Argos’tan; Philoctetes 7 gemi ile Meliboea’dan; Guneus 21 gemi ile Cyphos’tan; Prothous 40 gemi ile Magnesia’dan; Agapenor 40 gemi ile Arcadia’dan; ve Menestheus 50 gemi ile Atina’dan. Toplam 49 Akha lideri ile 1130 gemi katılmıştır. [21] 

Atina'ya vardıklarında, Agamemnon liderleri konseye çağırır. Onları överek konuşmaya başlar, yapılan hatanın mümkün olduğunca çabuk bir şekilde intikamının alınmasını ister. Her birine, nasıl hissettiklerini göstermelidirler. Yelken açmadan önce, Delfi'deki Apollo kehanetine başvurmaları gerekmektedir. Konsey bunu oybirliğiyle kabul eder, Aşil de bu göreve atanır. Aşil, Patroklus ile birlikte Delfi'ye doğru yola çıkar.

Bu arada Priam, Akhaların savaşa hazırlandığını öğrenir. Komşularının desteğini almak için Frigya'ya adamlarını gönderir. Kendi güçlerini de evde düzene koyar. Delfi'ye gelen Aşil kâhinin yanına çıkar. En eski kutsalların kutsalından çıkan cevap, Akhaların fatih olacağı ve Truva'nın onuncu yılda ele geçirileceğidir. Aşil sonra emredildiği gibi dini ritüelleri yerine getirir. Aynı zamanda Thestor'un oğlu Kalkhas'da Delfi'ye gelmiştir. Kendi halkı Frigylalılar tarafından Apollo'ya gönderilen hediyeleri getirmiştir. Krallığı adına soru sormak için kâhine danışır. En kutsalların en kutsalı cevap vermiştir. Onlarla beraber gidecek ve danışmanlık yapacaktır; Akhaların Truva'ya yelken açmasından ele geçirilinceye kadar ki kuşatmada onlarla birlikte olacaktır. Sonra Aşil ile Kalkhas tapınakta buluşur ve aldıkları cevapları karşılaştırırlar. Kurmuş oldukları arkadaşlığa sevinip, birlikte Atina'ya doğru yola çıkarlar. Atina'da Aşil raporunu konseye sunar. Akhalar buna çok sevinir, Kalkhas'ı da kendilerinden biri olarak kabul ederler. [22]

Zamanı gelince yelken açarlar. Ancak bir fırtına çıkar ve ilerlemelerini engeller. Bunun üzerine Kalkhas kehaneti yorumlar ve Aulis'e geri dönmeleri gerektiğini iletir. Aulis'e vardıklarında Agamemnon tanrıça Diana'yı yatıştırır, sonra da takipçilerine Truva'ya doğru yola çıkmalarını emreder. Kılavuzluğunu ise Argonotlar ile Truva'ya gitmiş olan Philoktetes yapmaktadır. [23] 

Kral Priam tarafından yönetilen bir şehre inip fırtına gibi dalarlar ve taşıyabildikleri kadar ganimeti kaldırırlar. Tenedos adasına geldiklerinde ise tüm halkı öldürürler. Agamemnon ganimeti bölüştürür, sonra da konseyi toplantıya çağırır; Helena'nın iadesi için Priam'a elçilerini yollar; Bu göreve Diomedes ile Ulusses seçilmiştir. Aynı zamanda, Akhilles ile Telephus’u, yağmalamaları için Kral Teuthras tarafından yönetilen Mysia'ya gönderir.

Onlar bu bölgeye gelip de ülkenin altını üstünü getirirken, Teuthras'ta ordusuyla gelmektedir. Aşil hemen düşmanının üzerine atılır ve kralı yaralar. Eğer Telephus Aşil’in önünü kesmemiş olsaydı, oracıkta onun işini bitirecektir. Telephus, Teuthras'la arkadaşlığını hatırlayarak yardımına gelmiş ve onu koruması altına almıştır. Teuthras onu çocukluğu döneminde cömert bir şekilde konağında ağırlamıştır. Teuthras Telephus'un babası Erkül'e borçludur. Söylediklerine göre, Erkül adına, Mysia'nın eski kralı Diomedes'i öldürmüşlerdir. Theuthras'da krallığı ondan miras almıştır. (Diomedes vahşi ve güçlü atlarıyla avdayken ölmüştür). Yine de, Teuthras artık daha uzun yaşayamayacağını fark eder. Krallığını miras olarak Telephus'a bırakır ve Mysia'nın kralı ilan eder.

