excalibur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
excalibur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2018 Pazar

ARİMAN - ARES - MARS - DEMİR





ARİMAN = ARES = MARS
ARİMAN = ARMAN = ERMAN
Ve Erman'dan türetilen kelime "German" 
(etimolojisi/kökeni TR.)




ARTHUR'un KILICI denilen KILIÇ
aslında TÜRKLERİN KILICI
çünkü, EXCALİBUR XALUB'tan geliyor
(öteki adları Halup, Kaşka-Kaška, Kasku, Gasga)
ki bir İSKİT BOYU ve bölgede DEMİR YATAKLARI
işgalci HİTİT kaynaklarında geçen ve KUZEY ANADOLU'da yaşayan HALKTIR
Ayrıca, PRİSCUS HUNLARIN KUTSAL KILICINDAN bahseder.
HİTİTLERİN de bir KILIÇ TANRISI YOK MUYDU? 
HATTİLERİN BAŞKENTİ OLAN HATTUŞA YAZILIKAYA'da görülen KILIÇ TANRISI NERGAL...
KÖKENİ ASLINDA HATTİ OLAN "KAYAYA SAPLANMIŞ KILIÇ"
KÜLTÜRLERİNİ HURRİ ve HATTİLERE BORÇLU OLAN HİTİTLER...
Tıpkı HEREDOT'un bahsettiği "İSKİTLER'in KILIÇ TANRISI"
Ya da Mircea Eliade'nin: "İSKİTLER her yıl ARES'e ATLAR ve her yüz savaş tutsağından birini kurban ediyorlardı; TANRI YAPAY BİR TEPECİK ÜZERİNE DİKİLİ DEMİR BİR KILIÇLA temsil ediliyordu." dediği gibi...


Hangi German?..Hangi Kelt?..Hangi Arthur?..
Yani, Hangi Avrupa?..
Arthur ve kılıcı Excalibur ile Hititlerin Nergal'inin kökenini Türk kültüründe aramalı Batılı!...



HUN = İSKİT/SAKA = ATİLLA = ARİMAN = TÜRK.


Homer'in İlyada'sında : Alybs (Alizonain), Ksenophon'un Anabasis'inde: Chalybes (Khalybs), ya da Hitit kaynaklarında Gaşga - Kaşka olarak geçen İskit boyu Xalub - Haluplar'dır. Hellen kaynaklarında Khalybler çeliği bulan halktır ve Çelik kelimesinin karşılığı olarakta bu halkın adını vermişlerdir: Khalbys = Çelik 


[The Khalybs, who were famous for their iron-mining and were mentioned in Homer's “Iliad” as Alybs or Alizonians, were described by Xenophon in the same terms too but it is also stated that they had adopted Mossynoik nationality. link]


Buradaki Mossynoik ise, Mosk (Moskova adının da kökeni)- Mosynoeci, Ağaçeri boy adı gibi Meşe/Meşer Türkleri'dir. İskit boyu olan bu Moskların bir diğer adı da Muşki'dir, ki kral Midas'ın da Muşkili Mita olabileceği söylenir... [Milattan Önce Karadeniz'de Türkler:link]








Latince Sözlükte Chalybs'in karşılığı Demir/Çelik ve Kılıç'tır.



Chalybes: A people living on the south shore of the Black Sea, famous for their manufacture of steel.
Chalybs: iron/steel, iron weapons, sword
(Türkiye'nin kuzey bölgesi demek yerine, Karadeniz'in güneyi demeyi tercih etmiş!!!)
[oxford latin dictionary]

Chalybes = Kaskians (Non-Indo-European tribal people)



Ve yüzyıllar sonra... 
13.yüzyılda efsane için üretilmiş çelik kılıçın adı da eXCALİBur'dur.... 
ve Demircilik Türklerle Başlar....


Semra Bayraktar





EKLER


Anadolu'da demir buluntuları MÖ 3 binyıla tarihlenir. Anadolu'nun erken demir buluntularıyla ilgili en önemli soru, demirin doğada nabit halde çok ender bulunması nedeniyle, köken konusudur. Meteor kökenli nabit demirden daha da ender bulunan tür, terrestrik nabit demirdir. Yapılan son araştırmalarda terrestrik nabit demirin nikel ve ayrıca karbon içerebileceğini gösterir. Buna göre erken demirin kökeni konusundaki tartışmalarda sadece nikel oranını değerlendirmek yetmez, buluntuların karbon oranını da dikkate almak gerekir. ....

Khalib (Khalyb) demirinin yüksek nikel oranı içerdiğini öne sürerler. Kuzey Anadolu'nun demir içeren nehir kumlarından elde edilen, paslanmayan Khalib demirinin basit demirden daha güzel olduğu söylenir ve bu iddia Aristoteles'e atfedilir:

"...Amisos'ta (Samsun) Khalyblerin özel metotla demir elde ettikleri anlatılır. Ülkede bol miktarda bulunmaktadır. Bu demir diğer çeşitlerinden daha iyidir ve dış görünüşü gümüşten farklılık göstermez..."

"... Karadeniz'in güney sahilinde, Amisos yakınlarında bulunan Khalyblerin ocaklarında bol miktarda demir kazanılmaktadır. Cevher kil içerdiğinden zor ergitilmektedir. Bilinen en iyi ve en sert demir Khalyblerden gelmekte ve adına da KHALYB denmektedir.

[Kaynak: Doç.Dr.Ünsal Yalçın (arkeoatlas, sayı 3,2004)]



*

"Daha az belirleyici olmakla beraber, diğer nedenler de bizi maden işlenmesinin ilk ocağını Altaylı ve Turanlı ulusların en eski atalarında aramaya zorlamaktadır." (Atatürk'ün notu: ÇOK MÜHİM)

Lenormant, Şarkın Eski Tarihi - Med Savaşlarına Kadar
Atatürk'ün Okuduğu KitaplarDerleyen: Gürbüz Tüfekçi

*

ilginç başka bir makale:

DEMİR ÇAĞI: BAŞLANGICI VE BAŞLATANLARI, ANADOLU’YA ETKİLERİ ÜZERİNE
Hakkı Fahri ÖZDEMİR / PDF

Yerleşik topluluklarda demir kullanımının neden olduğu kültürel değişimlere ve demir metalürjisine olan yöneliş arkeolojide yaklaşık olarak yarım asırlık geçmişi olan bir konudur. Araştırmacıları bu alana yönlendiren sorunların en önemlisi; ideolojik çekişmeler nedeniyle 20. yüzyılın ortalarından itibaren popülerliğini yitirmiş olan Demir Çağı’nın başlarındaki göç hareketleri ve “kitlesel aksiyon” kuramlarının sahaya uygulanabilirliğinin açmazlarıdır. Yeniden arkeoloji biliminin gündemine taşınan bu problemli olgu geleneksel arkeoloji bakış açısından uzak analitik düşünce sistemine sahip araştırmacılar tarafından coğrafi ve siyasal durum tarihsel süreç mekansal ve kuramsal çerçeve gözetilerek arkeolojik verilerle bütünleştirilmeye çalışılmaktadır. 

