albania etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
albania etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2017 Cuma

ERMENİLERİN HRİSTİYANLIĞI KABUL ETMİŞ “İLK DEVLET” OLDUKLARI MİTİ





ALBAN KÜLTÜR MİRASI ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞ TARİH:
ERMENİLERİN HRİSTİYANLIĞI KABUL ETMİŞ “İLK DEVLET” OLDUKLARI MİTİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Yrd. Doç. Dr. Esme ÖZDAŞLI



M.Ö. 3. yüzyıl ile M.S. 8. yüzyıl arasında yaklaşık olarak 1000 yıl hüküm sürmüş olan Albanya devletinin sınırları; Strabo, Ptolomy ve Pliny gibi isimlerin de içinde bulunduğu Yunan ve Roma kaynaklarına göre, Hazar Denizi ile Gürcistan arasında bulunan, kuzeyde Kafkas Dağları ve güneyde Aras Nehri arasında yer alan coğrafi bölgeyi ifade etmektedir (Audrey, 1992: 3). Olson ve Brigance’ye göre ise Albanya, Transkafkasya’nın doğusunda Kura Nehri ile Kafkas Dağları arasındaki bölgeyi kapsamakta ve bugünkü Azerbaycan ve Dağıstan’ın bir kısmını ihtiva etmektedir (Stuart,1994: 27). Bu nedenle günümüzde bazı İngilizce kaynaklarda Azerbaycan için hala Albanya veya Kafkas Albanyası ismi kullanılmaktadır (Sezgin, eraren org).


II. yüzyıl alimi Flavi Arrian (M.S. 95-175) M.Ö. IV. yy.da Büyük İskender ile ilgili yazdığı eserlerinde Albanlar’dan bahsetmektedir. Benzer şekilde antik tarihçiler Qay Plini Sekund ve Qay Yuli Solin’in eserlerinde de Albanlar ile ilgili bilgilere rastlanmaktadır (Quliyeva,2012: 24). Yunan tarihçi ve coğrafyacı Strabo, Albanya’nın içerisinde Türk, İran ve Kafkasya’nın yerli topluluklarının da bulunduğu 26 farklı gruptan oluşan (Coene, 2010: 97) etnik gruplar konfederasyonu olduğunu belirtmektedir (Sezgin, eraren org). Bu boyların birbirleriyle iletişim kurmakta zorlandığı, her boyun kendi diline sahip olduğu ancak Türk boylarının baskın oluşu nedeniyle Albanya’da ortak iletişim dilinin Türkçe olduğu da Strabo’nun eserlerinde yer almaktadır (azerbaijans com). En parlak dönemlerini VII. yüzyılın ikinci yarısında Cevanşir döneminde yaşayan Albanlar;sırasıyla Sasaniler’e, Doğu Roma’ya, Araplar’a ve Hazar Türkleri’ne tabi olmuşlardır (Moses, 2006: 5)Albanların menşeini çok faklı köklere bağlayan yazarlar da vardır. 


Örneğin; antik yazarlardan Pompey Troq, Albanların köklerini İtalya’daki Alban Dağları ile ilişkilendirmekte ve Mitridat Savaşları (1) sırasında kendi İtalyan kökenini hatırlayan Albanlar’ın Pompey’in birliklerini kardeşçe selamladığını kaydetmektedir (Quliyeva, 2012:28). Qay Yuli Solin’e göre ise; (III.yüzyıl) Albanlar beyaz saçlı doğarlar ve beyaz saç onlarda iyi belirti sayılırdı ve bu yüzden de başın rengi halkın adına verilmişti. Solin ayrıca, Albanların göz bebeklerinin gri renkte olduğunu bu yüzden de gece gündüzden iyi gördüklerini söylemiştir. Benzer şekilde Pliny de Albanya’da gri mavi gözlü adamlar doğduğunu, Albanların çocukluktan saçlarının beyaz olduğunu ve gece gözlerinin iyi gördüğünü yazmıştır. Bu yazarlar Latince’de “beyaz” anlamına gelen “albus” kelimesi ile  Alban kelimesi arasında bağ kurmaktadırlar (Quliyeva, 2012: 28)


Ancak Albanya’nın birçok etnik gruptan oluşan konfedere bir devlet olduğu düşünüldüğünde, bu ülkede yaşayan halkı tek bir kökene bağlamak mümkün görünmemektedir. Bu nedenle ancak Albanları oluşturan 26 etnik gruptan birinin söz konusu menşee bağlı olduğu iddia edilebilir. Bununla birlikte, bugün kendilerine Latin ve Yunan kitaplarında geçtiği adı ile Alban dediğimiz topluluğun kendilerini hangi isimle nitelendirdikleri ile ilgili de bir kaynak bulunmamaktadır (encyclopedia com). Yunanca ve Latince’de “dağlık bölge” anlamına gelen Albanya, Arap kaynaklarında Arran, Farsçada Ardan, Gürcücede Rani, Ermenicede Ağvan, Süryanicede Aran olarak geçmiş (Moses, 2006: 5) ve bölgenin İslamlaşması ile Albanya ismi de zamanla unutulmuştur. Alban kelimesinin Kelt dilindeki dağ manasına gelen “alb” kelimesi ile ilişkilendiren yazarlar da mevcuttur (Quliyeva, 2012: 24)


Zardabli ise Alban sözcüğünün Türkçe “cesur, yiğit” anlamına gelen “alp/alb” kelimesinden türemiş olabileceğini iddia etmektedir. Buna göre Albanya “cesurlar ülkesi” anlamına gelmektedir (Zerdabli, 2004: 55). Bununla birlikte Albanların Sak (Saka/İskit-SB) boyundan geldiğini iddia eden yazarlar da bulunmaktadır (azerbaijans com). Yazdığı Alban Tarihi kitabı ile o döneme ışık tutan Karakatlı Moses ise, Alban sözcüğünün Araniler sülalesinden olan ülkenin ilk hükümdarı Arran’ın adından esinlenilerek Albanya olarak adlandırıldığı kaydetmektedir (kaynak link). Zaman zaman karıştırılmakla birlikte, Albanya’nın günümüzdeki Arnavutluk halkı (Albania) ile hiçbir ilişkisi yoktur.



1. ALBANLARIN HRİSTİYANLIĞI KABUL EDİŞİ VE ERMENİLERİN 
İLK HRİSTİYAN DEVLETİ OLDUKLARI İDDİASI


Ermeniler 301 yılında Hristiyanlığı devlet dini olarak ilk kendilerinin kabul ettiklerini iddia etseler de birçok yazar bu iddiaların tarihi gerçeklerden uzak olduğu kanısındadır. Çünkü bu tarihlerde katı bir pagan inancına sahip olan ve Hristiyanlara karşı acımasız bir mücadele yürüten Diokletian Roma imparatoruydu. Diokletian’ın 303 yılında yayınladığı bir fermanla Hristiyanlar üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde Roma İmparatorluğu’nun bir vassalı durumunda olan ve siyasi bağımsızlığı mevcut olmayan Ermeni prensi Tridat’ın Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesi mümkün görünmemektedir (Feigl,eraren org)


Çünkü Diokletion’un koruması altındaki Ermeni prensi Tridat ülkesi Sasani istilasında olduğu için uzun yıllar Roma’da sürgün hayatı yaşamış ve 298 yılında ülkesine dönebilmiştir. Hatta Diokletian’ın fermanını uygulayan Tridat’ın zülmüne kurban gidenler arasında Aydınlatıcı Aziz Gregor da bulunmaktadır (Feigl, eraren org)Ermenistan’ın “asıl havarisi” kabul edilen Gregor 14 sene hapiste yatmış, Roma İmparatorluğu I. Konstantin’in yayınladığı ve Hristiyanlık üzerindeki baskıları ortadan kaldıran 313 tarihli Milano Fermanı ile hapisten çıkabilmiştir (Feigl, eraren org). Bu bildiri ile Hristiyanlığın Roma’da resmen tanındığı düşünüldüğünde Hristiyanlığın Ermenistan’da kabulünün en erken 314 yılında kabul edilmesi mümkün görülmektedir. Bu bilgiler Ermenistan’ın tarihin ilk Hristiyan devleti olduğu savını çürütmektedir. Coene’e de Ermenilerin Hristiyanlığı devlet dini olarak tanımasının 314’ten önce yani Milano Fermanı’ndan önce olmasının mümkün olmadığını savunmaktadır (Coene,2010: 80).


Ermenilerin mesnetsiz iddialarına karşın Alban kralı Urnayr’in 313 yılında Hristiyanlığı devlet dini haline getirdiğine yönelik birçok kanıt bulunmaktadır (Coene, 2010: 80). Hatta Albanya’da Hristiyanlığın havariler dönemine kadar gittiği ve Hristiyanlığın Ermenistan’da bilinmediği dönemlerde bile Albanya’da bu konuda bilinçli bir kamuoyunun varlığı da bilinmektedir (Sezgin, eraren org). Birçok kaynak Albanya’da Hristiyanlığın M.S. 54’ten sonra kitleler halinde kabul edilmeye başlandığını kaydetmiştir (Moses, 2006: 5)


Buna rağmen Alban kültürel ve dini mirasını sahiplenen Ermeniler kendilerinin “ilk Hristiyan devlet” olduğu yönünde yaptıkları propaganda ile Batı’dan ayrıcalık almaya çalışmaktadırlar. Ermeniler mezkur tarih hesabındaki değişiklik ile Albanlar ve onların kendilerinden önce Hristiyanlığı kabul etmeleri gerçeğini basit bir anokronizmle ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede Hristiyanlık ve ona takılan Gregoryan markası Ermeni kimliğinin başat öğesi olmuştur (Sezgin, eraren org).


Tüm bu tarihi gerçekler ışığında akla gelen ilk soru Ermenilerin neden 301 yılı üzerinde ısrarcı olduklarıdır. 1700 yıla yakın bir süre devam eden bir olgu zaten yeterince güçlü ve köklü iken; birkaç yıl eksik veya fazla olması ona öneminden ne kaybettirmektedir? (Sezgin,eraren org)


Bu durum Ermenistan’ın “ilk Hristiyan devlet” olma iddiası sayesinde Batı Dünyası’nda kazandığı prestijle açıklanabilir. Çünkü “ilk Hristiyan Devleti”ni sahiplenmekle bazı haklar doğmakta ve komşu ülkeler de etki altına alınabilmektedir. Feigl’ye göre bu etki Kafkasya Alban’dan, 1915’deki iç savaşa kadar, oradan Gürcistan’ı fetih savaşına ve 1993’te Bakü ve Batı Azerbaycan’ın istila edilmesine ve tüm bölge halkının sürülmesine kadar uzamaktadır (Feigl, eraren org). Bu nedenle Erivan dini motifli her türlü fırsatı değerlendirmeye çalışmaktadır. Örneğin, Eylül 2001 yılında Papa’nın da katıldığı törenlerle Ermenistan’da Hristiyanlığın ve Apolistik Ermeni Kilisesi’nin 1700. kuruluş yıldönümünün kutlanması Ermenistan açısından bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır.


Buna karşın Azerbaycan’ın günümüzde Ermenilerin Alban mirası üzerine inşa ettikleri ilk Hristiyan devleti olma mitini çürütmeye yönelik önemli adımlar attığını görmekteyiz. Azerbaycan yönetimi 2003 yılında Güney Kafkasya’nın ilk kilisesi olan Kiş’teki Alban kilisesini onarmış ve hizmete açmıştır. Ayrıca Mayıs 2006’da Gebele ilinin Niş kasabasındaki Kutsal Yelisey eski Alban kilisesinin yerinde Çorati Alban-Udi Kilisesi’nin açılışı yapılmıştır (azerbaijans com). Böylece Azerbaycan, Ermenistan’ın Güney Kafkasya’da “Hristiyanlığın savunucusu” olduğu yönündeki propagandasını da derinden sarsmaktadır.


Sonuç olarak, Alban tarihi değerlendirilirlerken Ermeni Kilisesi ve bu kilisenin Albanlar üzerindeki etkisi üzerinde durmak gerekmektedir. Çünkü Ermeni iddia ve faaliyetlerinin hemen hemen tamamı siyasileştirilmiş kilise tarafından tasarlanmış ve hayata geçirilmiştir. Gregoryan kilisesini “Ermeni milletinin can verilen ruhunun yeniden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur” şeklinde tanımlayan Ermeniler’de devlet fikri de Ermeni kilisesi tarafından tasarlanmıştır (Sezgin, eraren org). Kilisenin Ermeni siyasi hayatındaki etkisi sadece eski dönemlerle sınırlı kalmamış; 19. yüzyıldan itibaren bağımsız bir devlet kurma hayali ile Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanan Ermenilerin faaliyetlerindeki kilisenin etkin rolü günümüzde Ermenistan Devleti’nin siyasi karar alma sürecinde de devam etmektedir.


Batılı büyük devletlere yönelik ilk Hristiyan devlet olma iddiasını vurgulu bir şekilde kullanan Ermenistan, birçok hukuksuz faaliyetini bu sıfatın gölgesinde unutturmaya çalışmakta ve bu politikasında da oldukça başarı kaydetmektedir. Örneğin, Batılı Hristiyan ülkelerin baskın olduğu Birleşmiş Milletler; tarihi, siyasi ve coğrafi olarak Azerbaycan’ın bir parçası olan Yukarı Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgalini sadece kınamakla kalmış, ciddi bir somut adım atmaktan kaçınmıştır. 1993 yılı içerisinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı 822, 853, 874 ve 884 nolu kararlarda Ermenilerin işgal ettiği topraklardan acilen çekilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ancak söz konusu kararlarda, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki savaşın endişe verici olduğunun belirtilmesine rağmen, ülke ismi belirtilmeksizin işgalin “Ermenilerce” sona erdirilmesinin istenmesi, (Bosna soykırımında Sırbistan’ın devlet olarak suçlanmaması gibi) işgalden Ermenistan’ın devlet olarak suçlanmasını engellemektedir. 


Ayrıca Ermenilerin işgal ettiği topraklardan çıkmaması durumunda herhangi bir yaptırımın öngörülmemesi (Irak’ın Kuveyt’i işgalinde olduğu gibi) sorunun çözümsüz kalmasında etkili olmuştur (Aslanlı, turksam org). Böylece başta Rusya, ABD ve Fransa gibi BM’nin daimi üyeleri olmak üzere birçok Batılı Hristiyan ülkenin doğrudan veya dolaylı desteğiyle Ermenistan, yıllardır uluslararası hukuka aykırı olarak Azerbaycan topraklarını işgal etmeye devam etmektedir.



2. ALBANLARIN GREGORYANLAŞTIRILMASI ÜZERİNE
GENEL DEĞERLENDİRME


M.S. 8. yüzyılın başlarından itibaren artan Arap fetihleriyle birlikte Alban Kilisesi dolayısıyla kültürü üzerindeki Ermeni baskısı artmıştır. Bu dönemde Alban Kilisesi ile Gregoryan Kilisesi arasında yaşanan mezhep mücadelesi (Kürkçüoğlu, 2013: 128) Arapların bölgeye gelmesiyle Ermeniler lehine evrilmiştir. Arap desteğini arkasına alan Ermeniler, Alban Kilisesi’ne hükmedebilmek için Albanların aleyhinde ciddi bir propaganda sürecine girişmişlerdir. 


Bu propaganda süreci, Albanların Bizans ile benzer Hristiyanlık inancına sahip olmasından hareketle Albanların Bizans ile ittifak halinde olduğu üzerine kurgulanmıştır. Çünkü Albanlar, monofizit inanca sahip Gregoryanların aksine Bizans gibi diyofizit inanca, yani Hz. İsa’da biri tanrısal diğeri ise beşeri olmak üzere iki tabiatın olduğu inancına sahiplerdi. Alban inancındaki bu fikri yapı Bizans ile arasında ideolojik yakınlığın kurulmasını sağlamış, Gregoryan Kilisesi ise Arapların bölgeye gelmesi ile bunu Albanların aleyhine kullanmıştır (Sezgin, eraren org). Özellikle Halife Aldülmelik’ten bazı Alban dini merkezlerinin kendi otoritesine bağlanmasını isteyen Gregoryan Katalikosu (2) Yelia’nın bu mücadelede önemli rolü olmuştur.


Gregoryan Katolikosu Yelia Halife Abdülmelik’e yazdığı bir mektupta, ülkesinin Halife’ye bağlılığını bildirdikten sonra, kendisiyle aynı dine mensup olduğunu belirtiği, Alban Katolikosu’nun Doğu Roma İmparatoru ile gizli bir anlaşma yaptığını, Albanya’da dini ayinlerde Doğu Roma İmparatoru’na dua edildiğini ve Katolikos’un herkesi imparatorla birlik olmaya çağırdığını ifade etmiştir. Alban Katolikos’unun bu faaliyetlerinin hanedan üyeleri arasında da taraftar bulduğunu iddia eden Yelia, Halife’den bu kimselerin cezalandırılmasını da istemiştir (Kürkçüoğlu, 2013: 128). Halife ise yazdığı cevapta; otoritesine karşı ayaklanan Albanları Gregoryan Kilisesi’ne bağlamak için çok kalabalık bir ordu gönderdiğini ve asileri Katolikos Yelia’nın gözleri önünde cezalandıracağını belirtmiştir. 


Emevilerin desteğiyle Albanlara karşı silahlı mücadeleye girişen Yelia, son Alban Katolikosu Nerses Bakur’u (686-705) idam ettirmiş, Alban ruhbanlarından sonsuza kadar Gregoryan Monofizit Katolikosluğu’na bağlı kalacaklarına dair birer yazılı senet almış ve arşivlerde saklanan Alban dini literatürünü de yok etmiştir (Kürkçüoğlu, 2013: 128)Arapların Albanların egemenliğine son vermesi ve Alban Kilisesi’nin Gregoryan Kilisesi’ne bağlanması Albanlar’ın etnik kimliğinin yok olmasının (deethnization) ve bir kısım Albanların tedricen Ermenileştirilmesinin başlangıcı olmuştur (Sezgin, eraren org)


Özellikle dini törenlerin Ermenice yapılmaya başlanması ve dini metinlerin Ermenice yazılması nedeniyle zamanla Ermenice günlük hayatta da Albancanın yerini almış ve Alban kültürü tedricen kaybolmuştur (Sezgin, eraren org). Halbuki, Albanların 4. yüzyıldan itibaren kendi alfabelerini kullandıkları ve güçlü bir edebi kültürleri olduğu bilinmektedir. Nitekim Moses, Albanlar’ın Ermeni, Yahudi, Yunan, Roma, Medler gibi yazıya (alfabeye) malik halklardan biri olduğunu yazmaktadır (Moses, 2006; 29).


Alban Kilisesi’ni kendisine tabi eden Ermeni Kilisesi, Albanlar’a mahsus abideleri Ermeni abidesi kabul etmiş, yazılı abidelerini ise kadim Ermeni dili olan Grabar’a (3) tercüme ederek aslını tahrif etmiş ve bu yazıları Ermeni eserleri olarak göstermeye gayret göstermiştir (Moses, 2006: 11-12). Bu nedenle Alban alfabesi ile yazılan eserlerin çok azı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Hatta Albanya tarihinin birincil kaynağı olarak kabul edilen Kalakatlı Moses’in “Albanya Tarihi” isimli eseri dahi aynı akıbete uğramıştır (Moses,2006: 15-24).


Ermeni Katolikosu Ananya (943-967) devrin Albanya Katolikosu Gagik’in davetiyle Haçın’a geldiğinde Gagik bu kitaba atıfla Hristiyanlığı ilk olarak kendilerinin kabul ettiğini söyleyince Ananya kitabın sahih olmadığını, Albanya’nın başpiskoposluk, Ermeniye’nin ise katolikosluk olduğunu savunmuştur (Moses, 2006: 15). İlerleyen dönemlerde ise bu kitabı tahrif eden Ermeniler değiştirilmiş haliyle sık sık bu kitaba atıfta bulunmuşlardır.


Bazı Rus kaynaklarında Karabağ Gregoryanları için “Haçperest Türkler” ifadesini kullanılması (Kalafat, bao az) gerek Albanlar’ın sonradan Gregoryanlaştırıldığının gerekse Türk kimliğinin bir parçası olduklarının kanıtı niteliğindedir. Buna karşın bölgedeki kiliseleri kanıt olarak gösteren Ermeniler, işgal ettikleri Yukarı Karabağ’ın Ermenilerin ataları olan antik bir Hristiyan krallığının parçası olduğunu savunmaktadırlar. Albanları ve Alban medeniyetini yok sayan bu iddiaları çürütecek en somut kanıt, bugün Azerbaycan’ın Seki kasabasının Kiş köyünde bulunan ve gerek Albanlar’ın gerekse Güney Kafkasya’nın ilk kilisesi olan Kiş Mabedi’dir (azembassy ca)


Kafkasya’nın ilk Hristiyan vaizi Elisey tarafından inşa edilen Kiş mabedine ek olarak, Ermenistan’da -Roma siyasetine uygun olarak- Hristiyanlara eziyet edildiği dönemde siyasi bağımsızlığını kaybetmesine rağmen Albanya’da kiliseler inşa edilmiş, İncil Albancaya çevrilmiş ve Hristiyanlıkla ilgili birçok önemli eser ve yazıt meydana getirilmiştir (Sezgin, eraren org)Kiş mabedinin yanı sıra bugün Ermeni işgalindeki Azerbaycan topraklarında da Albanlara ait birçok dini eser bulunmaktadır. Bu eserler üzerinde inceleme yapan bilim adamları bu yapıların karakteristik özelliklerine ve mimari planlama stillerine göre Ermeni dini mimari yapılanmalarından farklı olduğunu belirtmekte ve Azerbaycan halkının milli kültürel mirasına ait olduğunu ortaya koymaktadırlar (virtualkarabakh com)


Laçin ilindeki Ağoğlan Manastırı, Kelbecer ilindeki Hudavenk Manastırı, Hocavend ilçedeki Amanas Manastırı, Ağdere ilçesindeki Kutlu Elysee Tapınağı ve Ağdere ilindeki Genceser Manastırı Alban dini mimarisine ait eserler arasındadır. Birçoğu Ermeniler tarafından tahrip edilen ve Ermeni kültürel motifleri ile süslenerek sahiplenilen bu eserlerin günümüzde ne durumda olduğu ile ilgili net bir bilgi bulunmamaktadır. 


Bu konuda araştırma yapan Gürcü tarihçi A. Chavchavadze ise yazmış olduğu “Ermeniler ve Kan Ağlayan Taşlar” isimli eserinde Ermenilerin yerli halk Albanları yapay bir şekilde Gregoryanlaştırarak, bir zamanlar sığındıkları Azerbaycan topraklarını “Haylar ülkesi” ya da “Doğu Ermenistan” olarak isimlendirdiklerini ifade etmektedir (virtualkarabakh com)Rus yazar I. P. Petrushevskii de Albanlar’ın önemli bir kısmının İslam’ı kabul ettiğini, Hristiyan kalanların ise Ermenileştirildiğini savunmaktadır (Altsadt, 1992: 31). Altsadt (1992: 31) ise; Albanların çoğunluğunun Müslümanlığı seçmesinde Arapların gayrimüslimlerden daha yüksek vergi almalarının etkili olabileceğini ifade etmektedir. Bu bakımdan, Güney Kafkasya’nın büyük bölümünü (kısa dönemli kesintiler hariç) yaklaşık olarak 1000 yıl idare eden Albanların tarihinin incelenmesi, tarihin faklı dönemlerindeki devlet, toplum ve kültür yapılarının açığa çıkarılması; Güney Kafkasya’nın genel etnokültürel görünümü, buradaki ulusların tarihi ve kültürel varlığı ile kimliği ve bu bölgede uluslararası kültürel etkileşimin sınırlarını belirlemek açısından oldukça önemlidir (Sezgin,eraren org).


Sonuç olarak, 7. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan İslam fetihleri ile birlikte tarihi Albanya topraklarında yaşayan toplulukların büyük bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiştir. Bu süreçte Albanya devleti sınırlarında bulunan Karabağ’ın Yukarı Karabağ bölgesi gibi Azerbaycan’ın daha çok iç ve kuzey bölgelerindeki dağlık kesimlerinde gayrimüslimler yaşamaya devam etmiştir. Zamanla Alban kilisesinin Ermeni kilisesine bağlanması, Alban asıllı papazların yerine Ermeni papazların görevlendirilmesi ve Alban eserlerinin bir kısmının yakılması, bir kısmının ise Ermenice’ye çevrilmesi sonucunda Alban halkına ait tüm unsurlar (4) ortadan kaldırılmıştır (Dedeyev, 2008: 17-18). Örneğin, Karabağ arazisinde bulunan eskiçağ Alban kiliselerini silah deposu haline getirdikleri yönünde bilgiler bulunmaktadır (Aras, 2008: 136).


Rusların Kafkasya’yı işgali Alban dini ve kültürel mirasının yok olması açısından önemli bir tarihi süreç olmuştur. 1836'a kadar kendi kiliseleri, Katalikosları olan Hristiyan Albanlar; Çar idaresi tarafından Ermeni patrikliğine bağlandıktan sonra (Coene, 2010:83) büyük oranda Gregoryanlaştırılmış ve kültür mirası da Ermeniler tarafından sahiplenilmiştir. 1909-1910 yıllarında Gregoryan Kilisesi, Rusya’nın izniyle Alban Kilisesi’nin arşivlerini imha etme ve Alban Hristiyan anıtlarını yıkma yoluyla Alban Hristiyan kültürünü tarihten silmeye çalışmıştır (Sezgin, eraren.org).


Konfederasyon şeklinde örgütlenen Albanya’da önemli oranda Türk’ün yaşadığı ve Alban kimliğinin neredeyse 19. yüzyıla kadar var olduğunu gösteren birçok kanıt bulunmaktadır. Hayatının önemli bir bölümünü Ermeni işgali altındaki Azerbaycan topraklarındaki tarihsel ve kültürel yapıtların tetkikine sarf eden Maşedihanım Nimetova’nın “Asırların Taş Hafızaları” isimli eserinde Ermeniler tarafından tahrip edilen birçok Türk eseri ile ilgili bilgi bulunmaktadır (Aslanova, 2012: 31)


Konumuzla ilgisi olması bakımından bugün Ermeni işgalindeki Zengazur bölgesine bağlı Urud köyündeki eserler oldukça ilgi çekicidir. Köyde bulunan eserler üzerindeki kitabelerde Albanya sınırlarında bulunan Sinik’te yaşamlarını sürdüren halkın Türkleştiklerini ve İslam’ı kabul ettiklerini ve dolayısıyla Azerbaycan halkının teşekkülüne katıldıklarını göstermektedir (Aslanova, 2012: 35). Her ne kadar İslam fütuhatına kadarki süreçte Alban kabilelerinin Türkleştikleri konusunda birtakım arkeolojik bulgular mevcut olsa da yazılı kayıtlar henüz günümüze ulaşmamıştı. Bu bakımdan Urud anıtlarının keşfi ve bu anıtlar üzerindeki tasvirler bu iddialara en tutarlı kanıt olmuştur. 


Örneğin, Urud şehrindeki mezar taşlarından birinin kitabesinde Arapça şu ifadeler bulunmaktadır: “Allah, Muhammed, Ali. Uğvan (Alban) soyundan olan kethüda oğlu Ali Mürsel. Fî Ramazan sene 883.” Diğer bir mezar taşı olan Kethüda Şıh Rıza'nın oğlu Emir Mürsel’in sanduka biçimli 1478 tarihli mezar taşında ise Arapça “min evlâdi Uğvan (Alban)” sözleri kayıtlıdır. 


Benzer sözler 1578 yılından arda kalan Emir Emin'in koç heykeline benzeyen anıtının üzerinde de kayıtlıdır. Bu koç heykelinin üzerinde Arap alfabesiyle Türkçe bir kitabe kazılmıştır: “Di gel ki yarı gördüm gözü yaşlı, sözü kanlı. Allah, Muhammed, Ali. Uğvan (Alban) neslinden İftihar. Sene 986. Yoktur derdime bir çare.(Aslanova, 2012: 35-36).





3. ALBANLARIN TORUNLARI: UDİLER


1836’da Rus Çarı olan I. Nikolay sadece Alban kilisesini lağvetmekle kalmamış; ayrıca Albanları torunları olarak kabul edilen Udileri (5) geleneklerini bırakmaya da zorlamıştır. Wegge’ye göre; Udilerin kiliselerinde eski Albanların tarihi kiliselerinin izleri bulunmaktadır (Clifton vd., 2005). Bu süreçte Udilerin bir kısmının Gregoryanlaştığı bir kısmının ise Rus Ortodoks kilisesine bağlanmak zorunda kaldıkları bilinmektedir (Coene, 2010). Bu baskıdan kurtulmak isteyen Udilerin başka Hristiyan kiliselerine de bağlandığı görülmektedir.


Örneğin, Oğuz şehrinde yaşayan Udilerin bir kısmı Gürcistan’ın Oktomberi köyüne göçerek Gürcistan Ortodoks Kilisesi’ne katılmışlardır. Bugün Azerbaycan’ın Gebele şehrindeki Nic kasabasında yaşayan Udiler ise Ermeni Ortodoks Kilisesi’ne katılmışlardır. Bu süreçte Ermeni baskısından kurtulmak isteyen Nic’te yaşayan Udilerin bir kısmı soyadlarını Ermeni soyadlarına benzetmek için değiştirmişlerdir. 


Özellikle 19. yüzyılın yarısından itibaren Nic'te Ermeni Ortodoks Kilisesi papazlarının -ari, -iri, -hoi ile biten Udilerin soyadlarını Ermeniceye benzetmek için -yan ile bitecek şekilde kaydetmeleri Udilerin kimliklerini kaybetmelerinde ve sayılarının azalmasında etkili olmuştur. Bu nedenle Karabağ Savaşı sırasında Nic’teki bazı Udiler Ermeni olarak kabul edildiği için bazı sıkıntılar yaşadıkları bilinmektedir (Clifton vd., 2005).


Günümüzde sayılarının 8600’e yakın olduğu düşünülen ve neredeyse yarısının Nic’te (6) yaşadığı bilinen Udilerin (7) bir bölümü Ermeniceye benzetilen soyadlarını değiştirmeye başlamış ve Ermeni Ortodoks Kilisesi yerine Alban Kilisesi’ni yeniden kurulması ile ilgili de çalışmalar yapmaya başlamışlardır (Clifton vd., 2005).  Özellikle 2003 yılında Azerbaycan’da Alban-Udi din topluluğunun devlet tarafından tescillenmesi (azerbaijans com) Udi (Alban) kimliğinin yeniden güçlenmesini dolayısıyla Ermenilerin çeşitli halkları Gregoryanlaştırmak suretiyle coğrafi ve kültürel alanda genişlemeye yönelik stratejisine de önemli bir darbe vurulmuştur. Bu bakımdan Bakü’nün Albanların başta geçmişte zorla verilen Ermenice soyadlarının yerine kendi soyadlarını yeniden kullanmalarına olanak veren girişimleri, Alban kilisesinin devlet tarafından resmen tanınması ve Albanlara ait kültürel değerlerin korunmasına yönelik çalışmalar yapması Alban nüfusunun azalmasını engellemiştir.



SONUÇ

Ermeniler; kendisinden çok daha önce Hristiyan olan Albanların kültürel mirası üzerine inşa ettikleri ilk Hristiyan devlet oldukları miti ve Kafkasya’nın otokton halkı olmamakla birlikte kendilerinin etnik ve kültürel olarak Kafkasya’nın asıl sahipleri oldukları yönündeki propaganda ile özellikle Batılı ülkeler nezdinde “ayrıcalıklı” bir devlet haline gelmeye çalışmaktadır. Bu maksatla, Güney Kafkasya’da Albanlara ait ilk Hristiyan dini eserlerinin birçoğu Ermenilere ait mimari gelenek ile yeniden inşa edilerek sahiplenilmiştir. Ancak tüm yok etme politikalarına rağmen başta Azerbaycan’ın Seki kasabası Kiş köyünde bulunan Kafkasya’nın ilk kilisesi olmak üzere Albanlara ait birçok dini eserin varlığı bu kadim halkın Ermenilerden çok önce Hristiyanlığı kabul ettiğini ve hatta Ermeniler arasında Hristiyanlığın bilinmediği dönemlerde bile Albanların yaygın olarak Hristiyanlığı kabul ettiğini ispatlar niteliktedir. 


Ermenilerin asimilasyon politikası yalnızca Albanlarla sınırlı kalmamış; içerisinde Türklerin, Perslerin, Greklerin de olduğu Gregoryanlığı kabul etmiş her topluluk Ermeniler tarafından sahiplenilmiş ve söz konusu etnik grupların tüm kültürel ve dini mirasını da “Gregoryanlık” potasında eriterek mono milliyetçiliğe dayalı bir Ermeni kimliğini inşa edilmeye çalışılmıştır.


Bağımsızlığını kazandığı 1991’den bugüne kadar yaşadığı ekonomik sorunlarını çözemediği için nüfusu her geçen gün azalan, ekonomisi bütünüyle Rusya’ya bağımlı hale gelen Ermenistan; Yukarı Karabağ’ın işgali nedeniyle de Güney Kafkasya’da dışlanmış ve bölge için tam anlamıyla bir istikrasızlık kaynağı haline gelmiştir. Karabağ’da kendisine sadık bir Hristiyan tebaa yerleştirmek isteyen Rusya tarafından bölgeye yerleştirilen Ermeniler, bölgede yaptıkları işgal ve katliamları “Hristiyanlığın savunucusu” olma propagandası ile unutturmaya çalışmaktadır. 


Tüm tarihi gerçeklere rağmen Alban mirası üzerinden ilk Hristiyan devlet olduğu iddiasını dillendirmeye devam eden Ermenistan, Hristiyanlığı hem bölge hem de uluslararası siyasette en önemli araç olarak kullanmaya devam etmektedir. Örneğin, Eylül 2001 yılında Papa’nın  da katıldığı törenlerle Ermenistan’da Hristiyanlığın ve Apolistik Ermeni Kilisesi’nin 1700. kuruluş yıldönümünün kutlanması Ermenistan açısından bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Bununla birlikte günümüzde sözde Ermeni soykırımı kabul eden yirmiye yakın ülkenin çoğunluğunun Hristiyan çoğunluğa sahip olmasının (8) da Ermenilerin bu yöndeki politikalarında oldukça başarılı olduğunu göstermektedir.


Sonuç olarak, günümüzde mütecaviz ve saldırgan politikaları nedeniyle Güney Kafkasya’da “istikrasızlık kaynağı” olarak görülen Ermenistan, Azerbaycan topraklarının işgalinden, Türkiye ve Gürcistan’a yönelik mütecaviz tavırlara, ASALA terör örgütünün yaptığı katliamlardan, Hocalı Soykırımı’na kadar yaptığı birçok olumsuz faaliyetlerini ilk Hristiyan devlet mitinin gölgesinde ört bas etmeye çalışmaktadır. Yukarı Karabağ’ın işgalini ve hatta 1992’de Hocalı’da gerçekleştirilen “Türk Soykırımı”nı “Hristiyanların Müslümanlara karşı mücadelesi” şeklinde dini bir motifle dünyaya sunmaya çalışan Ermeniler, özellikle Hristiyan dünyasından gelebilecek tepkileri azaltmaya çalışmaktadırlar. Hocalı soykırımına bizzat katılmış Ermeni militanların daha sonra yazdıkları hatıralarında (Zori Balayan ve Daud Kheyriyan yazdıkları kitaplar gibi) bu gerçeği net olarak görmek mümkündür. 



Yrd. Doç. Dr. Esme ÖZDAŞLI
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, 
Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Y.2016, C.21, S.2, s.557-566./PDF

dipnotlar:
1) Roma İmparatorluğu ile Pontus devleti arasında M.Ö. 88’de başlayan ve uzun yılar devam eden savaşlardır.
2) Ermenice patriklik anlamında kullanılan Katolikos; Ermeni Apostolik Kilisesi’ne ait en üst düzey unvandır.
3) Dil bilimciler Ermeniceyi eski Ermenice (V-XI yy), Orta Ermenice (XI-XVII yy) ve yeni Ermenice (XVII sonrası) olarak üçe ayırmaktadırlar. Eski Ermeniceye Grabar da denilir. Bkz. (Moses, 2006: 6).
4) Ermenilerin Azerbaycan tarihine yönelik tahribatı yalnızca Albanlarla sınırlı değildir. Örneğin, işgal atındaki Şuşa mağarasının, Şuşa’nın kale duvarlarının, Azerbaycan’ın meşhur şairi Molla Penah Vagif’ın Şuşa’daki mezarının, Fuzuli’de bulunan Şah Abbas Kervansaray’ının, Kelbecer, Laçın, Kubadlı, Zengilan’daki tarihi ve kültürel öğelerin Ermeniler tarafından tamamen yok edildiğine yönelik bilgiler de bulunmaktadır (Aras, 2008:136).
5) Kafkasya’nın otokton halklarından olan Udilerin Albanların torunları olduğunu destekleyen en önemli unsur bitişimli bir dil olan Udice’nin Alban diline en yakın dil olarak kabul edilmesidir. Bkz. Moses, a.g.e., 2006, s. 5. Bu durum Hint-Avrupa dil ailesine mensup ve Kafkasya’nın yerli halkı olmayan Ermenilerin Albanların kendi ataları olduğu yönündeki tezini de bütünüyle çürütmektedir. 
6) Sayıları 8600’e yakın olduğu tahmin edilen Udilerin 4600’ü Nic’te yaşarken, diğerleri Rusya, Gürcistan gibi ülkelerde yaşamaktadırlar (Clifton vd., 2005).
7) 1989’da yapılan nüfus sayımına göre SSCB’de yaşayan Udilerin sayıları 7981 olarak tespit edilmiştir (Clifton vd., 2005)
8) Sözde Ermeni soykırımını tanıyan ülkeler arasında çoğunluğu Müslüman olan tek ülke Lübnan’dır. Ülkede düzenli olarak nüfus sayımı yapılmadığı için ülke nüfusunun dini inanışıyla ilgili net bir oran vermek mümkün değildir. Ülkenin kurucu belgesi olan 1943 tarihli Milli Mutabakat’a göre cumhurbaşkanının Hristiyan Maruniler’den seçilmesi ve sayıca az olmalarına rağmen siyasi/ekonomik anlamda güçlü olan Ermenilerin 1997’de sözde soykırımın tanınmasında etkin rol oynadıkları bilinmektedir. Net olmamakla birlikte Ermenilerin Lübnan nüfusunun %6’sına tekabül ettiği tahmin edilmektedir.


KAYNAKÇA
* “Albanians”(link) 05.12.2015.
* “Albanlar”, (link) 09.01.2016.
* ALSADT, A. L. (1992). The Azerbaijani Turks: Power and Identity under Russian Rula, Hoover Institution Press, Standford.
* ARAS, Osman Nuri (2008). “Karabağ Ekonomisi ve Karabağ Savaşı’nın Ekonomik Etkileri”, Karabağ Savaşı: Siyasi, Hukuki, Ekonomik Analiz, Der. Osman Nuri Aras, Qafqaz Üniversitesi Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Bakü.
* ASLANLI, Araz “Karabağ Sorunu Çözüme Ne Kadar Yakınız? Çatışmalardan Savaşa, Savaştan Ateşkese-2”, Türksam,(link kırık-SB)(28.12.2015).
* ASLANOVA, F. (2012). “Ermeni Tahribatına Maruz Kalan Azerbaycan Mezar Taşları”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9: 29-36.
* CLIFTON, J., CLIFTON, D. A., KIRK, P. ve LJOKJELL, R. (2005). “The Sociolinguistic Situation of the Udi in Azerbaijan”, SIL International, (link) 22.09.2015.
* COENE, F. (2010). The Caucasus: An Introduction, Routledge, New York.
* DEDEYEV, B. (2008). “Dağlık Karabağ Sorunu’nun Tarihi Arka Planına Bakış”, Karabağ Savaşı: Siyasi, Hukuki, Ekonomik Analiz, Der. Osman Nuri Aras, Qafqaz Üniversitesi Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Bakü.
* FEIGL, E. (2001). “Ermeni Milli Kilisesinin Zaferi ve Trajedisi”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 2, (link) 25.12.2015.
* KALAFAT, Y. “Gregoryan Türklerinin Stratejik Boyutu”,(link) 01.09.2015.
* “Karabağ’ın Hristiyanlık Tarihi”, (link kırık-SB) 01.02.2016.
* KÜRKÇÜOĞLU, E. (2013). “Emeviler Zamanında Ermenistan Topraklarına Yönelik İslam Fetihleri ve Ermenistan’da Arap İdari Yapısının Kurulması”, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 50: 115-142.
* MOSES, K. (2006). Alban Tarihi, Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine çeviren Yusuf Gedikli, Rusça ve İngilizce Nüshalarını Karşılaştırarak Azerbaycan Türkçesine Çeviren Ziya Bünyadov, Selenge Yayınları, İstanbul.
* "Reply by the Delegation of the Republic of Azerbaijan "to the Response of the Delegation of the Republic of Armenia to the Written Questions No. 526 and 528 by the Azerbaijani Parliamentarians Ms. Pasheyeva and Mr. Huseyinov”, Azerbaijan Foreign Policy Planning and Strategic Studies Department, (link) 11.10.2015.
* SEZGİN, M. N. (2002). “Ermeni Kültür Stratejisi ve Albanlar”, Ermeni Araştırmaları, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Sayı 5, Bahar 2002, (link) 10.09.2015.
* STUARD, J. (1994). an Ethnohistorical Dictionary of the Russian and Soviet Empires, Green Publishing Group, Westport.
* ZERDABLI, I. B. (2004). Zerdabli, The History of Azerbaijan: From Ancient Times to Present Day, Rossendale Book, London.
* Rüxsarə Quliyeva (2012). “Alban Etnosu Konusuna Dair”, TURAN-SAM, Cilt 4, Sayı 15,ss. 24-30.
* “Qədim Azərbaycan Dövleti: Albanya”, (link) 21.01.2016.






THE HISTORY BUILT ON ALBANIAN CULTURAL HERITAGE:
A RESEARCH ON THE MYTH OF ARMENIANS ARE THE "FIRST STATE" ACCEPTED CHRISTIANITY
Suleyman Demirel University, The Journal of Faculty of Economics and Administrative Sciences, Y.2016, Vol.21, No.2, pp.557-566

Albania that ruled nearly 1000 years between the B.C. 8th century and 3rd century, was a confederate state made up of 26 ethnic groups. In Albania, where native people from the Turks, the Persians and the Caucasus existed, had been built a powerful civilization via cultural elements that had these ethnic groups. The heritage of this civilization, which has an important place in terms of both the South Caucasus Christianity and the World Christianity as a result of accepting the Christianity as the state religion for the first time in A.D. 313, still maintains its existence despite the annihilation policy of Armenian Church for hundreds of years.As the allegetion of "being the first Christian state" that is a huge source of prestige for the Armenian is to be eliminated by the existence of Albania, Armenians have embarked on a brutal assimilation policy against Albanian religious and its cultural heritage and have tried to write a legendary Armenian history through Albanian heritage for centuries. But in fact; Kish chapel, which is the first church of the South Caucasus and Albanian religious works, located in Azerbaijan, much of which is occupied, invalidate the claims of the Armenians.





From a legend of the first Christian state to the strategy of occupation: Brief history of the Albanians
Baku, May 8, 2013 – Newtimes az (link)

Submitted for the competition held by "Newtimes.az” web portal on the occasion of the 95th anniversary of the declaration of the first secular and democratic republic of the Orient.

According to Greek and Roman sources, including the likes of Strabon, Ptolemeus and Plinius, Albania which meant "mountainous region” in Greek and Latin defined a space between the Caspian Sea and Georgia extending from Caucasus Mountains in the north down to the Aras River in the South.

Presumably, a region that totally conformed to the boundaries of modern Azerbaijani lands acquired the name Arran (Erran) upon the Islamic conquest and the Albanian name was largely obliterated in the wake of complete Turkic takeover of the region. Reigning for nearly 1000 years, from 3rd century BC to 8th century AD, Albanian State was comprised of ethnic groups speaking 26 different tongues and Turks were known to be among those.

Researching the history of Albanians, revealing their state, society and cultural structure throughout various periods is crucial in terms of defining international, cultural and mutual boundaries, and general ethnic-cultural picture of the South Caucasus, and their historical and cultural realities and identity. Therefore, starting with the problem of Nagorno Karabakh, it is impossible to correctly analyze confrontations in the region without researching the Albanian history.

Despite that most communities inhabiting historical Albanian lands converted to Islam in the wake of invasion during Omar’s rule, non-Muslims continued to largely inhabit mountainous areas of central and northern Azerbaijan, such as Nagorno Karabakh. This Christian community known as Albanians, gradually became Gregorian under the influence of Armenians, with churches turned into Armenian ones and literature translated into Armenian. Eventually, all attributes pertaining to the Albanian people were obliterated. Claiming the legacy of Albanians, who in fact adopted Christianity long before they did, Armenians pursued a policy of obtaining privileges from the West by appropriating a self-branded title of the "first Christian nation” of the world. One of the key evidences that vividly expose the fraud is the term "Christian Turks” used by Russian sources to describe Gregorian population of Karabakh of the time.

Ignoring Albanians and the Albanian civilization that ruled the lands inclusive of the Nagorno Karabakh, Armenians claim Nagorno Karabakh to be a part of some ancestral Armenian kingdom, and suggest that churches are the proof. Nevertheless, mere chronology may reveal that those churches belonged to one of the indigenous people of the Caucasus - Christian Albanians.

Guided by some Machiavelli approach and certain political calculations, Armenians sought to claim the legacy of Albanians. Emphasis on the thesis about the first "Christian nation” on earth, especially favored by the Armenians historians, is a strategy to obtain support from the Christian world. This support was employed to exert diplomatic and political pressure upon neighboring countries and to disguise unjust actions of the Armenians, from extermination of the Albanians to the occupation of Azerbaijani lands in the 1990s and expulsion of 1 million refugees and internally displaced persons  under the curtain of martyrdom and myth of the first Christian state.

Armenia’s policy of aggression targeting its neighbors is closely linked with historical distortion of the Armenia’s name. The name "Armenia” is known to be commonly used in history as a geographical name that defines a space from Eastern Anatolia to South Western-Caucasus, deprived of definite borders and domestic consistency.

Nation that is today called Armenians and that refers to itself as "hay”, nurturing a legend of being descendants of a father named "Hayk”, has nothing to do with historically used geographical name of Armenia. Assyrian, Median, Persian and Parthian sources as well as Anabasis of Xenophon and Geography of Strabo fail to mention "hay” or the name "Hayastan” that describes the country.

Hayk tribe, alien to the region known as Armenia and unmentioned in ancient sources, assumed the name of the region as ethnic identity and thus, tried to substantiate its historical claims. Similarly, the hayk tribe, that was subsequently to acquire the name "Armenian”, chose the strategy to purloin political, economic and cultural values of the Gregorian societies in the name of Armenians. Thus, Christianity and Gregorian etiquette connected with it became a key element of Armenian identity. In this regard, words of the Armenian historian Pasturmajiyan describing the church best reflect the role of the religion in shaping of Armenians as people: "It’s a body that serves the purpose of reincarnation of every Armenian soul”.

This mono-nationalistic policy pursued by the Armenians constitutes an obvious monument of anachronism, contradicting the Zeitgeist (spirit of the time). However, due to incomprehensive delivery of the realities to world’s Christian community and fanatic religiousness of certain Christian quarters entailed rendering of unjustified support to the Armenians. Owing to support of the Christian world founders of one thousand years long culture – Albanians were banished to the dusty shelves of history.

Conclusion

Forwarding completely detached from historical truth territorial claims against almost all its neighbors, with the exception of Iran, Armenia alleges to be the "first Christian state” while in fact having appropriated the legacy of the Albanian society that long preceded them. Thus, occupation of the Azerbaijani lands, policy of aggression against Turkey and Georgia, genocide in Khojali and massacres committed by the ASALA terrorist organization are disguised under the myth about the "first Christian state”.

Dr. Esme Ozdashli
Assistant Professor Faculty of Economic and Management Sciences
Mehmet Akif Ersoy University, Burdur/ Turkey

*Audrey L. Altsadt, The Azerbaijani Turks: Power and Identity under Russian Rule, Hoover Institution Press, Standford, 1992, s. 3.
*İslam Ansiklopedisi, Cilt 3, İstanbul, 1991, ss. 394-395.
*Frederik Coene, The Caucasus: An Introduction, Routledge, New York, 2010, s. 97.
*Yaşar Kalafat, Mahmut Niyazi Sezgin, "Ermeni Kültür Stratejisi ve Albanlar Meselesi”, 
*Bilal Dedeyev, "Dağlık Karabağ Sorunu’nun Tarihi Arka Planına Bakış”, Karabağ Savaşı: Siyasi, Hukuki, Ekonomik Analiz, Der. Osman Nuri Aras, Qafqaz Üniversitesi Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Bakü, 2008, ss. 17-18.
*Yaşar Kalafat, "Gregoryan Türklerin Stratejik Boyutu”
*Gish Temple, being the first chuch of the South Caucasus and built by Albanians in Gish village in Shaki district of Azerbaijan, frustrates the Armenain myth about the "first Christian state”.
*"Reply by the Delegation of the Republic of Azerbaijan "to the Response of the Delegation of the Republic of Armenia to the Written Questions No. 526 and 528 by the Azerbaijani Parliamentarians Ms. Pasheyeva and Mr. Huseyinov”, Azerbaijan Foreign Policy Planning and Strategic Studies Department, pp. 4-6
*Allegations of the Armenians on the establishment of the first Christian state in the year 301 are inconsistent with the historical facts. Those years coincide with the rule of the Roman emperor Diocletian, known to be a follower of radical pagan faith that waged merciless struggle against Christianity. Known to be the last ruler tyrannizing Christians, in the year 303 he issued a decree leading to comprehensive pressure upon the Christians. Meanwhile, Diocletian’s associate, Armenian Prince Tridat lived in exile in Rome due to occupation of his lands by the Sasanians and was only able to return home in 298. Apparently, it was inconceivable for a vassal Armenian prince, deprived of political independence, to proclaim Christianity as an official religion. Even "Gregory the Illuminator” was among the victims of enforcement of Diocletian’s decree by Tridat. Deemed by the Armenians the "genuine” enlightener, Gregory was imprisoned for 14 years, and was only released in 313, upon the issuing of a Milano decree by the Roman emperor Constantine I that lifted the pressure against the Christians. Taking into account that the decree is considered to be an official recognition of Christianity in the Roman Empire, the earliest adoption of Christianity in Armenia was possible in 314; it totally obliterates the thesis on Armenia being the first Christian state (see Erich Feigl, "Ermeni Milli Kilisesinin Zaferi ve Trajedisi”, Ermeni Araştırmaları, Sayı2,Haziran-Temmuz-Ağustos 2001).
*Mahmut Niyazi Sezgin, "Anadolu Türklüğünün Kayıp Halkası: Gregoryen Türkler”, 2023 Dergisi, Kasım 2005, Sayı 15, s. 68.
*Erdal İlter, "Ermenistan Adı, Menşei ve Bazı Ermeni İddiaları Üzerine”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 6, Yaz 2002, 





ilgili:

The Kipchaks gave "birth" to more than one nation, indeed. 
For instance - to the Caucasian Albania - the mysterious country about which not much is known. Unfortunately, that subject hasn't been seriously investigated. But sooner or later some of the young scientists would wonder why the symbol of the Caucasian Albania copies the tamga of the Turkic Alban family? 
That family moved to the Caucasus from Altai during the Great Nations Migration. Part of it still remains in Kazakhstan (According to the genealogical book of Alban family, they moved to the steppes of Kazakhstan 150 years before Common Era; they came from the Chuya Valley. It seems they are most ancient and respected family; it relates to the elder group of tribes. Respected (families, apparently?) kyzyl boric, konyr boric, aytbozim, segyz sary, kurman, alzhan, kystyk were among the Albans.)… And how did the Lezghins manage to know about Tengri? (Their Church worshipped Tengri until 1836 following the eastern tradition). The Udins (descendants of the Albans living in Azerbaijan) retained the spiritual culture 
of the Caucasian Albania.... Murad Adji : link













30 Nisan 2016 Cumartesi

Truva - Etrüsk - Kimmer



Türkiye topraklarına Türklerin ilk olarak Orta Çağdan başlayarak yerleştiğini ileri süren görüş ile 7.-15.yüzyıllar arasında yaşamış Avrupalı tarihçilerin verdikleri Truva’nın Türk yurdu olduğu bilgisi arasında açık çelişkiyi ortaya koymaktadır. Truvalıların kökeniyle ilgili bu bilgiler gerçekte yalnız Truva’nın değil, Akdeniz Bölgesinin büyük bir kesiminde yaşamış ulusların tarihiyle ilgili yeni gerçekleri ortaya koymaktadır.

Bu gerçeklerin önemli bir sonucu Yeni Çağdan önceki üçüncü binyılda Küçük Asya da denilen Anadolu’da Truva kentini kuran toplumla Yunanistan’ın İtalya’nın ve komşu ülkelerin ilk ulusları olan Pelasgların, kısaca Traklar denilen Trakyalıların ve Etrüsklerin aynı soydan olduklarını ortaya çıkmasıdır. Bu ulusların da Türk kökenli oldukları, bir yandan Avrupa’nın eski tarih kaynaklarında görülmekte, öte yandan yapılan bilimsel araştırmalardan anlaşılmaktadır.

Eski İskandinav kaynaklarında Truva’dan Avrupa’nın kuzeyine geldiği belirtilen ulusun hem Truvalılar, hem de Türkler diye anılması, onların aynı ulus olduğunu belirten çok önemli bir kanıttır.


… eski Hellenli tarihçilerin verdikleri bilgiler ne Truva’nın ne de Yunanistan diye anılan ülkenin en eski dönemlerde Yunan toprakları olmadığını, Yunanistan’da Truvalılar ile aynı soydan olan Pelasgların, Tirsenlerin ve Trakların yaşadığını göstermektedir. Yunanistan’a ilk yerleşen Pelasgların, Truvalıların, Trakların özel ad varlıklarında eski Türk adları bulunmuştur.


“…Akdeniz Bölgesindeki Türk Uygarlık tarihinin milattan önceki üç bin yıldan çok daha gerilere dayandığı…”

Truvalıların taşıdıkları Priam, Alber, Askan, Dardan, Eney gibi onlarca eski Türk kişi adları…Truvalılarla aynı soydan gelen Etrüsklerin yazıtlarının eski Türk dillerinde okunması….

Geçmişten beri Türklerin yurdu olmuş Anadolu’yu Türk hakanları ele geçirmemişler, tersine onu özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. 1930’lu yılların ünlü dil bilimcisi N.Y.Marr, eski çağlarda Akdeniz kıyılarında Yunanlılar ve Romalılardan çok önceleri Türklerin yaşadığını, buralarda Yunanca ve Latinceden daha önce Türkçenin konuşulduğunu söylerken, hiç kuşkusuz Truvalılara, Etrüsklere ve Yunanistan’a ilk yerleşen Pelasglara değinmiştir.


"Gargaria in İtaly is close to Metapontium (Metapontum)"


Kimmer – Gargarya

İtalya’nın eski özel adlarındaki Türkçe kökenli ögelerin özellikle ilgi çekici olanları Kimmer (Cimmerium) ve Gargarya yer adlarıdır. Eskiden İtalya’nın güneyinde Gargarya adında bir kentin varlığı ancak, “Truvalılar” bölümünde anlatılan Truva ülkesindeki “Gargar” kenti adını Truvalıların İtalya’ya getirmesiyle açıklanabilir. Eski Truva kenti yakınlarında Gargar adlı bir kentin bulunması ve Anadolu’da Gargar adlı bir ulusun yaşamış olmasıyla ilgili Strabon’nun verdiği bilgiler bu göçü kanıtlamaktadır.


Eski Kimmer (Cimmerium) kentiyse Etrüsklerin yerleştiği İtalya’nın Kampanya (Campania) Bölgesinde bulunuyordu. Kimmerlerden günümüze ulaşan soy kütüğünde, onların Bulgarın ulu atası sayıldığı anımsanınca, İtalya’nın eski özel adlarında Bulgar-Çuvaş kökenli ögelerin kaynağıyla ilgili açık bir düşünce oluşmaktadır. Aşağıda görüleceği gibi, Etrüsk yazıtlarında düzenli bir biçimde kendini gösteren Çuvaş diline özgü seslerin (ünlülerin) simgeleri de Kimmer- Bulgar ögesinden doğmaktadır. Üstelik Çuvaş Türk dili, Bulgar Türk dil kümesinde bulunmaktadır.


Görüldüğü gibi, araştırmalar İtalya’nın eski özel adlarında çok sayıda Türkçe söz varlığını açığa çıkarmıştır. Kimer, Gargar, Sikel, Elim ve birçok başka boy, ulus adlarının Türk uluslarının özel adlarında bulunduğu iyi bilinmektedir. Bu boy birliklerini oluşturanlar, İtalya’da Etrüsk Uygarlığını ortaya çıkaran Pelasg ve Truvalı Türk kökenli boylardı. Onlar yalnızca İtalya’nın özel adlarına değil, Latincenin söz varlığına da izlerini bırakmışlardır. Dil biliminin belirlediği izlere göre, eski Romalıların Latincedeki iliği çekici birçok Türkçe kökenli ögeyi Etrüsklerden ve belirtilen öteki Türk uluslarından aldıklarına hiç kuşku yoktur.


Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı
Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler
Kömen Yayınları,2015


Homer ve Strabon

“Vardılar hayvanların anası, kanyağı bol İda’ya, Gargaron’daydı Zeus’un tapınağı, kokulu sunağı.” Homer-İlyada: 8;48

“Here dosdoğru yürüdü Gargaros doruğuna, İda’nın en yüksek tepesiydi bu,” Homer-İlyada: 14;292

“İki tanrı fırladı uçtu, Vardılar canavarların anası çok pınarlı İda’ya, Gargaron doruğunda oturur buldular iri gözlü Kronosoğlunu, Güzel kokulu bir bulut dolamıştı başını, çepeçevre.” Homer-İlyada: 15;152


“Homeros Lekton ve Zeleia’yı İda dağının en uç etekleri olarak tanımlarken, bir taraftan da gerçeği yansıtarak Gargaros’u bir “zirve” olarak ayırt etmektedir. Gerçekten de halk İda’nın yüksek kısımlarında Gargaron denen bir yer gösterir ki buna izafeten bir Aiol kenti olan şimdiki Gargara adını buradan almıştır.” Strabon-Geographika:13;5

“Assoslular ve Gargaralılar şimdi, Hamaksitoslular, Neandrialılar ve Kebreneliler ve Antandrosluların topraklarıyla çevrili bulunan, Lesbos’un kıyılarına kadar uzanan bölgelere sahiptirler.” Strabon-Geographika:13;51

“Lekton’dan sonra kırk stadialık uzaklıkta bulunan Polymedion’a gelinir; sonra buradan seksen stadialık uzaklıkta, denizden biraz yüksekte bulunan Assos’a ve yüz yirmi stadia sonra Adramyttenos körfezini oluşturan bir burun üzerindeki Gargara’ya gelinir; Lekton’dan Kanai’a kadar olan kıyıya bu isim verilir. Elaitikos körfezi de bunun içindedir. Gerçekten üzerinde Gargara’nın bulunduğu çıkıntıyla, üzerinde Aphrodision bulunan Pyrrha’ya kadar olan kısım Adramyttene’dir.” Strabon-Geographika:13;51

“Skepsis’den sonra Andeira, Pioniai ve Gargara topraklarına gelinir. Burada, Andeira civarında yandığı zaman demirleşen ve sonra bir cins toprakla bir fırında ısıtılınca yalancı gümüş elde edilen bir taş vardır ve buna bakır katarak, bazılarınca “dağ bakırı” denen karışım elde edilir. Buraları Assos dolaylarıyla birlikte Leleglerin işgal ettiği yerlerdir.” Strabon-Geographika:13;56

“Myrsilos, Assos’un Methymnalılar tarafından kurulduğunu söyler; Hellanikos da onu bir Aiolis kenti olarak adlandırır, tıpkı Gargara ve Lamponia’nın da Aiolislilere ait oluşu gibi: Gargara Assoslular tarafından kurulmuştu, fakat nüfuzu azdı, bu nedenle krallar Miletopolis’i tahrip ettiklerinde, Gargara’ya buradan göçmenler getirdiler ve böylece, Skepsisli Demetrios’a göre Gargaranın halkı, Aiolisliler yerine yarı yarıya barbar oldu. Homeros’a göre bütün bu yerler Leleglere aitti, bunlar bazıları tarafından Karialılar olarak zikredilmekle beraber, Homeros tarafından kesinlikle ayrı gösterilmişlerdir. “Kıyıda Karialılar, kıvrık yaylı Lelegler ve Kaukonlar”. Bu nedenle Lelegler Karialılardan ayrı bir halktır ve Aineias’a bağlı halkla Homeros’un Kilikialılar dediği iki halk arasında yaşamışlardır, fakat burası Akhilleus tarafından talan edilince Karia’ya göçerek bugünkü Halikarnassos dolaylarını ele geçirmişlerdir.” Strabon-Geographika:13;58 (Barbarlar: Hellence konuşmayan, kendilerinden olmayanlara verdikleri ad)

“Gargara ile Antandros arasında bir de Killaiaos dağı vardır” Strabon-Geographika:13;62

*

The Turks, like their distant Indo-European, Semitic, Caucasian and other relatives were born in Western Asia and left Mesopotamia many thousands of years ago. According to the English scientists S.Lloyd and G.Child, the Turanians, who settled in the basin of the Tigris and Euphrates ten to twelve thousand years ago, moved to Asia. The same can be said about the Indo-Europeans and other Fore Asian peoples, who migrated to different parts of Eurasia, thereby giving rise to modern language families.

