thracians etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
thracians etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2017 Cuma

Türk Mezar Kültü ; Kurgan




Pazırık kazılarında görüldüğü üzere; İskitlerde hem yakma hem de gömme gelenekleri birlikte görülür. İskitlerde bu geleneklerin varlığını Herodot belirtmektedir. Bu iki geleneğin Göktürklerde de varlığını Çinliler, (628 yılı dolayları olayları için) dile getirirken “bir zamanlar ölülerini yakma alışkanlığında olan Türkler, onları şimdi toprağa gömüyor ve onlara mezar dikiyorlar” demektedirler.

Çin yazılı kaynaklarında Göktürklerin ölüm gelenekleri ile ilgili birçok detay bulunmaktadır: 

“İçlerinden biri ölünce, cesedi çadıra konuluyordu. Ölen kimsenin çocukları, kadın erkek bütün akrabalarının her biri birer koyun ve at kesip, kurban olarak çadırın önüne koyuyorlardı. Sonra, atlarına binerek, çadırın çevresinde yedi kez dönüyorlar, çadırın önüne geldiklerinde ise bıçakla yüzlerini yaralıyorlardı. Sonra herhangi bir gün belirliyorlar ve o gün ölen kişinin atını, elbiselerini, kullandığı eşyayı, cesediyle birlikte yakıyorlardı. Sonra, bunları uygun bir zamanda toprağa gömmek üzere, küllerini topluyorlardı. Eğer biri, ilkbahar ya da yaz ayında ölmüşse, çimenlerle ağaçlardaki yapraklar sararıncaya kadar bekleniyordu, şayet sonbahar ya da kış aylarında öldüyse, bitkilerin tohumlanması ve açma mevsiminin gelmesi gerekiyordu. Sonra bir çukur kazılıyor, içine küller gömülüyordu. Defin günü akrabalar yine ellerinde kurbanlarıyla geliyorlardı, mezarın etrafında dönerek yüzlerine bıçakla çizik atıp yaralıyorlardı. Defin töreni de tıpkı ölüm günü yapılan törene benziyordu. Gömme işi bitince, üst üste dizdikleri taşlardan bir “hatıra direği” yapıyorlardı, taşların miktarı, ölen kişinin öldürdüğü insanların sayısı kadar oluyordu. Sonra kurban kestikleri bütün koyun ve ataların kafalarını taşlardan yapılmış direğin tepesine asıyorlardı.”.

I. Göktürk Devleti’nin Çinliler tarafından işgal edilip yok edildiği ve Türklerin esir edilerek Sarı Nehrin güneyine yerleştirildikleri sırada Türk Kağanı Hieli(İl Kağan)’nin ölüm törenini anlatan bir belgede ölüm tarihi, mezarın yeri ve şekli hakkında biraz daha fazla ayrıntı bulunmaktadır:

“8. yılda (634) Hie-li öldü. İmparator onu ölümünden sonra Kue-i (doğru yola geri dönmüş olan) prensi ilan etti ve ona ölümünden sonra Huang adını verdi. Onun kullarına onu gömmelerini emretti. Adetleri uyarınca cesedi yaktılar ve Pa Nehri’nin doğusunda bir höyük yaptılar” (29).

Bu olaydan kısa bir süre sonra esaret günlerinde, Çinlilerin kağan olarak Türklerin başına atadığı Hie-li Kağan soyundan A-şina Sse-mo (Ssu-mo), imparatordan rica ederek, Çin sarayındaki şiddetli muhaliflere rağmen, Sarı Nehrin kuzeyindeki eski yurtlarına yerleştirmeyi başarmıştı.

Bu olaydan söz eden Çin belgesinin devamında Türklerin yerleştirildiği coğrafya hakkında daha detaylı açıklamalar: Bölgenin kuzeyinde çöl ve Sie-yen-t’o halkı var. Anlatılan bölge şimdiki Gobi Çölü olarak bilinen Ordos bölgesi olup, Çin yönetimindeki İç Moğolistan olarak bilinen coğrafyadır. Son yıllarda gündeme gelen “Türk Piramitleri” adı ile söz edilen anıtların bulunduğu bölgedir. Çin kaynaklarında imparatorun Sse-mo ile diyalogunda şu şekilde dolaylı bilgiler bulunmaktadır:

İmparator,“...Ebeveynlerin mezarları (Sarı) Nehrin kuzeyinde bulunuyor. Şimdi sen eski çadır sarayına (otağ) dönüyorsun, bu nedenle seni yola çıkarken teselli etmek için bir ziyafet veriyorum.”

Daha sonra nehrin kenarına bir sunak kurulur ve Sse-mo’ya mazbatası ile birlikte davul ve sancak verilir. Sse-mo, 100 binden fazla adamı, 40 bin askeri ve 90 bin atıyla Sarı Nehri geçerek Ting-sianç’eng kentini kurmuştur. Ancak imparatora eşlik ettiği bir seferde bir kaza oku ile yaralanır, başkente dönünce de ölür. Ölümünden sonra imparator ona bir takım ordu bakanlığı başkanı ve askeri vali gibi unvanlar vererek, bir mezar yaptırır. Bu mezarın yapılış şeklinin anlatımında; bölgedeki mezarların mimarisi hakkında da ip uçları bulunmaktadır: “..mezar, Po-Tao-şan Dağı’nın bir kopyası olarak inşa edildi ve Hua-çov’da bir mezar taşı dikilerek üzerine gösterdiği hizmetler yazıldı” denilmektedir.



Prof. Dr. Hasan BAHAR
Avrasya’da Ölüm ve Türklerde Mezar Kültürü
SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
(29) Mau-Tsai 2006:276: Bu belgenin devamında, Hie-li’yi çok seven bir yakının intihar etmesi üzerine, Çin İmparatorunun duygulanması ve emri ile onun da Hieli’nin mezarının yanına gömülmesi; aralarındaki dostluğun bir taş kitabeye yazılması emrinden söz edilmektedir. 






