ksenophon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ksenophon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2016 Perşembe

Milattan Önce Karadeniz'de Türkler





"Şurası iyi bilinmelidir ki 
günümüz insanlarının anlam veremedikleri her isim 
Rumca veya Yunanca değildir."


Trabzon Ayasofya
Selçuklular'da çokca gördüğümüz "Şifa Düğümü" (bkz.Nuray Bilgili)





Doğu Anadolu üzerinden Trabzon'a geçen oradan Yunanistan'a dönen Ksenophon ünlü yapıtı Anabasis'te şöyle bir olay anlatır:

" Bu sırada söylediğine göre, Atina'da tutsak olarak iş görmüş bir peltast , Xenophon'a gelerek bu insanların dilini bildiğini söyledi... Xenophon, konuş, öğren bakalım bunlar kimlerdir, dedi. Karşısındakiler bu soruya, Makronlar olduklarını söyleyerek, karşılık verdiler."

Burada Makronlar diye anılan savaşçı insanlar Trabzon ilinin Güneyinde, dağlık bölgelerde yaşayan birçok yerli topluluktan biridir. Xenophon bir Grek'tir, grekçe konuşur. Oysa karşılaştığı insanlar grekçe konuşmuyorlar, başka bir dille söyleşiyorlar....

Grek yazarı Xenophon yapıtında daha birçok Anadolu topluluğunun adı geçer, yazar onların dillerini bilmediğini, ancak aracılarla anlaşma olanağı sağlandığını anlatır. Oysa kimi bilginler o yöre insanlarının grekçe konuştuklarını yazıp durmuşlardı, gerçeğe karşı göz yumarak.


İsmet Zeki Eyüpoğlu
Anadolu Uygarlığı




Ayasofya Yer Mozaikleri - Trabzon
"Şifa Düğümü"





“ Trapezus ve Pharnakia'nın üst tarafında Tibarenler ve eski zamanlarda Makronlar denen, Sanlar ve Küçük Armenia bulunur; ve erken devirlerde Kerkitler denen Appaitler kavmi bu bölgelere oldukça yakındır. Bu insanların ülkesini iki dağ keser. Burada yukarı Kolkhis'deki Moskhia dağları (tepeleri Heptakometler kavmi tarafından işgal edilmiştir) ile birleşen ve çok kayalık olan Skydises dağı ve aynı zamanda Sidene ve Themiskyra bölgesinden Küçük Armenia'ya kadar uzanarak, Pontos'un doğu tarafını meydana getiren Paryadros dağı da vardır. Şimdi bütün bu dağlarda yaşayan insanlar tamamiyle vahşidir. Fakat Heptakometler daha da kötüdür. Bazıları ağaçlarda veya seyyar ahşap kulelerde yaşarlar. Bu kulelere Mosyn dendiğinden, antik devirde bu insanlar Mosynekler olarak adlandırılmışlardır. ” [Strabon Kitap XII:3;18]










Mosynekler - Mosynoeci = Moşk Türkleri - Meşe Türkleri 
Moskova adının kökeni



"Zemininin taşla çıkılıp duvarlarının yatay ağaçlarla oluşturulduğu yapı biçimi ile Güney Sibirya Türklerinin ve Uygurların da ev yaptıkları da bilinmektedir. Aynı tarz mimarlık örneğini M.Ö 400’de Anadolu’da görmekteyiz. Ksenophon, Anabasis adlı eserindeki bilgilere göre Onbinler, Trabzon'dan batıya giderken (M.Ö. Eylül 401- Mart 399) bugünkü Giresun ile Ordu arasında Massagetler'e rastlarlar. Ksenophon'un verdiği bilgilere göre Mossynoikler, ağaçların yatay olarak üst üste yığılması suretiyle inşa edilen evlerde oturmaktaydılar. Mossynoik, "ağaç kule, ağaç kalede oturanlar" manasına gelmekte olduğu için bu adla anılmışlardır."  Prof.Necati Demir






