latince etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
latince etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2026 Perşembe

Basta, Baskeutai, Fasces

 

Bastá (βαστά) ile Baskeutai (βασκευται) sözcükleri Türkçe kökenlidir.

Basmak ve Basımçı/Baskıcı ki bu kelime Faşist kelimesinin de kökenidir; Etrüsklerdeki Fasces Faşist kelimesine dönüşmüştür, ancak onun kökeni Fas- değil Bas-'tır. 1898 yılında bir Etrüsk mezarında (Tomba del Littore, MÖ 7.yy - Vetulonia) demirden fasces bulunmuştu, ama Etrüsk yazıtlarında bununla ilgili bir sözcük henüz bulunamadı. Fasces dedikleri balta-değnek Etrüsk kökenliyse mutlaka bir sözcükleri de vardı ve biliyoruz ki Latinler fascesi ödünç aldıkları gibi kelimeyi de ödünçlenmiş olmalılar. Bu durumda Etrüsklerde "Bas-kes" olarak okunan kelime "Fas-kes" olarak Latinceye geçmiş, ancak Latincede sözcüğe "demet" anlamını yüklemişler. Bu arada Grekçedeki Baskeutai bile bir ipucu vermekte.


SB


* Beekes'e göre Grekçe Basta'nın etimolojisi (?) . Jacobsohn'dan aktarırken (İranian -İskitlerden- ödünç) dediklerinde ise İskitleri İranî sayarlar. Oysa İskitler/Sakalar İranî değil Türkçe konuşmaktadır.

* Baskeutai (βασκευται) - fascides (fasces), bundles (demet) // Hesychius (MS 5.6.yy). Beekes EUR olarak verir. "Kelimenin Makedonca olduğu öne sürülmüştür" der.

Her iki kelimede MS 5.yy'da Hesychius sözlüğünde yer alır.











Baskıcı/Zalim "Fillerin" tepişip "Çimenlere" basmaları !



15 Haziran 2026 Pazartesi

Ulumak

 

ULUMAK


Ulu-[

1- (Köpek, kurt, çakal vb.) uzun, iniltili, ağlar gibi ses çıkarmak.

2-(İnsan) iniltili ses, ses çıkararak boğuk boğuk ağlamak.

(Gülensoy)


Birden korkunç bir ses (yani, feryadını- SB) duydum, baktım bizim Kassandra, (Od. 11.421)

ὑλάω - ὑláo - 'to bark' of dogs ( köpeklerin havlaması) / Odyssey - PG? ( Grek Öncesi?)

-Lat.(Latince) ululāre 'to howl'( ulumak), ulula 'owl' ( baykuş), feryat etmek.

-Skt.(Sanskritçe) ululf- 'crying loudly' ( 'yüksek sesle ağlamak), uluka- [m.] 'owl',

-Lith. (Litvanca) uluoti 'to howl' ( ulumak)

(Beekes)


* Ulu[-ma-k, köken Türkçedir.

* Kuzey Hindistan'a göçen Saka-Türkleri... Türkçe kelimeler eski Hint kaynaklarında ve Sanskritçede, ayrıca eski İran dillerinde de bulunabilir... Avesta'da adı geçen Turanlı Dureketay (Turuq-tay) adlı bahadır da Türk'dür. (Ağasıoğlu)

Bu sebeple Sanskritçe dediğiniz dil %100 Sanskritçe değil. Ve eğer Avesta'da Türklerden bahsediliyorsa, kesinlikle Türkçeden ödünç alınmış kelimeler içerir.

* Türkleri ve Türkçeyi çıkardığınız zaman ne tarih yazabilirsiniz, ne de dil araştırması yapabilirsiniz.

* Etimolojik araştırmalarda Türkçeyi göz ardı edemezsiniz.

* Uluma, Latinceye (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) Grekçeden (ὑλάω - ὑláo) geçti, ama Grekçeye (Odyssey destanı) de Türkçeden.

Ve bu bir gerçektir.

___


* Ulu[-ma-k is Turkish of etymology.

* Saka Turks who migrated to Northern India... Turkish words can be found in ancient Indian sources and in Sanskrit, as well as in ancient Persian languages.... The hero named Dureketay (Turuq-tay) in the Avesta is also a Turk. (Ağasıoğlu)

Therefore, the language you call Sanskrit is not 100% Sanskrit. And if the Avesta mentions the Turks, then it definitely contains words borrowed from Turkish.

* You can neither write history nor conduct linguistic research if you remove the Turks and the Turkish language.

* You cannot disregard Turkish in etymological research.

* Uluma, passed into Latin (ululare; Vergil, Caesar, Ovid, Cicero) from Greek (ὑλάω - ὑláo), but into Greek (Odyssey) from Turkish.

And this is a fact.


SB

8 Aralık 2025 Pazartesi

Tuz-Ekmek

 

Tuz ekmek yediğin yere, Hıyanetlik etmek olmaz.
(Aşık Kerem)

Tuz - Duz - Tus - Dus - Toz - Tavar (Çuvaş TR)


* Aeschines'ten Demosthenes'e : "Zira hatırlarsınız ki, o, en çok saygı duyduğu şeyin şehrin tuzu ve devletin sofrası olduğunu söylüyor; kendisi, doğuştan vatandaş olmadığı halde -çünkü onu ortaya çıkaracağım!- bize akraba da değil."

Aeschines, Atinalı siyasetçi Demosthenes'in Makedonya'dan dönüşlerinde diğer elçilere saldırmasının, birlikte sofraya oturan insanların birbirlerine dost gibi davranmalarını gerektiren genel yaşam kurallarını ihlal ettiğini ileri sürmüştü. Demosthenes ise ortak bir resmi masada birlikte yemek yiyen üst düzey yetkililer için bile sofra ve tuzun suçluya dokunulmazlık sağlamadığını; diğer yetkililerin onu cezalandırmakta özgür olduklarını söyledi. Vekillerin halka açık sofrası, suçluyu diğer subayların saldırısından koruyamıyorsa, elçiler grubunun sofrası ve tuzu da Aeschines'i Demosthenes'in saldırısından koruyamazdı. Demosthenes kuzeyden gelen tehlikeyi görmüştü. Makedonyalı Philip yavaş yavaş topraklarını ilhak ediyordu ve onun egemenliğine karşı çıkarak halkını bu sömürge emellerine karşı uyarmıştı. Savaş kapıdaydı. Aeschines'i de kötü tavsiyeler veren "saray yalakası" olarak tanımlamıştı. Demosthenes (MÖ384-322) için Aeschines'in "bize akraba değil" demesi ise anneannesinin İskit kökenli olmasından ileri geliyordu.


