mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2025 Cuma

Mısır Mumyaları ve Türkler

 

Antik Mısırlıların şaşırtıcı ataları: Mumyaların ilk genom çalışması, onların Afrikalı olmaktan çok Türk ve Avrupalı ​​olduklarını ortaya koyuyor

Araştırmacılar antik mumyaların DNA'sının ayrıntılı bir analizini gerçekleştirdiler

Eski Mısırlıların Avrupa halklarıyla yakın akraba olduğunu buldular 

Levant ve Neolitik Avrupa'daki geleneksel topluluklar yakın akrabalardı

Yapılan bir araştırma, modern Mısırlıların Sahra Altı Afrikalılarla, eski Mısırlılardan daha fazla ortak kökene sahip olduğunu ortaya koydu.

HARRY PETTIT, Daily Mail, 30 Mayıs 2017 (otomatik çeviridir)


Eski Mısırlıların ilk kez yapılan tam genom analizi, onların Afrikalı olmaktan çok Türk ve Avrupalı ​​olduklarını ortaya koydu.

Bilim insanları, MÖ 1400 ile MS 400 yılları arasına tarihlenen Mısır mumyalarından alınan antik DNA'ları analiz ederek, bu mumyaların Akdenizli insanlarla gen paylaştığını keşfetti. Antik Mısırlıların, günümüzde Türkiye, Suriye , Ürdün, İsrail ve Lübnan olarak bilinen Levant bölgesindeki antik halklarla yakın akraba olduğunu buldular. Ayrıca Anadolu Yarımadası ve Avrupa'daki Neolitik toplumlara genetik olarak da benziyorlardı. Çığır açan araştırma, DNA dizileme tekniklerindeki son gelişmeleri kullanarak mumya genetiğini her zamankinden daha yakından inceledi.


MÖ 1400 ile MS 400 yılları arasında Mısır mirasına katkıda bulunan göçmen nüfusunun ana bölgeleri

Nature Communications'da yayımlanan araştırma, modern Mısırlıların Sahra Altı Afrikalılarla, antik Mısırlılara göre daha fazla ortak kökene sahip olduğunu ortaya koydu. Veriler, modern Mısırlıların, Sahra Altı Afrika topluluklarıyla nükleer düzeyde, antik Mısırlılara kıyasla yaklaşık yüzde sekiz daha fazla ortak soya sahip olduğunu gösteriyor. Mısır, dünya çapında bir ticaret merkezi olması nedeniyle antik toplumların incelenmesi için umut vadeden bir yerdir. Tübingen Üniversitesi ve Jena'daki Max Planck İnsanlık Tarihi Bilimi Enstitüsü'nden araştırmacılar, eski Mısırlıların bu kadar çeşitli bir genetik mirasa sahip olmasının nedeninin bu olabileceğini söyledi.


Eski Mısırlıların yeni bir DNA analizi, onların Afrikalı olmaktan çok Türk ve Avrupalı ​​olduklarını gösteriyor. Bu görsel, yeni çalışmada DNA'sı analiz edilen mumyalardan biri olan Tadja Abusir el-Meleq'in lahitini gösteriyor.

Max Planck İnsanlık Tarihi Bilimi Direktörü ve çalışmanın başyazarı Profesör Johannes Krause MailOnline'a yaptığı açıklamada, "Mısır'ın nüfus tarihi karmaşıktır çünkü Afrika'nın ispus noktasında, bir kıtanın girişinde yer alır ve çok fazla tarihsel değişime tanık olmuştur." dedi. 'M.Ö. 1. binyılda Antik Mısır birçok yabancı gücün egemenliği altındaydı. Ekibin araştırması, hem modern hem de antik yerlilerden alınan DNA örneklerini karşılaştırarak Mısırlıların genetik tarihini çözmeyi içeriyordu.


Antik mumyaların alındığı Abusir-el Meleq arkeolojik alanını (turuncu X) ve çalışmada kullanılan modern Mısır örneklerinin yerini (turuncu daireler) gösteren Mısır haritası

Araştırmacılar, Mısır'ın antik geçmişini ilk kez incelemek için kapsamlı bir genetik veri tabanı oluşturmayı amaçlıyordu. Profesör Krause MailOnline'a yaptığı açıklamada, "Asurlular, Nubianlar, Yunanlılar veya Romalılar gibi yabancı egemenliklerin antik Avrupa'nın gen havuzunu değiştirip değiştirmediği, onları daha az mı yoksa daha çok mu Afrikalı yaptığı konusunda çokça tartışma yaşandı." dedi. 'Bunu test etmek istedik ve eski krallık dönemi ile Roma dönemi arasında genetik bir devamlılık olduğunu bulduk.

'Ancak son 1.500 yılda Mısır genetik olarak daha Afrikalı hale geldi, oysa eski Mısırlılar Sahra altı Afrika kökenlerine neredeyse hiç sahip değillerdi ve eski Yakın Doğu ve Avrupa topluluklarına yüksek bir yakınlık gösteriyorlardı.' Ekip, Orta Mısır'daki Nil Nehri kıyısındaki Abusir el-Meleq arkeolojik alanından 151 mumyalanmış bireyden örnek aldı.  Antik DNA çalışmalarındaki son gelişmeler, antik genetik verileri kullanarak Mısır tarihine ilişkin mevcut anlayışları test etmek için ilgi çekici bir fırsat sunuyor. Yeni araştırmada, üç antik Mısır mumyasından tam genom DNA verileri ve 90 mumyadan kullanılabilir DNA parçaları elde edildi.


Resimde, çalışmada analiz edilen üç eski Mısırlının genom çapındaki DNA'sının temel bileşen analizi ve genetik kümelenmesi gösterilmektedir.

Ekip, bir örnekte bulunan herhangi bir DNA parçasını okumak ve insan DNA'sına benzeyenleri çıkarmak için yeni nesil dizileme yöntemlerini kullandı. Yapılan tam okumalar, ekibin yalnızca antik DNA ile ilişkili belirgin hasar modellerini tespit etmesini sağladı. Bu da yeni çalışmanın sonuçlarını, daha önce yapılmış mumya DNA araştırmalarından çok daha güvenilir kılıyor. Mısır mumyalarından güvenilir nükleer DNA'nın çıkarılması, mumyalanmış kalıntılar üzerinde daha detaylı çalışmalara kapı açan genetikte bir çığır açıcı gelişmedir.  Toplanan verileri, arkeolojik ve tarihsel verilerden ve modern DNA çalışmalarından elde edilen önceki hipotezleri test etmek için kullanabildiler.