"Muşkilər İskit kavmi idi. Yunanlar onlara Mosx, ya da Mossinyok derlərdi. İsmilərinin də ağac evlərdə və ormanlarda yaşadıqlarından dolayı aldıqlarını söylərlerdi. Akkad yazılarında bu Muşkiler Meşex, ya da Meşequkimi keçər. Akkadcada bol Türkcə kəlimələr vardır və ağac anlamında meşek, arman sözləri vardır.  Yəni anladığımız bu Muşki / Mosx / Mossinyok / Meşequ boylarının adı bizim meşe sözündəndir.  Kəndiləri Türk və Ural kavimlərinin karışımı idi. Daha sonra onları kral İskitlər (Han Oğuzlar) Asurlarla bitməyən savaşlardan dolayı yanlarına alıb Anadolu-Trakya-Balkan və Kavkaz-Doğu Avropa yolları ilə köç etdilər. Şu an Rusiyada yaşayan Meşer Tatarları (Ağaçerilər) və Ural boyu olan Mokşalar (Mordvinlərin önəmli kolu) kəndi adlarında o ismin hatırasını daşıyırlar. İlk əvvəllər Mosok şəklində olan Moskva toponimi də o ismin hatırasını yaşadır." - Elşad Alili (Dilbilim, tarihçi-Azerbaycan)


Küçük Armenia (Ermenia) - Bugünkü Ermenilere atfen adlandırılmamıştır. Subar gibi, Ermen Türk boy adı varken, Kazakistan'da Erman Dağı, Ermentau , Özbekistan'da Erman Kışlak varken...[bkz.Firudin Ağasıoğlu, Ermen Boyları ve Pseudo-Ermeni Haylar (Milattan Önce Türk -Ermeni İlişkileri)]





"Grek" değil, Hıristiyan Kıpçak Türkleri 
Yazlık Köyü (Livera) - Maçka-Trabzon




Kıpçaklar, çeşitli özellikleri ile diğer Türk boylarından ayrılır. Onların en belirgin özelliklerinden birisi Türkler içerisinde sarışın, mavi gözlü tek top­luluk olmalarıdır. ... Kıpçaklar, milattan çok önceki zamanlardan beri Doğu Karadeniz böl­gesini bilmektedir. Onların daha Türkistan’daki tarihlerinin karanlıkta kal­dığı bir zamanda, MÖ. IV. yüzyılda Karadeniz’in doğu kısmında var oldukları Gürcü kaynakları tarafından kayıt altına alınmıştır. MÖ. 336’da Makedonyalı İskender’in orduları Kafkasları ele geçirmek üzere bölgeye geldiğinde Ço­ruh nehrinden Tiflis’e kadar olan yerde oldukça kalabalık bir nüfusa sahip Kıpçaklarla karşılaşmışlardı. Bu rivayete yer vererek hem Türk tarihinin hem de Karadeniz ve Gürcü tarihinin bir dönemini aydınlığa kavuşturan anonim Gürcü kaynağına bakılırsa Helenler, bir yıl süren mücadeleden son­ra ancak Kıpçakları mağlup etmiş ve yoluna devam edebilmiştir... bölge Osmanlılara intikal ettiğinde özellikle Trabzon’daki Hristiyanların büyük kısmının Kıpçak olduğunu söylemek mübalağa olmaz....

Trabzon Rum Devleti zamanındaki Kıpçak varlığı ile ilgili kilise kayıtları Doğu Karadeniz tarihini değiştirecek mahiyettedir. Özellikle Of ve Maçka ile alakalı kilise defterleri Komnenoslar döneminde buralara yoğun bir Kıpçak yerleşimi olduğunu gösterir. Oftaki Solaklı ve Büyükdere vadilerinde Osmanlı Devleti zamanındaki nüfusu 10-12.000 haneye ulaşan Hristiyanların Türk kökenli olduğu Rum kaynaklarından anlaşılmaktadır. Bu grup XVII. yüzyılda İslamiyet’i benimsemiştir (Nakrakas 2003: 222). Oftan batıya doğru ilerlendiğinde Kıpçakların yoğun olarak yaşadığı diğer bir yer olarak Maçka karşınıza çıkar. Vazelon Manastırı kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla bölgenin hâkimiyeti Osmanlı Devletine intikal ettiği zaman yöre­deki Hristiyanların yarısından fazlası Yunan kökenli değildi (Bryer 1986: 79 vd). Bunların büyük kısmı Türkçe isimler taşımaktaydı (Shukurov 1996: 77 vd). Of ve Maçka, güneyden Trabzon’a inilecek vadileri kontrol eden önemli bölgelerdi. Zigana ve Çaykara boğazından sahile ulaşabilecek düşman unsurlar bu noktalarda durdurulabilirdi. Buralarda Kıpçak nüfusun yoğunlaşması, Komnenoslarla yapılan antlaşmanın bir sonucu olarak düşünülmelidir.... Prof.Dr.İbrahim Tellioğlu - Doğu Karadeniz Kıpçakları


diğer makalesi:
"13.yüzyıl başlarında ortaya çıkan Komnenos hâkimiyeti sırasında Artvin-Rize-Trabzon arasına yoğunlaşmaya başlayan Hristiyan Türkler - Kıpçaklar."
Prof. İbrahim Tellioğlu







"Trabzon krallarının en seçkin birliklerini savaşçı Kıpçak Türkleri teşkil ediyordu."

