trojans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trojans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2017 Perşembe

Truvalı Memnon





III.Amenhotep ya da "Memnon Anıtı" (Colossi of Memnon)
Yeni Krallığın mezarlığı (Yukarı Mısır), Nil'in batısındaki Theban Nekropolü,
Luksor (Thebes)'un karşısında.





Yeni Krallık dönemi 18. Hanedan ile başlar. 


Mısır'a MÖ.17.yy'da gelip hüküm süren "Asyalı" Hiksosların (Hurriler+Kassitiler) idaresine son veren, Tutankhamun'un da dahil olduğu hanedanlıktır. (Mısır'daki Atlı Kurganlar da Hiksoslar döneminde görülür.) Bu devasa boyuttaki ikiz heykeller 4.Thutmose'ın oğlu III.Amenhotep (9.Firavun, yönetim dönemi: MÖ 1386-1349) için MÖ.1350'lerde yapılmıştır.



Priam'ın yeğeni olan Memnon Truva savaşında öldürülünce, annesi Şafak Tanrıçası Eos acısına dayanamaz ve çığlık atar, Çığlık attığı yer Theban Nekropolü'nün olduğu yerdir ve bu sebeple "Memnon Anıtı" olarak ta anılır. MÖ 27'deki deprem ile bazı yerleri çatlamış ve parçalanmıştır. Gündoğumunda çıkardığı sesler antik dönem yazarlar tarafından kaydedilmiş ve Şafak Tanrıçası Eos'un çığlığına atfedilmiştir. Strabo ise MÖ.20'lerdeki ziyaretinde bu sesleri duyduğunu, yerel halk tarafından patlama sesine benzetildiğini, ama taşlardan gelmediğine inandığını belirtmektedir.


" ... Memnonium. Burada iki colossi (devasa heykel-SB) var, birbirlerine yakın olup tek bir taştan yapılmıştır; biri korunmuş, ancak diğerinin koltuktan yukarı olan parçaları üstüste duruyor, depremde meydana geldiği söyleniyor. Her gün bir kez hafif bir patlama gibi, tahtta kalan parçası ve tabanından bir gürültü çıkardığına inanılıyor. Aelius Gallus ile birlikte, kalabalık iştirakçiler, dostlar ve de askerlerle burada bulunduğum günlerde, bu gürültüyü günün ilk saatlerinde duydum. Ama heykellerden mi yoksa tabandan mı geldiğini, ya da özellikle yakınında ayakta bulunan adamların biri tarafından yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Olayın belirsizliği nedeniyle olumlu bir tavır koyamıyorum. Seslerin taşlar tarafından çıkarılmış olması dışında, her şeye inanabileceğime ikna oldum. Memnonium dışında, mağaralarda taş kesilmiş kralların yaklaşık 40 mezarı var. Muhteşem yapılar ve görmeye değer. Mezarların arasındaki bazı dikilitaşlarda, o dönem kralların zenginliğini; ve İskitler, Bactrianlar, Hintliler ve de bugünkü İonia kadar genişlemiş hakimiyetlerini; ve aldıkları haraçların miktarını, sahip oldukları ordunun büyüklüğünü ve yaklaşık bir milyon insanı gösteren yazıtlar var." (SB.Strabon-17:46)



" ...söyledikleri gibi, Mısırlılar Memnon'a "İmandes" diyor. Labirent de bir Memnonium olabilir, hem Abydus'taki Memnonia hem de Thebes'teki aynı adamın çalışması, çünkü söylenene göre Thebes'te de bazı Memnonialar var." (SB.Strabon-17:42)


Strabo, Menelaus'un Truvalı savaş esirlerini Mısır'a getirdiğini ve buraya yerleştiklerini belirtir:


"Piramitlerin yapıldığı taşların ocağı yakınında, ki piramitlerin bölgesinde, Arabistan'daki nehrin uzak tarafında "Troya" adı verilen kayalıklı bir dağ var, ve onun dibinde de mağaralar. Her ikisine de yakın bir köy ve "Troya" denilen bir nehir ; esir Troyalılar için eski bir yerleşim yeri, Menelaus'a eşlik edenlerdi, ama burada kaldılar." (SB.Strabon-17:34)


Ayrıca, Strabon'a göre Memnon'un mezarı Truva'dadır.

"yaklaşık...Aesepus* Nehri'nin çıkış noktasının 1 stadia yukarısında bir tepe var, Tithonus'un oğlu Memnon'un mezarı olarak gösterilir ve yakınında Memnon köyü vardır." (SB.Strabon-13:1.11)

[Aisopos (Aesepus) nehrinin denize döküldüğü yerin...stadia aşağısında, yanından Memnon'un kasabası bulunan ve Tithonos oğlu Memnon'un mezarı olarak gösterilen bir tepe vardır." (13:11 Adnan Pekman çevirisi)]



* Aesepus nehri, bugün Karamenderes denilen Scamander (Saka Türklerinden kalma) nehrinin bir koludur. Truva kökenli Telean savaşçılarının yaşadığı yerdir. Ida Dağı'nın eteklerinde Truva'nın güneydoğusudunda kalır. [syf 673: Ancient Greek Beliefs]



Mısır'dan gelen Priam'ın yeğeni Memnon ile Mısır'a yerleşen esir Truvalılar... Birileri Mısır'da Türkler mi var demişti?.. ;)


SB.





AVAR(İS) - HYKSOS - ATLI KURGAN

..." In the century that followed the destruction of the Buhen fort there is no evidece of Horses. The violent disordes of that period may have prevented the development of a local cavalry, an expensive undertaking that only a strong political power could achieve. The HYKSOS, as told, left no documents on the horse, but an Egyptian text from about 1550 BC tells that the HYKSOS and the kings of the now emerging 18th Dynasty alike had come into possession of a chariotry. An inscription on a clay tablet relates that Aahmes, commander of the Pharaoh Amosis I (1570-1545) besieged the invaders in their stronghold at Avaris in the Nile delta with his chariotry and drove them out; the latter in turn escaped on their own chariots. It seems thus that HYKSOS and Egyptians had edeveloped their cavalries independently from one another, and that Barbarians were only able to use it in their flight.

Egytians did not usually practice the entombement of horses and horse burials are exveptional. A horse skeleton was found in a cemetery of the 18th Dynasty at Soleb (1580-1530); it belongs to an animal of comparatively small size, 13,2 hands, and somewhat stocky i nbuild. Another horse skeleton was recovered from Thebes; it was buried near the tomb of the Sen Mut, the favourite of Queen Hatshepsut (1430-1400) and wore a saddle cloth, which implies that it was used for riding...

Augusto Azzaroli
An Early History of Horsemanship, 1985






Mısır - 18.Hanedan Dönemi - MÖ.1400-1300 - Tengri Damgalı kapak için "MISIR'IN İLK SAKİNLERİ; TÜRKLER"





30 Nisan 2016 Cumartesi

Truva - Etrüsk - Kimmer



Türkiye topraklarına Türklerin ilk olarak Orta Çağdan başlayarak yerleştiğini ileri süren görüş ile 7.-15.yüzyıllar arasında yaşamış Avrupalı tarihçilerin verdikleri Truva’nın Türk yurdu olduğu bilgisi arasında açık çelişkiyi ortaya koymaktadır. Truvalıların kökeniyle ilgili bu bilgiler gerçekte yalnız Truva’nın değil, Akdeniz Bölgesinin büyük bir kesiminde yaşamış ulusların tarihiyle ilgili yeni gerçekleri ortaya koymaktadır.

Bu gerçeklerin önemli bir sonucu Yeni Çağdan önceki üçüncü binyılda Küçük Asya da denilen Anadolu’da Truva kentini kuran toplumla Yunanistan’ın İtalya’nın ve komşu ülkelerin ilk ulusları olan Pelasgların, kısaca Traklar denilen Trakyalıların ve Etrüsklerin aynı soydan olduklarını ortaya çıkmasıdır. Bu ulusların da Türk kökenli oldukları, bir yandan Avrupa’nın eski tarih kaynaklarında görülmekte, öte yandan yapılan bilimsel araştırmalardan anlaşılmaktadır.

