culture etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
culture etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2025 Çarşamba

Turkish Culture; Çevgen (Chevgen)

 

Seljuk #Turks Playing Chevgen (Polo), 13th c.

Ball and Stick, 1000-800 BC, from Turfan and

Coat of Arms of Mamluk Turks, 12th-13th c.


Chevgen (Çevgen/Çevgan/Çöğen), known as Polo to the Westerners, is a Turkish tradition and culture. The game, which has been practiced as "riding training" since the 6th century BC, was also played for entertainment during diplomatic negotiations and congresses.

* The Saka Turks performed their riding training by wrapping an enemy's skull in a piece of textile, which is why Saka Queen Tomyris' revenge against Cyrus the Great included his "skull."

* The oldest piece of chevgen equipment ever was found was in Turfan, East Turkestan; the artifacts date back to 1000-800 BC. The leather covered balls were found in three separate kurgans in 2003 (in total 3000 kurgans). The world's oldest trousers (1500 BC) was also found in Turfan, which also belongs to the Turkish history.

(PS. The Achaemenid/Achaemenids, which is known today as "Persians," did not exist at that time!)

* In the Shahnameh, Persians and Turanians (Turks) play a match, and of course, in the Shahnameh, written with an Persian perspective, the Turks, referred as "novices", win. However, not only is the fact that the Shahnameh was writing in the eleventh century, but the ancient inhabitants of the region, the Saka-Scythian Turks, also not mentioned as Turkic tribes. The Turanians in the Shahnameh is the tribe of Alp Er Tonga (=Afrasiab, also the clan of Tomyris (Tomris, still a female name among Turks). It should also be remembered that the game was played during the Safavid period in İran, and the Safavids, who are also Turk, was considered as "Iranians." For this reason, many "Western travelers" or sources claim that Polo was invented by the Persians. This was completely misunderstanding, misleading and false info (and still ongoing).

* Chevgen (çevgen) entered India from the Himalayas with the Saka and Hun Turks, and was played by the Mughal Turks (the founder is Babur, from the Timurid Dynasty).

* The Chinese encountered the chevgen (through those who left the Asian-Hun and Turkic Khaganates) during the Tang Dynasty (partly a Turk dynasty), and used them to train their "cavalry." In fact, many Turkic traditions and cultures were copied by the Chinese during this period, such as wearing trousers or knotting the tails of their horses.

* Chevgen, which was also enjoyed by the Mamluk, Kipchak, Seljuk, and Ottoman periods. Was also played by Eastern Roman nobles in the twelfth century. Anna Komnene's book the Alexiad, describes the Turkish commander Tatikios and Alexios playing a type of chevgen called "Tzikanistirion." The emperor even fell from his horse and injured his knee. It is also known that Turkish women played chevgen, challenging the men.

* After the martyrdom of Husayn (Hüseyin; son of Ali and Fatma and grandson of Mohammed) and the beheading, which affected Muslim Turks (especially those living in Türkiye), chevgen game was banned among Muslims for centuries. Of course, dismounting and sedentary lifestyle were the other factors.

* According to a legend, Darius sent a ball and a stick to insult Alexander. This event is also used in the Scottish epic "King Alexander" and Shakespeare's "Henry V." However, they never played in Scotland or in England, until the 19th century. In the 1850s, it was brought to England from India, by British who were colonizing the land. But it became a pastime for the "nobility." The British also adapted the word "Pulu" (ball), which they learned in India, to Polo.

* Azerbaijani Turks embraced this Turkish culture and brought it back to life, even had added to UNESCO's Intangible Cultural Heritage List in 2013 as "Chevgan/Chovgan" (ancient Karabakh horse-sport game). Thus, this also invalidated the claims of Iran, China, India, and England that this game was "theirs."


This "game" is 100% an invention of the Turks.

"Playing" it without a saddle or stirrups requires skills...

SB

Mamluk Turks, 12th-13th c

#ArtofTurks

#Turkish Culture

23 Eylül 2025 Salı

Türk Kültüründe Geyik

 



KADİM TÜRK KÜLTÜRÜNDE GEYİK İKONOGRAFİSİ

Vahap Candan


Güney Sibirya/Altay-Sayan Türk halklarının sürekli habitat değiştirerek yaşadıklarına dair hiç bilimsel veri yok elimizde. Mevcut veriler biri kışlık, diğeri yazlık iki kamp alanı olduğunu ve göçün bahar başında verimli otlaklara gidiş, sonbahar sonuna doğru ise kışlık habitata dönüşten ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Elbette kuraklık, aşırı yağış, sel, deprem, salgın hastalık gibi doğal afetler nedeniyle kitlesel büyük göçler dünyanın her yerinde olduğu gibi kadim Türk ellerinde de yaşandı. Hatta bazı durumlarda yüzlerce yılda gelişen uygarlıklar kısa zamanda yok oldu. Örneğin MÖ 1600 civarında, Girit’in 112 kilometre kuzeyindeki Santorini Krakatoa yanardağının çok büyük bir güçle patlaması sonrasında Minos uygarlığının hızla yok olduğu kabul edilmektedir. »

Patlama sürecinde atmosfere yükselen kül bulutları güneş ışınlarının yıllarca yeryüzüne ulaşamamasına, patlama öncesi ya da sonrası yaşanan depremler büyük yıkıma neden olmuş ve hızla yayılan salgın hastalıklar ve açlık Minos’un yıkılmasına neden olmuştur. Eski çağ kültürlerinin gelişiminde ya da yok oluşunda doğal afetler kadar etkili olan diğer husus yaşanılan coğrafyadır. Bunu ilk dile getiren kişi sosyolojinin babası olarak bilinen İbn Haldun’dur. İbn Haldun, toplumların karakterleri ve kültürlerinin gelişiminde coğrafyanın büyük etkisi olduğunu örneklerle anlatmıştır “Mukaddime” adlı eserinde. 

