deer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2025 Salı

Türk Kültüründe Geyik

 



KADİM TÜRK KÜLTÜRÜNDE GEYİK İKONOGRAFİSİ

Vahap Candan


Güney Sibirya/Altay-Sayan Türk halklarının sürekli habitat değiştirerek yaşadıklarına dair hiç bilimsel veri yok elimizde. Mevcut veriler biri kışlık, diğeri yazlık iki kamp alanı olduğunu ve göçün bahar başında verimli otlaklara gidiş, sonbahar sonuna doğru ise kışlık habitata dönüşten ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Elbette kuraklık, aşırı yağış, sel, deprem, salgın hastalık gibi doğal afetler nedeniyle kitlesel büyük göçler dünyanın her yerinde olduğu gibi kadim Türk ellerinde de yaşandı. Hatta bazı durumlarda yüzlerce yılda gelişen uygarlıklar kısa zamanda yok oldu. Örneğin MÖ 1600 civarında, Girit’in 112 kilometre kuzeyindeki Santorini Krakatoa yanardağının çok büyük bir güçle patlaması sonrasında Minos uygarlığının hızla yok olduğu kabul edilmektedir. »

Patlama sürecinde atmosfere yükselen kül bulutları güneş ışınlarının yıllarca yeryüzüne ulaşamamasına, patlama öncesi ya da sonrası yaşanan depremler büyük yıkıma neden olmuş ve hızla yayılan salgın hastalıklar ve açlık Minos’un yıkılmasına neden olmuştur. Eski çağ kültürlerinin gelişiminde ya da yok oluşunda doğal afetler kadar etkili olan diğer husus yaşanılan coğrafyadır. Bunu ilk dile getiren kişi sosyolojinin babası olarak bilinen İbn Haldun’dur. İbn Haldun, toplumların karakterleri ve kültürlerinin gelişiminde coğrafyanın büyük etkisi olduğunu örneklerle anlatmıştır “Mukaddime” adlı eserinde. 

Coğrafyadan kasıt sadece yaşanılan arazi parçası değil, coğrafyaya bağlı olarak farklılık gösteren iklimdir. İklimsel özellikler, geliştirilen kültürün en önemli etkenidir. Beslenme, giyinme ve barınma gibi temel ihtiyaçların teminine ve gelişimine ilişkin gelenekler sadece coğrafyanın/iklimin sunduğu imkanlara bağlıdır. İnsanların paleolitik çağlardan bu yana hayatı idame konusunda geliştirdikleri pratikler birbirinin benzeridir aslında. En temel ihtiyaçlar aynıdır çünkü. Can güvenliği, barınma ve beslenme. İnsan topluluklarının geçmişten günümüze, zamanla biyolojik yeteneklerinin yetmediği noktada çeşitli araç-gereçler yoluyla sorun çözerek, kültürlerini oluşturmaya başladıkları kabul edilir. Bu nedenle antropolojik dönemleri araştıran bilim insanları, insanı “homo faber” yani alet yapan olarak sıfatlandırmışlardır. 

Ayrıca kişioğlu yaşadığı doğal ortamda ayakta kalabilmek ya da hava sıcaklıklarından fazla etkilenmemek için farklı giyim şekilleri geliştirdiler. Örneğin, Kuzey kutbunda yaşayan arktik insanın ayı kürkünden giysi üretmeleri son derece doğal ve gerekliydi. Kutbun soğuk şartlarında yapabileceği en uygun giysi ayı derisiydi. Çünkü en yakınındaki hammadde, yani kaynak, belgesel filmlerde gördüğümüz kutup ayısıydı. Ve aynı zamanda İglo denilen buzdan ev inşa etti binlerce yıl önce ve hâlâ aynı tür evlerde yaşıyorlar. Bir de çöl kuşağını ele alalım. Arabistan yarımadasında yaşayan halkların giysileri bol ve uzun. Sıcak çöl şartlarında en uygunu neyse onu geliştirdi çöl insanı. Pantolon değil, bol ve etekli uzun giysi hareket halindeyken ortaya çıkan ısıyı dışarı atıyor, kumaşın dalgalanmasıyla oluşan mini hava akımı az da olsa insan tenine serinlik veriyordu.

Arktik insanın aksine çöl insanının giysi tasarımındaki öncelik, güneşten ve sıcaktan korunmaktı. Başa dolanan birkaç metrelik kumaş parçası ise kum fırtınalarında hayat kurtarıyordu. Başına doladığı kumaş parçası yüzünü, gözünü, ağzını ve burnunu koruyordu. Kum fırtınalarında nefes almak neredeyse imkansızdı. Kumaş parçası burnunun tıkanmasını önlüyordu. Yani insanoğlu, coğrafya ve iklim anlamında, sadece en uygun yerlerde kültür/uygarlık oluşturmuş değil. Ancak şartlar iyileştikçe nüfusla birlikte, üretim ve sosyal gelişim de ivme kazanıyordu.

Spirütüalist davranış ve geleneklerde de coğrafya / iklim şartlarının etkili olması doğal bir sonuçtu. Söz gelimi Mezolitik çağ (MÖ~12.000-6.000) Güney Sibirya halklarının kutsadıkları ilk hayvanın geyik olduğunu göstermekte antropolojik/arkeolojik veriler. Tunç Çağı’nda (MÖ~2.500-900) ise Prototürk Altay-Sayan halklarının “at”ı evcilleştirmesi dahi, önce gelişen geyik kültünü unutturmadı; günümüze kadar devam etti. Türk kültür coğrafyasında keşfedilen kaya resimlerinde yer alan hayvan motiflerinin çoğunluğunun geyik ve dağ keçisi olması da bunu doğruluyor.

Öte yandan Pazırık ve (Kazakistan) Berel, Altaylar Ulandırık kurganlarında rastlanan geyik ve dağ keçisi masklı at cesetleri de kadim geyik/ teke kültünün Tunç Çağı’nda devam ettiğini gösteriyor.

Altay kültür coğrafyasının batı ucu (Doğu Kazakistan) Berel’de açılan 11. Kurgan’da rastlanan gömülü atların başlarına takılan dağ keçisi boynuzları da “Geyik Ene” kültüyle ilgili olmalı. (Görsel 3) Tunç çağında atı ehlileştiren Altay/Sayan prototürk halkların atı da kutsadıklarını ve ancak geyik/keçiyi

unutmadıklarını, kutsamaya devam ettiklerini anlıyoruz. Kazı başkanı Kazak Arkeolog Z. Samashev’e göre MÖ 4. yüzyıla ait. Sanat Tarihçisi Mehmet Kutlu’ya göre “Berel’deki 11. Kurgan’dan elde edilen bilgiler, Demir Çağı’nda, özellikle MÖ 1. bin yılın ikinci yarısında Altaylar’ın doğusu ve batısı arasındaki kültürel etkileşimin varlık ve niteliği” hakkında daha net bilgiler vermektedir.

Toparlayalım, eski çağ kültürlerini değerlendirirken kültürlerarasında üstünlük iddiasında bulunulmamalı. Ancak üstünlük iddiaları antropoloji, arkeoloji, sosyoloji, tarih, sanat tarihi gibi sosyal bilimler aracılığıyla neredeyse 300 yıldır ustalıkla yapılmaktadır. Onun için, içi bilimsel olarak boş olmasına; belgelenmemiş olmasına rağmen bazı bilgiler kalıp haline gelmiş, kabullen(dir)ilmiş ve hatta neredeyse itiraz edilemez olmuştur. Kimi kültür alanlarıysa görmezden gelinmiştir. Dünyanın dört bir yanında gelişen kültürlerin hiç biri, diğerlerinden üstün değildir.

Görmezden gelinen kültür alanlarından biri de Güney Sibirya/Altay Sayan bölgesinde gelişen ve arkeolojik verilere göre birbirinin devamı niteliğindeki uygarlıktır. Güney Sibirya’da özgün alfabesini yaratan ve geliştiren tek etnik topluluk Türk halklarıdır. Alfabesi runik, runik Göktürk ya da Göktürk alfabesi olarak geçer araştırma kitaplarında. Aslında özgün Türk alfabesi. Göktürk alfabesi bile doğru bir adlandırma sayılamaz. Çünkü Türk alfabesine ilişkin örnekleri Yenisey Kırgızlarının da kullandığını Yenisey yazıtlardan biliyoruz.

Buzul Çağları’nın son evresinin (Pleistosen) sonlarında, günümüzden yaklaşık 14.000-12.000 yıl önce hava ısınmaya başladı ve istikrarlı bir şekilde süren ısınma ile kuzey yarım küredeki buzulların güney kesimleri erimeye başladı. Erimeyle birlikte bitki ve hayvan türleri de gelişti, çoğaldı. Buzul Çağları’nın kalın postlu mamut ve benzeri iri hayvanları, değişen iklim şartlarına uyum sağlayamayıp, yok oldular.

Öte yandan daha küçük ve çevik olan hayvanlar çoğaldı. Erime kuzey yarım kürenin coğrafyasını da değiştirdi. Örneğin, bugünkü Fransa ile İngiltere, erimeden önce birleşikti. Manş Denizi buzulla kaplıydı. Kuzey Avrupa’da yaşayan insan ve hayvanların yürüyerek İngiltere’ye gitmesi mümkündü. Aynı şekilde Asya kıtasının Kuzeydoğu ucundan Bering Boğazı’nı yürüyerek (15. yüzyılda Amerika adını alan) karşı karaya (Alaska) gidilebiliyordu.

Söz konusu durum jeolojik anlamda çok çok kısa sayılan bir süre olsa da bitkiler ve hayvanların gelişimlerini etkiledi. Özellikle insanoğlu için önemli bir dönüm noktası oldu. Ormanda ağaç kovuklarında ve mağaralarda yaşayan insanlar barınma ve beslenme ihtiyaçlarını daha kolay temin eder hale geldi. Rus jeologların araştırmalarına göre Güney Sibirya, son buzul çağına günümüzden 126 bin yıl önce girmiş; MÖ 10.000’e kadar devam etmiştir. Fakat yaklaşık 53.000-23.000 tarihleri arasında “Karginskiy” olarak adlandırılan buzul arası dönem yaşanmıştır. Bu dönemde, Sibirya’da ortalama hava sıcaklığının günümüz değerlerine çok yakın olduğu değerlendirilmiştir. Yaklaşık 30 bin yıl süren Karginskiy dönemi içinde de sıcaklık dalgalanmaları yaşandığını tespit etmiş Rus bilim adamları. Pleistosen (son buzul) evresi; aynı zamanda Paleoantropoloji (İlk İnsan bilimi) antropoloji, sosyoloji, arkeoloji ve sanat tarihi gibi bilim dallarının da ilgi alanına girer. Söz konusu evre arkeolji literatüründe Paleolitik ve mezolitik çağ(lar) olarak adlandırılır. Mezolitik çağda buzullar, yaklaşık olarak bugünkü yerlerine çekildi ve bu alanları ormanlar kapladı süreç içinde.

Kuzey yarım kürenin güneyinde ise Anadolu ve Yakındoğu’da tarım yapılabilecek elverişli alanlar oluşmaya başladı. Aynı dönemde Güney Sibirya’da şartlar daha ağırdı. Altay-Sayan dağlarının kuzey yakaları hala büyük buzullarla kaplıydı. Güney yakalarda ise Yakındoğu ve Anadolu kadar değilse bile hayat şartları iyileşti. Kısacası, Kuzey yarımkürenin güneyi ile şimdiki Avrasya bozkırları ve Altay-Sayan dağları dediğimiz bölge, aslında arkeolojik kronoloji bağlamında benzer çağları tam olarak aynı zamanda yaşamadı. Yani iklim ve coğrafik şartlar, güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşım açısı gibi nedenlerle Neolitik evreye (Ön Asya ve Yakındoğu’dan) 1000-2000 yıl geç girdi Güney Sibirya. Bunda Rus bilim insanlarının tespit ettiği “Karginsky” dönemi sonunda hava sıcaklıklarının yeniden düşmesinin etkili olduğu kabul edilmektedir. Söz konusu dönemde, 100 km kadar kuzeye çekilen buzul alt sınırının yeniden eski sınırına döndüğü kanıtlanmıştır.

Kabaca günümüzden önce (GÖ) 23 bin-10 bin arası, Güney Sibirya’da insan hayatı için elverişli bir dönemden sonra bir bakıma yeniden buzul çağı şartlarının oluşması, Güney Sibirya halklarının kademe kademe büyük kitlesel göçler yaşamasına neden oldu. Güney Sibirya neolitik döneminden günümüze ulaşan çok sayıda kaya resmi var. En dikkat çekenlerden biri de (görsel 5’te yer alan) Hakasya’da keşfedilmiş panodaki betimler. Taş levha üzerine kazınarak ve boyanarak kompoze edilen betimlerin, Türk kültür tarihi bağlamında çok önemli olduğunu düşünüyorum. İlk bakışta bile ritüel bir sahne olduğu anlaşılıyor. Öncelikle bakışımıza göre orta-solda yer alan tamga benzeri çizimlerin, özgün Türk alfabesinin öncüsü harfler olduğunu bile iddia etmek mümkün. Ancak aradan geçen 7 bin yıl içerisinde bazı harflerin değişikliğe uğramış olması da büyük bir ihtimal. 

Harflerin, bütün dillerde olduğu gibi zamanla yazı karakterlerindeki değişimler ve özellikle verdiği sesin farklılaşması, dilcileri çok zorlayan bir durum. Bu nedenle okumak zorlaşıyor. Ortadaki ana motif tam bir alegorik/hayali tasarım değil. Yani var olan bir olgunun simgesel tasarımı. Bakışımıza göre sağda yer alan içindeki (+) işaretiyle birlikte çizilen yuvarlak, hem Tengri’yi ve hem de kam davulunu temsil ediyor. Sağdaki ağacın köküyle birlikte gösterilmesi yer altı dünyasıyla ilgili. Yer altı deyince hemen akla yer altı tanrısı “Erlik” gelmesin. Erlik tasarımı çok geç devirlerde; yaklaşık 7-8. yüzyılda Brahmanist/Budist kültürden alıntılanmış bir teonim. Türk düşüncesinde yeraltı dünyası hep vardı ancak, Erlik gibi astığı astık, kestiği kestik ceberrut bir tanrısı yoktu.

Panonun aşağı kısmında (yer alan) dans eder gibi görünen insan çizimleriyse bir ayin yapıldığını anlamamıza yardımcı oluyor. Aynı coğrafyada ve hinterlandında buna benzer sahneleri Eneolitik (MÖ 3.500-2.500) Tunç, demir, Hun, Göktürk çağlarında kesintisiz olarak görüyoruz. Kam davulu, ayin? Peki kam nerede? Ortadaki alegorik olarak nitelendirilen insana benzeyen çizim “kam”dan başka bir tasavvur olamaz. Üst kısımdaki baş kısmı hariç altı kol ise Türk kültüründe yine en az altı bin yıl boyunca değişmeyen, Altay kültür coğrafyasında hâlâ devam eden bir mitle ilgili. Mite göre kamların ilk atası (ortak ataları) geyikti. Keşfedilen arkeoljik ve etnografik çok sayıda belge, Neoloitik’ten Göktürk çağına kadar bu inanışın devam ettiğini gösteriyor.

Bu yazımda söz konusu devamlılığı çok kısa incelemeye çalıştım. Meraklısı için ekliyorum: Konuya, “Türk Tanrıça” adlı kitabımda ayrıntılıca değinmiştim.


Vahap Candan

Bütün Dünya Dergisi, Mart 2025



11 Temmuz 2016 Pazartesi

Deer Stone - Balbal - Tashbaba







Turkish Deer Stones in Central Asia
from Erzin-Tuva with old Turkish inscription (Orkhon-Gokturk)
from Turan-Tuva [old Turkish inscription not reproduced]
source: The history of Folk Art of Tuva by Weinstein, 1974
Thus, there was an inscription, why not reproduced ?!..It's a proof that it belongs to Turks! -SB









Deer Stones

Throughout the grasslands of northern Mongolia and southern Siberia lay scattered hundreds of megaliths bearing mysterious carvings that seems to depict flying reindeer. These upright stone slabs measure 3 to 15 feet tall and occur in small groups, or concentrated in larger groupings, often in association with stone burial mounds, called Khirigsuur (kheregsüürs -small kurgans)

There are over 900 deer stones in Central Asia and South Siberia, of which 700 are in Mongolia alone. Erected by Bronze Age nomads Turks, 3000 years ago. Cimmerians-Scythians/Saka-Huns and other Turkish Tribes.

In the 2nd millennium B.C, during the bronze age, western Mongolia was under the influence of the Karasuk Turkish Culture. Deer stones and the omnipresent kheregsüürs (small kurgans) probably are from this era; other theories date the deer stones as 7th or 8th centuries BC.

Deer stones are usually constructed from granite or greenstone, depending on which is the most abundant in the surrounding area. Reindeer feature prominently in nearly all of the deer stones. Early stones have very simple images of reindeer, and as time progresses, the designs increase in detail.

A gap of 500 years results in the appearance of the complicated flying reindeer depiction. Reindeer are depicted as flying through the air, rather than merely running on land. Sometimes the reindeer hold a sun disc or other sun-related image in their antlers, representing God. (Tengri)

Tattoos on buried warriors contain deer tattoos, featuring antlers embellished with small birds' heads. This reindeer-sun-bird imagery perhaps symbolizes the shaman's spiritual transformation from the earth to the sky: the passage from earthly life to heavenly life. As these deer images also appear in warrior tattoos, it is possible that reindeer were believed to offer protection from dangerous forces. Deer spirit served as a guide to assist the warrior soul to heaven. And it can also be a noblewoman or a Kam woman (shaman), they were often reprensented by a reindeer. (Mothergoddess)

Besides deer and sun, shield, horse, knife, moon and mirror is also engraved on these stones.





Turkish Deer Stone and Balbal

1 - Trans-Baikal, p. Oriole (by AP Okladnikova); 2 - Tuva, estuary. Tarlykov (by VV Radloff); 3 - Kazakhstan, Tamgaly (by AG Maximova); 4 - North. Caucasus Cobani (for PS Uvarova); 5 - North. Caucasus. Lizgor (for EP Alekseeva); 6 - North. Caucasus, B. Ruchti [ Rutha ] (the EP Alekseeva); 7 - Black Sea region, an early type (VI century BC.), Kyiv region, with.. Sinyavka (by AA Bobrinsky); 8 - Black Sea region, the later type (V century BC.), Kiev region, Galuschino (by AA Bobrinsky). 9 - Eastern. Kazakhstan, Chilikty (excavations SS Chernikov, 1960); 10 - Ordos (by A. Salmon); 11 - Minusinsk Basin, early type (V century BC..). Small Yin (AV excavation of Hadrian, 1896, SHM, №40210); 12 - Minusinsk Basin; Late type (IV century BC.), AM; 13 - Minusinsk Basin, a rare early type (Gos.Ermitazh, №3975 / 305); 14 - Minusinsk Basin, a rare late type (MM, №9125), B. Suetuk. The scale of the images are different.
source : Chlenova "Mongolia and Siberia Deer Stones"
the same symbol (like U on no:3) to be seen on Turkish inscription from Kyrgyzstan






Kalbakh Tash (Taş=Stone in Turkish)
Deer stone in the form of a Balbal
Turkish Culture
Mongolians don't have Balbal or Tashbaba culture
Balbal = the enemy; doesn't matter which ethnicity; to serve the leader in the other world; there are many balbals.
Tashbaba = (Taşbaba) Stone Father - Stone Statue; the leader with an oath cup in his hand.



Tashbaba from Kazakhstan


Tashbaba (Taşbaba) from Xinjiang (Sincan)


After changing religion: New form of "Deer Stones" or "Gravestones" 
Seljuk Turks 12th century - Ahlat


Tashbaba Seljuk Turks -12th c
Metropolitan Museum















PS: 
I do not use the word "Turkic", because that means "like" "similar".... "relating to, or denoting a large group of closely related Altaic languages of western and central Asia, including Turkish, Azerbaijani, Kazakh, Kyrgyz, Uighur, Uzbek, and Tatar."... But all of these "nations" are Turkish , Turks.
So, I prefer "Turkish", and by that, I mean "Every Turkish Tribe". - SB







19 Aralık 2015 Cumartesi

History without or within the Turks?