"Göktürkler döneminde Kıpçak boylarının bir kolu olan Aşinalar’a ait olduğu düşünülen mezarda, gömülen hakanın cesedinin de yakılmış olduğu anlaşıldı. Ahşap bir tabuttaki 80×30 santimetrelik bir kutuda, 
hükümdarın yakılan cesedinin külleri bulundu." 
Ötüken Ormanında Göktürk Kağan Mezarı/Kurganı



"Tarihçilikte Kurgan diye bilinen kültürün ön-şekli olarak kabul edilen ve bugüne kadar kökenleri pek çok tartışmaya maruz kalmış Seredniy stoh ve Yamnaya kültürlerinin yaratıcıları hususunda hakim olan bilimsel yargının onların bir Hint-Avrupa menşeine sahiptir görüşünü benimsemesine karşın gerçekte bu halkın etnik aidiyetleri çözülmüş olmaktan uzaktır. Bu çetrefilli meseleyi başka bir açıdan değerlendiren Stetsyuk kendi araştırmaları neticesinde sözkonusu kültürlerin asıl sahiplerinin Türk dilli halk olduğu sonucuna varmıştır. Bu makalede yazar bahsolunan kültürlerin en göze çarpan özelliklerine çok fazla ayrıntıya girmeden, yüzeysel bir şekilde değinmekte ve yazar, kesin bir şekilde Türkler’e atfettiği her iki kültürün ışığında Türk türeneğini Kuzey Karadeniz bozkırlarına yerleştirmektedir."
Valentyn Stetsyuk /Ukrayna



"Kurgan yığıntısının altında hayvan eşliğinde kremasyon gömüsü yapılmıştır"
Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu



Kurgan Culture is Turkish







"Beşiktaş’taki metro kazısında tarihi değiştirecek bir keşif yapıldı. Eski Türk ve Altay kültürüne ait 
3 bin 500 yıllık kurgan tipi 35 mezar bulundu." 
25.10.2017, basın



"Mezarların olduğu bölgeyi öğrencileriyle birlikte gezdiğini dile getiren Prof. Dr. Şevket Dönmez, "Eylül ayında bölgeye gittiğimde bu mezarların kurgan tipi mezarlar olduğunu anladım. Kurgan türü mezarlarda gömünün üzerine toprak ya da taş yığılarak bir tepecik oluşturulması. Bu tür mezarların İskit ve Türk halklarında kullanılmış olduğunu Ekim ayında bir tarih dergisinde dile getirmiştim. Dün ise bir gazete yazarı bu mezarların Türkiye'deki ilk Türk mezarları olduğunu yazdı. Ancak bu doğru değil. Hiçbir Türk kurganında yakma geleneği yoktur. Yakma geleneği genelde Traklara ait. 
Ben bunların daha çok Traklarla ilgili olabileceğini düşünüyorum. Bu aşamada bunların bir Türk mezarlığı olduğunu söylemek çok doğru değil. Bundan 3000 yıl öncesinden bahsediyoruz. 
O zamanlarda Türk adı bile yoktu." dedi."

"Yeditepe Üniversitesi, Tarih Bölümü Başkanı Prof Dr. Ahmet Taşağıl, Beşiktaş'ta gün yüzüne çıkarılan 
tarihi kalıntılarla ilgili konuşmak üzere Habertürk TV canlı yayınına katıldı.
Taşağıl, açıklamasında "Bu mezarlar Türklere ait olabilir" dedi. Moğolistan'daki MÖ 1100 yıllarına tarihlenen Tunç ve Bronz Dönemi'ndeki kurgan mezarlarıyla tip olarak aynı olduğunu belirten Taşağıl, oradaki cenin şeklindeki iskeletlerin 
aynısının Moğolistan'da bulunduğu bilgisini verdi.
Ölü yakma geleneğinin Türk gelenekleri arasında yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, mezar tiplerine göre inceleme yaptığını ve bu sonuca vardığını belirtti. Taşağıl, kesin bir sonuca varmak için karbon 14 ve 
DNA testinin yapılması gerektiğini açıkladı. " basın/videolu



"Common personal, tribal and geographical names in these languages are evident enough to demonstrate 
the common roots of the Mediterranean and Turkic civilizations. 
The list below covers Thracian-Turkic onomastic parallels:"
"Thracian toponyms which correspond to mixed types of onomastic units in Turkic languages:"
by Prof.Dr.Cingiz Garaşarlı - from page 28 link 



Cengiz Özakıncı‏ "Leon Cahun 1873'te Fransa'nın Franklardan önceki halkı Türklerdi deyip kanıtlamış, Renan tarafından tehdit edilince görüşünü değiştirmiştir." demesi, Dönmez'in fikrini değiştirmesini de açıklar herhalde....
Çünkü bir kaç hafta önce farklı bir düşünceye sahipti!...










Öncelikle Kurgan kültürü Türk kültürü içinde yer alır. O dönem belki Türk olarak geçmiyor adımız ama Turukku, Turcae, ya da "Turki kralı İlşu Naili" deki gibi Turki diye geçiyor. Ayrıca Türklerin boy adlarıyla da anıldığı aşikardır, Kıpçak, Avar, Peçenek, Hun, Karluk, Avşar, İskit, vs. gibi, Türk soyadımızdır. Ne ki, SS ve Yamna kültürü de Türk içinde görülür ki Kafkaslardan, Ukrayna topraklarına kadar görülen kurganların hepsi de Türk kültürü içerisinde yer alır. Ölü gömme geleneği öyle kolay kolay başka kültürlerin kabullenip kopyalayıp kullanabileceği bir şey değildir. Gömülenler ya Türk kültürü içinde yaşamıştır, ya da bizzatı Türk soyadlı bir topluluktur. Ayrıca, her ne kadar Trakları Hint-Avrupa dil grubundan saysalar da, Trakların arasında Türkçe adlar görülür. Kimmer İskitlerle de iç içe yaşamış bir topluluktur. Türklerde hem yakmış hem de gömmüştür, yani Dönmez'in dediği gibi tek yönlü değildir ölü gömme geleneği. Batı, Türk kültürünü, sanatını, geleneğini ve de tarihini saklamaktadır, Anadolu onlara göre kendilerine aittir ve Türkler işgalci konumundadır bu sebeple de, onların düşüncelerine göre, geldikleri Orta Asya topraklarına geri dönmelidir. Göbeklitepe den çalınan o heykel nerededir? Çalınan heykelin Hakasya'da ki Okunev heykelleriyle aynılığı mı ürkütmüştür? ki Okunev Türk-Moğol kültürü içerisinde de görülür, lakin o heykellerin üzerinde Göktürk alfabesiyle yazılmış yazıtlar mevcuttur. Bir başka kültüre ait bir anıtın üzerine kendi yazısını vurmaz Türk, atalarına ait olduğunu biliyordu o topluluk, üzerinde yazı bıraktı. Türk dediğimiz zaman sadece Türkiye Türklerini kastettiğimizi sanıyorlar, halbuki biz tüm Türkleri kastediyoruz. Hint-Avrupa çalışmaları nasıl ırkçılık olarak algılanmıyorsa, Türkoloji çalışmaları da ırkçılık olarak algılanmamalıdır! Türkçe'nin Akadça üzerindeki etkisiyle Farsça ve Arapça'ya da etkisi vardır, bundan dolayı da Türkleri Göktürklerle başlatmak tarihin en büyük saçmalığıdır... Bugün bile, Hun, İskit, Avar, Peçenek, Kıpçak, Memluk, vs. diye yazdığımız zaman, bizden başka Türk olduğunu bilmeyen milyonlarca insan var !..