Eski İskandinav kaynaklarında Truva’dan Avrupa’nın kuzeyine geldiği belirtilen ulusun hem Truvalılar, hem de Türkler diye anılması, onların aynı ulus olduğunu belirten çok önemli bir kanıttır.


… eski Hellenli tarihçilerin verdikleri bilgiler ne Truva’nın ne de Yunanistan diye anılan ülkenin en eski dönemlerde Yunan toprakları olmadığını, Yunanistan’da Truvalılar ile aynı soydan olan Pelasgların, Tirsenlerin ve Trakların yaşadığını göstermektedir. Yunanistan’a ilk yerleşen Pelasgların, Truvalıların, Trakların özel ad varlıklarında eski Türk adları bulunmuştur.


“…Akdeniz Bölgesindeki Türk Uygarlık tarihinin milattan önceki üç bin yıldan çok daha gerilere dayandığı…”

Truvalıların taşıdıkları Priam, Alber, Askan, Dardan, Eney gibi onlarca eski Türk kişi adları…Truvalılarla aynı soydan gelen Etrüsklerin yazıtlarının eski Türk dillerinde okunması….

Geçmişten beri Türklerin yurdu olmuş Anadolu’yu Türk hakanları ele geçirmemişler, tersine onu özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. 1930’lu yılların ünlü dil bilimcisi N.Y.Marr, eski çağlarda Akdeniz kıyılarında Yunanlılar ve Romalılardan çok önceleri Türklerin yaşadığını, buralarda Yunanca ve Latinceden daha önce Türkçenin konuşulduğunu söylerken, hiç kuşkusuz Truvalılara, Etrüsklere ve Yunanistan’a ilk yerleşen Pelasglara değinmiştir.


"Gargaria in İtaly is close to Metapontium (Metapontum)"


Kimmer – Gargarya

İtalya’nın eski özel adlarındaki Türkçe kökenli ögelerin özellikle ilgi çekici olanları Kimmer (Cimmerium) ve Gargarya yer adlarıdır. Eskiden İtalya’nın güneyinde Gargarya adında bir kentin varlığı ancak, “Truvalılar” bölümünde anlatılan Truva ülkesindeki “Gargar” kenti adını Truvalıların İtalya’ya getirmesiyle açıklanabilir. Eski Truva kenti yakınlarında Gargar adlı bir kentin bulunması ve Anadolu’da Gargar adlı bir ulusun yaşamış olmasıyla ilgili Strabon’nun verdiği bilgiler bu göçü kanıtlamaktadır.


Eski Kimmer (Cimmerium) kentiyse Etrüsklerin yerleştiği İtalya’nın Kampanya (Campania) Bölgesinde bulunuyordu. Kimmerlerden günümüze ulaşan soy kütüğünde, onların Bulgarın ulu atası sayıldığı anımsanınca, İtalya’nın eski özel adlarında Bulgar-Çuvaş kökenli ögelerin kaynağıyla ilgili açık bir düşünce oluşmaktadır. Aşağıda görüleceği gibi, Etrüsk yazıtlarında düzenli bir biçimde kendini gösteren Çuvaş diline özgü seslerin (ünlülerin) simgeleri de Kimmer- Bulgar ögesinden doğmaktadır. Üstelik Çuvaş Türk dili, Bulgar Türk dil kümesinde bulunmaktadır.


Görüldüğü gibi, araştırmalar İtalya’nın eski özel adlarında çok sayıda Türkçe söz varlığını açığa çıkarmıştır. Kimer, Gargar, Sikel, Elim ve birçok başka boy, ulus adlarının Türk uluslarının özel adlarında bulunduğu iyi bilinmektedir. Bu boy birliklerini oluşturanlar, İtalya’da Etrüsk Uygarlığını ortaya çıkaran Pelasg ve Truvalı Türk kökenli boylardı. Onlar yalnızca İtalya’nın özel adlarına değil, Latincenin söz varlığına da izlerini bırakmışlardır. Dil biliminin belirlediği izlere göre, eski Romalıların Latincedeki iliği çekici birçok Türkçe kökenli ögeyi Etrüsklerden ve belirtilen öteki Türk uluslarından aldıklarına hiç kuşku yoktur.


Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı
Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler
Kömen Yayınları,2015


Homer ve Strabon

“Vardılar hayvanların anası, kanyağı bol İda’ya, Gargaron’daydı Zeus’un tapınağı, kokulu sunağı.” Homer-İlyada: 8;48

“Here dosdoğru yürüdü Gargaros doruğuna, İda’nın en yüksek tepesiydi bu,” Homer-İlyada: 14;292

“İki tanrı fırladı uçtu, Vardılar canavarların anası çok pınarlı İda’ya, Gargaron doruğunda oturur buldular iri gözlü Kronosoğlunu, Güzel kokulu bir bulut dolamıştı başını, çepeçevre.” Homer-İlyada: 15;152


“Homeros Lekton ve Zeleia’yı İda dağının en uç etekleri olarak tanımlarken, bir taraftan da gerçeği yansıtarak Gargaros’u bir “zirve” olarak ayırt etmektedir. Gerçekten de halk İda’nın yüksek kısımlarında Gargaron denen bir yer gösterir ki buna izafeten bir Aiol kenti olan şimdiki Gargara adını buradan almıştır.” Strabon-Geographika:13;5

“Assoslular ve Gargaralılar şimdi, Hamaksitoslular, Neandrialılar ve Kebreneliler ve Antandrosluların topraklarıyla çevrili bulunan, Lesbos’un kıyılarına kadar uzanan bölgelere sahiptirler.” Strabon-Geographika:13;51

“Lekton’dan sonra kırk stadialık uzaklıkta bulunan Polymedion’a gelinir; sonra buradan seksen stadialık uzaklıkta, denizden biraz yüksekte bulunan Assos’a ve yüz yirmi stadia sonra Adramyttenos körfezini oluşturan bir burun üzerindeki Gargara’ya gelinir; Lekton’dan Kanai’a kadar olan kıyıya bu isim verilir. Elaitikos körfezi de bunun içindedir. Gerçekten üzerinde Gargara’nın bulunduğu çıkıntıyla, üzerinde Aphrodision bulunan Pyrrha’ya kadar olan kısım Adramyttene’dir.” Strabon-Geographika:13;51

“Skepsis’den sonra Andeira, Pioniai ve Gargara topraklarına gelinir. Burada, Andeira civarında yandığı zaman demirleşen ve sonra bir cins toprakla bir fırında ısıtılınca yalancı gümüş elde edilen bir taş vardır ve buna bakır katarak, bazılarınca “dağ bakırı” denen karışım elde edilir. Buraları Assos dolaylarıyla birlikte Leleglerin işgal ettiği yerlerdir.” Strabon-Geographika:13;56

“Myrsilos, Assos’un Methymnalılar tarafından kurulduğunu söyler; Hellanikos da onu bir Aiolis kenti olarak adlandırır, tıpkı Gargara ve Lamponia’nın da Aiolislilere ait oluşu gibi: Gargara Assoslular tarafından kurulmuştu, fakat nüfuzu azdı, bu nedenle krallar Miletopolis’i tahrip ettiklerinde, Gargara’ya buradan göçmenler getirdiler ve böylece, Skepsisli Demetrios’a göre Gargaranın halkı, Aiolisliler yerine yarı yarıya barbar oldu. Homeros’a göre bütün bu yerler Leleglere aitti, bunlar bazıları tarafından Karialılar olarak zikredilmekle beraber, Homeros tarafından kesinlikle ayrı gösterilmişlerdir. “Kıyıda Karialılar, kıvrık yaylı Lelegler ve Kaukonlar”. Bu nedenle Lelegler Karialılardan ayrı bir halktır ve Aineias’a bağlı halkla Homeros’un Kilikialılar dediği iki halk arasında yaşamışlardır, fakat burası Akhilleus tarafından talan edilince Karia’ya göçerek bugünkü Halikarnassos dolaylarını ele geçirmişlerdir.” Strabon-Geographika:13;58 (Barbarlar: Hellence konuşmayan, kendilerinden olmayanlara verdikleri ad)

“Gargara ile Antandros arasında bir de Killaiaos dağı vardır” Strabon-Geographika:13;62

*

The Turks, like their distant Indo-European, Semitic, Caucasian and other relatives were born in Western Asia and left Mesopotamia many thousands of years ago. According to the English scientists S.Lloyd and G.Child, the Turanians, who settled in the basin of the Tigris and Euphrates ten to twelve thousand years ago, moved to Asia. The same can be said about the Indo-Europeans and other Fore Asian peoples, who migrated to different parts of Eurasia, thereby giving rise to modern language families.