Demir Çağı’nda Anadolu’nun durumu kolonizasyon faaliyetleri ve bölgesel seramik ekolleri gibi konulara ilgi duyan araştırmacılar kendilerini bir anda bitip tükenmeyen tartışmalar tezat görüşler ve zaman zaman üslubu bilim çerçevesi dışına taşan köken çekişmeleri içerisinde bulabilirler. Aslında bu kadar tartışmalı olan konularda kesin yargılarda bulunmak bugün için hiçbir araştırmacının yaklaşım tarzı olmamalıdır. Demir Çağı’nın ilk dönemleriyle başlayan Karanlık Çağ ile birlikte Hellas’ta dış dünya ile bağlantı kaybolmuştur. 

Bu dönemde yüksek miktarda terrestrik hidratlı doğal demirin Limonit = FeOOH tüketimi Hellen çanak çömlek teknolojisi için önemlidir. Miken “thalassokrasi”sinin devrilmesinin ardından bakır ve kalay ithali kesilince tunç yapımı olanaksızlaşmıştır. Bu durumun zorunlu bir sonucu olarak 1535 730;C’de sıvılaşan maden cürufu Skoria halindeki iletken demir cevherinden Manyetit= Fe3O4 çok daha sert bir öz elde edilmesine başlanır. Antikçağ’da çok fazla araç gereç gerektirmeyen demir ergitme işlemi odun kömürü ateşinde gerçekleştirilmektedir. Bunun için ormanlara yakın kurulan odun kömürü ocakları işlenmiş demir elde etmeyi fazlasıyla kolaylaştırmıştır. Ergitme işleminde kullanılan yeni teknikler ve daha gelişmiş havadar fırınlar çömlekçilere örnek olmuş olmalıdır ki erken dönemlere nazaran daha kaliteli fırınlanmış kaplar yapılabilmiştir. Yeni demir teknolojisinin çömlekçilik endüstrisine etkileri olarak değerlendirilebilecek bu durum “Karanlık Çağ”da yaşanan belirsizliğin ve kaosun demokrasiyi doğurması gibi diğer bir olumlu etkisidir. Bu çalışmanın kurgulanışı ve işleyiş tarzında güdülen öncelikli amaç ise Akdeniz Dünyası’nın odağında bulunan Anadolu’da demir kullanımı ve Demir Çağı uygarlığının halklarına bütünsel açıdan ışık tutabilmektir.



*



"Eski Türkçe'de tegirmen, timen (hazırlanmak), tümen ; Eski Uygur Türkçesinde, batman "batman, ölçek" , çrman (carman) "deri hastalığının bir türü, kitman "kazma, bel", Kögman Sayan dağı veya bir kısmı", tegirmen, tuman "duman, sis, karanlık", yaman "kötü, fena, korkunç". Divanü Lügati't Türk'te kurman "ok ve yay konan kap", sıkman "üzüm sıkma zamanı", sökmen "savaşta sırayı söken yiğit! ere verilen sıfat, tuman "duman, sis".  Kıpçak Türkçesi Sözlüğü'nde Azman: 1. Azmış, iri yarı 2. Yaşlı iken enetilmiş aygır, Güçeymen: baş örtüsü, Güçeymen: baş örtüsü, kuman, yay kabı, sadak, teyirmen, yelmen. Kılıcın üst tarafı, yalman dağ faresi, tarla faresi." ...


"Ariman: Ares, or Areimanios, in Latin Mars, the War-God"
ARİMAN is TURKİSH of ETYMOLOGY "ER/AR" means "MAN"
and "Man" supplement in Ari+MAN is "extremism, exaggeration, superlatives", within the meaning of "worker who does the work"; So, ARİMAN means "BİG/HUGE SUPERLATİVE MAN"
Just like the WAR GOD, which was the only reputable god of the Scythian and Hun Turks.
ERMAN/ARMAN is TURKİSH
and CHALYBS comes from XALUB/KAŞKA a SCYTHiAN-TURKS tribe in Blacksea Region, who produced İron and Steel, which gave his tribe name to Steel and to the mythological sword of Arthur the "eXCALİBur" !..
SB






15 Ekim 2016 Cumartesi

Ksenophon Anabasis'te Türkler






Proksenos'un yüzbaşılarını toplayıp cesaret veriyor, kralı yumuşatmayı öneren Apollonides adında birini kovuyorlar:

" O anda Stymphalos'lu Agasias söze karışıp 'Ama bu adamın ne Boiotia'yla ilgisi var ne de Yunanistan'ın geri kalan kısmıyla, kulaklarının Lydia'lılar gibi delinmiş olduğunu gördüm' dedi. - Ve doğruydu bu söylediği. Adam kovuldu." Ksenophon, Anabasis 3.Kitap:1:31

* Ellenler küpe takmayı efemine ile özdeşleştiriyordu. Bu da Ellen erkeklerinin küpe takmadığını gösterir. Kulakları delik olan Apollonides bir "barbar" olarak, yani "Hellence Konuşmayan"lardandı. Apollonides Boiota lehçesi ile konuşuyordu. Boeotia Korinth Körfezi'nin kuzeydoğusunda yer alır. Pelasglarla ilişkilendirenlerin yanında MS.110-180 yıllarında yaşamış coğrafyacı Pausanias onları Minyaslılar ile ilişkilendirir. Teos (Sığacık-İzmir) kurucu atası Athamas (Atamız), Boeotia'dan gelmiştir. Teoslu Anacreon ise İskit kökenlidir ve Strabon'a göre o Teos'u Athamantis olarak adlandırmıştır.






Ellenlerin aksine Türkler Küpe takardı.
"Herhangi bir sebeple, âilede sâdece bir oğul olursa, delikanlının kulağına bir küpe takarlardı. Askerde, safta, “hizâya gir” komutu esnâsında, komutan küpeli askeri görerek, onu tehlikeli işlere göndermezdi. Yetkisi yoktu. Soyu içinde sonuncu erkek olan kimse, kulağında iki küpe taşırdı. Âileyi (soyu) sürdürmek için, onu bilhassa korurlardı." Murad Adji





* Bu çeviriler niye orjinal isimlerine sadık değil. Yunanistan yani Greece olarak anılan bir ülke yoktu, Anabasis orjinalinde Ἑλλάδος - (Hellas-Ellada) Hellen olarak geçer.