Yazlık (Livera) Köy'ün Cami Kapısı - Maçka/Trabzon
1860'lı yıllarda yapılan Kilise'nin yerine 1950'lili yıllarda Cami inşa edilmiş. Kilisenin kapısı Cami kapısında kullanılmış. "Çift Başlı Kartal" arması Komnenoslar'a ait olamaz. 1204 yılında Doğu Roma'nın başkenti İstanbul Latin Haçlıları tarafından işgal edildiğinde, Komnenos Hanedanı 1204-1461 yılları arasındaki Trabzon Prensliği'nde "Tek Başlı Kartal" motifini kullanmıştır.
Hatta, 1.Manuel Komnenos zamanında (1238-1263) inşa edilen Trabzon Ayasofya'nın güney cephesindeki kemerin kilit taşı üzerinde 
"Tek Başlı Kartal" motifi rahatlıkla görülmektedir.
Bu yüzden "Çift Başlı Kartal" Hıristiyan Kıpçak Türkleri'nden kalmıştır diyebiliriz.





“Above Trapezus and Pharnacia are situated the Tibarani and Chaldaei and Sanni, in early times called Macrones, and Lesser Armenia; and the Appaïtae, in earlier times called the Cercitae, are fairly close to these regions. Two mountains cross the country of these people, not only the Scydises, a very rugged mountain, which joins the Moschian Mountains above Colchis (its heights are occupied by the Heptacometae), but also the Paryadres, which extends from the region of Sidenê and Themiscyra to Lesser Armenia and forms the eastern side of Pontus. Now all these peoples who live in the mountains are utterly savage, but the Heptacometae are worse than the rest. Some also live in trees or turrets; and it was on this account that the ancients called them "Mosynoeci," the turrets being called "mosyni." ” [Strabo: Book XII:3;18]



“At this moment one of the peltasts came up to Xenophon, a man who said that he had been a slave at Athens, with word that he knew the language of these people; “I think,” he went on, “that this is my native country, and if there is nothing to hinder, I should like to have a talk with them. Well, there is nothing to hinder,” said Xenophon; “so talk with them, and learn, to begin with, who they are.” In reply to his inquiry they said, “Macronians.” “Well, then,” said Xenophon, “ask them why they are arrayed against us and want to be our enemies.”” [Xenophon -  Anabasis. Book:4:8.4/5]




A "Greek" historian, which use a translater; 
Meaning: Not everyone speaks "Greek" in Pontus! 







“3. yy’da Trabzon’a Saldıran Boranlar Kimlerdir?”, 
Karadeniz İncelemeleri, Sayı 1 (Güz 2006), s.9-18.



Sümela Manastırı Fresklerinden


Vazelon manastırı kayıtlarından anlaşıldığı kadarı ile, bölgedeki Hıristiyanların % 52.7 si Rum kökenli değildir. Bunların büyük bir kısmının Hıristiyan Kıpçak Türkleri olduğuna dair çeşitli kayıtlar vardır. Grek kayıtlarından Komnenosların doğusundaki Kıpçak unsuruyla akrabalık münasebeti kurduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu evlilikler sonucu doğan çocukların ikinci isimleri hep Türkçedir

Komnenos krallarından I. Jean’ın (1235-1238) diğer adı Aksuh (Aksu), Kral II. Aleksios’un (1297-1330*) çocuklarının ikinci isimleri Michel Azahutlu (Atakutlu), Georges Ahpugas (Akboğa), Anna Anahutlu (Anakutlu)’dur.


Doğu Karadeniz Bölgesinin Türk Yurdu Haline Gelmesi Hakkında bir Değerlendirme
Doç. Dr. İbrahim TELLİOĞLU
Türkoloji Araştırmaları, 2007
*II.Aleksios'un babası I.Manuil, I.Aleksios'un torunudur. I.Aleksios tarihçi Anna Komnena'nın (Aleksiad) da babasıdır.









