çingiz garaşarlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çingiz garaşarlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2016 Cumartesi

Priamos'un ölümü



Öğrenmek istersin sanırım yazgısını Priamus'un da;
Görünce yeniden, düşman elinde ülkesini, yıkılan
Kapılarını konağının, odalarına girdiğini saldırganların,
Kuşanır bir daha kullanamayacağı pusatları boşuna,
Güşsüz yaşlı, asar kılıcını titreyen omuzuna,
Atılır düşmana, yürür ölümün üstüne korkusuz.

Konağın ortasında, açık, göğün altında, büyük
Sunak, sunağın yanında yaşlı defne, eğilmiş
Dallarıyla Penatları çevreleyen, örten, gölgeleyen.
Toplanmış orada kızlarıyla Hecuba, çevremiş sunağı,
Azgın, karanlık fırtınadan kaçan güvercinler gibi,
Sokulmuşlar birbirlerine, oturmuş, sarılmışlar tanrı
Yontucuklarına. Görünce Priamus'u, gençken taşıdığı pusatla
Donanmış, dedi ki Hecuba: "Ey mutsuz kocam, nedir bu
Çıldırdın mı? Nereye? Ne yaparsın kuşandığın pusatlarla?
Ne yardımın var ne savunman bu durumda, geçmiş
O günler, yaşasa yetmezdi gücü oğlun Hector'un bile,
Gel buraya. Ya sunak kurtarır hepimizi ya sen de ölürsün bizimle." 
Çekti kendine doğru kocasını,
Bunları söyleyince, götürüp oturttu kutsal yerde.

İşte Pyrrhus'un ekinden ölümden kurtulan Polites,
Priamus'un oğullarından biri, oklar, yavılar arasından,
Sıyrılan, uzun kemer gediklerinden , boş avlulardan
Geçen, yaralı, seğirtir ardından azgın Pyrrhus,
kudurgan, tutup eliyle saplamış ona kargısını.
Varınca babasının anasının yanına yıkıldı yere,
Kanlar boşalmış ağzından, ayrıldı yaşamdan.
Tutamadı kendini, ölümün eşiğinde duran Priamus,
Ne sesini kesebildi, ne öfkesini yenebildi, bağırdı:

"Ey gözü dönmüş, eli kanlı, azgın, kıyıcı
Ettiğinden bulasın tanrılar önünde, işlediğin suçlar
Görülürse göksellerce görürsün gününü, çekersin
Öldürdün oğlumu gözümün önünde, gösterdin bir babaya
Oğlunun kanını, sıçrattın yüzüne, alırsın şimdi
Uygun ödül. Böyle yapmadı, oğlu olduğunu
Söylediğin Akhilleus, düşmanı Priamus'a, böyle
Davranmadı, yakaran kişiye kıymadı, uydu tüzeye,
Gömülsün diye Hektor'un kansız ölüsünü bana gönderdi."


Bunları dedi yaşlı fırlattı oku güçsüz
Eliyle, çarpıp tunca tısladı etkisiz ok, asıldı
Kaldı kalkanın ortasında temren. Dedi ki Pyrrhus:

"Öyleyse ilet babam Akhilleus'a sakın unutma
Bu kötü başarımı, Neoptolamus'un ne denli sıkıştığını
Söylemeyi de. yeter artık, şimdi sen de ölüver,"

Söyledikten sonra bunları sürüklediği sunağa doğru
Titreyen, oğlunun kanları üzerinde kayan yaşlı
Adamı, sol eliyle tutup saçlarından sapladı sapına
Değin sağ eliyle parlayan kılıcı hızla böğrüne.
Böyle sonlandı Priamus'un yazgısı, İlium'un çöküşü,
Öldü görerek yalımlar içinde yanan Troya'yı,
Yıkılan Pergama'yı, nice ülkenin, Asya'nın egemeni.
Şimdi deniz kıyısında yatan, başı omuzlarından
Ayrılmış kim olduğu bilinmeyen ölü gövde...


AENEAS - VERGİLİUS
2:506-558




Eski Türk Ulus Adı ve Bulunduğu Eski Kaynak
___________________________________________

Tiras                İskandinav kaynaklarında Traklar ve Türkler
Tir-s, Turis                                 Hazar kaynaklarında Türkler
Tirsen                                                            Yunanca Etrüskler
Turski                                                          Latincede Etrüskler
Truse                                    Avrupa kaynaklarında Truvalılar
Trausi                                       Avrupa kaynaklarında Traklar
Turşa                                        Mısır kaynaklarında Truvalılar
Turuşka                                                     Sanskritçede Türkler
Tursili                                    Ermeni kaynaklarında Turanlılar
Tarh, Tark                 Çeşitli kaynaklarda Türkler ve Etrüskler
Turki, Turukki, Turukka               Sami kaynaklarında Türkler
Turyana, Turan, Troya, Truva   Çeşitli kaynaklarda Türkler ve Truvalılar


Türkiye topraklarına Türklerin ilk olarak Orta Çağ'dan başlayarak yerleştiğini ileri süren görüş ile 7. ve 15. yüzyıllar arasında yaşamış Avrupalı tarihçilerin verdikleri Truva'nın Türk yurdu olduğu bilgisi arasında açık çelişki ortaya çıkmaktadır. Truvalıların kökeniyle ilgili bu bilgiler gerçekte yalnız Truva'nın değil, Akdeniz Bölgesinin büyük bir kesiminde yaşamış ulusların tarihiyle ilgili yeni gerçekleri ortaya koymaktadır.

Bu gerçeklerin önemli bir sonucu, Yeni Çağ'dan önceki üçüncü binyılda Küçük Asya da denilen Anadolu'da Truva kentini kuran toplumla Yunanistan'ın, İtalya'nın ve komşu ülkelerin ilk ulusları olan Pelasgların, kısaca Traklar da denilen Trakyalıların ve Etrüsklerin aynı soydan olduklarının ortaya çıkmasıdır. Bu ulusların da türk kökenli oldukları, bir yandan Avrupa'nın eski tarih kaynaklarında görülmekte, öte yandan yapılan bilimsel  araştırmalarından anlaşılmaktadır.

Eski İskandinav kaynaklarında Truva'dan Avrupa'nın kuzeyine geldiği belirtilen ulusun hem Truvalılar hem de Türkler diye anılması, onların aynı ulus olduğunu belirten çok önemli bir kanıttır. Örneğin, "Yerin Tanımı" adlı coğrafi kaynakta Asya'dan (Anadolu) gelmiş Türklerin kuzey ülkelerine ulaştıkları yazılıdır. Aynı kaynakta bu ulusun önderinin Tor'un oğlu Odin olduğu da bildirilmektedir.

"Skioldinglerin (Skjoldinglerin) Kahramanlık Öyküsü" ve Snorri Sturluson'un "Küçük Edda" adlı yapıtı gibi 12.yüzyılda yazılmış başka kaynaklarda söylendiğine göreyse, Truva Hakanı Priam'ın ulusu Odin'in önderliğinde Asya'dan (Anadolu) Avrupa'nın kuzeyine göç etmişlerdir.

Truva'nın Türklerle olan ilişkisi daha 7.yüzyılda yazılmış Fredegar Günlüğünde (Kroniğinde) ve 12.yüzyılda yazılmış Gesta Francorum adlı yapıtta anlatılıyordu. Fredegar Günlüğüne göre, Truva Savaşı'ndan sonra ülkenin düşmesi sonucu Türkler ve Franklar bölgeden kaçmışlar, Franklar Panonya (Macaristan) ve Ren bölgelerine, Türkler ise Saka (İskit) yurtlarına yerleşmişlerdi.

Tarihçi Nicole Gilles Türklerin Truvalı Turkosların soyundan geldiğini konuyla ilgili çalışmasında anlatmaktadır. 12.yüzyılda yaşamış tarihçi Tyreli William da Türklerin Truvalı olduğunu ve onların ataları Turkosların Saka yurtlarına göçünü yazmaktadır.

14.yüzyılda yaşamış tarihçi Andrea Dandalo, Türklerin Truva Hakanı Priam gibi Turkos soyundan geldiğini bildirmekle birlikte, ayrıca Türklerin Kafkaslardan geldiğini de yazmıştır.

Dominik Papazı Florasanlı Antoninus da günlüğünde Türklerin Truvalı Turkoslarla aynı ulustan olduğunu dile getirmiştir. Aynı bilgileri Bracciolini, Poggio, İsidor, Ficcino gibi Avrupalı ve öteki tarihçiler de bildirmişlerdir.

Alman tarihçi Felix Fabri ise Truvalı Türklerin tarihini Priam'ın döneminden Truva'nın daha eski çağlarına, Truva Prensesi (Ecesi) Hesione'nin oğlu Tevkrin (Teucer-SB) dönemine değin götürmektedir. Felix'e göre, Truva'nın düşmesinden sonra Hektor'un oğlu Franko'nun yönetimi altındaki Truvalı göçmenler öncelikle Almanya'da eski Frankoniya çevresine gelmişler, birçoğu Ren Irmağını geçmiş ve bugün Fransa denilen ülkeye yerleşmişlerdi. Yine Felix'in yazdığına göre, Turkos'un yönetimindeki geri kalan kesim ise, Asya'daki Saka ülkesine yerleşmişti.

İspanyol tarihçi Pero (Pedro) Tafur 1437 yılında İstanbul'a geldiği sırada Bizanslılar (Doğu Roma-SB) arasında "Türkler Truva'nın öcünü alacaklar" sözünün dolaştığını yazmıştır.

Giovanni Mario Filelfo, Amyris adlı koşuk biçimli yapıtında 2.Mehmet'in yaşamını ve utkularını (zaferlerini) anlatırken, onun soyunun Truvalılarla yakınlığını öne çıkarıyor ve Sultanın Rumlar karşısındaki utkusunu doğruluğunu üstünlüğü oalrak niteliyor. Onun düşüncesine göre, Türkler İstanbul'u alarak eskiden Truva'yı ele geçiren Yunanlılardan öç almışlardır.

İstanbul'u alan Fatih Sultan Mehmet Truva'nın tarihini biliyordu. O, 1462 yılında Midilli Adası'nı alırken, Çanakkale'deki eski Truva kenti ören yerine gelerek kahramanların gömütlerini araştırmıştı. Truva ile ilgili bütün yazılanları bilen Fatih Sutlan Mehmet Truva ören yerinde başını aşağı eğerek aşağıdakileri söylemişti:

"Allah beni bu ilin ve ulusunun dostu olarak bugüne değin koruyup sakladı. Biz bu ilin düşmanlarını yendik ve onların yurtlarını aldık. Yunanlıların biz Asyalılara karşı yaptıkları kötülüklerin öcünü, aradan uzun süre geçmesine karşın onların torunlarından aldık."

Fatih Sultan Mehmet'in söylediğinden de anlaşıldığı gibi, o İstanbul'u almasını ele geçirme değil karşılık verme olarak görmüş ve eskiden Rumların ele geçirdiği bu yurdu geç de olsa kurtardığını dile getirmişti.

Eski Yunanlılar gerçekte yalnız Truva'yı değil, önceleri Pelasgiya (Pelasgia) denilen şimdiki Yunanistan'ı da ele geçirmişlerdi. Doriler denilen bu yayılmacıların şimdiki Yunan topraklarına MÖ.2.-1.bin yıllarında geldikleri tarihsel bir gerçekliktir.

Eski Yunanlı tarihçi Heredot, Yunanlılardan önce Ellada'da (Kuzey Yunanistan) Pelasgların yaşadığını ve ülkenin onların adıyla Pelasgia diye anıldığını yazmaktadır.

Eski Yunanlı tarihçi Ksenofon ise, eski Yunanlıların Ellada'ya gelmesinden söz eden bir öyküsünde, o sırada burada yabancı bir dilde konuşanların yaşadığını belirten aşağıdaki olayı anlatır.

"Yunanca konuşan on bin kişilik bir topluluk, Balkan Dağlarından Struma veya Vardar Dersini izleyip güneye doğru ilerleyerek kendileri için daha iyi bir yurt arıyorlardı. Onlar birden karşılarında kendilerinin ve atalarının hiç görmediği büyük bir su gördüler. Şaşkınlık içinde yerlilere bunun ne olduğunu sordular. Yerlilerse şaşkınlıkla onlara gördükleri suyun thalassa (deniz) olduğunu söylediler. Böylece, thalassa sözcüğü aynı zamanda Yunan diline de girmiş oldu."

Böylelikle thalassa sözcüğü, ülkenin önceki yerlilerinin dilinden alınıp eski Yunan diline aktarılarak oluşturulan büyük sözcük kümesine eklendi. Sözcüğün kökeni Tala'dır ve öteki Hint-Avrupa dillerinde deniz anlamına gelen böyle bir sözcük yoktur. Ancak deniz anlamına gelen aynı kökten türemiş Talay sözcüğü eski Türk ve Moğol dillerinde vardır.

Pelasg Ulusunun kökenine gelince, eski tarihçilerin Pelasgları Tirrenlere veya Tirsenlere (Etrüsklere) yakın sayması, onların Hint-Avrupa kökenli değil, tersine Truvalı Etrüsk soyundan olduğunu gösterir.

Eski Yunanlı tarihçi Dionysius Halicarnassus veya Halikarnaslı Dionysios, Tirrenlerin ve Pelasgların aynı ulus olduğunu yazmıştır. 5.yüzyılda yaşamış Yunanlı tarihçi Lesboslu (Midilli) Helanik (Hellanicus) ise Tirsenlerin önceleri Pelasglar diye anıldığını ve Yunanlıların yayılmasından sonra bir bölümünün İtalya'ya göç ettiğini yazmıştır.

Limni Adası'nda ortaya çıkarılan Pelasg yazıtı da Pelasg ile Tirsen veya Etrüsk dillerinin aynı dilin yalnız değişik söyleyişleri olduğunu gösterir.

Görüldüğü gibi, eski Yunanlı tarihçilerin verdikleri bilgiler ne Truva'nın ne de Yunanistan diye anılan ülkenin en eski dönemlerde Yunan toprakları olmadığını, Yunanistan'da Truvalılar ile aynı soydan olan Pelasgların, Tirsenlerin ve Trakların yaşadığını göstermektedir.

Yunanistan'a ilk yerleşen Pelasgların, Truvalıların, Trakların özel ad varlıklarında eski Türk adları bulunmuştur. Belirlenen bu adlar ile ayrıca eski Avrupa kaynaklarının verdikleri bilgiler, aynı kökenli Truva, Trak, Pelasg ve Etrüsk dillerinin konuşulduğu Anadolu, Yunanistan ve İtalya sınırları içinde Truvalıların kökeni sorununun, bölgesel olarak incelenmesi gerekmektedir.


Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı, Azerbaycan
Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler
Kömen Yayınları



The first Indo-European tribes, settled in the Mediterranean basin during the second millennium B.C., inherited the highly developed culture of the early inhabitants of the region. The problem relating to the languages of the early Mediterranean peoples has remained unsolved, although this issue has been researched during the last 500 years. Key languages have been examined from all over the world: Aramaic, Hebrew, Greek, Latin, Hittite, Lydian, Coptic, Chaldean, Egyptian, Celtic, Gothic, Albanian, Basque, Abhaz, Old Norse and many others.

The Etruscan writings, the mythological names of Greece, Rome and Troy, the substratum in Old Greek, Latin and other ancient languages, preserved some information about the origin of the aboriginals require interpretation. In relation to the origin of the Mediterranean aboriginals there is a great discrepancy between antique traditions and the opinions of European linguists. According to the authors of antiquity, the Thracians, Pelasgians, Trojans and Etruscans were all kinsmen. 

Thracians and Trojans have a close relationship in the «Iliad». As K.Blegen writes, the Trojans were part of the Thracian tribes who came to Troy during 3000 to 2500 B.C. from Eastern Europe . The name Dardan, the legendary forefather of the Trojans, reveals the Dardanian origin of the Trojans. The Dardans were one of the biggest Thracian tribes. To Apollodoros, Dardan was the grandfather of Tros, the legendary founder of Troy.

As for the Etruscans, ancient traditions indicate that they are descendants of the Trojans, who came to Italy after the collapse of Troy. The collapse of Troy coincides with the time of the appearance of the Trojans (Tursha) together with other sea peoples in Egypt  – the 13th century B.C. Simultaneously they migrated to Italy. They were the same Tirsens, described by Herodotos, to have migrated to Italy from Asia Minor as a result of famine . These Tirsens, according to Dionisi Halikarnaski, a Greek historian, were the Pelasgians. According to him, Tirsens (or Tirrhenians) and Pelasgians were the same nation . This idea is shared by Helanik of Lesbos, a 5th century Greek historian, who informs us that the Tirsens were initially called Pelasgians and, after the Greek occupation in Greece, some of them went to Italy .

Thucydides, an old Greek historian, thought differently. To him, the Tirrhenians formed a greater ethnical union,the Pelasgians being only part of them . 

The idea of Etruscan - Pelasgian kinship in our times was supported by some linguists, who discovered a close relationship between the Etruscan writings and the writings found on the island of Lemnos which was once settled by the Pelasgians. They possess only some dialectal differences .

Thus, the Thracians, Trojans and Etruscans on the one hand and the Tirsens (Etruscans) and the Pelasgians on the other appear to be ethnically interrelated. However, some European linguists, not taking into account the traditions of antiquity, have tried to relate the Thraco – Pelasgians to the Indo-Europeans. Neglecting the information of D.Halikarnaski, Helanik de Lesbos and Thucydides about the Pelasgo - Tirsenian kinship, they isolated the Pelasgians from the Tirsens as Indo-Europeans, while the latter was considered to be of unknown origin. They also neglected the commonly known relationship between the Etruscan (Tirsenian) and Pelasgian writings, thereby excluding the Indo-European origins of the latter.

Contradiction is also revealed in relation to Thraco – Trojan languages. These two peoples, mentioned in the «Iliad» and in other sources of antiquity as being kinsmen, are referred to as originally different peoples – the Thracians as Indo-European, but the Trojans as non – Indo-European. 

Neither the information of old Scandinavian sources about the Turkic origin of the Thracians and the Trojans, nor the Turkic elements discovered in the Etruscan language, were given due attention by linguists. They associated these Turkisms with contacts between «Asian» Turks and the old inhabitants of Asia Minor, where the ancestors of the Etruscans had settled . Could there have been any Etruscan – Turkic contact if the first Turks are alleged by European researchers to have appeared in Asia Minor in the Middle Ages?

The ancestors of the Etruscans, known to have left Asia Minor in the first millennium B.C., could not possibly have had any contact with the Asian Turks of the Middle Centuries. The truth is that the Etruscans themselves were Turkic by origin like their Trojan ancestors, who are referred to as Turks in old Scandinavian sources.

The exclusion of the Turks from Mediterranean civilizations is connected with traditional theory, according to which the motherland of the Turks is Central Asia. However, this view is incompatible with the results of the Nostratics, which revealed the kinship of different language families of Eurasia and Africa. 

According to this branch of linguistics, at some time in the dim and distant past, mankind shared a single language. This became split into different dialects and changed over long periods of time. Fore Asia is considered the cradle for Nostratic languages (IndoEuropean, Semitic, Uralic, Turkic, Caucasian, etc.. This has been proved by the discovery of lexico-grammatical features common to these languages. For instance, the personal pronouns mon, ton, son («I», «you», «he») in the Mordva (Uralic) language and the possessive pronouns mon, ton, son («my», «your», «his») in French are evidently of the same origin . To them can be added the Turkic men, sen («I», «you»), Georgian me, shen («I», «you»), etc....

Turkic languages have an evident relationship with the Nostratic (Indo-European, Uralic, Semitic, etc.) languages.They cannot be isolated from the history of Western civilizations, in particular, from those of the Mediterranean basin. The theory about the Central Asian origins of the Turkic languages contradicts their distant relationship with the Indo – European, Semitic and other languages. Like other Nostratic peoples, the Turks have migrated to different parts of Eurasia. Only some of the Proto-Turks migrated to the East, whilst others, concretely those of Thraco-Trojan origin, could have initially settled somewhere between the Caucasus and the Mediterranean basin independently from the Asian Turks.

The English scientists I.Lloyd and G.Child maintained that the Turks, who settled in the basin of the Tigris and Euphrates in the 12th millennium B.C., took an active part in the creation of world civilization . One of these was the Etruscan civilization. 



The Greek and Italic languages of the Mediterranean basin are known to have been preceded by those of non – Indo-European origin, previously not identified by linguists. Indo-Europeans are considered to have arrived from Eastern Europe. The arrival of the first Hellenic people has been described by Xenophon so: 

«Some ten, or maybe fifteen centuries before the march of the Ten Thousand a band of Greek-speaking people made their way south out of the Balkan Mountains, down the Struma or Vardar valley in search of a more comfortable home. Suddenly they saw in front of them an immense amount of water, more water than they or their ancestors had ever seen before. In astonishment, they contrived to ask the natives what it was and the natives, rather puzzled, said, «why, thalassa, of course». 

So, «thalassa» it remained, after nearly all the other words in that language had perished . This story reveals that the pre-Hellenic people of Greece spoke quite a different language in which thalassa meant «sea». It was adopted into the Greek language. Thala, which is not observed in the Indo-European languages, is consonant with the Old Turkic talay («sea», «ocean») . The word talaz («wave», «waterspout»), in modern Turkish language, is of the same origin . It originates from early Turkic languages of Asia Minor. Despite Kitto’s statement thalassa (thala-ssa) was not the only native word left in Old Greek, native Pelasgians had left a whole group of their words, known as the pre-Greek substratum, covering both onomasticon and vocabulary. A significant part of them has been discovered to be Turkic by origin. 



Prof.Dr.Garasharly Chingiz, Azerbaijan
The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin

_________________________
_________________________

30 Nisan 2016 Cumartesi

Truva - Etrüsk - Kimmer



Türkiye topraklarına Türklerin ilk olarak Orta Çağdan başlayarak yerleştiğini ileri süren görüş ile 7.-15.yüzyıllar arasında yaşamış Avrupalı tarihçilerin verdikleri Truva’nın Türk yurdu olduğu bilgisi arasında açık çelişkiyi ortaya koymaktadır. Truvalıların kökeniyle ilgili bu bilgiler gerçekte yalnız Truva’nın değil, Akdeniz Bölgesinin büyük bir kesiminde yaşamış ulusların tarihiyle ilgili yeni gerçekleri ortaya koymaktadır.

Bu gerçeklerin önemli bir sonucu Yeni Çağdan önceki üçüncü binyılda Küçük Asya da denilen Anadolu’da Truva kentini kuran toplumla Yunanistan’ın İtalya’nın ve komşu ülkelerin ilk ulusları olan Pelasgların, kısaca Traklar denilen Trakyalıların ve Etrüsklerin aynı soydan olduklarını ortaya çıkmasıdır. Bu ulusların da Türk kökenli oldukları, bir yandan Avrupa’nın eski tarih kaynaklarında görülmekte, öte yandan yapılan bilimsel araştırmalardan anlaşılmaktadır.

Eski İskandinav kaynaklarında Truva’dan Avrupa’nın kuzeyine geldiği belirtilen ulusun hem Truvalılar, hem de Türkler diye anılması, onların aynı ulus olduğunu belirten çok önemli bir kanıttır.


… eski Hellenli tarihçilerin verdikleri bilgiler ne Truva’nın ne de Yunanistan diye anılan ülkenin en eski dönemlerde Yunan toprakları olmadığını, Yunanistan’da Truvalılar ile aynı soydan olan Pelasgların, Tirsenlerin ve Trakların yaşadığını göstermektedir. Yunanistan’a ilk yerleşen Pelasgların, Truvalıların, Trakların özel ad varlıklarında eski Türk adları bulunmuştur.


“…Akdeniz Bölgesindeki Türk Uygarlık tarihinin milattan önceki üç bin yıldan çok daha gerilere dayandığı…”

Truvalıların taşıdıkları Priam, Alber, Askan, Dardan, Eney gibi onlarca eski Türk kişi adları…Truvalılarla aynı soydan gelen Etrüsklerin yazıtlarının eski Türk dillerinde okunması….

Geçmişten beri Türklerin yurdu olmuş Anadolu’yu Türk hakanları ele geçirmemişler, tersine onu özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. 1930’lu yılların ünlü dil bilimcisi N.Y.Marr, eski çağlarda Akdeniz kıyılarında Yunanlılar ve Romalılardan çok önceleri Türklerin yaşadığını, buralarda Yunanca ve Latinceden daha önce Türkçenin konuşulduğunu söylerken, hiç kuşkusuz Truvalılara, Etrüsklere ve Yunanistan’a ilk yerleşen Pelasglara değinmiştir.


"Gargaria in İtaly is close to Metapontium (Metapontum)"


Kimmer – Gargarya

İtalya’nın eski özel adlarındaki Türkçe kökenli ögelerin özellikle ilgi çekici olanları Kimmer (Cimmerium) ve Gargarya yer adlarıdır. Eskiden İtalya’nın güneyinde Gargarya adında bir kentin varlığı ancak, “Truvalılar” bölümünde anlatılan Truva ülkesindeki “Gargar” kenti adını Truvalıların İtalya’ya getirmesiyle açıklanabilir. Eski Truva kenti yakınlarında Gargar adlı bir kentin bulunması ve Anadolu’da Gargar adlı bir ulusun yaşamış olmasıyla ilgili Strabon’nun verdiği bilgiler bu göçü kanıtlamaktadır.


Eski Kimmer (Cimmerium) kentiyse Etrüsklerin yerleştiği İtalya’nın Kampanya (Campania) Bölgesinde bulunuyordu. Kimmerlerden günümüze ulaşan soy kütüğünde, onların Bulgarın ulu atası sayıldığı anımsanınca, İtalya’nın eski özel adlarında Bulgar-Çuvaş kökenli ögelerin kaynağıyla ilgili açık bir düşünce oluşmaktadır. Aşağıda görüleceği gibi, Etrüsk yazıtlarında düzenli bir biçimde kendini gösteren Çuvaş diline özgü seslerin (ünlülerin) simgeleri de Kimmer- Bulgar ögesinden doğmaktadır. Üstelik Çuvaş Türk dili, Bulgar Türk dil kümesinde bulunmaktadır.


Görüldüğü gibi, araştırmalar İtalya’nın eski özel adlarında çok sayıda Türkçe söz varlığını açığa çıkarmıştır. Kimer, Gargar, Sikel, Elim ve birçok başka boy, ulus adlarının Türk uluslarının özel adlarında bulunduğu iyi bilinmektedir. Bu boy birliklerini oluşturanlar, İtalya’da Etrüsk Uygarlığını ortaya çıkaran Pelasg ve Truvalı Türk kökenli boylardı. Onlar yalnızca İtalya’nın özel adlarına değil, Latincenin söz varlığına da izlerini bırakmışlardır. Dil biliminin belirlediği izlere göre, eski Romalıların Latincedeki iliği çekici birçok Türkçe kökenli ögeyi Etrüsklerden ve belirtilen öteki Türk uluslarından aldıklarına hiç kuşku yoktur.


Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı
Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler
Kömen Yayınları,2015


Homer ve Strabon

“Vardılar hayvanların anası, kanyağı bol İda’ya, Gargaron’daydı Zeus’un tapınağı, kokulu sunağı.” Homer-İlyada: 8;48

“Here dosdoğru yürüdü Gargaros doruğuna, İda’nın en yüksek tepesiydi bu,” Homer-İlyada: 14;292

“İki tanrı fırladı uçtu, Vardılar canavarların anası çok pınarlı İda’ya, Gargaron doruğunda oturur buldular iri gözlü Kronosoğlunu, Güzel kokulu bir bulut dolamıştı başını, çepeçevre.” Homer-İlyada: 15;152


“Homeros Lekton ve Zeleia’yı İda dağının en uç etekleri olarak tanımlarken, bir taraftan da gerçeği yansıtarak Gargaros’u bir “zirve” olarak ayırt etmektedir. Gerçekten de halk İda’nın yüksek kısımlarında Gargaron denen bir yer gösterir ki buna izafeten bir Aiol kenti olan şimdiki Gargara adını buradan almıştır.” Strabon-Geographika:13;5

“Assoslular ve Gargaralılar şimdi, Hamaksitoslular, Neandrialılar ve Kebreneliler ve Antandrosluların topraklarıyla çevrili bulunan, Lesbos’un kıyılarına kadar uzanan bölgelere sahiptirler.” Strabon-Geographika:13;51

“Lekton’dan sonra kırk stadialık uzaklıkta bulunan Polymedion’a gelinir; sonra buradan seksen stadialık uzaklıkta, denizden biraz yüksekte bulunan Assos’a ve yüz yirmi stadia sonra Adramyttenos körfezini oluşturan bir burun üzerindeki Gargara’ya gelinir; Lekton’dan Kanai’a kadar olan kıyıya bu isim verilir. Elaitikos körfezi de bunun içindedir. Gerçekten üzerinde Gargara’nın bulunduğu çıkıntıyla, üzerinde Aphrodision bulunan Pyrrha’ya kadar olan kısım Adramyttene’dir.” Strabon-Geographika:13;51

“Skepsis’den sonra Andeira, Pioniai ve Gargara topraklarına gelinir. Burada, Andeira civarında yandığı zaman demirleşen ve sonra bir cins toprakla bir fırında ısıtılınca yalancı gümüş elde edilen bir taş vardır ve buna bakır katarak, bazılarınca “dağ bakırı” denen karışım elde edilir. Buraları Assos dolaylarıyla birlikte Leleglerin işgal ettiği yerlerdir.” Strabon-Geographika:13;56

“Myrsilos, Assos’un Methymnalılar tarafından kurulduğunu söyler; Hellanikos da onu bir Aiolis kenti olarak adlandırır, tıpkı Gargara ve Lamponia’nın da Aiolislilere ait oluşu gibi: Gargara Assoslular tarafından kurulmuştu, fakat nüfuzu azdı, bu nedenle krallar Miletopolis’i tahrip ettiklerinde, Gargara’ya buradan göçmenler getirdiler ve böylece, Skepsisli Demetrios’a göre Gargaranın halkı, Aiolisliler yerine yarı yarıya barbar oldu. Homeros’a göre bütün bu yerler Leleglere aitti, bunlar bazıları tarafından Karialılar olarak zikredilmekle beraber, Homeros tarafından kesinlikle ayrı gösterilmişlerdir. “Kıyıda Karialılar, kıvrık yaylı Lelegler ve Kaukonlar”. Bu nedenle Lelegler Karialılardan ayrı bir halktır ve Aineias’a bağlı halkla Homeros’un Kilikialılar dediği iki halk arasında yaşamışlardır, fakat burası Akhilleus tarafından talan edilince Karia’ya göçerek bugünkü Halikarnassos dolaylarını ele geçirmişlerdir.” Strabon-Geographika:13;58 (Barbarlar: Hellence konuşmayan, kendilerinden olmayanlara verdikleri ad)

“Gargara ile Antandros arasında bir de Killaiaos dağı vardır” Strabon-Geographika:13;62

*

The Turks, like their distant Indo-European, Semitic, Caucasian and other relatives were born in Western Asia and left Mesopotamia many thousands of years ago. According to the English scientists S.Lloyd and G.Child, the Turanians, who settled in the basin of the Tigris and Euphrates ten to twelve thousand years ago, moved to Asia. The same can be said about the Indo-Europeans and other Fore Asian peoples, who migrated to different parts of Eurasia, thereby giving rise to modern language families.

Thus, the Turks who made up only part of the Turanian race settled in Central Asia cannot be considered Central Asians by blood. According to old sources, some Turanians who migrated Westward established the early Mediterranean civilization. They were those Turks who were considered by N.Y.Marr, a well-known Soviet linguist of the 1930s, to be pre-Roman, pre-Greek Turkic settlers of the Mediterranean coasts.

The book «The Turkic Civilization of the Mediterranean» is devoted to the study of the early onomasticon of the region and will reveal the secrets of the Etruscan writings, which contain the mysteries of the early Mediterranean civilization. The nation which later became the Etruscans was known under the name Tursci in Latin. This word is from the same origin as old Turuska, which denoted the old Turks in some ancient languages. The language of the old Turuskas discloses the mysteries of the Etruscan writings and of the early Mediterranean civilization, as a whole.

Now we can explain why the old Scandinavian sagas dealt with the Trojans and Thracians as Turks and why Thor Heyerdahl, a great scientist, wrote about the existence of the same civilization between the West and Azerbaijan- an old Turkic land. 



"Turkic origin of the Trojans and Thracians, old Turkic kings of Sweden and Norway and the conclusions of outstanding European linguists about the Turkic origins of the Etruscans."


Among the Turkic settlers of Italy there were the Cimmerians who, in the 1st millennium B.C., settled in the North Black Sea basin, Asia Minor, the Caucasus, North and South Azerbaijan, and in other areas. They may have migrated to Italy from Asia Minor. In İtaly there was a town by name of Cimmerium, in the province of Campania, inhabited mainly by the Etruscans.

The biblical Gomer, who personified the Cimmerians, is presented as the brother of Tiras, the first dweller of Thracia who, in old Scandinavian writings, is considered to be the ancestor of the Turks. 

The Cimmerians, personified in the «Bible» by Gomer, was also associated with the Turks, concretely with the old Bulgars. In numerous genealogical stories the Cimmerians (Kemari, Kimar) are presented as the ancestor of the Turkic Bulgars. This genealogy turns out to be consistent with numerous linguistic factors. One of them is the presence of Bulgarian elements amongst the Turkic anthroponyms of the Romans (Manli, Sevar, Vokil, Askan, Eney), ethnonyms (Sekel, Asile). [today Sekel Turks in Hungary-SB]

The second, but the most important factor, is the Bulgarian Chuvash dominance in the phonetics and morphology of the Etruscan language, which will be dealt with below. The term «Cimmerian» was the Greek form of the Turkic Gamar/Kamar, which can also be found on the map of old Italy – Kamerina/Kamarina, the name of a Sicilian town. Sicily seems to have been populated by proto-Turkic people densely enough to preserve the original form of the term «Cimmerian». It is not by mere chance, that Turkic names of this island are observed in unison: Sikel, Sikan, Elim, Erik, Kamar (ina), etc.

In different sources the Cimmerians (Kamars) are associated either with the Turks or with the Pelasgo-Thracians (Ionians). This theory is completely consistent with the idea of kinship between the Turks and the Pelasgo – Thracian peoples. For instance, the Cimmerians in an old Greek source are referred to as Yazon, a mythological person and known Pelasgian by origin.

A.Ustuner, a Turkish researcher, associates the Cimmerians with the Ionian culture. According to V.Sherbakov, the oldest settlers of the Mediterranean basin – the Lydians, Hannaneans, Trojans, Etruscans and Cimmerians, spoke related languages. Procopius, an old Greek author, was the first to describe the Cimmerians as being the ancestors of the Turkic Bulgars. The Turkic origin of the Cimmerians is indirectly told by a Byzantian historian, who refers to them as Utigurs, a branch of the Turkic Huns, who settled in the North Caucasus. A genealogical legend of the 17th century, recorded by Abul Gazi Bahadur in his work «Genealogy of the Turks», relates the old Turkic Bulgars to the Cimmerians (Kemari).

According to a Bulgar – Tatar legend, the Bulgars originated from the Kimar (Cimmerians) and the Alps. The former (Kimar) is the same Kemari, while Alp is presented as another ancestor of the Bulgars and opens a new chain of ethnic relationships – the relationship of the Cimmerians to the Albanians. Alp, like Kimar, and other genealogical images, must naturally personify a people and those are Albanians, whose name is known to consist of the Turkic alp/alb («hero»). The presence of the image of Alban in an old Bulgarian epic once more proves this fact. The Bulgars, as we know, are referred to as the Cimmerians in numerous legends.

The kinship of the Cimmerians and Albanians is also consistent with the information of the «History of Albania» of the 7th century. In this source the relatives of the Albanians are referred to the North, where the Cimmerians had been located from time immemorial. Besides, a legend of the 10th century, which deals with the migration of the three sons of Japhet – Alp, Kimer and Turk, refers to these ethnically related peoples – the Cimmerians, Albanians and Turks.

Not only in the Caucasus, but also in Italy, Kimer and Alp (Cimmerians and Albanians) appear side-by-side. According to Dante Alighier, a Roman author, there were two peoples of Trojan origin in Italy: the Romans and the Albanians.  


Gargar is an important ethnomym which ties the Mediterranean to the Turkic world. A town by the name Gargara was situated near Troy. A province under this name is mentioned in the «Iliad». To these can also be added an old Italian province by the name of Gargaria which is surely connected with the Trojan migration to Italy. As was mentioned above, the identical names - Gargar/Karkar were spread in the Turkic onomasticon as the names of tribes (Azerbaijan, Turkmenistan), mountains (Azerbaijan, Kazakhstan), and as a personal name in «Manas», a Kirghyz epic. 


The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin
By Prof.Garasharly Chingiz



"Cimmerian, is Asia or Europe, has one origin and idea, from the Phenician 'camar' or 'kimmer', to lour or blacken. The Tauric Cimmerium (now Capo di Santa Croce-Venezia) Pliny says, was once Cerberium; tho' Strabo name it cimbrium, as Odin thence colonised the Cimbrian Cherfonete!? (Jutland) of Scandinavia. What ever else the Tauric Cimmerium have been right or wrong called, it is no less furely a capital of darkness, than near the famous Baths of Baiae, in Campania, the Cimmerium, where the inhabitans were truly Cimmerian; as miners, or other subterraneans; who, for good or evil purpose, never faced the fun.

There was dred Sibyl's cave. Ther Ovid reared Sleep's palace. There Avernus' dire abyss durst challenge Acherusia's joyless fource of chilling Acberon, Epirus' pest; who braves Arcadia's; nine times winding Styx, with all her horrors, nay with both her sons: Orcus, the clammy stream that aws the gods and bids them heed their oath, or be a centruy ungodded: dull Cocytus the disdains, whether the Lucrine claim him, or her rival adopt him. Lethe, who on Libya's shore, was swallowed and emerged, acquired the name of the oblivious flood. Another entrance, alike tremendous, of the elimes unseen is Tenarus, Peloponnesian point; whose mines of stone gape a wide mouth of Tartarus, from the Chaldaic dardar dropt, to Erebus, the son of Chaos and of Gloom; the fire by starless Night, of him who tugs the oar: Charon, that faithfull, tho' no flattering friend! who wasts thee, as the unerring judge, shall doom, or to the gulf of unimagined woe, or to the raptures of Elysium's joy. Of the Cimmerian rivers, lakes, and caves, such was the sketch our heroe brought from the banks of Acheron:..." The epigrams of M. Val. Martial: in twelve books: by Martial



* "Cimmerium, a place near Baiae, in Campania, where was the cave of the Sibylis."


Kimmerlerin Tamgaları hakkında

Cimmerian arrows were noted for the label tamgas resembling "bird's paw" (also "chicken foot"). This feature distinguishes the Cimmerian bronze tips in the monuments of the Early Cimmerian Novocherkassk culture (900 -. 750 BC) 
and later in Novocherkassk culture (750 -. 650 BC).
In the following centuries, this tamga and its modifications have been observed in the arch-blade tip with the head of the 
5th century. BC. and three-blade tips referred to Sarmatian origin and production.




Kimmer MS.1.-3.yy - Kırım (Bosporus)
İskit-Truva-Artemis ve tabii ki kilimlerimizdeki 



"İda. «İliada»da tez-tez adı çəkilən İda Troyanın qarşısındakı uca dağın adıdır. Troya onun ətəyindəki düzənlikdə salınmışdır. Tədqiqatçıların fikrincə, qədim yunan dilində iki sait arasındakı d səsi qədim türklərdəki ş səsinə uyğun gəlir. Odur ki ida/idi sözü işi, yış, yiş kimi təsəvvür edilir ki, bu da «meşə», «meşə ilə örtülmüş dağ» mənasını verir.  Poemada İda dağı həqiqətən bol sulu, meşəli bir dağ kimi təsvir edilmişdir." - Prof.Dr.Gazanfer Kazımov






29 Ekim 2015 Perşembe

Troya Savaşlarına katılan Kavimler ve Truva'nın Türklüğü




Priam Aşil'e Ektor'un naaşı için yalvarırken
Roma dönemi  MS.2.yy
Tyre, Lübnan
Ulusal Müze - Beyrut







M.Ö.1240-1230 tarihleri arasında meydana gelen ve Eskiçağ’ın Birinci Dünya Savaşı olarak nitelendirilen Troya Savaşları , Troyalı’lar ile Aka’lar arasında cereyan etmiştir. Troyalı’lar ve Aka’lar bu savaşa pek çok kavmin desteğini alarak katılmışlardır. Bu Savaşa, Dünya Savaşı niteliği kazandıran da Doğu’yu ve Batı’yı temsilen savaşa müttefik olarak iştirak eden kavimlerdir. Bu kavimler arasından, içlerinde Türk kavimlerinin de bulunduğu bazı kavimler, diğer başka kavimlerle karışıp kaynaşarak yeni kavimler ortaya çıkmasını da sağlamışlardır.


İşte Troya Savaşları’na katılan bu kavimleri kimlikleri ve kökenleri itibariyle araştırıp, ortaya koymuş bulunuyoruz. Bütün bunları yaparken, yazılı ve arkeolojik kaynaklardan yararlanma yoluna gittik, bir takım sonuçlara vardık ve bu sonuçları günümüz araştırmaları ile karşılaştırarak elinizdeki çalışmamızı meydana getirdik.



Yasemin Şiraz,2006
Troya Savaşlarına katılan Kavimlerin Kimlikleri Ve Kökenleri 



Viluşa ve Taruişa (Torya) adlarının geçtiği metinlerin ilki, Hitit kralı II.Tuthalya zamanına aittir. KUBXXIII, 11 numaralı bu vesika, H.Bosset tarafından kısmen yayınlanmış ve Almanca’ya tercümesi yapılmıştır. Söz konusu vesikada, Hitit Kralı II.Tuthalya, 22 şehirden müteşekkil Aşşuva Konfederasyonu’na karşı kazanmış olduğu zaferden bahsetmekte ve müteakip satırda, düşman şehirlerinin bir listesini vermektedir. Bu şehirler şunlardır:



1.[KUR UR Lu ]-uq-qa
2.KUR URU Ki-is-pu-u-va
3.KUR URU U-na-li-ia
4.[----------]
5.KUR URU DU-u-ra
6.KUR URU Hal-lu-va
7.KUR URU Hu-u-va-al-lu-si-ia
8.[KUR URU K]a-ra-ki-s-[a]
9.KUR URU A-da-du-ra
10.[KUR URU D] u-un-t[a]
11.KUR URU pa-ri-is-ta
12.[--------------]
13.[KUR URU -----] i-va-a
14.KUR URU va-ar-si-ia
KUR URU Ku-ru-up-pi-ia
16.[KUR URU-----]-iu-is-sa-(?)
17.[KUR URU]A-la at-ra
18.KUR HUR.SAG.pa-hu-ri-na
19.KUR URU pa-su-hal-ta
20.------------
21.KUR URU U i-lu-si-ia (Viluşa)
22.KUR URU Ta-ru-i-sa (Troya)


Bu metnin önemi, söz konusu 22 şehir arasında Troya ile idantifiye edilen Taruisa  ve İlion’la idantifiye edilen Vilusia kentlerinin bulunmasından ileri gelmektedir. Ayrıca, listenin başında bulunan Lukka memleketlerinin ( KUR URU Lu uq qa ), klasik çağlardaki Likya ile aynı olduğu, bugün hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Listede 8.sırada yer alan Karakisa memleketi ise Kayra ile idantifiye edilmektedir. Burada dikkati çeken husus, konfederasyonun liderliğini yaptığını sandığımız Aşşuva şehrinin listede yer almayışıdır. Prof. Dr.Ekrem Memiş’e göre, Aşşuva, listede silik bulunan 4,12 veya 20 numaralı yerlerden birine yazılmış olmalı idi.


Homeros’un İlyada adlı destanında ise Troya ittifakı’nı oluşturan kavimler şöyle sıralanmıştır:



1. Troya’lılar (Taruisa )
2. Dardanaie’liler
3. Zeleia’lılar
4. Apaisos’lular (Apasa = Efesos)
5. Praktioslular
6. Sestos’lular
7. Abydos’lular
8. Larissa’lılar
9. Trakya’lılar
10. Paion’lular
11. Paphlaonia’lılar (Hitit metinlerindeki Palalar)
12. Alizonlar
13. Mysia’lılar
14. Phrygia’lılar
15. Maionia’lılar
16. Karia’lılar (Karakisa)
17. Likya’lılar (Lukka)
18. Kikonlar


Görüldüğü üzere, Hitit vesikasında (KUB XXIII,11) şehir isimleri verildiği halde, İlyada’da ( Homeros listesi) kavim isimleri verilmiştir. Zaman bakımından aradaki farka rağmen, Hitit Kralı II.Tuthalya’ya karşı isyan eden Aşşuva birliği listesi ile Akalar’a karşı mücadele veren Troya ittifakı listesine bir göz atıldığında, adı geçen ittifakları oluşturan memleket ve kavim isimlerinin bir takım benzerlikler arz ettiği görülür. 


Örneğin; Aşşuva ittifakı’nda yer alan Troya , Karia ve Likya isimlerini (Truisa, Karakisa ve Lukka) Homeros’un , İlyada II.kitapta vermiş olduğu Troya ittifakı’nda görmekteyiz. Ayrıca, Aşşuva ittifakına katılan memleket isimlerine benzemeyen kavim isimleri de bulunmaktadır. Dardanalar, Abydoslular, Paphlagonialılar, Mysialılar, Maionialılar, Zeleialılar vb….fakat gerçek olan bir şey varsa, adı geçen bütün bu kavimlerin kuzeyde Troya’dan , güneyde Likya’ya kadar uzanan Batı Anadolu Bölgesi’nde yer aldıklarıdır. 


Örneğin: Dardanalar, İda Dağı’nın yani bugünkü Kaz Dağı’nın eteklerinde, Zeleialılar da yine Kaz Dağı civarında otururlardı. Larissalılar 12 Aiol devletinden biri olan Larissa’da, Paphlagonia’lılar Bartın Suyu civarında, Mysia’lılar Bursa ile Çanakkale arasında kalan bölgede otururlardı. Maionia memleketi ise Lidya ve doğusundaki bölgenin en eski adıdır.


Troya ittifakı’nda Aşşuva Birliği’nde görülmeyen 3 müttefik ismi geçer. Bunlar; Traklar , Paionlar ve Kikonlardır.  Adı geçen bu kavimler ,Trakya’da yaşamaktadırlar. Görülüyor ki, isim bakımından çok az benzerlik göstermelerine rağmen, Aşşuva Konfederasyonu’nu teşkil eden üyelerle, Troya ittifakı’nı meydana getiren üyeler hemen hemen aynı bölgede yani Batı Anadolu Bölgesi’nde oturmakta idiler.


Viluşa adının geçtiği 2.metin , Hitit Kralı Muvattali ile Viluşa Kralı Alakşanduş ile yapılan antlaşmadır. Hitit kralı Muvattali’nin Troya Bölgesi’nde yer alan Viluşa Memleketi Kralı Alakşanduş ile yapmış olduğu bu antlaşma , Hitit siyasi tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü, bu antlaşma Mısır Devleti ile yapılacak olan meşhur Kadeş Muharebesi öncesinde Hitit Devleti’nin yapmış olduğu siyasi nitelikli hazırlıkları gözler önüne sermektedir.


Alakşandu Antlaşması’nın tarihi giriş kısmında şu ifadeler yer almaktadır:


1- Kahraman, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, fırtına tanrısının sevgilisi , Büyük Kral Hatti Kralı, güneş Muvattali şöyle der:

2- Vaktiyle atam Labarnaş, Arzava Memleketlerine ve Viluşa Memleketine (karşı savaşmıştı). O, onları yenmişti. O günden bu yana, Arzava düşman oldu. Fakat, Viluşa memleketi hiçbir zaman Hatti’den ayrılmadı, onlar uzaktan Hatti kralına sadık kaldılar… Ve Tuthaliaş, Arzava’ya gittiği zaman, O, Viluşa’ya girmedi, çünkü O (viluşa), O’na (tuthaliaş) sadıktı…

3- Ve büyük babam Şuppiluliuma geldiği ve Arzava’yı yeniden zaptettiği zaman Viluşa kralı Kukkuniş sadık kaldı. Bu yüzden O ( Şuppiluliuma), O’nun (Kukkuniş) topraklarını istila etmedi.

4- Ve Arzava kralı Hatti’ye karşı yeniden düşmanlık gösterdiği zaman… Ve babam ( Murşili) Arzavayı istila etti; fakat Viluşa kralı yine sadık kaldı ve yardım gönderdi. O ( Murşili), Arzava memleketi (Maşhuiluva ’a) verdi; Şeha nehri memleketi ile Appwiya memleketini ( Manapa-Dattaş’a verdi ) ve hapalla memleketini ( Targaşnalliş’e ) verdi.

5- Fakat, Kukkuniş’in hiç varisi olmadığı için, O seni ( Alakşanduş ) evlatlığına aldı.

6-7.. ( bozuktur)

8-( güneş) ,(seni Viluşa’da) kral yaptı.


Muvattali dönemine ait olan bu antlaşmadan anlaşıldığı kadarıyla , Hititlerin Troya Bölgesi ile olan ilişkileri eski devlet krallarından Labarna dönemine kadar geriye gitmektedir. İşin ilginç tarafı Hitit kralları ile Viluşa kralları arasındaki ilişkiler hep dostane olmuştur.


Troyalılar ,Troya Savaşları’nın hemen ardından meydana gelen ve Ege Göçleri olarak adlandırılan göç dalgasının iki aşamasına da katılmışlardır. Mısır vesikalarının bahsetmiş olduğu bu kavimler arasındaki Turşa ismi Troyalılar’la idantifiye edilir.  Bu kavim daha sonra bir Türk kavmi olan Sakalar’la İtalya’da karşılaşmışlar ve Onlarla karışıp kaynaşarak bizim Etrüskler dediğimiz kavmi meydana getirmişlerdir.


Akalar’ın toplam gemi sayısının tamamı 1199’dur. Akalar’ın ayrıntılı gemi listesi ise aşağıdaki şekildedir:


Boiotia’lılar 50 gemi
Phokis’liler 30 gemi
Lilaia’lılar 40 gemi
Lokris’liler 40 gemi
Abant’lar 40 gemi
Atinalı’lar 50 gemi
Salamis’liler 12 gemi
Trynis’liler 80 gemi
Mykenai’liler 100 gemi
Sparta’lılar 60 gemi
Pylos’lular 90 gemi
Arkadilı’lar 60 gemi
Elis’liler 40 gemi
Ekhinai adalarında oturanlar 40 gemi
İthake adası 12 gemi
Aitolia’lılar 40 gemi
Girit’liler 80 gemi
Rodoslu’lar 9 gemi
Syme’den gelenler 3 gemi
Argos’lular 50 gemi
Nisyros, Krapathos ve Kasos’lular 30 gemi
Phylake’liler 40 gemi
Pherai’lılar 11 gemi
Methone’liler 20 gemi
Trikke’liler 30 gemi
Titanos’lular 40 gemi
Argisasa’da oturanlar 40 gemi
Kyphos’lular 22 gemi
Magnet’ler 40 gemi



Bu liste bize gösteriyor ki, Aka müttefiklerinin her biri kendi imkanları doğrultusunda filoya gemi temin etmişlerdi. Ve bu birliğin gerçek lideri de filoya 100 gemi ile katılan Agamemnon idi.











Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler
Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı
Çeviri: Sefer Yavuzaslan
Kömen Yayınları


"Truvalılar Ve Etrüskler Türk İdiler" adlı bu çalışmayı yapan Çingiz Garaşarlı, eski çağlarda Akdeniz Bölgesinde Türklerin varlığının kanıtlanması için geliştirdiği özel yöntemle tanınır. Bu yöntem, Akdeniz Bölgesine M.Ö. 3. binyılda yerleşen Etrüsklerin ataları Truvalıların Türk kökenli olduğu gerçeğinin, eski ve yeni Avrupa dillerindeki Türkçe kökenli ögelere ve eski Avrupa tarih kaynaklarına dayanarak ilk kez dil olgularıyla kanıtlanmasıdır.


Akdeniz Bölgesinin ilk yerlilerinin Yunanlılar ile Avrupalılar olduğu ve Türklerin bölgeye sonradan gelip yerleştiği düşüncesiyle eski Avrupalı tarihçilerin ilettikleri gerçekler arasında oluşan çelişki bu çalışmada ortaya çıkarılmıştır. Dilbilimsel kanıtlar, Akdeniz Bölgesindeki Türk Uygarlık tarihinin M.Ö. 3. bin yıldan çok daha gerilere gittiğini göstermektedir. Roma Uygarlığının temelini atan Truvalıların torunları Etrüsklerin yazıtlarının eski bir Türk dili yardımıyla okunabildiği, birkaç Etrüsk yazıtı söz ve tümce seviyesinde okunarak gösterilmiştir.

(Tanıtım Bülteninden)




"The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin"


I. Who were the pre – Indo – Europeans of the Mediterranean basin?
1.1. The origin of the early Mediterraneans in the Light of Legends
1.2. Turkic Names of Pelasgians
1.3. Tiras, Thracians and Turks
1.4. Turkic Substratum in Old Greek
1.5. Troy – the Mediterranean Turan
1.6. Trojans in the North: Turkic Kings of Scandinavian Sagas


II. Pelasgians and Trojans in Italy: Birth of Etruscan Civilization
2.1. Turkic Names of Roman Kings
2.2. Why Etruscan Writings Remained Mysterious
2.3. A glimpse of Turkic Component of Etruscan grammar
2.4. Etruscan Writings Begin to Speak Literature


İngilizce olan kitabını ise Azerbaycan Başkanlık Kütüphanesi'nden indirebilirsiniz.: 






Kazakistan'dan bir Taşbaba  ve Truva I (MÖ.2920-2350;Güney Ana Kapı ; kaynak M.Korfmann)
(başka bir örnek: Kybele ve Taşbaba)










9 Ağustos 2014 Cumartesi

TURKISH WORD OĞLAN - OGHLAN






Old Irish oglach («young», «warrior», «servant») is a cognate of the Turkic oghlak («young», «boy»), a variant of the common Turkic oghlan.

The Celtic oglach is interpreted as the combination of og («young») and the suffix lach, forming abstract nouns.

The Turkic oghlak is known to be a derivative of the same ogho, ogh («young») and the noun forming suffix –lak in Turkic languages.

The element ogho, as an independent noun, has survived in the Yakut language in the words «young», «child». That language is known to be one of the old Turkic languages keeping old elements. 

Oghlak is a cognate of modern Turkic oghlan («boy»). Its phonetical variants uhlan, ulan («warrior», «cavalier») are used in modern European languages.



Chingiz Garasharly
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin
BAKÜ 2011 - Professor, Doctor of Philological sciences

Turkic names of Pelasgians






an other example from Hungaria



zsebemben kicsi alma van - Hgn.
cebimde küçük elma var - Tr.
I have a little apple in my pocket - Eng.

cebimde/zsebemben - in my pocket
küçük/kicsi - little
elma/alma - apple
var/van - have

________________