Bilim insanları, MÖ 1400 ile MS 400 yılları arasına tarihlenen Mısır mumyalarından alınan antik DNA'ları analiz ederek, Akdenizli insanlarla gen paylaştıklarını keşfettiler.

Tübingen Üniversitesi'nden Profesör Alexander Peltzer, "Özellikle Abusir el-Meleq'in kadim sakinlerinin genetik yapısındaki değişiklikler ve sürekliliklerle ilgileniyorduk" dedi. 'Büyük İskender ve diğer yabancı güçlerin fethinin antik Mısır halkı üzerinde genetik bir iz bırakıp bırakmadığını test etmek istedik.' Ekip, araştırılan antik popülasyonların, incelenen zaman diliminde yabancı fetih ve hakimiyetinden genetik düzeyde etkilenip etkilenmediğini belirlemek istedi ve bu popülasyonları, modern Mısırlı karşılaştırmalı popülasyonlarla karşılaştırdı.


Ekip, antik Mısırlıların Levant'taki antik topluluklarla ve Anadolu Yarımadası ile Avrupa'daki Neolitik topluluklarla yakın akraba olduğunu buldu. Fotoğrafta, Tübingen Üniversitesi Paleogenetik Laboratuvarı'ndan araştırmacı Verena Schuenemann görülüyor.


Çalışmada, antik Mısırlıların Levant'taki (günümüzdeki Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail ve Lübnan) antik toplumlarla en yakın akraba olduğu ve ayrıca Anadolu Yarımadası ve Avrupa'daki Neolitik toplumlarla da yakın akraba olduğu bulundu. Max Planck Enstitüsü'nde grup lideri olan ortak yazar Wolfgang Haack şunları ekledi: 'Abusir el-Meleq topluluğunun genetiği, incelediğimiz 1300 yıllık zaman diliminde herhangi bir büyük değişime uğramadı; bu da nüfusun yabancı fetih ve yönetimden genetik olarak nispeten etkilenmediğini gösteriyor.' 


ÇALIŞMANIN BULDUĞU ŞEYLER 

Eski Mısırlılar, birçok Avrupa toplumuyla genleri paylaşıyordu. Bunlar, Levant'taki antik halklarla (günümüzde Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail ve Lübnan) yakın akrabaydı. Ayrıca Anadolu Yarımadası ve Avrupa'daki Neolitik toplumlara genetik olarak da benziyorlardı. Araştırmada ayrıca modern Mısırlıların, antik Mısırlılara kıyasla Sahra Altı Afrikalılarla daha fazla ortak kökene sahip olduğu ortaya çıktı. Eski Mısırlılar, bir zamanlar dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden biri olduğu için muhtemelen daha çeşitli bir genetik mirasa sahipti. 


ÇALIŞMA NASIL YAPILDI 

Mumyalanmış insan DNA'sını incelemek, mumyalamadan önce bedenlerin kimyasal işlemlerden geçirilmesi ve tutuldukları sıcak ortam nedeniyle genellikle zordur. Ancak ekibin kullandığı yeni genetik teknikler, mumyalanmış DNA'yı daha önce hiç olmadığı kadar ayrıntılı bir şekilde incelemelerine olanak sağladı. Ekip, Orta Mısır'daki Nil Nehri kıyısındaki Abusir el-Meleq arkeolojik alanından 151 mumyalanmış bireyden örnek aldı. Yazarlar toplamda 90 kişiden mitokondriyal genomları ve üç kişiden genom çapında veri kümelerini kurtardılar. Genom çapındaki örnekler, mumyalanmış kalıntılardan alınan ilk örnekler olma özelliğini taşıyor. Ekip, genetik yapıdaki farklılıkları analiz etmek amacıyla bu antik Mısırlı DNA'sını modern Mısırlıların genom örnekleriyle karşılaştırdı.


MUMYA DNA'SINI ÇIKARMAK NEDEN ZORDUR?

Antik DNA'nın ilk çıkarımlarından bazıları mumyalanmış kalıntılardan yapılmış olsa da bilim insanları daha önce mumyalardan elde edilen genetik verilerin kurtarılsa bile güvenilir olup olmayacağı konusunda şüpheler dile getirmişti. Sıcak Mısır iklimi, birçok mezardaki yüksek nem oranı ve mumyalama tekniklerinde kullanılan bazı kimyasallar DNA'nın bozulmasına neden oluyor. Bilim insanları bu nedenle Mısır mumyalarındaki DNA'nın uzun vadede hayatta kalmasının pek olası olmadığını ve mumya genetik verilerinin kullanılamaz hale geldiğini varsaymışlardı. Ancak modern genetik teknolojisindeki son gelişmelerden yararlanılarak yapılan yeni çalışmada, üç antik Mısır mumyasından tam genom DNA verileri ve 90 mumyadan da kullanılabilir DNA parçaları elde edildi. Ekip, bir örnekte bulunan herhangi bir DNA parçasını okumak ve insan DNA'sına benzeyenleri çıkarmak için yeni nesil dizileme yöntemlerini kullandı. Yapılan tam okumalar, ekibin yalnızca antik DNA ile ilişkili belirgin hasar modellerini tespit etmesini sağladı. Bu da yeni çalışmanın sonuçlarını, daha önce yapılmış mumya DNA araştırmalarından çok daha güvenilir kılıyor. Bu tür mumyalardan nükleer DNA'nın çıkarılabilmesi ve bunun sağlam kimlik doğrulama yöntemleriyle güvenilirliğinin gösterilebilmesi, mumyalanmış kalıntıların daha fazla doğrudan incelenmesine kapı açan bilimsel bir atılımdır.

-----------



The surprising ancestry of ancient Egyptians: First ever genome study of mummies reveals they were more Turkish and European than African

Researchers performed a detailed analysis of the DNA of ancient mummies

They found that ancient Egyptians were closely related to European populations 

Traditional communities in the Levant and Neolithic Europe were close relatives

Study found that modern Egyptians share more ancestry with Sub-Saharan Africans than ancient Egyptians did.

The first ever full-genome analysis of Ancient Egyptians shows they were more Turkish and European than African.

Scientists analysed ancient DNA from Egyptian mummies dating from 1400 BC to 400 AD and discovered they shared genes with people from the Mediterranean. They found that ancient Egyptians were closely related to ancient populations in the Levant - now modern day Turkey, Syria, Jordan, Israel and Lebanon. They were also genetically similar to Neolithic populations from the Anatolian Peninsula and Europe. The groundbreaking study used recent advances in DNA sequencing techniques to undertake a closer examination of mummy genetics than ever before. The study, published in Nature Communications, found that modern Egyptians share more ancestry with Sub-Saharan Africans than ancient Egyptians did.