15 Ekim 2016 Cumartesi

Ksenophon Anabasis'te Türkler






Proksenos'un yüzbaşılarını toplayıp cesaret veriyor, kralı yumuşatmayı öneren Apollonides adında birini kovuyorlar:

" O anda Stymphalos'lu Agasias söze karışıp 'Ama bu adamın ne Boiotia'yla ilgisi var ne de Yunanistan'ın geri kalan kısmıyla, kulaklarının Lydia'lılar gibi delinmiş olduğunu gördüm' dedi. - Ve doğruydu bu söylediği. Adam kovuldu." Ksenophon, Anabasis 3.Kitap:1:31

* Ellenler küpe takmayı efemine ile özdeşleştiriyordu. Bu da Ellen erkeklerinin küpe takmadığını gösterir. Kulakları delik olan Apollonides bir "barbar" olarak, yani "Hellence Konuşmayan"lardandı. Apollonides Boiota lehçesi ile konuşuyordu. Boeotia Korinth Körfezi'nin kuzeydoğusunda yer alır. Pelasglarla ilişkilendirenlerin yanında MS.110-180 yıllarında yaşamış coğrafyacı Pausanias onları Minyaslılar ile ilişkilendirir. Teos (Sığacık-İzmir) kurucu atası Athamas (Atamız), Boeotia'dan gelmiştir. Teoslu Anacreon ise İskit kökenlidir ve Strabon'a göre o Teos'u Athamantis olarak adlandırmıştır.






Ellenlerin aksine Türkler Küpe takardı.
"Herhangi bir sebeple, âilede sâdece bir oğul olursa, delikanlının kulağına bir küpe takarlardı. Askerde, safta, “hizâya gir” komutu esnâsında, komutan küpeli askeri görerek, onu tehlikeli işlere göndermezdi. Yetkisi yoktu. Soyu içinde sonuncu erkek olan kimse, kulağında iki küpe taşırdı. Âileyi (soyu) sürdürmek için, onu bilhassa korurlardı." Murad Adji





* Bu çeviriler niye orjinal isimlerine sadık değil. Yunanistan yani Greece olarak anılan bir ülke yoktu, Anabasis orjinalinde Ἑλλάδος - (Hellas-Ellada) Hellen olarak geçer.


* PELASGLAR Türkçe konuşurdu. [non-Indo-European origin, non- Hellenic population which they called Pelasgian]
* ATHAMAS Türkçedir.
* Pindos Dağları (Pindus)'nın öteki adı Athamanean (Atamanın- Atamın?!) Dağları'dır.
* "Ege havzası hiçbir zaman bütünüyle Hellenleştirilmemişti." (George Thomson)


- ATA
- ARATTA : Sumer kral listesinde Uruk kralı+ Azerbaycan'ın ilk Türk Devleti, MÖ.3000
- ATALUMMAN : ELAM-TÜRK MÖ. 2750-1550 - "Boğazköy kazılarında ele geçen ve Hurrilere ait olduğu ileri sürülen bir tablette Atalumman (Atalumaş) adlı bir Elam kralından söz edilmektedir. "
- ATAMAN : Teselya'da bir boy. Boeotilılar ile akraba. Truva Savaşı'ndan 2 nesil sonra Midilli (Lesbos) Adası'na yerleşirler. Lidyalılar-Lesboslar-Pelasglar-Etrüskler akraba.
- ATHAMAS (ATAMIZ) : BOEOTİA (PELASG-İyonyalılar ile akraba)- TEOS-İSKİT-TÜRK 
- ATAİL : adı "Ülkenin Atası" anlamına gelen İSKİT-TÜRK kral MÖ.5.-4.yy
- ATİLLA : HUN-TÜRK MS.5.yy
- ATABEYLER
- ATATÜRK : TÜRKİYE
- ATA YURT....

SB





Κοτύωρα - Kotyora - Kut Yöresi
Kut Türklerinin mirası...


"Birçok kurban kesildikten sonra, kahinlerin tümü tanrıların savaşı asla onaylamadıklarını bildirdiler. Bundan sonra armağanlar kabul edildi, ülke dost bir ülkeden geçiliyormuş gibi aşıldı ve iki günlük yürüyüşten sonra Tibaren'lerin topraklarındaki Sinope kolonisi Kotyora'ya varıldı." Ksenophon (MÖ.4.yy), Anabasis 5.Kitap:5.3


ORDU


Ordu ili, M.Ö. 400 yılından önce günümüzdeki şehir merkezinin yaklaşık 5 km batısında, halk arasında Bozukkale olarak bilinen yerde "Kotyora (<Kutyöresi)" adıyla kurulmuştur. Şehrin buraya kurulmasının tek nedeni bulunmaktadır: Çevrede "Doğal Liman" doğal liman olacak tek yer oluşu. Kotyora kelimesini Rumca olarak işleyen yabancı tarihçiler ve misyonerler bu durumu bir ganimet saymışlardır. Kelimeye bir anlam veremeyen Türk tarihçileri de yabancıların dümen suyuna girmişler, konuyu içinden çıkılmaz duruma sokmuşlardır. O hâlde Ordu ilinin eski adının Kotyora oluşunun sebebi nedir?