Thus, the Turks who made up only part of the Turanian race settled in Central Asia cannot be considered Central Asians by blood. According to old sources, some Turanians who migrated Westward established the early Mediterranean civilization. They were those Turks who were considered by N.Y.Marr, a well-known Soviet linguist of the 1930s, to be pre-Roman, pre-Greek Turkic settlers of the Mediterranean coasts.

The book «The Turkic Civilization of the Mediterranean» is devoted to the study of the early onomasticon of the region and will reveal the secrets of the Etruscan writings, which contain the mysteries of the early Mediterranean civilization. The nation which later became the Etruscans was known under the name Tursci in Latin. This word is from the same origin as old Turuska, which denoted the old Turks in some ancient languages. The language of the old Turuskas discloses the mysteries of the Etruscan writings and of the early Mediterranean civilization, as a whole.

Now we can explain why the old Scandinavian sagas dealt with the Trojans and Thracians as Turks and why Thor Heyerdahl, a great scientist, wrote about the existence of the same civilization between the West and Azerbaijan- an old Turkic land. 



"Turkic origin of the Trojans and Thracians, old Turkic kings of Sweden and Norway and the conclusions of outstanding European linguists about the Turkic origins of the Etruscans."


Among the Turkic settlers of Italy there were the Cimmerians who, in the 1st millennium B.C., settled in the North Black Sea basin, Asia Minor, the Caucasus, North and South Azerbaijan, and in other areas. They may have migrated to Italy from Asia Minor. In İtaly there was a town by name of Cimmerium, in the province of Campania, inhabited mainly by the Etruscans.

The biblical Gomer, who personified the Cimmerians, is presented as the brother of Tiras, the first dweller of Thracia who, in old Scandinavian writings, is considered to be the ancestor of the Turks. 

The Cimmerians, personified in the «Bible» by Gomer, was also associated with the Turks, concretely with the old Bulgars. In numerous genealogical stories the Cimmerians (Kemari, Kimar) are presented as the ancestor of the Turkic Bulgars. This genealogy turns out to be consistent with numerous linguistic factors. One of them is the presence of Bulgarian elements amongst the Turkic anthroponyms of the Romans (Manli, Sevar, Vokil, Askan, Eney), ethnonyms (Sekel, Asile). [today Sekel Turks in Hungary-SB]

The second, but the most important factor, is the Bulgarian Chuvash dominance in the phonetics and morphology of the Etruscan language, which will be dealt with below. The term «Cimmerian» was the Greek form of the Turkic Gamar/Kamar, which can also be found on the map of old Italy – Kamerina/Kamarina, the name of a Sicilian town. Sicily seems to have been populated by proto-Turkic people densely enough to preserve the original form of the term «Cimmerian». It is not by mere chance, that Turkic names of this island are observed in unison: Sikel, Sikan, Elim, Erik, Kamar (ina), etc.

In different sources the Cimmerians (Kamars) are associated either with the Turks or with the Pelasgo-Thracians (Ionians). This theory is completely consistent with the idea of kinship between the Turks and the Pelasgo – Thracian peoples. For instance, the Cimmerians in an old Greek source are referred to as Yazon, a mythological person and known Pelasgian by origin.

A.Ustuner, a Turkish researcher, associates the Cimmerians with the Ionian culture. According to V.Sherbakov, the oldest settlers of the Mediterranean basin – the Lydians, Hannaneans, Trojans, Etruscans and Cimmerians, spoke related languages. Procopius, an old Greek author, was the first to describe the Cimmerians as being the ancestors of the Turkic Bulgars. The Turkic origin of the Cimmerians is indirectly told by a Byzantian historian, who refers to them as Utigurs, a branch of the Turkic Huns, who settled in the North Caucasus. A genealogical legend of the 17th century, recorded by Abul Gazi Bahadur in his work «Genealogy of the Turks», relates the old Turkic Bulgars to the Cimmerians (Kemari).

According to a Bulgar – Tatar legend, the Bulgars originated from the Kimar (Cimmerians) and the Alps. The former (Kimar) is the same Kemari, while Alp is presented as another ancestor of the Bulgars and opens a new chain of ethnic relationships – the relationship of the Cimmerians to the Albanians. Alp, like Kimar, and other genealogical images, must naturally personify a people and those are Albanians, whose name is known to consist of the Turkic alp/alb («hero»). The presence of the image of Alban in an old Bulgarian epic once more proves this fact. The Bulgars, as we know, are referred to as the Cimmerians in numerous legends.

The kinship of the Cimmerians and Albanians is also consistent with the information of the «History of Albania» of the 7th century. In this source the relatives of the Albanians are referred to the North, where the Cimmerians had been located from time immemorial. Besides, a legend of the 10th century, which deals with the migration of the three sons of Japhet – Alp, Kimer and Turk, refers to these ethnically related peoples – the Cimmerians, Albanians and Turks.

Not only in the Caucasus, but also in Italy, Kimer and Alp (Cimmerians and Albanians) appear side-by-side. According to Dante Alighier, a Roman author, there were two peoples of Trojan origin in Italy: the Romans and the Albanians.  


Gargar is an important ethnomym which ties the Mediterranean to the Turkic world. A town by the name Gargara was situated near Troy. A province under this name is mentioned in the «Iliad». To these can also be added an old Italian province by the name of Gargaria which is surely connected with the Trojan migration to Italy. As was mentioned above, the identical names - Gargar/Karkar were spread in the Turkic onomasticon as the names of tribes (Azerbaijan, Turkmenistan), mountains (Azerbaijan, Kazakhstan), and as a personal name in «Manas», a Kirghyz epic. 


The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin
By Prof.Garasharly Chingiz



"Cimmerian, is Asia or Europe, has one origin and idea, from the Phenician 'camar' or 'kimmer', to lour or blacken. The Tauric Cimmerium (now Capo di Santa Croce-Venezia) Pliny says, was once Cerberium; tho' Strabo name it cimbrium, as Odin thence colonised the Cimbrian Cherfonete!? (Jutland) of Scandinavia. What ever else the Tauric Cimmerium have been right or wrong called, it is no less furely a capital of darkness, than near the famous Baths of Baiae, in Campania, the Cimmerium, where the inhabitans were truly Cimmerian; as miners, or other subterraneans; who, for good or evil purpose, never faced the fun.

There was dred Sibyl's cave. Ther Ovid reared Sleep's palace. There Avernus' dire abyss durst challenge Acherusia's joyless fource of chilling Acberon, Epirus' pest; who braves Arcadia's; nine times winding Styx, with all her horrors, nay with both her sons: Orcus, the clammy stream that aws the gods and bids them heed their oath, or be a centruy ungodded: dull Cocytus the disdains, whether the Lucrine claim him, or her rival adopt him. Lethe, who on Libya's shore, was swallowed and emerged, acquired the name of the oblivious flood. Another entrance, alike tremendous, of the elimes unseen is Tenarus, Peloponnesian point; whose mines of stone gape a wide mouth of Tartarus, from the Chaldaic dardar dropt, to Erebus, the son of Chaos and of Gloom; the fire by starless Night, of him who tugs the oar: Charon, that faithfull, tho' no flattering friend! who wasts thee, as the unerring judge, shall doom, or to the gulf of unimagined woe, or to the raptures of Elysium's joy. Of the Cimmerian rivers, lakes, and caves, such was the sketch our heroe brought from the banks of Acheron:..." The epigrams of M. Val. Martial: in twelve books: by Martial



* "Cimmerium, a place near Baiae, in Campania, where was the cave of the Sibylis."