* PELASGLAR Türkçe konuşurdu. [non-Indo-European origin, non- Hellenic population which they called Pelasgian]
* ATHAMAS Türkçedir.
* Pindos Dağları (Pindus)'nın öteki adı Athamanean (Atamanın- Atamın?!) Dağları'dır.
* "Ege havzası hiçbir zaman bütünüyle Hellenleştirilmemişti." (George Thomson)


- ATA
- ARATTA : Sumer kral listesinde Uruk kralı+ Azerbaycan'ın ilk Türk Devleti, MÖ.3000
- ATALUMMAN : ELAM-TÜRK MÖ. 2750-1550 - "Boğazköy kazılarında ele geçen ve Hurrilere ait olduğu ileri sürülen bir tablette Atalumman (Atalumaş) adlı bir Elam kralından söz edilmektedir. "
- ATAMAN : Teselya'da bir boy. Boeotilılar ile akraba. Truva Savaşı'ndan 2 nesil sonra Midilli (Lesbos) Adası'na yerleşirler. Lidyalılar-Lesboslar-Pelasglar-Etrüskler akraba.
- ATHAMAS (ATAMIZ) : BOEOTİA (PELASG-İyonyalılar ile akraba)- TEOS-İSKİT-TÜRK 
- ATAİL : adı "Ülkenin Atası" anlamına gelen İSKİT-TÜRK kral MÖ.5.-4.yy
- ATİLLA : HUN-TÜRK MS.5.yy
- ATABEYLER
- ATATÜRK : TÜRKİYE
- ATA YURT....

SB





Κοτύωρα - Kotyora - Kut Yöresi
Kut Türklerinin mirası...


"Birçok kurban kesildikten sonra, kahinlerin tümü tanrıların savaşı asla onaylamadıklarını bildirdiler. Bundan sonra armağanlar kabul edildi, ülke dost bir ülkeden geçiliyormuş gibi aşıldı ve iki günlük yürüyüşten sonra Tibaren'lerin topraklarındaki Sinope kolonisi Kotyora'ya varıldı." Ksenophon (MÖ.4.yy), Anabasis 5.Kitap:5.3


ORDU


Ordu ili, M.Ö. 400 yılından önce günümüzdeki şehir merkezinin yaklaşık 5 km batısında, halk arasında Bozukkale olarak bilinen yerde "Kotyora (<Kutyöresi)" adıyla kurulmuştur. Şehrin buraya kurulmasının tek nedeni bulunmaktadır: Çevrede "Doğal Liman" doğal liman olacak tek yer oluşu. Kotyora kelimesini Rumca olarak işleyen yabancı tarihçiler ve misyonerler bu durumu bir ganimet saymışlardır. Kelimeye bir anlam veremeyen Türk tarihçileri de yabancıların dümen suyuna girmişler, konuyu içinden çıkılmaz duruma sokmuşlardır. O hâlde Ordu ilinin eski adının Kotyora oluşunun sebebi nedir?

Karadeniz Bölgesi'ndeki bugünkü şehir merkezlerinin pek çoğunun kuruluşunun temelinde de Kotyora'da olduğu gibi, aynı sebep yatmaktadır. Sinop, Samsun, Ünye, Bolaman, Kotyora (Ordu), Giresun, Tirebolu, Trabzon, ... şehir merkezlerinin kuruluşu tamamıyla doğal limanla ilgilidir. 

Bu bölgeye, Hz. İsa'nın doğumundan çok önceleri, bilemediğimiz tarihlerde Turan / Türk boyları gelip yerleşmiş; madencilik, tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta idiler. Özellikle maden konusunda dünyanın en önde gelen bölgesi M.Ö. yıllarda Orta Karadeniz Bölgesi'dir. Sakaların Halip boyu, bu bölgede yaşamaktadırlar ve dünyaya demircilikleri ile ün salmışlardır. Dış dünyadan pek çok millet, bu durumu öğrenince gemilerle Karadeniz Bölgesi'ne gelmekte, gemilerini doğal limanlara demirlemektedir. İç kesimlerde yerleşen halk, ürettikleri ürünleri bu gemilerin demirlediği limanlara getirmiş, burada mal mübadelesinde bulunmuştur. Zamanla doğal limanların çevresi kalabalıklaşmış, bir pazar haline gelmiş; böylece günümüz modern şehirlerin temeli atılmıştır. 

Yörede yaşayan yerli halk(Turan/Türk), bir tarih yaymamış gibi görünmekte. Veya yazdığı kaynaklar günümüze ulaşamamıştır. Yabancıların yazdıklarından bir kısmı ise korunmuştur. Onlar bu bölgenin tanıtımını kendi bakış açısına göre yazdıkları için Karadeniz Bölgesi ile ilgili tarih yabancıların yazdıklarına göre şekillenmiştir. Özellikle Yunan tacirler buralara gelip ticaret yapmışlar, misyonerlik faaliyetlerinden de geri durmamışlardır. Sonuç itibariyle Karadeniz’in kıyı şeridindeki şehirlerin, ticarî bir temelden öte gitmemesine rağmen, Yunanlılar kurmuş gibi işlenmiştir. Günümüzde de aynı yalanlar yine misyonerler vasıtasıyla halka anlatılmakta, gerçeği bilmeyen Türk insanı da bunlara inanmak zorunda kalmaktadır. 

Bütün bu genel bilgilerden sonra Ordu ilinin eski adı Kotyora ismine gelelim: M.Ö. 400'de şimdiki Ordu ilimizin ismi Kotyora olarak kaydedilmiştir. Bu ismin hangi tarihte bu şehre verildiği belli değildir. Ancak M.Ö. 400'den önceleri de şehrin bu isimle bilindiği anlaşılmaktadır. Bu isim kot (kut) ve yorası (yöresi) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş gibi görünmektedir. M.S. I. yüzyılda Plinius bu şehri yine aynı isimle kaydetmiştir.

Hiçbir yer adı tesadüfen verilmemiştir. O hâlde Kotyora isminin verilişinin de bir tarihî alt yapısı bulunmaktadır. Kelimenin aslı KUT YORASI/YÖRESİ'dir ve burada Kutlar iskan ettiği için böyle bir ad verilmiş olmalıdır. Kutlar kimdir?

Kutlar B. Hrozny'ye göre Hazar Denizi'nin güney doğusunda, Türkistan'da oturmakta iken daha sonra M.Ö. 2500 2400 yıllarında Hazar Gölü çevresinden batıya doğru göçmüşlerdir. Kutlar 2500 yılından sonra Akkad'ın Samî Krallığını yıkıp Mezopotamya'da 125 yıl hüküm sürmüşlerdir. M.A. Beek ise onların Kerkük ve çevresinde yaşadığını bildirmiştir.

M.Ö. 2500 yıllarında Mezopotamya'nın kuzeyinde hüküm sürmüş Kutların Türkçe konuşan bir kavim olduğu konusu bilim dünyasının aydınlattığı bir gerçektir. Doğudaki dağlarda yaşayan Kut/Gutlar, M.Ö. 2300'lü yıllarda Mezopotamya'ya saldırıp büyük tahribatlar yapmışlardır. Bu saldırılar sırasında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının büyük oranda yükseldiği, asayişin bozulduğu tarihî kaynaklarda bir ayrıntı olarak yer almaktadır.