The data shows that modern Egyptians share approximately eight per cent more ancestry on the nuclear level with Sub-Saharan African populations than with ancient Egyptians. Egypt is a promising location for the study of ancient populations because it was a world-wide trading hub. This is likely the reason that ancient Egyptians had such a diverse genetic heritage, the authors, from the University of Tuebingen and the Max Planck Institute for the Science of Human History in Jena, said. 'The population history of Egypt is complex because it is found at the ispus of Africa, the gateway to a continent, and has seen much historical turnover,' Max Planck Director for the Science of Human History and study lead author Professor Johannes Krause told MailOnline.

'Ancient Egypt in the 1millenium BC had been dominated by many foreign powers. 

The team's research involved unravelling the genetic history of Egyptians by comparing DNA samples taken from both modern and ancient natives. The researchers were aiming to establish an exhaustive genetic database to study the ancient past of Egypt for the first time. 'It has been much debated whether foreign dominations such as Assyrians, Nunbians, Greeks or Romans changed the gene pool of ancient Europe, making them more or less African,' Professor Krause told MailOnline. 'We wanted to test that and found that there is genetic continuity between the old kingdom and Roman period. However in the last 1,500 years Egypt became more genetically African, whereas the ancient Egyptians showed almost no sub-Saharan African ancestry and high affinity to ancient Near Eastern and European populations.' The team sampled 151 mummified individuals from the archaeological site of Abusir el-Meleq, along the Nile River in Middle Egypt. 

Recent advances in the study of ancient DNA present an intriguing opportunity to test existing understandings of Egyptian history using the ancient genetic data. The new study managed to extract accurate, full-genome DNA data from three ancient Egyptian mummies, and usable segments of DNA from 90 mummies.  The team used next-generation sequencing methods to read stretches of any DNA present in a sample and retrieve those that resembled human DNA.

The complete reads allowed the team to spot telltale damage patterns associated only with ancient DNA. This makes the new study's results much more reliable than those of any mummy DNA research that has come before. The extraction of reliable nuclear DNA from Egyptian mummies is hence a breakthrough in genetics that opens the door to more detailed studies of mummified remains.  They were able to use the data gathered to test previous hypotheses drawn from archaeological and historical data, and from studies of modern DNA.

Professor Alexander Peltzer, from the University of Tuebingen, said: 'In particular, we were interested in looking at changes and continuities in the genetic makeup of the ancient inhabitants of Abusir el-Meleq. 'We wanted to test if the conquest of Alexander the Great and other foreign powers has left a genetic imprint on the ancient Egyptian population.' The team wanted to determine if the investigated ancient populations were affected at the genetic level by foreign conquest and domination during the time period under study, and compared these populations to modern Egyptian comparative populations.

The study found that ancient Egyptians were most closely related to ancient populations in the Levant (modern day Turkey, Syria, Jordan, Israel and Lebanon), and were also closely related to Neolithic populations from the Anatolian Peninsula and Europe.

Coauthor Wolfgang Haack, group leader at the Max Planck Institute, added: 'The genetics of the Abusir el-Meleq community did not undergo any major shifts during the 1,300 year timespan we studied, suggesting that the population remained genetically relatively unaffected by foreign conquest and rule.' 


WHAT THE STUDY FOUND 

Ancient Egyptians shared genes with several European populations. They were closely related to ancient populations in the Levant - now modern day Turkey, Syria, Jordan, Israel and Lebanon. They were also genetically similar to Neolithic populations from the Anatolian Peninsula and Europe. The study also found that modern Egyptians share more ancestry with Sub-Saharan Africans than ancient Egyptians did. Ancient Egyptians likely had a more diverse genetic heritage because it was once one of the world's biggest trading hubs. 

HOW THE STUDY WAS DONE 

Mummified human DNA is normally difficult to study because of chemical treatment of the bodies before mummification, and due to the warm environment they are kept in. But new genetic techniques used by the team allowed them to study mummified DNA in greater detail than ever before. The team sampled 151 mummified individuals from the archaeological site of Abusir el-Meleq, along the Nile River in Middle Egypt. In total, the authors recovered mitochondrial genomes from 90 individuals, and genome-wide datasets from three individuals. The genome-wide samples are the first ever taken from mummified remains. The team compared this ancient Egyptian DNA to genome samples from modern Egyptians to analyse differences in genetic makeup.

WHY IS IT DIFFICULT TO EXTRACT MUMMY DNA?

Although some of the first extractions of ancient DNA were from mummified remains, scientists have previously raised doubts as to whether genetic data from mummies would be reliable even if it could be recovered. The hot Egyptian climate, high humidity levels in many tombs and some of the chemicals used in mummification techniques contribute to DNA degradation. Scientists had therefore assumed that the long-term survival of DNA in Egyptian mummies was unlikely, making mummy genetic data unusable. But using recent advances in modern genetics technology, the new study managed to extract accurate full-genome DNA data from three ancient Egyptian mummies, and usable segments of DNA from 90 mummies. The team used next-generation sequencing methods to read stretches of any DNA present in a sample and retrieve those that resembled human DNA. The complete reads allowed the team to spot telltale damage patterns associated only with ancient DNA. This makes the new study's results much more reliable than those of any mummy DNA research that has come before. The ability to extract nuclear DNA from such mummies, as well as show its reliability using robust authentication methods, is a scientific breakthrough that opens the door to further direct study of mummified remains.



İlgili

Mısır ve Türk Tarihi

Mısır'ın İlk Sakinleri Türklerdir

Mısır, Osiris, Tamarisk



****




28 Eylül 2024 Cumartesi

Baybars, Bundukdar

Blown and tooled, with fired enamels and gold, height 19 cm

Egypt or Syria, late 13th - early 14th century AD


Enamelled glass stand featuring a #Mamluk princely blazon of courtly office (bow and two arrows, for a "bunduqdar", or Keeper of the Bow), with Chinese-style lotuses and phoenixes and bands with processions of real and mythical quadrupeds.

The Al-Sabah Collection


* Bunduqdar - Bundukdar was used by the Mamluk - #Kipchak #Turks as a title.

- Baybars I (1223-1277), full name; el-Melikü’z-Zâhir Rüknüddîn es-Sâlihî el-Bundukdârî, was the kağan (kaghan) of the Mamluk Turkish State, which was called as "Dawlat al-Turk (State of Turk)" or as "Dawlat al-Turkiyya (Turkish State)", who ruled (1260-77) in Egypt and Syria. So, the two arrows means = Keeper of Two Lands. And Turkish male name Baybars means "bay  -rich person, noble, sir" , "pars/bars - leopard, panther".




