yunanca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunanca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2025 Pazartesi

Kadmos

 

Kadmos ejder-yılanla savaşıyor. Euboea'dan (Ayboğa), MÖ 560–550. Louvre Müzesi


Tyr (Tur) oğlu Kadmos, Zeus tarafından kaçırılan kız kardeşi Europe’yi ararken yorulmuş ve bir yerlere yerleşmeye karar vermişti. Delphi’deki kehânet merkezine danıştıktan sonra Thebes’e geldi. Suyu koruyan Ares’in ejderini öldürdüğü için Ares’e yedi yıl boyunca hizmet etti. Sonra da Thebes’e kral oldu ve Thebalıların atası sayıldı.

* Ares Yunanca değildir. Türkçedir. Alp Er Tonga’nın oğlu Alp Arız ile Sakaların soyundan gelen Alban-Türklerindeki Oroiz (Oruz) adları Ares ile ilgilidir. Oğuz Han’ın sol kanat komutanı Urum Kağan’ın kardeşi Uruz Bek’in adında da Ares görülür. Savaş tanrısı Ares ismi ve sıfatıyla Saka Türklerinden Greklere geçmiş bir tanrıdır. Günümüzde kullandığımız vuruşmak fiili (vuruş, uruş) savaşmak, dövüşmek, kavga etmek anlamlarına gelir ki Başkırt Türklerinde İreş (savaş, kavga) ve Kırgız Türkçesinde Araz (savaş, kavga)’dır.(kaynaklar kitabımda) Ares adının kökenini Gut Türklerinde Ariis/Aries Kan, yani Aris Kağan özel isminde de buluruz.

* Türk Kültüründe Ejder-Yılan suyun koruyucusudur.

* Kadmos Yunanca değildir. "Yazıyı Fenike'den getiren Kadmos" diyen Herodot'a (2.49) istinaden "Fenikeli" sanılan Kadmos Hint-Avrupalı olmayan Pelasg boyu Kar'lardan. Kadmos Mısır'a gidip dönenlerden olduğu için Mısırlı, hatta Fenikeli  sanıldı. Bu durumda yazı da Fenike kökenli değil, Pelasg kökenliydi.

* Tur (Tyr), Pelasgların diğer adı olan Tyrrhen'den türetildi. İtalya'da Etrüsk olarak adlandırılanlar da Pelasglardı.

* Kadmos'un "kaçırılan" kızkardeşi Europe'nin (Ayrope) adı da Hint-Avrupa dillinden olmadığı gibi ne Yunanca, ne de Fenikece. Makedonya'da Europa adında bir yerleşim vardı. Zaten sadece Trakya bölgesi Europa olarak anılıyordu. Avrupa kıta adını ise MS 8.yy'dan sonra aldı, ancak 11.yy'da genelleşti.

* Europe ile Kadmos genellikle Boeotia bölgesiyle ilişkilendirilmiştir. Boeotia (Boğa), Thebai/Thebes (Tepe) ile Euboea/Euboia (Ay Boğa) yer adları Türkçe kökenlidir. Ayrıca bölgenin en eski kralı olarak Ogyges gösterilir ki o da Oğuz'dur. Tepe'de geçen diğer Türkçe isimler; Atamaz (Athamaz), Ergin/Erkin (Erginos), Orhan/Orhun (Arrhon), Az/As (Azeus), Buzağı (Buzyge). Ayboğa (Euboia) Grek ağızlarında "Euboia"dan > Europe"ye dönüşmüş gibi duruyor. Ataları olan İo'nun adı da Türkçe Ay'dır. Ben ona Ay Kız demeyi tercih ediyorum. Ay Kız'ın babasının adı da İnachos olarak geçer, yani Türkçe İnag/k, tıpkı Hazar Türklerinden İnak et-Türkî (9.yy) adındaki gibi.


Boğa donuna girmiş Zeus Europe'yi kaçırırken.
MÖ 7.-6. yy, Selinunte Arkeolojik Site / Sicilya
Palermo Arkeoloji Müzesi


Zeus'un boğa kılığına girerek Europe'ye musallat olması da bir fikir verebilir. Bu arada Grek kültüründe "şamanizm" kültürü yoktur. Yani Zeus'un boğa donuna girmesi Greklerin kültürüne terstir. Ayrıca Europe'nin çocuklarının adları: Rhadamantus, Minos ve Sarpedon... bunların adları da ne Hint-Avrupa ne de Grekçedir. Minos ile Manas, Sarpedon ile Sarp Türkçedir. Rhadamantus'u ise çözemedim. Zaten "Minos Uygarlığı" da Grek uygarlığı değildir. Denizli'deki Baba Dağı'nın eski adı da Kadmos'tur. Ayrıntılar "Turova ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.


SB


Hiçbiri "Grek" ya da HA değildi.


EK

Kökenleri Belirsiz Olanlar

Ejder

Sardesli Artemis

Boğa Başlı İnsan

Orat - Ortak


15 Şubat 2025 Cumartesi

Türkçe - Yunanca

 

Yerlileri 'Dağlı Pelasglar' olan 'Arkadia'

Arkadia (Arcadia) Yunanca değil 'Pelasgca'dır. Anlamı ‘dağ boğazı/geçiti’ olan 'Arku/Argıt' sözünden gelir ve Türkçedir. Bu dağlık bölgenin coğrafi yapısı da Türkçedeki anlamına uygun olarak batısında sarp yüksek dağlar varken doğusunda daha alçak dağlar bulunur ve dağlık bölgede geçit bulmak zordur.

"Batı bölgesinde dağlar vahşi, yüksek ve kasvetli. Birbiri üzerine yığılmış küçük çaplı ve verimi az olan vadileri ve ormanlarla kaplı dağları var. Doğu bölgesi ise küçük ama verimli ovaların bulunduğu daha alçak dağlarla çevrili. Bu dağlardan akan dereler kayalardaki doğal yarıklardan akar ve çoğu yerin altında kaybolduktan sonra tekrar yükselir. Bu dağlarda birçok uçurum var ve ulaşım zordur..."