Kimmerlerin Tamgaları hakkında

Cimmerian arrows were noted for the label tamgas resembling "bird's paw" (also "chicken foot"). This feature distinguishes the Cimmerian bronze tips in the monuments of the Early Cimmerian Novocherkassk culture (900 -. 750 BC) 
and later in Novocherkassk culture (750 -. 650 BC).
In the following centuries, this tamga and its modifications have been observed in the arch-blade tip with the head of the 
5th century. BC. and three-blade tips referred to Sarmatian origin and production.




Kimmer MS.1.-3.yy - Kırım (Bosporus)
İskit-Truva-Artemis ve tabii ki kilimlerimizdeki 



"İda. «İliada»da tez-tez adı çəkilən İda Troyanın qarşısındakı uca dağın adıdır. Troya onun ətəyindəki düzənlikdə salınmışdır. Tədqiqatçıların fikrincə, qədim yunan dilində iki sait arasındakı d səsi qədim türklərdəki ş səsinə uyğun gəlir. Odur ki ida/idi sözü işi, yış, yiş kimi təsəvvür edilir ki, bu da «meşə», «meşə ilə örtülmüş dağ» mənasını verir.  Poemada İda dağı həqiqətən bol sulu, meşəli bir dağ kimi təsvir edilmişdir." - Prof.Dr.Gazanfer Kazımov






30 Kasım 2014 Pazar

PELASGiANS




Turkic Names of Pelasgians

The language spoken by the Pelasgians, pre-Greek settlers of Greece, has not been identified yet. Nor has the origin of the names of most pre-Greek provinces and cities, or the names of mythological images of the country been identified. What is known is that these names are not Greek. This is also confirmed by the interpretations of the Greek myths. According to H.Kitto, a researcher of ancient Greece, the conflicts between pre-Greek Athena and Greek Poseidon is, in fact, a reflection of the wars between the native Athenians and the Hellenic occupants. The Athenians, the inhabitants of Attica, were not Greeks, more exactly pre-Greeks. However, Poseidon, as a Greek god, represented the Hellenic people.

The later Greeks themselves believed in an original non- Hellenic population which they called Pelasgian, remnants of which still remained pure in classical times, speaking their own language. 

According to Herodotus, one of the two main branches of the later Greek people, the Ionians, were Pelasgian by descent, the other, the Dorians, were Hellenic. Greek-speaking people from the north migrated into this region and imposed their language on the Pelasgians.

To the earlier historians of Greece, Thucydides and Herodotus, the country before the Greeks settled, was called Pelasgia.

Herodotus regarded the Ioninas as a «barbarian» people who had been Hellenized.

So the pre-Greek settlers of Greece appear to have spoken a language, the origin of which is still unknown. In relation to that language Herodotus wrote: «What language the Pelasgians used I cannot say for certain, but if I may conjecture from those Pelasgians who still exist… they spoke a barbarian language» .

Neither could the European linguists manage to learn what language the Pelasgians used. Those who alleged it to be of Indo- European origin were not based on serious linguistic facts. Most of the researchers could not differentiate the early non-Greek substratum from the later Indo-European layer, which had appeared in early Greek onomasticon as a result of the assimilation of the Pelasgians. L.Gindin, a researcher of the pre-Greek substratum in the old Greek language, admitted the existence of the oldest non-Indo-European layer, referring it, however, not to the Pelasgians, but to those who had settled in Greece before the Pelasgians. Like other European linguists, he supported the Indo-European origins of the Pelasgians.

This point of view does not conform with some of the facts - neither does it conform with the Etruscan character of the writings found on Lemnos, settled once by the Pelasgians, nor with the information of ancient writers about the origin of the Pelasgians. Both factors tie the Pelasgians with the Etruscans who are commonly known to have been non – Indo-European by origin.

The Lemnos script has been proved by Western linguists to have only a dialectal difference from the Etruscan writings. 

It raises the question as to how the Pelasgians could have been Indo-European by origin in the event that their language had a close relationship with those of the non-Indo-European Etruscans. 

In the light of antique traditions the idea of their kinship appears to be more believable. The information by D.Halicarnasci concerning the Pelasgians and Tirrenians (Etruscans) being the same nation and by Thucydides concerning the Pelasgians being a part of the Tirrenians originate from the historical reality concerning which they were well-informed.

Tirrens or Tirsens in the old Greek language denoted the Etruscans.

A similar idea is shared by Helanic of Lesbos, a 5th century historian, who writes that Tirsens were initially called Pelasgians, some of which were later called Tirsens .

Another important factor that illustrates the non-Indo-European origin of the Pelasgians is their close relationship to the Thracians - pre-Greek settlers of Greece. Pelasgo-Thracian onomastic parallels, as well as the Thraco – Trojan kinship, dealt with in the "Iliad", exclude the Indo-European origins of both Pelasgians and Thracians, as long as the Trojans are known to have been neither Greek, nor of any other Indo-European peoples. 

According to sources, the pre-Greeks and Greeks also had racial differences. The Greeks were «Homer’s brown - haired Achaeans», who ruled over «black-haired people», the pre-Greek settlers of the Mediterranean basin.

According to Homer, Helen, Akhilles, Menelay and Agamemnon, who were symbolic of the Greeks, were blond, while Hector and Paris, the Trojan brothers, were dark-haired.

Who were these ethnically interrelated peoples – Tirsens or Pelasgians, Pelasgians or Thracians, Trojans or Etruscans? As our research on their onomasticon and epigraphy demonstrate, the
genealogical legends concerning their Turkic origin are to be trusted.

A significant part of the old Greek personal names is found in Turkic anthroponomy. They are the names usually mentioned in ancient literature as belonging to the early settlers of Greece and some of them are openly referred to as Pelasgian by origin: Abas. According to mythological traditions, Abas was the ancestor of the Abants, a Pelasgo-Thracian tribal unit .

A similar name, in different phonetical forms, is observed in old Turkic onomasticon: Abas, Apas, Abaz (personal names); Abas, Avas (ethnonyms); Abaz, Apas (toponyms), etc..

A tribe by the name of Abas belonged to the old Turkic Khazars. It was also the personal name of the Caucasian Albanians, within which the Thracian Abants once settled Albania (Northern Azerbaijan).

Kupavon. The personage who bore this name, according to mythology, was a «swan-man», a Pelasgian. 

It finds its interpretation in Turkic words such as ku, kub, kuw «swan» and Turkic ethnonyms with the same stems: kuban, kuwan, kuman which means «swan-man» .

As a mythological personage Kupavon («swan-man») was also brought to Italy by the Pelasgians. This personal name is also mentioned by P.V.Maron, a Roman author, in the list of those sent to help Eney, a Trojan commander. Here Kupavon is described with a swan’s feather on his head .

A. I. Nemirovski considers this personage to be alien to Latin and Osk-Umbrian languages. For Nemirovski, this symbol was borrowed from neighbouring Thraco-Illirian tribes by the Slavs .

The Turkic character of this personage is evidenced in Turkic mythology where the swan is regarded as a creative beginning and this belief has found its expression in the Turkic ethnonyms such as Kuman (<ku «swan» + man «man», Ku kizhi («ku» + kizhi «man»), the Tatar tribal names .

A great number of pre-Greek (Pelasgo-Thracian) dynastic names are also found to exist in the anthroponomy of Turkic languages – Old Turk, Tatar, Bashkir, Uyghur, Kazakh, Kirghizian, etc.

By denoting physical or moral superiority, these personal names answer the principles of anthroponomy. Such anthroponomic terminology was particularly characteristic of ancient peoples.

What is more, the terminology of all these names are Turkic and they are only observed in old and modern Turkic languages: Egey — a mythological king of Athena, the city which belonged to the Pelasgians. The same name is used in the Turkic (Kazakh) language.

Egey is either derived from the Kirghizian egey («a man with equal power») or consists of the Turkic ege («prince», «owner») and the suffix -y (-ay, -ey), widely used in the Turkic languages to form personal names (Bekey, Bakay, Tinay, Esey, etc.).

Keney, a pre-Greek personal name is the same Kirghizian Turkic Keney , which is derived from ken («vast», «spacious»).

Elat. In ancient literature Keney is presented as the son of Elat, a legendary pre-Greek king. It has a Turkic counterpart — Ilat, a Tatar personal name. It is derived from the Turkic ilat «population», elat «nomad», «nomadic» (people) . 

The same Turkic appellative is observed in old Greek – ilot «the lower layer of people», which refers to pre-Greek (Pelasgian) substratum in old Greek.

Danay. This pre-Greek personal name is completely consonant with the Turkic (Kazakh) personal name Danay .

A similar personal name — Tanay, used in Karachay, Balkar anthroponomy, was interpreted by G. Geybullayev as consisting of Turkic tang (tan, dang, dan «day-break», «dawn») and the suffix - y/-ay to indicate the time of birth. He also conjoins analogical personal name with the word tan – Tantuar («born at daybreak»), used in the anthroponomy of the Tatars and Bashkirs.

Danay also possibly derives from the Turkic word dan (dang, tan «honour», «fame», «nobility») , on the analogy of the Greek and Slavic personal names with the initial components cleo, slav («honour», «fame»).

Danay, like Egey, as a personal name is characteristic of the pre-Greek and Turkic anthroponomy that is not being observed in other languages.

Ergin. He is presented in Old Greek mythology as the son of Poseidon. Ergin has its anthroponomic parallel only in Turkic languages: Ergin (Turkish), Erkin (Kazakh).

Deriving it from the Turkic ergin is reasonable for its specific meaning to characterize a person both physically and morally: «adult», «mature», «free», «self-dependent». Ergin/Erkin, derived from the Turkic erg/erk («power», «strong», «right»), was also used as an official title in some Turkic languages.

Gerey. This name directly referred to the Pelasgians and is completely consonant with the Turkic Gerey . This Turkic personal name is connected with the Turkic appellative geray, girey («worthy», «respectable») and was used as an official title of the Crimean khans . On the basis of this semantics its transition to a personal name is quite possible. 

Inakh. A king of Argos, a Greek province, bore this name . 

Like Gerey, it appears to have originated from an appellative denoting a high title. Old Turkic inakh («a confidential person», «minister») was used as a title, the bearer of which was considered to have a close relation to the ruler. In the 15th C.Chagatay (Turkic) language it meant «minister» or «the representative of the emperor».

As a derivative of the Turkic inan («to believe») this title expressed the confidentiality of the person. .

Transition of this title to a personal name in Turkic languages has not been observed. Yapik. This pre-Greek personal name corresponds to old Turkic Yapig, a personal name . Plutarchus presents Yapik as the grandson of Pelasg, which personifies the Pelasgians.

Yapik, is described by Vergil as the son of Yasiy, who is the relative of Dardan, the ancestor of the Trojans . Yapik, in both sources, is associated with the Pelasgo-Trojan world.

This personal name, as well as its old Turkic counterpart, can be interpreted in two ways:

1. It can be derived from the Turkic yapig («closed») or from the Tatar yabik («closed», «thin», «tired», «miserable»). In the Tatar language it has anthroponomic semantics which is seen in the expression yabik kishi «miserable man»;

2. As a metonymic name it can be derived from the Turkic yapik («wide cloak made of felt or wool») . 

Analogical semantic phenomenon – change of the name of a cloth into a personal name is usual for Turkic languages. For instance, the nickname Tulum in the Gagauz (Turkic) language is derived from tulum («fur», «sheepskin»).

Tulumni, an Etruscan personal name, is of the same origin: tulum + ni adjective forming suffix, which means «a person with overalls» or «a person who makes overalls».

Yapik, the Pelasgian personal name, is a cognate of a tribal name of Attika , a Pelasgian province.

Homer. Homer, a famous pre-Greek poet, was an Ionian Greek. Ionian Greeks were originally Hellenized Pelasgians. 

Therefore, the similarity between the names Homer and Ghumar, an epic personage in the Kazakh mythology, as well as their being both folk singers and poets , serve as an argument to derive them from the same source - common for the Pelasgians and Turanians. If we remember the identity between the names of Priam, a Trojan king, and Priyam, a Turanian personage in the old Kazakh epos, and other anthroponomic ties, the Mediterranean – Turkic relations become even more and more visible.

According to A.Koniratbayev, a Kazakh researcher, the old Greeks might have inherited Homer and other epic personages from the old Turkic Saks, the direct ancestors of the Kazakhs, as a result of contacts . 

The Saks, and their kinsmen, the Cimmerians, are known to have settled the northern Black Sea basin from time immemorial . However, the old Turkic elements in the old Greek anthroponomy and literature originate from inside - from the language of pre-Greek Pelasgians. The old Greeks are known to have inherited most of their mythological epic characters from the Pelasgo-Thracian inhabitants of the country, who in the Bible were known under the names of Gomer, Tiras and others.

Those who consider the Turkic elements in the old Greek language to have been borrowed from outside, simply do not know about the origin of the pre-Greek population of Greece. If the Turkic elements in the old Greek language had been borrowed from outside they would not have covered onomasticon.

Among onomastic parallels there are not only personal names, but also names of rivers, ethnonyms, etc.

Ataman, a Thesalian tribal name , is consonant with the Turkic appellative ataman («leader») which can be associated with the superior position of the Atamans in the area. In the relations of ancient tribes military and political superiority was of significant importance.

Personal name Adaman, used by Turkic Kirghizians, sounds quite similar .

Tartar, the name of a river, which flowed in the territory of the the same province, is identical with Tartar, the name of a river in Azerbaijan.

The river Selenga flowing in the territory of old Greece, does not differ from the name of a Siberian river – Selenga. It originates from the Turkic seleng, selen («noise», «rumble»), an apparent hydronymic term. Similar river names (Seleng, Selenj) were used in many areas where Turkic peoples lived.

However, the interpretation of the pre-Greek Selenga by European scientists is quite unbelievable: they derived it from two theonyms – Selene and Ga, the mythological Mediterranean gods. If they had paid attention to the cognate Turkic river names (Selenga, Seleng), spread in large areas where the Turks lived, they would not have derived this river name from any local ethnonym.

Turkic names are also observed in the onomasticon of the Thracians, who are described as Turkic by origin in old Scandinavian sources . Some researchers consider the Thracians and Pelasgians to have been the same peoples . It is not by meer chance that a great number of Thracian names are found to be Turkic, like those of the Pelasgians.



Professor, Dr.Chingiz Garasharly of Philological sciences 
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin
Bakü 2011 - Azarbaijan President Library e-book : 


more to read in his book:

I. Who were the pre – Indo – Europeans of the Mediterranean basin?
1.1. The origin of the early Mediterraneans in the Light of Legends
1.2. Turkic Names of Pelasgians
1.3. Tiras, Thracians and Turks
1.4. Turkic Substratum in Old Greek
1.5. Troy – the Mediterranean Turan
1.6. Trojans in the North: Turkic Kings of Scandinavian Sagas

II. Pelasgians and Trojans in Italy: Birth of Etruscan Civilization
2.1. Turkic Names of Roman Kings
2.2. Why Etruscan Writings Remained Mysterious
2.3. A glimpse of Turkic Component of Etruscan grammar
2.4. Etruscan Writings Begin to Speak Literature


__________________________________



"Birçok kez gerek Avrupa gerekse Asya Yunanistan'ında 
görülen Larisa adı bu yok olmuş dillere ait gibi gözükmekte ve 
kale surlarla çevrilmiş kent anlamına gelmektedir. 
Biz bu ilkel topluluklara PELASG adını veriyoruz.

Çünkü bu ad eskiler tarafından Helenlerden önce bulunan ve 
HELENCE OLMAYAN dili konuşanlara verilmiştir. 
Fakat PELASGLARIN gerçekten kim olduklarını bulmaktan vazgeçiyoruz. (...)" !!!NEDEN?-SB

İnsanlığın Evrimi Kollektif Sentez : Yunan Halkının Oluşumu
Henri Berr, 1923 (Fransız tarihçi-filozof- 1863-1954)



_________________________




HEREDOT'UN URAL ALTAY MENSEIILI OLARAK GOSTERDIGI PELASGLAR VE 
YUNAN MEDENİYETİNE BIREBIR ETKILERI


Batılıların kendilerini bağlamak için olağanüstü bir çaba gösterdikleri Yunan Medeniyeti, aslında Yunanistan'da değil, ANADOLU'da doğmuştur!...

Yunan Edebiyatı'nın ilk büyük eserleri BATI ANADOLU'da yazılmıştır!..

Yunan Medeniyeti'nin Atina'ya ulaşması, ETRÜSKLER'in İtalya'ya varmasından 7-800 yıl; Roma'nın kurulmasından da 200 yıl sonradır!..

Eskiden BATI ANADOLU'da yaşıyanlara İYON denirdi... Bölgenin adı da İYONYA idi. Batılılar Yunanlılara GREK veya HELLEN der... Biz ise Araplar'a uyarak YUNAN demişiz... Aslında kelime, Araplar'ın bölgede tanıdğı milletin İYON olmasından gelmektedir!..

PELASG Devleti M.Ö. 3000 yılında Yunanistan'da, ETRÜSK Devleti de M.Ö. 1300 yıllarında İtalya'da kurulmuştur... Akdeniz'in Batısına bugün dahi Tirhen (Tyrrhen) Denizi denir... Eski Yunanca'da Y harfi U okunurdu... Demek ki bu KELİME TURHAN'DIR.

ETRÜSK kelimesinin Yunancası da TYRRHEN'dir... Ancak eski Yunan yazarları TYRRHEN-PELASG olarak kullanırlardı... Yani PELASG-TYRRHEN-ETRÜSK aynı millet için değişik zamanlarda değişik toplumlar tarafından kullanılan adlardır!..

HERODOT, meşhur TARİH'inde PELASGOİ dediği PELASGLAR'ın göçlerini, âdetlerini anlatır ve eserinin bir çok yerinde bir çok kereler bu adı tekrarlar...

Buna rağmen, Batılı tarihçilerin çoğu, ve onları taklitten öteye gidemiyen bizim tarihçilerimiz PELASGLAR konusunda, adeta GİZLİ BİR ANLAŞMA İMZALAMIŞLAR GİBİ, söz etmekten kaçınırlar!..

Eski Büyükelçi ADİLE AYDA şu tesbitleri yapar:
"Fransız ve İngiliz yazarlar nedense PELASGLAR ile ilgilenmemişlerdir... Ancak Alman alimler PELASGLAR üzerine ciddi eserler vermişlerdir. Bunların başlıcaları BELOCH, FICK, TREIDLER, MEYER ve EHRLICH'dir."

Bu tutumun bir sebebi olması gerekir!.. Acaba PELASGLAR, Herodot'u etkilemelerine rağmen, önemsiz midir?.. Yoksa arkeolojik keşifler, tesbitler HERODOT'un iddialarını bir "efsane" mertebesine mi indirmiştir?...

Bunların hiç biri doğru değildir!.. Tam tersine zaman, HERODOT'un da HOMEROS'un da yazdıklarının tarihi temellere dayandığını göstermiştir. Öyleyse?.. Öyleyse sebep basittir. Eğer PELASGLAR, TYRRHENLER, ETRÜSKLER üzerinde çalışmalar yapılırsa, sadece DOĞU ANADOLU'nun tarihin ilk günlerinden beri TÜRK olduğu değil; BATI ANADOLU'NUN EGE ADALARI'NIN, YUNANİSTAN'IN, hatta İTALYA'NIN da TÜRKLÜĞÜ ispatlanmış olacaktır!..
İş bununla da kalmıyacak, Batılıların pek böbürlendikleri Yunan ve Roma Medeniyeti'nin TÜRK ve DOĞU kökenli olduğu ortaya çıkacaktır!.. 

O zaman KİMLERİN BARBAR OLDUĞU çok daha iyi anlaşılacaktır.
İşte bunu engellemek için Batılı tarihçiler PELASGLAR'ı hasıraltı ederler!..

Halbuki konu bizim için son derece önemlidir... İlk kadın elçimiz, 6 Batı dili ve bir o kadar da TÜRK lehçesi bilen büyük araştırmacı ADİLE AYDA; uzun çalışmalar sonucunda aşağıdaki hususları ortaya çıkartmıştır:

- Homer İLYADA'nın 2. Bölümü'nde eski ARGOS şehrinden söz ederken, bu şehri "PELASGİK=PELASGLARA AİT" olarak nitelendirmektedir.

- Homer, daha sonra Yunanlılar karşısındaki TROYA ordusunun "kataloğunu" yaparken, "LARİSSA şehrinin beslemiş olduğu SAĞLAM SÜNGÜLÜ PELASG KABİLELERİ"nden söz eder. LARİSSA, Tesalya'dadır.

- l0. Bölüm'de TROYALI HEKTOR Yunan donanmasını araştırmak üzere DOLON adında birini keşfe gönderir. DOLON yakalanır. Sorguya çekilir ve, "TROYALILAR'IN MÜTTEFİKLERİ'ni sayarken TANRISAL PELASGLAR"dan söz eder. Bu da PELASG liderlerinden en az birinin "gökten inme" olduğuna inandıklarını gösterir. OĞUZ EFSANESİ'nde olduğu gibi... (17)

- 15. Bölüm'de Grek AKHİLLOS arkadaşı PATROKL'u savaşa gönderirken kime dua eder, bilir misiniz? PELASGLAR'IN BAŞTANRISINA!.. Bu ne demektir, bilir misiniz?..

Ya Grekler düşmanları PELASGLAR'ın Tanrısı'nın kendi tanrılarından daha güçlü olduğuna inanıyorlardı, yahut ta PATROKL adlı kişi kendi PELASG'tır ve kendi tanrısına dua edilmektedir!
- ODYSSEA'da TANRISAL PELASGLAR, GİRİT'TE OTURAN MİLLETLER ARASINDA yer alır. (18) 
Böylece Girit medeniyetinde de TÜRK damgası olduğu ortaya çıkar.

- HERODOT, "Yunanistan'da biri YUNANLI, diğeri PELASG OLMAK ÜZERE İKİ IRK BULUNDUĞUNU, BİRİNİN VATANINDAN HİÇ AYRILMADIĞINI, İKİNCİSİNİN İSE GÖÇEBE OLDUĞU"nu söyler... SAMOTRAKE adasında oturan PELASGLAR önce ATTİKA'ya, oradan da HİMET Dağı eteklerine yerleşmişler. Sonra orayı da bırakıp LİMNİ Adasına geçmişler, M.Ö. 510 yılında adadan ayrılmak zorunda kalmışlar...

- HERODOT, LİDYA'ya hakim bir kralın TYRRHENOS adlı oğlunun ülke ahalisinin yarısı ile birlikte İTALYA'ya göç ettiğini anlatır.

- HERODOT'a göre TYRRHENLER'İN yukarısındaki KRESTON şehrinde, ÇANAKKALE BOĞAZI civarında, PLAKYA ve SKULAKA şehirlerinde oturan PELASG kalıntısı ahali, "barbar" bir dil konuşuyorlardı... Yunanlılar KENDİLERİNDEN OLMAYANA "BARBAR" DERLERDİ... Bu da PELASGLAR'ın Hint-Avrupaî olmadığının delilidir.

- HERODOT, "ATİNALI PELASGLAR"dan söz eder. Bunlar SOY bakımından PELASG oldukları halde, Yunanlılarla komşuluk yaptıklarından Yunanca konuşmaya başlamışlardır. (19) Bu kişiler daha sonra Roma hâkimiyetine girdiklerinde Latin dilini benimsemiş DAÇYALILAR, KOMANYALILAR, veya adları dahi TÜRK olan, ama Ortodoksluğu kabul edince slavlaşan BULGARLAR gibi idiler.

- HERODOT'a göre PELASGLAR'ın dini Animizm idi. Çok sonra, Mısırlıların tanrılarını aldılar. YUNANLILAR DA BU TANRILARI PELASGLAR'DAN ALDI!..

- HERODOT, KZERKSES'in ANADOLU seferini ve TROYA harabelerine yürüyüşünü anlatırken ANTANDROS şehrinden söz eder ve bu şehrin PELASGLAR'a ait olduğunu belirtir.

- HERODOT, bir kadının esir olarak satıldığı yerden söz ederken, "kendi zamanında Yunanistan (GREKYA) olarak bilinen ülkenin daha önceki adının PELASGİA olduğu"nu söyler!..

- HERODOT, "Yunan Mitolojisi'nin HEZİYOD ve HOMER tarafından PELASGLAR'dan alınmış tanrılardan yararlanılarak oluşturulduğu"nu söyler. (20)

- HERODOT, eserinin 4. Bölümü'nde "Atinalıların, AKROPOL'un etrafını duvarla çevirmeye karar verince, PELASGLAR'a başvurdukları"nı, tarihçi HEKATEOS'u kaynak göstererek belirtir. PELASGLAR öyle sağlam bir duvar yaparlar ki, bir parçası bugün dahi PELARJİK DUVAR adıyla turistlere tanıtılmaktadır!.. Yani Akrapol'da da TÜRK'ün tuzu vardır.

- HERODOT'a göre, "Yunanlılar büyük millet haline gelmiş olmalarını PELASGLAR'a borçludurlar!" Büyük Tarihçi, "Yunanlıların aslında ZAYIF bir millet olduğunu, ancak BARBAR milletler ve bilhassa PELASGLAR ile karıştıktan sonra büyük millet haline geldiği"ni belirtir...
Bunu biz değil, bir "Yunan" tarihçi söylüyor, hem de Batılılar'a göre, Tarihin Babası!..

- HERODOT'tan sonraki tarihçiler, PELASG ile TYRRHEN kelimelerini aynı anlamda kullanırlar.

- HELLANİKOS'a göre "PELASGLAR, İtalya'ya yerleştikten sonra TYRRHEN (ETRÜSK) adını almışlardır." (21)

- LESBOSLU MYRSİLOS'a göre "TYRRHENLER vatanlarından ayrıldıktan sonra PELASG olmuşlardır."

- HEKATEOS'a göre "BRAURON'da Atinalı kadınları kaçıranlar PELASGLAR'dır." Bu olay Orta Asya'da ve Anadolu'da hâlâ yaygın olan "kız kaçırma" adetinden başka bir şey değildir.

- PHİLOCOROS'a göre "Bu kadınları kaçıranlar TYRRHENLER'dir..." Ki, aynı şeyi anlatmış olur.

- İşte bu yüzden ARİSTOFAN, SOFOKLES gibi yazarlar PELASG-TYRRHEN birleşik adını kullanmaya başlamışlardır.

PELASGLAR M.Ö. 3000 yıllarında kuzeyden gelip Yunanistan'ı istila etmiş olan milletin adı idi... ETRÜSKÇE'ye çok benziyen dilleri Hint-Avrupaî olmayan bitişken (aglutinatif) bir dildi. Bu dilde küçük dağın adı TEPAE=TEPE idi!.. Tıpkı Kuzey Amerika kızılderililerinin çadırlarına verdikleri ad gibi!..

PELASGLAR, BATI ANADOLU'da yaşamış en eski TÜRKLER'dir. 1885 yılında LİMNİ adasında bulunan PELASG dilindeki yazıtlar, Batılıları çok şaşırtmıştı... Çünkü bunlar ETRÜSK harflerine ve diline çok benziyordu!..

Greklerden farklı özellikler gösteren ARKADYALILAR'ın PELASG olduğunu HERODOT söylemektedir!.. MAKEDONYA'ya eski Yunanlılar PELA(S)GONYA derlermiş... Hatta HERODOT "Bir zamanlar Yunanistan'a PELASGİA denirdi," diyor. (22)

Helenlerin Yunanistan'a gelişi M.Ö. 2000 yıllarındadır. PELASGLAR'ın boş bıraktığı yerlere savaşsız yerleşirler. PELASG dilinden Helen diline pek çok kelime geçer... Hint-Avrupaî dil kurallarına uymayan bu kelimeler, bugün dahi Batılı dilcileri şaşkınlığa uğratmaktadır... Açıklamayınca bu kelimeler için "Pre-Helenik, Akdeniz kökenli, Ege kökenli" veya "ASİATİK" gibi tanımlar getirmektedirler!.. Böylece bu kelimelerin Asya'ya ait olduğu hemen hepsi tarafından kabul edilmektedir... Bu kelimeler ETRÜSKÇE'ye çok benzemektedir.

Hz. İSA ile çağdaş Bizanslı tarihçi Strabon, başka Yunanlı tarihçilerin LİDYALI dedikleri kişilere PELASG der:

"Herkesin fikrine göre PELASGLAR, bir zamanlar bütün Yunanistan'a yayılmış, fakat özellikle TESALYA'da yaşıyan çok eski bir ırk veya milletti."

"LİMNİ ve İMROS adalarıyla, o civardaki başka adaları işgal edip, oralarda ilk defa oturmuş olanlar PELASGLAR'dır."

"PELASGLAR arasından Atys oğlu THYRRHEN adlı biri çıkmış. Kendisine bir takım arkadaşlar bulmuş ve onlarla birlikte İtalya'nın yolunu tutmuştur." (23)

Belçikalı tarihçi Albert Severyus, EGELİ tabirini icat eden kişidir. Şöyle der:

"Yunanlılar, kendilerinden daha kültürlü olan EGELİLER'den bronz, bakır, kalay, kurşun, demir, hatta maden anlamındaki kelimeleri almışlardır." (24)

PELASGLAR Yunanistan'ı M.Ö. 3000 yıllarında ele geçirmişlerdir. Grekler bu tarihten l000 yıl sonra ortaya çıkmışlardır.

M.Ö. 1250 yılında AKALAR ile TROYALILAR arasında 10 yıl süren savaş başladı. Yine aynı tarihlerde GİRİT Medeniyeti doruğa çıktı, MİKEN Medeniyeti gelişti.

M.Ö. 1200'lerde Yunanistan Helenler'in soyundan sayılan DORYENLER tarafından istila edildi.

M.Ö. 8. asırda Karadeniz'den bir PROTO-TÜRK dalgası geldi, EGE ve AKDENİZ'e yayıldı. Sonra bazı yerli kavimler ile birleşerek Mısır'a saldırdılar. Bu saldırı Mısır belgelerinde "Deniz kavimlerinin saldırısı" diye geçer. Kavmin adını ise bazı bilginler TÜREŞ, bazıları da TURŞA diye okumaktadır. (25)

Mısırlılar bu istilaya karşı koyunca, TURŞALAR geri döndüler, Batı Anadolu sahillerine yerleştiler. Fransız Rene Dussaud TURŞALAR'ın ETRÜSKLER olduğunu ileri sürer. (26) Zaten İranlılar da ETRÜSKLER'e TRUŞKA demektedir.

Bu da bize gösteriyor ki, PELASGLAR, AMAZONLAR,. TURŞALAR, TYRRHENLER, ve ETRÜSKLER, BATI ANADOLU'da yaşamış TÜRKLER'dir. Yunanistan'a ve İtalya'ya medeniyeti PELASGLAR ve ETRÜSKLER taşımışlardır.

ATATÜRK'ün tarih kongreleri ile 1930'larda ortaya çıkardığı bu gerçek, maalesef Milli Şef İnönü döneminden itibaren rafa kaldırılmıştır.

Sonraki yıllarda HALİKARNAS BALIKÇISI tarafından tekrar dile getirilmiş ise de; bizim Batı hayranı sola mütemayil tarihçilerimiz tarafından önemsenmemiştir.

Artık pek çok Batılı yazar medeniyetin ANADOLU'da, MEZOPOTAMYA'da başladığını, oradan MISIR'a ve EGE'ye yayıldığını, her iki kanaldan da ADALAR'a atladığını, sonra YUNANİSTAN'a ve ROMA'ya intikal ettiğini kabullenmektedir.

Bunun MEZOPOTAMYA-MISIR-EGE-ADALAR- YUNANİSTAN kısmı, zaten HERODOT'un çizdiği hattır... Hatta Herodot, bazı Libya kabilelerinin kendilerini TROYALI saydıklarını söyler!.. (27)
Bunlar herhalde M.Ö. 800'lerde Karadeniz'den Ege'ye, oradan da Mısır'a yayılan TÜRKLER'dir.

Derleme T.Türkkan

(17) - İlliade-Odyssee, Paris, 1965, sf. l27,132
(18) - aynı eser, sf.808
(19) - Herodotus, Oxford, 1949, sf.25,26,134
(20) - aynı eser, sf. 135
(21) - Pauly-Wissowa, Realencyclopade der Klassischen Altertumsvissen- shaft, 
Stuggart, 1948 , sf.1910
(22) - Powell, J. Enoch, Herodotus, Oxford, 1949, cilt 1, sf. 75
(23) - "Geographie de Strabon", Paris, 1867, sf. 366
(24) - "Greece et Proche-Orient avant Homere", Bruxelles, 1968, sf. 41
(25) - Realencylopaedia, Tyrrhen maddesi, sf.1909
(26) - "Prelydiens, Hittites, Acheens" Paris, 1958, sf.21
(27)- Herodot Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1973, sf. 287



________________________________



Türk‟ün Adı ve Adları : T+R

“Türk” adının çeşitli şekillerini, tarih boyunca değişikliklerini, Türklere takılan farklı adları ve anlamları iyi anlaşılmadığından karmakarışık isimler yanlış sonuçlar vermiştir. Türk‟ün “TRK” adı tartışmalı bir konudur. 

Önceleri bunun ancak 6. yüzyılda Gôktürklerle başladığı sanılmıştı. Çinli‟lerin “T‟ukü-e” (Tukyu) şeklinde yazmaları okunup da, ardından Orhun yazıtlarının çôzülmesiyle, asıl adın “Kôk-Türük” (Gôktürk) olduğu ortaya çıkmıştı.

Ancak, “Türk” kelimesinin çekirdeğini oluşturan “T+R”, bazen de “T+R+K” (veya sadece “T+K”) sesinin daha eski kayıtlarda keşfedilmesi bu adın 6. yüzyıldan ônce de kullanılmakta olduğunu gôsteriyor. 

Bu eski izi, M.Ö. 1400‟lerde de yakalıyoruz: Türk‟ler Orta Asya‟dan doğrudan doğruya (veya Sümer ilinden geçerek) ônce Kars civarlarına gelmişler, sonra Ege kıyılarına kadar gôçüp, orada denizci bir toplum haline gelerek Akdeniz‟e iyice açılmışlardır. Mısırlılar onlardan tarihlerinde, “başlarında tüyler takılı “Turuşka” deniz savaşçıları” diye bahsetmişlerdir. 

Hintliler bugün bile Türklere “Turuşk” ve “Turuhka” dediklerine gôre Mısırlıların M.Ö. 1400‟lerde kullandıkları “Turuşka” adının “Türk” kelimesinin bir şekli olduğunu kabul edebiliriz. Ön Asya çivi yazılarında da var.

Türşka‟kaların bir başka gôçü İtalya‟nın kuzey-batı bôlgesine yerleşen ve M.. 800‟lerde ünleri iyice parlayacak olan “Etrüsk”lerdir. Sonradan Romalıların taktıkları, kelime başı harflerini atarsak, “(E)Trüsk” kavim adıyla ve soykütükleri olan (R asena-Asena) bozkurt totemiyle karşı karşıya kalırız. 

İşte bu “TRSK” adı, “TURUŞKA” gibi, Türk adının en eski izidir. Etrüsk‟ün İtalya‟daki diğer izleri de hep (E) ile değil (T) ile başlar: yaşadıkları toprakların adı “Tuskan” idi (bugün de “Tuscany” denir). Kıyılarıyla başlayan denizin adı -bugün de- “Tirhen”dir. “Tirsen” ve “Turski” adlara da rastlıyoruz.

Çin‟e girip, Çinlileri M. Ö. 1100‟den 400‟lere kadar yôneten Türk kôkenli u/Su/eu sülalesinin yıllığında ve Hintli Aryen‟lerin “Avesta” destanlarında “T+R”li kavim adları vardır.

Çin kayıtlarında M.Ö. 1100‟lerden itibaren ve ôzellikle M.Ö. 1328‟de kuzeyli kavimler arasında gôsterilen Tu-Kue, “Tik” ve “Ti”lerin de “Türk”-Tu-çüe‟leri ifade ediyor olabilir. Sinolog L. K. Katona‟nın 1966‟da Sinologların Uluslararası Kongresinde verdiği bir tebliğde, Çin alfabesineki “r” harfinin eksikliğini bir kere daha -ôrnekleriyle- kanıtlamıştır. 

“T” ile başlayan çeşitli “kuzey boylarının”, sonunda hangi ekler gelirse gelsin, “T+r” şeklinde okunması doğrulanmış oluyor. “Ti” ve Tik‟in bir başka şekli de in arşivlerinin Toba (Topa)lardan sôzeden kısmında Tu-Ku oymağının ve Hyung-nu hanedanının Tu-Ko menşeinin “r” ile okununca “Turka” adı ortaya çıkıyor.

Türkistan‟ın Semerkant yakınlarında “Tukhs” ve Tukhsici” adındaki kôyler (YAQUİ, I, 828), Eşgil Bulgarlarının “Tukhsi” olarak anılması (İbn Fadlan 221, 222) Gene Çin‟de, De Groot‟un sôzünü ettiği “Tok-sin” ile “Tik”lerin bir kolu olarak gôsterdiği (28-29) “Tso”lar, Sarı Yugar Türklerinin Kansu‟da “Türgüş” ve “Togşı/Tukhsi” boyları (ZVT, 433, not 164) “r”li “r”siz telaffuzuyla “T+S+K” isim şekillerinin ne kadar yaygın olduğunu gôsteriyor.

Yunanlılar çağında da bôyle izler buluyoruz: M.Ö. 480‟lerde yaşamış olan ünlü tarihçi Herodot‟un, “yurkae” ve “targitoes” diye yazdığı adın, 2. Plinius ile P. Mela‟da “turkae” şeklinde geçmesi, artık açıkça “Türk” adını çağırıştırıyor. Truvalılarda “Tenkri‟ler” boy ismine rastlanıyor. Truva‟da ilk tabakalardaki halkın Türklerle akraba (Pelaj‟lar) tahmin ediliyor. Doğrudan doğruya Pelajlarda da “Turxum” şeklinde bir isme rastlıyoruz.



Prof.Dr.Reha Oğuz TÜRKKAN
TÜRKLER - CİLT 1 - pdf


_____________________________________



The “fifteen achievements” E. Akurgal gathers in his book titled “The Aegean. Birth of Western Civilization” under the section referring to “The Importance of Eastern Hellenic Art and Culture in World History”; inessence, is a summary of the artistic and cultural superiority of the “Eastern Greeks” over the “Western Greeks”. 

My only disagreement with this statement is the use of the terminologies “Eastern Greek” and/or “Eastern Hellenic”. The Hellenic character of the Ionians doesn’t be based on the historical documents; instead it bases on the myths fabricated with the nationalist view in Athens, seven hundred years after the immigrations, in the 5th century.

It is obvious that themyth is not the history. The perception of the Ionian land as a part of the Hellenic land is because of the same myth. It was a tale of “colonisation” of the Hellenic people won by war, on the mid-west Anatolian costs and the nearby islandsby the leadership of the Athenians after the barbaric attacks of the Doric people. If it was a true story, Ionians who werethe creator of the western civilization, had to bring with them from Hellas their culture and art as well; however all thearchaeological evidences prove just the opposite of it. 

Although the pottery tradition was accepted as the most importantstandpoint, just like their sculpture and architecture, Ionians are not indebted to Hellas their pottery tradition as well.Ionians owe their Gods and Goddess, their script, their cultural and intellectual achievements to Anatolia. 

The archaeological evidence on about the identity of the Ionians has already been proved with a recent find in Egypt, by aninscription mentioning “Great Ionia” dated at least two hundred years before the migration. Therefore, it is the time questioning the definition of the “Hellenic identity” of the Anatolian civilizations with the scientific documents and evidences...


Prof.Dr.Fahri Işık : devamı



_____________________________________
_____________________________________


BİLGİ GÜÇTÜR
KNOWLEDGE IS POWER 
Francis Bacon (1561 -1626)

______________________________________
______________________________________