Pek çok bilim adamı tarafından Kutların 2260-2223'ten sonra Dicle Irmağı'nın kuzeyine doğru göçtükleri iddia edilmektedir10. Daha önce İran'daki Zağros Dağları'nın eteklerinde yaşayan Kutlar, M.Ö. 2150'de Akad İmparatorluğunu yıkmışlar ve Anadolu'da hâkimiyeti ele almışlardır. Bizans İmparatoru Mihail 1042'de İstanbul'dan doğuya doğru sefere çıkar, Gutların memleketini tabiyeti altına sokar. Bizans İmparatoru Diojen, Alparslan’ın ordusunu karşılamak üzere Malazgirt’e giderken askerlerinin arasında Gutlar da bulunmaktaydı. Trabzon'da bulunmuş M.S. 483 tarihli bir onarım kitabesinde, onarıma yardım edenler arasında Gutlar da sayılmıştır.

Kut kavminin Türk kökenli olduğunu ünlü Sümerolog Prof. Benna Landsberger, 1937'de yapılan Tarih Kurultayı'nda Atatürk'ün huzurunda açıklamıştır.  Landsberger, ölüm yılı olan 1968'e kadar bu konuyu geliştirmeye çalışmış, konu ile ilgili olarak dersler ve konferanslar vermiştir. Kut dili ile Eski Türkçenin bağlantısı üzerinde çok emek harcamış, devrinin önemli bilim adamları olan A. von Gabain ve László Rásonyi'nin de onun görüşlerine katıldığı anlaşılmaktadır. Kutlara ait yazıtlardan anlaşıldığına göre kağanlarının adlarının Yarlagan, Tirigan, Şarlak /Çarlak, El ulumuş, İnim-bakaş oluşu, onların Türk milletinin bir parçası olduğunu aslında şüpheden uzak tutmaktadır.

Kutçadan kalan kişi, tanrı, yer adlarını ve cins isimlerin yapısını ve köken bilgisini Sümerolog Kemal Balkan tahlil etmiş ve Türkçe ile Kutçanın bağlantısını ortaya koymuştur. Landsberger, Anadolu'da yaşamış Gutium yahut Kutium milletinin Kutlar olduğunu, bu kelimenin Akatça nispet eki -ium aldığını belirtmiştir. Kütahya ilimizin eski kaynaklardaki ismi Kutium'dur. -ium'un Akatça nispet eki dikkate alındığında adı geçen şehrimizin kurucusunun Kut / Gutlar olduğu açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu bölgede Kut isminin Kot biçiminde söylendiği ve kayıtlara geçtiği, Kutlara ait bir ölçü birimi olan kot ve Komar / Kumar boyunda da görülmektedir. Bu, Yunan alfabesinde " u " sesinin olmayışından kaynaklanıyor olsa gerektir.

Ordu ilinin eski adı olan Kot< Kut Yorası/Yöresi adı işte yukarıda anlattığımız Kut Türklerinin mirasıdır. Ordu'da Kutlarla ilgili başka yer adları da bulunmaktadır: 1455'te Ordu'da Kutlucalu, Kutlulu (Bolaman), Kutlulu (Bozat) adlı karyeler bulunmaktadır. Ordu'ya bağlı Mesudiye ilçesinin Derinçay köyünün eski ismi ise Konanı (kut-ana?)'dır. 

Yakın çevredeki durum ise şu şekildedir: Trabzon iline bağlı Çaykara'nın Demirli köyünün eski ismi Kotu'dur. Araklı ilçesi Turnalı, İyisu, Pervane köylerinin ortasındaki tepenin ismi Kudula'dır. Trabzon'un yaylalarından birinin adı Kuti'dir. Trabzon Yomralı'ya bağlı Oymalı köyünün değiştirilmeden önceki ismi Kodil, Maçka'nın Ormaniçi köyünün adı ise Kodila'dır. Gümüşhane Merkez Dibekli köyünün eski kayıtlardaki ismi Kodilbahçe'dir. Erzurum'un Şenkaya ilçesine bağlı Atyolu köyünün eski adı Kod, Erzurum-merkez Taşpınar köyünün eski ismi Kotanis'tir. Kars'ın Çıldır ilçesine bağlı Damlıca köyünün eski adı Kodamik, Sabaholdu köyününkü ise Kodas'tır. Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı Paşadüzü'nün adı Kodi; Ardahan'a bağlı Akyaka köyünün eski kaynaklardaki adı ise Kodishara'dır. Tokat Reşadiye Taşloca köyünün eski kaynaklardaki ismi Kotanı'dır. Çorum'da Kutigin, Tokat-Sonisa'da Kutlu, Kara-hisâr-i Şarkî’de Kutluca, Canik’te Kutluca Baba, Kutlucaviran (Reşadiye), Bayburt’ta Kutlulapa, Malatya’da Kutludere, Bolu’da Kutluviran, Kutluboğa, Kocaeli’de Kutluca (İznik), Kutluca (Gebze) adlı yerleşim yerleri bulunmaktadır.

Kutlarla ilgili yer isimlerinin yoğunlaştığı bölgeye dikkat edilirse Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi ile komşu yörelerde yoğun olarak Kut Türklerinin yerleştiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Tarihi kaynakların yetersiz olduğu konularda ilk akla gelen etnoğrafik malzemelerdir. Konuya bir de bu açıdan bakalım: Artvin, Rize, Trabzon, Erzincan, Bayburt, Kars, Bitlis ve köylerinde altı-sekiz kilo tahıl alan tahtadan yapılmış ölçeğe Kot / Kut denilmektedir. kot kelimesinden türeyen kotar- “bir kaptan diğer kaba yemek boşaltmak”, kotarılma, kotarılmak, kotarma kelimeleri Türkiye Türkçesinde yürürlüktedir. Konuyu daha ilgi çekici duruma getiren ise 1069'da aynı ölçeğin bilinmesi; hem Balasagun'lu Yusuf Has Hacib'in Katadgu Bilig adlı eserinde (kotur- "boşaltmak", kotrul- "boşaltılmak"), hem de kur biçiminde Anadolu'da kullanılmasıdır.

Trabzon ve yöresinde, kepçeye; hamur ve çeşitli sıvı yiyecekleri karıştırmada kullanılan dört saplı değneğe; meyve toplamaya ve balık tutmaya yarayan ucunda torba olan sırığa kotal, gıdal, kuteli denilmektedir. Bu kelime kutal, kuteli olarak tarafımızdan yüzlerce kez tespit edilmiş olup yakında yayımlanacak olan Trabzon İli ve Yöresi Ağızları'nda (3 cilt) ayrıntılı olarak işlenmiştir.

Sonuç olarak Ordu ilinin eski adı Kutyora (<Kot-yorası<Kut yöresi) Kut Türklerinin mirası olduğu ve "Kutların yaşadığı bölge, yöre" anlamına geldiği açıkça görülmektedir. 


ORDU İLİNİN ESKİ ADI "KOTYORA" VE TARİHİ ALT YAPISI





* Prof.Dr.Necati Demir'in makalesindeki "Sakaların Halep Boyu" yabancı kaynaklarda Kaşka-Xalub diye geçer. Excalibur kelimesi de efsanesi de buradan türemiştir. - SB











16 Nisan 2015 Perşembe

Pazyryk Carpet and Gordion Knot







The ancient Altaic Turkish called this burial mound Pazyryk, thanks to the fact that this carpet had been inside the glacier for 2500 years, it managed to preserve its original colours and wasn't damaged. It was made for a Turkish Hun / Saka ruler in the 5th c BC. 