Telephus, Teuthras için muhteşem bir cenaze töreni hazırlar. Aşil'de ona, devir aldığı krallığında kalmasını ve ona iyi bakmasını ister. Telephus Truva'ya gitmekten ziyade, daha çok yardım malzemesi göndererek yardımcı olabilir. Böylece Telephus krallığında kalır ve Aşil'de birçok ganimet ile Tenedos'taki ordusuna geri döner. Agamemnon'a neler yaptıklarına dair rapor verir. Böylece hem onayını, hem de övgüsünü kazanır. [24]

Bu arada elçiler Priam'ın huzuruna çıkmıştır. Ulusses, Agamemnon'un taleplerini iletmiştir. Eğer Helena ile birlikte aldıkları ganimetler iade edilir ve de uygun bir tazminat verilirse Akhalar barış içinde geri dönecektir.

Priam da, Argonotların yaptığı yanlışları anlatır; Babasının öldürülmesi, Truva’nın yağmalanması ve kızkardeşi Esione'nin kaçırılışını dile getirir. Sadece kızkardeşinin geri verilmesini talep eden mesajı iletmesi için gönderdiği Elçi Antenor'a nasıl davrandıklarını anlatır. Bu nedenle de barışı reddederek savaş ilan eder ve Akhaların sınırların dışına atılmasını emreder. Böylece elçiler Tenedos'taki kamplarına geri dönerler ve Priam’ın yanıtını iletirler. Konsey de ne yapılacağını tartışmaya başlar.

Şimdi Kral Priam’a Akhalara karşı savaşta yardım etmek için ordusunu getiren liderleri listelemek için uygun bir zamandır: Zelia’dan Pandarus, Amphius ile Adrastus; Kolophon’dan [Menderes/İzmir] Mopsus; Phyrgia’dan [İç Anadolu] Asius; Karia’dan Amphimachus ile Nastes; Lycia’dan [Lukkia] Sarpedon ile Glaucus; Larissa’dan [Truva bölgesinde] Hippothous ile Cupesus; Ciconia’dan [Truva bölgesinde] Euphemus; Trakya’dan Pirus ile Acama; Paeonia’dan [Makedonya] Pyraechmes ile Asteropaeus; Phyrgia’dan [İç Anadolu] Ascanius ile Phorcys; Maeonia’dan [Lidya] Antiphus ile Mesthles; Paphlagonia’dan [Batı Karadeniz] Pylaemenes; Etiyopya’dan Perses ile Memnon; Trakya’dan Rhesus ile Archilochus; Adrestia’dan [Truva bölgesinden] Adrastus ile Amphius; Alizonia’dan [25] Epistrophus ile Odius. İkinci komutanları Deiphob, Aleksander, Troil, Aeneas ve Memnon’dur.

Agamemnon planlarını tamamlarken, Nauplius'un oğlu Palamedes Cormos'tan 30 gemi ile gelir. Atina'dan gelirken hastalanmıştır, onu affederek geldiği için teşekkür ederler ve konseyde görüşlerini paylaşmasını isterler. Akhalar, gece veya gündüz, Truva'ya gizlice saldırıp saldırmamayı tartışmaktadır. Palamedes onları gündüz vakti sahaya çekmeye ve şehirden çıkarmaları gerektiğini söyler. Oy birliği ile bunu kabul ederler. Sonra da komutayı Agamemnon'a verirler; Acamas ile Anius ve onun iki oğlu Theseus ile Demophon ise Mysia ve diğer yerlerden malzemeleri toplamak üzere atanır. Daha sonra Agamemnon konseye çağırdığı askerlerine övgüler düzer, tam bir bağlılık talep eder. Sinyal verildiğinde filo geniş bir çap ile konuşlanacak ve Truva'ya doğru yola çıkacaktır. 