The Picts are non-aryan ; non-celtic. The stones of Picts are between 500-800 AD. We do know that the Cimmerians and Scythians lived in Europe, even when their chief was dead. Then comes the Hun and Avar Turks, they mixed with the European people. If we look in those symbols of the Pict stones, we can clearly see the Scythian Style, and there is no doubt of that the Scythians are Turkish people. That's why we see common carvings between the Turks and Europeans, just because of that. What the west scholars don't know/don't wanna know is, that these stones, and the people, have connecting with the Scythian Turks and Hun Turks. Scyth and Scoth comes from the same origin.

Albania, Scotlands earlier name, comes from Alban Turks, who lived in the Caucasian, Strabon says, it is geographical name of the lands. Brutus had 3 sons, Locrinus-England, Albion-Scotland, Kamber-Wales; Brutus had Etruscan ancestor, Etruscan's comes from Troy. In england there is a river called Tamar, Tamar is Turkish, İron, or like Tomyris a Saka Turkish Queen, granddaughter of Alp Er Tonga/Afrasiyab, which we see in Egypt Tamarisk, or in Ukraine, Tomi city. Or, Kent - Kingdom, founded in Britain by the Jutes - Kent is in Turkish kent, meaning, like the cities, Tashkent, Chymkent. So, when it comes to the Turkish history/culture, they ignore, nothing is what it seems....

Scandinavians called Futhark, which was recruited from Scythian Turkish alphabet, some of these Futhark stones are to be read in Turkish. Odin and his people are Turkish of origin.

The same thing is between the Romans and Etruscan, Etruscans are Turkish people, Etruscan can be read in old-Turkish.

Dacians, a branch of Scythian/Saka Turks in Europe used Wolf standard, Wolf is to be seen in Troy-Dolon, Scythian standard, Gokturks Asena+standard, one of the chief of Etruscan is called r'Asena, Lukkia (Lycia) Leto a Shewolf, Shaman, Native Americans in wolf skins+warriors; all of them is Turkish culture, (Mongolians have that to, but they was never in BC times in these regions.) Shewolf is Turkish of origin. Why did I bring this, some of these Turkish Culture is only forwarded by the people who have Turkish origin, not all the Europeans used these culture.

We see in Egypt Scythian Turks, with wars the chief, the leader is dead, some of his people stayed, some went to other places. So....mixed. Only the Kipchak Turks have 22 different names in history, who knows that? Who knows that the Mamluks are Kipchak Turks? Or Safavids Turks? They call Safavids İranian, bullshit...İranian are called since 1925, before that it was always Turkish Dynasties, who ruled İranian lands.

Huns, Kipchaks, Pechenegs, Cumans, Avars, Alans, mixed with Europeans people and assimilated between them and the church.

Suvar/Subar/Sabir Turks, name father of Siberia, ancestors of Cimmerians, Bulgarians and Chuvashians. Cimmerians ancestors of Huns, Scythians-Parthians-Saka, all of them are the ancestor of today's Turks, all over the world.

Steppes of Russia full of Scythian, Kipchak, Cuman and Pecheneg Turks.
In Ukraine Scythians, assimilated between the Slavs.
And that brings us to Turks in BC times in Anatolia
Troy was a Turkish city, the war was between the Turks and Hellens
Today the world knows as Greek mythology, but this mythology was born in Mesopotamia and Anatolia, and of course the Turks introduced to the rest of the world. Beowulf, İliad and Dede Korkud comes from one origin.
Of course there are more examples....

And I condemn western scholars who ignore it. Nobody and non of the other nations, can write the history without the Turks. And when I say Turks, I mean all the Turks around the world.
I'm not racist, I'm not a fanatic, but I can not afford your ignore to us. When you call Greek history/Culture, Roman history culture is okay, but when it comes to Turkish ...!

Do not call with other names, as Persian, Greek or something else!...
Do not call as Nomad Culture, Nomads who built a huge culture and states!....
Do not call as İslamic Art, İslamic art contains also other nations who is muslim...
It is Turkish history, Turkish Art, Turkish Culture.
It's time to tell the Truth to the World.
Regards,
SB.
(I hope my English was enough to explain myself)



Balka Sukhoy RUSSİA - KELERMES
SCYTHİAN TURKS - 7TH-6TH BC  

SCOTLAND - ABERLEMNO STONE
THE PİCTS - 7TH-8TH AD
source: link / link / link / link / link





Rodney's Stone: Pictish Period
500-800 AD
Two Dragon-Wolf, like in the Turkish culture.
It is not a Elephant (so did they explain it), 
but a Horse with Horn-Mask
and of course the symbol, we see also in Scythian/Saka art, 
which dated back in BC times.

Pazyryk - Horse Horn-Mask 500 BC
Scotland - Horse Horn-Mask 200 BC
Cimmerian/Scythian Warriors on vase 5th BC with İbex camouflaged Horses - Horn-Mask 
(by the way, born of the Unicorn legend)

Khakassia - Kırgız/Turkish Culture

Early Scandinavian 5th c AD, Denmark
Erken İskandinav, MS.5.yüzyıl - Danimarka

Al-Jazari's work, Doorknop of Ulucami (Grand Mosque) 
Artiquid Turks period 12th c
Cizre Ulucami Kapı Tokmağı, 12.yy Türk-Artuklu




Deer Stone - 6th c BC - Chinge-Tey I / TUVA
Saka/Scythian-Turkish Culture
and
So-called "orthodox" inscriptions, 4th to 6th centuries), and later the Old Irish language 
(so-called scholastic ogham, 6th to 9th centuries)
link for the Deerstone:  and Ogham:




Balbal-Geyikli Taş'ın Dört Yüzü - Tannu Ola /Tuva
Turkish Balbal/Deer Stone with four side - Tannu Ola / Tuva Rep.

"Vertically mounted stone steles in the churchyard, solitary stelae with tamgas and deer stones were found in 10 points. Most of them are reused in the construction of the memorial complex of ancient Turkic time. Two deer stones knocked Ancient masks." 
Exploration on the southern slopes of the Tannu-Ola.1981 
google translate from Russian lang.

Aynısı Kybarev'in Taşbabalar Kataloğu'nda da var (53 nolu resim) - 2013, Resimli-Rusca:
Also in Kubarev's Book "Turkish Tashbaba (Stonefather)" "Catalog-2013". 





Irish Pedigrees; or, The origin and stem of the Irish nation
John O'Hart. J. Duffy and Company, 1892 - Ireland.




KİMMER / İSKİT / HUN kavimleri bir çok yöne dağıldı. Kimisi doğuya, kimisi batıya gitti, işte o batıya gidenlere PİCT dediler. 

Yoksa neden, antik İskoçya'da yaşamış PİCT'lerin kültürü Kimmer/İskit'e benzesin? Pazırık'tan çıkan teke boynuzlu at-başlık-zırhı ile İskoçya'da bulunmuş teke boynuzlu at-başlık-zırhı, ya da Pazırık halısındaki Eyer'deki motif ile Pict Aberlemno Taşı üzerindeki motif, ya da Kimmer/İskit Kelermes ATADAM ile Pict Aberlemno Taşı'ndaki ATADAM nasıl aynı olabilirdi ki? Daha aydınlatılacak, açığa çıkartılacak o kadar çok şey var ki....

AGATHYRSES, yani AĞAÇERİ TÜRKLERİ
Iulus = ULUS






To see all of this, you have to look into the 
Turkish history and Culture as well.
SB.



17 Aralık 2014 Çarşamba

İskit - Trakya - Alacahöyük - Anadolu - Afganistan / Tek kültür









Berel Kurganı - Kazakistan 









İSKİT




Konya Etnografya Müzesi Halı Kolleksiyonu
(Türk olarak belirtmemin sebebi, bazı yabancıların Osmanlıyı farklı bir etnik sanmalarından.-SB)

TRUVA





Bactaria MÖ.2200-1500


Bugünkü İran'da (ki Perslerin gelmesi MÖ.800'den geriye gitmez) Shahr-e Sukhteh (Yanık Şehir) 


Helen ve Paris MÖ.380 - Louvre Müzesi.
İskit başlığı ile Paris ve Türk Kültürüne ait bir tamga.











ilgili: