ellen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ellen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2017 Pazar

Askeria: Keçeden Yapılmış Bir Çeşit Bot






İskit - MÖ 4.yy, Kuloba Kurganı, Kerç / Kırım
St.Petersburg Hermitage Müzesi
Scythian Vase - 4th c BC, Kul-Oba Kurgan, Kerch / Crimea




ASKERAİ, Keçeden yapılmış bir çeşit bot.


 "Bana bir tane bile kaba tüylü pelerin vermedin,
Kışın soğuğuna karşı çare,
Veya ayaklarımı sarmam için kaba tüylü botlar [askerai],
Donmayı önlemek için."
Efesli Hipponaks (MÖ 6.yy, hiciv şairi)

Hipponaks'a bir pelerin, incecik bir tunik, terlik ve bot [askeriska] 
ve diğer taraftan altmış parça altın verin.



* "Ephesus’un yerlisi olan Hipponax, Lidya dilini ve diğer Anadolulu kelimeleri kullanmış ve Lidya hakkında yazılar yazmıştır." [Crawford H. Greenewalt, jr. Sardisexpedition]



Yukarıdaki açıklamaya göre diyebiliriz ki: Askerai "Yunanca" kökenli bir kelime değildir. Büyük bir ihtimalle Türkçe kökenli. MÖ 7.yy'da Kimmer  ve İskitlerin Anadolu'ya yerleştiğini, Hellen kültürünün henüz ulaşmadığı, Frigya (Kimmer) ve Kapadokya'da (İskit) kurganlar bıraktıklarını biliyoruz, ki Lidya'nın başkenti Sardes (Salihli) teki Bin Tepelerin hala "açıklığa kavuşmamış" olması da düşündürücüdür! (Kurgan kültürünün kime ait olduğu da herkesce biliniyor.) Sardes dahil Lidya topraklarının büyük bir bölümü ile Efes'i hakimiyeti altında tutan Kimmerler mutlaka bir iz bıraktı. Askerai, Kimmer-İskit giyimlerine özgü olan keçeden yapılmıştır, bu sebeple de araştırılmalıdır.

SB


KİMMERLER = TÜRKLER


Prof.Kazımov Q.Ş. (Azərbaycan dilinin tarixi (ən qədim dövrlərdən XIII əsrə qədər,Bakı, «Təhsil», 2003.) : "Kimmerlərin türkmənşəli olduğuna şübhə yoxdur. Həm də onlar çox qədim tayfalardandır. Herodotun və Strabonun yazılarından aydın olur ki, kimmerlər, skiflər və saklar ayrı-ayrı tayfalar olmuşlar. Lakin araşdırmalar göstərir ki, sak və qamir bə’zən eyni bir tayfanın adı kimi də çıxış edir. Məsələn, Bisütun yazılarının akkad versiyasındakı kimmer sözü elam və qədim fars versiyalarında saka sözünə uyğun gəlir.  Eləcə də I Daranın qədim fars variantındakı saka sözü Babil variantındakı qamir sözünə uyğun gəlir. Bunlardan belə nəticə çıxarılır ki, saklarla kimmerlər bir kökdən olmuşlar. "


Prof.Dr.Necati Demir : "Kimmerler, Ural-Altay kökenli bozkır göçebelerinin batı koluna mensupturlar. Eski Çağ'daki Türk kültür tarihinin ilk temsilcileridendir."


Prof.Dr.M.Taner Tarhan (Türkler Cilt I): "Kimmerler ve İskitler Eskiçağ'daki "Türk Kültür Tarihi"nin, daha genel bir deyişle de "Milli Tarihimiz"in ilk temsilcileridir. Kimmer-İskit mücadeleleri, Türk devletlerinin tarih boyunca tanık olduğumuz kardeş kavgalarının en eski örneklerinden biridir."



"Klazomenai oniki İon kentinden biridir. Şimdiye kadar ele geçen bulgular, yazının henüz tanınmadığı dönemlere ait bu yerleşimin M.ö. 4. bin yıllarında başladığını ve 2. bin yıllarının sonuna doğru da terkedildiğini; Klazomenai topraklarının İonlardan önce hiç de boş olmadığını kanıtlamaktadır. ...  Lydia bölgesinden kurulmuş Efes, Kolophon, Lebedos, Teos, Phokaia (Foça) ve Klazomenai (Urla) kentlerinde, diğer İonlardan farklı, ortak bir dil konuşulduğunu, böylece de bu kentlerin dil açısından bir bölge oluşturduklarını bildirmektedir. Herodot'un dile dayanarak belirlediği bu bölgesel özellik, maddi kültür ürünlerinde de yer yer kendisini belli etmektedir. ..."


Prof.Dr.Fahri Işık "İon uygarlığını Yunan uygarlığı ile özdeşleştiririz; Sorgulamak gerekir."




Scythian-Hellen War on a Jar - 490-480 BC
Difference between Persian, Scythian and Hellen


Scythians were not İranian (Persian) speaking people.
Like in these example, in the 5th century BC their dress is not in Persian-style. Persians don't wear trousers, fur and so-called "Phyrgian Hat". This style of dress belongs to nomads, to Scythians and Sacae people, who lives on horses, fights on horses, sleeps on horses and dies on horses. Ancient writers never wrote that they spoke Persian. Scythians spoke Turkish.


"The Royal Scythians were the ancestors of the Türkic speaking peoples." (P.I.Karal'kin,1978, a Tuvan ethnographer)


"...Central Asian Turkic tribes, known as Sakas in India and Scythians in the West, settled in Hindustan...." (link; Turks in İndia: by Haila Abdurrahman Al-Sahli)









ASKERAİ, boots from felt.


"You never gave me a shaggy cloak,
Remedy for winter's cold,
Or wrapped my feet in shaggy askerai [boots]
To prevent attacks of frostbite." 
Hipponax of Ephesus (6th c BC, satire poet)

Give Hipponax a cloak, a wispy
tunic, slippers, bootees [askeriska] and sixty
pieces of gold from the other side


Felt and fury clothing belonged to the Cimmerians and Scythians. There was no difference in the life style and language between them. They lived in Lydia territory and in Ephesus in the 7th c BC. Hipponax used also words from other languages in his poetry. So, the word Askerai is not of Greek origin.-SB

Beside that Kurgan is Turkish of origin, Kul-Oba, Kırım (Crimea) and Kerç (Kerch) are Turkish toponyms to.



*


Grecian (!) costume from Hodder's book 
"Handbook of archaeology, Egyptian - Greek - Etruscan - Roman":
"Chiton was a woollen shirt, originally without sleeves, which was then named the DORİAN. The İONİAN was along linen garment in many folds, with sleeves. ... Chlamys, which was adopted in Greece (!), especially by horsemen and ephebi. ... Phrygian cap, which is usually given to Paris (!!). ... Chitons of the women, the DORİC and İONİC are easily distinguished. The former, the old Hellenic (!), was a garment of woollen cloth, not very large, without sleeves, and fastened on the shoulders by clasps. ... The İONİC, which the ATHENİANS borrowed from the İONİANS, was of linen, all sewed, provided with sleeves, very long and in many folds." 

Notes for:
( ! ) naming "Grecian" is wrong,  the words “Greece” and “Greek” were popularized by modern 19th century writers. How can one call a people of 2,300 years ago “Ancient Greeks” since the word “Greek” was not coined until after the Roman conquests, approximately 600 years after the establishment of the City States and approximately 150 years after they were conquered by the Macedonians? - link
(!! ) of course the cap; Paris was non-Hellenic, was an Asian (Turk), and Phrygian cap is actually a Scythian Costume! Look for Central Asia Sacae or Parthians, where no Phrygians went!





more:










21 Eylül 2017 Perşembe

Pelasglar - Pelas+skoi




"Pelasgların kenti Argos'ta oturanlarda sıra şimdi de, 
Alos, Alope, Treknis onlarındır. Phthie'de, 
güzel kadınlı Hellas'ta otururlar. 
Myrmidon, Hellen, Akha derler onlara, 
Akhilleus'tur komutanı elli tane geminin."
Homer İlyada 2:680 - 


Truvalı Paris tarafından topuğundan vurulan Akhilleus




Thucydides (Tukididis) antik Hellen tarihçisi ve Atinalı general. Tukididis, Atina ile Sparta arasında 30 yıl süren ve MÖ 404 yılında sona eren ünlü Peloponez Savaşı sırasında yaşamıştır. Thucydides'ın Peleponez Savaşı'nı anlatan kitabından bir bölüm:

Truva Savaşı'ndan önce Hellas'ta ne ortak bir eyleme dair gösterge, ne de evrensel olarak yaygın bir adları vardı. Aksine, Deucalion'un oğlu Hellen zamanından önce bu şekilde anılmıyorlardı ve ülkede farklı isimler altında dolaşıyorlardı, özellikle Pelasglar olarak. Hellen ve oğulları Phthiotis'de güçlenip, diğer şehirlere müttefik olarak davet edilince, ki aradan uzun bir süre geçmişti, Hellenes adı yaygınlaştı. Bunun en iyi kanıtı ise Truva Savaşı'ndan çok sonraları doğan Homer'in yazdıklarında vardır. Homer, Phthiotisli Achilles'in takipcileri hariç ki gerçek Hellenlidirler, hiçbir yerde Hellen demez. Şiirlerinde onlara Danaans, Argives ve Achaenas der. Barbar terimini bile kullanmaz. Muhtemelen Hellenler henüz dünyanın geri kalanından ayırt edilecek bir isme sahip değildi.



Thucydides, The Peloponnesian War. book 1:3
"Before the Trojan war there is no indication of any common action in Hellas, nor indeed of the universal prevalence of the name; on the contrary, before the time of Hellen, son of Deucalion, no such appellation existed, but the country went by the names of the different tribes, in particular of the Pelasgian. It was not till Hellen and his sons grew strong in Phthiotis, and were invited as allies into the other cities, that one by one they gradually acquired from the connection the name of Hellenes; though a long time elapsed before that name could fasten itself upon all. The best proof of this is furnished by Homer. Born long after the Trojan War, he nowhere calls all of them by that name, nor indeed any of them except the followers of Achilles from Phthiotis, who were the original Hellenes: in his poems they are called Danaans, Argives, and Achaeans.He does not even use the term barbarian, probably because the Hellenes had not yet been marked off from the rest of the world by one distinctive appellation. "



Why do you call the "Turks" by their tribe names and not the "Greeks" more accured "Hellenes" !? - SB

"Scientific works are proving that in the 4th-3rd Millenniums BC, Türkic tribes bearing different names resided in ASİA MİNOR."by Galina Shuke (2010)




Klein, Ernest (1966). 



Pelas+skoi = Deniz İnsanları = Skoi = Skolot = İskit = SK = Saka
Pelasglar = Pelasgi
Heredot'a göre İskitler kendilerine Skolot der...
Mısır'a saldıran Deniz İnsanları, diğer adları Toorshah veya Tursha veya Thyrhenoi - Thyrsenoi - Thyrhenoi (Yunancada "Y" "U" olarak okunur, bu da bizi Turhen'e, dolayısıya Turan'a getirir. Tur Türk kelimesinin kök hecesidir.
Pelasg = Toorsha = Thyrsenoi = Etrüsk = Liderlerinden birinin adı R'Asena = Tursci ya da Tursaka = Tanrıçalarının adı Turan = Krallarının adı Tarquin = Tarkhan (Mısır'da yabancılara ayrılmış (Etrüsklere) mezarlık ) = Tarkan = Türkler....




Tarchon = Tarkan ; Tursce = Turke



Pelas+skoi = Seamen = Skoi = Skolot = Scythians = Sk = Saca-Saka

PELASGİANS = PELASGİ = PELAS+SKOİ = SEAMEN ; SEA PEOPLE in EGYPT cronicles, which was also called as TOORSHAH OR TURSHA or THYRHENOİ - THYRSENOİ - TYRHENOİ (in Greek "Y" is readed as "U", brings us to TURHEN, which is TURAN, TUR root word for TURK; which brings us to ETRUSCANS; and ETRUSCANS where also called as RASENA, after a leader, and had king name TARQUİN-TARKHAN, goddess name TURAN, or ETRUSCANS = TURSCİ = TURSAKA = TURAN which brings us to TURKS ; SKOİ = SKOLOT = SCYTHİAN = SACA-SAKA ; Scythians, who, we are told by Herodotus, called themselves Skolot ! - SB.














15 Ekim 2016 Cumartesi

Ksenophon Anabasis'te Türkler






Proksenos'un yüzbaşılarını toplayıp cesaret veriyor, kralı yumuşatmayı öneren Apollonides adında birini kovuyorlar:

" O anda Stymphalos'lu Agasias söze karışıp 'Ama bu adamın ne Boiotia'yla ilgisi var ne de Yunanistan'ın geri kalan kısmıyla, kulaklarının Lydia'lılar gibi delinmiş olduğunu gördüm' dedi. - Ve doğruydu bu söylediği. Adam kovuldu." Ksenophon, Anabasis 3.Kitap:1:31

* Ellenler küpe takmayı efemine ile özdeşleştiriyordu. Bu da Ellen erkeklerinin küpe takmadığını gösterir. Kulakları delik olan Apollonides bir "barbar" olarak, yani "Hellence Konuşmayan"lardandı. Apollonides Boiota lehçesi ile konuşuyordu. Boeotia Korinth Körfezi'nin kuzeydoğusunda yer alır. Pelasglarla ilişkilendirenlerin yanında MS.110-180 yıllarında yaşamış coğrafyacı Pausanias onları Minyaslılar ile ilişkilendirir. Teos (Sığacık-İzmir) kurucu atası Athamas (Atamız), Boeotia'dan gelmiştir. Teoslu Anacreon ise İskit kökenlidir ve Strabon'a göre o Teos'u Athamantis olarak adlandırmıştır.






Ellenlerin aksine Türkler Küpe takardı.
"Herhangi bir sebeple, âilede sâdece bir oğul olursa, delikanlının kulağına bir küpe takarlardı. Askerde, safta, “hizâya gir” komutu esnâsında, komutan küpeli askeri görerek, onu tehlikeli işlere göndermezdi. Yetkisi yoktu. Soyu içinde sonuncu erkek olan kimse, kulağında iki küpe taşırdı. Âileyi (soyu) sürdürmek için, onu bilhassa korurlardı." Murad Adji





* Bu çeviriler niye orjinal isimlerine sadık değil. Yunanistan yani Greece olarak anılan bir ülke yoktu, Anabasis orjinalinde Ἑλλάδος - (Hellas-Ellada) Hellen olarak geçer.


* PELASGLAR Türkçe konuşurdu. [non-Indo-European origin, non- Hellenic population which they called Pelasgian]
* ATHAMAS Türkçedir.
* Pindos Dağları (Pindus)'nın öteki adı Athamanean (Atamanın- Atamın?!) Dağları'dır.
* "Ege havzası hiçbir zaman bütünüyle Hellenleştirilmemişti." (George Thomson)


- ATA
- ARATTA : Sumer kral listesinde Uruk kralı+ Azerbaycan'ın ilk Türk Devleti, MÖ.3000
- ATALUMMAN : ELAM-TÜRK MÖ. 2750-1550 - "Boğazköy kazılarında ele geçen ve Hurrilere ait olduğu ileri sürülen bir tablette Atalumman (Atalumaş) adlı bir Elam kralından söz edilmektedir. "
- ATAMAN : Teselya'da bir boy. Boeotilılar ile akraba. Truva Savaşı'ndan 2 nesil sonra Midilli (Lesbos) Adası'na yerleşirler. Lidyalılar-Lesboslar-Pelasglar-Etrüskler akraba.
- ATHAMAS (ATAMIZ) : BOEOTİA (PELASG-İyonyalılar ile akraba)- TEOS-İSKİT-TÜRK 
- ATAİL : adı "Ülkenin Atası" anlamına gelen İSKİT-TÜRK kral MÖ.5.-4.yy
- ATİLLA : HUN-TÜRK MS.5.yy
- ATABEYLER
- ATATÜRK : TÜRKİYE
- ATA YURT....

SB





Κοτύωρα - Kotyora - Kut Yöresi
Kut Türklerinin mirası...


"Birçok kurban kesildikten sonra, kahinlerin tümü tanrıların savaşı asla onaylamadıklarını bildirdiler. Bundan sonra armağanlar kabul edildi, ülke dost bir ülkeden geçiliyormuş gibi aşıldı ve iki günlük yürüyüşten sonra Tibaren'lerin topraklarındaki Sinope kolonisi Kotyora'ya varıldı." Ksenophon (MÖ.4.yy), Anabasis 5.Kitap:5.3


ORDU


Ordu ili, M.Ö. 400 yılından önce günümüzdeki şehir merkezinin yaklaşık 5 km batısında, halk arasında Bozukkale olarak bilinen yerde "Kotyora (<Kutyöresi)" adıyla kurulmuştur. Şehrin buraya kurulmasının tek nedeni bulunmaktadır: Çevrede "Doğal Liman" doğal liman olacak tek yer oluşu. Kotyora kelimesini Rumca olarak işleyen yabancı tarihçiler ve misyonerler bu durumu bir ganimet saymışlardır. Kelimeye bir anlam veremeyen Türk tarihçileri de yabancıların dümen suyuna girmişler, konuyu içinden çıkılmaz duruma sokmuşlardır. O hâlde Ordu ilinin eski adının Kotyora oluşunun sebebi nedir?

Karadeniz Bölgesi'ndeki bugünkü şehir merkezlerinin pek çoğunun kuruluşunun temelinde de Kotyora'da olduğu gibi, aynı sebep yatmaktadır. Sinop, Samsun, Ünye, Bolaman, Kotyora (Ordu), Giresun, Tirebolu, Trabzon, ... şehir merkezlerinin kuruluşu tamamıyla doğal limanla ilgilidir. 

Bu bölgeye, Hz. İsa'nın doğumundan çok önceleri, bilemediğimiz tarihlerde Turan / Türk boyları gelip yerleşmiş; madencilik, tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta idiler. Özellikle maden konusunda dünyanın en önde gelen bölgesi M.Ö. yıllarda Orta Karadeniz Bölgesi'dir. Sakaların Halip boyu, bu bölgede yaşamaktadırlar ve dünyaya demircilikleri ile ün salmışlardır. Dış dünyadan pek çok millet, bu durumu öğrenince gemilerle Karadeniz Bölgesi'ne gelmekte, gemilerini doğal limanlara demirlemektedir. İç kesimlerde yerleşen halk, ürettikleri ürünleri bu gemilerin demirlediği limanlara getirmiş, burada mal mübadelesinde bulunmuştur. Zamanla doğal limanların çevresi kalabalıklaşmış, bir pazar haline gelmiş; böylece günümüz modern şehirlerin temeli atılmıştır. 

Yörede yaşayan yerli halk(Turan/Türk), bir tarih yaymamış gibi görünmekte. Veya yazdığı kaynaklar günümüze ulaşamamıştır. Yabancıların yazdıklarından bir kısmı ise korunmuştur. Onlar bu bölgenin tanıtımını kendi bakış açısına göre yazdıkları için Karadeniz Bölgesi ile ilgili tarih yabancıların yazdıklarına göre şekillenmiştir. Özellikle Yunan tacirler buralara gelip ticaret yapmışlar, misyonerlik faaliyetlerinden de geri durmamışlardır. Sonuç itibariyle Karadeniz’in kıyı şeridindeki şehirlerin, ticarî bir temelden öte gitmemesine rağmen, Yunanlılar kurmuş gibi işlenmiştir. Günümüzde de aynı yalanlar yine misyonerler vasıtasıyla halka anlatılmakta, gerçeği bilmeyen Türk insanı da bunlara inanmak zorunda kalmaktadır. 

Bütün bu genel bilgilerden sonra Ordu ilinin eski adı Kotyora ismine gelelim: M.Ö. 400'de şimdiki Ordu ilimizin ismi Kotyora olarak kaydedilmiştir. Bu ismin hangi tarihte bu şehre verildiği belli değildir. Ancak M.Ö. 400'den önceleri de şehrin bu isimle bilindiği anlaşılmaktadır. Bu isim kot (kut) ve yorası (yöresi) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş gibi görünmektedir. M.S. I. yüzyılda Plinius bu şehri yine aynı isimle kaydetmiştir.

Hiçbir yer adı tesadüfen verilmemiştir. O hâlde Kotyora isminin verilişinin de bir tarihî alt yapısı bulunmaktadır. Kelimenin aslı KUT YORASI/YÖRESİ'dir ve burada Kutlar iskan ettiği için böyle bir ad verilmiş olmalıdır. Kutlar kimdir?

Kutlar B. Hrozny'ye göre Hazar Denizi'nin güney doğusunda, Türkistan'da oturmakta iken daha sonra M.Ö. 2500 2400 yıllarında Hazar Gölü çevresinden batıya doğru göçmüşlerdir. Kutlar 2500 yılından sonra Akkad'ın Samî Krallığını yıkıp Mezopotamya'da 125 yıl hüküm sürmüşlerdir. M.A. Beek ise onların Kerkük ve çevresinde yaşadığını bildirmiştir.

M.Ö. 2500 yıllarında Mezopotamya'nın kuzeyinde hüküm sürmüş Kutların Türkçe konuşan bir kavim olduğu konusu bilim dünyasının aydınlattığı bir gerçektir. Doğudaki dağlarda yaşayan Kut/Gutlar, M.Ö. 2300'lü yıllarda Mezopotamya'ya saldırıp büyük tahribatlar yapmışlardır. Bu saldırılar sırasında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının büyük oranda yükseldiği, asayişin bozulduğu tarihî kaynaklarda bir ayrıntı olarak yer almaktadır.

Pek çok bilim adamı tarafından Kutların 2260-2223'ten sonra Dicle Irmağı'nın kuzeyine doğru göçtükleri iddia edilmektedir10. Daha önce İran'daki Zağros Dağları'nın eteklerinde yaşayan Kutlar, M.Ö. 2150'de Akad İmparatorluğunu yıkmışlar ve Anadolu'da hâkimiyeti ele almışlardır. Bizans İmparatoru Mihail 1042'de İstanbul'dan doğuya doğru sefere çıkar, Gutların memleketini tabiyeti altına sokar. Bizans İmparatoru Diojen, Alparslan’ın ordusunu karşılamak üzere Malazgirt’e giderken askerlerinin arasında Gutlar da bulunmaktaydı. Trabzon'da bulunmuş M.S. 483 tarihli bir onarım kitabesinde, onarıma yardım edenler arasında Gutlar da sayılmıştır.

Kut kavminin Türk kökenli olduğunu ünlü Sümerolog Prof. Benna Landsberger, 1937'de yapılan Tarih Kurultayı'nda Atatürk'ün huzurunda açıklamıştır.  Landsberger, ölüm yılı olan 1968'e kadar bu konuyu geliştirmeye çalışmış, konu ile ilgili olarak dersler ve konferanslar vermiştir. Kut dili ile Eski Türkçenin bağlantısı üzerinde çok emek harcamış, devrinin önemli bilim adamları olan A. von Gabain ve László Rásonyi'nin de onun görüşlerine katıldığı anlaşılmaktadır. Kutlara ait yazıtlardan anlaşıldığına göre kağanlarının adlarının Yarlagan, Tirigan, Şarlak /Çarlak, El ulumuş, İnim-bakaş oluşu, onların Türk milletinin bir parçası olduğunu aslında şüpheden uzak tutmaktadır.

Kutçadan kalan kişi, tanrı, yer adlarını ve cins isimlerin yapısını ve köken bilgisini Sümerolog Kemal Balkan tahlil etmiş ve Türkçe ile Kutçanın bağlantısını ortaya koymuştur. Landsberger, Anadolu'da yaşamış Gutium yahut Kutium milletinin Kutlar olduğunu, bu kelimenin Akatça nispet eki -ium aldığını belirtmiştir. Kütahya ilimizin eski kaynaklardaki ismi Kutium'dur. -ium'un Akatça nispet eki dikkate alındığında adı geçen şehrimizin kurucusunun Kut / Gutlar olduğu açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu bölgede Kut isminin Kot biçiminde söylendiği ve kayıtlara geçtiği, Kutlara ait bir ölçü birimi olan kot ve Komar / Kumar boyunda da görülmektedir. Bu, Yunan alfabesinde " u " sesinin olmayışından kaynaklanıyor olsa gerektir.

Ordu ilinin eski adı olan Kot< Kut Yorası/Yöresi adı işte yukarıda anlattığımız Kut Türklerinin mirasıdır. Ordu'da Kutlarla ilgili başka yer adları da bulunmaktadır: 1455'te Ordu'da Kutlucalu, Kutlulu (Bolaman), Kutlulu (Bozat) adlı karyeler bulunmaktadır. Ordu'ya bağlı Mesudiye ilçesinin Derinçay köyünün eski ismi ise Konanı (kut-ana?)'dır. 

Yakın çevredeki durum ise şu şekildedir: Trabzon iline bağlı Çaykara'nın Demirli köyünün eski ismi Kotu'dur. Araklı ilçesi Turnalı, İyisu, Pervane köylerinin ortasındaki tepenin ismi Kudula'dır. Trabzon'un yaylalarından birinin adı Kuti'dir. Trabzon Yomralı'ya bağlı Oymalı köyünün değiştirilmeden önceki ismi Kodil, Maçka'nın Ormaniçi köyünün adı ise Kodila'dır. Gümüşhane Merkez Dibekli köyünün eski kayıtlardaki ismi Kodilbahçe'dir. Erzurum'un Şenkaya ilçesine bağlı Atyolu köyünün eski adı Kod, Erzurum-merkez Taşpınar köyünün eski ismi Kotanis'tir. Kars'ın Çıldır ilçesine bağlı Damlıca köyünün eski adı Kodamik, Sabaholdu köyününkü ise Kodas'tır. Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı Paşadüzü'nün adı Kodi; Ardahan'a bağlı Akyaka köyünün eski kaynaklardaki adı ise Kodishara'dır. Tokat Reşadiye Taşloca köyünün eski kaynaklardaki ismi Kotanı'dır. Çorum'da Kutigin, Tokat-Sonisa'da Kutlu, Kara-hisâr-i Şarkî’de Kutluca, Canik’te Kutluca Baba, Kutlucaviran (Reşadiye), Bayburt’ta Kutlulapa, Malatya’da Kutludere, Bolu’da Kutluviran, Kutluboğa, Kocaeli’de Kutluca (İznik), Kutluca (Gebze) adlı yerleşim yerleri bulunmaktadır.

Kutlarla ilgili yer isimlerinin yoğunlaştığı bölgeye dikkat edilirse Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi ile komşu yörelerde yoğun olarak Kut Türklerinin yerleştiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Tarihi kaynakların yetersiz olduğu konularda ilk akla gelen etnoğrafik malzemelerdir. Konuya bir de bu açıdan bakalım: Artvin, Rize, Trabzon, Erzincan, Bayburt, Kars, Bitlis ve köylerinde altı-sekiz kilo tahıl alan tahtadan yapılmış ölçeğe Kot / Kut denilmektedir. kot kelimesinden türeyen kotar- “bir kaptan diğer kaba yemek boşaltmak”, kotarılma, kotarılmak, kotarma kelimeleri Türkiye Türkçesinde yürürlüktedir. Konuyu daha ilgi çekici duruma getiren ise 1069'da aynı ölçeğin bilinmesi; hem Balasagun'lu Yusuf Has Hacib'in Katadgu Bilig adlı eserinde (kotur- "boşaltmak", kotrul- "boşaltılmak"), hem de kur biçiminde Anadolu'da kullanılmasıdır.

Trabzon ve yöresinde, kepçeye; hamur ve çeşitli sıvı yiyecekleri karıştırmada kullanılan dört saplı değneğe; meyve toplamaya ve balık tutmaya yarayan ucunda torba olan sırığa kotal, gıdal, kuteli denilmektedir. Bu kelime kutal, kuteli olarak tarafımızdan yüzlerce kez tespit edilmiş olup yakında yayımlanacak olan Trabzon İli ve Yöresi Ağızları'nda (3 cilt) ayrıntılı olarak işlenmiştir.

Sonuç olarak Ordu ilinin eski adı Kutyora (<Kot-yorası<Kut yöresi) Kut Türklerinin mirası olduğu ve "Kutların yaşadığı bölge, yöre" anlamına geldiği açıkça görülmektedir. 


ORDU İLİNİN ESKİ ADI "KOTYORA" VE TARİHİ ALT YAPISI





* Prof.Dr.Necati Demir'in makalesindeki "Sakaların Halep Boyu" yabancı kaynaklarda Kaşka-Xalub diye geçer. Excalibur kelimesi de efsanesi de buradan türemiştir. - SB











4 Aralık 2015 Cuma

Makedonlar Yunan Değildir




Makedonya Aigai Kral Kurganı - 1950
Aigai Makedonya'nın ilk başkenti.
Tiyatrosunda öldürülen Philip II ve MÖ.336'da kral ilan edilen Büyük İskender.
Unesco Dünya Miras listesinde.


"Philip’s Thracian wife, Meda, is buried with him" diyorlar ama,
II. Philip'in iki eşinin adı biliniyor: Audata ve Meda. Philip ile gömülen genç olduğu için Meda, peki bu kadın kimdi? Trakyalı mı?  Çünkü, Getae'den gelme olduğu söyleniyor ve kurganda İskitlere özgü altın sadak (gorytos) bulundu.





Aigai şehrinin sembolü



Aigai şehrinin sembolü
Solda aslan postu içinde Herkül, sağda Kurt.







- Bugün Yunanistan'da nasıl "ben Türküm" demek suç sayılıyorsa, "ben Makedonum" demek de çok büyük bir suçtur.

- Madem Makedonlar Helen'dir, insan kendi halkından , kendi soydaşından ve ırkından korkar mı, bunu Helenizmin en büyük problemi olarak telakki edebilir mi? Demek Makedon diye ayrı bir halk vardır ve bu halk kesinlikle Yunan değildir.

- Büyük İskender ilk savaşını Makedonları hakir gören Atina'ya karşı yapmıştır.

- Keza Yunanistan'ın Atina'dan sorna ikinci büyük şehri olan Selanik'in 20.yüzyıl başlarındaki nüfusu %60 İspanya Yahudisi, % 18 Türk ve % 18 Yunan olarak saptanmıştır. Nüfusunun %78'i Yunan olmayan Makedonya'nın bu ünlü şehrine "Yunan"dır demek nasıl mümkün olabiliyor?
Erdoğan Öznal
Genelkurmay Başkanlığı- Basımevi, 1993 









MACEDONIAN KINGDOM - ANTIGONOS MONOPHTALMOS 


IYI - KAYI TAMGALI PARA




Makedonya Cumhuriyeti’nde 2002 yılında yapılan son nüfus sayımı formlarında, Torbeşlerin Makedonya Cumhuriyeti’nde özel milli topluluk olarak algılanmadıklarından dolayı, ayrı bir Torbeş ya da Müslüman Makedon hanesi yoktu. Yine de, sayımlardaki verilerin değerlendirmesinden sonra iç kullanım için açıklanan bilgiler üç ilginç alt grubun olduğunu göstermektedir. Bunlar, Müslüman Makedonlar-8.422 kişi, Müslümanlar- 2.553 kişi ve Makedon Müslümanlar-180 kişi idi. Bu üç Müslüman nüfusu grupları ardında Torbeşler topluluğu mensuplarının olduğu tahmin edilebilir. Tabi ki, bunların belli bir kısmı da üç en büyük topluluklar olan, Makedon, Arnavut ve Türk toplulukları arasında aranmalı. Nihayet olarak, bütün bunlar, daha büyük etnik topluluklardan hiçbirinin kendi kimliğini kabul ettirmeyi başaramadığı, ama aynı şekilde Torbeşlerin de kendi öz kimliklerini geliştirmeyi başaramadıkları Makedonya Cumhuriyeti’ ndeki Torbeş topluluğunun derin bölünmüşlüğünü göstermektedir.

Dr. Dragi Gjorgiev, Ulusal Tarih Kurumu, Makedonya Cumhuriyeti
Osmanlı mirası Makedon Torbeşleri / pdf
(Bazı tarihi ikilemler ve çağdaş uyuşmazlıklar üzerine)










İlgili linkler:
Makedonlar Yunan Değildir! / Macedonians are not Greek!




"Hellenler, Makedonyalıları sevmiyor, barbar olarak görüyorlardı. Hellenlere göre Makedonlar, Hellenlerin düşmanıydı."
"Bugün Yunanistan’da bir slogan haline gelen “Makedonya Yunandır” sözü tam anlamıyla bir aldatmaca, yutturmaca ve büyük bir yalandır. Makedonya, Yunan değildir."
Ahmet Akyol'un makalesi
Alexander the Great is a Macedonian and not Greek





Alexander the Great. 3rd century BC, 
signed "Menas"
İstanbul Archaeological Museum 


MENAS-MEN+AS!?







28 Kasım 2015 Cumartesi

Beşbin Yıllık Dede Korkut




- Yunanlılar kimlerle harp ediyor? Anadolu'da Troyalılarla, Truvalılarla.
- Truvalıların artık Türk menşeili olduğu dünyaya defalarca sübut olunmuştur. (ispat edilmiştir.) Dinleri birdi, ama iki farklı etnik idi. Bunlar birbirine karşı duran iki düşman idi.
- Dede Korkut Homer'den daha eskidir.
- Herkes bilir ki Helen kaçırılmamıştı. Truva ipek yolunda olan, dünyanın en zengin ülkesiydi. Yunanlıların gözü bu zenginlikteydi. Bugün de devam ediyor.
- Yunanlılarda bir Tepegöz varsa, Türklerden almışlardır ve öz kahramanları gibi dünyaya lanse ettiler.
- Köroğlu Herakle/Erakle (Herkül)dür.
- Kahramanlık destanları uydurma değil, tarihidir.


Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu Celilov ve Prof.Celil Garipoğlu Nağıyev







KÖROĞLU'NUN ÇİN KAYNAKLARI - Celil Nagıyev
ASİYA NEŞRİYATI , BAKÜ ,1998 

Azerbaycan Asya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nagiyev: " Son yüzyılda Türkoloji sahasında dünyanın çeşitli üniversitelerinde ABD’den Rusya’ya kadar, Türk dünyasının öncüsü Türkiye’de Türkoloji bilimi gelişmektedir ve bu sahada büyük çalışmalar yapılmaktadır ve Türkolojiyle bağlantılı olarak çeşitli konularda ortak bilimsel toplantılar devam etmelidir.” (2013)

***


HOMERİN POEMALARI
«KİTABİ-DƏDƏ QORQUD»

Şifahi söhbətlərdə və bir sıra yazılarda Homerin «Odisseya» əsərindəki Təpəgözlə «Kitabi-Dədə Qorqud»dakı Təpəgöz arasında bir yaxınlıq olduğu söylənilir. Əsərləri diqqətlə nəzərdən keçirmədikdə bu cür söhbətlərin təsadüfi oxşarlığa əsaslandığı, əfsanəvi olduğu və təpəgözlər arasında heç bir əlaqə olmadığı düşünülür. Necə ola bilər? Homerin əsərləri 3300 il əvvəlin hadisələrini əhatə edir, bizim «Dədə Qorqud»un isə «uzağı» 1500 yaşı var. Odur ki müqayisə ağla batmır.


«Dədə Qorqud»a bələdik. Hadisələri bilirik. Homeri isə ya oxumuruq, ya da alayarımçıq oxuyub macəralarla əylənirik, qurtarıb bir tərəfə atırıq. Diqqətlə oxuyanları isə, görünür, bu cəhət maraqlandırmayıb. Yaşdan əlavə, bu əsərlərin ruhən yaxın olduğunu görməyə mane olan başqa cəhətlər də vardır: Homerin əsərləri çoxallahlılıq dövrünün məhsuludur, əsərdə bütün hadisələrin törədiciləri Zevs və onun arvadı Hera başda olmaqla Olimp allahlarıdır; «Dədə Qorqud»da isə təkalllahlılıqdır və heç Homerin ağlına da gəlməyən islam dini, islam allahı və türk Tanrısıdır.


Təəssürat belədir ki, Homerin qəhrəmanları uzaq bir ərazinin sakinləridir, tamam başqa dil və din daşıyıcılarına - hindavropalılara məxsus yunanlardır, «Dədə Qorqud»un qəhrəmanları bütün türklər də deyil, bir tayfadır, oğuzlardır, vaxtilə bizim indiki Azərbaycan respublikası ərazisində yaşamış, bəlkə də dünyanı dolaşıb gəlmiş bir tayfadır. Homerdə qəbilələr ittifaqıdır, «Dədə Qorqud»da iri Oğuz tayfası gözə görünür. Yunanıstan haradadır - Azərbaycan harada? Həm də saxta tarixçilərimizin iddia etdikləri kimi, bizim ölkəmizdə hələ elmin, ədəbiyyatın, türkün, türk dilinin, türk yazı sənətinin olmadığı bir dövrdə bu əlaqələr necə yarana bilərdi?..


Faktlar göstərir ki, bu suallar Azərbaycan tarixinin qeyri-elmi, qeyriobyektiv tədqiqindən irəli gələn suallardır. Heç bir elmi əsası yoxdur və biz yuxarıda həmin təfəkkürün doğurduğu sualları qeyd etmişik. Dastan azı Homerin yaşıdıdır, türklər, türk dili, türk mədəniyyəti, türk ədəbiyyatı isə bəlkə yunanlardan çox qədimdir. Və yenə faktlar göstərir ki, Troya müharibələri dövründə türklərlə yunanlar arasında indikindən qat-qat yaxın əlaqə olmuş, onlar çox vaxt birgə yaşamış, yaxın əlaqə və münasibətdə olmuşlar. Amma Homerin əsərləri nə qədər müdrik əsərlərdir! Nə qədər müasirdir! Nə qədər dərkolunan və maraqlıdır! Homerin poemaları ilə onun qədər müdrik olan «Dədə Qorqud» arasında o qədər ruhi yaxınlıq var ki, bunu bu əsərlərə ayıq gözlə baxan heç kəs inkar edə bilməz… 










it is much older then Homer poem's


Penguin Classics - Dede Korkut

or

The Story of Bugach Khan, Son of Dirse Khan
The Story of Deli Dumrul, Son of Duha Koja
The Story of Emren, Son of Begil
The Story of the Revolt of the Outer Oghuz against the Inner Oghuz and of the Death of Beyrek
The Story of Seghrek, Son of Ushun Koja
The Sack of the House of Salur Kazan
The Story of Yigenek, Son of Kazilik Koja






Türk Dünyası İzmir’de buluştu. Çeşme’de yapılan 3'üncü Uluslararası Türk Dünyası Kongresi'ne Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'dan çok sayıda akademisyen katıldı. Kongrenin ana teması “Dede Korkut Kitabı” oldu.





20 Kasım 2015 Cuma

Kıbrıslı Rumlar Ne Kadar "Yunan"




VE KIBRIS "YUNANİSTAN'IN PARÇASI" MI?..


Sir Wilson Churchill de bu konuyu 9-13 Ekim 1907 tarihinde Kıbrıs'a yaptığı ziyarette şöyle izah eder ;

"Bu toplumun Yunanistan'ın parçası olduğu fikrinin esası nedir? Yunanistan ile ada arasında ne tarihi ne de coğrafi bir bağ vardır. Adanın tarih boyunca herhangi bir dönemde Yunanistan'a bağlandığını gösteren hiçbir bilgi yoktur. Geniş bir hayal gücüyle düşünülse bile coğrafi açıdan Kıbrıs Yunanistan'ın bir parçası olamaz. Adada yaşayan insanlar Yunanlı değildir. Onları Yunan geleneklerine bağlayan tek şey dildir." (1)


Ulvi Keser, 
Kıbrıs 1914-1923 Fransız Ermeni Kampları İngiliz Esir Kampları 
ve Atatürkçü Kıbrıs Türkü,2000

(prof.dr. Girne Amerikan Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı)
(1)"The İsland pointed at the heart of the Ottoman Empire, ayrıntılı bilgi için bakınız.Colin Thubron, Journey into Cyprus, middlesex,1986,s.216


*

"Ada arazisi yalnızca, kilise topraklarından oluşmamaktadır. Lüzinyan ve Venedik kalıntıları, Ortodoks kilisesinin temeli ve öğesi değildir. Kıbrıs Rumları kendilerini Bizanslı saymakla, Bizans tarihini ve geçmişini tasarrufu altında bulunduramaz. Kaldı ki Bizans ile Kıbrıs Rumluğu arasında herhangi bir bağ ne şimdi ve ne de geçmişte asla oluşmamıştır. Kıbrıs Rum’u, Yunanistan kilisesi ve papazlarının etkisinde bırakılarak Rumcayı konuşan ve Hıristiyanlığı benimseyen karmaşık, levantin bir topluluktur. Aslını berrak bir şekilde ifade etmesi mümkün değildir."




*

Kıbrıslı Rumlarının Kökeni (1)

Tanınmış tarihçilerden Lord Kinross Kıbrıs Rumlarının kökeni hakkında şöyle demektedir:

"Kıbrıs Rumları pek muhtemel Yunanlı değillerdir. Görünüş ve karakter olarak küçük Asya halkı ile daha çok ortak yönleri vardır. Yunanlılar Kıbrıs'ın bazı yerlerini kolonize etmeye gittiklerinde Ada'da Küçük Asya asıllı yerli bir halk bulmuşlardır. Hangi nesilden oldukları bilinmeyen ve tarihleri başkalarının tarihi olan Kıbrıs Rumları hiçbir zaman kendilerine hamile olmayan Yunanistan'ı Ana ve hiçbir zaman kendilerinin olmayan tarihini de kendilerinin tarihi olarak görmeyi özlemektedirler."

Kıbrıs Rumlarının 150 parça gemi ile Perslerle birlikte Yunanlılarla çarpışmaları üzerine devrin Yunan dram yazarlarından Aeshilus (525-426) eserinde, Atinalıların Kıbrıslıları hiçbir zaman Yunan olarak kabul etmediklerini belirtmektedir. Zaten Yunanlılar hiçbir zaman adayı ele geçirememişler sadece Salamis'te küçük bir koloni kurmaktan ileri gidememişlerdi. Ada* hiçbir zaman Yunanistan'ın bir parçasını teşkil etmemiştir. Sadece Büyük İskender'in imparatorluğunun parçalanmasından sonra Ada Mısır'daki Elen hakimiyetinde bulunan Ptoleme İmparatorluğu ile Bizans** tarafından yönetilmişti. Yabancı bir yazarın da belirttiği gibi bugünkü "modern Yunanistan, bu imparatorlukların varisi olduğunu iddia edemez."

En büyük Kıbrıs tarihini yazan Sir George Hill de, Ada'da Rumca konuşan halktan "Greek" olarak söz etmesinin nedeninin kısaltma olduğunu ve bunun, Kıbrıs Rumları ile Yunanlılar arasında herhangi bir ırk bağı bulunduğu anlamına gelmediğini belirtmektedir.

Öte yandan Ada halkı MS.6.yüzyılda Rumca konuşmaya başlamasına rağmen resmi belgede Rumca dili ilk kez 1450'de kullanılmıştır.

Bir Kıbrıs tarihi yazan Alman arkeolog Maier, Rumların menşei hakkında şöyle demektedir:

"Kıbrıs Rumları ne kan, ne de ırk açısından Yunanlıların varisi değildir. 3000 yıldan bu yana Ada'dan birçok ırklar gelip geçtiği için, ırk sanığından söz edilemez. Rumca dili gibi Ellenistik kültür de Bizans'ın benimsediği Hırsitiyan Ortodokslukla hayatın bir parçası olmuştur. Kilise, dinsel ve kültürel birliği sağlamakla, Rumlar arasında bir toplum hissinin temelini atmıştır. Bizans kültürünün temsilcisi olan papazlar MS.500'den bugüne kadar, Rumların değişen hükümetlere karşı gösterdiği kararlılığın kaynağını teşkil etmiştir."

Bizans'tan bu yana Rumlar, Elence konuşmakta ve Yunanlılar gibi Hıristiyan-Ortodoks oldukları için Elen kültürünün etkisi altında bulunmaktadırlar. Bu nedenle Rumlar, bir Anavatan arama peşinde kendilerini Yunanlı olarak görmek istemektedirler. Psikolojik olarak Enosis'in temeli de budur.

MS.395'de Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılması üzerine Kıbrıs Doğu Roma İmparatorluğu yani Bizans idaresine geçmişti. 6.yüzyılda Bizans'ta Rumca resmi dil olarak kabul edilmişti. Bunun bir sonucu olarak bir Bizans eyaleti olarak Kıbrıs'ta da Rumca konuşma ve yazı dili haline gelmişti. Menşe itibariyle Küçük Asya, Mezopotamya ve Suriyeli Levent'in olan Kıbrıs halkı da Rumca konuşmaya ve yazmaya başladığı için Bizans'ın uzun idaresi altında kendilerini Rum saymaya başlamışlardır. Bugünkü Kıbrıs Rumları bunların devamını teşkil etmektedir.

Kıbrıs'ın 1878 yılında Osmanlılar tarafından İngilizlere kiralanması üzerine 1880 yılında İngiliz parlementosuna bir rapor sunan İngiliz Yüksek Komiseri şöyle demişti:

"Halkın çoğunluğunun Rumca konuştuğu doğrudur, ancak bunlar ırk bakımından Yunanlı değillerdir."

Büyük İngiliz devlet adamı Winston Churchill de, Rumların Yunan asıllı olmadıklarını vurgulamıştı. Sömürgeler Bakanlığı Müsteşarı iken 1907 yılında Kıbrıs'a gelen Churchill, Rumların Yunanistan'a ilhak isteklerine karşılık şöyle demişti:


"Bu toplumun, Yunanistan'ın bir parçası olduğu nereye dayanıyor? Ada ile Yunanistan arasında ne tarihi ne de coğrafi bir bağ vardır. Tarih, Ada'nın herhangi bir zaman Yunanistan'a ait olduğunu kaydetmiyor. Kıbrıs'ta şimdi yaşamakta olan insanlar Yunanlı değillerdir. Bunlar buraya göç eden Mısırlılar ve Yunanlıların karışmasından gelen melez bir ırktır. Yalnız Yunan dili, bunların Yunan geleneklerine bağlı kalmalarını sağlamıştır. Yoksa filozof, kahraman ve heykeltraş Yunanlıların torunları değillerdir."

Ancak tamamen Yunan kültürü etkisi altında kalan Ada Rumları Yunanlılar gibi Ortodoks olmaları nedeni ile de daima kendilerini Yunanistan'ın bir parçası olarak görmüşler ve 1821'de Yunanlıların Osmanlılara karşı isyan etmesi üzerine onlar da isyan etmişler, daima Yunanistan'la birleşmek istemişlerdir. 1821'de İstanbul Rumları ile işbirliği halinde Yunanistan'a ilhak için ayaklanmışlar, gönüllü olarak Ada'dan Yunanistan'a giden bazı Rumlar Osmanlılara karşı çarpışarak Generalliğe kadar yükselmişlerdir. 1878'de Ada'nın İngilizlere kiralanması üzerine bazı zengin İstanbul Rumları Ada'dan mal almaya başlamıştı. Yunanistan'ı anavatan olarak gören Ada Rumları, Osmanlılar aleyhine Balkan Savaşı'na da katılmışlardı.

İngiliz idaresinde de bu tür ayaklanmalar olmuş, Yunanistan'daki Ruhban okullarında yetişen papazlar bu yönde öncülük yapmışlardı. Zaten Osmanlıların dine saygısından yararlanan papazlar, her yere bir kilise inşa ederek etrafındaki araziye sahip çıkmışlar, bu şekilde Kıbrıs kilisesini büyük bir servet sahibi yapmışlardır.

1974 Barış Harekatı sırasında Yunanistan'ın Türkiye'ye savaş açmaması sonucu, Yunanistan'a olan güven biraz sarsılmış, Ada'daki sol eğilimli bazı Rumlar bunu ihanet sayarak kendilerini Yunanlı olmaktansa Kıbrıslı olarak görmeyi tercih ettiklerini açıklayarak bir "Yeni Kıbrıs Cemiyeti" kurmuşlardır. Ancak bunların tepkisi de daha çok Yunanistan'daki sağcı iktidara karşı idi. Yunanistan'a ilhal konusu ortaya çıktığı zaman sağcısı da, solcusu da buna hayır diyememektedir.

Kıbrıs Barış Harekatının Bilinmeyen Yönleri; Satılık Ada Kıbrıs
Erol Mütercimler,2007
* kitapta "Atina" yazıyor, baskı/klavye hatası olduğu kanısındayım, anlatımı bozuyor, "Ada" ile değiştirdim.-SB
** "Bizans" değil "Doğu Roma" denilmeli -SB
(1) Hasan Fehmi,"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti El Kitabı,1987"



*

"Kıbrıs’ta yaşayan Avşar Türkmenleri, adanın 1571 yılında fethiyle buraya yerleştirilen obalar ile 18. yy’dan sonra Osmanlıların sürgün ettiği obalardan oluşmaktadır. Bilindiği gibi Kıbrıs’ın fethi üzerine buraya İç-El Türkmenlerinin önemli bir kısmı iskan edilmişti. Bu grubun arasında Karamanlılar da bayağı bir nüfus teşkil ediyorlardı (Sözgelimi, Kıbrıs davasının lideri ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Karamanlı soyundandır). Daha sonra sürgün vasıtasıyla bir çok Türkmen toplulukları adaya gönderilmiştir ki bunlar genelde İç-El Yörükleri idi. Bu Yörükler arasında Avşarlar önemli bir nüfusa sahipti. Avşar obaları arasında ise Zekeriyalıların önemli bir kolu olan Kara Hacılılar, Şamlı, Sindel, Horzum, Deliler, Köseli ve Sülü Beğli sayılabilir.

17. yy sonlarından itibaren girişilen iskanlarda ise Kıbrıs adası sürgün olarak kullanılan belli başlı bölgeler arasındaydı. Bu dönemde de Avşarların bir kısmı adaya gönderilmiştir. Örnek olarak Sinde köyü, Sindel Avşarının iskanıyla kurulmuştur. Yine ünlü siyasetçimiz Alparslan Türkeş’in (aslen Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi Köşkerli köyünden) ataları Kayseri’den Kıbrıs’a sürülen Avşarlardandır. Bunun yanında Kıbrıs davasının ünlü isimleri Fazıl Küçük (aslen Kayseri’nin Sarız ilçesi Deli Küçükler köyünden) ve Osman Örek gibi şahsiyetleri görmek mümkündür. Başbakan Derviş Eroğlu ise Kayseri Talas’tan gitmedir.

Bütün bu Afşarları takip etmemiz mümkün değildir. Eskiden yerleşenlerde boy şuuru kalmamıştır. Son gidenler ise halen aşiret isimlerini hatırlıyorlar. Lefkoşe merkezde (Kesikbaş Mah.), Omorfo’da ve Girne’de kısmen bulunan Afşarlar, tespit edebildiğimiz kadarıyla şu köylerde yaşamaktadırlar. 
Girne’nin Çatalköy, Lapta’nın Arapköy, Lefke’nin Bademli, Bağlıköy, Sinde, Değirmenlik, Akıncılar, Tuzla, Gazi Magosa’nın Pamuklu köyleri."


Adnan Menderes Kaya





ilgili



______________________________________________
______________________________________________