Thus, the Turks who made up only part of the Turanian race settled in Central Asia cannot be considered Central Asians by blood. According to old sources, some Turanians who migrated Westward established the early Mediterranean civilization. They were those Turks who were considered by N.Y.Marr, a well-known Soviet linguist of the 1930s, to be pre-Roman, pre-Greek Turkic settlers of the Mediterranean coasts.

The book «The Turkic Civilization of the Mediterranean» is devoted to the study of the early onomasticon of the region and will reveal the secrets of the Etruscan writings, which contain the mysteries of the early Mediterranean civilization. The nation which later became the Etruscans was known under the name Tursci in Latin. This word is from the same origin as old Turuska, which denoted the old Turks in some ancient languages. The language of the old Turuskas discloses the mysteries of the Etruscan writings and of the early Mediterranean civilization, as a whole.

Now we can explain why the old Scandinavian sagas dealt with the Trojans and Thracians as Turks and why Thor Heyerdahl, a great scientist, wrote about the existence of the same civilization between the West and Azerbaijan- an old Turkic land. 



"Turkic origin of the Trojans and Thracians, old Turkic kings of Sweden and Norway and the conclusions of outstanding European linguists about the Turkic origins of the Etruscans."


Among the Turkic settlers of Italy there were the Cimmerians who, in the 1st millennium B.C., settled in the North Black Sea basin, Asia Minor, the Caucasus, North and South Azerbaijan, and in other areas. They may have migrated to Italy from Asia Minor. In İtaly there was a town by name of Cimmerium, in the province of Campania, inhabited mainly by the Etruscans.

The biblical Gomer, who personified the Cimmerians, is presented as the brother of Tiras, the first dweller of Thracia who, in old Scandinavian writings, is considered to be the ancestor of the Turks. 

The Cimmerians, personified in the «Bible» by Gomer, was also associated with the Turks, concretely with the old Bulgars. In numerous genealogical stories the Cimmerians (Kemari, Kimar) are presented as the ancestor of the Turkic Bulgars. This genealogy turns out to be consistent with numerous linguistic factors. One of them is the presence of Bulgarian elements amongst the Turkic anthroponyms of the Romans (Manli, Sevar, Vokil, Askan, Eney), ethnonyms (Sekel, Asile). [today Sekel Turks in Hungary-SB]

The second, but the most important factor, is the Bulgarian Chuvash dominance in the phonetics and morphology of the Etruscan language, which will be dealt with below. The term «Cimmerian» was the Greek form of the Turkic Gamar/Kamar, which can also be found on the map of old Italy – Kamerina/Kamarina, the name of a Sicilian town. Sicily seems to have been populated by proto-Turkic people densely enough to preserve the original form of the term «Cimmerian». It is not by mere chance, that Turkic names of this island are observed in unison: Sikel, Sikan, Elim, Erik, Kamar (ina), etc.

In different sources the Cimmerians (Kamars) are associated either with the Turks or with the Pelasgo-Thracians (Ionians). This theory is completely consistent with the idea of kinship between the Turks and the Pelasgo – Thracian peoples. For instance, the Cimmerians in an old Greek source are referred to as Yazon, a mythological person and known Pelasgian by origin.

A.Ustuner, a Turkish researcher, associates the Cimmerians with the Ionian culture. According to V.Sherbakov, the oldest settlers of the Mediterranean basin – the Lydians, Hannaneans, Trojans, Etruscans and Cimmerians, spoke related languages. Procopius, an old Greek author, was the first to describe the Cimmerians as being the ancestors of the Turkic Bulgars. The Turkic origin of the Cimmerians is indirectly told by a Byzantian historian, who refers to them as Utigurs, a branch of the Turkic Huns, who settled in the North Caucasus. A genealogical legend of the 17th century, recorded by Abul Gazi Bahadur in his work «Genealogy of the Turks», relates the old Turkic Bulgars to the Cimmerians (Kemari).

According to a Bulgar – Tatar legend, the Bulgars originated from the Kimar (Cimmerians) and the Alps. The former (Kimar) is the same Kemari, while Alp is presented as another ancestor of the Bulgars and opens a new chain of ethnic relationships – the relationship of the Cimmerians to the Albanians. Alp, like Kimar, and other genealogical images, must naturally personify a people and those are Albanians, whose name is known to consist of the Turkic alp/alb («hero»). The presence of the image of Alban in an old Bulgarian epic once more proves this fact. The Bulgars, as we know, are referred to as the Cimmerians in numerous legends.

The kinship of the Cimmerians and Albanians is also consistent with the information of the «History of Albania» of the 7th century. In this source the relatives of the Albanians are referred to the North, where the Cimmerians had been located from time immemorial. Besides, a legend of the 10th century, which deals with the migration of the three sons of Japhet – Alp, Kimer and Turk, refers to these ethnically related peoples – the Cimmerians, Albanians and Turks.

Not only in the Caucasus, but also in Italy, Kimer and Alp (Cimmerians and Albanians) appear side-by-side. According to Dante Alighier, a Roman author, there were two peoples of Trojan origin in Italy: the Romans and the Albanians.  


Gargar is an important ethnomym which ties the Mediterranean to the Turkic world. A town by the name Gargara was situated near Troy. A province under this name is mentioned in the «Iliad». To these can also be added an old Italian province by the name of Gargaria which is surely connected with the Trojan migration to Italy. As was mentioned above, the identical names - Gargar/Karkar were spread in the Turkic onomasticon as the names of tribes (Azerbaijan, Turkmenistan), mountains (Azerbaijan, Kazakhstan), and as a personal name in «Manas», a Kirghyz epic. 


The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin
By Prof.Garasharly Chingiz



"Cimmerian, is Asia or Europe, has one origin and idea, from the Phenician 'camar' or 'kimmer', to lour or blacken. The Tauric Cimmerium (now Capo di Santa Croce-Venezia) Pliny says, was once Cerberium; tho' Strabo name it cimbrium, as Odin thence colonised the Cimbrian Cherfonete!? (Jutland) of Scandinavia. What ever else the Tauric Cimmerium have been right or wrong called, it is no less furely a capital of darkness, than near the famous Baths of Baiae, in Campania, the Cimmerium, where the inhabitans were truly Cimmerian; as miners, or other subterraneans; who, for good or evil purpose, never faced the fun.

There was dred Sibyl's cave. Ther Ovid reared Sleep's palace. There Avernus' dire abyss durst challenge Acherusia's joyless fource of chilling Acberon, Epirus' pest; who braves Arcadia's; nine times winding Styx, with all her horrors, nay with both her sons: Orcus, the clammy stream that aws the gods and bids them heed their oath, or be a centruy ungodded: dull Cocytus the disdains, whether the Lucrine claim him, or her rival adopt him. Lethe, who on Libya's shore, was swallowed and emerged, acquired the name of the oblivious flood. Another entrance, alike tremendous, of the elimes unseen is Tenarus, Peloponnesian point; whose mines of stone gape a wide mouth of Tartarus, from the Chaldaic dardar dropt, to Erebus, the son of Chaos and of Gloom; the fire by starless Night, of him who tugs the oar: Charon, that faithfull, tho' no flattering friend! who wasts thee, as the unerring judge, shall doom, or to the gulf of unimagined woe, or to the raptures of Elysium's joy. Of the Cimmerian rivers, lakes, and caves, such was the sketch our heroe brought from the banks of Acheron:..." The epigrams of M. Val. Martial: in twelve books: by Martial



* "Cimmerium, a place near Baiae, in Campania, where was the cave of the Sibylis."


Kimmerlerin Tamgaları hakkında

Cimmerian arrows were noted for the label tamgas resembling "bird's paw" (also "chicken foot"). This feature distinguishes the Cimmerian bronze tips in the monuments of the Early Cimmerian Novocherkassk culture (900 -. 750 BC) 
and later in Novocherkassk culture (750 -. 650 BC).
In the following centuries, this tamga and its modifications have been observed in the arch-blade tip with the head of the 
5th century. BC. and three-blade tips referred to Sarmatian origin and production.




Kimmer MS.1.-3.yy - Kırım (Bosporus)
İskit-Truva-Artemis ve tabii ki kilimlerimizdeki 



"İda. «İliada»da tez-tez adı çəkilən İda Troyanın qarşısındakı uca dağın adıdır. Troya onun ətəyindəki düzənlikdə salınmışdır. Tədqiqatçıların fikrincə, qədim yunan dilində iki sait arasındakı d səsi qədim türklərdəki ş səsinə uyğun gəlir. Odur ki ida/idi sözü işi, yış, yiş kimi təsəvvür edilir ki, bu da «meşə», «meşə ilə örtülmüş dağ» mənasını verir.  Poemada İda dağı həqiqətən bol sulu, meşəli bir dağ kimi təsvir edilmişdir." - Prof.Dr.Gazanfer Kazımov