SB


* İyen duzun urar (Yediğin tuz çarpar). Sen bana bir kötülük yaparsan, yediğin tuzdan dolayı yaptığın kötülük sana geri döner. Yaptığın kötülüğün aynısı senin başına gelir. (Türkmenistan)

* Duzsuz adam (vefasız kişi)  (Azerbaycan)

* Altaylarda tuz bulunmuyor, tuz çok kıymetli bir şey; çok uzaklardan çok meşakkatli yollar kat edilerek Altaylara getiriliyor. Daha doğrusu tuz getirmeye gidenler açlıktan, susuzluktan, soğuktan yolda helak olup geri dönemiyorlar. Tuza gidip de dönen yok gibi. Bu sebeple de gözden çıkarılan yaşlıları tuza gönderiliyorlar. Altay Türkçesinde tuskn bar- (tuz getirmeye gitmek) deyimi "ölmek" anlamına geliyor.

* Tuz, Romalı askerlere ücret olarak verilmiş, tuz dağıtımı olarak yapılan bu ödemenin Latincedeki adı 'salarium'. İngilizcede 'tuz ödemesi' anlamına geldiği halde bugün sadece 'ücret' anlamında 'salary' kullanılıyor. Bizdeki 'pahalı' anlamına gelen 'tuzlu' sıfatı da bir kıymet ifadesinden kaynaklanıyor.

Prof.Dr .Emine Gürsoy-Naskalı, Tuz Kitabı


"...sizin Ak Orda'nı Tuzuna tükürmeyeceğinize inanıyorum Beyim."

"Kurmancan Datka" Kırgız filminden bir replik.



14 Mart 2024 Perşembe

Yer - Dünya - Pelasglar

 

Gezegen ve uyduların hepsi birer mitolojik karakter adı taşırken Dünya’ya (Yer) İngilizcede Earth demişler. Bunun kökenini bilmedikleri gibi German dilinden türetildiğini düşünürler. Almancada Erde/Erd yeryüzü demektir ki dünya sözüne karşılık Almancada Welt kelimesi kullanılırlar. Hollandacada Aarde olurken, Ortaçağ Hollandacasında Eerde, Friscede de ise İrthe’dir. MS 9.yy Saksonların dilinde Ertha iken, Ortaçağ İngilizcesinde Eorthe’dir.



Eğer German dilinden (Erde) İngilizceye Erde > Eorthe > Earth olarak geçtiği düşünüyorlarsa, öncelikle Türkçedeki Yer-Yurda sözlerine bakmaları gerekir. Çünkü Earth kelimesi Türkçe kökenli Yer-Yurda’dan gelir; yEr - yUrda > Erde > Erd > Orth > Erth > Earth. Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre de Yunanca Era (ἔρα)’dan geliyordur! Ancak Yunancaya da Türkçeden girmiştir. Çünkü tüm Türk lehçelerinde YER > Yeryüzü yani Dünya demektir. Kısaca kelimenin kökeni Hind-Avrupa dilinden değildir, hele hele Proto-Hind-Avrupa hiç değildir!

Gladstone, ise Earth kelimesinin karşılığı olan Yunanca Era (ἔρα) sözünün Latinceye Terra olarak geçtiğini, ama bu sözün İtalya'nın eski sakinleri Pelasglara ait olduğunu yazar. Demek ki Era sözü bile Yunanca değildi. İlyada'nın Yunancasında Dünya (Yer) sözüne karşılık Era (ἔρα) değil, Aia ile Gaia (αἶα-aía / γαίῃ-gaíi) kullanılırken, Türkçe çevirisinde toprak sözü kullanılmıştı. Yani Era (ἔρα) sözünün kökeni Yunanca ya da Latince değil, Pelasgca idi, dolayısıyla Türkçeydi.

Ayrıca Gladstone, Homer'in Yunanlılardan (Greek) Pelasg olarak değil, Danaolar (Danaans), Argoslular (Argeians) ve Akhalar (Achaens) diye bahsettiğini belirtir. Ama aynı zamanda Trakyalıların Pelasg olduklarını söylemini reddeder ve bunun ancak Pelasgların Greklerin arasında eriyip yitmesine bağlar. Kültür ve dinde Greklerle Turovalıların ortak olduğu yönlerinin kökeninin Pelasglara ait olduğunu, ama ortak olmayan yönlerin Grek kökenli olabileceğini de aktarır. Öbür yandan Turovalıların arasında gösterilen Pelasgların ulusal karakterlerini koruduklarını ekler. Birçok karakterin Pelasg adı taşıdığını ve aynı zamanda da kaynak olarak gösterdiği Grote'ye göre de Pelasglar Avrupalıdan çok Asyalılara özgü bir ulustu, demektedir.

Bugün Pelasg Dili Luvice=Hind-Avrupa Dilli yapılmakta, çünkü Pelasglar Akdeniz Havzası'nın en eski yerlileri olarak geçmekte ve onların Hind-Avrupalı olmayışları Batılıların emellerine giden yolu tıkamakta ve korkutmaktadır! Gladstone'nun Türkler hakkında ne söylediğini ve 1880 seçimlerini kazanarak Britanya Başbakanı olduktan sonra nasıl “Turani Avrupa Tarihi Tezi'ni çürütücü argümanlar uydurup Hint-Avrupa Tarih Tezi'ni yaydığını” Cengiz Özakıncı Bütün Dünya Dergisi'ndeki makalesiyle bizi aydınlatır. 1876'da Gladstone Türklere karşı ırksal düşmanlık propagandası başlatmış ve “Türkler vahşidir, onları yok edeceğiz... İnsanlık düşmanı bir ırktır... Türk ırkını Avrupa'dan kovup Asya'ya süreceğiz!” demiştir.

