priam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
priam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2018 Perşembe

TRUVA: HOMER ile DARES - II



2018 Truva Yılı İçin Özel
TRUVA ; HOMER ile DARES, BİR ANADOLU DESTANI
Semra BAYRAKTAR
Profesyonel Turist Rehberi
Temmuz 2018





Ektor'un cenazesinin ilk yıldönümünde Priam, Ekuba, Polyksena ve diğer Truvalılar Ektor'un mezarına giderler. Orada Aşil'le karşılaşırlar. Aşil anında Polyksena'nın güzelliğine vurulur ve gönlünü kaptırır. Aşk ateşiyle yanmaya başlayan Aşil'in tüm yaşama sevinci uçup gider. (Onun ruhu zaten yaralıdır, Akhalar Agamemnon'u görevden aldıktan sonra, onun yerine Palamedes'i başkomutan olarak seçmiştir). Hissettiği bu sevginin acizliğiyle, çok güvendiği bir Frigyalı [Truvalı] kölesini evlilik teklifi mesajıyla Ekuba'ya gönderir. Eğer Polyksena ile evlenmesine müsaade ederlerse, ordusu Myrmidonlarla evine dönecektir. Böylece diğer liderlere örnek olacak, onlar da onu takip edecektir. Esir haberci Ekuba'ya bu mesajı iletince, kendisinin bunu Priam onaylarsa istekli olduğunu, ama önce Priam'a sorması gerektiğini söyleyerek köleye dönmesi için emir verir. O da Ekuba'nın cevabını Aşil’e iletir. Bu arada Agamemnon büyük bir takipçi grubuyla kampa gelmiştir.


Troil ve Polyksena çeşme başında, Aşil ise pusuda.
Karıştırma kabından detay, MÖ 560–540


Ekuba Priam'a Aşil'in teklifini anlatır. Priam kabul etmez. Gerçi Akhilles çok iyi bir akraba olacaktır, ama Aşil evine dönse bile kızını bir düşmana vermesi doğru değildir, Çünkü diğerleri, yani Akhalar onu takip etmeyecektir. Eğer Aşil bu evliliği istiyorsa, kalıcı bir barış vaat etmeli, tüm Akhaların ayrılacağına dair söz vermelidir. Hem de kutsal yeminli olarak, ancak o zaman kızını verebilecektir. Aşil'in kölesi geri gelir, Ekuba ile Priam'ın arasında geçen bu konuşmayı, efendisine dönerek iletir. Bunun üzerine Aşil herkese şikayetini dile getirir; tüm Avrupa [?] ve Argoslular bir kadın uğruna uzun bir savaşa girmiştir. Binlerce insan ölmektedir. Geri kalanların hürriyetleri ise tehlikededir, bu sebeple barış yemini yapmaları elzemdir. Ordularını da eve geri götürmelidirler.

Yıl sona erdiğinde, ateşkes biter ve Palamedes orduyu meydana çıkarır. Komuta değişimi ile Polyksena için red cevabı alan Aşil öfkelidir ve savaşa katılmayı red etmiştir. Truvalılar'ın ordusu Deiphob'un liderliğinde savaşa başlar. Palamedes bir fırsat yakalar ve Deiphob'a saldırarak katleder. Her iki tarafta sert bir şekilde savaşır, sayısızca kayıp verirler. En önde savaşan Palamedes ordusunun ilerlemesi ve askerlerinin cesurca savaşmaları için teşvik eder. Bu övünmeyle ilerlerken karşısına çıkan Likyalı Sarpedon'u öldürür. Ama uzun sürmez bu övgüsü, saldırılara devam ederken bir süprizle karşılaşır. Bir fırsat yakalayan Aleksander mızrağını fırlatır ve Palamedes'i boğazından vurarak deler. Bunu gören Truvalılar bu şansı yakalar ve mızraklarını fırlatarak işini bitirirler. Kral Palamedes ölmüştür. Truvalıların hepsi tüm güçleriyle saldırırlar. Akhaları geri püskürtürler, onlar da kampa doğru kaçmaya başlarlar. Truvalılar da onları kıyıya kadar kovalar, kampı kuşatır ve gemilerini de yakarlar.

Aşil'e olan biten anlatılır, ama o her şey yolundaymış gibi hareket eder. Telamon'un oğlu Ayaks ise gecenin sonuna kadar cesurca kampı savunmak için liderlik eder. Akhalar, bilgeli, merhametli, adaletli, iyilik misali Palamedes'in kaybıyla yastadır. [31] Truvalılar ise, Sarpedon ile Deiphob'un ölümleri yüzünden perişan haldedir. 


Sağda Patroklos, Lukkia (Likya) liderlerinden Prens Sarpedon'u öldürüyor. Sarpedon'un kuzeni ve Lukkia komutanı Glaukos ise onun bedenini koruma altına alıyor. Sarpedon'un kıyafetinde ise Türk kültür & sanatında sıkça karşılaştığımız "ant" olarak okunan “çintemani” motifi var. Vazo'dan detay MÖ 400 - Policoro Ulusal Arkeoloji Müzesi/İtalya



Bu arada en yaşlıları olan Nestor, gece boyunca Akhaları konsey toplantısına çağırmıştır. Palamedes öldüğüne göre bir general seçmeleri gerekmektedir. En iyi seçim yine Agamemnon'dur, onun liderliğinde ordu gelişmiştir, ama eğer itiraz eden varsa şimdi konuşmalıdır. Herkes hem fikirdir, anlaşmazlık azalacaktır. Agamemnon tekrar ordunun başkomutanı seçilir. Ertesi gün Truvalılar meydana çıkar. Agamemnon'da Akhaları karşılarına çıkarmıştır. İki güç karışır ve çarpışmaya başlar. Troil cephede ilerler, katliam ve tahribat ile Akhaları püskürtürler ve yine kampa kaçmalarını sağlarlar. Ertesi gün yine meydana inerler. Korkunç bir katliam olur, her iki ordu da şiddetli bir biçimde çarpışmaktadır. Troil, Akha ordusunun birçok liderini katletmiştir. Savaş yedi gün sürmüştür. Agamemnon'un isteği üzerine iki ay süren ateşkes de Palamedes’in onuruna muhteşem bir cenaze töreni düzenlenir. Her iki tarafta hem ölen liderlerini, hem de askerlerini gömer.

Ateşkes sırasında Agamemnon, Aşil'in savaşa katılmasını istemek için Ulusses [Odysseus], Nestor ile Diomedes'i gönderir. Ancak Aşil'in ruh hali hala bozuktur ve savaştan uzak durma kararında ısrarlıdır. Ekuba ile arasında geçen konuşmayı anlatır, Polyksena'ya aşıktır, bu yüzden aklı başında değildir, savaşta zayıflık gösterebilir. Agamemnon'un gönderdiği kişiler de hoş gelmemiştir. Kalıcı bir barışa ihtiyaçları vardır. Bir kadın uğruna nice Argoslular hayatlarını tehlikeye atıyor, özgürlüklerinden vazgeçiyorlardır, boşa zaman harcıyorlardır. Aşil barış talep ederek savaşa yeniden girmeyi red eder. Aşil'in söyledikleri Agamemnon'a iletilir, konseyi toplar ve ne yapması gerektiğini sorar. Menelaus Aşil'in geri durmasından endişe duymamaları gerektiğini, bizzat kendisinin gidip konuşacağını, red cevabı alsa dahi keyfinin bozulmayacağını söyler. Ayrıca, Truvalılar’ın Ektor kadar deneyimli, güçlü ve de cesur olabilecek hiç kimseyi komutan olarak yerine koyamayacaklarını ekler. Diomedes ile Ulusses ise Troil'un Ektor kadar cesur ve eşit olduğunu belirtir. Menelaus bunu red eder ve konseyin savaşın devam etmesi yönünde karar almasını ister. Kalkhas sözü ele alarak, Truvalılar’ın bu son başarılarından korkmamak gerektiğini ve savaşmak zorunda olduklarını dile getirir.

Savaş zamanı geldiğinde Agamemnon, Menelaus ve Ayaks orduyu meydana çıkarır. Truvalılar da karşılarında saf tutar. Savaş şiddetli bir şekilde başlar ve her iki tarafta çok kayıp verir. Troil Menelaus'u yaralamış, birçok düşman öldürmüş ve ısrarla saldırmayı sürdürmüştür. Karanlık çöktüğünde savaşa son verirler. Ertesi gün savaş devam eder, Truvalıları Troil ile Aleksander komuta etmektedir. Troil, Diomedes'i yaraladıktan sonra katleder. Sonra Agamemnon'a saldırır ve yaralar. Savaş birkaç gün sürer, her iki taraftan da sayısızca asker ölür. Agamemnon güçlerini her geçen gün daha fazla kaybettiğini görür, dayanamıyacaklarını anlar ve altı ay ateşkes ister. Priam konseyi toplar ve isteklerini iletir, ama Troil karşı çıkmaktadır, çok uzun bir süredir bu, savaş devam etmeli ve gemiler ateşe verilmelidir. Priam konsey üyelerine düşüncelerini söylemelerini emreder, oybirliği ile Akhaların lehine ateşkes kararı çıkar. Agamemnon ölülerini gömer, Diomedes ve Menelaus gibi yaralılara yardım eder. Truvalılar da ölülerini gömmektedir. Ateşkes sırasında Agamemnon konseyin tavsiyesi üzerine Aşil'e gider ve savaşa dönmesini ister. Ancak Aşil hala karamsardır, red eder. Bir kralın barış arayışında olması gerektiğini belirtir. Şikayetleri bitince, yine de Agamemnon'u reddetmenin imkansız olduğunu ve zamanı geldiğinde kuvvetlerini göndereceğini, ama kendisinin geride kalacağını söyler. Agamemnon bunun için teşekkür eder.

Savaş zamanı geldiğinde Truvalılar sahaya çıkarken, Akha güçleri de karşılarına dizilir. Aşil, Myrmidonları Agamemnon'un komutası altında savaşa gönderir. Sert ve şiddetli bir meydan savaşı başlar. Troil ön saflarda savaşıyordur, birçok Akhalı ve Myrmidonlu öldürür. Kampa bile girer ve Telamon'un oğlu Ayaks onu durduruncaya kadar da birçok kişiyi öldürmüş veya yaralamıştır. Böylece Truvalılar zaferle şehirlerine döner. Ertesi gün Agamemnon Myrmidonlarla birlikte tüm ordusunu meydana sürer. Truvalılar da savaşmak için heveslidir ve karşılarına dizilir. Savaş bir kaç gün boyunca şiddetli bir şekilde devam eder. Her iki taraftan da sayısız kayıplar verilir. Troil, Myrmidonlar’a saldırır, düzenlerini bozar ve katleder. Adamlarının birçoğunun öldüğünü gören Agamemnon, ölülerinin gömülmesi için otuz günlük ateşkes ister. Priam onaylar ve her iki taraf da ölülerini gömer.

Savaş zamanı tekrar gelip çattığında Truvalılar ordularını ileri sürer. Agamemnon ise tüm lideriyle karşılarında duruyordur. Büyük bir katliam olur, savaş şiddetli, acımasız ve sert bir şekilde sürüyordur. Sabahın ilk saatleri bitince, Troil ön cepheye ilerler, Akhaları öldürmeye başlar. Akhalar genel bir şaşkınlıkla yüksek sesle ağlaşarak geri çekilir. Aşil, Akhaların ezildiğini, Myrmidonların da acımasızca katledildiğini görür. Bu çılgın ve vahşi ilerleyişi durdurmak zorunda olduğunu hisseder ve işte o saat savaş meydanına iner. Ama anında geri çekilmek zorunda kalır, çünkü Troil onu yaralanmıştır. Diğerleri altı gün boyunca savaşmaya devam eder. 

Yedinci günde savaş hala devam etmekte, Aşil ise o zamana dek yarasını iyileştirmektedir. Myrmidonları tekrar savaşa sürer ve Troil'e karşı cesurca bir hamle yapmalarını ister. Günün sonunda Troil atının üstündedir ve saldırısıyla Akhaların ağlayarak kaçmalarına sebep olur. [32] Bu arada Myrmidonlar gelir ve Akhaları kurtarır, Troil'e saldırırlar. Troil birçoklarını öldürür, ama bu korkunç savaşın ortasında atı yaralanır ve düşer. Troil atının üstünden atlar, Aşil ise hızlı bir şekilde onu öldürmek için yanında biter. Troil'in ölü bedenini sürüklemeye çalışır, ancak Memnon başarılı bir savunma yapar ve Aşil'i yaralayarak vazgeçmesini sağlar. Memnon ve askerleri Aşil’in peşinden giderken, Aşil birden geri döner ve onları durdurur. 