Bölgede adları Erymanthos ile Alpheios olan dağlar ve nehirler var. 

Her iki sözcük de Türkçedir.

İlyada’da Akha ordular listesinde geçen Ankaios oğlu Agapenor bu 'Dağlı Arkadialıların' komutanıdır. Agapenor’a gemileri veren ise Aka Memnon’dur.

“Pelasgların hepsini Danaolar olarak anacağız” derken şaka yapmamışlar ve Strabon’un da dediği gibi ‘barbar’ adlarını muhafaza etmişler. Ya da....


Arkadia = Arku/Argıt

Erymanthos = Eriman, Erman, Arman

Alpheios = Alp

Pelasgca = Türkçe


SB

Turova ve Saka Türkleri 📕

Üç örnek daha;

Alaz -  Ἀλισγέω (ἀlisgéo)
Türkçedir
Beekes'e göre ; "Kökeni bilinmeyen ritüel terimi, 'duman, is'....
'λιγνύς' (lignus) = alevle karışık duman, reçineli maddelerin yakılmasıyla oluşan bulanık ateş. Kökeni belirsiz. Grek-Öncesi."
ve onun "Pre-Greek" demesi "HA olmayan" demektir.


ἀλίσβη  alisbi . ἀπάτη apáti 'aldatma, hilekârlık, dolandırıcılık' (H) <?>
Köken: Bilinmiyor. -σβ- (sb) dizisinin Hint-Avrupa kökenli olması zor.
H. = Hesychius, İskenderiyeli Yunanca sözlük bilimci, MS 5.-6.yy




ἄβαρκυα (ἄbarkya / ἄbar-) = obur, ubır, ubir, upir
#Türkçedir
ἄβαρκυα ἄbarkya - λιπος lipos 'aç' (H.)< GrekÖncesi>
Köken: “Fur:122” kelimeyi ‘παργος pargos’ ‘deli, obur’ kelimesine bağlamaktadır ki bu ikna edici değildir. k-'den sonra -na (-να) ile oluşum GrekÖncesi kökenine işaret etmektedir. (Beekes)
λιπος lipos - şişman, yağ
H. = Hesychius, İskenderiyeli Yunanca sözlük bilimci, MS 5.-6.yy

Oysa;
 Beekes'in söylemi aksine kelime Türkçe kökenlidir ve Obur'dur.
SB



Sabir Rüstemhanlı;

"Bilim alemince bilinen en eski devletlerin dillerinin çoğu, o bölgeye onlardan önce gelmiş olan prototürk dillerinin yerini almışlar. Daha eski kat, Türk diline daha yakındır. Roma-Latin dilinin altında Etrüsk, Yunan dilinin altında Pelask, Sami dillerinin altında Sümer... Eski Elam, Dravit dilleri de aglutinativ dillerdendi ve bizim dile çok yakındılar. Şimdi de İskandinavya’nın altından Türk katı çıkıyor... ve belli oluyor ki, dünya öyle bin yıllardır bizim üstümüze gelmekle, bizim üstümüzü örtmekle uğraşmaktadır... Avrupa bunu itiraf etmek istemiyor... Avrupa Atilla’yı da unutturmaya çalışıyor ve Türkiye’yi bu yüzden de Avrupa Birliği’ne almak istemiyor. Hint-Avrupa hegamonyacılığının görülmemiş bir sahtekârlıkla her şeyi çiğneyerek geçtiği, İran bir yana, Turan’ı da kendisine mal ettiği, Altay, Orta Asya medeniyetlerini de kendi hanesine yazdığı bir dönemde asıl gerçekleri söyleyenler çok azdır."



14 Mart 2024 Perşembe

Yer - Dünya - Pelasglar

 

Gezegen ve uyduların hepsi birer mitolojik karakter adı taşırken Dünya’ya (Yer) İngilizcede Earth demişler. Bunun kökenini bilmedikleri gibi German dilinden türetildiğini düşünürler. Almancada Erde/Erd yeryüzü demektir ki dünya sözüne karşılık Almancada Welt kelimesi kullanılırlar. Hollandacada Aarde olurken, Ortaçağ Hollandacasında Eerde, Friscede de ise İrthe’dir. MS 9.yy Saksonların dilinde Ertha iken, Ortaçağ İngilizcesinde Eorthe’dir.



Eğer German dilinden (Erde) İngilizceye Erde > Eorthe > Earth olarak geçtiği düşünüyorlarsa, öncelikle Türkçedeki Yer-Yurda sözlerine bakmaları gerekir. Çünkü Earth kelimesi Türkçe kökenli Yer-Yurda’dan gelir; yEr - yUrda > Erde > Erd > Orth > Erth > Earth. Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre de Yunanca Era (ἔρα)’dan geliyordur! Ancak Yunancaya da Türkçeden girmiştir. Çünkü tüm Türk lehçelerinde YER > Yeryüzü yani Dünya demektir. Kısaca kelimenin kökeni Hind-Avrupa dilinden değildir, hele hele Proto-Hind-Avrupa hiç değildir!

Gladstone, ise Earth kelimesinin karşılığı olan Yunanca Era (ἔρα) sözünün Latinceye Terra olarak geçtiğini, ama bu sözün İtalya'nın eski sakinleri Pelasglara ait olduğunu yazar. Demek ki Era sözü bile Yunanca değildi. İlyada'nın Yunancasında Dünya (Yer) sözüne karşılık Era (ἔρα) değil, Aia ile Gaia (αἶα-aía / γαίῃ-gaíi) kullanılırken, Türkçe çevirisinde toprak sözü kullanılmıştı. Yani Era (ἔρα) sözünün kökeni Yunanca ya da Latince değil, Pelasgca idi, dolayısıyla Türkçeydi.