Turova'yı bulan (!) kişi olarak isim yapan Schliemann ise Gladstone'nun en yakın arkadaşlarındandır! Schliemann'ın Turova kazılarında bulduğu Yada (Jade Taşı) taşından yapılmış buluntuları Hind-Avrupalılara bağlamak istemişlerdi. Oysaki Yada Taşı'nı Turaniler Asya'dan (Türkeli) Anadolu ve Avrupa'ya taşımıştı. Yada Taşı hakkında yazan James Miln'in ilk kitabında 'Turani Avrupa Tarih Tezi'ne karşı çıkmazken, Gladstone'nun başbakan olmasından sonra yazılarını 180 derece döndürecek ve Turani tezine karşın var gücüyle savaşacaktır. Bu Avrupalıların 'arsızca geçmişe konma' bakış açısını Cengiz Özakıncı belgeleriyle gözler önüne serer.

Bugün de Batılıların bu tutumları devam etmekte ve tarih bilginler tarafından değil, bilgini taklit eden ikiyüzlüler tarafından yazdırılmakta ve yazılmaktadır! İlk kez 1858’de bastırılan Gladstone’nun ‘Homer and Homeric Age’ adlı kitabı 2016’da tekrar bastırılmış, yani Batılıların görüşleri değişmemiştir!

Bu arada Gladstone’nun “Era’dan gelen Terra kelimesi Pelasglara aittir” demesi Türkçe için önemli bir ipucudur, çünkü İngilizce’deki ‘Area ve territory’ sözcükleri de Era’dan türetilmiştir.


SB

Turova ve Saka Türkleri







16 Nisan 2020 Perşembe

Deli - Delirium




 "... Dünyalılar Delirdi ..."



Deli: Latince değil, Türkçe kökenlidir. İlk kez MS 1.yy'da Cornelius Celsus tarafından "delirium" olarak kullanıldı. Avrupa dillerinde ise sadece akademi çevresinde 16.yy'dan itibaren görülür, halk arasında kullanımı yoktur. Tarihimiz içinde birçok kahraman Deli lakabını taşır bunlardan biri de Deli Dündar/Tundar'dır. Turovalı Elene'nin babasının adı da Tyndareus, yani < Tundar(-eus) olarak geçer ki -eus eki bile Yunanca değildir... ;)

Akdeniz Havzası'nda Türkçe...

SB





The earthlings went Delirious


* Deliratio: Latin verb, which is 'deliriare' meaning 'to rave, to be crazy' and its related noun 'delirium', meaning 'madness'...

* Delirium (n.)
1590s, "a disordered state, more or less temporary, of the mind, often occurring during fever or illness," from Latin delirium "madness," from deliriare "be crazy, rave," literally "go off the furrow," a plowing metaphor, from phrase de lire, from de "off, away" (see de-) + lira "furrow, earth thrown up between two furrows," from PIE root *lois- "track, furrow." Meaning "violent excitement, mad rapture" is from 1640s. (link)



But... the etymology is Not Latin !...

It is Turkish of etymology: DELİRMEK (Telü, Delü, Deli)
First used by Cornelius Celsus in the 1st century BC, as "delirium". From the 16th century used in European languages, but not among the people, only among the scholars.

We have many heroes with the nickname "Deli" in history:
Deli Dumrul, Deli Budak, Deli Hasan, Deli Urak, Deli Dündar/Tundar** or Deliler, bold and brave scout warriors in Seljuk and Ottoman period.

** Tundar; male name, just like the name of Tyndareus (Tundar-eus), the father of Helen of Troy!.. ;)

So, who are you kidding with all that "indo-european language centric" resources !... Definitely not us ... ;)

Turkish Language in the Mediterranean Basin...

SB








10 Haziran 2018 Pazar

Etrüsk Türk Bağı


Türk və etrusk runik əlifbalarının bir qaynaqdan olması eyni səsin hər iki əlifbada eyni işarə ilə verilməsində daha aydın görünür.

Türk ve Etrüsk runik alfabelerinin aynı kaynaktan geldiği gerçeği, her iki alfabede de aynı sesin aynı sembolle temsil edilmesinden daha da belirginleşmektedir.



Əvəllər ellinlərin yazı gələnəyi olmadığını vurğulayan və Elladada əlifbanın ortaya çıxmasını finiklərə bağlayan, yunanların dəri üzərində yazılan kitabələrə dephtera (dep-deri) deməsini, istifadə edilən əlifbaya finik yazısı deyiminin isə uzum müddət yunan dilində davam etməsini yazan Herodot kadmelərin yunanlara gətirdiyi əlifbada yaranan fərqləri belə izah edir: “Öncə başqa finikiyalılar kimi kadmelərin yazısı finik əlifbasında idi. Sonralar dillərində baş verən dəyişmələr əlifbaya sirayət etmiş və bəzi hərflərin fərqli formaları yaranmışdır.” (Herodot, V. 58)

Siciliyalı Diodora görə, Homerdən öncəki yunan şairləri pelask əlifbasından istifadə etmişlər, bu əlifbaya dayanan yazı türləri Avropaya da yayılmışdır. Belə əlifbanı İtaliyaya pelasklar gətirmişlər. Diodorun fikrinə Böyük Pliniy də tərəfdar çıxmışdır. Bu yorumlar etruskların pelask sayılması ilə bağlıdır. Latın əlifbası da etrusk əlifbasından yaranmışdır.

Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu
Etrüsk-Türk Bağı

Daha önce Helenlerin bir yazı geleneğine sahip olmadığını vurgulayan ve Yunanistan'da alfabenin ortaya çıkışını Fenikelilere atfeden, Yunanlıların deri üzerine yazılan yazıtlara dephtera (deri) adını verdiklerini ve kullanılan alfabe için Fenike yazısı teriminin Yunancada uzun süre devam ettiğini yazan Herodot, Yunanlılara getirilen alfabedeki farklılıkları şöyle açıklıyor: “Başlangıçta, diğer Fenikeliler gibi Kadmeanların yazısı da Fenike alfabesiyleydi. Daha sonra, dillerinde meydana gelen değişiklikler alfabeyi etkiledi ve bazı harflerin farklı biçimleri ortaya çıktı.” (Herodot, V. 58)

Diodorus Siculus'a göre, Homeros'tan önceki Yunan şairleri Pelasg alfabesini kullanmış ve bu alfabeye dayalı yazı türleri de Avrupa'ya yayılmıştır. Pelasglar bu alfabeyi İtalya'ya getirmişlerdir. Yaşlı Pliny de Diodorus'un fikrini desteklemiştir. Bu yorumlar, Etrüsklerin Pelasg olarak değerlendirilmesiyle ilgilidir. Latin alfabesi de Etrüsk alfabesinden türemiştir.








Ek: 
Etrüskler İtalya'ya göçtüğünde zaten alfabeleri vardı, ki "Grek" dedikleri Akhalar (Homer'de öyle geçer) Anadolu'ya göçtüğünde Etrüskler zaten gitmişti.


Virgil Aeneid VIII:600 : "Latium kıyılarında oturan Pelasglar..."

Aynı şey bugünkü Yunanistan içinde geçerlidir. "Hellenler" gelmeden önceki sakinleri Pelasglardı ve bölgenin adı da Pelasg idi. "Hellenler" Pelasglardan sadece duvar inşa etmesini, metali işlemesini değil, dini (Hephaestus ve Poseidon Pelasglı idi) ve yazıyı da öğrenmişti.

Diodorus kitabında, Greklere Fenike'den getirildiği için "harflerin" grup halindekine Fenike, tekil halinde ise ilk getirip kullananların Pelasglar olduğunu bu sebeple de harflere Pelasg denildiğini yazar. Tek harf dedikleri aslında Tamgalardır... :

"Yunanlılar" arasında farklı ritim ve şarkıyı keşfeden ilk kişi Linus'tu, ve Cadmus Fenike'den harfleri getirdiğinde, Linus onları Yunan diline aktaran ilk kişi oldu, her karaktere bir isim vererek, şeklini düzenledi. Şimdi harfler bir grup içinde "Fenike" olarak anıldı, çünkü Yunanlılara Fenikelerden getirilmişti, ama tek harf olduklarında karakterleri ilk kullananlar Pelasglar'dı, ve böylece Pelasgic olarak adlandırıldılar." [çv:SB]


"İşte Dionysius'un anlatımı: Yunanlılar arasında Linus, farklı ritimleri ve şarkıları keşfeden ilk kişiydi ve Cadmus Fenikelilerden harfleri getirdiğinde, Linus yine onları Yunancaya aktaran, her karaktere bir isim veren ve şeklini belirleyen ilk kişi oldu. Harfler, bir grup olarak "Fenike" olarak adlandırılır çünkü Fenikelilerden Yunanlılara getirilmişlerdir, ancak tek tek harfler olarak Pelasglar, aktarılan karakterleri ilk kullananlardır ve bu nedenle "Pelasg" olarak adlandırılırlar. Şiiri ve şarkılarıyla hayranlık uyandıran Linus'un birçok öğrencisi vardı ve en ünlüleri Herakles, Thamyras ve Orpheus'tu. Bu üçünden, lir çalmayı öğrenen Herakles, ruhunun tembelliği yüzünden kendisine öğretilenleri takdir edemedi ve bir keresinde Linus tarafından sopalarla cezalandırıldığında şiddetli bir öfkeye kapılarak öğretmenini lir darbesiyle öldürdü. Ancak olağanüstü doğal yeteneğe sahip olan Thamyras (*), müzik sanatını mükemmelleştirdi ve şarkı söylemedeki mükemmelliğiyle sesinin Müzlerin seslerinden daha güzel olduğunu iddia etti. Bunun üzerine tanrıçalar ona kızarak müzik yeteneğini elinden aldılar ve adamı sakat bıraktılar; tıpkı Homeros'un da şöyle yazdığı gibi: Orada Müzler Trakya'lı Thamyras'la (*) karşılaştılar, Ve şarkısını bitirdiler; ... "


(*) Trakyalı Thamyris adını Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı Tamris olarak verir ve Demir olduğunu yazar: 

"Trak öykülerinde (mitolojisinde) türkücü diye bilinen Tamir sözcüğü Türk uluslarında yaygınca görülen bir kişi adıdır. Bu adın Türkçe karşılıklarında olan Kazakça Damir, Azerice Demir, Tatarca ve Başkırtça Timer kişi adları, insanın kişiliğini belirtmek için kullanılan demir niteleme sözcüğünden oluşmuştur. Eski Türk dilinde "demir" anlamına gelen temür sözcüğü, Temir Boğa, Esen Temmür, Kutluğ Temür örneklerinde olduğu gibi birtakım bileşik kişi adlarında görülmektedir." [Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler] - [ayrıca bknz. İngiltere Tamar Nehri]

* Truvalıların müttefiki Pelasglar bereketli Larissa'da otururlar: Homer İlyada II: 840
* Girit'teki tanrısal Pelasglar: Odysseia XIX: 177

"Hektor adı aslında Ektor'dur." Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu

Arkadaşım M.Saygılı'dan bir teori: "...ilginç yanı Hektor adının Ektor olarak yazılması. Eke bildiğiniz gibi yaşlı, olgun, bilgili anlamındadır Türkçe. Eke-Tor ?"

EKE sözü Türkçedir ve sözlük anlamı da: Bilgili, deneyli, olgun, yetişkin, kurnaz, açıkgöz kimse, bilmiş çocuk, dâhi, demektir. Tor ise Thor, Tur/Tar gibi Türk kelimesinin ilk halidir, Bu yüzden (h)Ektor'un adı EKE TOR/TUR'dur.



"Sea People (Deniz İnsanları) dedikleri Turshalar (Etrüskler) Mısır'a saldırdıktan sonra Fenike kıyılarına gelip yerleşir. Hani derler ya, Hellenler alfabeyi Fenikelilerden aldı diye... Kim gelmiş Fenike kıyılarına? Ne zaman gelmiş?.. Bugünkü Yunanistan'ın ilk sakinleri kimlermiş? Peki "Grek" diye tanımlayıp, aslında Hellenler gibi birçok kavim ve aşiretlerden meydana gelen "Grekleri" [tek bir isim altında toplamakta hiç bir mahsur görmeyip hepsine Hellen diyenler, Türkleri ayrı ayrı boy adlarıyla anmaktan çekinmez, hatta Türk olarak görmez!] bu topluluk ne zaman yazıya geçmişti?... Bu soruların cevabı Pelasgların zaten bir alfabeye sahip olduğunu göstermez mi?...  SB







"İlion kentinin kurucusu, ilk kralı 'Hellenlere' göre, 
Atlas kızı Electra'nın oğlu Dardanos gelmiş 'Teucerler' ülkesine."
Virgil, VIII:135

Teucerler = Türkler

27 Ocak 2016 Çarşamba

Türk alfabesinin tarihi V. asırda meydana geldiği tahmini, doğru mudur?





İrtiş Irmağının yakınlarındaki eski mezarın özelliklerini açıklamaya çalışan arkeologlardan F. H. Arslanova, 1960 yılında kazı başlatmıştı. Pavlodar vilayeti Bobrovoye köyü etrafındaki mezarın özelliklerini araşdırdıktan sonra arkeologların hepsi de bu mezarın İ.Ö. V-IV. yüzyıla, yani “Sakalar” çağına ait olduğunu tespit etdiler. Mezarlarda, tarihi dönemlerin sırrını içinde saklayan çeşitli eşyalar, asker naaşları ve silahları ile koşun takımlarındaki ceylan derisine oyulmuş bir kemik nazarlık bulundu. Onu biz ak sıkın “beyaz ceylan” diye sağdan sola doğru okuduk. [Ak-Maral / Ak Syyn-Tuva- SB]

Nazarlıktaki runik yazı, eski göçebe Türk boylarından Sakaların alfabe yazısı olduğunu gösteriyor. Bu yazı “Güney Sibirya ile Kazakistan´da yaşamış göçebe boylarda runik alfabe ancak V. yüzyılda meydana geldi.” şeklindeki eski bilginin şüpheli olduğunu ve alfabe yazısının ondan bin yıl önce kullanıldığını ispatlamaktadır.

1970 yılında İli yöresinin dağ eteklerindeki “Esik” şehri etrafında Saka devrine ait (İ.Ö. VI-V. yüzyıllarda) büyük bir mezar kazıldı. Bu kazı K. A. Akışev başkanlığında yapılmıştır. Mezarın içinden altınla sarılmış askerin cesedi, çeşitli kapkacaklar ve üzerinde runik yazıyla yazılmış bir metin yer alan gümüş kase bulundu...

Eski Türk dilinde yazılmış bu yazıyı biz şöyle okuduk: aga, saňa oçug!, bez çök!, bukun içre(r?)açug!. “Ağabey, sana (bu) ocak! Yabancı (yabancı insan), dizini bük! Halkın yiyeceği (çok olsun)!”

Saka devrindeki bu eski Türk yazısı, öbür dünyada da hayat olduğu inancını ve düşmanları yenme isteğini bildirmektedir. Bu yazının çok önemli bir tarafı da, eskiden Kazakistan topraklarında yaşayan Saka boylarının dilinin, eski Türkçe oludğunu ispatlamasıdır. Bununla birlikte “Kazakistan topraklarında yaşayan ilk göçebe halkların yazısı olmamıştır.” şeklinde alışılagelen fikrin doğru olmadığını, bundan 2500 yıl önce de Türk halklarının alfabe yazısını bildiğini ve bundan geniş bir şekilde istifade ettiklerini göstermektedir.

Sonuç olarak eski Türk runik yazısı atalarımızın 1500 yıl boyunca kullandıkları, Türklerin kendilerine özgü bir yazısıdır. Bu alfabenin bu kadar uzun süre kullanıldığını (İ.Ö. V. - İ.S. X. yüzyıl) elimizde bulunan kaynaklar ispatlamaktadır. (1)


Begmyrat Gerey
Büyük “Part” Türk Devletini Kuran Atalarımız (M.Ö. 247-M.S. 224) / PDF
(1) Altay S. Amanjolov, Türk Fililojisi ve Yazı Tarihi, İstanbul-2006, s.35-39




Scythians/Sacae - the ancestors of the Turkic-speaking peoples. 

Back in 1960, during the excavation of the Saka burials of the 5th - 4th centuries. BC. on the bank of the Irtysh, the famous archaeologist F. Arslanov discovered an ancient amulet in the form of a deer-maral head. The symbol of white deer named "Aқ Maral" ("White Maral (=Deer)") was known among the nomadic Kazakhs of the beginning of the 20th century. and preserved in modern Turks of the Altai Mountains. On one side of the Saka "Irtysh" amulet found by archeologists there was a record in the purest Turkic language - "Aқ sasyin" ("White Deer (=Maral").[New materials of VII-VI centuries BC. from East Kazakhstan. Soviet archeology, 1971, No. 1]

On a bone plaque depicting a flying deer from the barrow of the 5th-4th cc. BC. in the valley of the river. The Irtysh discovered and read the ancient Turkic (Proto-Turkic) runic inscription "White Deer". This sacral inscription, apparently, was dedicated to the symbol of the Scythians of Central Asia. This inscription is one of the two* earliest documented inscriptions in the history of the Turkic runic alphabet. [Western Turkic Khaganate. Atlas. / - Astana: "Service Press", 2013 - c.429] * The other one is the "Issyk (Esik) inscription" - SB




"Yabancı kaynaklar, Türkler'in "gerekli insan, at, vergi ve hayvan miktarını" hesaplarken üzerine çizikler (işaretler?) attıkları tahtalar kullandıklarından bahsetmektedirler. Yabancı ülkelere gönderilen Türk elçilerine de tezkereler verilirdi. Bizanslı tarihçi Menandros'un kaydına göre, 586 yılında Konstantinopolis'e, Justinos'un sarayına gelen Türk elçisi Maniah "İskit alfabesiyle" yazılmış bir mektup getirmişti."