SB


#ArtofTurks

#art

#Turks


PS: A note to Mr. Alami;
It may be the Fatimid period, but it's a Mamluk, i.e. Kipchak-Turk Art. Even the "cup" (the Kipchak Tamga-sign) on it says "I'm Turk", along with "Art of the Steppes."



Example: Mamluk Armor with the "cup" tamga, 1428/43




22 Kasım 2019 Cuma

Kadeş Savaşı'nda Türkler



II. Ramses - Kadeş Savaşı



Dünyanın ilk yazılı antlaşması. Hattuşa (Boğazköy)

Eşit şartlarla imzalanan ve tarihin bilinen ilk uluslararası olan Kadeş Antlaşması MÖ. 1269 yılında, Hitit Kralı III. Hattusilis ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında yapılmış ve o devrin diplomatik dili olan Akadca ile yazılmıştır. Antlaşmanın Akad diliyle yazılmış üç kopyası bulunmaktadır. 1906 yılında Hugo Winckler ve Teodor Makridy tarafından birlikte yürütülen Türk-Alman kazılarında, başkent Boğazköy-Büyükkale’de bulunmuş olan kopyalardan bir tanesi Berlin’de bulunmakta, iki tanesi de İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde bulunmaktadır.


Antlaşmanın Mısırca’ya tercüme edilmiş kopyaları Karnak ve Ramesseum’daki Amon tapınaklarının duvarlarına kazınmıştır. Bunlar orjinalinden biraz farklı olarak antlaşmanın ehemmiyetini Mısır’a atfetmekte ve barışın bir lütuf olarak imzalandığını vurgulamaktadırlar. Antlaşmanın Hitit metni, resmen kabul edilmiş şartlara çok yakın bilgiler içermektedir.


2. Ramses’in saltanatı Hitit devletine düşmanca bir tavır takınmasıyla başlamasına rağmen, her iki süper güç de ilgi alanlarını başka hususlara çevirebilmek ve hepsinden önemlisi “Deniz Kavimlerinin” gizli saldırılarına karşı koyabilmek için birleşerek birlikte müdafaa ve saldırı şartlarında anlaşarak barış yapıyorlar. Antlaşmadan bazı bölümler: Mısır memleketinin kralı, büyük kral, kahraman Ramses’in Hatti memleketinin kralı Hattuşili ile iyi dostluklarının, kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.”


Mısır kralı şu sözlerle devam etmekte: Aramızda daimi olarak iyi kardeşlik ve barış kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki ilişkilerde iyi kardeşliğin ve iyi barışın kurulması için şunları söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki ilişkiye gelince, öteden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa izin vermediğinden antlaşma ebedidir... 
Eğer dış memleketlerden bir düşman Mısır kralı kardeşin Ramses ve Mısır memleketine saldırırsa ve onun kardeşi “bana yardıma gel” diye haber gönderirse, Hatti memleketi kralı, Büyük Kral Hattuşili piyadelerini, süvarilerini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.” (arkeofili)




***

Kadeş Savaşı'na bir de aşağıdaki açıdan bakalım;


- Mısır, öncülü olmadan birden beliren yazıyı Sumerlilerden almıştır. Mısır'ın ilk sakinleri Türkler'dir.

- MÖ 1670 li yıllarda Kassitlerin de aralarında bulunduğu, karışık topluluklardan meydana gelen Hiksoslar (İkesus olarak da geçer, İke-Susa'dan gelenler; Mısırlılar 'Çoban Krallar' der) Mısır'ı işgal eder. Başkentleri Avaris'tir. Atı, arabayı, yayla birlikte birçok askeri malzemeyi Hiksoslar öğretmiştir. Atlı kurganlar Hiksoslar dönemindendir.

- Hititler savaşa giderken barış döneminde oldukları Kaşkalardan savaşçı almıştır. Hititlerle MÖ 17.yy'dan beri sürekli savaşmıştır. Hitit kralı Arnuwanda-kraliçe Aşmunikal metninde geçen Nerikka (Nerik), Hurşamadan, Gaştama (Kastamonu), Kammama, Tumamana, İşhara, Dankuşna, Tapaşawa, Taggasta, Şerissa, Tastaressa, Tarugga ülkelerinin Kaşkalar tarafından ele geçirildiğinden bahseder. Kaşkalar Muşki ve Urartu ile de ittifak kurup Asurlulara karşı da savaşmıştır. Kaşkalar Turovalıların da müttefiklerindendir. Karadeniz bölgesinde yerleşik olan Kaşkalar/Gaşgalar demir/çelik eşya üretimi ile ünlüdür. Kaşkalar ile Muşkiler Saka/İskit boylarındandır, bu yüzden Türk tarihi açsından çok önemlidir!

- Firavun unvan değil özel addır. Mısırlılar tarafından Mısırlıları tarif etmek için asla kullanılmamıştı. Firavun (Pharaoh) Hiksoslardan Beduin Jabarin hanedanına mensup, 15.yy da Mısır'ı yöneten kralın adıdır. Yahudiler Firavun'dan kaçtıktan sonra tüm kralları Firavun unvanıyla andı. (Mustafa Waziri, director-general of Luxor's Antiquities).

Ashraf Ezzat ise "Mısır ne Firavun ne de İsraillieri bilirdi (Egypt knew no Pharaohs nor Israelites)" der. Yapılan kazılarda da köle değil işçi kentleri bulunmuştur. "Piramitlerde çalışan onca işçiyi niye beslesin ki ödeme yapabiliyorken" der Adel Okasha, " Piramit işçileri Mısırlıydı ve köle değildi" der Mısır'ın baş arkeoloğu Zahi Hawass ((Egypt's Archaeology Chief)).

Ayrıca "Piramitler inşa edilirken Mısır'da Yahudi yoktur," der Kudüs İbrani Üniversitesi Arkeoloji Enstitüsü'nden Prof. Amihai Mazar.






- Mısır'da rahiplerden sonra savaşçılar (ordu) sınıfı gelir. Savaş zamanı ne Sami ne de Hami kökenli Mısırlılar savaşçı olarak katılmaz, askerlikten kaçardı. Firavunlar bu yüzden ordusunu Anadolulu savaşçılardan oluştururdu.





SARİSSA (Şerissa) - Kuşaklı/Sivas

Kadeş antlaşmasının imzalandığı yer olduğu iddia edilir:

"Sarissa´da yapılan arkeolojik kazılarda büyük bir tapınak, birçok tablet, tarihteki ilk yazılı anlaşma, çömlekten yapılmış ikiz boğa (Rhyton) heykeli ve çok sayıda eser çıkartıldı. Kazılarda bulunan MÖ 1285 yılında tabletlere işlenmiş tarihteki ilk yazılı anlaşmanın Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Barış Anlaşması´nın metni olduğu tespit edildi. Metinde, ‘Sarissa´nın Fırtına Tanrısı´nın şahitlik etmiştir‘ ifadelerinin yer aldığı ortaya çıkartıldı. Ayrıca kentte kralların konakladığı, dini bayramların yapıldığı düşünülüyor. Kazı ekibinin ‘C Binası´ dediği 76 metre uzunluğundaki tapınak binası MÖ 1525 tarihlendiriliyor ve ‘Hitit kentlerinde bulunanların en büyüğü´ olarak tanımlanıyor.  Kazılarda bulunan tabletler arasında 18 fal, 3 bayram metni, 12 dinsel kült dokümanı bulundu ve birçoğu Sivas Arkeoloji Müzesi´nde sergilenmekte." (Basın; İHA, 31.07.2018)


Aslında birçok anlaşmada Sarissa'nın Fırtına Tanrısı üzerine yemin edildiği yazmaktadır. Kadeş antlaşmasının Sarissa'da bulunmuş olması, onun orada imzalanmış olduğunu kanıtlamaz. Hitit kralı ile eşit seviyede olan Mısır Firavunu antlaşmayı imzalamak için Anadolu topraklarına gelmez, bu diplomasiye aykırıdır.


Sarissa adı; -ss-li yer adları Anadolulu olsa da Hititçe değildir, yani Hint-Avrupa dilinden değildir! Ayrıca 'Pelasgca' dedikleri Larissa yer adına da çok benzemektedir. Bu sebeple de Sarissa yer adının Hattilerden kalmış olması gerekir


Kızıl (Güney), Gök (Mavi-Doğu), Kara (Kuzey), Ağ (Ak-Batı) ve Sarı (Merkez)... 

Türklerde renk ile bildirilen yer adları mevcuttur; Sarıkamış, Sarıca, Sarıcalı, Hazarların Saraşen (Sarışın) kenti, Sarı Göl, Sarısu, Sarıdolama Tepesi, Sarıbaba Dağı gibi...

Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu "Azərbaycanda coğrafi durumla bağlı güneyli boya qızıl, qızılanlı, orta və batılı boya sarı, sarıcalı, ağca, ağ xəzər, quzeyli boya qaralı, qara xəzər deyildiyi kimi, ağ qıpçaq-qara qıpçaq, ağ tatar-qara tatar, ağ hun-qara hun, ağ noqay-qara noqay, ağ mañğıt-qara mañğıt bölgüləri rəng-cəhət gələnəyinin türk toplumu içində davam etdiyini göstərir" demektedir. Hatta boy adları olarak da karşımıza çıkar: "Altay boyları daxilində belə bölgü önə çıxmışdır: qara almat-sarı almat, qara todoş-sarı todoş, qara d´ağıraq-sarı d´ağıraq, qara irkit-sarı irkit, qara sayoñ-sarı-sayoñ, qara toğus-sarı toğus" (Dokuz Bitik, cilt 2)

Semra Bayraktar







2 Nisan 2019 Salı

TAP - TAPMAK - TAPINAK



Taposiris Magna - MÖ 3.yy, Mısır


Strabon Taposiris'i İskenderiye yakınında olduğunu yazarken Plutarch adının anlamını adından anlaşıldığı üzere "Osiris'in Mezarı/Türbesi" olarak verir. Yani adı Türkçe kökenli TAP'da gelmektedir. Antik dönem 'Grek' dünyasında da TAPOS kelimesi mezar anıtı için kullanılır. Demek ki kelime atalarımızdan Greklere, Hellenistik dönemde de Mısır'a gitmiş.


Taposiris Magna'yı da gösteren yer mozaiği, MÖ 2.yy / Mısır.
İskenderiye mozaik ustası Demetrios tarafından yapılmış.
Taposiris Tapınağı ise Makedon kökenli Ptolemy II Philadelphus tarafından MÖ 3.yy'da yaptırılmış.



"TAP" hem Türkçe hem de "TAPINAK" kelimesinin kök hecesidir.
TAP kök hece ile birleşik kelime üretmişler.
OSİRİS'in TAPINAĞI
OSİRİS'e TAPMAK

SB



* TAP - TAPIG - TAPGAY
* TAP = Saygı, hizmet, saygı göstermek
* TAPIG = Saygılı, uğurlu
* TAPUG = Tapu
* TAPGAÇ - TAPILGAY - TAPIŞMAK
"Yanmaksızın tanuklap inçkü mengi tapgay siz tipi didi"
Yanmaksızın erişip rahatı ebedi bulacaksanız dedi.
[Prof.Dr.Fuat Bozkurt "Türklerin Dili", 2012]


* TAPINAK, TAPINMAK = Mabet, ibadet etmek. TAP/TAB aynı kökten gelir, TAPU da.
* TAPUĞ = Dinsel müzik. Azerbaycan ve Türkmenistan'da da aynıdır.
[Deniz Karakurt "Türk Söylence Sözlüğü", 2011]



"Pausanias, kült kurucu kadınların mezarları konusunda değişken ifadeler kullanır. Örneğin: Hippolytos'un anıt-mezarı yani mnema'sı yanına gömülen Phaidra'nın gömülü olduğu yer için, sıradan sade ve süssüz mezar demek olan TAPHOS kelimesini; aynı biçimde Perseus'un kızı Gorgophone'nin bulunduğu yer için TAPHOS derken Gorgo'nun gömülü olduğu yere ise mnema kelimesini kullanır."
Dr.Ayşen Sina / Pausanias'ta Kült Kuran Kadın Kahramanlar /PDF





* TAP is Turkish of etymology; 
TAP - worship, respect ; TAPINAK - temple
Taposiris Magna / Egypt.
Floor mosaic (in the white frame Taposiris), 2nd c. BC, 
by Alexandrian mosaic artist Demetrios.

SB.






30 Kasım 2017 Perşembe

Etrüsk Sombrerosu ve Meksika






Meksika şapkası Sombrero'ya benzer bir şapkası olan Etrüsk heykeli. Etrüsk / Murlo Cowboy'u da diyorlar, lakin "cowboy" (inek-çocuk :)) şapkaları Meksika kültüründen esinlenerek 19.yy'da yapılmıştır....Yani, aslında Murlo Sombrero'su demeliler, çünkü cowboy şapkaları daha geç bir tarihte "icat" edilmiştir... Demek ki, Akdeniz'den Meksika Körfezine uzun bir yolculuk yapmışlar...  


Etrüsk - MÖ 600 - Murlo-Siena / Toscana
- Hangi kültür? -






Pelasgların soyundan gelen "Etrüskler" ve Mısır'ı MÖ 13.yy'da tehdit eden "Deniz İnsanları-Sea People ya da Turshalar", aynı zamanda Meksika'ya gitmiş ki; Türkçe olan TEPE kelimesini hem Pelasglarda, hem de Meksika da görüyoruz, ki İspanyolca konuşmalarına rağmen TEPE İspanyolca değildir.... Etrüsk yazıtlarının hepsi bulunmadığı ve de henüz tam okunmadığı için onlarda TEPE var mı yok mu bilinmiyor.

Maalesef, basına yansıyan haberlerde Etrüsklerin Anadolu'dan (Türkiye ifadesi kullanılıyor) geldiği söyleniyor, ama Türk denmiyor, Türkiye'den diyor, böylece anlam farklılaşıyor...

2007-Bodrum'da düzenlenen“Tarihten Bir Kesit: Etrüskler” sempozyumunda bizimkiler Türk olduklarını kanıtlarıyla sundu ama yine de kabullenmediler... Adile Ayda'nın kızı Gönül Pultar'ın "Etrüsklerin Kökeni Nedir?" adlı bir makalesi var, konferansla ilgili, okuyun derim.


Pelasglara geri dönersek:
Pelasgians - Pelasgi - Pelas+Skoi = Seamen = Sea People (Deniz İnsanları);

Mısır'da Deniz İnsanlarına Toorshah - Tursha denilirken, Hellenler Thyrhenoi - Thyrsenoi deniliyor, ve aynı ifade Etrüskler için de kullanılıyor. Hatta Mısır'da yabancılar için ayrılmış mezarlığın adı Tarkhan'dır.

Adile Ayda Yunanca'da Y harfin U olarak okunduğu, bu sebeple de Thyrhenoi kelimesinin açılımını Turhen olarak yapar ve Turan kelimesine bağlar. Etrüsk liderlerinden birinin adı R'asena iken, krallarına da Tarquin (Tarchon) denilir. Avrupa da Demirci Millet olarak tanınır. 19.yy araştırmacılarından olan Westropp ile Taylor, Etrüskleri Turanilerden sayar, dilleri İskit ve Finliler gibidir derler ve Lidyalılar gibi de mezarlarını "tomb builder", yani kurgan gibi mezar yaptıklarından bahseder. Etrüsk kurganların "Atlı gömü" de çıkmıştır, ama bir çok yerde olduğu gibi "atlar" rapor dışı bırakılmıştır.

Hatta 2003 te yayınlanan bir makalede (R.S.P. Beekes - The Origin of the Etruscans) Pelasglar ile Etrüsklerin (NON-İndo-European) "Hint-Avrupalı Olmayan" bir topluluk oldukları ve Küçük Asya'dan geldikleri belirtilmiştir.

Tüm bunlardan karşımıza çıkan ise ; 

Pelasglar = Deniz İnsanları = Thyrhenoi (Thyrsenoi) = Etrüskler = Etrusci = Asena = Tarkan = Turan = Türk'tür.

Yani, bizim bir çok adımız vardır, ama soyadımız Türk'tür. Arkanda da devlet desteği olmadığı sürece, bazı akademisyenlerimiz de batılılardan çekinip, bildiklerini (yabancı dilde de) anlatmadıkça, yerimizde sayarız... 


SB

Not: Bir şey dikkatimi çekiyor; Bazıları bir "batılı akademisyenin" yazdıkları daha bir güvenilir bulurken, bir "doğulu akademisyenin" yazdıklarını nazara bile almıyor... tabi bu davranışı gösterenler aslında kendilerinin kompleksi olduklarını ortaya koyuyor. Çok yazık...






- Etruscan Horseshoes From Corneto: link
- An Early History of Horsemanship - Augusto Azzaroli kitabından bazı bölümler; 
Raporlara geçirilmeyen atlı kurganlar : link
- Turanian Race: link
- Turkic Names of Pelasgians: link




Adile Ayda (1912-1992), first woman diplomat of Turkey and the author of; 
"Are The Etruscans Turks?" "The Etruscans were Turks" (Les Étrusques Étaient-ils des Turcs? Paris: 1971; Les Étrusques Étaient des Turcs. Preuves. Ankara: 1985; Etrüskler (Tursakalar) Türk idiler. İlmî Deliller. Ankara: 1992.)






26 Kasım 2017 Pazar

Mısır, Osiris ve Tamarisk



Mısır Üçlüsü: Horus, Osiris, İsis
Kral II.Osorkon adına yapılmış
22.Hanedanlık dönemi, MÖ 874-850


İsis - Osiris (asıl adı; As-ar / Us-ar)* efsanesinde, kardeşi Set Osiris'i kandırarak bir tabutun içine hapseder ve Nil'in sularına bırakır. Akıntı Osiris'i Babil sahillerinde büyümekte olan bir ağacın (Tamarisk ağacı) önüne getirir ve tabutu gövdesinin içine alır. Ağacı sütun olarak kullanmak isteyen Babil kralı ağacı kestirtir, o sırada güzel bir koku yayılır ve İsis'e ulaşır. İsis saraya dadı olarak girer ve Osiris'in içinde bulunduğu tabutu ağacın gövdesinden çıkararak kurtarır, ama Set bunu duyar ve Osiris'i parçalara ayırıp, her bir parçasını farklı yerlere gömer.... Osiris yeniden doğuşun ve öteki dünyanın tanrısıdır...

Osiris heykellerinde bir elinde kraliyet kırbacı varken diğer elinde baston tutar. Bu bastonun üzerinde Sirius Yıldızı'nın köpek ve yay sembolleri bulunur. Sirius'un diğer adları Büyük Köpek Takımyıldızı, Ak Yıldız ve Demir Kazık'tır. Küçük olan Akyıldız–B bir tür yoğun demirden oluşmaktadır. Mısırlılara ziraatçılığı, icat etmeyi ve Demirciliği öğreten de Osiris'tir...

Tamarisk dedikleri ağaç Sedir ağacıdır, çabuk büyüyebilmesi için de demire ihtiyaç duyar (1). Sedir ağacının adı bu sebeple mi Tamarisk olarak kayıtlara geçmiştir? Yoksa, Demirciliği öğreten As-Ar'ın Tamarisk ağacının gövdesinde bütünleşip, sonradan Demir-Kazık'a dönüştürülmesinden midir bilemem, ama hepsi de demirle ilgilidir...  ;)

Demir Kazık'ın sembolleri Köpek/Kurt, Yay-Ok ve Üçlü Yaba dır... Göksel sarayın bekçisi bu Kurt iken, yıldızın mavi ışık saçmasıyla Gök-Kurt olarak anılması da, tüm bunları Türk mitolojinde görmekte şaşırtıcı olmamalıdır... Hatta, bugün niye "elit"lere "mavi kan soyundan geliyorlar" dediklerini de anlayabiliriz; "Tanrısal Güç/Soy"...

Afet İnan'la bitirelim: 
" Asya'dan gelen Turaniler Mısır'ın ilk sakinleridir......Nil vadisinin delta kısmını ilk işgal edenler, Orta Asya'dan muhtelif yollarla ve birbiri ardısıra gelmiş olan Türk kabileleridir.....Bu malumattan ve Türk tarihine methalde Türklerin umumi muhaceretlerine dair verilen tafsilatın ihtiva ettiği delillerden Mısır deltasına yerleşerek ilk Mısır medeniyetini kuranların Türkler olduğu anlaşılır..... Bundan başka Mısır kral/allahlarına verilen eski isimler DEMİRCİ manasına olarak tercüme edilmiştir.. " (Türk Tarihinin Anahatları)


SB
(*) AS-AR , US-AR bile Türkçe ile açıklanabilir.
(1) "Topraktaki ve iğne yapraklıklardaki bitki besin maddesi içerikleri üzerinde yaptıkları araştırmalar sonunda, potasyum, demir ve mangan ile sedir boy büyümesi arasında pozitif; kalsiyum, bor, magnezyum ve aliminyum ile ise negatif bir ilişki olduğunu ortaya koymuşlardır." sayfa 70
SEDiR - ed.Doç. Dr. ÜNAL ELER 




ilgili:



Tamarisk - Tamar - Temir - Tamir - Timur - Demir



21 Eylül 2017 Perşembe

Pelasglar - Pelas+skoi




"Pelasgların kenti Argos'ta oturanlarda sıra şimdi de, 
Alos, Alope, Treknis onlarındır. Phthie'de, 
güzel kadınlı Hellas'ta otururlar. 
Myrmidon, Hellen, Akha derler onlara, 
Akhilleus'tur komutanı elli tane geminin."
Homer İlyada 2:680 - 


Truvalı Paris tarafından topuğundan vurulan Akhilleus




Thucydides (Tukididis) antik Hellen tarihçisi ve Atinalı general. Tukididis, Atina ile Sparta arasında 30 yıl süren ve MÖ 404 yılında sona eren ünlü Peloponez Savaşı sırasında yaşamıştır. Thucydides'ın Peleponez Savaşı'nı anlatan kitabından bir bölüm:

Truva Savaşı'ndan önce Hellas'ta ne ortak bir eyleme dair gösterge, ne de evrensel olarak yaygın bir adları vardı. Aksine, Deucalion'un oğlu Hellen zamanından önce bu şekilde anılmıyorlardı ve ülkede farklı isimler altında dolaşıyorlardı, özellikle Pelasglar olarak. Hellen ve oğulları Phthiotis'de güçlenip, diğer şehirlere müttefik olarak davet edilince, ki aradan uzun bir süre geçmişti, Hellenes adı yaygınlaştı. Bunun en iyi kanıtı ise Truva Savaşı'ndan çok sonraları doğan Homer'in yazdıklarında vardır. Homer, Phthiotisli Achilles'in takipcileri hariç ki gerçek Hellenlidirler, hiçbir yerde Hellen demez. Şiirlerinde onlara Danaans, Argives ve Achaenas der. Barbar terimini bile kullanmaz. Muhtemelen Hellenler henüz dünyanın geri kalanından ayırt edilecek bir isme sahip değildi.



Thucydides, The Peloponnesian War. book 1:3
"Before the Trojan war there is no indication of any common action in Hellas, nor indeed of the universal prevalence of the name; on the contrary, before the time of Hellen, son of Deucalion, no such appellation existed, but the country went by the names of the different tribes, in particular of the Pelasgian. It was not till Hellen and his sons grew strong in Phthiotis, and were invited as allies into the other cities, that one by one they gradually acquired from the connection the name of Hellenes; though a long time elapsed before that name could fasten itself upon all. The best proof of this is furnished by Homer. Born long after the Trojan War, he nowhere calls all of them by that name, nor indeed any of them except the followers of Achilles from Phthiotis, who were the original Hellenes: in his poems they are called Danaans, Argives, and Achaeans.He does not even use the term barbarian, probably because the Hellenes had not yet been marked off from the rest of the world by one distinctive appellation. "



Why do you call the "Turks" by their tribe names and not the "Greeks" more accured "Hellenes" !? - SB

"Scientific works are proving that in the 4th-3rd Millenniums BC, Türkic tribes bearing different names resided in ASİA MİNOR."by Galina Shuke (2010)




Klein, Ernest (1966). 



Pelas+skoi = Deniz İnsanları = Skoi = Skolot = İskit = SK = Saka
Pelasglar = Pelasgi
Heredot'a göre İskitler kendilerine Skolot der...
Mısır'a saldıran Deniz İnsanları, diğer adları Toorshah veya Tursha veya Thyrhenoi - Thyrsenoi - Thyrhenoi (Yunancada "Y" "U" olarak okunur, bu da bizi Turhen'e, dolayısıya Turan'a getirir. Tur Türk kelimesinin kök hecesidir.
Pelasg = Toorsha = Thyrsenoi = Etrüsk = Liderlerinden birinin adı R'Asena = Tursci ya da Tursaka = Tanrıçalarının adı Turan = Krallarının adı Tarquin = Tarkhan (Mısır'da yabancılara ayrılmış (Etrüsklere) mezarlık ) = Tarkan = Türkler....




Tarchon = Tarkan ; Tursce = Turke



Pelas+skoi = Seamen = Skoi = Skolot = Scythians = Sk = Saca-Saka

PELASGİANS = PELASGİ = PELAS+SKOİ = SEAMEN ; SEA PEOPLE in EGYPT cronicles, which was also called as TOORSHAH OR TURSHA or THYRHENOİ - THYRSENOİ - TYRHENOİ (in Greek "Y" is readed as "U", brings us to TURHEN, which is TURAN, TUR root word for TURK; which brings us to ETRUSCANS; and ETRUSCANS where also called as RASENA, after a leader, and had king name TARQUİN-TARKHAN, goddess name TURAN, or ETRUSCANS = TURSCİ = TURSAKA = TURAN which brings us to TURKS ; SKOİ = SKOLOT = SCYTHİAN = SACA-SAKA ; Scythians, who, we are told by Herodotus, called themselves Skolot ! - SB.














20 Temmuz 2017 Perşembe

Truvalı Memnon





III.Amenhotep ya da "Memnon Anıtı" (Colossi of Memnon)
Yeni Krallığın mezarlığı (Yukarı Mısır), Nil'in batısındaki Theban Nekropolü,
Luksor (Thebes)'un karşısında.





Yeni Krallık dönemi 18. Hanedan ile başlar. 


Mısır'a MÖ.17.yy'da gelip hüküm süren "Asyalı" Hiksosların (Hurriler+Kassitiler) idaresine son veren, Tutankhamun'un da dahil olduğu hanedanlıktır. (Mısır'daki Atlı Kurganlar da Hiksoslar döneminde görülür.) Bu devasa boyuttaki ikiz heykeller 4.Thutmose'ın oğlu III.Amenhotep (9.Firavun, yönetim dönemi: MÖ 1386-1349) için MÖ.1350'lerde yapılmıştır.



Priam'ın yeğeni olan Memnon Truva savaşında öldürülünce, annesi Şafak Tanrıçası Eos acısına dayanamaz ve çığlık atar, Çığlık attığı yer Theban Nekropolü'nün olduğu yerdir ve bu sebeple "Memnon Anıtı" olarak ta anılır. MÖ 27'deki deprem ile bazı yerleri çatlamış ve parçalanmıştır. Gündoğumunda çıkardığı sesler antik dönem yazarlar tarafından kaydedilmiş ve Şafak Tanrıçası Eos'un çığlığına atfedilmiştir. Strabo ise MÖ.20'lerdeki ziyaretinde bu sesleri duyduğunu, yerel halk tarafından patlama sesine benzetildiğini, ama taşlardan gelmediğine inandığını belirtmektedir.


" ... Memnonium. Burada iki colossi (devasa heykel-SB) var, birbirlerine yakın olup tek bir taştan yapılmıştır; biri korunmuş, ancak diğerinin koltuktan yukarı olan parçaları üstüste duruyor, depremde meydana geldiği söyleniyor. Her gün bir kez hafif bir patlama gibi, tahtta kalan parçası ve tabanından bir gürültü çıkardığına inanılıyor. Aelius Gallus ile birlikte, kalabalık iştirakçiler, dostlar ve de askerlerle burada bulunduğum günlerde, bu gürültüyü günün ilk saatlerinde duydum. Ama heykellerden mi yoksa tabandan mı geldiğini, ya da özellikle yakınında ayakta bulunan adamların biri tarafından yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Olayın belirsizliği nedeniyle olumlu bir tavır koyamıyorum. Seslerin taşlar tarafından çıkarılmış olması dışında, her şeye inanabileceğime ikna oldum. Memnonium dışında, mağaralarda taş kesilmiş kralların yaklaşık 40 mezarı var. Muhteşem yapılar ve görmeye değer. Mezarların arasındaki bazı dikilitaşlarda, o dönem kralların zenginliğini; ve İskitler, Bactrianlar, Hintliler ve de bugünkü İonia kadar genişlemiş hakimiyetlerini; ve aldıkları haraçların miktarını, sahip oldukları ordunun büyüklüğünü ve yaklaşık bir milyon insanı gösteren yazıtlar var." (SB.Strabon-17:46)



" ...söyledikleri gibi, Mısırlılar Memnon'a "İmandes" diyor. Labirent de bir Memnonium olabilir, hem Abydus'taki Memnonia hem de Thebes'teki aynı adamın çalışması, çünkü söylenene göre Thebes'te de bazı Memnonialar var." (SB.Strabon-17:42)


Strabo, Menelaus'un Truvalı savaş esirlerini Mısır'a getirdiğini ve buraya yerleştiklerini belirtir:


"Piramitlerin yapıldığı taşların ocağı yakınında, ki piramitlerin bölgesinde, Arabistan'daki nehrin uzak tarafında "Troya" adı verilen kayalıklı bir dağ var, ve onun dibinde de mağaralar. Her ikisine de yakın bir köy ve "Troya" denilen bir nehir ; esir Troyalılar için eski bir yerleşim yeri, Menelaus'a eşlik edenlerdi, ama burada kaldılar." (SB.Strabon-17:34)


Ayrıca, Strabon'a göre Memnon'un mezarı Truva'dadır.

"yaklaşık...Aesepus* Nehri'nin çıkış noktasının 1 stadia yukarısında bir tepe var, Tithonus'un oğlu Memnon'un mezarı olarak gösterilir ve yakınında Memnon köyü vardır." (SB.Strabon-13:1.11)

[Aisopos (Aesepus) nehrinin denize döküldüğü yerin...stadia aşağısında, yanından Memnon'un kasabası bulunan ve Tithonos oğlu Memnon'un mezarı olarak gösterilen bir tepe vardır." (13:11 Adnan Pekman çevirisi)]



* Aesepus nehri, bugün Karamenderes denilen Scamander (Saka Türklerinden kalma) nehrinin bir koludur. Truva kökenli Telean savaşçılarının yaşadığı yerdir. Ida Dağı'nın eteklerinde Truva'nın güneydoğusudunda kalır. [syf 673: Ancient Greek Beliefs]



Mısır'dan gelen Priam'ın yeğeni Memnon ile Mısır'a yerleşen esir Truvalılar... Birileri Mısır'da Türkler mi var demişti?.. ;)


SB.





AVAR(İS) - HYKSOS - ATLI KURGAN

..." In the century that followed the destruction of the Buhen fort there is no evidece of Horses. The violent disordes of that period may have prevented the development of a local cavalry, an expensive undertaking that only a strong political power could achieve. The HYKSOS, as told, left no documents on the horse, but an Egyptian text from about 1550 BC tells that the HYKSOS and the kings of the now emerging 18th Dynasty alike had come into possession of a chariotry. An inscription on a clay tablet relates that Aahmes, commander of the Pharaoh Amosis I (1570-1545) besieged the invaders in their stronghold at Avaris in the Nile delta with his chariotry and drove them out; the latter in turn escaped on their own chariots. It seems thus that HYKSOS and Egyptians had edeveloped their cavalries independently from one another, and that Barbarians were only able to use it in their flight.

Egytians did not usually practice the entombement of horses and horse burials are exveptional. A horse skeleton was found in a cemetery of the 18th Dynasty at Soleb (1580-1530); it belongs to an animal of comparatively small size, 13,2 hands, and somewhat stocky i nbuild. Another horse skeleton was recovered from Thebes; it was buried near the tomb of the Sen Mut, the favourite of Queen Hatshepsut (1430-1400) and wore a saddle cloth, which implies that it was used for riding...

Augusto Azzaroli
An Early History of Horsemanship, 1985






Mısır - 18.Hanedan Dönemi - MÖ.1400-1300 - Tengri Damgalı kapak için "MISIR'IN İLK SAKİNLERİ; TÜRKLER"