Coğrafyadan kasıt sadece yaşanılan arazi parçası değil, coğrafyaya bağlı olarak farklılık gösteren iklimdir. İklimsel özellikler, geliştirilen kültürün en önemli etkenidir. Beslenme, giyinme ve barınma gibi temel ihtiyaçların teminine ve gelişimine ilişkin gelenekler sadece coğrafyanın/iklimin sunduğu imkanlara bağlıdır. İnsanların paleolitik çağlardan bu yana hayatı idame konusunda geliştirdikleri pratikler birbirinin benzeridir aslında. En temel ihtiyaçlar aynıdır çünkü. Can güvenliği, barınma ve beslenme. İnsan topluluklarının geçmişten günümüze, zamanla biyolojik yeteneklerinin yetmediği noktada çeşitli araç-gereçler yoluyla sorun çözerek, kültürlerini oluşturmaya başladıkları kabul edilir. Bu nedenle antropolojik dönemleri araştıran bilim insanları, insanı “homo faber” yani alet yapan olarak sıfatlandırmışlardır. 

Ayrıca kişioğlu yaşadığı doğal ortamda ayakta kalabilmek ya da hava sıcaklıklarından fazla etkilenmemek için farklı giyim şekilleri geliştirdiler. Örneğin, Kuzey kutbunda yaşayan arktik insanın ayı kürkünden giysi üretmeleri son derece doğal ve gerekliydi. Kutbun soğuk şartlarında yapabileceği en uygun giysi ayı derisiydi. Çünkü en yakınındaki hammadde, yani kaynak, belgesel filmlerde gördüğümüz kutup ayısıydı. Ve aynı zamanda İglo denilen buzdan ev inşa etti binlerce yıl önce ve hâlâ aynı tür evlerde yaşıyorlar. Bir de çöl kuşağını ele alalım. Arabistan yarımadasında yaşayan halkların giysileri bol ve uzun. Sıcak çöl şartlarında en uygunu neyse onu geliştirdi çöl insanı. Pantolon değil, bol ve etekli uzun giysi hareket halindeyken ortaya çıkan ısıyı dışarı atıyor, kumaşın dalgalanmasıyla oluşan mini hava akımı az da olsa insan tenine serinlik veriyordu.

Arktik insanın aksine çöl insanının giysi tasarımındaki öncelik, güneşten ve sıcaktan korunmaktı. Başa dolanan birkaç metrelik kumaş parçası ise kum fırtınalarında hayat kurtarıyordu. Başına doladığı kumaş parçası yüzünü, gözünü, ağzını ve burnunu koruyordu. Kum fırtınalarında nefes almak neredeyse imkansızdı. Kumaş parçası burnunun tıkanmasını önlüyordu. Yani insanoğlu, coğrafya ve iklim anlamında, sadece en uygun yerlerde kültür/uygarlık oluşturmuş değil. Ancak şartlar iyileştikçe nüfusla birlikte, üretim ve sosyal gelişim de ivme kazanıyordu.

Spirütüalist davranış ve geleneklerde de coğrafya / iklim şartlarının etkili olması doğal bir sonuçtu. Söz gelimi Mezolitik çağ (MÖ~12.000-6.000) Güney Sibirya halklarının kutsadıkları ilk hayvanın geyik olduğunu göstermekte antropolojik/arkeolojik veriler. Tunç Çağı’nda (MÖ~2.500-900) ise Prototürk Altay-Sayan halklarının “at”ı evcilleştirmesi dahi, önce gelişen geyik kültünü unutturmadı; günümüze kadar devam etti. Türk kültür coğrafyasında keşfedilen kaya resimlerinde yer alan hayvan motiflerinin çoğunluğunun geyik ve dağ keçisi olması da bunu doğruluyor.

Öte yandan Pazırık ve (Kazakistan) Berel, Altaylar Ulandırık kurganlarında rastlanan geyik ve dağ keçisi masklı at cesetleri de kadim geyik/ teke kültünün Tunç Çağı’nda devam ettiğini gösteriyor.

Altay kültür coğrafyasının batı ucu (Doğu Kazakistan) Berel’de açılan 11. Kurgan’da rastlanan gömülü atların başlarına takılan dağ keçisi boynuzları da “Geyik Ene” kültüyle ilgili olmalı. (Görsel 3) Tunç çağında atı ehlileştiren Altay/Sayan prototürk halkların atı da kutsadıklarını ve ancak geyik/keçiyi

unutmadıklarını, kutsamaya devam ettiklerini anlıyoruz. Kazı başkanı Kazak Arkeolog Z. Samashev’e göre MÖ 4. yüzyıla ait. Sanat Tarihçisi Mehmet Kutlu’ya göre “Berel’deki 11. Kurgan’dan elde edilen bilgiler, Demir Çağı’nda, özellikle MÖ 1. bin yılın ikinci yarısında Altaylar’ın doğusu ve batısı arasındaki kültürel etkileşimin varlık ve niteliği” hakkında daha net bilgiler vermektedir.

Toparlayalım, eski çağ kültürlerini değerlendirirken kültürlerarasında üstünlük iddiasında bulunulmamalı. Ancak üstünlük iddiaları antropoloji, arkeoloji, sosyoloji, tarih, sanat tarihi gibi sosyal bilimler aracılığıyla neredeyse 300 yıldır ustalıkla yapılmaktadır. Onun için, içi bilimsel olarak boş olmasına; belgelenmemiş olmasına rağmen bazı bilgiler kalıp haline gelmiş, kabullen(dir)ilmiş ve hatta neredeyse itiraz edilemez olmuştur. Kimi kültür alanlarıysa görmezden gelinmiştir. Dünyanın dört bir yanında gelişen kültürlerin hiç biri, diğerlerinden üstün değildir.

Görmezden gelinen kültür alanlarından biri de Güney Sibirya/Altay Sayan bölgesinde gelişen ve arkeolojik verilere göre birbirinin devamı niteliğindeki uygarlıktır. Güney Sibirya’da özgün alfabesini yaratan ve geliştiren tek etnik topluluk Türk halklarıdır. Alfabesi runik, runik Göktürk ya da Göktürk alfabesi olarak geçer araştırma kitaplarında. Aslında özgün Türk alfabesi. Göktürk alfabesi bile doğru bir adlandırma sayılamaz. Çünkü Türk alfabesine ilişkin örnekleri Yenisey Kırgızlarının da kullandığını Yenisey yazıtlardan biliyoruz.

Buzul Çağları’nın son evresinin (Pleistosen) sonlarında, günümüzden yaklaşık 14.000-12.000 yıl önce hava ısınmaya başladı ve istikrarlı bir şekilde süren ısınma ile kuzey yarım küredeki buzulların güney kesimleri erimeye başladı. Erimeyle birlikte bitki ve hayvan türleri de gelişti, çoğaldı. Buzul Çağları’nın kalın postlu mamut ve benzeri iri hayvanları, değişen iklim şartlarına uyum sağlayamayıp, yok oldular.

Öte yandan daha küçük ve çevik olan hayvanlar çoğaldı. Erime kuzey yarım kürenin coğrafyasını da değiştirdi. Örneğin, bugünkü Fransa ile İngiltere, erimeden önce birleşikti. Manş Denizi buzulla kaplıydı. Kuzey Avrupa’da yaşayan insan ve hayvanların yürüyerek İngiltere’ye gitmesi mümkündü. Aynı şekilde Asya kıtasının Kuzeydoğu ucundan Bering Boğazı’nı yürüyerek (15. yüzyılda Amerika adını alan) karşı karaya (Alaska) gidilebiliyordu.

Söz konusu durum jeolojik anlamda çok çok kısa sayılan bir süre olsa da bitkiler ve hayvanların gelişimlerini etkiledi. Özellikle insanoğlu için önemli bir dönüm noktası oldu. Ormanda ağaç kovuklarında ve mağaralarda yaşayan insanlar barınma ve beslenme ihtiyaçlarını daha kolay temin eder hale geldi. Rus jeologların araştırmalarına göre Güney Sibirya, son buzul çağına günümüzden 126 bin yıl önce girmiş; MÖ 10.000’e kadar devam etmiştir. Fakat yaklaşık 53.000-23.000 tarihleri arasında “Karginskiy” olarak adlandırılan buzul arası dönem yaşanmıştır. Bu dönemde, Sibirya’da ortalama hava sıcaklığının günümüz değerlerine çok yakın olduğu değerlendirilmiştir. Yaklaşık 30 bin yıl süren Karginskiy dönemi içinde de sıcaklık dalgalanmaları yaşandığını tespit etmiş Rus bilim adamları. Pleistosen (son buzul) evresi; aynı zamanda Paleoantropoloji (İlk İnsan bilimi) antropoloji, sosyoloji, arkeoloji ve sanat tarihi gibi bilim dallarının da ilgi alanına girer. Söz konusu evre arkeolji literatüründe Paleolitik ve mezolitik çağ(lar) olarak adlandırılır. Mezolitik çağda buzullar, yaklaşık olarak bugünkü yerlerine çekildi ve bu alanları ormanlar kapladı süreç içinde.

Kuzey yarım kürenin güneyinde ise Anadolu ve Yakındoğu’da tarım yapılabilecek elverişli alanlar oluşmaya başladı. Aynı dönemde Güney Sibirya’da şartlar daha ağırdı. Altay-Sayan dağlarının kuzey yakaları hala büyük buzullarla kaplıydı. Güney yakalarda ise Yakındoğu ve Anadolu kadar değilse bile hayat şartları iyileşti. Kısacası, Kuzey yarımkürenin güneyi ile şimdiki Avrasya bozkırları ve Altay-Sayan dağları dediğimiz bölge, aslında arkeolojik kronoloji bağlamında benzer çağları tam olarak aynı zamanda yaşamadı. Yani iklim ve coğrafik şartlar, güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşım açısı gibi nedenlerle Neolitik evreye (Ön Asya ve Yakındoğu’dan) 1000-2000 yıl geç girdi Güney Sibirya. Bunda Rus bilim insanlarının tespit ettiği “Karginsky” dönemi sonunda hava sıcaklıklarının yeniden düşmesinin etkili olduğu kabul edilmektedir. Söz konusu dönemde, 100 km kadar kuzeye çekilen buzul alt sınırının yeniden eski sınırına döndüğü kanıtlanmıştır.

Kabaca günümüzden önce (GÖ) 23 bin-10 bin arası, Güney Sibirya’da insan hayatı için elverişli bir dönemden sonra bir bakıma yeniden buzul çağı şartlarının oluşması, Güney Sibirya halklarının kademe kademe büyük kitlesel göçler yaşamasına neden oldu. Güney Sibirya neolitik döneminden günümüze ulaşan çok sayıda kaya resmi var. En dikkat çekenlerden biri de (görsel 5’te yer alan) Hakasya’da keşfedilmiş panodaki betimler. Taş levha üzerine kazınarak ve boyanarak kompoze edilen betimlerin, Türk kültür tarihi bağlamında çok önemli olduğunu düşünüyorum. İlk bakışta bile ritüel bir sahne olduğu anlaşılıyor. Öncelikle bakışımıza göre orta-solda yer alan tamga benzeri çizimlerin, özgün Türk alfabesinin öncüsü harfler olduğunu bile iddia etmek mümkün. Ancak aradan geçen 7 bin yıl içerisinde bazı harflerin değişikliğe uğramış olması da büyük bir ihtimal. 

Harflerin, bütün dillerde olduğu gibi zamanla yazı karakterlerindeki değişimler ve özellikle verdiği sesin farklılaşması, dilcileri çok zorlayan bir durum. Bu nedenle okumak zorlaşıyor. Ortadaki ana motif tam bir alegorik/hayali tasarım değil. Yani var olan bir olgunun simgesel tasarımı. Bakışımıza göre sağda yer alan içindeki (+) işaretiyle birlikte çizilen yuvarlak, hem Tengri’yi ve hem de kam davulunu temsil ediyor. Sağdaki ağacın köküyle birlikte gösterilmesi yer altı dünyasıyla ilgili. Yer altı deyince hemen akla yer altı tanrısı “Erlik” gelmesin. Erlik tasarımı çok geç devirlerde; yaklaşık 7-8. yüzyılda Brahmanist/Budist kültürden alıntılanmış bir teonim. Türk düşüncesinde yeraltı dünyası hep vardı ancak, Erlik gibi astığı astık, kestiği kestik ceberrut bir tanrısı yoktu.

Panonun aşağı kısmında (yer alan) dans eder gibi görünen insan çizimleriyse bir ayin yapıldığını anlamamıza yardımcı oluyor. Aynı coğrafyada ve hinterlandında buna benzer sahneleri Eneolitik (MÖ 3.500-2.500) Tunç, demir, Hun, Göktürk çağlarında kesintisiz olarak görüyoruz. Kam davulu, ayin? Peki kam nerede? Ortadaki alegorik olarak nitelendirilen insana benzeyen çizim “kam”dan başka bir tasavvur olamaz. Üst kısımdaki baş kısmı hariç altı kol ise Türk kültüründe yine en az altı bin yıl boyunca değişmeyen, Altay kültür coğrafyasında hâlâ devam eden bir mitle ilgili. Mite göre kamların ilk atası (ortak ataları) geyikti. Keşfedilen arkeoljik ve etnografik çok sayıda belge, Neoloitik’ten Göktürk çağına kadar bu inanışın devam ettiğini gösteriyor.

Bu yazımda söz konusu devamlılığı çok kısa incelemeye çalıştım. Meraklısı için ekliyorum: Konuya, “Türk Tanrıça” adlı kitabımda ayrıntılıca değinmiştim.


Vahap Candan

Bütün Dünya Dergisi, Mart 2025



13 Ağustos 2025 Çarşamba

No Culture when it Suits You!

 

Metropolitan Müzesi ve Sanat Tarihçilerinin

İkiyüzlülüğü,

Önyargısı,

Politik görüşü,

Propaganda, gerçekler değil ve

Bilinçaltına etkisi!

Not Asia Minor and definitely not Smyrna
it is Türkiye and İzmir
















Metropolitan Müzesi'ne;
Neden Türk Kültürü veya Sanatı olarak sınıflandırmıyorsunuz? Büyük bir aile olduğumuz ve zengin bir kültüre sahip olduğumuz için mi? Yoksa adımızı mı söylemekten korkuyorsunuz? Eserlerin İran, Mısır veya Suriye'den gelmesi de önemli değil. Selçuklular Türk'tür. Kıpçaklar/ Kumanlar/ Memlükler Türk'tür. Yani hepsi Türk Kültürü ve Sanatı'nın içinde yer alır.

Bu arada, başka kültürlere (örneğin Hint, Çin vb.) ait eserlerin kültür gruplarını yazıyorsunuz. Bu ikiyüzlülüğe son veriniz!

*
To Metropolitan Museum;
Why don't you classify it as Turkish Culture or Art? Is it because we are a big family and have a rich culture? Or are you afraid to say our name? It doesn't matter whether the works come from Iran, Egypt, or Syria. The Seljuks are Turks. The Kipchaks/Cumans/Mamluks are Turks. So, they are all within the Turkish Culture and Art.

Meanwhile, the works that belongs to other cultures (e.g., India, China, etc.) are being written.
Stop this Hypocrisy, and write Turkish Culture and Art !

Prejudiced,

Political,

Propaganda, not facts, and

Subconsicious influence

of Metropolitan Museum and Art Historians!

SB

PS. And they are not the only museum with hypocrisy!..


28 Haziran 2024 Cuma

Artuklu Davud

 


Artuk torunu, Sökmen oğlu Rükneddîn Davud (yönetim 1108-1144) Tabağı, 12. yüzyılın ilk yarısı.

Plate of Rukn al-Dawla Dawud, first half of the 12th century


"Artuklu hükümdarı Sökman oğlu Davud’un, lüzum gördüğü zaman Türkmen kabilelerinin reislerine ok göndermek suretiyle onları emrettiği yerde topladığı bilinmektedir. Nitekim İbnü’l- Esîr’in kaydına göre “Artuklu Emîri Rüknü’d-devle Davud’un Türkmenler arasında öyle bir nüfuz ve şöhreti vardı ki onun bir oku onların obalarına gittiği zaman kadın-erkek herkes bu işaretin gelişini ilâhî bir takdis sayar; bütün Oğuz boyları yardımına koşar ve derhal birden 20.000 savaşçı toplanırdı." [Erkan Göksu, "Türkiye Selçuklularında Ordu", doktora tezi, 2008. Tez danışmanı Prof.Dr. Reşat Genç]


NOT:

Metropolitan müzesinin açıklamasına göre tabağın ortasındaki madalyonda güya Makedonyalı İskender betimlenmiş-miş ! Akıl alır gibi değil! Sözde-sanat tarihçileri ! - SB




ENG.

Sökmen's son Rukn al-Dawla Da'ud (ruled 1108–1144) was a Turkish lord of the Artuqid-Turkish dynasty in the early 12th century. His grandfather was Artuk, a commander in the Seljuk Empire. 


"It is known that the Artuqid ruler Davud, son of Sökman, used to send arrows to the chieftains of Turkmen tribes and gather them at the place he ordered. As a matter of fact, according to Ibn al-Asīr, ‘Artuqid Emir Rüknü'd-devla Davud had such influence and fame among the Turkmens that when an arrow of his went to their tribes, everyone, men and women, recognised the arrival of this signal. He would consider it a divine blessing; all Oghuz tribes would rush to his aid and 20,000 warriors would be gathered at once." [Erkan Göksu, ‘Army in the Türkiye Seljuqs’]


PS: According to the Metropolitan Museum, the medallion in the centre of the plate supposedly depicts Alexander of Macedonia! Unbelievable! Pseudo-art historians ! - SB





Artuqid 1220/21, mint. Diyarbakır/Türkiye


Silk & Gold Textile Fragment with Double-headed Eagle and Flanking Dragons' Heads
Symbol of the Seljuk-Turks Dynasty, 13th century
Staatliche Museen zu Berlin


#ArtofTurks

#Turkish Art & Culture

#Artuqid Turks

17 Haziran 2024 Pazartesi

Hestia - OdAna

 

Grek mitolojisindeki Hestia'nın adı Türkçe kökenlidir ve OD ANA'nın karakterini taşır. 


HESTİA KÜLTÜ = OD ANA

* Romalılar'ın Etrüskler'den aldığı ve Hellen kültüründe bulunmayan dairesel yapı;

"Romalılar, Hellenlerde bilinmeyen daire şeklindeki tapınak mimarisini Etrüsklerden ödünç almıştır, ama bu sadece onların Mezar-tümülüslerine tanıdık bir form değil, aynı zamanda favorileriydi. İlk dönemlerde bu dairesel tapınaklar sadece Vesta veya Kibele'ye ithaf edilmiştir." [Hodder, M.Westropp]

* Ateşi beslemek; Saha (Yakut) Türkü ve Hestia Raibeleri;

"İonya'da ocağa Histie denilir ve ailenin evin ortasında bulunur. Bir aileyi mahvetmek ya da sürgün etmek için sadece ocağı dışarıya çıkarmak yeterlidir." [Walter Burkert] ; dediğinde ne anlıyoruz?..

Ocak kültünün Türk Dünyası'nda ve Alevi-Bektaşi Ocakları'nda hala devam etmesi demek:

Hesti/Vesta kültünün kökeni; Ateş İyesi Od-Ana'ya, yani Türk Kültürü'ne dayanır.

Gerçekleri saklayanların OCAĞI SÖNSÜN!

TÜRK KÜLTÜRÜ ve GELENEĞİ


Grekçe konuşanlar Türkçe konuşanlardan duydukları İsti'yi Od Ana'nın karakteriyle birleştirip

kendilerine Hestia adında bir mitolojik karakter yaratmış.

The Greek-speakers combined Isti (TR isti, Ionian H'isti'e), which they heard from the Turkish-speakers,
with the character of Od Ana and created a mythological character named Hestia.



The name of Hestia in Greek mythology is of Turkish origin and bears the character of OD ANA. 


"Romans borrowed from the Etruscans a circular form of temple unknown to the Greeks, but which to their tomb building predecessors must have been not only a familiar but a favourite form....in early times these circular temples were dedicated to Vesta or Cybele." [Handbook of Archaeology: Egyptian-Greek-Etruscan-Roman- Hodder M.Westropp]

What do we (Turks) understand when this tradition is performed? ;
"Hestia, Histie in Ionian, is the normal word for the hearth, the centre of house and family. To banish or destroy a family is to drive out a hearth." [Greek Religion (Yunan Dini) Walter Burkert]

It means that the cult of the hearth still continues in the Turkish World and Alevi-Bektashi Hearths:

The origin of the Hesti/Vesta cult is based on Od-Ana, the Spirit of Fire, i.e. a Turkish Culture and tradition.
Let the "fires of those who hide the truth be extinguished"! (is an expression in Turkish)

TURKISH CULTURE and TRADITION


SB





Ateş ile kötülüklerden arınmak, kımız ile Od-Ana'yı beslemek...

Cleansing from evil with fire, feeding Od-Ana with koumiss.

Turova/Çanakkale - Yakutistan (Saha Cumhuriyeti) yolundaki damgalarımız...
Our stamps on the road from Troy/Çanakkale to Yakutia (Saha Republic Turks).




TURKS and TURKISH

17 Kasım 2020 Salı

Turkic değil Turk !

 

Ben bu "Turkic" terimine karşıyım. Öncelikle bu terimi Batılılar verdi, İkincisi ise "Turkic" "işş", yani "gibi" anlamında, ayrıca açıklamasını "birçok etnik gruptan oluşan topluluk" olarak vermekteler. Üçüncüsü Türkiye Türkleri ne kadar Türk boyu varsa hepsinden bir parça taşır... Hollandacada "Turkse volkeren" yani "Türk Halkları" denilmektedir ki atalar da hepsine "Türk" demiştir. Bilmem anlatabildim mi? 😉 Batılılar bizi tanımlayamaz, bizi ancak BİZ tanımlayabiliriz!