Türkün Üç Bin Yılı - S.G.Klyashtorny / T.İ.Sultanov
Selenge yayınları,2013




"Mektubu taşıyan Maniakh yola çıktı. Çok sayıda yollardan geçti ve çok sayıda arazileri aştı, bulutlara erişen yüksek dağlardan, geniş ovalardan ve ormanlardan, bataklıklardan ve nehirlerden geçti. Daha sonra Kafkasları geçti ve nihayet Bizans'a ulaştı. Saraya girip İmparatorun karşısına gelince, her şeyi dostane ilişkiler kurallarına göre yaptı. Mektubu ve hediyeleri bunları almak için kendisine gönderilen kişilere verdi ve zahmetli yolculuğunun boşa çıkmamasını istedi. İmparator İskit dilinde (Gök-Türkçe) yazılmış mektubu bir tercüman aracılığıyla okuyunca, oldukça istekli bir biçimde elçiyi huzuruna kabul etti."

Bizans Kaynaklarında Türkler (Menandros'un Fragmanları) - İsmail Mangaltepe




"Gök Türk elçileri ellerinde bir Türkçe (İskitçe) mektupla vardıkları İstanbul’da çok iyi karşılandılar. Bizans’a ilk defa bilinmeyen bir ülkeden elçi geliyordu."

Kök Tengri’nin Çocukları - Ahmet Taşağıl




"Pavlador bölgesinde Bobrovoye köyü yakınlarında yapılan arkeolojik kazılar sonucunda bir kurganda Saka dönemine, MÖ V-IV. yüzyıllara tarihlendirilen runik yazı ele geçirilmiştir. Bir altın gem kayışı üzerinde tutturulmuş kemik nazarlık bir karaca şeklinde oyulmuş ve bunda sağdan sola “beyaz maral” yazısı okunabilmiştir. Nazarlık üzerindeki runik yazının Türkçe konuşan Sakaların yazı sistemi olduğu belirlenebilmiştir. Bu yazı, runik yazının Güney Sibirya ve Kazakistan’daki atlı kavimler arasında, ancak çok geç çıktığı yolundaki önce ortaya atılan görüşün belirgin bir biçimde yanlışlığını ortaya koymuştur.

Buradan ele geçirilen metinlerin dilinin de Türkçe ile bağlantılı olması ve Sakalara ait olduğunun belirlenmesi, onların çivi yazısını öğrendikleri ve kullandıklarını göstermektedir. Esik Kurganı’ndan bulunan küçük bir çanağa yazılmış olan yazının da runik yazı olduğu ve daha sonraki Göktürk yazısının öncüsü olduğu kabul edilmektedir. Orhun-Yenisey yazısının prototipi olduğu da kabul edilmiştir."


Prof.Dr.İlhami Durmuş




* Bu arada, Doğu Roma (Bizans) kaynaklarında geçen "Sizabulus /Stembis Dizaboulos" İstemi Kağan'dır.



Araştırmaları arasında Atatürk'ü en çok etkileyen Sırp asıllı olup Viyana Üniversitesinde Doğu dilleri üzerine doktora yapmış olan Dr.Phil Herman F.Kvergic'in 1935 yılı Ocak ayında hazırlayıp Atatürk'e gönderdiği La Psycologie de quelques elements des Langues Turques (Türk dillerindeki bazı öğelerin psikolojisi) adlı 41 sayfalık basılmamış tezidir. Bu tezin dayandığı ana görüş : Türkçe, yeryüzüdeki ilk dildir; sonradan oluşan dillerdeki sözcüklerin çoğu bu dilden türetilmiştir.

"Yazılı belgesi 6. yüzyıldan aşağı inmeyen bir milletin dili hakkında 5.000 yıllık hüküm veremezsiniz"...demeleri anlamsız iken, yazılı belgesinin de çok daha geriye gittiği bir gerçektir... SB /link




THE GREAT HERITAGE OF NOMADS
КӨШПЕЛІЛЕРДІҢ ҰЛЫ МҰРАСЫ
ВЕЛИКОЕ НАСЛЕДИЕ НО МАДОВ

New Interpretation of the Issyk Epigraphs - Elshad Alili


The Issyk epigraphs draw special attention of many scientists all over the world, since they could reveal an interesting story about cultural roots of ancient Turks in Central Asia. The existence of the written language back then that belonged to our common ancestors was proved by various runic monuments discovered in the region. Elshad Alili, an Azerbaijani historian and researcher of ancient Turkic onomatology and toponymy, is one of the scholars who presented a new interpretation of the Issyk epigraphs based on the previous findings made by Altay Amanzholov, great Kazakhstani archeologist. 


In this regard, he paid special attention to phonetic misinterpretation of the texts and suggested his own version of transcription. The result of his interpretation differs from earlier versions and proves a historic fact, that Scythians had Turkic origin. 


Alili asserts that general bulk of Saka tribes used Turkic language and confirms theory about existence of Turkic runic language in V-VI B.C. Alili states, that this language is of authentic origin and every runic symbol has its own ideographic expression. Almost every word on the Issyk cup is present in the vocabulary of ancient Turkic language and only one word corresponds to Middle Turkic period; in addition, sentences correspond to grammatical system of ancient Turkic language. In the light of translation made by Alili, ideas about purposes of using Issyk silver cup by ancient people gain new prospects.


Elshad Alili (Elşad Alili): Historian, candidate for a degree in the Institute of Human Rights of Azerbaijan, National Academy of Sciences. Participant of the ‘Azer Globe’ Institute projects. Main occupation: researches in the field of Turkic languages.