Karadeniz Bölgesi'ndeki bugünkü şehir merkezlerinin pek çoğunun kuruluşunun temelinde de Kotyora'da olduğu gibi, aynı sebep yatmaktadır. Sinop, Samsun, Ünye, Bolaman, Kotyora (Ordu), Giresun, Tirebolu, Trabzon, ... şehir merkezlerinin kuruluşu tamamıyla doğal limanla ilgilidir. 

Bu bölgeye, Hz. İsa'nın doğumundan çok önceleri, bilemediğimiz tarihlerde Turan / Türk boyları gelip yerleşmiş; madencilik, tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta idiler. Özellikle maden konusunda dünyanın en önde gelen bölgesi M.Ö. yıllarda Orta Karadeniz Bölgesi'dir. Sakaların Halip boyu, bu bölgede yaşamaktadırlar ve dünyaya demircilikleri ile ün salmışlardır. Dış dünyadan pek çok millet, bu durumu öğrenince gemilerle Karadeniz Bölgesi'ne gelmekte, gemilerini doğal limanlara demirlemektedir. İç kesimlerde yerleşen halk, ürettikleri ürünleri bu gemilerin demirlediği limanlara getirmiş, burada mal mübadelesinde bulunmuştur. Zamanla doğal limanların çevresi kalabalıklaşmış, bir pazar haline gelmiş; böylece günümüz modern şehirlerin temeli atılmıştır. 

Yörede yaşayan yerli halk(Turan/Türk), bir tarih yaymamış gibi görünmekte. Veya yazdığı kaynaklar günümüze ulaşamamıştır. Yabancıların yazdıklarından bir kısmı ise korunmuştur. Onlar bu bölgenin tanıtımını kendi bakış açısına göre yazdıkları için Karadeniz Bölgesi ile ilgili tarih yabancıların yazdıklarına göre şekillenmiştir. Özellikle Yunan tacirler buralara gelip ticaret yapmışlar, misyonerlik faaliyetlerinden de geri durmamışlardır. Sonuç itibariyle Karadeniz’in kıyı şeridindeki şehirlerin, ticarî bir temelden öte gitmemesine rağmen, Yunanlılar kurmuş gibi işlenmiştir. Günümüzde de aynı yalanlar yine misyonerler vasıtasıyla halka anlatılmakta, gerçeği bilmeyen Türk insanı da bunlara inanmak zorunda kalmaktadır. 

Bütün bu genel bilgilerden sonra Ordu ilinin eski adı Kotyora ismine gelelim: M.Ö. 400'de şimdiki Ordu ilimizin ismi Kotyora olarak kaydedilmiştir. Bu ismin hangi tarihte bu şehre verildiği belli değildir. Ancak M.Ö. 400'den önceleri de şehrin bu isimle bilindiği anlaşılmaktadır. Bu isim kot (kut) ve yorası (yöresi) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş gibi görünmektedir. M.S. I. yüzyılda Plinius bu şehri yine aynı isimle kaydetmiştir.

Hiçbir yer adı tesadüfen verilmemiştir. O hâlde Kotyora isminin verilişinin de bir tarihî alt yapısı bulunmaktadır. Kelimenin aslı KUT YORASI/YÖRESİ'dir ve burada Kutlar iskan ettiği için böyle bir ad verilmiş olmalıdır. Kutlar kimdir?

Kutlar B. Hrozny'ye göre Hazar Denizi'nin güney doğusunda, Türkistan'da oturmakta iken daha sonra M.Ö. 2500 2400 yıllarında Hazar Gölü çevresinden batıya doğru göçmüşlerdir. Kutlar 2500 yılından sonra Akkad'ın Samî Krallığını yıkıp Mezopotamya'da 125 yıl hüküm sürmüşlerdir. M.A. Beek ise onların Kerkük ve çevresinde yaşadığını bildirmiştir.

M.Ö. 2500 yıllarında Mezopotamya'nın kuzeyinde hüküm sürmüş Kutların Türkçe konuşan bir kavim olduğu konusu bilim dünyasının aydınlattığı bir gerçektir. Doğudaki dağlarda yaşayan Kut/Gutlar, M.Ö. 2300'lü yıllarda Mezopotamya'ya saldırıp büyük tahribatlar yapmışlardır. Bu saldırılar sırasında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının büyük oranda yükseldiği, asayişin bozulduğu tarihî kaynaklarda bir ayrıntı olarak yer almaktadır.

Pek çok bilim adamı tarafından Kutların 2260-2223'ten sonra Dicle Irmağı'nın kuzeyine doğru göçtükleri iddia edilmektedir10. Daha önce İran'daki Zağros Dağları'nın eteklerinde yaşayan Kutlar, M.Ö. 2150'de Akad İmparatorluğunu yıkmışlar ve Anadolu'da hâkimiyeti ele almışlardır. Bizans İmparatoru Mihail 1042'de İstanbul'dan doğuya doğru sefere çıkar, Gutların memleketini tabiyeti altına sokar. Bizans İmparatoru Diojen, Alparslan’ın ordusunu karşılamak üzere Malazgirt’e giderken askerlerinin arasında Gutlar da bulunmaktaydı. Trabzon'da bulunmuş M.S. 483 tarihli bir onarım kitabesinde, onarıma yardım edenler arasında Gutlar da sayılmıştır.

Kut kavminin Türk kökenli olduğunu ünlü Sümerolog Prof. Benna Landsberger, 1937'de yapılan Tarih Kurultayı'nda Atatürk'ün huzurunda açıklamıştır.  Landsberger, ölüm yılı olan 1968'e kadar bu konuyu geliştirmeye çalışmış, konu ile ilgili olarak dersler ve konferanslar vermiştir. Kut dili ile Eski Türkçenin bağlantısı üzerinde çok emek harcamış, devrinin önemli bilim adamları olan A. von Gabain ve László Rásonyi'nin de onun görüşlerine katıldığı anlaşılmaktadır. Kutlara ait yazıtlardan anlaşıldığına göre kağanlarının adlarının Yarlagan, Tirigan, Şarlak /Çarlak, El ulumuş, İnim-bakaş oluşu, onların Türk milletinin bir parçası olduğunu aslında şüpheden uzak tutmaktadır.

Kutçadan kalan kişi, tanrı, yer adlarını ve cins isimlerin yapısını ve köken bilgisini Sümerolog Kemal Balkan tahlil etmiş ve Türkçe ile Kutçanın bağlantısını ortaya koymuştur. Landsberger, Anadolu'da yaşamış Gutium yahut Kutium milletinin Kutlar olduğunu, bu kelimenin Akatça nispet eki -ium aldığını belirtmiştir. Kütahya ilimizin eski kaynaklardaki ismi Kutium'dur. -ium'un Akatça nispet eki dikkate alındığında adı geçen şehrimizin kurucusunun Kut / Gutlar olduğu açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu bölgede Kut isminin Kot biçiminde söylendiği ve kayıtlara geçtiği, Kutlara ait bir ölçü birimi olan kot ve Komar / Kumar boyunda da görülmektedir. Bu, Yunan alfabesinde " u " sesinin olmayışından kaynaklanıyor olsa gerektir.

Ordu ilinin eski adı olan Kot< Kut Yorası/Yöresi adı işte yukarıda anlattığımız Kut Türklerinin mirasıdır. Ordu'da Kutlarla ilgili başka yer adları da bulunmaktadır: 1455'te Ordu'da Kutlucalu, Kutlulu (Bolaman), Kutlulu (Bozat) adlı karyeler bulunmaktadır. Ordu'ya bağlı Mesudiye ilçesinin Derinçay köyünün eski ismi ise Konanı (kut-ana?)'dır. 

Yakın çevredeki durum ise şu şekildedir: Trabzon iline bağlı Çaykara'nın Demirli köyünün eski ismi Kotu'dur. Araklı ilçesi Turnalı, İyisu, Pervane köylerinin ortasındaki tepenin ismi Kudula'dır. Trabzon'un yaylalarından birinin adı Kuti'dir. Trabzon Yomralı'ya bağlı Oymalı köyünün değiştirilmeden önceki ismi Kodil, Maçka'nın Ormaniçi köyünün adı ise Kodila'dır. Gümüşhane Merkez Dibekli köyünün eski kayıtlardaki ismi Kodilbahçe'dir. Erzurum'un Şenkaya ilçesine bağlı Atyolu köyünün eski adı Kod, Erzurum-merkez Taşpınar köyünün eski ismi Kotanis'tir. Kars'ın Çıldır ilçesine bağlı Damlıca köyünün eski adı Kodamik, Sabaholdu köyününkü ise Kodas'tır. Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı Paşadüzü'nün adı Kodi; Ardahan'a bağlı Akyaka köyünün eski kaynaklardaki adı ise Kodishara'dır. Tokat Reşadiye Taşloca köyünün eski kaynaklardaki ismi Kotanı'dır. Çorum'da Kutigin, Tokat-Sonisa'da Kutlu, Kara-hisâr-i Şarkî’de Kutluca, Canik’te Kutluca Baba, Kutlucaviran (Reşadiye), Bayburt’ta Kutlulapa, Malatya’da Kutludere, Bolu’da Kutluviran, Kutluboğa, Kocaeli’de Kutluca (İznik), Kutluca (Gebze) adlı yerleşim yerleri bulunmaktadır.

Kutlarla ilgili yer isimlerinin yoğunlaştığı bölgeye dikkat edilirse Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi ile komşu yörelerde yoğun olarak Kut Türklerinin yerleştiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Tarihi kaynakların yetersiz olduğu konularda ilk akla gelen etnoğrafik malzemelerdir. Konuya bir de bu açıdan bakalım: Artvin, Rize, Trabzon, Erzincan, Bayburt, Kars, Bitlis ve köylerinde altı-sekiz kilo tahıl alan tahtadan yapılmış ölçeğe Kot / Kut denilmektedir. kot kelimesinden türeyen kotar- “bir kaptan diğer kaba yemek boşaltmak”, kotarılma, kotarılmak, kotarma kelimeleri Türkiye Türkçesinde yürürlüktedir. Konuyu daha ilgi çekici duruma getiren ise 1069'da aynı ölçeğin bilinmesi; hem Balasagun'lu Yusuf Has Hacib'in Katadgu Bilig adlı eserinde (kotur- "boşaltmak", kotrul- "boşaltılmak"), hem de kur biçiminde Anadolu'da kullanılmasıdır.

Trabzon ve yöresinde, kepçeye; hamur ve çeşitli sıvı yiyecekleri karıştırmada kullanılan dört saplı değneğe; meyve toplamaya ve balık tutmaya yarayan ucunda torba olan sırığa kotal, gıdal, kuteli denilmektedir. Bu kelime kutal, kuteli olarak tarafımızdan yüzlerce kez tespit edilmiş olup yakında yayımlanacak olan Trabzon İli ve Yöresi Ağızları'nda (3 cilt) ayrıntılı olarak işlenmiştir.

Sonuç olarak Ordu ilinin eski adı Kutyora (<Kot-yorası<Kut yöresi) Kut Türklerinin mirası olduğu ve "Kutların yaşadığı bölge, yöre" anlamına geldiği açıkça görülmektedir. 


ORDU İLİNİN ESKİ ADI "KOTYORA" VE TARİHİ ALT YAPISI





* Prof.Dr.Necati Demir'in makalesindeki "Sakaların Halep Boyu" yabancı kaynaklarda Kaşka-Xalub diye geçer. Excalibur kelimesi de efsanesi de buradan türemiştir. - SB











31 Ağustos 2015 Pazartesi

Likaonya - Lycaonia - Iconium = KONYA







Klâsik çağda Konya ve Karaman’ı içine alan bölge için kullanıldığı anlaşılan Lykaonia adının, Hititler dönemindeki Lukka’dan kaynaklandığı ileri sürülmektedir (Bahar, 1999: 5; Raimond, 2004: 100, 131) **. 

Lykaonia adının kökeniyle ilgili olarak, kelimenin asıl şeklinin Lukkawana olduğu, “Lukkalılar” ya da “Lukka Ülkesi” anlamına geldiği şeklinde değerlendirmeler de yapılmıştır (Umar,1982: 125; 1993: 524; Bryce, 1992: 121). 

Luwiler (NOT), M.Ö. III. Binyıldan Helenistik döneme kadar bölgede varlıklarını sürdürmüşlerdir. Klasik, Helenistik ve Antik dönem yer adları üzerine çalışmalar, Lykaonia’nın güneyinde Lykia, Dağlık Kilikya ve İsauria Bölgeleri’nin önemli Luwi merkezleri olduğunu ortaya koymuştur (Houwinkten Cate, 1961: 192 vd). 


Romalılar, bütün Anadolu’da olduğu gibi Lykaonia için de dolaylı yönetimi tercih etmişlerdi. Yerel ailelerden seçmiş olduğu önderleri, yerli kültler arasındaki çözülme ve ayrılma eğilimleri karşısında destekliyorlardı. Augustus, Anadolu’nun orta ve güneyinde temel görevi çevredeki dağ kabilelerine karşı bekçilik etmek olan koloniler kurdu. Bununla birlikte Augustus, hiç kent kurmamış, bölgenin kentleşmesi daha sonraki Roma imparatorları, Tiberius ve özellikle de Klaudius zamanında gerçekleşmiştir. 