Ayrıca Gladstone, Homer'in Yunanlılardan (Greek) Pelasg olarak değil, Danaolar (Danaans), Argoslular (Argeians) ve Akhalar (Achaens) diye bahsettiğini belirtir. Ama aynı zamanda Trakyalıların Pelasg olduklarını söylemini reddeder ve bunun ancak Pelasgların Greklerin arasında eriyip yitmesine bağlar. Kültür ve dinde Greklerle Turovalıların ortak olduğu yönlerinin kökeninin Pelasglara ait olduğunu, ama ortak olmayan yönlerin Grek kökenli olabileceğini de aktarır. Öbür yandan Turovalıların arasında gösterilen Pelasgların ulusal karakterlerini koruduklarını ekler. Birçok karakterin Pelasg adı taşıdığını ve aynı zamanda da kaynak olarak gösterdiği Grote'ye göre de Pelasglar Avrupalıdan çok Asyalılara özgü bir ulustu, demektedir.

Bugün Pelasg Dili Luvice=Hind-Avrupa Dilli yapılmakta, çünkü Pelasglar Akdeniz Havzası'nın en eski yerlileri olarak geçmekte ve onların Hind-Avrupalı olmayışları Batılıların emellerine giden yolu tıkamakta ve korkutmaktadır! Gladstone'nun Türkler hakkında ne söylediğini ve 1880 seçimlerini kazanarak Britanya Başbakanı olduktan sonra nasıl “Turani Avrupa Tarihi Tezi'ni çürütücü argümanlar uydurup Hint-Avrupa Tarih Tezi'ni yaydığını” Cengiz Özakıncı Bütün Dünya Dergisi'ndeki makalesiyle bizi aydınlatır. 1876'da Gladstone Türklere karşı ırksal düşmanlık propagandası başlatmış ve “Türkler vahşidir, onları yok edeceğiz... İnsanlık düşmanı bir ırktır... Türk ırkını Avrupa'dan kovup Asya'ya süreceğiz!” demiştir.

Turova'yı bulan (!) kişi olarak isim yapan Schliemann ise Gladstone'nun en yakın arkadaşlarındandır! Schliemann'ın Turova kazılarında bulduğu Yada (Jade Taşı) taşından yapılmış buluntuları Hind-Avrupalılara bağlamak istemişlerdi. Oysaki Yada Taşı'nı Turaniler Asya'dan (Türkeli) Anadolu ve Avrupa'ya taşımıştı. Yada Taşı hakkında yazan James Miln'in ilk kitabında 'Turani Avrupa Tarih Tezi'ne karşı çıkmazken, Gladstone'nun başbakan olmasından sonra yazılarını 180 derece döndürecek ve Turani tezine karşın var gücüyle savaşacaktır. Bu Avrupalıların 'arsızca geçmişe konma' bakış açısını Cengiz Özakıncı belgeleriyle gözler önüne serer.

Bugün de Batılıların bu tutumları devam etmekte ve tarih bilginler tarafından değil, bilgini taklit eden ikiyüzlüler tarafından yazdırılmakta ve yazılmaktadır! İlk kez 1858’de bastırılan Gladstone’nun ‘Homer and Homeric Age’ adlı kitabı 2016’da tekrar bastırılmış, yani Batılıların görüşleri değişmemiştir!

Bu arada Gladstone’nun “Era’dan gelen Terra kelimesi Pelasglara aittir” demesi Türkçe için önemli bir ipucudur, çünkü İngilizce’deki ‘Area ve territory’ sözcükleri de Era’dan türetilmiştir.


SB

Turova ve Saka Türkleri







18 Haziran 2019 Salı

Anadolu - Anatoli - Güneş - Şafak - Doğu



Anadolu kelimesinin anlamını her yerde "doğu, güneşin doğduğu yer" ya da "Ege'nin doğusu" olarak verirler ve "Grek" kökenli olduğunu, "Türkiye"nin de "Yunanlılar" tarafından verilen coğrafi adıdır derler. Peki bu doğru mudur? Soralım o zaman; Anadolu bir toponim mi, yoksa yön belirten bir kelime mi? Anatoli kelimesi ilk kez hangi yüzyılda kullanıldı? Sadece "Anadolu" için mi kullanıldı, yoksa başka coğrafi bölgeler içinde kullanımı var mı?

Liddell ile Scott'un Oxford'tan 1940'ta çıkarmış olduğu "A Greek-English Lexicon (Yunanca-İngilizce Sözlük)"e göre Anatoli/Anatole kelimesinin ilk kez geçtiği yerlere bakalım ve bu soruları cevaplayalım:



Odyssey destanı 12:4 :
ἀντολαὶ Ἠελίοιο (antolaí ielíoio) - anatoli/e H/Elios, yani "doğu" ve "güneş" olarak geçer.

‘αὐτὰρ ἐπεὶ ποταμοῖο λίπεν ῥόον Ὠκεανοῖο
νηῦς, ἀπὸ δ᾽ ἵκετο κῦμα θαλάσσης εὐρυπόροιο
νῆσόν τ᾽ Αἰαίην, ὅθι τ᾽ Ἠοῦς ἠριγενείης
οἰκία καὶ χοροί εἰσι καὶ ἀντολαὶ Ἠελίοιο,
νῆα μὲν ἔνθ᾽ ἐλθόντες ἐκέλσαμεν ἐν ψαμάθοισιν,
ἐκ δὲ καὶ αὐτοὶ βῆμεν ἐπὶ ῥηγμῖνι θαλάσσης:
ἔνθα δ᾽ ἀποβρίξαντες ἐμείναμεν Ἠῶ δῖαν. (link)
‘aftár epeí potamoío lípen róon Okeanoío
nifs, apó d᾽ íketo kýma thalássis evrypóroio
nísón t᾽ Aiaíin, óthi t᾽ Ioús irigeneíis
oikía kaí choroí eisi kaí antolaí Ielíoio,
nía mén énth᾽ elthóntes ekélsamen en psamáthoisin,
ek dé kaí aftoí vímen epí rigmíni thalássis:
éntha d᾽ apovríxantes emeínamen Ió dían.