International populer scientific historical magazine,
Kazakhstan,2014 (Eng. and Russ. lang.page 53) PDF







"The oldest inscription in Türkic alphabet, the Issyk Inscription, written on a flat silver drinking cup, was found in 1970 in a royal tomb located within Balykchy ( Issyk), a town in Kyrgyzstan near Lake Issyk, and was dated by 5-th c. BC.  In the tomb was a body of a man dressed from head to toe in magnificent attire, the clothes, jacket, pants, socks, and boots all had a total of 4,800 attached pieces of pure gold, greatest ever found in a tomb except Pharaoh Tutankhamen. 


The top of cone-shaped crown covering ears and neck carried golden arrows emblem. A sword on the belt right side and a knife on the left were in sheaths. Beautiful relief ornaments of animal art decorated shields, belt and front of the hat. Radiocarbon tests determined the age of the finds as belonging to the fifth century B.C. What was the world in the 5-th century BC? 


We have archeological discoveries, where dating is almost always somewhat speculative, and reconstructions of the ancient Greek maps, and the views of the Mesopotamian and Chinese records. From the Mesopotamian, Chinese, and Greek texts, from the archeological discoveries of the kurgans, from the written monuments, we get a glimpse of the nomadic nations of the Central Asia in the 5-th c. BC. The various interpretations of the graphics and contents of the inscription witness the paucity of the finds and the potential for the studies."


Proto-Türkic rune-like inscription on silver cup (Issyk Inscription)
A.S. AMANJOLOV - HISTORY OF ANCIENT TÜRKIC SCRIPT/link
Almaty, "Mektep", 2003






Bugünkü Pakistan’da, eski yerleşim şehri Harappa’da bulunan yaklaşık 5500 yıllık (İ. Ö.3500) Runik yazı. Okuma önerisi M.Turgay Kürüm-link




“Pek çok tarih bilimcisi; insanların yaşadığı olayları, yazının bulunması ile kayda alındığını düşünerek tarihî çağları yazının bulunuşu ile başlatmak hatasına düşmüş veya kasıtlı olarak böyle bir yola gitmiştir. Hâlbuki insanoğlu, yaşadığı olayları, petroglifler vasıtasıyla kayalar üzerine nakşetmiştir. Tarih bilimcilerin bu gerçeği neden görmezden geldiği veya göremediği gerçekten merak konusudur. Petrogliflerden sonraki aşama, ideogram (doğrudan doğruya fikri ifade eden işaret, varlıkların sembolize edildiği ya da bir düşüncenin anlatıldığı çizim)’dır. Daha gelişmiş ve düzenlenmiş biçimi ise piktogram (resimyazı)’dır. Piktogram’dan sonraki aşama damga dönemidir. Damgadan dile doğru giden yol, hece, yarı hece ve harf şeklinde gelişmiştir. Orhun Yazıtları, bu aşamaların en son noktasıdır. Öğretim yazı yazma ve yazılanları okuma ile başlatıldığına göre Türklerde bir öğretimin varlığı göz ardı edilmemelidir. Türklerin, Çinliler gibi klasik anlamda tarihî bir arşivi olmamıştır. Bu yüzden tarihî hafızası zayıf olarak değerlendirilmiştir. Hâlbuki Türkler, ulaşabildiği her coğrafyaya tarihini, düşüncelerini, yaşayış tarzlarını, inançlarını kayalar üzerine kazımıştır. Kaya üzerine çizilen resim, figür ve yazılar incelendiğinde sosyal ve fen bilimlerinin pek çok alanında binlerce yıl geriye gidilebilmektedir” - Prof.Dr.Necati Demir, 2009




Üzerindeki yazı karakterleri bariz olduğu için ilk yazıt sayılan Ulug kem Sülyek Yazıtı yazı geleneğimiz açısından önemlidir. Yenisey’in kollarından biri olan Uluğ Kem’in geçtiği vadilerden biri olan Sülyek’te bulunmuştur (Tuva/Altaylar) (Orkun, 1994, 467,468). M.Ö. 8000’e ait olduğu iddia edilmektedir. Tarihlerde netlik olmasa bile Türklerin bir yazı geleneğinin varlığı Orhun yazıtlarından asırlarca öncesine dayandığı kesindir.


ORTAÇAĞ’DA TÜRKLERDE BİLGİNİN VARLIĞI
THE EXISTENCE OF KNOWLEDGE IN TURKS IN THE MIDDLE AGES
Yrd.Doç.Dr.Mehmet Özmenli
İnternational Journal of Social Sicence-vol 5,2012 / PDF


„Dzsebemben sok kücsük elma vár.” - Macarca (Hungarian)
(A zsebemben sok kicsike alma van)
„Cebimde çok küçük elma var” - Türkçe (Turkish)
______

Relatives of us is not only a common linguistic and cultural, anthropological identity but also showing a Turkish-Scythian peoples, whose official acknowledgment and recognition of the Hungarian side is still awaited.

Rokonaink pedig a velünk nemcsak közös nyelvi, és kulturális, hanem embertani azonosságokat is felmutató török-szkíta népek, melynek magyar részről való hivatalos beismerése és elismerése még mindig várat magára.


or  „ Jumurdzsák” in Hungarian and „ Yumurcak” in Turkish
means on both side „Naughty little kid”



"Latince çekim sistemi sadece Türkçe ile izah olunabilir."
Olcas Süleymanov, Aziya, s.207



"Latince kelime hazneniz iyi ise, cümleyi Türkçe düşündüğünüzde 
birçok İtalyan ve Fransızdan daha doğru Latince yazabilirsiniz."








Türkçe ile Sumerce arasındaki bağdan şunu kesinlikle söyleyebiliriz:
Türkler en az MÖ 3500’lerden beri Anadolu'nun doğusundadır, 
yani en az 5500 yıldır Türkler buralarda yaşamaktadır;
Türkçenin ise bu bölgede batı ve doğu olarak ikiye ayrılarak dağılmış olması da bir gerçektir. 
Bu da dilimizi en az 6000-5000 yıllık yapar.
Edebiyat yapmak için dilinin 'zengin' olması gerekir...
İşte 'Bilge'ler onu da yapmışlar... 


ilgili



3 Ocak 2016 Pazar

Latin and Turkish / Latince ve Türkçe





Türkçe : KAPMAK (Kap)
Latince : CAPIO-CAPERE-CAPTO-CAPTUS
English : CAPTURE - TO TAKE


TR....................................LT.
Kapıyorum (Kapıom).......Capiam (Kapiam)
Kapıyo (Kapıo) ................Capio (Kapio)
Kapırım/Kaparım.............Caperem (Kaperem)
(In Turkish reading ı like y)
The etymology of the word Cap/Kap is Tr.


Türkçe : KAZA 
Latince : CASUS
English : Accident


Türkçe : TUTMAK (Tut)
Latince : TUTARI
English : Keep, hold, protect
Tutarım (Tutuom)(Tr) ; Tutarim (Lt.) = I hold 
Tutarız (Tr.); Tutaris (Lt.) = We will hold 
Bu kapıyı tutuyorum = I guard this door
The etymology of the word Tut is Tr.


Türkçe : SALIVERMEK, SALVERMEK 
Latince : SOLVERE
English : Release


Türkçe : İNSAN MISIN? 
Latince : INSANIMUS
English : Going Crazy, inhuman
İnsan = Human
İnsan mısın? = Are you Human?

***


Türkçe : DELİRİYORUZ (DELİRMEK)
Latince : DELIRATIO
English : Delirious , going insane, mad, crazy
Deliriyoruz = We are going crazy.
The etymology of the word Deliratio is Tr.


"Kıyan Selçuk'un oğlu Aruz beyin torunu Deli Dündar. Aruz Bey dış Oğuzların beyidir. "Deli" lakabı Oğuz kahramanlarının bir çoğunda rastlanır. Mesela: Deli Dumrul, Deli Dündar, Deli Budak. Bu lakab Oğuzların folklorunda önem taşır. Azerilerin destanlarında da kullanılır: Deli Hasan, Deli Mehter vs. Bu ünvan Oğuzların komşularında da görülür. Kuzey Kafkas Nogaylarında Deli Urak adında destan kahramanı vardır. Bu kelime Türk dilinden Balkan Slavlarının diline geçmiş: "deli" (cesur, udaloy), "delije" (cesur, kahraman, voin); XVI-XVII yüzyılda gaydut destanında 
Deli Raduvoj Deli Tatomir gibi kahramanlar var."
Zirmunskiy, “Türklerin Kahramanlık Destanları”Moskova 1976,(Makale bu kitaptan alınmıştır.)/PDF

“Bayındır Hān buyurdı: «Yigirmi dört sancak begi gelsün» dėdi. «Evvel, Demür Kapu Dervendindę beg olan, karġu süŋü ucındą er bögürden, ġarimę yėtdügindę „Kimsin?‟ dėyü sormayan, Kıyan Selçük oġlı Deli Tundar senüŋilę bilę varsun» dėdi. «Ayġır Gözler suyından at yüzdüren, elli yėdi kalęnüŋ kilidin alan, Eylik Kocą oġlı Dönębilmez Dölek Evren bilę varsun» dėdi. «Koşą burcdan kayın okı eglenmeyen Yaġrıncı oġlı Él Almış senüŋilę bilę varsun» dėdi. «Üċ gün yaġı görmesę kan aġlayan Toġsun oġlı Rüstem bilę varsun» dėdi. Ejdehālar aġzından ādam alan Delü Evren bilę varsun! „Yėrüŋ bir ucından bir uçıną yėtem‟ dėyen Şoġan Şarı bilę varsun» dedi. 
Şayılmaġlą Oġuz erenleri dükensę olmaz.” (Tezcan, Hendrik 2001, 140)





TÜRKÇE : AVLU - LATİNCE: AULA
TÜRKÇE : KORA - LATİNCE : COUR

Bir evin Cour'u - Avlusu, 
Tatarcada Kora, 
Latincede Aula,
Grekçede Aule,
Türkçede yer, köy anlamına gelen AVUL'dan türeyen Avlou-Avlu
Courtyard - Avlu





Komşu, arkadaş, - latince comes / comrade, ingilizce companion, yunanca komos, oikoumenikos-ekümenik, evrensel.

Türkçe Arka - latince Arcus - Yay/Sadak, zaten arkada taşınıyor.



The word "order" (arrenged) is derived from "ordo-order-ōrdō (line of soldiers, band, troop)" and it is not Latin of origin, but Turkish. Means army, troop, line of soldiers in Turkish. Info like this: (Latin, Etymology: From Proto-Italic *ord-n- ‎(“row, order”). Maybe from Proto-Indo-European *h₂or-d-) is nonsense!



"Latin verb conjugation can only be explained in Turkish system."
"Latince çekim sistemi sadece Türkçe ile izah olunabilir."
Olcas Süleymanov "Aziya"


"if your Latin vocabulary is good, you can write Latin more accurately
than most İtalian and French when you think the sentence in Turkish."

"Latince kelime hazneniz iyi ise, cümleyi Türkçe düşündüğünüzde 
birçok İtalyan ve Fransızdan daha doğru Latince yazabilirsiniz."
Prof.Dr.İlberOrtaylı




kaynak:
Eski ve Modern Türkler / Mustafa Celalettin Paşa
Nogay Türkçesinde Avul=Köy / link
Kırım Tatarcasında Kora : Avlu / link





Who says, that Latin is Indo-European language?
Who says, that Turkish is Ural-Altai language?
Who says, that the Turks came for the first time in 11th century?
So, who are the Pelasgians, Trojans, Etruscans, Scythians, Odin, etc., who where they? which language did they spoke?
The Facts; Ignored and Hidden
What shall I say; 
"Adam", the first Human; 
"Adam" means in Turkish "Men" or "Human"
"Dam" means in Turkish "Home", "Roof", "Partner"
Does the word "Adam" mean anything in your language, that describes the situation and character of 'Adam'?...


// The Facts; Ignored and Hidden
// SB.





Batı!, Türklerin Aryan! ailesinden olabileceğini hiç düşünmek istemedi, çünkü onlara göre Türkler medeniyetsizdi!... Oysa medeniyeti onlara götüren bizimkilerdi...