These carpets can tell us about Turkish culture and history, the feelings, emotions and communication of the weavers and nations is in carpets and rugs. It is impossible to find two identical carpets, every woman have her own individuality and patterns.


Huan Tes-ank a Chinese traveller wrote in his memoirs in the 7th c : "Azerbaijan is the biggest centre of carpets weaving". In the 12th c in Azerbaijan there were palasses-naples carpets woven with silk, woolen or cotton. Beginning from the Middle Ages Turkish carpets went out to the European markets through the Great Silk Way , exciting admiration of the western people. They liked them so much that the famous painters of Europe made the carpets the effective ornament in their work.




Portrait of Henry II standing on a Turkish carpet (also known as Holbein) with Hun Roos  
by François Clouet.







The carpet "Sheikh Safi" which is being kept in the Victoria and Albert Museum in London as Ardabil Carpet ( info of the museum is Iranian, but it is not İranian, it is Turkish! I condemn these scholars!) , was woven in Tabriz in 1539 on order of Shah Tahmasp (Şah Tahmasb) for Ardebil Mosque (Erdebil Cami), and was bought by an English in 1893. 


This carpet reflects the ideal harmony of colour and configuration. According to historical sources Shah Tahmasp, the ruler of Safavid dynasty which is Turkish dynasty; he was the son of Shah I.İsmail (Safiyüddin- “Pīr-i Türk”) and Halime Begim (Uzun Hasan- Akkoyunlu-Whitesheep), both of them are Turkish of nation; drew the skeches of carpet himself, even Nasreddin Muhammed Humayun (Nasireddin Muhammed Hümayun, son of Shah Babur, second ruler of Mughal Turkish Empire), who found temporary refuge at Shah I.Tahmasp's place in 1554, was so carried away by the carpets that he took several skilled carpet weavers with him on coming back to his country. Some time later they became famous in India as "Turkbaks" that is "Turkish masters". 












Turkmen Rug with 24 "Hun Roos" - in Ankara Collection



Hun Roos / Hun Gülü



There are 24 segments in the centre of carpet which symbolized 24 well known tales of Huns from Mete times and Oghuzes in different "Oghuzname" as well as 24 local rulers from "The book of Dede Korkut". 24 war horses with tails tied in a knot galloping opposite the deer guide the mortal way. And 24 deer indicate 24 life and mortal hours of one day. The weaving type is double knotted, Turkish Knot, which is also called as "Gordion Knot".







Gordion is the capital city of the Phrygians who lived in Anatolia (they are not Greeks) and the knot that was cut by Alexander (he was also not a Greek) , is the knot that we see in the oldest Turkish carpet Pazyryk. 


Phrygians artifacts are mixed with Kaška's artifacts. Kaška's are Scythian tribe (by the way, Scythians, Saka's and Huns are the ancestor of today Turks).  It is very difficult to seperate the two cultures. In the last period of the Hittite Empire, on the eastern border in Pahhuwa, a Kaška city, seems to emerge a rebel named Mita. This person is referred to Muškian Mita in Assyrians tablets. Muškians are also a Scythian tribe. The -uš- etymology brings connection with -uš- in Kaška. With the end of Hittite Empire comes the period of the Phyrigians and so brings Mita us to Midas....And Gordium is to explain with Kördüğüm in Turkish (blind knotted - Gordium - Gordugum - link) . 


There was also a god named Sabazios, in Turkish -Saban- is -plow- "golden black plow" legend belongs to the Scythians...."Golden objects fell from the sky Saban (plow), Ternary (sword) and Yoke (used between a pair of oxen) and a bowl ".... Saban is a Turkish tribe, named as Sabar, Savar, Subar, Sibir (Subarian, Avar, Chuvash, Siberian Turks, which the name Siberia as geographic comes from them). 

Sabazios was the god who was protected by mother goddess Cybele. He was always on horseback, a nomad, god of beer and barley, later we see him as Dionysus. He was also an Anatolian god, an eastern god. The Greeks pantheon of gods didn't accept him at the beginning, he was birthed from Zeus for the second time to acceptance. Mother goddess Cybele protected him too, he teaches how to "plow with an ox" . Sabantui Day is a harvest festival....


The bowl is an oath cup in the hands of Taşbaba's (statues of Turkish leader-Tashbaba), also a ensign/coat of arms of the Mamluk Turks, became "holly grail" in 12th c AD.


The sword became Excalibur of Arthur : even the name comes from Xalub, a Scythian tribe, who lived in the north of the Hittite Empire in the same period. Scythians worshipped the sword god (later in Greek and Roman pantheon Mars/Ares- Greek mythology has occurred in the 8th c BC. When Scythians came to Anatolia they had already a pantheon of gods) The legend of Excalibur is from the 6th c AD. (link) or (link)


And if we can see the chronology of the Scythians/ Saka's, Huns, Avars and Pechenegs who was in Europe, we can make connection between Phrygians and Scythians and all the legends. It is more understandable if we know the earliest history of the Turkish people.




We are all connected, thus if you underestimate Turkish Culture and History, you can't write World History.
Regards,
SB







Hun Turks have 24 tribes/clans, and Pazyryk carpet have 24 "Hun Flowers" in the centre. Oghuz Turks are also 24 tribes. Huns-Saka (or Scythians)-Oghuz are related, that's why some Turkish scientist called also as Saka-Oghuz Carpet.... more to read : Prof.Dr.Firudin Agasıoglu Celilov :




In eastern Siberia, at the source of the Obi River, in the frozen tumuli on the Pazırık (Pzyryk) Plateau at 3500 m in the eastern Altay Mountains, ancient Turkish graves containing clothing, belongings and horses have been found. The name of this very valuable tumulus area is "Pazırık", in Altay Turkish dialects it is "Pazırık" which means "buried treasure". In Kırgız (Kyrgyz) "Basırık" means pressed, compacted. (Prof.K.K.Yudahin, translated into Turkish by Abdullah Taymas, Kırgız (Kyrgyz) Dictionary, TDK publications, Ankara 1945)

This expression still exists in Anatolia and European Turkey
a) "Basırık", hidden, closed place, cell (in Thrace, Saray, Çorlu, Çankırı)
b) "Basırık", to close, cover, press (Kilis-Gaziantep, Afşin, Elbistan-Maraş, Gürün-Sivas)

In my studies in this areas, the locals in the provinces of Ardahan and Kars, Ağrı (Tutak, Taşlıçay), Sivas and Tokat and in the dialect, they use;
a) "Basırmak", burial (funerals and valuable belongings) Kuy(u)lamak (for radishes-turnips-carrots and grains)
b) "Basırmak", buried, treasure, hidden underground.