İngilizcesinde:
"Now after our ship had left the stream of the river Oceanus and had come to the wave of the broad sea,
and the Aeaean isle, where is the dwelling of early Dawn and her dancing-lawns,
and the risings of the sun, there on our coming we beached our ship on the sands,
and ourselves went forth upon the shore of the sea,
and there we fell asleep, and waited for the bright Dawn."
(Homer. The Odyssey with an English Translation by A.T. Murray, PH.D. in two volumes. Cambridge, MA.,
Harvard University Press; London, William Heinemann, Ltd. 1919.)



Türkçe çevirisinde: Şafak ve Güneş kelimeleri kullanılmıştır.

"Ama ayrıldığı vakit gemimiz Okeanos Irmağı akıntısından,
engin denizin dalgaları sürdü bizi Aiaie Adasına,
erken doğan Şafağın yuvası var oda cıvıl cıvıl,
orda Güneşin apaydınlık beşikleri var.
Varır varmaz oraya çektik kumsala gemiyi,
indik hepimiz gemiden, ayak bastık kıyıya,
sonra uykuya dalıp bekledik tanrısal Şafağı."
(Odysseia 12:1-6; çev.Azra Erhat, A.Kadir, Can Yayınları, 8.Basım, 1996)



Odysseus ile yanındakilerin çıktığı kıyı Anadolu değil, Büyücü Kirke'nin yaşadığı Ada'dır ve bu dizelerde geçen anatolia kelimesinin hiç bir şekilde "Anadolu"yla ilgisi yoktur, aksine "güneş, gündoğumu, şafak" ile ilgisi vardır, bir toponim değildir, bulundukları yere göre "gün doğumunu" ifade eder.


Mitolojik Aiaie (Aeaea) Adası, Argonotların seferini yazan Rodoslu Apollonius'a (MÖ 3.yy) göre İtalya'nın batı kıyılarında, Etrüsklerin liderlerine istinaden adı verilen Turhen/Turhan/Turan (Tyrrhenian) denizine bakan Elba (Aethalia) Adası'nın güneyinde bulunur. Romalı yazarlara göre ise Roma'nın 100 km güneyinde, Homer döneminde bir ada olan yarımadadır. Yapılan arkeolojik araştırmalarla "Maga Circe" olarak tanımladıkları bir mağaranın Büyücü Kirke'ye ait olduğunu açıklamışlardır. Hangisi olduğu kesin olarak açıklanamamış olsa da kesin olan Ege olmayıp, tersine İtalya açıklarında olmasıdır. Bu da "Anatoli" kelimesinin "Anadolu" için özel bir isim olmadığını da ortaya koyar.



Cimmerii = Kimmerler gözden kaçmıyor!



Aynı kaynakta, Herodot 4.8 dediği yerin İngilizcesinde "sun rise" yazarken Türkçe çevirisinde "Anatoli" geçmez "doğu bölgelerinden" geçer.

Σκύθαι μὲν ὧδε ὕπερ σφέων τε αὐτῶν καὶ τῆς χώρης τῆς κατύπερθε λέγουσι, Ἑλλήνων δὲ οἱ τὸν Πόντον οἰκέοντες ὧδε. Ἡρακλέα ἐλαύνοντα τὰς Γηρυόνεω βοῦς ἀπικέσθαι ἐς γῆν ταύτην ἐοῦσαν ἐρήμην, ἥντινα νῦν Σκύθαι νέμονται. Γηρυόνεα δὲ οἰκέειν ἔξω τοῦ Πόντου, κατοικημένον τὴν Ἕλληνές λέγουσι Ἐρύθειαν νῆσον τὴν πρὸς Γαδείροισι τοῖσι ἔξω Ἡρακλέων στηλέων ἐπὶ τῷ Ὠκεανῷ. τὸν δὲ Ὠκεανὸν λόγῳ μὲν λέγουσι ἀπὸ ἡλίου ἀνατολέων ἀρξάμενον γῆν περὶ πᾶσαν ῥέειν, ἔργῳ δὲ οὐκ ἀποδεικνῦσι.  ἐνθεῦτεν τόν Ἡρακλέα ἀπικέσθαι ἐς τὴν νῦν Σκυθίην χώρην καλεομένην, καὶ καταλαβεῖν γὰρ αὐτὸν χειμῶνα τε καὶ κρυμὸν, ἐπειρυσάμενον τὴν λεοντέην κατυπνῶσαι, τὰς δὲ οἱ ἵππους τὰς ὑπὸ τοῦ ἅρματος νεμομένας ἐν τούτῳ τῳ χρόνῳ ἀφανισθῆναι θείη τύχῃ. [link]
Skýthai mén óde ýper sféon te aftón kaí tís chóris tís katýperthe légousi, Ellínon dé oi tón Pónton oikéontes óde. Irakléa elávnonta tás Giryóneo voús apikésthai es gín táftin eoúsan erímin, íntina nýn Skýthai némontai. Giryónea dé oikéein éxo toú Póntou, katoikiménon tín Éllinés légousi Erýtheian níson tín prós Gadeíroisi toísi éxo Irakléon stiléon epí tó Okeanó. tón dé Okeanón lógo mén légousi apó ilíou anatoléon arxámenon gín perí pásan réein, érgo dé ouk apodeiknýsi.  entheften tón Irakléa apikésthai es tín nýn Skythíin chórin kaleoménin, kaí katalaveín gár aftón cheimóna te kaí krymón, epeirysámenon tín leontéin katypnósai, tás dé oi íppous tás ypó toú ármatos nemoménas en toúto to chróno afanisthínai theíi týchi.


"This is what the Scythians say about themselves and the country north of them. But the story told by the Greeks who live in Pontus is as follows. Heracles, driving the cattle of Geryones, came to this land, which was then desolate, but is now inhabited by the Scythians. Geryones lived west of the Pontus,1 settled in the island called by the Greeks Erythea, on the shore of Ocean near Gadira, outside the pillars of Heracles. As for Ocean, the Greeks say that it flows around the whole world from where the sun rises, but they cannot prove that this is so. Heracles came from there to the country now called Scythia, where, encountering wintry and frosty weather, he drew his lion's skin over him and fell asleep, and while he slept his mares, which were grazing yoked to the chariot, were spirited away by divine fortune."
(Herodotus, with an English translation by A. D. Godley. Cambridge. Harvard University Press. 1920.)



"Skythler [İskitler-SB] kendileri için ve yurtlarının kuzey bölgeleri için ne anlatırlarsa ben de onu anlattım. İşte şimdi de Pontos Euxeinos'da [Karadeniz-SB] yerleşmiş olan Yunanlıların (*) anlattıkları: Herakles, diye anlatırlar, Geryon'un öküzlerini önüne katmış giderken, bugün Skytlerin oturdukları yerlere gelmiş, o zamanlar buralarda kimse yokmuş; Geryon, Pontos'un çok uzağında oturuyordu; Herakles direklerinin ötesinde, Okeanos Gadeires'i yakınında bulunan ve Yunanlıların Erytheia dedikleri adayı almış yerleşmişti. Okeanos'a gelince, bu da doğu bölgelerinden çıkarmış ve bütün toprakları çepeçevre dolanırmış, böyle söylerler, ama bir kanıt göstermezler. Evet, işte Herakles buralardan kalkmış, bugün Skythia [Çar İskitleri'nin yaşadığı yer/İskitya-SB] denilen ülkeye gelmiş; soğuk, buz gibi bir havaya yakalanmış, aslan postunu çekmiş üzerine ve uyumuş; arabasına koşulu iki kısrak, ki otlamaktaymışlar, bu arada bir mucize olarak kaybolmuşlar." (**)

(Herodot Tarihi, Çev:Münekim Öktem, Remzi Kitabevi, Üçüncü Basım, 1991 dipnotları: Geryon; Üç başlı dev. Herakles bunu öldürür ve öküzlerini alır. Latinlerde de Breal'e (1832-1915) göre, aynı mit, değişik biçimde, Herkül ile Kakus arasındaki dövüşte görülür. : Okeanos Gadeires; Burası Cadix'tir. Herakles direkleri ise Gibraltar (Cebelitarık)tır.)

(*) Bugün anlaşıldığı gibi Yunan değil Elleni olarak geçer ki Türk boy ve kavimlerine gelince "Türk" ulus adı altında birleştirmeyip boy ve kavim adlarıyla yazılırken "Yunan" boy ve kavim adlarına gelince tek bir ulus adı altında toplamak, kesinlikle ikiyüzlülüktür. SB
(**) Herkül'ün adı Erkle olarak geçer ve Bilgamış'ın görevleriyle benzerliği vardır.


* * *


MÖ 5.yy'da bölgede Kimmer-İskit gibi Türkçe konuşanların varlığı... [ki öncesi de var]
Odyssey'in İlyada'dan sonra MÖ 5.yy larda yazdırıldığı... [Solon ile Peisistratos dönemleri ki daha sonra birçok kez elden geçmiştir]
Herodot'un MÖ 5.yy da yaşadığı...

Buraya almadığım : Euripides'in, Palton'un, Aeschylus'un da MÖ 5.yy'da yaşadığı..., ki

Bu eserlerin hiçbiri bir bütün olarak Orta Çağ'a kadar gelemediği...

Anatoli'nin bir coğrafi 'ad'tan ziyade "doğuyu, şafağı, güneşi" ifade ettiği...
Bir de bu coğrafyaya "Küçük Asya" denildiği, bunun "Asların Ülkesi" anlamına geldiği ve de "As Türk" boylarından kaldığı... ayrıca;
MÖ 2300 lerde ise Anadolu'ya "Hattilerin Ülkesi" denildiği, Anadolu'nun yerlisi olan Hattiler'in de ne Hint-Avrupa, ne Semitik, ne de Grek dilli olduğu, tam tersine, bizim gibi eklemeli dil grubuna girdiği, hatta Ana-Ata-Tarkan gibi Türkçe kelimeleri barındırdıkları hatırlanmalı ve tüm bu bilgiler ışığında "Anadolu'nun adı Anatoli'den gelmektedir" ve "Grekçe'dir" derken dikkat edilmelidir !

Semra Bayraktar








Asia kelimesinin geçtiği yerler için bknz.: 







2 Nisan 2019 Salı

TAP - TAPMAK - TAPINAK



Taposiris Magna - MÖ 3.yy, Mısır


Strabon Taposiris'i İskenderiye yakınında olduğunu yazarken Plutarch adının anlamını adından anlaşıldığı üzere "Osiris'in Mezarı/Türbesi" olarak verir. Yani adı Türkçe kökenli TAP'da gelmektedir. Antik dönem 'Grek' dünyasında da TAPOS kelimesi mezar anıtı için kullanılır. Demek ki kelime atalarımızdan Greklere, Hellenistik dönemde de Mısır'a gitmiş.


Taposiris Magna'yı da gösteren yer mozaiği, MÖ 2.yy / Mısır.
İskenderiye mozaik ustası Demetrios tarafından yapılmış.
Taposiris Tapınağı ise Makedon kökenli Ptolemy II Philadelphus tarafından MÖ 3.yy'da yaptırılmış.



"TAP" hem Türkçe hem de "TAPINAK" kelimesinin kök hecesidir.
TAP kök hece ile birleşik kelime üretmişler.
OSİRİS'in TAPINAĞI
OSİRİS'e TAPMAK

SB



* TAP - TAPIG - TAPGAY
* TAP = Saygı, hizmet, saygı göstermek
* TAPIG = Saygılı, uğurlu
* TAPUG = Tapu
* TAPGAÇ - TAPILGAY - TAPIŞMAK
"Yanmaksızın tanuklap inçkü mengi tapgay siz tipi didi"
Yanmaksızın erişip rahatı ebedi bulacaksanız dedi.
[Prof.Dr.Fuat Bozkurt "Türklerin Dili", 2012]


* TAPINAK, TAPINMAK = Mabet, ibadet etmek. TAP/TAB aynı kökten gelir, TAPU da.
* TAPUĞ = Dinsel müzik. Azerbaycan ve Türkmenistan'da da aynıdır.
[Deniz Karakurt "Türk Söylence Sözlüğü", 2011]



"Pausanias, kült kurucu kadınların mezarları konusunda değişken ifadeler kullanır. Örneğin: Hippolytos'un anıt-mezarı yani mnema'sı yanına gömülen Phaidra'nın gömülü olduğu yer için, sıradan sade ve süssüz mezar demek olan TAPHOS kelimesini; aynı biçimde Perseus'un kızı Gorgophone'nin bulunduğu yer için TAPHOS derken Gorgo'nun gömülü olduğu yere ise mnema kelimesini kullanır."
Dr.Ayşen Sina / Pausanias'ta Kült Kuran Kadın Kahramanlar /PDF





* TAP is Turkish of etymology; 
TAP - worship, respect ; TAPINAK - temple
Taposiris Magna / Egypt.
Floor mosaic (in the white frame Taposiris), 2nd c. BC, 
by Alexandrian mosaic artist Demetrios.

SB.






8 Aralık 2017 Cuma

Kapadokya ancak MS 4.yy'da Hellenleşmeye başlamıştır...



Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni
Georgios Nakracas

Yeni Yunan bibliyografyasının bir bölümü, özellikle aşırı milliyetçi kanadı, bugün bile. Yunan soyunun zaman içinde sürekliliğini ve dolayısıyla Niğde ve Kaisareia (Kayseri) sancaklarından oluşan majör Kapadokya’daki Ortodoks cemaatlerin Hellenliğini de kanıtlamaya çalışmaktadır. "Süreklilik" söylencesi, tarihî kaynaklardaki bilgilerle çelişkiye düşmektedir. Şimdi bu çalışmada Kapadokya’daki Hellen soyunun sürekliliğine ilişkin olabildiğince çok bilgi verilerek, okurların konu üzerinde daha kapsamlı bir görüş elde etmelerine çalışılacaktır.

Majör Kapadokya (Niğde ve Kayseri sancakları), 19. yüzyılda Ortodoks Hıristiyanlar açısından üniter bir kültürel ve ekonomik bölge oluşturuyordu. Bu bölge, yönetsel bakımdan Konya vilayetine bağlı ve Niğde sancağı olarak bilinen bir batı kesimi ile yönetsel bakımdan Ankara vilayetine bağlı ve Kayseri sancağı olarak bilinen bir doğu kesimine ayrılıyordu.

Sotiriadis, 1912’de Niğde sancağında 230.490 kişilik toplam nüfus içinde 55.518 Rum yaşadığını yazmaktadır; Rumlar, toplam nüfusun %24’ünü oluşturuyorlardı. Anagnostopulu’ya göre Niğde sancağındaki Rum nüfus 4.745 aile ile 1.862 kişiden oluşuyor ve, her aile altı veya yedi üyeli olarak hesap edilirse, yaklaşık olarak 30-40.000 kişiye ulaşıyordu. Niğde sancağı şu yedi kazaya ayrılıyordu: Kuzey kesiminde Arapsun (Arabisos, Gülşehir), Ürgüp (Prokopi) ve Nevşehir (Neapolis) kazaları; batı kesiminde Aksaray kazası ve güneydoğu kesiminde Niğde, Bor (Poros) ve Hamit kazaları. (...)

Kimmer ve Perslerden sonra Anadolu’ya Büyük İskender’in Makedonları geldiler. Ancak onlar Kapadokya’dan geçmedi ve bölgeyi fethetmediler, Kapadokya, İ.Ö. 322’de Perdikas tarafından fethedildi. Perdikas, Kapadokya kralı Ariarathes’i yenerek, ülkenin güney bölümünü Selefkos Krallığına ilhak etti. Hitit, Frig ve İran kökenli bir halk olan Kapadoklar, o döneme dek Yunan kolonizasyonuyla tanışmamışlardı ve Kapadok kültürel kimliklerini Kapadok kralı V. Ariarathes’in hüküm sürdüğü döneme dek -İ.Ö. 163- korudular.

V. Ariaratlıes döneminden sonra kent topluluklarında dilsel Hellenleşme ciddi boyutlara ulaştı. Kırsal kesimdeki topluluklar ise, Kapadok dilini 500 yıl daha korudu ve Hıristiyan dini sayesinde ancak İ.S. 4. yüzyılda tümüyle dilsel Hellenleşme evresine geçtiler. Kapadokya’yı önemli bir Hıristiyanlık merkezine dönüştüren başlıca kişiler arasında Kilise Babaları Aksaraylı Gregorios Nazianzenos ile Kayserili Ayos Basileios sayılabilir.