Kısaca, Kurgan Kültürü'nün Hint-Avrupalılar ile hiçbir ilgisi yoktur! DNA araştırmalarına gelince; Sagalassos için yan çizmişlerdi ya, Türk çıkınca, "işçiler çıplak elle kemikleri tuttu" diyerek sonuçların üstünü örtmüşlerdi... Kazak kızımızın da DNA sı Amazon'da çıkınca kestirip atmışlardı ki Türk diyememişlerdi! Yani, Beşiktaş kurganlarından çıkardıkları kemikler üzerinde yapılacak olan DNA testine, önümüzdeki örnekler ışığında ne kadar güvenebiliriz?...Ya Göbeklitepe'den çıkan kemikler? Ne yapacaklar bakalım, bekleyip görelim... İlaveten, akademisyenlerimiz niye sadece "batılıların" yazdıklarını kaynak olarak baz alıyor da, "doğuluların" (yani Azerbaycan'dan, Kazakistan'dan) kaynaklarına bakmıyor?... Sevgiler, SB.


Gerçekleri kim inkar ediyor ve üstünü örtüyorsa, 
bilin ki Türk ve Türkiye aleyhine çalışıyor...!





30 Kasım 2014 Pazar

PELASGiANS




Turkic Names of Pelasgians

The language spoken by the Pelasgians, pre-Greek settlers of Greece, has not been identified yet. Nor has the origin of the names of most pre-Greek provinces and cities, or the names of mythological images of the country been identified. What is known is that these names are not Greek. This is also confirmed by the interpretations of the Greek myths. According to H.Kitto, a researcher of ancient Greece, the conflicts between pre-Greek Athena and Greek Poseidon is, in fact, a reflection of the wars between the native Athenians and the Hellenic occupants. The Athenians, the inhabitants of Attica, were not Greeks, more exactly pre-Greeks. However, Poseidon, as a Greek god, represented the Hellenic people.

The later Greeks themselves believed in an original non- Hellenic population which they called Pelasgian, remnants of which still remained pure in classical times, speaking their own language. 

According to Herodotus, one of the two main branches of the later Greek people, the Ionians, were Pelasgian by descent, the other, the Dorians, were Hellenic. Greek-speaking people from the north migrated into this region and imposed their language on the Pelasgians.

To the earlier historians of Greece, Thucydides and Herodotus, the country before the Greeks settled, was called Pelasgia.

Herodotus regarded the Ioninas as a «barbarian» people who had been Hellenized.

So the pre-Greek settlers of Greece appear to have spoken a language, the origin of which is still unknown. In relation to that language Herodotus wrote: «What language the Pelasgians used I cannot say for certain, but if I may conjecture from those Pelasgians who still exist… they spoke a barbarian language» .

Neither could the European linguists manage to learn what language the Pelasgians used. Those who alleged it to be of Indo- European origin were not based on serious linguistic facts. Most of the researchers could not differentiate the early non-Greek substratum from the later Indo-European layer, which had appeared in early Greek onomasticon as a result of the assimilation of the Pelasgians. L.Gindin, a researcher of the pre-Greek substratum in the old Greek language, admitted the existence of the oldest non-Indo-European layer, referring it, however, not to the Pelasgians, but to those who had settled in Greece before the Pelasgians. Like other European linguists, he supported the Indo-European origins of the Pelasgians.

This point of view does not conform with some of the facts - neither does it conform with the Etruscan character of the writings found on Lemnos, settled once by the Pelasgians, nor with the information of ancient writers about the origin of the Pelasgians. Both factors tie the Pelasgians with the Etruscans who are commonly known to have been non – Indo-European by origin.

The Lemnos script has been proved by Western linguists to have only a dialectal difference from the Etruscan writings. 

It raises the question as to how the Pelasgians could have been Indo-European by origin in the event that their language had a close relationship with those of the non-Indo-European Etruscans. 

In the light of antique traditions the idea of their kinship appears to be more believable. The information by D.Halicarnasci concerning the Pelasgians and Tirrenians (Etruscans) being the same nation and by Thucydides concerning the Pelasgians being a part of the Tirrenians originate from the historical reality concerning which they were well-informed.

Tirrens or Tirsens in the old Greek language denoted the Etruscans.

A similar idea is shared by Helanic of Lesbos, a 5th century historian, who writes that Tirsens were initially called Pelasgians, some of which were later called Tirsens .

Another important factor that illustrates the non-Indo-European origin of the Pelasgians is their close relationship to the Thracians - pre-Greek settlers of Greece. Pelasgo-Thracian onomastic parallels, as well as the Thraco – Trojan kinship, dealt with in the "Iliad", exclude the Indo-European origins of both Pelasgians and Thracians, as long as the Trojans are known to have been neither Greek, nor of any other Indo-European peoples. 

According to sources, the pre-Greeks and Greeks also had racial differences. The Greeks were «Homer’s brown - haired Achaeans», who ruled over «black-haired people», the pre-Greek settlers of the Mediterranean basin.

According to Homer, Helen, Akhilles, Menelay and Agamemnon, who were symbolic of the Greeks, were blond, while Hector and Paris, the Trojan brothers, were dark-haired.

Who were these ethnically interrelated peoples – Tirsens or Pelasgians, Pelasgians or Thracians, Trojans or Etruscans? As our research on their onomasticon and epigraphy demonstrate, the
genealogical legends concerning their Turkic origin are to be trusted.

A significant part of the old Greek personal names is found in Turkic anthroponomy. They are the names usually mentioned in ancient literature as belonging to the early settlers of Greece and some of them are openly referred to as Pelasgian by origin: Abas. According to mythological traditions, Abas was the ancestor of the Abants, a Pelasgo-Thracian tribal unit .

A similar name, in different phonetical forms, is observed in old Turkic onomasticon: Abas, Apas, Abaz (personal names); Abas, Avas (ethnonyms); Abaz, Apas (toponyms), etc..

A tribe by the name of Abas belonged to the old Turkic Khazars. It was also the personal name of the Caucasian Albanians, within which the Thracian Abants once settled Albania (Northern Azerbaijan).

Kupavon. The personage who bore this name, according to mythology, was a «swan-man», a Pelasgian. 

It finds its interpretation in Turkic words such as ku, kub, kuw «swan» and Turkic ethnonyms with the same stems: kuban, kuwan, kuman which means «swan-man» .

As a mythological personage Kupavon («swan-man») was also brought to Italy by the Pelasgians. This personal name is also mentioned by P.V.Maron, a Roman author, in the list of those sent to help Eney, a Trojan commander. Here Kupavon is described with a swan’s feather on his head .

A. I. Nemirovski considers this personage to be alien to Latin and Osk-Umbrian languages. For Nemirovski, this symbol was borrowed from neighbouring Thraco-Illirian tribes by the Slavs .