SB


Turks- Turkish and not Turkic!


Me personally (and some) do not use the word "Turkic", because of the meaning: "The Turkic peoples are a collection of ethnic groups that live in central, eastern, northern, and western Asia as well as parts of eastern Europe. They speak languages belonging to the Turkic language family".


This is a wrong expression, especially "collection of ethnic groups", because they are TURK of ETHNİC, and not some strange ethnic groups who came together.


Among us there are ; Siberian Turk (Sibirya Türkü), Altai Turk (Altay Türkü), Kazakh Turk (Kazak Türkü) , Uzbek Turk (Özbek Türkü), etc. and not like Kazakh Turkic, or Turkmen Turkic ...


The world is confused about the tribe names, they think that these tribe names represents a different ethnic. On the contrary, all these tribes are the TURKS.


Some Tribe names:

Aqqoyunlu (Ak=White, Koyun=Sheep, Turkoman=I am Turk) , Karaqoyunlu (Kara=Black, Sheep, also written as Qara Qoyunlu, Artuqid (Artuklu), Zengid, Safavid, Afsharid, Seljuk, Ottoman, Pecheneg, Kipchak, Mamluk, Avar, Hun, Khazar, Cuman, Oghuz, Turkmens, Uyghur, Gokturk, Nogai, Kazakh, Kyrgyz, Azerbaijani, Bashkir, Crimean Tatars, Qashqai, Yakut (Saha-Saka), Kumyk, Karachay, Gagauz, Tuvan, Uzbek, Karaite, Bulgar (before slavified), Atabegs, etc... and there are subgroups of these tribes with there clan or family names:


Example: Huns and Oghuzes have 24 tribes and many subgroups, like Ağaçeri Turks (Tree people: in ancient times as Agathyrsi, a Scythian+Hun tribe); or Oghuz tribes like Kayı (Ottoman comes from); Kınık (where Seljuk Turks comes from).... but all of them are TURK of ETHNİC.


And many of these Turkish Tribes live in Turkey, and that's why it is called only "Turks". In Dutch they called as TURKSE VOLKEREN; the meaning is TURKISH PEOPLES, and that is one of the right expression.


They do call also as "Islamic", but religion is spread among differend nations. You have under "İslam Art" : Arabic Art, Persian Art, Malaysian Art, etc.... and you have of course Seljuk, Mamluk and Ottoman, but they are as İslamic represented by some scholars and in museum explanations. Somehow, determination of the political identity of the Turks is "Islamic", or with false ethnic identity, which is absolutely wrong ...


So the history, art and culture must be written as "TURKİSH CULTURE AND ART", then with their dynasty, tribal or clan name but not as Turkic ! So can the rest of the world understand in which ethnic are these art and culture belong to... We are A Huge Family, don't forget that... And I won't allow them to steal it from us with the so-called expression "Turkic"! It is TURK.


Regards,

SB.


For example for the image: 

"Turkish Art, Seljuk period, 12th c"

Seljuks are NOT Turkic !

Seljuks are TURKS.

And definitely NOT "İslamic Art"




16 Eylül 2020 Çarşamba

Mother Umay

 


Mother Umay, owner of the Tree of Life

Protector of women, children, and Turkish communities around the world. It is the most important sacred being, symbol of birth and fertility in Turkish mythology.

There is a battle scene on a Umay stone stel and a leader gets her blessing. This scene is also to be seen on Pazyryk felt in Hermitage Museum.

Today, Umay is used as a female name.

She gave her name to the month; May.


SB

Umay Ana - Kayın Ağası - Artemis

Umay - Mayıs

Koban Kültürü Kafkas Değil Kimmer ve Saka Kültürüdür




Pazyryk Felt - Mother Umay and a Leader

The same symbol on Mamluk Turkish Banner, with a "Fleur de Lis"
14th c AD, Egypt



DG Savinov, Ancient burial mounds Uzuntala - Altai, (the question of allocating Kurai culture).// Archeology North Asia. Novosibirsk, 1982/link





MAIA is the daughter of ATLAS, which is a TİTAN and son of IAPETOS/IAPETUS (Yapet-os/us/Yafes, leader of the TURANIANS. Because all his children and grand children are listed as Turkish Tribes: Gomer [=Kamer/Kimmerians. Father of Ashkenaz = Kassites, Sacae, Khazar + Diphath (Dip Oghuz) + Togarmah (father of Ughurs, Khazars, Bulgars, Gokturks, Oghuz, Pechenegs, Sabirs, Avars)], Magog = Saka, Madai = Meds, Javan = Pelasg/İon, Tubal = Tabal, Meshech = Meşe/Mişer, Tiras = Tracians, Trojans)


Nebra Diski Bir Türk Eseri

 

Nebra Diski - MÖ 1000-500 arası /Demir Çağ

Betimlemelerde Güneş, Ay ve Ülker (Ürgel) Yıldız Kümesi'ni görmekteyiz ve bence Akay Kine'nin anlattığı Akay Bayramı'na (Toy) işaret etmekte. 

O zaman şunu söyleyebilir miyiz?

Almanya'nın Saksonya eyaletindeki Nebra kentine yakın bir yerdeki höyükte 1999'da bulunan bu disk, Avrupa Saka/İskit Türklerinden kalmadır. German kavimleri İskitlere Saken demiştir ve bu Saken kavimleri daha sonra Saksonya'ya yerleşmiş ve eyalete adını vermiştir. Bu buluntu bir ticaret malı, ya da bir mezar hediyesi olabilir. Ancak hiçbir şekilde ne "Kelt" ne de "Germanik" kültürlerine ait olamaz. Çünkü onların gökyüzüyle ilgilendiklerini gösteren hiçbir bulgu veya belge yoktur, ki Akay Kine'ye göre Türkler bunu biliyordu ki toy düzenliyordu. Avrupalı kavimler de her şeyi Kimmer , Saka/İskit , Hun-Avar-Hazar Türklerinden öğrenmiştir.

SB

Ülker (Ürgel) ya da Yedi Kandilli Süreyya Yıldız Kümesi
Boğa Takımyıldızı içinde.
Titan Atlas'ın kızları: Pleiades>Yedi Kızkardeş
Kızlardan Taygete (Tayeçe) Leleglerin atası, yani Spartaların atası
Atlas, Titan Yafes (Iapetos)'in oğlu
Etrüsklerde Atlas'ın adı; Aril (Er-il)


Gök Tanrı İnancının Bilinmeyenleri, Din ve Millet Kavramları Akay Kine'nin Bilgileri Işığında


Akay Bayramı / Çağa Bayramı

"Moğollar buna Çağa Bayramı derler. Çağa da Ak anlamına gelir. Bu bayrama Moğollar ve Altay sahip çıkmış, korumuştur ve günümüzde de kutlanmaktadır.

Bu bayramın olması için mutlaka Ay ile Ülker Yıldızı'nın birleşmesi aynı hizaya gelmesi gerekir. Buradaki hesapta yıldızın, Güneş'in ve Ay'ın döngüleri dikkate alınır. Artık gün uzamaya ve Ülker Yıldızı hayatımıza etki yapmaya başlamıştır. Bu bayramda Ay'ın fazı çok önemlidir. Yeni ayda, bu bayram olur.

Bu bayramda yıldızların döngüsü çok önemlidir. Eğer yıldızlar yılın ortasında bağlanırlarsa, o yıl çok iyi geçer. Ülker Yıldızı Ay üzerinden geçerse o yıl iyi; altından geçerse o yıl kötü geçer. Bu yıldız ile Ay'ın birleşmesiyle Ay yenilenir ve hayvan doğumları başlar. Bu ayda artan hayvan çok sağlıklı olur. Ocak ayı sonu, Şubat başına rast gelen bu dönem, zor bir dönemdir; doğan hayvanları yaşatmak zordur ama eğer sağ kalırlarsa çok sağlıklı olurlar. Bu dönemde ilk süt alınır. Gök Tanrı'ya başvurulur.

Akay Bayramı'nda Güneş ve Ay'ın yenilemesi ile hayatı da yenilemiş oluyoruz. Akay Bayramı yeni başlangıç bayramıdır. Bu zamanda bütün canlıların uyanış dönemidir, hayvanların, otların uyanmaya başladığı bir dönemdir. Hayvanların doğurduğu ve yeni süt vermeye başladığı dönemdir. Bu bayramda süt ile ilgili ritüeller yapılır.

Çağa Bayramı'ndan Çiçek Bayramı'na kadar olan sürede asla hayvan öldürülmez ve avlanılmaz. Çünkü bu dönem hayvanların zayıf olduğu, yavru verdikleri ve onlara bakmak zorunda oldukları bir dönemdir. Bu yüzden bu dönemde onlara zarar vermek ve onları güçsüz düşürmek doğru değildir.

Güneşi Karşılama Bayramı aile içinde kutlanan bir bayramken Akay Bayramı toplumsaldır. Herkes bir meydana toplanır, oyun, güreş, şarkı yarışmaları yoluyla birlikte eğlenilir. Bu meydanda gösterilen oyun, dans ve türküler bir yandan şükra, yüceltme anlamını taşısa da diğer taraftan ulusumuzun sanat yeteneğini de sergiler.

Çiçek Bayramı

Çiçektin / Çiçeğin Bayramı yılın beşinci bayramıdır. Bu bayramda artık çiçekler açmış olmalıdır. Bu bayram için yine Yeni Ay olması gerekir ve Güneş'in durumu da göz önünde bulundurulur. 6 yıldızı içeren Ülker Yıldız Grubu'nun da gözde kaybolması gerekir. Bu yıldız grubu Haziran ayında görünmez. Bu yıldızlar görünmezz olunca Çiçek Bayramı kutlanabilir. Aralık sonundan Çiçek Bayramı'na kadar, bu yıldız grubu kaybolana kadar avlanmak yasaktır.

12 Hayvanlı Takvim

Türklerin 12 hayvanlı takvimini Çinliler alıp kendilerine mal etmişlerdir. Türk takvimindeki insan resmini kaldırıp onun yerine maymun resmi koymuşlardır... Hayvan takvimini uygulamak zordur, bunu Türkler gibi göçebe hayatı yaşayanlar kullanabilir. Göçebe Türklerin her zaman gece gündüz yolda olması gerekiyordu. Türk, gündüz Güneş'e, gece Ay'a, Ay olmadığı zaman da yıldızlara göre yönünü ayarlamıştır. Böylece Türkler her zaman Gök'ü tanımış ve onu hatıralarında korumuşlardır. Onlar yıldızların da bu Orta Dünya'ya etki ettiğini çok iyi biliyorlardı. Bunu bildikleri için, yıldız döngülerini de çok iyi bilmiş ve takip etmişlerdir.

Türklerin takvimi olan bu 12 hayvanlı Jüpiter takvimi günümüze kadar gelmiştir. Bu takvimde Orta Dünya'da yaşayan hayvanlar yer alır. Çin takvimindeki maymun resmi yerinde Türk takviminde insan vardır. Eski Türk takvimindeki bu insan, elinde Altın Kazığı tutar ve kazığın üstünde de Ülker Yıldız kümesi vardır. Takvimdeki Altın Kazığı tutup Gök ile irtibat kuran insan Türk'tür.


Günnur Yücekal Arpacı,

Gök Tanrı İnancının Bilinmeyenleri, Din ve Millet Kavramları Akay Kine'nin Bilgileri Işığında,

Çatı Kitapları, 2012


NOT:

"Günümüz almancasinda Sachsen Saklar demektir.. Sach tekil şahıs olarak Sak, Sachsen ise çoğul şahıs olarak Saklar oluyor... Aynen orjini gibi.. Esasen Saka değil Sak'tır. Saka isminde ki son daki a harfi aidet belirten bir bağlaç.. Aynen almanca da Türke denmesi, Türkçe de Türki gibi.. Burada da sondaki e aynen Saka'daki a gibi aidet belirten bir bağlaç." Tanju Can / Almanya


Göktürkler'de Kün-Ay (link)

Saklar'da (Pazırık >İskit ya da Hun) Kün-Ay




_________



20 Eylül 2018 Perşembe

Parlak ve Şans - Glans & Geluk



Seljuk Turks



"Parlak ve Şans- İslam Dünyasından Sanat" Sergisi 
Den Haag Belediye Müzesi'nde 900-1900 arası 300 parça 08 Eylül 2018 - 03 Mart 2019 sergilenecek.

Lakin, parçaların çoğu "Türk Kültürü ve Sanatı"na ait ! "İslam Sanatı" olarak adlandırılmasına şahsen karşıyım, çünkü "İslam" bir dindir ve birçok millet barındırır, ki sanat eserlerinde arapça veya farsça yazması da onu ne "Arap" ne "Fars" ne de "İslam" sanatı yapar! Sanat milletlere göre değişir ve "Türk Sanatı"nın kendine özgü bir stili var! Eserlerin Mısır'dan, İran'dan ya da Suriye'den olması da "o bölgenin halkına aittir", yani "Arap" ya da "Mısır"lı yapmaz ! Buna maalesef bizimkiler de dikkat etmiyor ve Türk Kültürüne ait ne varsa, hanedan, boy veya kavim adlarıyla ayrıştırılması dışında, "İslam" adıyla da "ötekileştiriyor"! "Parlak ve Şans" sergisindeki eserlerin bilgi içeriklerini bilmiyorum, ama netteki kısa bilgilendirmede "Türk Sanatı" yazmadığını söyleyebilirim. 

SB.


Seljuk Turks



NL

08 september 2018 t/m 03 maart 2019
"Glans en Geluk - Kunst uit de Wereld van de İslam"


Titelen als "İslamitische kunst" is niet correct, İslam bevat verschillende nationaliteiten !

Bijvoorbeeld:




- (hoofdfoto) "Moskeelamp met het lichtvers uit de Koran en titels van opdrachtgever, Syrië of Egypte, 1322-1328" ;
Turkse Kunst, behoort aan Mamluk Turks !
Ook als het uit Syrië of Egypte komt !





- "Tegel in de vorm van een ster, Oost-Iran, midden 15e eeuw" ;
Turkse Kunst, Ottoman / Safavid Turks. 
Ook als het uit İran komt, dat betekent niet "het is Perzische Kunst"!




- "Tegel met kalligrafie in reliëf (eretitels van opdrachtgever), Iran, 1200-1400";
Turkse Kunst, Seljuk Turks !



- "Schaal met arabeskpatroon, Turkije, Iznik, circa 1480";
Turkse Kunst, Ottoman Turks !




- "Schenkkan, Iran, circa 1200, kiezelaardewerk met lusterglazuur";
Turkse Kunst, Seljuk Turks !



- "Kom met kalligrafie en streepdecor, Iran, 1200-1250, kiezelaardewerk";
Turkse Kunst, Seljuk Turks !

link1: gemeente museum  /  link2: den haag centraal



Het meeste stukken van de tentoonstelling behoort aan Turkse Kunst ! Ben er persoonlijk tegen de titel "Islamitisch", omdat deze titel scheidt alle werken die aan Turkse Cultuur behoort van elkaar af! Arabische geschriften bewijst ook niet dat de kunst aan "Arabieren" of "Perzen" behoort!






Seljuk Turks


ENG

Titles such as "Islamic art" is not a correct, İslam contains different nationalities! I am personally against the title "Islamic", because this title separates all works that belong to Turkish Culture! Arabic writings also do not prove that the art belongs to "Arabs" or "Persians"! Most of the exhibition belongs to Turkish Art!

For example:

- (main photo) "Mosaic lamp with the light verse from the Koran and titles from the principal, Syria or Egypt, 1322-1328 ";
Turkish Art, belongs to Mamluk Turks!
Even if it comes from Syria or Egypt!

- "Tile in the shape of a star, East Iran, mid-15th century";
Turkish Art, Ottoman / Safavid Turks.
Even if it comes from Iran, it does not mean "it is Persian Art"!

- "Tile with calligraphy in relief (honorary titles of principal), Iran, 1200-1400 ";
Turkish Art, Seljuk Turks!

- "Arabesque pattern scale, Turkey, Iznik, circa 1480 ";
Turkish Art, Ottoman Turks!

- "Pottery with luster glaze, Iran, circa 1200 ";
Turkish Art, Seljuk Turks!

- "Pottery, with calligraphy and stripe decor, Iran, 1200-1250 ";
Turkish Art, Seljuk Turks!

SB.



Turkse Cultuur & Kunst 
Turkish Culture & Art