Osmanlı fethinden 50 yıl sonra, yani 1500 tarihinde, Kayseri kentinde 1.961 Müslüman, 266 Ermeni ve 60 Ortodoks Hıristiyan vardı. Hıristiyan sayısı 1580'e dek neredeyse üç katına çıktı. Osmanlı fethinin bölgede sağladığı siyasî istikrar sayesinde çevredeki köylerden çok sayıda Hıristiyanlar kente dönmeye başlamışlardı.

Georgios Nakracas
Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni

Gregorios Nazianzenos (=Aksaraylı, 4.yy )
Kayserili Ayos Basileios 
[Ayos=Büyük, 4.yy,;Basileios ise  Başil/Elbaşı/Beyi - Tr, Vasileios kelimesi de ondan türetilmiştir.-SB]


*

Tıpkı İstavroz çıkarmayı Türklerden öğrendikleri gibi,
Haçı da 4.yy'dan sonra Hıristiyanlığın sembolü yaptılar...


Murat Adji - Kıpçaklar

Türk Tengri’si demiri sembolleştirdi, Roma’nın Jüpiter’i ise bronzu. Demirin bronz karşısındaki zaferi nasıl mukadderse, Kıpçakların zaferleri de öyle mukadderdi. Roma imparatorluğu, ölüme mahkûmdu; onun mukadderâtı, sâdece zamâna ve Kıpçakların arzûlarına bağlıydı.

... Ermenilerin piskopos Grigoris’i Türklere göndermelerinin tesâdüf olmadığı açıktır. Onlar, belki, Avrupa’da, müstakbel hâdiselerin seyrini sezen yegâne kimselerdir. Bu yüzden, can çekişmekte olandan uzaklaşmaya başladılar; ancak Roma henüz ölmüş değildi.

Genç Ermeni piskopos, işte bunun için Derbent’e gelmişti. O, vaftizi (Türkçe “arı-sil” veya “arı-alkın”) kabûl etti. Onu, üç kere, gümüş haçla kutsanmış suya daldırıp çıkardılar.

Suyla takdis, Tengri dîninin mühim bir törenidir. Dîne girme! Diğer bir deyişle, Türk dünyâsına. Bu bir Altay kaynaklı törendir; çünkü Eski Altay’da, yeni doğmuş çocukları buzlu vaftiz teknesine batırıp çıkarırlardı. İnsan, bu banyodan sonra Sonsuz Mâvi Gök’ün dünyâsına girerdi. (En nihâyet, Çince’de bile “sağlıklı”, “sağlam” mânâsına gelen Türkçe “Türk” sözü buradan geliyor.)

Eski Türklerde bir “arıg” sözü vardı. Bu söz, rûhî/mânevî mânâda “temiz” mânâsına geliyordu. Onlara, ‘kutsal arınma törenini geçen insanlar’ adını veriyorlardı.

Suyla vaftiz, Altay’da ortaya çıktı. Kendisinin fizikî ve rûhî/mânevî temizliğine îtinâ gösteren bir kavimde. Bugün, bunu Hristiyanlara ve başkalarına atfediyorlar ki, hiç de doğru değildir. İlk Hristiyanlarda bu yoktu, olamazdı. Onu, Avrupa’da ancak Kıpçakların gelişlerinden sonra öğrendiler. Bu, inkârı mümkün olmayan bir hakîkattir ki, bunu Hristiyan târihçiler bile gizlemiyorlar. IV. yüzyılda burada, içinde Hristiyanları vaftiz ettikleri havuzlar yapmışlardı.

Bir de, Tengri inancı geleneğinin muhâfaza olunduğu Tibet’te, arı-alkın ve arı-sili törenleri, eskiden olduğu gibi, hâlâ duruyor...

Demek ki, Ermeni piskopos, Tengri dînine giren ilk Avrupalı idi. Böylece açık ruhlu Türkler, Batı ile ittifâka karşı kendi tavırlarını izhar ettiler... Grigoris’i vaftiz ettikleri göl bile biliniyor. O, Kayakent köyü yakınında ve Aci, yâni “haç-gölü” adını taşıyor.

Türk din-adamları, (rûhen!) temizlenmiş olan Grigoris’i Hamrin şehrine gönderdiler ve orada kendisine evrensel ağacın sırrını açtılar. O, Türklerin kutsal metinlerini görmüştü; ki bunlar bugün, bâzı parçalara bakılırsa, Kur’ân’a da girmişlerdir. Ancak, o zaman, sırların açıklanmasından sonra, ona sağ elin iki parmağını –baş ve adsız parmağı- birleştirme izni verdiler. Bu, ilâhî rahatlama işâreti oluyordu.

İki parmağı bu şekilde birleştirme, Doğu’da Gök (Tanrı)’e bağlılık mânâsına geliyordu. Onları alına, göğüse, sol omuza, sağ omuza indirirlerdi... Türkler, bu hareketlerle Gök Tanrı’dan himâye ve iltimas diliyorlardı. (Bu şekilde istavroz çıkaran ilk Hristiyan, yine piskopos Grigoris oldu.)

Hristiyanlar haçın gücünü bilmedikleri gibi, istavroz çıkarmayı da bilmiyorlardı. Bunu da Kıpçaklardan aldılar....


* 

Dikkate alınması gereken Üç dip not!:

1


Basileios = BAŞ-İL ; İL-BAŞI 'dır.
 "Türklərin tarixi yaddaşı oyanır ! Qədimdə boy, budun, el başçılarına Elbəy, Elbaşı (Elbası) da deyərdilər. 
Yunanlar türklərdən eşitdiyi el-bası sanını alıb bas-il (eus) kimi işlədirdi."
Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu/Azerbaycan



"Helenler"in sözlüğüne Basileus olarak giren Türkçe kelime:
"Basil / "Barsil": "Bas"/"Baş" (kafa) + "il" / "el" ("kabile", "halk": "Baş kabile" anlamına gelmektedir "
K.Laypanov, İ.Miziyev - Türk Halklarının Kökeni


Alttaki kitapta açıkca; "Doğudaki Hellenli liderler resmi dökümanlarda 'Basileus' olarak kaydedildiği" ve "Bu liderler aslında halkın değil, toprakların başıdır", yani ülkenin Başı'dır der ! Demek ki, EL-İL BAŞI'dır.


"... Hellenistic rulers in the Orient were always designated in official documents simply as Basileus, without any mention of the people over whom they held sway. They were designated as kings over land and not over people.... Philip II and his predecessors did not use the royal title. Even Alexander at first called himself not Basileus Alexandros, but Alexandros Philippou (son of Philip). Alexander's successors were designated merely Basileus or Basileus Makedonon..."
The Hasmoneans: Ideology, Archaeology, Identity by Regev Eyal


Ancak, bu ünvan ilk kez İskitler için basılan paralarda görülür
"Sariakos, King of Scythia" 
"Çar İskitler"den olan Sarıakos bir Oğuz'dur.
Aynı şey "King ATEAS of Scythia" için de geçerlidir: ATA+İL
 [Çar İskitler: İskitler ve Eski Oğuzların Etno- Dil Özdeşleştirmesi
Zaur Hasanov (Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı)]

Doğu Roma da ise Herakleios ile, yani Latin kültürünü-dilini bırakıp "Grekleşmeye" başladıkları 7.yy'dan sonra 
ancak ünvan olarak kullanılmış ki, ilk kez Leo III paralarında görülür.. 

Konu ile ilgili makale: 
Gods Regents on Earth a Thousand Years of Byzantine İmperial Seals-link


"Although monarchical titles had been avoided in the Latin West, in the Greek East, where republicanism was not as strong, the title basileus (king) was commonly applied to the Roman Emperor. In official documents basileus was more commonly applied to the Persian Shah or the rulers of the Barbarian kingdoms of the west. However, over time basileus came to mean emperor and in 629 Herakleios became the first emperor to use the title in an official capacity. This act is seen as a step in the gradual Hellenization of the empire, although Latin titles would continue to be used on seals and coins for centuries.


Basileus first appears on Byzantine seals in Latinized, plural form (basilis) in the reign of Leo III, almost a century after its adoption by Herakleios. Basileus is primarily a middle Byzantine phenomenon, and is the title used exclusively on the aniconic seals of Iconoclast emperors, typically with the adjective pistos (pious, regularly misspelled in the plural as pisty). Although the modifier Romaion, “of the Romans,” does not appear on the miliaresion until the reign of Leo V, it is present on seals from the beginning of the reign of Leo III. After deposing her son Eirene used the female form, basilissa on her seals. By the mid-tenth century, the title occasionally occurs alongside the title autokrator (possibly on a seal of Constantine VII, as well as one of Basil II). The title does not appear on seals after the reign of Nikephoros III Botaniates (1078–81).



Note: To explain the etymology of "Basileus" like below is Nonsense:
[ from wiki : Basileus : Etymology: The etymology of basileus is unclear. The Mycenaean form was *g?asileus (Linear B: qa-si-re-u), denoting some sort of court official or local chieftain, but not an actual king. Its hypothetical earlier Proto-Greek form would be *g?atileus. Most linguists assume that it is a non-Greek word that was adopted by Bronze Age Greeks from a pre-existing linguistic Pre-Greek substrate of the Eastern Mediterranean. Schindler (1976) argues for an inner-Greek innovation of the -eus inflection type from Indo-European material rather than a Mediterranean loan.]

Because, Basileus-Basil is Turkish of etymology; BASHİL (BAŞİL), means "Head of the Land"






Hatta Ad olarak bile kullanılmıştır. Çünkü, Gregorios Nazianzenos  (Gregory of Nazianzus) ile Kayserili Ayos Basileios (Basil the Great) kardeştir (diğer kardeşleri de Kappadokya Babaları olarak geçer: Gregory of Nyssa) , ve babalarının adı da 'Pontuslu Yaşlı Basil'dir (Basil the Elder). Aile, Roma imparatoru Galerius (MS.3.yy) döneminde Hıristiyanlara yapılan zulüm nedeniyle, Kapadokya'dan Karadeniz bölgesine kaçmıştır.



2
Azerbaycan'dan Elşad Alili der ki: 
"Kapadokya - Khita-Khatai"/Demircilerin ülkesi. "Touran the Khatai" diye geçer kaynaklarda, yani "Turan Khatai" . 
"Asur, Mısır yıllıklarında bu ülkenin ismi KHİTA, KHATA gibi geçer. HATTİ şeklini de hatırlayın. 
Anlamı da "demir" veya "demirciler ülkesi". En eski Ermeni yazıtlarında (İ.S. 5.-6.yy) Kapadokya'nın ismi GMAİR-K, 
yani KİMMERLER gibi geçer."


3
Kapadokya ve Karadeniz'de Hıristiyan Türkler ile
Kilise çatısı altında Ermenileşen veya Hellenleşen Türkler



"Tümülüs tipi mezarların Kimmerler’in etkin olduğu dönemleri içine alan tarihlerde yaygınlaşması da dikkate alınırsa atlı göçebe Türk kavimlerinden Kimmerler’in Orta Anadolu ve dolayısıyla Kapadokya bölgesindeki varlığı 
ve etkinliği kabul edilmelidir."
Kapadokya'da Kimmerler - Hacı Çoban


İskit buluntuları MÖ 4.-3.yy : Kapadokya
Ashmolean ile Louvre müzelerinde





ilgili diğer linkler:
Karadeniz'de Milattan Önce Türkler





Prof. Dr. Semavi Eyice; 
“Bizans adı sonradan yaratılma bir isim. 19’uncu yüzyılda tarihçilerin uydurdukları bir ad. ‘Bizans İmparatorluğu’ 
diye bir isim yoktur ortada.”

SB.