The Turkic character of this personage is evidenced in Turkic mythology where the swan is regarded as a creative beginning and this belief has found its expression in the Turkic ethnonyms such as Kuman (<ku «swan» + man «man», Ku kizhi («ku» + kizhi «man»), the Tatar tribal names .

A great number of pre-Greek (Pelasgo-Thracian) dynastic names are also found to exist in the anthroponomy of Turkic languages – Old Turk, Tatar, Bashkir, Uyghur, Kazakh, Kirghizian, etc.

By denoting physical or moral superiority, these personal names answer the principles of anthroponomy. Such anthroponomic terminology was particularly characteristic of ancient peoples.

What is more, the terminology of all these names are Turkic and they are only observed in old and modern Turkic languages: Egey — a mythological king of Athena, the city which belonged to the Pelasgians. The same name is used in the Turkic (Kazakh) language.

Egey is either derived from the Kirghizian egey («a man with equal power») or consists of the Turkic ege («prince», «owner») and the suffix -y (-ay, -ey), widely used in the Turkic languages to form personal names (Bekey, Bakay, Tinay, Esey, etc.).

Keney, a pre-Greek personal name is the same Kirghizian Turkic Keney , which is derived from ken («vast», «spacious»).

Elat. In ancient literature Keney is presented as the son of Elat, a legendary pre-Greek king. It has a Turkic counterpart — Ilat, a Tatar personal name. It is derived from the Turkic ilat «population», elat «nomad», «nomadic» (people) . 

The same Turkic appellative is observed in old Greek – ilot «the lower layer of people», which refers to pre-Greek (Pelasgian) substratum in old Greek.

Danay. This pre-Greek personal name is completely consonant with the Turkic (Kazakh) personal name Danay .

A similar personal name — Tanay, used in Karachay, Balkar anthroponomy, was interpreted by G. Geybullayev as consisting of Turkic tang (tan, dang, dan «day-break», «dawn») and the suffix - y/-ay to indicate the time of birth. He also conjoins analogical personal name with the word tan – Tantuar («born at daybreak»), used in the anthroponomy of the Tatars and Bashkirs.

Danay also possibly derives from the Turkic word dan (dang, tan «honour», «fame», «nobility») , on the analogy of the Greek and Slavic personal names with the initial components cleo, slav («honour», «fame»).

Danay, like Egey, as a personal name is characteristic of the pre-Greek and Turkic anthroponomy that is not being observed in other languages.

Ergin. He is presented in Old Greek mythology as the son of Poseidon. Ergin has its anthroponomic parallel only in Turkic languages: Ergin (Turkish), Erkin (Kazakh).

Deriving it from the Turkic ergin is reasonable for its specific meaning to characterize a person both physically and morally: «adult», «mature», «free», «self-dependent». Ergin/Erkin, derived from the Turkic erg/erk («power», «strong», «right»), was also used as an official title in some Turkic languages.

Gerey. This name directly referred to the Pelasgians and is completely consonant with the Turkic Gerey . This Turkic personal name is connected with the Turkic appellative geray, girey («worthy», «respectable») and was used as an official title of the Crimean khans . On the basis of this semantics its transition to a personal name is quite possible. 

Inakh. A king of Argos, a Greek province, bore this name . 

Like Gerey, it appears to have originated from an appellative denoting a high title. Old Turkic inakh («a confidential person», «minister») was used as a title, the bearer of which was considered to have a close relation to the ruler. In the 15th C.Chagatay (Turkic) language it meant «minister» or «the representative of the emperor».

As a derivative of the Turkic inan («to believe») this title expressed the confidentiality of the person. .

Transition of this title to a personal name in Turkic languages has not been observed. Yapik. This pre-Greek personal name corresponds to old Turkic Yapig, a personal name . Plutarchus presents Yapik as the grandson of Pelasg, which personifies the Pelasgians.

Yapik, is described by Vergil as the son of Yasiy, who is the relative of Dardan, the ancestor of the Trojans . Yapik, in both sources, is associated with the Pelasgo-Trojan world.

This personal name, as well as its old Turkic counterpart, can be interpreted in two ways:

1. It can be derived from the Turkic yapig («closed») or from the Tatar yabik («closed», «thin», «tired», «miserable»). In the Tatar language it has anthroponomic semantics which is seen in the expression yabik kishi «miserable man»;

2. As a metonymic name it can be derived from the Turkic yapik («wide cloak made of felt or wool») . 

Analogical semantic phenomenon – change of the name of a cloth into a personal name is usual for Turkic languages. For instance, the nickname Tulum in the Gagauz (Turkic) language is derived from tulum («fur», «sheepskin»).

Tulumni, an Etruscan personal name, is of the same origin: tulum + ni adjective forming suffix, which means «a person with overalls» or «a person who makes overalls».

Yapik, the Pelasgian personal name, is a cognate of a tribal name of Attika , a Pelasgian province.

Homer. Homer, a famous pre-Greek poet, was an Ionian Greek. Ionian Greeks were originally Hellenized Pelasgians. 

Therefore, the similarity between the names Homer and Ghumar, an epic personage in the Kazakh mythology, as well as their being both folk singers and poets , serve as an argument to derive them from the same source - common for the Pelasgians and Turanians. If we remember the identity between the names of Priam, a Trojan king, and Priyam, a Turanian personage in the old Kazakh epos, and other anthroponomic ties, the Mediterranean – Turkic relations become even more and more visible.

According to A.Koniratbayev, a Kazakh researcher, the old Greeks might have inherited Homer and other epic personages from the old Turkic Saks, the direct ancestors of the Kazakhs, as a result of contacts . 

The Saks, and their kinsmen, the Cimmerians, are known to have settled the northern Black Sea basin from time immemorial . However, the old Turkic elements in the old Greek anthroponomy and literature originate from inside - from the language of pre-Greek Pelasgians. The old Greeks are known to have inherited most of their mythological epic characters from the Pelasgo-Thracian inhabitants of the country, who in the Bible were known under the names of Gomer, Tiras and others.

Those who consider the Turkic elements in the old Greek language to have been borrowed from outside, simply do not know about the origin of the pre-Greek population of Greece. If the Turkic elements in the old Greek language had been borrowed from outside they would not have covered onomasticon.

Among onomastic parallels there are not only personal names, but also names of rivers, ethnonyms, etc.

Ataman, a Thesalian tribal name , is consonant with the Turkic appellative ataman («leader») which can be associated with the superior position of the Atamans in the area. In the relations of ancient tribes military and political superiority was of significant importance.

Personal name Adaman, used by Turkic Kirghizians, sounds quite similar .

Tartar, the name of a river, which flowed in the territory of the the same province, is identical with Tartar, the name of a river in Azerbaijan.