Aşil'in yarasına bakıldıktan sonra tekrar savaş meydanına geri döner ve bir süre daha savaşır. Memnon'a birçok darbe indirir ve öldürür. Kendisi yine yaralanmıştır ve geri çekilir. Kalan Truva kuvvetleri Etiyopyalı krallarının öldüğünü duyunca şehre kaçarlar ve kapıların arkasını kalasla destekleyip kapatırlar. [33] Karanlığın çökmesiyle savaşa son verilir. Ertesi gün Priam Agamemnon'a elçi gönderir ve 20 gün ateşkes ister, kabul edilir. Troil ve Memnon onuruna muhteşem bir cenaze töreni düzenlenir. Her iki taraf da ölülerini gömer. 



Truva Kralı Laomedon’un torunu Memnon için annesi Şafak Tanrıçası Eos yas tutmakta. Türk kültüründeki gibi, Eos yas ifadesi olarak ya saçını yoluyor, ya da kesiyor, üstündeki dalda bir kuş, yani ruhunun uçup gittiğinin ifadesi.
Amphora - MÖ 530 - Vatikan müzesi



Ekuba, karakterine uygun olarak, Aşil tarafından katledilen en cesur iki oğlu, Ektor ve Troil'in kaybı için, haince bir intikam istemektedir. Oğlu Aleksander'ı çağırtır ve acil olarak Aşil'i öldürmesi için adeta yalvarır. Böylece hem kendi, hem de kardeşlerinin onurunu koruyacaktır. Onu bir pusuda gafil yakalayabilir. Priam adına, Polyksena ile evlenmesini sağlayacak bir anlaşmaya varmak için Aşil’i Thumbraean Apollo tapınağının kapısına çağırtabilir. Akhilles de bu toplantıya geldiğinde Aleksander onu haince öldürebilir. Aşil'in ölümü onun için yeterli bir zafer olacaktır. 

Aleksander annesinin isteğini yapmaya söz verir. O gece Truvalıların en yüreklilerini seçer, talimatlarını iletir, tapınağa yerleştirir ve sinyalini beklemelerini söyler. Ekuba söz verdiği gibi Aşil'e mesaj yollamıştır. Aşil'de Polyksena'ya olan aşkından dolayı sabah tapınağa gelmeyi kabul eder. 

Ertesi gün Aşil Nestor'un oğlu Antilokhus ile buluşma yerine gelir. Tapınağa girerlerken haince saldırıya uğrarlar. Aleksander’ın işareti ile her bir taraftan mızraklar fırlatılmıştır. Akhilles ile Antilokhus karşı atağa geçer, sol kollarındaki pelerinle kendilerini korumaya çalışırlarken, sağ elleriyle kılıçlarına doğru hamle yaparlar ve Aşil birçoğunu öldürür. Ama dövüşün sonunda Aleksander önce Antilokhus keser, sonra da birçok darbeyle Aşil’i katleder. Bir kahramanın ölümü de bu şekilde gerçekleşmiştir, onun cesaretine yakışmayan haince bir ölümdür bu. [34] Aleksander cesetleri köpeklere, kuşlara atmalarını emreder, ama kardeşi Elen karşı çıkar ve onları tapınağın dışına çıkarıp Akhalara teslim etmelerini söyler. Böylece Akhalar ölülerini teslim alırlar ve kampa kadar taşırlar. Agamemnon Aşil'i gömmek için Priam ile ateşkes yapar. [35] Onlara muhteşem bir cenaze töreni düzenler. Aşil’in onuruna da cenaze oyunları yapılır. Ardından Akhalar konseyi toplar ve Aşil'in ordusunun kuzeni Ayaks'a verilmesini ister, oybirliği ile karara varılır. Ama Ayaks buna itiraz eder. Aşil'in oğlu Neoptolemus hala yaşamaktadır, bu yüzden ilk hak sahibi de odur, der. Bu sebeple Neoptolemus Truva'ya getirmeli, Myrmidonların komutası ile babasının yetkileri ona verilmelidir. Agamemnon ile konseyin geri kalanı kabul eder ve bu göreve gönderilmesi için Menelaus seçilir. Menelaus, Scyros adasına gelince Kral Lycomedes’e [Neoptolemus'un anne tarafından dedesi], Neoptolemus'u savaş meydanına göndermesini ister. Kral Lycomedes Akhaların bu talebini memnuniyetle kabul eder. [36]

Ateşkes sona ermiştir. Agamemnon güçlerini toplayarak, askerlerini savaşmak için teşvik eder. Truvalılar şehir dışında karşılarında saf tutar. Ayaks ön saflarda yerini almıştır, ama zırhını giymemiştir. Büyük bir gürültü kopar, her iki taraftan da çok kişi ölür. Aleksander başarılı bir şekilde sürekli yayını kullanır ve Ayaks'ın zırhsız bedenine isabet ettirerek yaralar. Ayaks yaralarına rağmen saldırganını takip eder ve en nihayetinde öldürür. Sonra yaralı ve gücü tükenmiş bir şekilde kampa taşınır. Okları çıkarıp yaralarını tedavi etseler de yaşama tutunamaz. 

Truvalılar Aleksander'ın cesedini kurtarır ve Diomedes’in şiddetli saldırıları önünde, yorgun bir şekilde şehre kaçarlar. Diomedes onları duvarlara kadar takip etmiştir. Sonra da Agamemnon, kuvvetlerine şehri kuşatmalarını emreder. Bütün geceyi mücadele için hazır bekletir, muhafızlar sürekli tetiktedir. Ertesi gün, Priam Aleksander'ı gömer. Helena yüksek sesle ağıtlar yakararak cenaze törenine katılır. Aleksander ona her zaman nazik davranmıştır, Truva’da hoş karşılanmış, Priam ile Ekuba'nın bir kızı gibi olmuştur. Anavatanını hatırlamasına bile fırsat vermemişlerdir.

Ertesi gün Agamemnon ordusunu Truva’nın kapıları önüne dizer ve Truvalıları dışarı çıkmaları ve savaşmaları için meydan okur. Fakat Priam şehirde kalır, surlarını güçlendirir ve Amazonlarla gelecek olan Penthesilea'yı bekler. Penthesilea geldiğinde ordusunu Agamemnon'un üstüne sürer. Büyük bir savaş olur ve birkaç gün sürer. Akhalar bunalmış bir şekilde kamplarına kaçarlar. Diomedes Penthesilea'yı gemilerini ateşe vermekten alıkoyamamıştır. Bütün Akha filosu yok ediliyordur. 

Bu savaştan sonra Agamemnon güçlerini kampta tutar. Penthesilea emin olmak için her gün kampa gelir ve Akhaları katleder, onları gelip savaşmaları için kışkırtmaktadır. [37] Ancak Agamemnon konseyin tavsiyesi üzerine, muhafızları ile kampı güçlendirir ve Menelaus gelene dek savaşa girmeyi red eder. Menelaus Scyros'tayken Neoptolemus'a babası Aşil'in silahlarını verir. Akhalara katılması için onu Truva'ya getirir. Neoptolemus babasının mezarı üzerinde ağıt yakar.

Penthesilea geleneklerine göre ordusunu hazırlar ve Akhaların kampına kadar getirir. Neoptolemus komutasındaki Myrmidon güçlerini yollar. Agamemnon da ordusunu hazırlamıştır. Akhalar ile Truvalılar birbirine girmiştir. Neoptolemus büyük katliamlara sebep olmuştur. Penthesilea ise kavgada tekrar tekrar cesaretini kanıtlamıştır. Şiddetli çarpışmalar birkaç gün sürmüş ve birçok kişi öldürülmüştür. Sonunda Penthesilea Neoptolemus'u yaralar, fakat yarasına rağmen Neoptolemus onu keser. Amazonların kraliçesi Penthesilea ölmüştür. Bu tüm Truvalıların geri çekilmesine neden olur ve yenilgi ile şehirlerine kaçarlar. Akhalar ise tüm güçleri ile duvarları kuşatır. Hiç kimse girip çıkamamaktadır.

Truvalılar çıkmazda olduklarını görünce, Antenor, Poludamas ve Aeneas Priam'ın huzuruna çıkar ve Truva ile Truvalıların geleceğini tartışmak için konseyi toplamasını isterler. Priam hem fikirdir, konsey toplanır. İlk konuşan Antenor olur ve diğerlerine tavsiyelerini sunmak için izin ister, izin verilir ve der ki; Truvalılar önde gelen savaşçılarını kaybetmiştir. Ektor ve kralın diğer oğulları ile diğer ülkelerden gelen önderler de ölmüştür. Ama Akhaların hala cesur komutanları vardır; Agamemnon, Menelaus ve babasından aşağı kalmayan Neoptolemus. Diomedes, Locrianlı Ayaks ve Nestor ile Ulusses gibi birçokları hala hayattadır. Ayrıca, Truvalıların etrafı sarılıdır ve korkuyorlardır. Bu sebepler, Aleksander ve adamlarının, Helena ve beraberinde getirdiği malların iadesini gerektirmektedir. Barış yapmak zorundadırlar. 



Antenor ile Aeneas Priam'ın huzurunda - 14.yy, Guido'nun eserine yapılan minyatür.
Dares'le Diktys, Antenor'la Aeneas'ın Truva'ya ihanet ettiklerinde hemfikirdirler. Ayrıca tıpkı Dares gibi Guido da eserini Jason ve Argonotlar ile başlatır. Truva'nın eski kazı başkanı Manfred Korfmann "Dares ile Dictys" için "Truva savaşını bizzat yaşamış iki Truva Gazisi" derken Antenor ile Aeneas için "Hain (Verräter)" kelimesini kullanır (Traum und Wirklichkeit: Troia). 


Bir süre barışı tartıştıktan sonra, Priam'ın çok cesur genç oğlu Amphimak doğrulur ve Antenor ile yardımcılarına, davranışları için lanetler ve küfürler yağdırır. Truvalılar ordularını toplamalı ve kamplarına saldırmalıdır. Ve onlar yenilinceye kadar pes etmemeli, hatta ülkeleri adına savaşarak ölmelidirler. Amphimak konuştuktan sonra, Aeneas söz alır ve onun söylemlerini çürütmeyi dener. Sakin ve nazikçe konuşmaktadır, Truvalıların Akhalar ile barış antlaşması yapmasında ısrar eder. Poludamas de Aeneas’le aynı fikirdedir. Bu konuşmalardan sonra Priam büyük bir kızgınlıkla doğrulur ve Antenor ile Aeneas'a birçok lanet okur. Savaşı engellemek için Argos'a onu göndermiştir, dönünce de nasıl iğrenç davranışlara maaruz kaldığını anlatarak savaş çığırtkanlığı yapan da kendisidir. Şimdi acele olarak barış mı arıyordur? Peki ya Aeneas? O da Aleksander'a yardım etmiştir, Helena ile ganimeti getirmiştir. "Bu gerçekler ışığında", der Priam, "kararımı verdim". Barış olmayacaktır. Herkese hazırlıklı olmalarını emreder. Sinyal verildiğinde kapılar açılacak, ya zaferle dönecekler ya da öleceklerdir. Kararı kesindir.


[yani kısaca; YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM; demiştir- SB]

Priam daha birçok şey ekledikten sonra toplantıyı sona erdirir. Oğlu Amphimak'ı çağırır ve sarayın içlerine doğru götürür. Kimselerin duymadığından emin olunca da, bu barış görüşmelerini isteyenlerin şehre ihanet edeceklerinden korkmaktadır, bu yüzden de öldürülmeleri gerektiğini söyler. Ayrıca, toplantıda onların görüşleri çok destek görmüştür. Onlar öldürüldükten sonra da Priam ülkesinin savunulması ve Akhaların yenilgisi için çalışacaktır. Sadık ve dürüst olması için Amphimak'a yalvarır ve bir grup silahlı adam toplamasını ister. Priam ertesi gün onları dua için ibadethaneye çağıracaktır. İşte o zaman Amphimak ile adamları acele etmeli ve onları öldürmelidir. Amphimak bu planı kabul eder ve babasına söz vererek Priam'ın huzurundan ayrılır.