Lykaonia’dan ilk söz eden, Pers prensi ve Lydia satrabı Genç Kyros’un isyanı münasebetiyle Ksenophon olmuştur. Yazarın “Anabasis” adlı eserinde (I 4-19), bölgeyle ilgili olarak şu ifadeler yer almaktadır:


“…Sonra Kyros, üç günlük yürüyüşle, yirmi fersenk (yak. 110 km) yol alıp, Phrygia’nın son şehri İkonion’a (=Konya) vardı. Orada üç gün kaldı. Sonra Lykaonia içinde beş günde otuz fersenk ilerledi. Burası düşman bir ülke olduğundan, Yunanlılar’ın yağma yapmasına izin verdi. Oradan Kilikia kraliçesini, yanına Menon’u ve Menon’un askerlerini katarak en kısa yoldan ülkesine gönderdi. Kendisi ise, ordunun geri kalan kısmıyla Kappadokia’da dört günde yirmi beş fersenk aşıp büyük ve zengin bir şehir olan Dana’ya ulaştı. Orada üç gün kalındı. Bu süre içinde Kyros, kralın erguvan rengi elbise giyme hakkı tanınmış nedimi Pers Megapherne’yi ve ihanetle suçladığı aşiret reisi bir subayı öldürttü. Sonra Kilikia’ya girmeye uğraşıldı. Kilikia’ya ancak bir arabanın geçebileceği, çok sarp ve biraz direnmeyle karşılaşılan bir ordunun aşması imkânsız bir yoldan giriliyordu”.


Strabon (XII 6, 2), Koralis (=Beyşehir Gölü) ve Trogitis (=Seydişehir Gölü) göllerlinin ikisini de Lykaonia’da göstermektedir.



** Kıbrıs kralı ve Mısır firavunu arasındaki mektuplaşmalardan Lukkaların sadece Anadolu’da değil, Eski Ön Asya tarihinde de önemli roller üstlendikleri anlaşılmaktadır. Lukkaların kullanmış olduğu Likçe’nin yayılım sahası ve Luwice ile benzerliklerinden hareketle Lukka Ülkesi’nin yeri, sınırları ve tarihî coğrafyası konusunda detaylı bilgi için bkz. Tritsch, 1950: 497; Memiş, 1994: 269 vd.; Raimond, 2004: 98 vd.



Yrd. Doç. Dr.Mehmet Kurt, PDF
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. 








Lycaonia= Kurtların ülkesi anlamına gelir.....!



Likyalılar Truvalılar ile akrabadır ve Girit'ten kıtlık nedeniyle göçmüştür. Girit'te te kurt vardır. Likya'da kurt kutsal hayvandır, Leto bir dişi kurttur. Bazı kaynaklarda İskit Türkleri olan Hyperboreanlı dişi bir kurt tarafından korunduğu söylenir. Böyle olunca da Leto'nun Hyperboreanlı olduğu da düşünülebilinir. Bu da İskit - Saka Türklerinde de dişi kurt efsanesinin varlığını gösterir.


Hyperboreanlı Abaris Apollo'nun rahibidir ve Abaris, Avar Türklerinin diğer adıdır. Apollo'nun lakabı Lyceus'tur, "Kurt Apollo" anlamına gelir. Etrüsklerde Apollo Aplu diye geçer. Artemis de Ay ve bereket tanrıçasıdır. Hepsi Kurt ile ilgilidir.


YANİ, ETRÜSKLERİN DİŞİ KURT EFSANESİ LETO VE İKİZLERİNDEN BAŞKASI DEĞİLDİR. AMA ETRÜSK ANLATIMI HENÜZ BULUNAMAMIŞTIR.


Dişi Kurt Latince Lupa (çoğul: Lupae) olarak adlandırılır ki ,
Etrüskler'den "Tarkan" Hanedanlığı Roma'yı MÖ.509 'a kadar yönetmiştir.


Roma'yı Romalıların kurduğunu "kanıtlamak" için MÖ.3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu Agustus döneminde de sürekli anlatılır, sırf Roma'yı kuranların Etrüskler olduğunu "Romalılara" unutturmak için....

Ayrıca Luvi diye bir topluluk da yoktur. Bu sadece panluvistlerin uydurduğu bir tanımlamadır, çünkü Hint-Avrupalıları Hitit öncesine çekme ve Anadolu'yu HA yurdu yapma çabasındalar! Hatta daha önce Muşki-Hitit denilen yazıtlar bile Luvi-Hitit olarak değiştirilmiştir !


SB





Lycaonia (land of Lycanon, or wolf land), an inland province of Asia Minor, on the west of Cappadocia and the south of Galatia, and its chief towns were Iconium, Lystra, and Derbe.