Truva kıyılarına varırlar. Truvalılar da vatanlarını cesurca savunur. Ektor Protesilaus'u öldürür, bu Akhalar arasında büyük bir kargaşaya sebep olur (Protesilaus iç bölgelere kadar gidip birçok Truvalıyı katletmiştir). Ektor, her nereye geri çekildiyse, Truvalılar da o yöne doğru gitmiştir. Her iki tarafta da büyük kayıplar vardır. Aşil'in sahaya inmesi Truvalıların şehre kaçmasına sebep olur. Gece olup savaşa son verildiğinde, Agamemnon ordusunun tamamını karaya çıkarır ve kamp kurdurur. 

Ertesi gün Ektor ordusunu savaşa hazırlar ve şehirden çıkarır. Agamemnon’un kuvvetleri ise karşısına dizilir ve savaş çığlıkları atarlar. Ve şiddetli bir çarpışma başlar, en önde çarpışan cesurlar bir bir düşmektedir. Ektor Patroklus'u öldürür, zırhını alırken de Meriones engel olur. Ektor Meriones'i takip eder ve keser, tam onu etkisiz hale getirecekken Menestheus yoldaşının yardımına gelir ve Ektor'u bacağından yaralar. Ektor yaralı da olsa birçok düşman öldürmüştür. Akha askerleri kaçmakta Ektor da kovalamaktadır. Ayaks’la karşılaşır, ama Ektor’a engel olmaz. Ektor Ayaks’ın kim olduğunu hatırlar, Ayaks halasının oğlu Teuker’in üveykardeşidir. Bu yüzden Ektor gemileri ateşe verme emrini durdurur. Birbirleriyle konuşurlar, hediyeler verip dostça ayrılırlar. 

Ertesi gün ateşkes kararı alırlar. Aşil Patroklus için yas tutarken, Akhalar da diğer ölüleri için yas tutmaktadır. Agamemnon, Protesilaus için muhteşem bir cenaze töreni düzenler, diğerlerinin de düzgün gömülmesini sağlar. Aşil ise Patroklus’un onuruna düzenlenen cenaze oyunlarını kutlar. Bu ateşkes sırasında Palamades sürekli isyan etmektedir. Agammenon’a seslenir ve ordusunun komutasını hak ettiğini söyler. Kendisinin sayısız başarılarını sayar; özellikle taktikleri ile kampın tahkimatını, muhafızlık görevinin düzenlenmesini, sinyal ve ölçekler için yaptığı icadları ve savaş için orduyu eğitmesiyle övünür. Bu şeylerin hepsi ona bağlıdır ve bu yüzden Agamemnon'un başkomutan olması doğru değildir. Zaten, sadece birkaç kişi onu lider olarak seçmiştir, kampanyaya sonradan katılanlar seçmemiştir. Herkes, bu pozisyonda mükemmel ve cesur bir adam görme hakkına da sahiptir.

Akhalar bu iki yılı onları kimin yöneteceğini tartışarak geçirir. Savaş tekrar başlamıştır. Agamemnon, Akhilles, Diomedes ve Menelaus ordularını ileri sürer. Ektor, Troil ve Aeneas'ın güçleri de karşılarında saf tutmaktadır. Büyük bir katliam yaşanır ve her iki taraftan da birçok cesur adam ölür. Ektor Boetes, Arcesilaus ve Prothoenor'u öldürmüştür. Gece olup da savaşa son verildiğinde, Agamemnon tüm liderleri konseye çağırır. Onları yıpratmaları gerekiyordur, özellikle de Ektor'u öldürmeleri gerekmektedir. Çünkü o en cesur bazı adamlarını öldürmüştür.

Günün ağarmasıyla, Ektor, Aeneas ve Aleksander ordularını ileri sürer. Akhalar tüm liderleri ve de güçleriyle ilerler. Büyük bir katliam yaşanır. Her iki taraftan da sayısızca asker Okrus'a [Homer'de Hades - SB] gönderilir. Menelaus Aleksander'ı takip etmeye başlar ki, Aleksander dönerek onun bacağını bir ok ile deler. Yarasının acısına rağmen Menelaus takip etmeye devam eder. Locrianlı Ayaks da ona eşlik etmektedir. Ektor neler olup bittiğini görür ve Aeneas'la beraber kardeşinin yardımına gelir. Aeneas onu korumak için kalkanını kullanırken, Ektor'da Aleksander'ı bu dövüşten çıkarır ve şehre doğru götürür. Savaşa gece son verirler. [26]

Ertesi gün Aşil'le Diomedes ordularını ileri sürer. Ektor ile Aeneas'ın kuvvetleri de karşısında pozisyon almıştır. Büyük bir katliam olur. Ektor liderlerden Orcomeneus, İalmenus, Epistrophus, Schedius, Elephenor, Diores ve Polyxenus'u öldürür. Aeneas ise Amphimachus ile Nireus'u öldürür. Aşil, Euphemus, Hippothous, Pylaeus ve Asteropaeus'u öldürür. Diomedes ise Antiphus ile Mesthles'i öldürmüştür. Agamemnon en cesur liderlerinin düştüğünü görünce güçlerini geri çağırır. Truvalılar sevinçle şehre geri dönmektedir. Agamemnon endişelidir ve liderleri konseye çağırır. Onları cesurca savaşmaya teşvik eder ve pes etmemelerini söyler. Güçlerinin yarısı düşmüştür ama Mysia'dan her an bir ordu gelecektir.

Ertesi gün Agamemnon tüm lideriyle birlikte tüm ordusunu savaşa çağırır. Truvalılar karşılarında saf tutmuştur. Her iki taraf sayısızca insanını kaybeder, katliam büyüktür. Savaşa ara vermezler ve şiddetli bir şekilde 80 gün sürer. Agamemnon kayıplardan oluşan yüksekliği görünce, ölülerin gömülme zamanının geldiğini düşünür. Bu yüzden Ulusses ile Diomedes'i üç yıl ateşkes istemek için Priam'a elçi olarak gönderir. Bu zaman zarfında Akhalarda yaralarını sarabilecek, gemilerini tamir edebilecek, malzeme toplayabilecek ve de orduyu güçlendirebilecektir.

Ulusses ile Diomedes karanlıkta Priam'a doğru giderken yolda Dolon adında bir Truvalı ile tanışır. Dolon neden geceleyin silahlı olarak şehre geldiklerini sorar, onlar da Agamemnon tarafından Priam'a elçi olarak gönderildiklerini söylerler. [27]

Priam geldiklerini duyup, ne istediklerini öğrendiğinde hemen liderlerini konseye çağırır ve gelenlerin Agamemnon'un elçileri olduğunu, üç yıl ateşkes istediklerini duyurur. Ektor bir şeylerin yanlış olduğunu düşünür. Onlar çok uzun süren bir ateşkes istiyor, der. Bununla birlikte Priam konseyin yaşlılarına fikirlerini sorar, onlar da üç yıl ateşkes kararı alır. Ateşkes sırasında Truvalılar da duvarlarını onarır, yaralarını iyileştirir ve ölülerini büyük bir onurla gömer.

Üç yılın sonunda savaş tekrar başlar. Ektor ile Troil orduyu komuta eder. Agamemnon, Menelaus, Akhilles ve Diomedes Akhaları komuta eder. Büyük bir katliam olur. Ektor üst rütbeli liderlerinden Phidippus ile Antiphus'u öldürür. Akhilles ise Lycaon ile Phorcys'i öldürmüştür. Her iki taraftan da sayısızca asker düşer. Savaş ardı ardına 30 gün sürer. Priam adamlarının çoğunun düştüğünü görünce altı ay ateşkes ister. Agamemnon da konseyin kararı ile kabul eder.

Aralarında yeniden alevlenen düşmanlık ile savaş 12 gün sürer. Her iki taraftan da liderlerin çoğu düşmüştür. Hatta daha fazlası yaralanır ve çoğu tedavi sırasında ölür. Bu nedenle, Agamemnon ölüleri gömmek için Priam'a elçilerini gönderir ve 30 günlük ateşkes ister. Priam konseyine danıştıktan sonra kabul eder.

Dövüş zamanı geldiğinde, Ektor’un eşi Andromakhe bir kabus görür, Ektor’un çatışmaya girmesini yasaklamalıdır. Derinden üzülür ve Priam’a haber yollar, Ektor’u bu sefer savaş meydanından uzak tutmasını istemektedir. Priam da komutanlığı Aleksander, Elen, Troil ve Aeneas arasında paylaştırır. Ektor, bunu öğrenince, Andromakhe'yi acımasızca suçlayıp zırhını getirmesini söyler. Hiçbir şey onu savaştan uzak tutamayacaktır. Oğlu Astuanaks [Skamander] kucağındayken, Andromakhe yas tutan kadınlar gibi saçını başını yolar. Ardından çılgınca saraya koşar ve Priam'a gördüğü rüyayı anlatır; Ektor'un nasıl bir hevesle meydana indiğini iletir. Oğlu Astuanaks kucağındayken Priam'ın önünde diz çöker ve izin vermemesi için yalvarır. Priam da herkesi meydana gönderirken, Ektor'u geride tuttuğunu söyler. [28]



Andromakhe, Ekuba ve Priam Ektor’un meydana inmemesi için yalvarması,
Ektor’un yine de atıyla savaş meydanına inmesi / Duvar perdeliği - 1470-90
Pasquier Grenier (1447-1493)'in eseri (*)
Boyutu: 482.6 x 264.2cm / Metropolitan Müzesi


Agamemnon, Diomedes, Locrianlı Ayaks ve Aşil Ektor’u meydanda göremeyince daha bir vahşilik ile saldırır ve birçok Truvalı lideri öldürürler. Truvalı liderlerin öldürüldüğünü ve de zorlandığını gören Ektor savaş meydanına iner. Birçok Akha liderini yaralar ve öldürür. Ektor’un üzerine giden komutanların öldürüldüğünü gören Aşil ise, diğer liderlerinin de aynı kaderi paylaşmalarını önlemek üzere ektor’un önüne atılır. 

Savaş acımasız ve şiddetli bir biçimde devam etmektedir. Aşil, Ektor’u gördüğü sırada, liderlerin en cesuru Polypoetes’i öldürmüş ve zırhını soymakla meşguldür. Aşil ile Ektor karşı karşıya gelir. Sergilenen kavga müthiştir, ordudan ve şehirden yaygaralar duyulur. Ektor Aşil’i bacağından yaralar, Aşil ise yarasına rağmen Ektor’un üzerine gider, kazanıncaya kadar darbe üzerine darbelerle karşılık verir ve Ektor’u öldürür. Bunu duyan ve sayıları da düşmüş olan Truvalılar şehre doğru kaçar.


Akhilleus (Kara Atlı) ile Ektor'un (Ak Atlı) Düellosu - 14.yy, Guido'nun eserine göre
Sicilyalı Guido delle Colonne 1287'de Latince yazdığı "Truva'nın Yıkılışı Tarihi (Historia destructionis Troiae)" adlı kitabının kaynakları "Frigyalı Dares (De excidio Trojae historia - Dares Phrygius)" ile "Giritli Dictys (Ephemeridos belli Trojani - Dictys Cretensis)" 'dir. Ortaçağ Avrupası henüz Homer'in eserleriyle tanışmamıştır, çünkü Latince İlyada ilk kez 1488'de basılmıştır. Dares'in eserinde "Truva Atı" olmamasına rağmen Dictys'in eserinde bulunmaktadır, bu sebeple minyatürlerde "Truva Atı" betimlenmiştir. Guido'nun eseri 93 adet minyatürlerle süslenerek 14.yy'da kopyaları yapılır. 



Sadece Memnon kararlı bir şekilde savaşmaya devam etmektedir. Aşil ile Memnon çarpışmaya başlar, birbirlerini birçok kez yaralamışlar, ama çekilmemişledir. Gece çöküp de savaşa son verilince Aşil kampa geri döner. Truvalılar Ektor için yas tutarken, Akhalar da ölüleri için yas tutmaktadır. Ertesi gün Memnon komutasında Truvalılar meydana iner. Agamemnon toplantı düzenler ve ölüleri gömmek için iki ay ateşkes ister, elçilerini gönderir, Priam kabul eder, Memnon ordusuyla geri döner. Priam halkının geleneğini yerine getirir ve Ektor’u kapıların hemen önüne gömer. Ardından da güzel bir cenaze oyunları düzenler. [29]



Kahramanca yurdunu koruyan Ektor 
Truvalılar tarafından taşınarak cenaze için hazırlanır.
Roma dönemi lahitten detay - MS 2.yy


Ateşkes sırasında Palamedes liderlik konusunda şikayete devam etmektedir. Agamemnon’u kışkırtır. Agamemnon’da umursamaz bir şekilde Akhaların diledikleri lideri seçebileceklerini söyler. Ertesi gün halkını çağırtır, sizi yönetmeyi hiçbir zaman talep etmemiştim, diyerek inkâr eder. Kimi seçerlerse seçsinler kabulü olacaktır, komutayı isteyerek verecektir. İstediği tek şey düşmanlarını cezalandırmaktır ve bunun da nasıl yapıldığı çok önemlidir. Bununla birlikte o hâlâ Mukenler'in kralıdır ve diledikleri gibi konuşmalarını emreder. Palamedes öne çıkar ve tüm niteliklerini göstererek Akhaların beğenisini kazanır. Onlarda onu başkomutan olarak seçerler. O da bu görevi minnetle kabul eder ve derhal direktifler vermeye başlar. Ancak, Akhilles bu değişime bozulmuştur.

Ateşkes bittiğinde, Palamedes, askerlerini teşvik ederek kuvvetlerini düzenler ve ordusunu savaşa hazırlar. Truvalılar'a Deiphob liderlik etmektedir ve sert bir karşılık vermelerini söyler. Likyalı Sarpedon adamlarına liderlik eder ve en sert şekilde saldırıya geçer. Arkasında büyük bir katliam ve hasar bırakır. [30]

Rhodianlı Tlepolemus Sarpedon'la karşılaşır, ona direnir ama sonunda ağır yaralanır. Sonra Admetus'un oğlu Pmetes gelir, Sarpedon'la yumruk yumruğa dövüşür ve sonunda öldürülür. Ancak Sarpedon'da yaralanmıştır ve savaştan çekilmek zorunda kalır. Savaş böylece birkaç gün sürer, her iki taraftan da birçok lider ölür. Ancak, Truvalılar'ın kayıpları daha büyüktür. Ölülerini gömmek ve yaralarını iyileştirmek için elçilerini gönderirler ve ateşkes isterler. Palamedes bir yıl ateşkes garantisi verir.

Her iki taraf ölülerini gömüp, yaralarını sarar. Bu arada her iki tarafın askerlerine birbirlerini ziyaret etme izni de verilmiştir. Palamedes, Agamemnon’u Mysia’ya, Telephus’un oğulları Acamas ile Demophon’a gönderir ki, babalarını malzeme ve tahıldan sorumlu tutan da Agamemnon’dur. Mysia’ya vardığında Palamedes’in isyanı ile komutanlığın değiştiğini anlatır, onların bu olaydan memnun kalmadığını fark eder, sonra da bu değişime izin verdiğini kabul ettiğini ekler.

Bu sırada Palamedes gemilerini hazırlıyor, kampı surlar ve kulelerle güçlendiriyordur. Truvalılar da orduyu eğiterek tüm gayretleriyle hazırlanıyorlardır. Duvarlarını tamir ederek, rampa ekliyor, hendek kazıyorlardır....



devamı...