Priam Antenor Aeneas oturuyor, Priam'ın oğulları ile Truvalı liderler Antenor ile Aeneas'a karşı çıkıyorlar. Antenor 
(ya da Poludamas) Agamemnon'un huzuruna çıkıyor ve planlarından bahsederken Aeneas ve diğer hainler 
Truva surlarından mesaj yolluyor. 14.yy minyatür



Aynı gün içinde Antenor, Poludamas, Ukalegon ve Dolon da gizlice buluşur. Düşman tarafından kuşatıldıkları halde, krallarının gösterdiği inatçı tutuma şaşkın kalmışlardır. Barıştan ziyade ölmeyi yeğlemiştir, böylece ülkesinin ve halkının yok olmasına sebep olacaktır. Antenor bu problemi çözmek için bir plan yapmıştır. Eğer ötekiler de sadakat yemini ederse, anlatacaktır. Herkes yemin etmiştir. İlk mesajı Aeneas'a gönderir ve planlarını anlatır. Kendilerini ve ailelerini koruyacak şekilde ülkelerine ihanet etmelidirler. Çabuk davranmalı ve Agamemnon'a hiç kimsenin şüphelenmeyeceği birini yollamalıdırlar. Çünkü konseyi terk ederken, ısrarlı barış istemesine karşın Priam'ın öfkeli tutumunu fark etmiş ve bazı ihanetler tasarladığından korkmaktadır. Herkes yardım edeceğini söyler. Agamemnon'u gizlice görmek için en az şüpheyi uyandıracak kişi olan Poludamas seçilir. Poludamas Akhaları görmek için kampa gider ve Agamemnon'a planlarından bahseder.

Agamemnon aynı gece gizli bir toplantı için tüm liderlerini konseye çağırır ve haberi iletir, tavsiyelerini sorar. Konsey oy birliği ile hainlere güvenilmesine karar verir. Plana gelince, Ulusses ile Nestor bu planı uygulamaktan çekindiklerini söylerken, Neoptolemus kendi adına konuşur, böylece bir anlaşmazlık ortaya çıkar. Sonra da, Poludamas'tan aldıkları şifreyle Aeneas, Ankhises ve Antenor’u Sinon’la test etmek üzere karara bağlarlar. Böylelikle Sinon Truva'ya gider şifreyi test eder (bu arada, Amphimak henüz kapıya muhafız konuşlandırmamıştır), geri döner ve Agamemnon'a Aeneas, Ankhises ve Antenor’un anlatılanları doğruladığını iletir. O zaman konsey üyeleri yemin eder, eğer Truva ertesi gece ihanete uğrayacaksa, Antenor'a, Ukalegon'a, Poludamas'a, Aeneas'a ve Dolon'a zarar verilmeyecektir ve de ebeveynlerine, çocuklarına, eşlerine, akrabalarına, arkadaşlarına, ortaklarına ya da mülklerinden herhangi birine. 

Bu sözlere yemin edildikten sonra Poludamas talimatları anlatır. Gece olunca ordularını, dış tarafı bir at başı gibi oyulmuş olan Sakaean [38] kapısına yönlendireceklerdir. Antenor ile Aeneas bu noktada muhafızlıktan sorumlu olacak, kalası kaldırıp kapıyı açacak ve saldırı işareti için meşale yakacaklardır. 

Anlaşmaları eksiksiz olarak detayları tamamlanır, Poludamas görevinin başarısını bildirmek için şehre geri döner. Antenor, Aeneas ve tüm ortakları gece Sakaean kapısına gidecek, kalası kaldırıp kapıyı açacak, bir meşale yakacak ve Akhaları hoş karşılayacaklardır.

O gece Antenor ile Aeneas kapıda hazır bekler, kalası kaldırıp kapıyı açarak meşaleyi yakarlar ve Neoptolemus'u içeri alırlar. Şimdi ise kendileri ve insanları için kaçış yolu aramalıydılar. Neoptolemus'un koruması eşliğinde Antenor, Truvalıların muhafız diktiği noktaya kadar sarayın yolunu gösterir. 



Truva'nın Düşüşü: Elinde kutusuyla bir hizmetli; Palladion'da olan Kassandra Ayaks tarafından tecavüze uğruyor; Neoptolemos, Ektor'un oğlu Astuanax'ı Truva duvarlarından atıyor; Priam sunakta Neoptolemus tarafından öldürülüyor; İki savaşçı; Priam’ın kızı Kreusa arkadan takip ederken eşi Aeneas yaşlı babası Ankhises'i sırtında taşıyor. Bir asker yol gösteriyor. Kalyx Krater (su ile şarabın karıştırıldığı büyük kap, çanak)'den detay. MÖ 470-460 / Museum of Fine Arts-Boston



Neoptolemus saraya girerek tüm Truvalıları katletmeye başlamıştır. Priam'ı Jüpiter'in sunağına kadar takip eder ve onu orada öldürür. Priam'ın eşi Ekuba kızı Polyksena ile kaçarken Aeneas’la karşılaşır, kızını ona emanet eder. Aeneas ise Polyksena'yı babası Ankhises'in evinde gizler. Andromakhe ile Kassandra ise Minerva tapınağında saklanmıştır. Akhaların acımasız katliamları hiç durmamış, bütün gece devam etmiştir. Akabinde şehrin yağmalanması başlamıştır.



Truva Akhalar tarafından yağmalanıp yakılıyor. 14.yy minyatür


Gün ağardığında Agamemnon tüm liderlerini toplanmaları için kaleye çağırır. Tanrılara teşekkür ettikten sonra, ordusuna övgüler düzer. Tüm ganimetin adil paylaştırılması için, bir araya getirilmesini emreder. Truva'ya ihanet edip, almalarına yardımcı olan Antenor, Aeneas ve yardımcıları ile ne yapmaları gerektiğini sorar. Hepsi birden yüksek sesle cevap verir: "Onlara verdiğimiz sözü onurlandırmak gerekir". 

Böylece Agamemnon tüm hainleri çağırtır ve onlarla yaptıkları antlaşmanın geçerli olduğunu bildirir. Agamemnon’dan izin alan Antenor konuşmasına Akhalara teşekkür ederek başlar. Ardından yalvararak, Elen’le Kassandra'nın Priam’dan barış istediklerini; Elen’in Aşil'in gömülmesi için cesedinin iade edilmesindeki başarısını, hatırlamalarını ister.

Agamemnon'da konseyin tavsiyesiyle Elen’le Kassandra'ya özgürlüklerini verir. Bu sefer de Elen, annesi Ekuba ile kardeşi Andromakhe’nin [aslında yengesi] kendisini her zaman sevdiğini hatırlar ve onların adına Agammenon ile görüşür. Yine konseyin tavsiyesi üzerine, Agamemnon onlara da özgürlüklerini verir. Sonra da, ganimetin adil bir şekilde bölünmesini düzenler, tanrılara teşekkürlerini sunmak için de bir insan kurban eder. Konsey de beşinci günde memleketlerine dönülmesini oybirliği ile karara bağlar. 

Yelkenleri açma vakti geldiğinde büyük bir fırtına kopar ve birkaç gün sürer. Kalkhas onlara ölülerin ruhları hoşnut değildir, der. İşte o zaman Neoptolemus, babasının ölümünden sorumlu olan Polyksena'yı hatırlar. Polyksena sarayda bulunamamıştır şikayetçidir, orduyu suçlayarak Agamemnon'dan onun bulunmasını talep eder. Agamemnon da Antenor'u çağırır, Polyksena'yı bulup getirmesini emreder. Bunun üzerine Antenor Aeneas'a gider ve Polyksena'yı teslim etmesi için yalvarır. Böylece Akhalar yelken açarak gideceklerdir. Polyksena’yı saklandığı yerden çıkarmış ve Agamemnon'a getirmiştir. Agamemnon Polyksena’yı Neoptolemus'a verir, o da babasının mezarı başında Polyksena'nın boğazını keser. 




Truva Prensesi Polyksena'nın Neoptolemus tarafından babası Aşil'in mezarı üzerinde kurban edilmesi. Bu tasvirde Polyksena yere bakmaktadır, yani kurban "yer"e, ya da "öteki dünya"ya kurban edilmektedir.
Tyrrhen [Etrüsk] amphora, MÖ 570-550 - British Müzesi
(Adile Ayda “Tyrrhen” kelimesinin “Turhen-Turhan-Turan” olarak okunduğunu yazar. Çünkü ‘y’ Hellencede ‘u’ harfini temsil eder. 
Ayrıca Pelasg ile Etrüsklerin bir diğer adıdır.)



Biga'nın Gümüşçay Beldesi "Kızöldün Tepesi" (Kurganı)'den 1994'te çıkarılan "Polyksena Lahti" MÖ 520-500 (detay). Burada ise Neoptolemus Polyksena yukarı bakarken kurban eder, yani “göğe” kurban edilmiştir. 

Truvalı kadınlar yas ifadesi olarak saçını yoluyor. Bu yas ifadesi Grek kültüründe olmayıp, eski dönem Türk kültüründe görülür. "Kızöldün Lahti" Çanakkale Arkeoloji Müzesi'ndedir.  (Foto:Cambridge University)



Agamemnon ise Polyksena'yı sakladığı için Aeneas'a kızgındır. Takipçileriyle beraber hemen ülkeden ayrılmasını emreder. Böylece Aeneas ve tüm takipçileri ülkeden ayrılmak zorunda kalır. 

Agamemnon yelken açtıktan birkaç gün sonra, Helena ile kocası Menelaus evine dönmüştür, ama daha derin üzüntüler içindedir. Elen, kızkardeşi Kassandra, abisi Ektor'un eşi Andromakhe ve annesi Ekuba ile birlikte Khersonese'ye [39] gitmiştir.

Ne az ne de daha fazlasını yazıya dökmüştür Frigyalı Dares. Antenor'un takipçisi olarak da Truva'da kalmıştır. Truva savaşı 10 yıl, 6 ay ve 12 gün sürmüştür. Dares'in yazdığına göre, düşen Akhaların sayısı 866.000 [bu sayılar abartıdır, 86bin ise mümkündür]; Truvalıların sayısı ise 676.000 dir [aynı abartı burada da var, 67bin mümkündür]. Aeneas çeşitli yaşlardan oluşan yaklaşık 3400 takipçisiyle, Aleksander'in Sparta'ya giderken kullandığı yirmi-iki gemiyle yola çıkmıştır. Antenor'un yaklaşık 2500, Elen ile Andromakhe’n ise yaklaşık 1200 takipçisi vardır...  SON [40-41]



Truvalı Aeneas omzunda babası Ankhises, oğlu Askanius'ın elinden tutarak Truva'dan kaçıyor. Aeneas Priam'ın kızı Kreusa ile evliydi. 200 kabartmalı Sebastion Tapınağı'ndan detay, MS.14-68, Afrodisias/Karacasu-Aydın



14.yy minyatürde ise Antenor'un bir Akha ("Grek"in G'si ile gösterilmiş) gemisiyle kaçtığı görülüyor.




Truvalı Dares’in eseri de burada biter, ama hikaye devam etmektedir…

Tüm dünyaya dayatılan İlyada destanını, ama okuyarak, ama medyadan hepimiz az çok biliyoruz. Yukarıda anlatılanlardan çok çok farklıdır. Dares’in anlatıklarında; Paris’in Menelaus ile teke tek düellosu, korkak gibi kaçması yoktur; Aşil sürekli yaralanmaktadır ve aslında Aşil'in topuğu dedikleri yerden değil, aldığı birçok kılıç darbeleriyle ölmüştür; Ektor’un cenazesi için Priam yalvarmamaktadır; Patroklos savaşın en başında öldürülür. İlyada'da Aşil’in Agamemnon’a kaptırdığı rahip kızı Briseis yüzünden küstüğü anlatılır, ama Dares’in anlatılarında Briseis yoktur. Ayrıca Aşil, Polyksena’ya kara sevdayla tutulmuş hem aşk yarasından, hem de onu başkomutan seçmediklerinden dolayı savaş meydanından çekilmiştir. Bir kadın yüzünden çıkan savaşı da tiksintiyle karşılamakta ve barış istemektedir. 


Peki ya Akhaların hazırladıkları TRUVA ATI? O da yoktur, ne de içindeki Agamemnon askerleri [42] ...