ALTAYLARDAN TUNA BOYUNA TÜRK DÜNYASINDA ORTAK YANIŞLAR (MOTİFLER)
Prof.Dr. Neriman Görgünay-Kırzıoğlu





PAZIRIK CARPET, KURGAN, HİSTORY; 
BELONGS TO TURKİSH PEOPLE.





Hun Roos; Etruscan - Turkish - Phrygian



Turkish term "Tamga" is a property mark, a necessity when your property has four legs and is grazing in unfenced pastures, hundreds and thousands of them commingling with other hundreds and thousands belonging to hundreds of families that live together and exploit the same grazing range.

Tamgas were the most precious possession of a tribe, clan, or individual, they were heirloom and heritage, and they carried a great legal significance, like today's family name. Marked on carpets, artifacts, animals, branding horses, gravestones Taşbaba (stone statues-leader himself), Balbals (stone statues of enemies) and stone/wooden monuments over the burial kurgans (tumulus, barrows, burial mounds).


Accordingly, an unjustified use of tamga, by a person ineligible for tamgas, or use of another person tamga was classed as a most grave crime, and persecuted accordingly. All the places were the Turkish peoples went, you can see a Tamga of a family or tribe and these conventions are still observed in the societies which practice the tamga traditions.









Pazyryk
Knot in horse tails - link


Turkish rock art in İran




Hun Roos
NOT Armenian Artsakh, 
BUT Turkish 
Karabakh is Azerbaijan Turkishland






"Arsakh" etymology 

For a long time Armenians occupied Turkish lands and they change the names of the land  They even explain  Turkish-Azerbaijan origin names as Armenian.  One of these words is "Arsakh" place name, has been repeatedly proven that does not belong to Armenians...Asak-Sak-Saka-As-Arsak is Turkish....



"...Arshak was used also as a title name by Turkmens..."






"from the 4th c BC to the 8th c AD the territory of the current Nagorno Karabakh region of Azerbaijan was one of the provinces of Caucasian Albania (Alban Kipchak Turks) , the most ancient state of Northern Azerbaijan. Karabakh has never been a part of the Armenian State until the Armenians captured it by brute force in 1992"

Svante E.Cornell - Swedish scholar, director of the Stockholm-bassed institute for security and development policy

and
























17 Mart 2015 Salı

Arthur ve Excalibur Efsanesi






"İskitler her yıl Ares'e atlar ve her yüz savaş tutsağından birini kurban ediyorlardı ; 
tanrı yapay bir tepecik üzerine dikili demir bir kılıçla temsil ediliyordu."
Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi-1




*




"Evripid "Alkestid" de xalibler ölkesinde olan demirden bahs edir. Xaliblerin skif tayfalarından olmasını tasdiq eden melumata Xaliblerin skif tayfalarından olmasını tasdiq eden malumata Apolloninin "Arqonavtların yüşü"ne verdiyi sxoliyalarda rast gelirik. Burada skif xalqlarının siyahısı verilir, hemin siyahıda xalibler de vardır. Ksenofont yazır ki, "ellinlerin torpaqlarından keçdikleri xalqlar içerisinde en cesurları Xalibler idi ve onlar ellinlerle albayaxa döyüşe girirdiler." - Zaur Heseniv "Char Skifler"



EXCALİBUR sözü Anadolu'da yaşamış XALUB (diğer adları GARGAR, TİBAREN, ALAZAN) İskit boylarıyla alakalıdır. Bu Xalub'lar Samsun etrafında oturur, bakır üretir ve silah yapırdılar. Hitit yazılarında geçen KASKA'lardır." - Elşad Alili,Dilbilim Bakü


Prof.Dr.Necati Demir'in "Ordu İlinin Eski Adı "Kotyora" ve Tarihi Alt Yapısı" makalesindeki "Sakaların Halep Boyu" Kaşka-Xalub'lardır.



*




MÖ.13.yy da III.Hattuşili ve eşi Puduhepa zamanında yapılmış olan Yazılıkaya'da, 12 tanrı ile Yeraltı Kılıç Tanrısı (Negral) varsa, ve kabartmalar Hitit tanrı, tanrıça ve kralların göstermekle birlikte, Hurri etkisi taşımaktaysa.....(III.Hattuşili aynı zamanda Mısır kralı II. Ramses ile Kadeş Antlaşmasını yapan kişidir.) ve başkentleri Hattuşa'yı da Hattiler kurmuştur, Hititler değil ve Anadolu'nun yerlisi olan Hattilerden dil, din, kültür ve sanat konularında büyük oranda etkilenmişlerdir....


12 İmam, 12 Havari, 12 Takımyıldızı (Burçlar), 12 Büyük Olimpos Tanrısı, 12 Etrüsk Beyliği, 12 Sumer Şehir Devletleri, 12 Hayvanlı Türk Takvimi, 12 Ay...


Hititçe yazılı kaynakların susması sonrası bu halkın akıbetine ilişkin bilgi veren başka bir kaynak olmaması, konu hakkında farklı yorumlara sebebiyet vermiştir. Hitit Devleti’nin son dönemlerinde doğu sınırları yakınlarındaki bir Kaška kenti olan Pahhuwa’da, Mita isimli bir isyancının ortaya çıktığı görülmektedir. 


Bu kişi, Anadolu’yu istila etmeye çalışan Asurluların kaynaklarında Muškili Mita olarak geçmektedir. Muški isminde geçen šk etimolojik bağlantısı akla Kaška’yı getirmektedir. Bu neticede Kaškaların Hitit Devleti’nin son bulmasıyla birlikte Muški yerleşim alanları olan Orta Anadolu’ya kadar yayıldıkları düşünülebilir. 


Ayrıca Mita ismi Hitit Devleti’nin çökmesinin ardından birkaç yüzyıl sonra bölgede merkezi bir devlet kurmayı başarmış Friglerin mitolojik kralı Midas’ı da akla getirmektedir. Kimmerlerin M.Ö. 700/680 yıllarında İç Anadolu’ya girerek Kral Midas’ın Frig krallığını yıktıkları da bilinmektedir.....





*





Kral Arthur 12 Şövalye ve Excalibur mu?



Arthur adına ilk kez, MS. 6. yüzyılda , erken dönem Kelt halk şiirlerinde rastlanılır. Bu efsane İskitler, Sarmatlar, Hunlar ve Alanlar'a aittir. Kral Arthur efsanevi Camelot kralı (5. yüzyıl sonları ya da 6. yüzyıl başlarında), Britanya mitolojisinde çok önemli bir figür olan Arthur, savaşta ve barışta ideal kralın simgesidir. Arthur, Sakson istilacılara karşı Kelt asıllı Britonların koruyucusu olmuştur. Arthur'un kökeni hala bir tartışma konusudur. Kimileri Latin aile ismi olan Artorius'tan türediğini söylemektedirler (Mesapik ya da Etrüsk kökenli)......



*



Taşbaba özellikleri arasında kadehten sonra önemli nesneler silahlardır. Eski taşbaba bedizlerinde mızrak, balta, hançer görünüyorsa, üst yurt taşbaba bezilerinde hançer-kılıçla birlikte sol yanında ok-yay sadağı vardır, ancak buna başka bedizlerde rast gelinmiyor, silahlı taşbaba bedizlerinin çoğunda kemerine asılmış hançer veya kılıç görülür. 


Tarihi kaynaklarda Türkler kılıç kültü hakkında bir sıra belge vardır. Heredot Saka boylarında kılıç kültünden bahs ediyorsa, ondan bin yıl sonra Yunanlı Prisk bu kültün Hunlarda da olduğunu vurguluyor. "Saka (skit) elbeylerinin her zaman kutsal saydığı Mars'ın kılıcını bulması Atilla'ya olan inancı daha da arttırdı...Mağrurluk özelliği ile hareket etti ki, Mars kılıcı ona bütün savaşlarda galibiyete yardım edecek, bütün dünyaya hakim olacaktır."


Köroğlu'nun gökten düşen metaldan yapılmış Misri kılıcı kutsal sayıldığı gibi, Oğuzlar da and içtiklerinde "kılıncıma doğranayım" diyorlardı, kılıcın altından geçen suçlunun da hayatı bağışlanırdı. Taşbaba bedizlerinin daha eski variantlarında hayli silah çeşidi görülür, bu tür arkaik Kernosov ve Hakkari bedizleri tunç çağında istifade olunan nize-mızrak, bir ve iki ağızlı balta, çekiç, bıçak gibi nesnelerle süslenmiştir. - Prof.Firudin Ağasıoğlu, Taşbaba



*



Alanlar hakkında daha detaylı ve tam bilgileri Ammianus Marcellinus'da (4.yy) bulabiliriz. Yazar, hacimli "tarih"inde Alanları şu şekilde anlatıyor:


"ALANLAR UZUN BOYLU, GÜZEL GÖRÜNÜMLÜ VE HAFİF SARI SAÇLIDIR. SİLAHLARININ HAFİFLİĞİ NEDENİYLE OLDUKÇA HAREKETLİDİRLER. DAHA SADE VE DAHA KÜLTÜRLÜ HAYAT TARZIYLA HUNLARLA TAMAMIYLA BENZEMEKTEDİRLER. ONLAR BARBAR GELENEKLERİNE GÖRE KILIÇLARINI YERE SAPLIYORLAR VE MARS'A OLDUĞU GİBİ KILICA TAPIYORLAR"


Ammianus Marcellinus'un verdiği Alan ve Hunların kültür ve yaşam tarzıyla ilgili karşılaştırmalı analiz, burada sözü edilen "barbaların" Hunlar olduğu konusunda şüpheye mahal bırakmıyor. Alanların kılıca saygı göstermeleri, onların Türk özelliği taşıdıkları hakkında açık bir delildir. Hunların ataları İskitlerin de kılıcı tazim etmeleri bu delili teyit etmektedir. Hunların Mars'ın kutsal kılıcını tazim ettiklerine, onları çok iyi tanıyan Romalı yazar Priscus da vurgu yapmaktadır. 


Türk ve Moğol destanlarının mukayeseli tetkiki, araştırmacıları "silah önünde eğilerek selamlama geleneği "Kılıç Tanrısı" - kelimesi kelimesine "Kılıç" - kültünün doğmasına yol açtığı" hükmüne götürmüştür. (Lipets, Sovyetskaya Etnografya, 1978)


5.yüzyılda yazılan "Ermenistan Tarihi" adlı eserde yer Alanca bir cümlenin çevirisi: (kitapta hanendelerin Ermeni hükümdarı Artaşes'le evlenen Alan kraliçesi Satenik (Satinik, Sartinik) şerefine yazılmış Alanca bir şarkı)



"Artahır havart tiz havartsi" 



Karaçay-Balkar dilinde ise : "Artahır haparını tiz haparçi (Hapartsı) ; eski Türkçeden çevirisi : "Hikayeci, hikayenin son bölümüne geç" ya da "Son hikayeyi anlat, hikayeci"


Alanlar Türktür
Türk Halklarının Kökeni
Kazi T.Laypanov - İsmail M.Miziyev



*





"EXCALİBUR",  ARTHUR'UN DEĞİL, 
ATİLLA'NIN KILICI'DIR.


Attila tabiatı böyle olduğu için büyük şeyler yapacağına inanan insandı. Onun kendisine güveni kılıç sağlıyordu. Bu kılıç İskit krallarının nezdinde daima kutsal addedilmiştir. Bir çoban, inek yavrusunun topalladığını görünce bu yaranın sebebini de bulamayınca, endişeyle kan izlerini takip ediyor. Nihayet kılıca geliyor. Dana otlarken bu kılıcın üstüne basmış. Çoban işte bu kılıcı kazıp çıkararak hemen Attila'ya getiriyor (13). 


O bu hediyeden dolayı teşekkür ederek, kendisinin bütün dünyanın imparatoru tayin edildiğini düşünüyor ve Ares'in (14) kılıcı ile savaşlarda başarılı olmanın kendisine bahsedildiğine inanıyor.


Fragment 10 Bölüm 35: 
Grek Seyyahı Priskos (V.Asır)'a Göre AVRUPA HUNLARI
Ali Ahmetbeyoğlu
(13) Tam olarak yeri bilinmeyen Attila’nın sarayının yerini, K. Szabo bir ihtimal olarak, Macaristan'da bulunan bugünkü Jesz Bereny olarak tahmin etmiştir.bkz. K. Szabo, Priskosz Szonok es Böksesz eleteröl S Törtenetirata Töredekeiröl. s. 32 n. 1; Daha bkz. H.N. Orkun, Attila ve Oğulları, s. 56-57.
(14) Harb Tanrısı Mars (Martis)'in Grekçe adıdır.










Hurriler, Hattiler, Kimmerler, İskitler, Etrüskler, Hunlar, Sarmatlar, Alanlar....Türk Kavimleri....
Ayrıca;  ARTHUR , ARTAHIR dan mı türemiştir?...Ya da ATİLLA'dan....


Ne diyelim ?
İskit ve Hunlardaki Kılıç efsanesini bildiğimiz için...
İskit boyu olan Khalub/Xalub/Excalibur olmuştur diyerek...
"Arthur/Excalibur efsanesi de nereden çıkmış" sorusuna
Türklerden diyebiliriz.
:) SB.




* * *



"Günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen, silah üzerine ant içme ve kılıç-kemer kuşanma törenleri, Türklerin en eski erginlenme ve “er” olma ritüellerinin devamıdır. Ölen savaşçıların tanrı ya da tanrıça ile şarap içmeleri, yani bir anlamda hayat suyu içerek ebedi hayata intikal etmeleri ise İslamileşerek “Şehadet Şerbeti İçmek” şeklinde yaşamaya devam eder. Ant içme töreni Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hala sürdürülen bir ritüeldir. Erlik mertebesine yükselen askerler, silah ve bayrak üzerine “Ant İçerler”. Tıpkı erlik kemerlerindeki kılıçlarına dokunarak ant içen ataları gibi"...link


"Kızıl renginden dolayı kan, demir ve kılıç marsın sembolleridir. Mars tüm insanlığın ortak belleğinde savaş tanrısı olarak bedenlenmiştir. Türkler ona Kızagan Tengri adını verir. Türkler gökyüzündeki gezegen ve takımyıldız döngülerini, çeşitli ritüeller ile kutlardı. Özellikle mevsim döngülerinde ant içilirdi. Tüm bu kozmolojik ritüeller aslında Türklerin savaş ve savaş ile ilgili göksel inançlarını da yansıtır"....link

Nuray Bilgili.







Orta Asya Türk Taşbaba; elinde and kadehi, belinde kılıcı ile....











ARTHUR'S EXCALIBUR? iS iT Then?..


"When a herdsman noticed one of his herd limping and found no reason for such a wound, being disturbed, he followed the tracks of blood. At length he came upon a sword which the heifer had heedlessly trodden on while grazing the grass. He dug it up and bore it directly to Attila. He rejoiced at this gift and thought — since he was a man of high spirit — that he had been appointed chieftain of the whole world and that through the sword of Mars supremacy in war had been granted to him."

fr.10 - Priscus of Panium , 5th c AD
Roman diplomat and Greek historian
(diplomatic mission in the court of Attila the Hun.)



"The religious arts of Attila were skillfully adapted to the character of his age and country. The Scythians worshipped the god of war under the symbol of an iron cimeter. One of the shepherds of the Huns perceived that a heifer, who was grazing, had wounded herself in the foot, and curiously followed the track of the blood, till he discovered, among the long grass, the point of an ancient sword, which he dug out of the ground and presented to Attila.
That prince accepted, with pious gratitude, this celestial favor; and as the rightful possessor of the sword of Mars, asserted his divine and indefeasible claim to the dominion of the earth. His brother Bleda, who reigned over a considerable part of the nation, was compelled to resign his sceptre and his life. Yet even this cruel act was attributed to a supernatural impulse; and the vigour with which Attila wielded the sword of Mars convinced the world that it had been reserved alone for his invincible arm. "


Rise and Fall of the Roman Empire, 
Edward Gibbon



"Mars was worshipped as a sword by the Scythian." "Mars, was in the form of the sword, a divine father of the Scythians..."

Mircea Eliade



Alan Turks song in Karachay-Malkar (Balkar) Turkish (Kıpchak Turkish group) : 

"Artahır havart tiz havartsi"
( "Storyteller, come to the end of the story" or "Tell me the last story, the storyteller")


Artahır, became Arthur.....
So, is it Arthur's Excalibur ? No it isn't, it's Attila's Sword, because it was for the first time in the 6th c AD to be seen in Celt's sagas....after Hun Turks in Europe.... and the name Excalibur is actually a Scythian (Turks) tribe name "Xalub" or Kaska (Gasga) in Blacksea region in Turkey....


The Myth of the "sword" belongs to Turkish Culture.








Mystery of the Round Table of Arthur



In this respect, the Round Table of King arouses a prodigious hypothesis. As stated in the legends, King Arthur was a wise and democratic ruler. That is, he was making decisions not personally, but as a result of a Security Council or the Board of the Knights of the Round Table. These knights, including Arthur, numbered only eight people: Lancelot, Gawain, Galahad, Percival, Yvain, Pelles (the Fisher King) and Sir Geraint.


Is there any sacral meaning in this figure? As is known, the figure 8 is an ancient symbol of the Türkic people and Türkic tribes. 8 is octagon, eight-sided polygon (Türkic omens of guardian, stamp, ethnic symbol); 8 is a symbol of the Amazon women - love, interlaced rings, marriage between a man and a woman, sex (O. Suleimenov); 8 is two twin yurts; 8 is the number of spokes in the Türkic wheel; 8 is eight-sided yurt that creates an illusion of a circle; 8 is the meaning of the Kazakh (Türkic) idiom "segiz kyrly, bir syrly"; etc. All these symbol and meanings are innate to the King Arthur's Round Table.


First, the geometric shape of the table. Here can and should be suggested a striking and bold hypothesis: the Arthur's table was not round, but an equilateral octagon! Behind each facet was sited one knight, but visually the table looked round. It should be recalled how wrong was the Greek Priskus when he visited the royal horde (center, capital) of Attila. The octagonal timber yurt-tower he mistakenly took for a round structure. But a circle of logs can't be coupled in and form a ring! The table was exactly the same. 

At that time Europe did not know neither octagonal nor round tables, and the major surprise from the perception of this wonderful table remaine in the memory for ages. The octagonal symbols came to the Europe with the Celts, their descendants then took them across the ocean, to the far-away America. The octagonal shape symbolizes not  the equality of the facets, but the equality and lucidity of the rights of the facets (advisers, jurors, feasting). In modern language this figure means collegiality and democracy, with well-defined boundaries and areas of responsibility. The roundtable decisions, like it is now, were accepted by a vote of the Council of the seven knights, Arthur had only to take them for execution. That's what the Britons respect their king for. For his ability to listen to and respect the views of the security councilors, to accept their general decision, for not to violating it, and for putting it into practice.


Secondly, the corollary amazingly reveals the sense of the Kazakh idiom "segiz kyrly, bir syrly": "eight facets of a single secrecy". Of course, the eight facets are the facets of the table and the number of the Council members, and the single secrecy is the secretive and unanimous decisions acepted as a result of discussions, analysis, and balloting. The Kazakh djyrau (knights) and batyrs (heroes) always urged people and Khans to follow the "way of grandfathers", which refers to a democratic Constitution, the basic principles of which were popular administration of the state, the collegiality of decisions by the legislative power in embodied in the Council of Elders, and exact and strict adherence to them by the executive powers (khans, sultans, generals, etc.).


It turns out that the Celts were following the "way of grandfathers", used the steppe common law or constitution into the life and jurisprudence in Britain, and Arthur strictly adhered to these principles. The European creators of the legends were not paying much attention to this fact. The Arthur's Round Table is mostly described by them just as a banquet table. But it was not an everlasting peace to hold an endless feast. Moreover, the whole history of the Middle Ages is woven of wars and political compacts, which were resolved with swords and the minds of the councils sitting at the negotiation tables, which were not always round...


And finally, the "eight" participated in the creation of the chivalrous "philosophy of love". The Celtic druids of the Arthur's time were developing cannons of monogamous matrimony. Each knight was to have only one "lady of the heart", and only with her he could couple the rings. This marriage custom of "betrothal-ring coupling" then spread throughout the Europe.




Celtic and Türkic - King Arthur's Round Table
Beket Karashin
Informational and Analytic Center; Moscow State University, 
Faculty of Humanities, 2008 - link




















iT iS ATiLLA'S SWORD NOT ARTHUR'S,
"ARTHUR" WORD iS DERiVED FROM ALAN TURKS WORD "ARTAHIR"
AND EXCALiBUR iS A SCYTHiAN TRiBE, CALLED XALUB.




"and history is written not by scholars, but by partisans impersonating scholars.!"