The river Selenga flowing in the territory of old Greece, does not differ from the name of a Siberian river – Selenga. It originates from the Turkic seleng, selen («noise», «rumble»), an apparent hydronymic term. Similar river names (Seleng, Selenj) were used in many areas where Turkic peoples lived.

However, the interpretation of the pre-Greek Selenga by European scientists is quite unbelievable: they derived it from two theonyms – Selene and Ga, the mythological Mediterranean gods. If they had paid attention to the cognate Turkic river names (Selenga, Seleng), spread in large areas where the Turks lived, they would not have derived this river name from any local ethnonym.

Turkic names are also observed in the onomasticon of the Thracians, who are described as Turkic by origin in old Scandinavian sources . Some researchers consider the Thracians and Pelasgians to have been the same peoples . It is not by meer chance that a great number of Thracian names are found to be Turkic, like those of the Pelasgians.



Professor, Dr.Chingiz Garasharly of Philological sciences 
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin
Bakü 2011 - Azarbaijan President Library e-book : 


more to read in his book:

I. Who were the pre – Indo – Europeans of the Mediterranean basin?
1.1. The origin of the early Mediterraneans in the Light of Legends
1.2. Turkic Names of Pelasgians
1.3. Tiras, Thracians and Turks
1.4. Turkic Substratum in Old Greek
1.5. Troy – the Mediterranean Turan
1.6. Trojans in the North: Turkic Kings of Scandinavian Sagas

II. Pelasgians and Trojans in Italy: Birth of Etruscan Civilization
2.1. Turkic Names of Roman Kings
2.2. Why Etruscan Writings Remained Mysterious
2.3. A glimpse of Turkic Component of Etruscan grammar
2.4. Etruscan Writings Begin to Speak Literature


__________________________________



"Birçok kez gerek Avrupa gerekse Asya Yunanistan'ında 
görülen Larisa adı bu yok olmuş dillere ait gibi gözükmekte ve 
kale surlarla çevrilmiş kent anlamına gelmektedir. 
Biz bu ilkel topluluklara PELASG adını veriyoruz.

Çünkü bu ad eskiler tarafından Helenlerden önce bulunan ve 
HELENCE OLMAYAN dili konuşanlara verilmiştir. 
Fakat PELASGLARIN gerçekten kim olduklarını bulmaktan vazgeçiyoruz. (...)" !!!NEDEN?-SB

İnsanlığın Evrimi Kollektif Sentez : Yunan Halkının Oluşumu
Henri Berr, 1923 (Fransız tarihçi-filozof- 1863-1954)



_________________________




HEREDOT'UN URAL ALTAY MENSEIILI OLARAK GOSTERDIGI PELASGLAR VE 
YUNAN MEDENİYETİNE BIREBIR ETKILERI


Batılıların kendilerini bağlamak için olağanüstü bir çaba gösterdikleri Yunan Medeniyeti, aslında Yunanistan'da değil, ANADOLU'da doğmuştur!...

Yunan Edebiyatı'nın ilk büyük eserleri BATI ANADOLU'da yazılmıştır!..

Yunan Medeniyeti'nin Atina'ya ulaşması, ETRÜSKLER'in İtalya'ya varmasından 7-800 yıl; Roma'nın kurulmasından da 200 yıl sonradır!..

Eskiden BATI ANADOLU'da yaşıyanlara İYON denirdi... Bölgenin adı da İYONYA idi. Batılılar Yunanlılara GREK veya HELLEN der... Biz ise Araplar'a uyarak YUNAN demişiz... Aslında kelime, Araplar'ın bölgede tanıdğı milletin İYON olmasından gelmektedir!..

PELASG Devleti M.Ö. 3000 yılında Yunanistan'da, ETRÜSK Devleti de M.Ö. 1300 yıllarında İtalya'da kurulmuştur... Akdeniz'in Batısına bugün dahi Tirhen (Tyrrhen) Denizi denir... Eski Yunanca'da Y harfi U okunurdu... Demek ki bu KELİME TURHAN'DIR.

ETRÜSK kelimesinin Yunancası da TYRRHEN'dir... Ancak eski Yunan yazarları TYRRHEN-PELASG olarak kullanırlardı... Yani PELASG-TYRRHEN-ETRÜSK aynı millet için değişik zamanlarda değişik toplumlar tarafından kullanılan adlardır!..

HERODOT, meşhur TARİH'inde PELASGOİ dediği PELASGLAR'ın göçlerini, âdetlerini anlatır ve eserinin bir çok yerinde bir çok kereler bu adı tekrarlar...

Buna rağmen, Batılı tarihçilerin çoğu, ve onları taklitten öteye gidemiyen bizim tarihçilerimiz PELASGLAR konusunda, adeta GİZLİ BİR ANLAŞMA İMZALAMIŞLAR GİBİ, söz etmekten kaçınırlar!..

Eski Büyükelçi ADİLE AYDA şu tesbitleri yapar:
"Fransız ve İngiliz yazarlar nedense PELASGLAR ile ilgilenmemişlerdir... Ancak Alman alimler PELASGLAR üzerine ciddi eserler vermişlerdir. Bunların başlıcaları BELOCH, FICK, TREIDLER, MEYER ve EHRLICH'dir."

Bu tutumun bir sebebi olması gerekir!.. Acaba PELASGLAR, Herodot'u etkilemelerine rağmen, önemsiz midir?.. Yoksa arkeolojik keşifler, tesbitler HERODOT'un iddialarını bir "efsane" mertebesine mi indirmiştir?...

Bunların hiç biri doğru değildir!.. Tam tersine zaman, HERODOT'un da HOMEROS'un da yazdıklarının tarihi temellere dayandığını göstermiştir. Öyleyse?.. Öyleyse sebep basittir. Eğer PELASGLAR, TYRRHENLER, ETRÜSKLER üzerinde çalışmalar yapılırsa, sadece DOĞU ANADOLU'nun tarihin ilk günlerinden beri TÜRK olduğu değil; BATI ANADOLU'NUN EGE ADALARI'NIN, YUNANİSTAN'IN, hatta İTALYA'NIN da TÜRKLÜĞÜ ispatlanmış olacaktır!..
İş bununla da kalmıyacak, Batılıların pek böbürlendikleri Yunan ve Roma Medeniyeti'nin TÜRK ve DOĞU kökenli olduğu ortaya çıkacaktır!.. 

O zaman KİMLERİN BARBAR OLDUĞU çok daha iyi anlaşılacaktır.
İşte bunu engellemek için Batılı tarihçiler PELASGLAR'ı hasıraltı ederler!..

Halbuki konu bizim için son derece önemlidir... İlk kadın elçimiz, 6 Batı dili ve bir o kadar da TÜRK lehçesi bilen büyük araştırmacı ADİLE AYDA; uzun çalışmalar sonucunda aşağıdaki hususları ortaya çıkartmıştır:

- Homer İLYADA'nın 2. Bölümü'nde eski ARGOS şehrinden söz ederken, bu şehri "PELASGİK=PELASGLARA AİT" olarak nitelendirmektedir.

- Homer, daha sonra Yunanlılar karşısındaki TROYA ordusunun "kataloğunu" yaparken, "LARİSSA şehrinin beslemiş olduğu SAĞLAM SÜNGÜLÜ PELASG KABİLELERİ"nden söz eder. LARİSSA, Tesalya'dadır.

- l0. Bölüm'de TROYALI HEKTOR Yunan donanmasını araştırmak üzere DOLON adında birini keşfe gönderir. DOLON yakalanır. Sorguya çekilir ve, "TROYALILAR'IN MÜTTEFİKLERİ'ni sayarken TANRISAL PELASGLAR"dan söz eder. Bu da PELASG liderlerinden en az birinin "gökten inme" olduğuna inandıklarını gösterir. OĞUZ EFSANESİ'nde olduğu gibi... (17)

- 15. Bölüm'de Grek AKHİLLOS arkadaşı PATROKL'u savaşa gönderirken kime dua eder, bilir misiniz? PELASGLAR'IN BAŞTANRISINA!.. Bu ne demektir, bilir misiniz?..

Ya Grekler düşmanları PELASGLAR'ın Tanrısı'nın kendi tanrılarından daha güçlü olduğuna inanıyorlardı, yahut ta PATROKL adlı kişi kendi PELASG'tır ve kendi tanrısına dua edilmektedir!
- ODYSSEA'da TANRISAL PELASGLAR, GİRİT'TE OTURAN MİLLETLER ARASINDA yer alır. (18) 
Böylece Girit medeniyetinde de TÜRK damgası olduğu ortaya çıkar.

- HERODOT, "Yunanistan'da biri YUNANLI, diğeri PELASG OLMAK ÜZERE İKİ IRK BULUNDUĞUNU, BİRİNİN VATANINDAN HİÇ AYRILMADIĞINI, İKİNCİSİNİN İSE GÖÇEBE OLDUĞU"nu söyler... SAMOTRAKE adasında oturan PELASGLAR önce ATTİKA'ya, oradan da HİMET Dağı eteklerine yerleşmişler. Sonra orayı da bırakıp LİMNİ Adasına geçmişler, M.Ö. 510 yılında adadan ayrılmak zorunda kalmışlar...

- HERODOT, LİDYA'ya hakim bir kralın TYRRHENOS adlı oğlunun ülke ahalisinin yarısı ile birlikte İTALYA'ya göç ettiğini anlatır.

- HERODOT'a göre TYRRHENLER'İN yukarısındaki KRESTON şehrinde, ÇANAKKALE BOĞAZI civarında, PLAKYA ve SKULAKA şehirlerinde oturan PELASG kalıntısı ahali, "barbar" bir dil konuşuyorlardı... Yunanlılar KENDİLERİNDEN OLMAYANA "BARBAR" DERLERDİ... Bu da PELASGLAR'ın Hint-Avrupaî olmadığının delilidir.

- HERODOT, "ATİNALI PELASGLAR"dan söz eder. Bunlar SOY bakımından PELASG oldukları halde, Yunanlılarla komşuluk yaptıklarından Yunanca konuşmaya başlamışlardır. (19) Bu kişiler daha sonra Roma hâkimiyetine girdiklerinde Latin dilini benimsemiş DAÇYALILAR, KOMANYALILAR, veya adları dahi TÜRK olan, ama Ortodoksluğu kabul edince slavlaşan BULGARLAR gibi idiler.

- HERODOT'a göre PELASGLAR'ın dini Animizm idi. Çok sonra, Mısırlıların tanrılarını aldılar. YUNANLILAR DA BU TANRILARI PELASGLAR'DAN ALDI!..

- HERODOT, KZERKSES'in ANADOLU seferini ve TROYA harabelerine yürüyüşünü anlatırken ANTANDROS şehrinden söz eder ve bu şehrin PELASGLAR'a ait olduğunu belirtir.

- HERODOT, bir kadının esir olarak satıldığı yerden söz ederken, "kendi zamanında Yunanistan (GREKYA) olarak bilinen ülkenin daha önceki adının PELASGİA olduğu"nu söyler!..

- HERODOT, "Yunan Mitolojisi'nin HEZİYOD ve HOMER tarafından PELASGLAR'dan alınmış tanrılardan yararlanılarak oluşturulduğu"nu söyler. (20)

- HERODOT, eserinin 4. Bölümü'nde "Atinalıların, AKROPOL'un etrafını duvarla çevirmeye karar verince, PELASGLAR'a başvurdukları"nı, tarihçi HEKATEOS'u kaynak göstererek belirtir. PELASGLAR öyle sağlam bir duvar yaparlar ki, bir parçası bugün dahi PELARJİK DUVAR adıyla turistlere tanıtılmaktadır!.. Yani Akrapol'da da TÜRK'ün tuzu vardır.

- HERODOT'a göre, "Yunanlılar büyük millet haline gelmiş olmalarını PELASGLAR'a borçludurlar!" Büyük Tarihçi, "Yunanlıların aslında ZAYIF bir millet olduğunu, ancak BARBAR milletler ve bilhassa PELASGLAR ile karıştıktan sonra büyük millet haline geldiği"ni belirtir...
Bunu biz değil, bir "Yunan" tarihçi söylüyor, hem de Batılılar'a göre, Tarihin Babası!..

- HERODOT'tan sonraki tarihçiler, PELASG ile TYRRHEN kelimelerini aynı anlamda kullanırlar.

- HELLANİKOS'a göre "PELASGLAR, İtalya'ya yerleştikten sonra TYRRHEN (ETRÜSK) adını almışlardır." (21)

- LESBOSLU MYRSİLOS'a göre "TYRRHENLER vatanlarından ayrıldıktan sonra PELASG olmuşlardır."

- HEKATEOS'a göre "BRAURON'da Atinalı kadınları kaçıranlar PELASGLAR'dır." Bu olay Orta Asya'da ve Anadolu'da hâlâ yaygın olan "kız kaçırma" adetinden başka bir şey değildir.

- PHİLOCOROS'a göre "Bu kadınları kaçıranlar TYRRHENLER'dir..." Ki, aynı şeyi anlatmış olur.

- İşte bu yüzden ARİSTOFAN, SOFOKLES gibi yazarlar PELASG-TYRRHEN birleşik adını kullanmaya başlamışlardır.

PELASGLAR M.Ö. 3000 yıllarında kuzeyden gelip Yunanistan'ı istila etmiş olan milletin adı idi... ETRÜSKÇE'ye çok benziyen dilleri Hint-Avrupaî olmayan bitişken (aglutinatif) bir dildi. Bu dilde küçük dağın adı TEPAE=TEPE idi!.. Tıpkı Kuzey Amerika kızılderililerinin çadırlarına verdikleri ad gibi!..

PELASGLAR, BATI ANADOLU'da yaşamış en eski TÜRKLER'dir. 1885 yılında LİMNİ adasında bulunan PELASG dilindeki yazıtlar, Batılıları çok şaşırtmıştı... Çünkü bunlar ETRÜSK harflerine ve diline çok benziyordu!..

Greklerden farklı özellikler gösteren ARKADYALILAR'ın PELASG olduğunu HERODOT söylemektedir!.. MAKEDONYA'ya eski Yunanlılar PELA(S)GONYA derlermiş... Hatta HERODOT "Bir zamanlar Yunanistan'a PELASGİA denirdi," diyor. (22)

Helenlerin Yunanistan'a gelişi M.Ö. 2000 yıllarındadır. PELASGLAR'ın boş bıraktığı yerlere savaşsız yerleşirler. PELASG dilinden Helen diline pek çok kelime geçer... Hint-Avrupaî dil kurallarına uymayan bu kelimeler, bugün dahi Batılı dilcileri şaşkınlığa uğratmaktadır... Açıklamayınca bu kelimeler için "Pre-Helenik, Akdeniz kökenli, Ege kökenli" veya "ASİATİK" gibi tanımlar getirmektedirler!.. Böylece bu kelimelerin Asya'ya ait olduğu hemen hepsi tarafından kabul edilmektedir... Bu kelimeler ETRÜSKÇE'ye çok benzemektedir.

Hz. İSA ile çağdaş Bizanslı tarihçi Strabon, başka Yunanlı tarihçilerin LİDYALI dedikleri kişilere PELASG der:

"Herkesin fikrine göre PELASGLAR, bir zamanlar bütün Yunanistan'a yayılmış, fakat özellikle TESALYA'da yaşıyan çok eski bir ırk veya milletti."

"LİMNİ ve İMROS adalarıyla, o civardaki başka adaları işgal edip, oralarda ilk defa oturmuş olanlar PELASGLAR'dır."

"PELASGLAR arasından Atys oğlu THYRRHEN adlı biri çıkmış. Kendisine bir takım arkadaşlar bulmuş ve onlarla birlikte İtalya'nın yolunu tutmuştur." (23)

Belçikalı tarihçi Albert Severyus, EGELİ tabirini icat eden kişidir. Şöyle der:

"Yunanlılar, kendilerinden daha kültürlü olan EGELİLER'den bronz, bakır, kalay, kurşun, demir, hatta maden anlamındaki kelimeleri almışlardır." (24)

PELASGLAR Yunanistan'ı M.Ö. 3000 yıllarında ele geçirmişlerdir. Grekler bu tarihten l000 yıl sonra ortaya çıkmışlardır.

M.Ö. 1250 yılında AKALAR ile TROYALILAR arasında 10 yıl süren savaş başladı. Yine aynı tarihlerde GİRİT Medeniyeti doruğa çıktı, MİKEN Medeniyeti gelişti.

M.Ö. 1200'lerde Yunanistan Helenler'in soyundan sayılan DORYENLER tarafından istila edildi.

M.Ö. 8. asırda Karadeniz'den bir PROTO-TÜRK dalgası geldi, EGE ve AKDENİZ'e yayıldı. Sonra bazı yerli kavimler ile birleşerek Mısır'a saldırdılar. Bu saldırı Mısır belgelerinde "Deniz kavimlerinin saldırısı" diye geçer. Kavmin adını ise bazı bilginler TÜREŞ, bazıları da TURŞA diye okumaktadır. (25)

Mısırlılar bu istilaya karşı koyunca, TURŞALAR geri döndüler, Batı Anadolu sahillerine yerleştiler. Fransız Rene Dussaud TURŞALAR'ın ETRÜSKLER olduğunu ileri sürer. (26) Zaten İranlılar da ETRÜSKLER'e TRUŞKA demektedir.

Bu da bize gösteriyor ki, PELASGLAR, AMAZONLAR,. TURŞALAR, TYRRHENLER, ve ETRÜSKLER, BATI ANADOLU'da yaşamış TÜRKLER'dir. Yunanistan'a ve İtalya'ya medeniyeti PELASGLAR ve ETRÜSKLER taşımışlardır.

ATATÜRK'ün tarih kongreleri ile 1930'larda ortaya çıkardığı bu gerçek, maalesef Milli Şef İnönü döneminden itibaren rafa kaldırılmıştır.

Sonraki yıllarda HALİKARNAS BALIKÇISI tarafından tekrar dile getirilmiş ise de; bizim Batı hayranı sola mütemayil tarihçilerimiz tarafından önemsenmemiştir.

Artık pek çok Batılı yazar medeniyetin ANADOLU'da, MEZOPOTAMYA'da başladığını, oradan MISIR'a ve EGE'ye yayıldığını, her iki kanaldan da ADALAR'a atladığını, sonra YUNANİSTAN'a ve ROMA'ya intikal ettiğini kabullenmektedir.

Bunun MEZOPOTAMYA-MISIR-EGE-ADALAR- YUNANİSTAN kısmı, zaten HERODOT'un çizdiği hattır... Hatta Herodot, bazı Libya kabilelerinin kendilerini TROYALI saydıklarını söyler!.. (27)
Bunlar herhalde M.Ö. 800'lerde Karadeniz'den Ege'ye, oradan da Mısır'a yayılan TÜRKLER'dir.

Derleme T.Türkkan

(17) - İlliade-Odyssee, Paris, 1965, sf. l27,132
(18) - aynı eser, sf.808
(19) - Herodotus, Oxford, 1949, sf.25,26,134
(20) - aynı eser, sf. 135
(21) - Pauly-Wissowa, Realencyclopade der Klassischen Altertumsvissen- shaft, 
Stuggart, 1948 , sf.1910
(22) - Powell, J. Enoch, Herodotus, Oxford, 1949, cilt 1, sf. 75
(23) - "Geographie de Strabon", Paris, 1867, sf. 366
(24) - "Greece et Proche-Orient avant Homere", Bruxelles, 1968, sf. 41
(25) - Realencylopaedia, Tyrrhen maddesi, sf.1909
(26) - "Prelydiens, Hittites, Acheens" Paris, 1958, sf.21
(27)- Herodot Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1973, sf. 287



________________________________



Türk‟ün Adı ve Adları : T+R

“Türk” adının çeşitli şekillerini, tarih boyunca değişikliklerini, Türklere takılan farklı adları ve anlamları iyi anlaşılmadığından karmakarışık isimler yanlış sonuçlar vermiştir. Türk‟ün “TRK” adı tartışmalı bir konudur. 

Önceleri bunun ancak 6. yüzyılda Gôktürklerle başladığı sanılmıştı. Çinli‟lerin “T‟ukü-e” (Tukyu) şeklinde yazmaları okunup da, ardından Orhun yazıtlarının çôzülmesiyle, asıl adın “Kôk-Türük” (Gôktürk) olduğu ortaya çıkmıştı.

Ancak, “Türk” kelimesinin çekirdeğini oluşturan “T+R”, bazen de “T+R+K” (veya sadece “T+K”) sesinin daha eski kayıtlarda keşfedilmesi bu adın 6. yüzyıldan ônce de kullanılmakta olduğunu gôsteriyor. 

Bu eski izi, M.Ö. 1400‟lerde de yakalıyoruz: Türk‟ler Orta Asya‟dan doğrudan doğruya (veya Sümer ilinden geçerek) ônce Kars civarlarına gelmişler, sonra Ege kıyılarına kadar gôçüp, orada denizci bir toplum haline gelerek Akdeniz‟e iyice açılmışlardır. Mısırlılar onlardan tarihlerinde, “başlarında tüyler takılı “Turuşka” deniz savaşçıları” diye bahsetmişlerdir. 

Hintliler bugün bile Türklere “Turuşk” ve “Turuhka” dediklerine gôre Mısırlıların M.Ö. 1400‟lerde kullandıkları “Turuşka” adının “Türk” kelimesinin bir şekli olduğunu kabul edebiliriz. Ön Asya çivi yazılarında da var.

Türşka‟kaların bir başka gôçü İtalya‟nın kuzey-batı bôlgesine yerleşen ve M.. 800‟lerde ünleri iyice parlayacak olan “Etrüsk”lerdir. Sonradan Romalıların taktıkları, kelime başı harflerini atarsak, “(E)Trüsk” kavim adıyla ve soykütükleri olan (R asena-Asena) bozkurt totemiyle karşı karşıya kalırız. 

İşte bu “TRSK” adı, “TURUŞKA” gibi, Türk adının en eski izidir. Etrüsk‟ün İtalya‟daki diğer izleri de hep (E) ile değil (T) ile başlar: yaşadıkları toprakların adı “Tuskan” idi (bugün de “Tuscany” denir). Kıyılarıyla başlayan denizin adı -bugün de- “Tirhen”dir. “Tirsen” ve “Turski” adlara da rastlıyoruz.

Çin‟e girip, Çinlileri M. Ö. 1100‟den 400‟lere kadar yôneten Türk kôkenli u/Su/eu sülalesinin yıllığında ve Hintli Aryen‟lerin “Avesta” destanlarında “T+R”li kavim adları vardır.

Çin kayıtlarında M.Ö. 1100‟lerden itibaren ve ôzellikle M.Ö. 1328‟de kuzeyli kavimler arasında gôsterilen Tu-Kue, “Tik” ve “Ti”lerin de “Türk”-Tu-çüe‟leri ifade ediyor olabilir. Sinolog L. K. Katona‟nın 1966‟da Sinologların Uluslararası Kongresinde verdiği bir tebliğde, Çin alfabesineki “r” harfinin eksikliğini bir kere daha -ôrnekleriyle- kanıtlamıştır. 

“T” ile başlayan çeşitli “kuzey boylarının”, sonunda hangi ekler gelirse gelsin, “T+r” şeklinde okunması doğrulanmış oluyor. “Ti” ve Tik‟in bir başka şekli de in arşivlerinin Toba (Topa)lardan sôzeden kısmında Tu-Ku oymağının ve Hyung-nu hanedanının Tu-Ko menşeinin “r” ile okununca “Turka” adı ortaya çıkıyor.

Türkistan‟ın Semerkant yakınlarında “Tukhs” ve Tukhsici” adındaki kôyler (YAQUİ, I, 828), Eşgil Bulgarlarının “Tukhsi” olarak anılması (İbn Fadlan 221, 222) Gene Çin‟de, De Groot‟un sôzünü ettiği “Tok-sin” ile “Tik”lerin bir kolu olarak gôsterdiği (28-29) “Tso”lar, Sarı Yugar Türklerinin Kansu‟da “Türgüş” ve “Togşı/Tukhsi” boyları (ZVT, 433, not 164) “r”li “r”siz telaffuzuyla “T+S+K” isim şekillerinin ne kadar yaygın olduğunu gôsteriyor.

Yunanlılar çağında da bôyle izler buluyoruz: M.Ö. 480‟lerde yaşamış olan ünlü tarihçi Herodot‟un, “yurkae” ve “targitoes” diye yazdığı adın, 2. Plinius ile P. Mela‟da “turkae” şeklinde geçmesi, artık açıkça “Türk” adını çağırıştırıyor. Truvalılarda “Tenkri‟ler” boy ismine rastlanıyor. Truva‟da ilk tabakalardaki halkın Türklerle akraba (Pelaj‟lar) tahmin ediliyor. Doğrudan doğruya Pelajlarda da “Turxum” şeklinde bir isme rastlıyoruz.



Prof.Dr.Reha Oğuz TÜRKKAN
TÜRKLER - CİLT 1 - pdf


_____________________________________



The “fifteen achievements” E. Akurgal gathers in his book titled “The Aegean. Birth of Western Civilization” under the section referring to “The Importance of Eastern Hellenic Art and Culture in World History”; inessence, is a summary of the artistic and cultural superiority of the “Eastern Greeks” over the “Western Greeks”. 

My only disagreement with this statement is the use of the terminologies “Eastern Greek” and/or “Eastern Hellenic”. The Hellenic character of the Ionians doesn’t be based on the historical documents; instead it bases on the myths fabricated with the nationalist view in Athens, seven hundred years after the immigrations, in the 5th century.

It is obvious that themyth is not the history. The perception of the Ionian land as a part of the Hellenic land is because of the same myth. It was a tale of “colonisation” of the Hellenic people won by war, on the mid-west Anatolian costs and the nearby islandsby the leadership of the Athenians after the barbaric attacks of the Doric people. If it was a true story, Ionians who werethe creator of the western civilization, had to bring with them from Hellas their culture and art as well; however all thearchaeological evidences prove just the opposite of it. 

Although the pottery tradition was accepted as the most importantstandpoint, just like their sculpture and architecture, Ionians are not indebted to Hellas their pottery tradition as well.Ionians owe their Gods and Goddess, their script, their cultural and intellectual achievements to Anatolia. 

The archaeological evidence on about the identity of the Ionians has already been proved with a recent find in Egypt, by aninscription mentioning “Great Ionia” dated at least two hundred years before the migration. Therefore, it is the time questioning the definition of the “Hellenic identity” of the Anatolian civilizations with the scientific documents and evidences...


Prof.Dr.Fahri Işık : devamı



_____________________________________
_____________________________________


BİLGİ GÜÇTÜR
KNOWLEDGE IS POWER 
Francis Bacon (1561 -1626)

______________________________________
______________________________________