Ne diyordu Dares : “Hainler Agamemnon'un adamlarını SAKA KAPISINDAN sokacaklardır.Saka kapısı tarif edilirken de "DIŞ TARAFI BİR AT BAŞI GİBİ OYULMUŞ OLAN KAPI " denilmektedir.



Şimdiye dek bulunmuş en eski Truva Atı tasviridir. Vazo’dan detay, MÖ 670 – Mikonos


Kapının at başı gibi oyulmuş olmasının sebebi ise Skamander nehrine at kurban edilmesinden kaynaklanmaktadır. Truvalılar at insanları olarak ün yapmıştır, zaten Ektor da bir at terbiyecisidir. Savaş at-arabalarıyla yapılırken, birçok Truvalı ata binmekte hünerlidir, hatta Prens Troil atlı olarak tasvir edilir. At başı gibi oyulmuş olan Saka kapısı da içeriden açılmıştır. İhanet içeriden, Truvalıların arasından çıkmıştır. Hainler kendileri ile takipçilerin canlarına karşılık, düşmanı saraya yönlendirmiş, şehrin ele geçirilip, yağmalanması ile birçok Truvalıların ölmesine göz yummuşlardır. Kralları Laomedon’un öldürülmesi, Truva’nın yağmalanması, Truvalıların öldürülmesi ve tabii ki Esione’nin kaçırılmasıyla, aslında ilk kanın Akhalar tarafından döküldüğünü de unutmuşlardır....





devamı...






23 Nisan 2018 Pazartesi

Bosporus/Kırım Kimmerleri




Eupator'un Tamgası (MS 153-174)


- Tiberius Julius Eupator 
(ΒΑΣΙΛΕΩΣ ΕΥΠΑΤΟΡΟΣ = BAŞİL yani El/İl Beyi EUPATOR +os grek eki = EU ? - ER ; PAT - BAT, öldüren, öldürmek; İskitlerin amazonlara OERPATA [Er Öldüren] demesi gibi), ama, 'Eupator' güya Hellence "asil babadan doğan" demekmiş !...

- Babası Rhoemetalces, 
(ΒΑΣΙΛΕΥΣ ΡΟΙΜΗΤΑΛΚΑΣ = BAŞİL ROİMİTALKİS) (ö.153)

- Babası Cotys II 
(ΒΑΣΙΛΕΩΣ ΚΟΤΥΟΣ = BAŞİL KOTU 4os grek eki) (ö. 132),

- Babası Sauromates 
(ΒΑΣΙΛΕΩΣ ΣΑΥΡΟΜΑΤΟΥ = BAŞİL SAUROMATU) (ö.123)

Akrabalıkları: Mithradates VI ; Seleukos kralı Antiochus V; Aspargus (ki adının farsça olduğunu ve aspa-at, aspabara-atlıadam; dan geldiğini söylerler!), Asander ile Dynamis (annesi Sarmat) Hanedanından

PEKİ;
Neden krallarının ünvanı BAŞİL, yani İL/EL BEYİ ?
Neden damga, özellikle de Tatar damgalarını kullanıyorlar ? Hatta, damga kullanmayı nereden öğrenmişler ? Hellen ve Romalılar damga kullanmaz. Kimmerlerin soyundan gelip, Sakalarla karıştılar da ondan!


"Helenler"in sözlüğüne Basileus olarak giren Türkçe kelime:"Basil / "Barsil": "Bas"/"Baş" (kafa) + "il" / "el" ("kabile", "halk": "Baş kabile" anlamına gelmektedir" - (K.Laypanov, İ.Miziyev - Türk Halklarının Kökeni).


Kemer Tokası


NOTE: 
Greeks didn't use Tamgas. The word TAMGA is Turkish of etymology, origin.
SB






Kimmer (Qamar) Beyliği dediği yer daha sonra kaynaklarda Muşki-Tubal-Gmiria-Kaşka olarak geçer.



KİMMER BOSPORUS KRALLAR LİSTESİ


MÖ 2300 GOMER (yani KİMMER)
- Truvalı Priam I (Efsaneye göre)
- MÖ 1150 GENGER (diğer adı Cestrinus: Priam ile Hecuba'nın oğlu Helenus ile Hektor'un eşi Andromache'nin oğludur)
-?
- Francus (Zenter'in oğlu)
- Esdron (Franco'nun oğlu)
- Gelio
- Basabiliano
- Plaserion I
- Plesron
- Eliacor
- Gaberiano

- MÖ 9.yy Plaserion II
- Antenor

Ukrayna'da
- Priam II -Helenos II -Plesron II -Basabiliano II -Alexander
- Priam III -MÖ 680-670 Teushapa -MÖ 677 Getmalor
- MÖ 660 - MÖ 640 LYDAMİS (TUGDAMİS = TOKTAMIŞ, Kimmer Kralı)

- MÖ 640 Sandakhshatra (Kimmer, Tugdamme'nin oğlu, Cyaxares'e Asur'u ele geçirmeye yardımcı olmuş) Fritz Hommel'e göre Sandakhshatra'ın kendisi Cyaxares'tir, diğer oğlu da Ishtivegu, yani Astyages - Aspadas, Medlerin son kralıdır (Şahname'de Afrasiyab, diğer adları Astiyages, Efrasyap, Alp Er Tunga) . Büyük Cyrus tarafından MÖ 550 de tahttan indirildi, ölümünden sonra Kreuzes kaynının intikamını almak ister ama başarısız olur ve Persler Lydia'yı ele geçirir. Büyük Cyrus'un kafasını da MÖ 530'da Türk Ecesi Tomris keser. [Massagetler = Büyük Saka, (Şahname'de Turanların kralı olarak geçen Afrasiyab) Alp Er Tunga'nın torunudur]





Altın Maske 
1837 de açılan Bosporos kurganından. 
Taş lahitin içinde altın maskesi, tacı ve plakalarla kaplı bir kadın iskeleti bulunmuş. (Kraliçe olduğunu öne sürüyorlar, ama henüz ispatlanmamış). Gümüş bir disk üzerinde kral Reskuporida adı yazılı olduğundan "Reskuporida Mezarı" diyorlar. Hermitage müzesinde. (Kerç link - kitap pdf)




Bir Kimmer (Asil bir Kadına ait) Kurganı / Kırım-Bosporus





Bir de Homer- Gomer ilişkisine bakalım...

İlyada Hektor'un cenazesi ile biter, yani Truva'nın düşüşü ya da içi düşman askeriyle dolu ahşap attan bahsetmez. Batılıların yeni araştırmaları ise bunun bir gemi türü olabileceği, ve atın mitten öteye gitmediği söylenir. Lakin Truva duvarlarla çevrili bir şehirdir ve içinden nehir geçmez! At ise Truvalıların kutsalıdır, Skamander nehrine at kurban ederlerken, Ektor da at terbiyecisidir. Öbür yandan, içi asker dolu ahşap at Odysseus destanında 8:490-515 , ile Euripides (MÖ 4.yy - Tro:1)'in 'Troya Kadınları' eserinde geçer, ki o destanları Homer'in yazıp yazmadığı, efsanevi bir kişilik olduğu, hiç bir vakit böyle bir kişinin yaşamadığını araştırmalar ortaya koymuştur (altta ing.olarak). Ki İskenderiye kütüphanesinin müdürü Efesli Zenodotus MÖ 3.yy'da bu destanların dizelerini derleyip düzenlemiştir. Dönem ise Hellenistik dönemdir, değiştirilmiş dizelerle düzenlenmiş olasılığını göz önünde bulundurmak gerekir. Şahsen Homer'in Kimmerlerin atası Gomer olabileceğini düşünüyorum. Yukarıda'da görüldüğü gibi Bosporus Cimmerian devletinde efsanevi krallar listesinde Troyalılar da vardır. Sadece onlar mı peki? Diğerleri de Türk boylarında yaşamaktadır:

* Nuh'un oğlu Yafes (y.MÖ 2300)
* Yafes'in oğlu Gomer (Kimmer) (y. MÖ 2300)
diğer adları: Cimmerian, Cimvri, Cimbri, Cymro (Welsh), Cimers, Cimblers, Cimri, Gomer, Homer, Qomer, Gomorrah, Homorrah, Qomorrah, “nomadic Scythians (İskit)”, ve diğer versiyonları. Behistun yazıtında Kimmerler Saka/Scythians (İskit)

- Kımız içen Kimmerler İlyada'da geçer.
- Persler tarafından Kapadokya olarak adlandırılmadan önce o bölgenin adı Gmiria'dır. Ermeni yazıtlarında (MS 5.-6.yy) Gmairk - Gemerek olarak geçer. Hepsinden önce ise adı "Turan Khatai" dır, yani "Turan Hatti", Demircilerin Ülkesi anlamındadır.

* Yafes'in diğer oğulları: 
Magog (İskit-Sakalar; Gog bir Saka hükümdarıdır ve Strabon'unda belirttiği gibi, bugün Kafkasya olarak anılan İberia'da bir devlet kurar ve adını da Gogaren derler. (şimdiki Gence)) ; 
Tubal (Anadolu'daki Muşkilerin Asur kaynaklarındaki adı, İskit boyu Kaşkalar ile akraba, Frigler ile karışmışlar, Frig kralı Midas'ın Muşkili Mita olduğunu araştırmalar gösterir. ) ; 
Meşek (Meşer Tatarları) ; 
Javan (?) ; 
Madai (Medler) ; 
Tiras (?)

* Gomer'in 3 oğlu: Togarma , Aşkenaz, Riphath (Rıfat)
- Togarma 
(Hint kaynaklarında Turukha - Turuska; tıpkı Etrüsklere Turuskha, Turshi, eTruski denildiği gibi) 
(Asur kaynaklarında Turukku; yukarı Mezopotamya'da Turukku devleti) 
( Eski Ahit'te Togarma, ki Heredot'ta geçen İskitlerin atası Targitaos'tur ve onun da üç oğlu vardır:  Leipoxais (Lipoksai) , Arpoxais (Arpoksai) ve Kolaxais (Kolaksai), ya da Targitaos yerine Herkül (Erkül-Erkle) olarak geçerken üç oğlu da: Agathyrsos (Acatziri - Ağaçeri, hem Hun hem İskit boyu olarak geçer), Gelonos (İlan - Yılan, İran'daki Gilan, Akhunlar, Kay-Kayı boyu, Kıpçak boylarından Şarukan, Etrüsk kökenli Jül Cesar'ın Gay Julius Caesar'daki Gay=Kay olması)

- Aşkenaz (Ashguzai, İshguzai = Sakalar, Hazarlar, As Türkleri, Oğuzlar, Guzlar)

* Togarma'nın 10 oğlu : Uygur, Dursu, Avar, Oğuz, Basili, Torniak, Hazar, Zagora, Bulgar, Sabir

- Hitit kaynaklarında geçen "Tegarama" Togarma'dır ve Sivas Gürün'ün eski adıdır.

- MÖ 2300 Gomer, efsane kurucuları  Truvalı Priam ile MÖ 1150 de Genger... Genger (Kenger, Sumerlilerin kendilerine Kenger dediğini de hatırlayın) ise, Priam ile Hecuba'nın oğlu Helenus (! Elen) ile Andromache'nin oğlu olarak geçiyor. Başka bir anlatımda Hektor (Ektor)un ölümünden sonra eşi Andromache Achilles'in oğluna esir düşer ve Paris'le evlenmiştir. Bu sebeple mitoloji tarih değildir, ama bazen içine gerçeklik de karışmıştır.

Kısaca, Kimmerler ile Teucerlar (Truvalılar kendilerine o şekilde hitap eder) bu destanı sözlü olarak taşımıştır. Savaştan ancak 400 yıl sonra yazıya geçirilmesi ile ilk kral Gomer'in adı zamanla Homer'e dönüşmüştür. 400 yılın üstüne 500 yıl ekleyin MÖ 1200 den MÖ.3.yy'a hoşgeldiniz. Peki bugünkü Homer kitapları hangi "orjinal" kitaptan çevrilmiştir? En eski kopya destanlar MS 1000'den kalmadır, onlarda parça parçadır, bir bütün değildir. Gomer'in zamanından beri anlatılan bu efsane/destan, Gomer ve diğer soyların nesli ile sözlü olarak taşınmış, Anadolu'nun batısında İlyada, Odysseus, doğusunda ise Dede Korkut olarak adlandırılmıştır. Dede Korkut Bamsı Beyrek ile adı yunanca olmayan Odysseus'un paralel giden hikayeleri de çok ilginçtir. Tarih yapanlara sadık kalemlere selam olsun.


SB
not: Yahudilerin kendilerine yukarıdakileri ata soyu olarak alması da Hazar Musevi Türklerinden kaynaklanmaktadır. Ancak, ataları yahudi değil, Türklerin atalarından gelmedir. Çünkü, gerçek "İsrail bölgesi"nin yahudileri Sami kökenlidir ve Araplarla kardeştir. Bu "elit yahudilerin Hazar soylu olması"nın gerçeklik payı varsa, o zalimler de mankurtlaşmış Türk soylu oluyor! Zaten dünyada iki tip insan vardır: kötü-iyi....



The painting glorifies all the antiquated theories that held that Homer was a blind, illiterate genius poet who singlehandedly created two of the greatest stories in human history, the Odyssey and the Iliad. As appealing as that portrayal may be, it’s most likely not true. Homer perhaps never even existed — or, at least, he was nothing like he is often portrayed.

Homer, rather, was an idea. A cultural manifestation. A figment. “Homer is a foundation myth, not a man nor of the natural world, but of the way of thinking by which the Greeks defined themselves, the frame of mind which made them who they were,” Nicolson wrote in his recently published book, “Why Homer Matters.” There’s a general consensus among scholars that Homer — if there was a Homer — lived sometime during the 8th century B.C. This was already a problematic conclusion for many academics, given the fact the earliest “ascription of both poems to Homer can’t be traced further back than about 520 B.C.,” West wrote. “… A century or more after the poems came into existence.”

He contends that the poems actually came into being around the year 2000 B.C. — nearly 1,200 years before others thought. Two elements support his theory, Nicolson told the Washington Post Tuesday morning in an interview. Numerous aspects of the Homeric works are shared across the European continent and into parts of India, Nicolson said, and have nothing to do with either Greece or the Aegean region. That suggests the works were actually a confluence of numerous tales floating around at that time. “So the implication is that you have to have a common root for all of that,” Nicolson said. “Elements of these stores are shared across many lands.”

And the second issue deals with The Iliad’s description of ancient Greece, which Nicolson says does not conform with conditions that existed in the 8th century B.C. The savagery depicted in The Iliad reflects a much earlier period. “Outside Troy is this camp of wild barbarians — the Greeks,” he told National Geographic. “The Greeks’ are Homer’s barbarians. … All ideas of rule and law and love count for nothing. The only thing that makes sense is revenge and self-assertion. And that picture of the Greeks doesn’t make sense any later than about 1800 to 1700 B.C.”

So if the epic poems derived from a much earlier period than others have thought, where does that leave us? Does that mean “the Homeric Question is dead?” Nicolson asked. Not by a long shot. It appears the question, even centuries after its birth, yet lives. Even if Homer himself never did. ... washington post/2015




EK


İ.M.Dyakonov kimmer etnoniminin qədim şərq dillərində qamir, qomer, qimirri, qimirray formaları olduğunu yazır. Hətta Bibliyada bu adın Gāmēr əvəzinə, yanlış olaraq Gōmër yazıldığını qeyd edir.  Lakin adın ilkin formasının qamər olduğunu görə bilmir. Saqa-qamər boylarının gah saqa, saqat (skit), gah da qamər (kimmer) adı ilə tanınması da bəzi qaynaqlarda dolaşıqlıq yaratmışdır. Bunu açıqlamaq üçün Avropa alimlərinin daha çox etibar etdiyi qutsal Bibliya kitabına baxaq. Burada xalqların soykökü şəcərəsi ılə bağlı yazılmışdır:

Yafetin (Yafəsin) oğulları: Qomer və Məcuc və Maday və Yavan və Tubal və Meşek və Tiras. Qomerin oğulları: Aşkenaz və Rifət və Toqarma (Tekvin, bar.10).

Yəhudi dinini qəbul etmiş soydan olan Xəzər xaqanı İosif X əsrdə bu soy şəcərəsini davam etdirərək yazmışdır ki. Toqarmanın oğulları 10 türk boyunu (xəzər, suvar, tiras, bulqar və b.) təşkil edir. Hər iki bəlgəni gözdən keçirəndə aydın olur ki, kursivlə verilən boylar qədim türk uruqlarını doğru əks etdirir. Belə ki, tiras (tras-pi) boyu daima saqa-qamərlər ilə bağlı olaylarda görünür; qamərlər öz ölülərini Tiras (Dnestr) çayı yaxasında basdırırlar, traspi boyu saqa soykökü rəvayətində Ərbəyin (Arbak) soyundandır. Qamər boyunun qədim Azərbaycanın mada boyu ilə qohumluğu da burada əks olunmuşdur. Qamər soyundan olan aşkenaz (saqa) boyu da şəcərədə özünü doğruldur, çünki Bibliyada şkwz (şakuz) şəklində olası yazılış əvvəldən səhvən şknz şəklində yazılıb, aşkenaz kimi oxunmuşdur, lakin buna baxmayaraq, alimlərin heç biri aşkenazın squd (saqat) olduğunu şübhə altına almır, burada qomer oğlunun saqa olduğunu qəbul edirlər.

Bu sıradakı Toqarma isə Anadoluda indiki Malatiya bölgəsinin qədim adıdır və güman edirik ki, toqar (dügər) boyunun adı ilə adlanmışdır. Hər halda, Xəzər xaqanı 10 türk boyunun mənşəyini qamərin qardaşı hesab olunan Toqar(ma) ilə bağlayır. Çox sonralar Balkandan Kiçik Asıyaya gələn hay (erməni) tayfaları xristianlığı qəbul edəndən sonra Bibliyadakı Toqarmanı metateza ilə Torq(om) şəklində qəbul etmiş və Torqu (Tork) özlərinin soybabası saymaq istəmişlər. Əlbəttə, bu, gəlmə haylar ilə deyil, qədim ermən türklərilə bağlı yaranmış əfsanə idi və haylar da bura gələndən sonra onu mənimsəmişlər.

Beləliklə, Bibliya ənənəsi qamər, saqa, mada, tiras türk (xəzər) boylarını bir-birinə qohum sayır və onları Ön Asiyada verir.


Saqa-Azərbaycan və saqa-qamər əlaqələrindən yuxarıda, ötəri də olsa, danışmışdıq. Ön Asiyadan Azaq yaxalarına gedən və minil boyunca orada izləri itməyən saqa boylarının zaman-zaman müxtəlif bəylikləri və çarlıqları qurulub sonra dağılmışdır. Balkanlar üstündən yunan şəhərləri və Qara dəniz yaxalarında yunan kaloniyaları ilə bağlantısı olan saqalar antik dövrün mədəniyəti ilə yaxın təmasda olmuş, burada Abar, Toksar və Anaxars kimi filosoflar yetişmişdir. Hətta saqa elbəyinin yunan qızından olan oğlu Anaxars antik dövrdə “7 müdrik” sırasına düşmüşdür.

Saqaların antropoloji tipi və bu şəkildə olduğu kimi. qab-qacaq, bəzək əşyaları üzərində əks olunmuş görkəmləri türk tipindən seçilmir. Baxmayaraq ki, Herodotdan üzübəri antik çağ və Bizans qaynaqları Azaq saqaları haqqında xeyli bilgi vermişdir və son iki əsrdə bu bilgilər əsasında yüzlərlə tədqiqat əsəri yazılmışdır, ancaq hələ saqa problemlərinin əsas düyünləri açılmamışdır. Belə ki, bu düyünlər sırasında saqaların dili, etnik kökü və ilkin yurdu məsələləri öndə durur.

Əslində, bu problemləri saqalar və qədim tarixçilər deyil, sonrakı tədqiqatçı alimlər yaratmışlar. Belə ki, saqa boyları ilə təmasda olmuş və Saqa eli çağında yaşamış tarixçilərdən və min illik Bizans mənbələrindən tutmuş XVII əsrə qədər saqalardan danışan müəlliflər onlardan türk ulusu kimi bəhs etmişlər. Lakin sonrakı dövrlərdə saqaları monqol, finuqor, german (qot), slav (rus), hindiran (oset) və qafqazdilli xalq sayan yazarlar ortaya çıxmış, bu və ya digər adı çəkilən xalqın kökünü bütövlükdə saqalara bağlamağa çalışıb, saqaşünaslıqda qurama problemlər yaratmışlar.

Saqaların etnik mənsubiyəti ətrafında başlanan ajiotaj əsasən bütün dünyanı heyrətə salan Kerç yaxınlığındakı Kül-oba kurqanının, onun ardınca Oğuz, Solox, Çertomluk və digər kurqanların açılması ilə başlansa da, bundan qabaq da saqalar yalnız bu və ya başqa bir etnosun sələfi kimi təqdim olunur, belə mövqe daha çox rusofil və iranofil alimlərin yazılarında ortaya çıxırdı. Hətta, skit məsələsinə bu cür yanaşmaya dözməyən A.Şletser hələ XIX əsrin ilk illərində yazmışdı ki, üç minillik nağıl və əfsanəvi tarixdənsə rusların 600 illik gerçək tarixi öyrənilməli və nəhayət, ruslar skitlərdən əl çəkməlidir. Çertomluk kurqanını açan E.İ.Zabelin isə skifləri monqol və irandilli boylara bağlayan alimlərin fikrini qəti rədd edirdi.

Yuxarıda deyildiyi kimi, antik dövr müəllifləri, Bizans mənbələri, çinhind qaynaqları saqa//skit tayfalarından həmişə türk boyu kimi bəhs etmişlər. Andrey Lızlovun 1692-də yazdığı “Skiflərin tarixi” adlı əsərində skitlər yalnız türk kimi təqdim olunmuş, XIX əsrin son illərində Herodotu, о cümlədən digər qədim müəlliflərdən bir neçəsini tərcümə edən və elbəyi saqaları (царские скифы) türk sayan görkəmli filoloq F.Q.Mişşenko, macar alimlərindən “Kodeks Kumanikus” abidəsini incələyib çap edən G.Kuun, “Bizantino- Turkika” əsərinin müəllifi G.Moravçik, həmçinin tanınmış altayşünaslar həmin mövqedə dayanmışlar. Z.V.Toğan, M.Z.Zəkiyev, M.A.Xabiçev, İ.Durmuş, Q.Qeybullayev və başqa türkoloqlar da saqa (skit) - türk paralellərinə aid xeyli misallar vermişlər. Saqaların miqrasiyası, etnik mənşəyi, elbəyi saqaların türklüyü, onların şəcərəsi, filosofları, mifologiyası, təsviri sənəti və xalı-xalçası haqqında bizim də müəyyən araşdırmalarımız olmuşdur.

E.H. Mins saqaları türk və irandilli boyların türk dominantı ilə qarışığı sayır.  XX əsrin bəzi iranşünasları (V.F.Müller, M.İ.Rostovtsov, J.Dümezil, V.İ.Abayev və b.) saqa boylarının yalnız irandilli (osetlər) olduğunu yazırlar. İ. Əliyevin başçılığı ilə bəzi Azərbaycan tarixçiləri də ölkəmizdə yalnız irandilli saqa (skit) izini axtarırlar.  Halbuki bütün böyük dövlətlərin, imperiyaların içində müxtəlif dilli xalqların olması və bunların çox vaxt dövləti quran boyun adı ilə tanınması normal haldır. Məsələyə bu yöndən yanaşanda gerçək mənzərə ortaya çıxır. Bunun üçün öncə qədim tarixçilərin saqa etnoniminə hansı mənanı yüklədiyini və bununla bağlı hansı şərhi verdiyini nəzərə almaq lazımdır.



Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu

Saka-Kamer Boyları





Kimmerleri betimleyen bir Stel, tipik "İskit Yay & Sadakları"ndan.











11 Haziran 2017 Pazar

Truva Savaşı'nın sebebi gerçekten de Helen'in kaçırılışı mı?



Truva filminde kaç kişi Aşil, kaç kişi Hektor’un tarafını tuttu? Sanatçı camiasında popüler olan Amerikalı Brad Pitt’in Aşil’i canlandırması tesadüf müdür? Ya da pek popüler olmayan, Hırvat asıllı Eric Bana’nın Hektor’u canlandırması? Hollywood Etkisi derler buna, bilinç altına işlemek, yani bizi istedikleri yöne çekebiliyorlar; İşgalci Aşil ile Vatanını savunan Hektor, peki hangisi savaşında haklıdır?…


YA Truva Destanı anlatıldığı gibi değilse? 


Herkül Truva kralı Laomedon’u öldürürken, 
Herkül'ün arkasında Hesione , MS 1.-2.yy


Truva savaşının Paris'in Helen'i kaçırmasıyla başladığını anlattılar bize hep. "Namus Savaşı" dediler, Truvalılar haksızdı dediler. Ama biliyorduk ki, bu bir güç savaşıydı, ticaret yolunu ele geçirme savaşıydı, yani sömürgeci bir bilinç yatıyordu altında. Frigyalı diye andıkları Dares’in kitabını bize tanıttılar mı? Hayır. İlyada’nın v.bölüm 9 ila 11. Satırında geçer adı, Troyalıdır, ki Truvalıların müttefiki Kaşkalardan olma ihtimali de vardır. Çünkü, bölge ve şehirler, kitapların yazıldığı dönemdeki adlarıyla kayıtlara geçirilmiştir ve Truva döneminde Frigyalılar henüz tarih sahnesinde değildir. Peki, bu kitap gerçekten var olup sümen altı edildiyse? Çünkü bambaşka bir olayla başlıyor ve Öç almak ve Namus Savaşı vermek Truvalıların hakkı olarak gözüküyor. İlk kanı Akhalar dökmüş, Truva kralı Laomedon'u öldürmüş, Truva’yı yağmalamış ve Laomedon'un kızını kaçırmışlardı! Truvalıları küçük düşürmüşlerdi. Bazıları da bu kitap dikkate değer diyerek te gerçekleri örtbas ediyor. Sebebi de gayet açıktır: Hellen uygarlığınının haklılığını ispat etmek...

İlk elden olan kısa bir eserdir. İlyada'da Truva'da yaşayan Hephaestus rahibi olarak geçer. Kalan parça muhtemelen erken 6.yy Roma döneminden. MS 2.yy da yaşamış olan ve eserlerini yunanca yazan Romalı yazar Aelian, eski bir Yunan versiyonunu kendi kitabında onaylar ve: "Frigyalı Dares’in ilyadası bilgime göre hala mevcut, Homer'den önce yaşadığı söyleniyor ve İlyada'da bahsediliyor” der. Farklı bir açıdan Truva Destanını anlatan Dares’i okuyalım…:



"Dares the Phrygian, whose İliad is to my knowledge still preserved, is also said to have lived before Homer."



Kitabın adı Truva'nın Düşüşü Tarihi -  yazan: Frigyalı Dares 
"Dares the Phyrgian - History of the Fall of Troy " 
İngilizce çevirisi: R.M.Frazer (Jr) , Türkçe çevirisi: Semra Bayraktar
Kitap MÖ 1.yy’da yaşamış Romalı tarihçi Cornelius Nepos’a selamla başlar.


[MEKTUP] Cornelius Nepos, Sallustius Crispus'a selam gönderiyor.

Atina'da yoğun bir şekilde eğitim görürken Frigyalı Dares'in Yunanlılar ile Truvalılar hakkında yazdıklarını buldum. Başlığında da belirttiği gibi bu tarihi Dares yazmıştır. Onu elde etmekten çok memnun oldum ve hemen Latince bir çevirisi yaptım, hiçbir şey eklemedim, hiçbir şey atlamadım ve hiç bir yorumda bulunmadım. Yunanca orjinalinden basitçe, sözcük sözcük tercüme ettim. Böylece okuyucularım tam olarak bu yazılanları, kendilerini yargılayacak, ister Frigyalı Dares olsun, ister Homer olsun, hangisi doğrusunu yazmış. Yunanlıların Truva'ya saldırdığı sırada yaşayan ve savaşan Dares mi? Yoksa, savaş bittikten sonra, çok sonra doğmuş Homer mi? Atinalılar bu konuyu değerlendirdiklerinde, ölümlüler ile tanrıların savaşını tarif ederken, Homer’i delirmiş buldular. Bu kadar yeter, şimdi söz verdiklerime dönelim.


[1]  Peloponnese'de hüküm süren Kral Pelias, Aeson'un kardeşi, Aeson'da Jason'un babasıdır. Jason cesareti ve iyiliği ile biliniyordu. Oradaki herkesi kişisel arkadaşı olarak görüyor, bu nedenle de herkes onu seviyordu. Kral Pelias, Jason'ın herkesin gözünde popüler olduğunu görünce, bazılarının kendisine zarar vermesinden veya krallığından sürülmesinden korktu. Bu yüzden Jason'a, Colchis'de onun kahramanlığına layık bir şey olduğunu söyledi: bir Koçun altın postu. Eğer Jason onu getirebilirse, ona krallığının kontrolünü verecekti.

Bunu duyan erkeklerin en cesuru Jason dünyayı görmek arzusuyla, Kolchis'ten altın postu getirerek şanına şan katmak umuduyla, krala gitmek istediğini söyledi. Ancak bununla birlikte malzemelere ve yoldaşlara ihtiyacı vardı.

Kral Pelias, zanaatkar mimar Argus'a gelmesini emretti ve Jason'un anlatımlarına göre, yapabileceği en güzel gemiyi inşa etmesini söyledi. Böylece Hellas'ta söylentiler dolaşmaya başladı; Bir gemi inşa ediyorlardı ve Jason altın postu getirmek için Colchis'e gidecekti. Arkadaşlar ve tanıdıklar onunla birlikte gitmek için söz verdi. Jason onlara minnettardı ve onlara yelken açmaya hazır olmalarını söyledi. Gemi bitip de yelken açma vakti geldiğinde, onlara bir not gönderdi; onunla gitmeye söz verenler hemen Argo adı verilen gemide toplandı. Kral Pelias, gerekli malzemelerin siparişini verip istiflenmesini söyledikten sonra Jason'a ve cesaretlerini gösterip onunla birlikte gidenlere öğüt verdi. Yapmalılar, dedi, görevlerini yerine getirmeliler, çünkü bu yolculuk şüphesiz ki Hellas'ı ve kendilerini yüceltecekti.

(Burada Jason'la beraber olanları anlatmak bizim işimiz değildir. Herhangi birisi bunu bilmek istiyorsa, Orpheus’un Argonautica'sını okumalı)



Argus gemiyi inşa ederken


[2] Jason Frigya'ya geldiğinde, Simois Nehri (Karamenderes’in bir kolu Dümrek Çayı-SB) limanına demirledi ve herkes kıyıya çıktı. Acil haber Kral Laomedon'a getirildi; yabancı bir gemi beklenmedik bir şekilde Simois limanına girmişti ve içinde Hellas'tan birçok genç erkek vardı. Bunu duyan kral rahatsız oldu. Kıyıya ayak basacak olan Hellenlerin, kamunun refahını tehlikeye atacağını düşünerek, Hellenler için limana sözlerini gönderdi; sınırlarından ayrılacaklardı, eğer itaat etmeyi red ederlerse onları zorla çıkaracaktı.

Laomedon'un onlara barbar-kaba bir şekilde davranışı Jason ve beraberinde gelenleri derinden üzdü, ona zarar vermemişlerdi. Bununla birlikte ona karşı gelmekten de korkuyorlardı. Savaşa hazır değillerdi ve barbarların büyük güçleri tarafından kesinlikle ezilebilirlerdi. Böylece, yeniden başlamak için, Frigya'dan ayrıldılar ve Colchis'e doğru yola çıktılar. Postu çalıp anavatanlarına geri döndüler.


[3] Jasonla beraber Colchis'e gidenler ve Laomedon'un ona hakaretli davranışı yüzünden Herkül derin üzüntü içindeydi. Sparta'ya gitti ve Castor ile Pollux'u çağırdı, Laomedon'a karşı intikam almak için yardımlarını istedi. Yardımlarını vaat ettikleri taktirde, birçok kişi takip ederdi. Castor ve Pollux onun istediği her şeyi yapmak için söz verdi. Onlarla birlikte yola çıktı ve Salamis'e gitti. Orada Telamon'u ziyaret etti, o ve halkının kötü muameleden dolayı çekti acı yüzünden Truva'ya karşı yapılacak olan sefer için ona katılmasını istedi. Telamon, Herakles'in istediği şeyi yapmak için hazır olduğuna dair söz verdi. Salamis'ten Phthia'ya doğru yola çıktı. Orada Peleus'tan Truva seferine katılmasını istedi. Peleus gitmeye söz verdi. Sonra Nestor'u ziyaret etmek için Pylos'a gitti. Nestor neden geldiğini sorduğunda, Herkül yanıtladı; intikam arayışında olduğunu ve Frigya'ya karşı orduya liderlik ettiğini söyledi. Nestor ona övgüde bulundu ve yardım etmeye söz verdi.
Herkül herkesin desteğini aldığını bilerek gemileri hazırladı ve ordusunu topladı. Yelken açmak için doğru zaman geldiğinde, sorduğu kişilere mektup gönderdi ve onlara tam güçle gelmelerini söyledi. Onların gelmesiyle, hepsi beraber Frigya'ya (yani Truva’ya-SB) doğru yelken açtı. Sigeum'a gece vardılar. 


Ülkeye girmek için Herkül, Telamon ve Peleus orduya liderlik yaparken, Castor, Pollux ve Nestor'u gemileri korumaları için geride bıraktı. Hellen filosunun Sigeum'a (Biga yarımadası-SB) yanaştığı haberi kral Laomedon'a getirildiğinde, süvarinin komutasını kendisi aldı ve kıyıya giderek düşmanlığını gösterdi. Fakat Herkül, Truva'ya gittiğinde şehrin masum sakinlerini kuşatmaya başlamıştı. Laomedon evde olan biteni öğrenince aceleyle hemen dönmeye çalıştı. Ama Hellenler yoluna çıktı ve Herkül onu öldürdü. Telamon, Truva'ya ilk giren kişi olma yolunda kahramanlığını kanıtladı, bu nedenle Herkül ona Kral Laomedon'un kızı Hesione'yi ödül olarak verdi. Söylemek gereksiz ama, Laomedon'la birlikte olan herkes öldürüldü. Bu sırada Priam Frigya'daydı, babası Laomedon onu ordudan sorumlu tutmuştu. Herkül ve onunla gelenler, ülkeyi yağmaladı ve taşıyabildiklerinden fazla ganimeti gemilerine götürdüler. Sonra eve gitmeye karar verdiler. Telamon'da Hesione'yi kendisiyle birlikte götürdü.


[4] Priam'a babasının öldürüldüğü, vatandaşlarının paramparça edildiği, ülkesinin yağmalandığı ve kızkardeşi Hesione'nin savaş ödülü olarak alındığı haberini alınca, Hellenlerin Frigya'ya bu kadar çok saygısızca muamele etmeleri onu derin bir üzüntüyle düşünmesine yol açtı. Eşi Hecuba ve çocukları Hector, Alexander, Deiphobus, Helenus, Troilus, Andromache, Cassandra ve Polyxena ile birlikte Truva'ya döndü. (Cariyelerden başka oğulları da vardı, ancak yasal olarak evlendiği eşleri kraliyet soyunu iddia edebilirdi.)

Truva'ya varınca şehrin (nasıl) maksimum güçlendirileceğini gördü, daha güçlü duvarlar inşa etti. Ve yakınlarda daha fazla asker konuşlandırdı. Truva, babası Laomedon'un hükümdarlığındaki gibi, hazırlıksızlık yüzünden, bir daha düşmemeliydi. Ayrıca bir saray inşa etti ve Jüpiter'i bir sunak ve heykel ile kutsadı; Hector'u Paeonia'ya (Makedonyadaki Aksu/Vardar bölgesi-SB) gönderdi; ve Truva'nın kapıların inşa etti - Antenorean, Dardanian, İlian, Scaean, Tymbraean ve Truva. (Homer de sadece Dardan ile Saka kapılarının adı geçer- Saka kapısı da, nehri de Saka Türklerinden adını almıştır. At kurban ederler. SB)

Truva'nın güvende olduğunu görünce, babasının çektiği acıların intikamını almak için doğru zaman gelene dek bekledi. Sonra Antenor'u çağırdı ve ona elçi olarak Hellas'a gitmesini dilediğini söyledi. Yunan ordusu, dedi, babası Laomedon'u öldürerek ve Hesione'yi götürerek ona büyük yanlış yapmıştı. Buna rağmen, sadece Hesione iade edilirse, şikayet etmeyi bırakırdı.


[5] Priam'ın emrine uyarak Antenor bir gemiye bindi ve Peleus'u ziyaret etmek için Magnesia'ya gitti. Peleus onu üç gün boyunca misafirperver bir şekilde ağırladı ve dördüncü gün neden gelmiş olduğunu sordu. Antenor, Priam'ın talimatlarını takip ederek, Hellenlerin Hesione'yi geri vermelerini talep etmeye geldiğini, söyledi. Peleus bunu duyunca derinden üzüldü, ve gördüğü kadarıyla bu onun çıkarlarına dokunan bir konuydu. Antenor'a sınırlarının dışına çıkmasını emretti.

Antenor herhangi bir geçikme olmadan gemisine bindi ve Boeotia'ya doğru yelken açarken Salamis adasına geldi. Orada, Priam'ın kızkardeşi Hesione'yi geri vermesi için Telamon'u ikna etmeye çalıştı. Kraliyet soyundan bir kızı hizmetkar olarak tutmak doğru değil, dedi. Telamon Priam'a karşı hiçbir yanlış yapmadığını söyledi. Savaş ödülü olarak almıştı, onu geri vermeyi redetti ve Antenor'a adasından ayrılmasını emretti.

Antenor gemisine bindikten sonra Achaea'ya gitti. Orada Castor ve Pollux'a götürüldü. Onları, Priam'ın kızkardeşi Hesione'yi geri vererek olayın düzeltilmesi için ikna etmeye çalıştı. Castor ve Pollux, Priam'ın acı çektiğini inkar ettiler ve Antenor'un ayrılmasını emrettiler. Ardından Pylos'a gitti ve Nestor'a misyonun amacını anlattı. Nestor onun neden geldiğini öğrenince onu azarlamaya başladı. Bu misyonu üstlenmeye nasıl cesaret edebildi, diye sordu. Frigyalılar rahatsızlığı veren ilk kişilerdi. Antenor bir şey yapamadığını ve üstüne küçümsemeyle davranıldığını görünce, gemisine binip vatanına döndü. Priam'a, her birinin söylediklerini, nasıl davrandıklarını anlattı ve kralı savaşa teşvik etti.


[6] Priam hemen oğullarını ve arkadaşlarını çağırdı - Antenor, Anchises, Aeneas, Ucalegon, Bucolion, Panthus ve Lampus - ve cariyelerinden olma oğullarını da çağırdı. Onlar gelince, Antenor'un başarısız görevini anlattı. Nasıl Hellas'a gittiğini, Laomedon'un ölümüne karşılık Hesione'nin iadesini talep ettiklerini, Hellenlerin ona nasıl küçümseyeci davrandıklarını ve boş ellerle eve geri gönderdiklerini anlattı. Şimdi Priam, Hellenler onun istediği gibi davranmayı redettikleri için, suçlarının karşılığını ödemek için bir ordu gönderecekti. Onlar düşünsün artık, küçümsenmeye layık barbarlar olduklarını. Ve oğullarını çağırdı - özellikle büyük oğlu Hector'u - güçlerinin komutasını alması için. Hektor buna yanıt verdi, babasının isteklerini yerine getireceğini söyledi, büyükbabası Laomedon'un ölümünün intikamını alacaktı, ve Hellenlerin Truvalılara yaptıkları diğer haksızlıkların. Hellenler dedi, suçlarının cezasını ödemek zorundalar. Bununla beraber, Truvalıların seferlerinin başarısız olacağından korkuyordu, çünkü Avrupa Hellenlerin yardımına gelecek bir çok savaşçı erkek yetiştirmişti. Asya'da yaşayan kendileri ise vakitlerini boşa harcamış ve gemi inşa etmemişti.


[7] Sonra Alexander (Paris) onlara yemin etti. Bir filo inşa etmeli ve Hellas'a savaşa gitmeliydiler. Babası dilerse, bu girişimden sorumlu olurdu, düşmanı fetheder ve büyük bir ünle Hellas'tan dönerdi. Tanrıların ona yardım edeceğine dair inancı vardı, çünkü İda Dağı'nın ormanlarında avlanırken uykuya dalmış ve aşağıdaki gibi bir rüya görmüştü.

Mercury ona Juno,Venüs ve Minerva'yı getirmişti, güzelliklerine hakem olması için. Sonra Venüs ona söz verdi, eğer onu en güzeli seçerse, Hellas'ta kim en güzel kadın olarak görülüyorsa, ona evlilik için verecekti. Böylece, en sonunda, Venüs'ün sözünü duyunca, onu en güzel olarak değerlendirdi….


[Güzellik yarışması bize anlatılanlardandır, ama savaşın gidişatı, kimin kimi ne zaman nerede öldürdüğü, kimlerin özgür bırakıldığı, kimlerin ihanet ettiği bize hiç anlatılmamıştır. Peki ya Paris'in Menelaus ile düellosu, Aşil'i nasıl öldürdüğü, ya da Truva Atı? Bir gerçekliği var mıydı?  Bu arada, Dares tüm Truvalıların fiziksel özelliklerinden bahsederken hep uzun boylu, açık renk göz ve tenli, sarışın, kumral, yakışıklı, yürekli, cesur ve efendi olarak tasvir eder. Homer’e göre savaşa Akhalar ile diğer boylarla beraber toplam 1199 gemi katılırken, Dares’e göre 1130 gemi ile 49 lider katılmıştır. Her ikisinde de en çok (100) gemi ile katılan Agememnon’dur. Burada bir şey hatırlatmak isterim. Helen tek bir boydur, Akhalar da öyle, savaşa katılan diğer isimler İthaka, Salamis, Argisa, Phylaca, Elis, Meliboea, Cyphos gibi.. lakin bugün tüm bu boyların hepsine birden İngilizce çevirilerinde Grek derlerken, Türk boylarını hep ayrı ayrı telaffuz ederler; İskit, Kimmer, Saka, Massaget, Avar, Hun gibi.. bunu da özellikle yaparlar. Devamını okuyalım ve Homer'in İlyadası ile de karşılaştıralım. -SB:]


Priam’ın kardeşlerinden Deiphobus destek olur, Hesione’yi Grekler geri verecektir, ama Helenus karşı çıkar, bir Helen kadınını getirecek olursa, Truva’yı yerle bir eder onlar der. En küçükleri Troilus ise Hektor gibi varken mümkün değil der ve Helenus’un korkmaması gerektiğini söyler. Priam oğullarını ordu oluşturması için asker toplamaya gönderir ve danışmanlarını çağırarak olan biteni anlatır ve ne düşündüklerini sorar. Bazıları savaş karşıtıdır, hatta eğer Paris bir Helen kadını getirirse özgürlüğümüzü riske atmayız, bir kişinin ölmesi de barış içinde yaşamamızı sağlar, derken, bazıları da Truva’nın onuru kurtarılmalıdır demiştir. Cassandra ise babası eğer bir filo gönderirse sonuçlarının ağır olacağını söylemiştir. Priam gemilerin inşası için emir verir, Paris yelken açar, Heleni görür görmez de aşık olur, Helen de boş değildir ve isteyerek Parisle kaçar. Truva’ya geldiklerinde babasına her şeyi anlatır. Priam memnundur. Helene’ye karşılık Hesione’yi iade edecektir. Helene pişmandır, Priam onu Alexander ile evlendirir. Cassandra kehanetlerini anlatmaya devam eder, Priam onu oda hapsine yollar.

Akhalar Truva’ya gelinceye dek Anadolu kıyı şehirlerini tahrip eder. Elçi göndererek Priam’dan Heleni geri isterler. Priam da, Argonotların yaptığı yanlışları anlattı; Babasının öldürülmesi, Truvanın yağmanlanması ve kızkardeşi Hesione'nin kaçırılışını dile getirdi. Sadece kızkardeşinin geri verilmesini talep eden mesajı iletmesi için gönderdiği Elçi Antenor'a nasıl davrandıklarını anlattı. Bu nedenle de barışı redederek savaş ilan etti.... * (* Dares - History of the Fall of Troy, Türkçe çev: Semra Bayraktar)




Truva Kralı Laomedon (Priam'ın babası)
Aphaia Tapınağı - MÖ 490-480 
Glyptothek Müzesi - Münih



Peki Helene Truva'da mıydı?...
Heredot - Birinci Kitap: 3-4


"Bu olayların üzerinden iki nesil geçmiş, gene Perslere göre, bunları bilen Alexandros, Priamos'un oğlu, Yunanistan'dan bir kadın kaçırmak istemiş, bu yüzden bir cezaya çarpılmayacağınına güveniyormuş, nasıl ki o ilk kadın kaçırıcılar da ceza görmemişlerdi. Ve Helene'yi kaçırmış. yunanlılar önce adamlar gönderip Helene'yi geri istemişler, özür dileyin demişler. Buna karşılık Media'nın kaldırılışı öne sürülerek, şimdi bizden istediklerinizi, o zaman da siz vermemiştiniz, denilmiş.
O zamana kadar olan şey, karşılıklı kız kaçırmaktan ibaretti. Ama bu sefer Yunanlılar, Perslere göre, açıkça suçludurlar."


Heredot - İkinci Kitap: 113-120


"Helene hakkındaki sorularıma rahiplerin cevapları şudur. Alexandros, Sparta'da Helene'yi kaldırdıktan sonra yurduna doğru denize açıldı. Ege denizine vardığı zaman ters rüzgarlar onu Mısır denizine attılar ve rüzgar düşmediği için Mısır kıyılarına, tam Nil'in Kanaobos denilen ağzına ve Tarikheia'ya yanaştı. Kıyıda bir Herakles tapınağı vardı. - bugün de vardır - bir köle, sahibinden kaçmak ve kendisini bu tanrıya adamak isterse, derisine birtakım kutsal dövmeler yaptırır, o zaman kimse ona dokunamazdı. Bu yasa kurulduğundan bu yana hala geçerlidir. Alexandros'un köleleri, tapınağın bu özelliğini öğrenince, efendilerini bırakıp yürüdüler, girip tapınakta oturdular, tanrıya dualar ettiler, Alexandros'u suçladılar, ona kötülük olsun diye bütün yaptıklarını sayıp döktüler. Helene'yi nasıl kaçırdığını ve Menelaos'a karşı işlediği suçu anlattılar. Bu suçlamaları rahiplere söyledikleri sırada, Nil'in bu ağzında vali Thonis de orada bulunuyordu.

Bu adamları dinleyen Thonis, Proteus'a haber vermek üzere hemen Memphis'e bir rapor gönderdi: "Bir yabancı geldi, diyordu, Troya soyundan; Yunanistan'da bir günah işlemiş olmakla suçlanıyor; ev sahibinin karısını kaçırmış; birçok da malını almış ve rüzgar sürükleyip senin kıyılarına, yanımıza atmış. Bırakalım, hiç ceza görmeden yeniden denize açılıp gitsin mi, yoksa getirdiklerini elinden alalım mı?" Proteus, cevap olarak, bir haberci çıkardı, şu yönergeyi gönderdi: " Bu adam, evinde konuk kaldığı kimseye karşı bir günah işlemiş olmakla suçlandığına göre, kim olursa olsun yakalayıp bana gönderiniz, bakalım burada neler söyleyecek."

Bu emri alan Thonis, Alexandros'u yakaladı, gemilerine el koydu, varını yoğunu ve Helene'yi ve tanrıya sığınmış olan kölelerini de yanına katıp Memphis'e gönderdi. Bunlar geldiğinde Proteus, Alexandros'tan kim olduğunu ve gemilerinin hangi ülkeden geldiğini sordu. Nereden olduğunu, ülkesini, adını söyledi, yolculuğunu, gemilerinin nereden geldiğini açık açık anlattı. Bunun üzerine, Proteus, Helene'yi nereden getirdiğini sordu: sözün burasında Alexandros; lafı uydurup kaydırmaya başladı, gerçeği söylemeye yanaşmadı, ama tanrıya sığınmış olan adamları, onun lafını ağzına tıkayıp hıyanetliğini sayıp döktüler. Sonunda Proteus, yargısını şu söylevle patlattı: "Rüzgarın yoldan çıkarıp ülkeme attığı bir konuğu öldürmeye gönlüm razı gelseydi, sana gösterdiği konukseverliğe karşı ağır bir hıyanetle karşılık vermiş olduğun Yunanlının öcünü senin gibi bir alçakta bırakmazdım. Sana evini açan adam karısına sataştın; bu kadarla kalmadın; aykırı uçuşunda peşinden gelmesi için ona kanat da verdin; gözün doymadı, üstelik konuğu olduğun evi de soydun. Ama eşyaları burada bırakacaksın - bunları kendi gelip arayacağı güne kadar, o Yunanlı için yanımda saklayacağım - sen ve yol arkadaşların üç gün içinde ülkemden çıkıp gidiniz, başka bir yer bulunuz demir atmak için, yoksa düşmana ne yaparsam size de onu yaparım!"

Rahiplerin bana anlattıklarına göre, Helene, Proteus'un yanına böyle gelmiş; zaten bana öyle geliyor ki, bu hikayeyi Homeros'da biliyordu; ama herhalde anlattığı destana layık bulmamış olacak ki bunu bilerek küçümsemiştir, ama bildiğini de belli etmiştir; bu İlyada'nın Alexadros'un göçebe gezişini ve Helene'yi kaçırırken, en son Fenike'deki Sidon'a yanaşmadan önce, nasıl o kıyıdan bu kıyıya atıldığını anlatan (ve destanın başka bir yerinde tersi söylenmiş olmayan) dizelerinden anlaşılmaktadır. Bu olaya Diomedes'in başarıları dizelerinde dokunur. - Orada görülüyordu, diyor.

Bu kadın elinden çıkma gözalıcı dokumalar
ki tanrı benzeri Paris getirmişti Sidon'dan
Engin deniz üstündeki maceralı yolculuğunda
Soylu Helene'yi kaçırırken uzaklardaki yurduna.

Öbür belirti de Odysseia'nın şu dizelerindedir:

Zeus kızının böyle şifalı ilaçları vardı
Polydamna, Thon'un karısı
vermişti ona bunları, bereketli topraklarında
Mısır'ın, ki orada çok bol yetişir
şifalı bitkilerle zehir yan yana.

İşte Menelaos'un Telemakhos'a söyledikleri:

Geminin sıla özlemi çeken burnu Mısır'da bağlı kaldı
Zira tanrılar ille de kurban istiyorlardı benden.

Bu dizeler pekala gösteriyorlar ki Homeros Alexandros'un Mısır'dan geçtiğini biliyordu; zaten Suriye, Mısır'a sınırdaş olur, Sidon'un sahibi olan Fenikeliler de Suriye'de yaşarlar.

Bu dizelerden ve özellikle bu bölümden de açıkça belli oluyor ki, Kıbrıs destanı, Homeros'un değildir, başkasınındır. Çünkü, Kıbrıs Destanı'nda Alexandros'un, sütliman bir denizde uygun bir rüzgarla yapılan bir yolculuktan sonra, Sparta'dan ayrıldığının üçüncü günü, helene ile birlikte İlion'a varmış olduğu söylenir; oysa İlyada'da ikisinin beraber başıboş denizlerde dolaştıkları anlatılır.

Ama Homeros'u ve Kıbrıs Destanı'nı bırakalım artık - Yunanlıların İlion üzerine anlattıkları hikayeler aslı astarı olmayan şeyler midir, yoksa gerçek midir, diye sorduğum zaman rahipler, bana kaynağın Menelaos'un kendisi olduğunu söyledikleri şu hikayeyi anlatmak suretiyle cevap verdiler. Helene'nin kaldırılması üzerine güçlü bir Yunan ordusu Menelaos'u desteklemek için Teukros'un topraklarına çıkar; asker karaya çıkıp ordugah kurulduktan sonra, İlion'a aralarında Menelaos'un da bulunduğu elçiler gönderilir. Surlardan içeri alınırlar ve Alexandros'un kaçırdığı Helene'nin ve servetinin geri verilmesini ve bu haksız sataşmanın ödetilmesini isterler; ama Troyalılar, sonradan da hep yapacakları gibi, Helene'nin de, çalındığı söylenen servetin de kendilerinde olmadığını söylemekte ağız birliği ederler, yeminler ederler, bunların Mısır'da olduğunu ve Mısır kralı Proteus'un elinde duran şeylerden kendilerinin sorumlu tutulmalarının yanlış olacağını bildirdiler. Yunanlılar, kendileriyle alay edildiğini sanarak kenti kuşatır ve sonunda alırlar. Ama bakarlar ki Helene yok ve kendilerine başta ne söylendiyse gene aynı şey söyleniyor, sonunda inanırlar ve Menelaos'u Proteus'un yanına gönderirler.

Meneloas Mısır'a gelir, Memphis'e doğru yelken açar; olanı biteni dosdoğru anlatır; çok iyi karşılanır, bir sıkıntı çekmemiş olan Helene'yi alır ve onunla beraber bütün servetini geri getirir. Ama Menelaos, bütün bu iyiliklerine karşılık Mısır'a haksızlık etmiştir; Yola çıkacağı sırada uygun rüzgar bulamadığı için olduğu yerde kalmış; bu böyle uzayınca, dine aykırı bir kurban kesmek istemiş; iki Mısırlı çocuk almış, bıçakla boyunlarından kesmiş. Sonradan bu suç ortaya çıkınca paçaları tutuşmuş, gemileriyle beraber Libya'ya kaçmış. Oradan nereye gitmiş? Mısırlılar bunu bana söylemediler. Bana anlattıkları bu olayları kimisi, biz kendimiz sorup soruşturarak öğrendik derlerken, kimisi de bunlar burada oldu, onun için iyi biliriz demişlerdir.

Mısırlı rahiplerin anlattıkları bunlardır. Helene için anlatılanlara ben şu düşünceleri ekleyeceğim: Eğer Helene, İlion'da olsaydı, Alexandros istese de istemese de Yunanlılara geri verilirdi. Zira, gerek Priamos, gerekse soyu sopu, Aleksandros, Helene'yi çatısı altında tutacak diye kendi canlarını, çocuklarının canını ve yurdunu ortaya koyacak kadar çılgın olamazlardı. Hatta, başlangıçta öyle olsa bile, Yunanlılarla yapılan her savaşta yığınla Troyalı arasında Priamos'un çocuklarından iki üç tanesinin de öldüğüne bakarak (zira destanlarda anlatılanlara inanmak gerekirse, bunların katılmadıkları bir tek savaş yoktur), diyorum, böylesine felaketler karşısında Priamos, başına yapan belalardan kurtulmak için, hatta kendi sevgilisi bile olsa, Helene'yi Yunanlılara geri verirdi, ben öyle düşünüyorum. Ayrıca Priamos ihtiyarladığı zaman, krallık Alexandros'a geçmeyecek, yönetim ona kalmayacaktı. Priamos ölünce taht ondan daha yiğit olan büyüğü Hektor'a kalacaktı ve onun da hem kendisinin, hem de öbür Troyalıların başlarına bu kadar bela açan suçlu bir kardeşi koruması düşünülemezdi. Gerçek şu ki; Helene'yi geri verirlerdi ve kötü niyetli olmadıkları halde Yunanlılar onları düzenbaz sayıyorlardı; şüphesiz, benim kendi görüşüm, tanrı onlar için bir yıkım hazırlamıştı, ta ki tanrıların büyük haksızlıkları büyük cezalarla cezalandırdığını herkes görsün ibret alsın, diye. İşte benim doğru olduğunu sandığım hikaye budur."


Mısır'la ilgili olarak Strabon'un Coğrafya kitabında (17:34)  ise şu ifade geçer: "Piramitlerin yapıldığı taşların ocağı yakınında ki, piramitlerin bölgesinde, Arabistan'daki nehrin uzak tarafında Troya adı verilen kayalıklı bir dağ var ve onun dibinde de mağaralar. Her ikisine de yakın bir köy ve Troya denilen bir nehir; esir Troyalılar için eski bir yerleşim yeri, Menelaus'a eşlik edenlerdi, ama burada kaldılar." 

Demek ki neymiş, Menelaus Truva'dan sonra Mısır'a yelken açmış... Niye Mısır?... Tabi ki Helene'yi geri almak için...


"Basileus Priamos" -  El/İl Beyi (Başil) Priam
(yani Basileus kelimesi Türkçedir!)
Troia - Truva (Wilusa) önünde Hellen gemileri ve sur dibinde duran At
özel basılmış ortaçağ döneminden madalyon




Peki Hesione’ye ne oldu? 

Telamon’la evlendi, bir oğlu oldu adını atalarına saygıdan Teucer koydu. Teucer ve meşhur Ajax babadan kardeş, ama Teucer hep bir Asyalı olarak küçümsendi, çünkü o bir Asyalı anneden doğmuştu. Truva savaşında Akhaların yanında savaştı. Başka bir yerde seferdeyken Ajax intihar etti, babası kardeşini kurtaramadığı için onu sürgüne yolladı. O da Kıbrıs’a gelip bir şehir kurdu ve baba vatanına istinaden adını Salamis koydu. Onun soyundan gelenler Mersin Olba’yı kurdu ve bu soya da Teukrid Soyu dediler. Salamisli babası yüzünden "Grekler" hem Kıbrıs, hem de Olba'yı sahipleniyorlar, lakin Teucer'ın annesi de bir Asyalı, Truvalı, yani anne soyuda bu mirasta hak sahibidir...

Teucer – Teukros kelimesi de bizim bugün kullandığımız Türker kelimesinden başka bir şey değildir. Ayrıca, İskandinavların destanlarında geçen ve u okunup y ile yazılan Tyrker, Viking Eric ile Yeni Kıtaya yelken açanlar arasındadır. Onun adı da Türker’dir. İsimler farklı dillerde telaffuz yüzünden farklı kaydedilmiştir. Tıpkı Atilla’nın Alman destanlarına Etzel olarak girmesi gibi… Ya da İskit kralının Büyük İskender’i doğu seferinde kardeşini elçi olarak gönderdiğinde, kardeşinin kayıtlara Carthasis olarak geçmesi gibi, ama bu kelime adı değil kardeşi kelimesinin kendisidir. Ve İskit kral Büyük İskender’i karşıladığında şunu söylemiştir: “Buraya dost olarak geldiyseniz misafirimsiniz, yok düşman olarak geldiyseniz, bilin ki biz sizinle Tuna’da hemhududuz.” Bu da, MÖ 4.yy ‘da doğuda Semerkant’tan, batıdaki Tuna’ya kadar, boy veya kavim adları ne olursa olsun, yekpare bir Türk devletinin varlığını gösterir. Bu arada, Bilgeliği temsil eden Altın Post bir Sümer geleneğidir, ama herkes onu Jason ve Argonotlar diye biliyor, yani bir "Grek" mitolojisi...


SB.



Dares ile ilgili olarak:
Homeros - İlyada 5:10

"Troyalılar arasında zengin, kusursuz biri vardı,
Hephaistos'un duacısıydı, DARES'ti adı,
iki oğlu vardı onun, Phegeus'la İdaios
yatardı elleri her türlü savaşa.
Ayrıldı sıralardan, atıldı Diomedes'in önüne bu ikisi,
onlar arabayla saldırdı. Diomedes'se yaya,
Birbirlerine doğru yürüyüp yakınlaşınca
önce Phegeus attı uzun gölgeli kargısını
geçti Tydeusoğlu'nun sol omzu üstünden kargının ucu
Sonra Tydeusoğlu saldırdı tunç kargıyla
elinden boş yere çıkmadı kargısı
göğsünden vurdu onu, iki memesi arasından
yuvarladı attı arabadan aşağı
İdaios da güzel arabasını bıraktı, atladı yere,
ölen kardeşinin yanında kalmayı gözü tutmadı.
O da kurtulamayacaktı kara ölümden, o da
Hephaistos korudu onu neyse ki
yaşlı babaları girmesin diye ağır acıya
kapladı karanlıklarla, kurtardı onu.
Ulu canlı Tydeus'un oğlu çekti götürdü atları,
verdi adamlarına, koca karınlı gemilere sürün, dedi.
Ulu canlı Troyalılar görünce Dares'in iki oğlunu,
biri kurtulmuş biri arabanın yanından ölü
hepsinin burkuldu içi, oynadı canı. "






ilgili: