dişi kurt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dişi kurt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2019 Perşembe

MAVİ LETO



Zeus - LETO, APOLLON, ARTEMİS / MÖ 420-400
Brauron Arkeoloji Müzesi - Yunanistan


Tanrıça Leto'nun lakabı "Mavi"dir. (Hesiod)


Artemis, Apollo ve anneleri Leto Lukkia (Lycia/Likya) da üçlü olarak tapkı görür. Apollo Güneş'i, Artemis Ay'ı temsil eder ve Lukkia da Kurtların Ülkesi demektir. Apollo'nun lakabı olan Lykos da Kurt demek iken Ay'ın hayvanı da Kurt'tur. 

"Doğrusu Lukiya'dır, kökünde LUK-os KURT kelimesi vardır." der Elşad Alili (Dilbilim,Azerbaycan İlimler Akademisi) ve  Lukkialılar Turovalıların en büyük müttefiğidir. Önderlerinden Sarpedon'un adı bile öz be öz Türkçedir.

Lukkia (Lycia) dilinde Artemis'e Ertemi derler ve zamanla Artemis olmuştur. Zaten tüm tanrıçalar anatanrıçadan bölünerek çoğaltılmıştır. Artemis bir Amazondur. Amazonlar İskit ve Kimmerler soyundandır. Heredot, "İskitlerin dilinde Amazonlara Oerpata denildiği"ni yazar, Oerpata- Türkçe Erpata, yani Er öldüren demektir.

Apollo ise Etrüsklerde Apulu, Hititlerde Apulinus'tur. Hatta Apulinus kelimesini Türkçe'deki Alp ile eş tutarlar, çünkü Apollo da bir Alp kişi gibidir. Artemis ve Apollo kelimelerinin Yunanca bir anlamı yoktur. Azra Erhat da Mircea Eliade de de çok net bir şekilde isimlerin Yunanca karşılığı olmadığını belirtir. İkizlerin doğum yeri Anadolu olsa da Hellen mitlerinde Delos olarak geçer (sahiplenmek için.) Likyalı Leto hikayelerde pek anılmaz, Etrüsklerde Letun, Romalılarda ise Latona olur. Leto'nun annesi Phoebe (Dolunay- bilgelik) ve babası Coeus (Güneş - kutupları saran gökyüzü/atmosfer - akıl, zeka, bilgi) birer Titandır. Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardır ve onların bulunduğu Çağ dillerin karıştığı Altınçağ'dır.

"Hera Leto'nun hamile olduğunu öğrenince peşine düşer. Leto doğum yapacak yer ararken "Hyperboreans" dan bir Dişi Kurt rehberliğinde aşağıya iner, (ya da kurt ülkesini arıyordur) ve daha sonra kurtları üstün tutar, saygı gösterir." der Heredot. Göktürkler'deki Asena aslında mavi anlamına geliyor, yani Gök Kurt anlamındadır, bozkurt ise kurdun türüdür. Asena, Çin kaynaklarında Aşina olarak geçer. Etrüsk asil liderlerinden birinin adı da Rasena’dır. Gök Kurt nasıl maviyse Leto'da açık renk tenli ve mavi gözlü olarak tasvir edilir. Ve bilinir ki, özellikle Avar, Kıpçak ve Kuman Türkleri açık renk tenli ve Mavi gözlüdür.

Kanı mavi terimi İngiltere'de I.Elizabeth'in (1533-1603), ya da İspanya'da 12.yy'da derecesi düşük bir asilin oğlu olan Fidalgo-Hidalgo'dan kaynaklandığını söylerler. Hidalgo, zengin adam, birilerinin oğlu demekken mavi kan anlamına dönüşür. Toprak ağası, Şövalye ve Asil soylular için kullanıldığı gibi, sonradan kraliyet soyları da bu kategoriye katılmıştır. Aslında 16.yy da Shakespeare ile efsaneleşmiştir. Shakespeare'n "The Rape of Lucrece" adlı Lucree'n Tecavüzü 7 dizelik şiirinde geçer.

"Onun mavi kanı siyaha dönüşüyordu, her damarında, baharı isterken, bu daralmış damarların beslediği, ölü bedene hapsedilen hayatı gösterir" böylece 'Kralların kanı mavi akar' özlü söz de buradan kaynaklanır.

Latinler asil, Etrüskler alt sınıfa konulmuştur, çünkü Batılılar atalarını Latin ve Greklere bağlamıştır. Halbuki, Latinleri medeniyet ile tanıştıran Etrüsklerdir. Son üç Roma kralı Etrüsk kökenlidir. Roma MÖ 620 ila 509 arası en güçlü şehirdir ve daha öncede belirttiğim gibi Roma şehrini bile Etrüskler kurmuştur. Bütün Etrüsk kralları ilk kralları Tarquin'in adını devam ettirmiştir. Lucree’nin hikayesi uydurma da olabilir. Çünkü biliyoruz ki Etrüsklere ait ne varsa ya silinmiş, ya da zaptedilmiş ve Latinlere, yani bugünkü anlamıyla Romalılara atfedilmiştir, buna dişikurt hikayesi de dahildir.

Bu tecavüz hikayesi şöyle anlatılır:

Etrüskler savaştadır. Bir gece Lucius evine Etrüsk prenslerini getirir, Prens Tarquinius Lucius eşi Lucree'yi beğenir. Konuklar gider, ama ertesi gece eşi evde değilken gizlice gelir, ağırlanır, ama, Etrüsk soylusu Roma kralı Superbus Tarquin’in çapkın olan en küçük oğlu Sextus (bu lakap İngilizceye altıncı (sixth) olarak çevrildiğinden altıncı çocuğu olmalı) Tarquin, yani Tarkan, Lucree'ye o gece tecavüz eder. Lucree'n eşi öğrenir ve "Roma bu kraliyet ailesinden kurtulmalı, hepsi bizim düşmanımızdır" dedikten sonra isyan başlar ve Etrüskler Roma'dan atılır, monarşi sona erer ve Roma Cumhuriyeti dönemi başlar. Tarkanlar ise başka bir şehirde öldürülürler böylece Etrüskler tarihten silinir. Lucree ise intihar etmiştir.

Bu hikayeyi Romalılar hep anlatmıştır, lakin doğruluğu tartışılır. Etrüsklere ait ne varsa kendilerine uyarlamışlardır ve her şey artık Romalıdır, Latindir. 

Dişikurt efsanesinde ise; Roma'yı Etrüsklerin değilde Romalıların kurduğunu kanıtlamak için MÖ 3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu imparator Augustus döneminde sürekli anlatılır ve Romalılar zamanla da her şeylerini Etrüsklere borçlu olduklarını unutur. Buna din, yazı, ordu ve devlet sistemini de ekleyebiliriz.

Bu tarihi çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Bugün dahi bunu yapıyorlar, İskitler İrani dillidir, Hint-Avrupalıdır ya da Türkler 11.yy'da Orta Asya'dan ilk kez Akdeniz havzasına inmiştir diyerek !
Capitoline dedikleri dişikurt ve ikizler heykelindeki dişikurt MÖ 400 den Etrüsklerden kalmadır, ikizler MS 1400 de sonradan eklenmiştir. Etrüsklere ait dişikurt tek çocukludur, bulunan mezar taşı MÖ 6.yy’a aittir, yani Etrüskler tarih sahnesinden, ya da Lucree’in sözde tecavüzünden önceki döneme aittir. Romalılar döneminden kalma Lale Adası Ayvalık'ta emziren dişikurt figürü bulunmuştu, ama zamana yenilmiştir.

Ve Anadolu'da görülen her şey Roma ya da Yunan değildir!


Semra Bayraktar
14 Temmuz 2018.


"Temuçin’in babası Yesugey için Şibani-nâme’de; Burkaçin Kıyat neslindendir. Burkaçin mavi gözlü ve sarı benizli demektir. Yesugey Bagatur’un çocuk ve torunları tamamen koyun gözlü, sarı benizlidir[132] izahını görmekteyiz. Aslında bu Çingiz Kagan ve soyunun antropolojisine dair önemli ipuçlarıdır. Bugünkü Mogollar arasında bazan sarışın, bazan kızıla çalan grupların olması belki böyle açıklanabilir. Bu bize ayrıca onların içinde Kıpçak tesirinin varlığına da işaret eder. Ancak Şibani-nâme’deki Burkaçin sözü herhalde Börçigin’dir."

Saadettin Yağmur Gömeç
Çingiz-Nâmeler Üzerine Bir İnceleme: Çingiz Han’ın Soyu ve Mogol Tarihinin İlk Devirleri, Belleten-2018, 82/294






9 Mayıs 2018 Çarşamba

Dişi Kurt ve İkizler









Artemis, Apollo ve anneleri Leto Lukkia (Lycia/Likya) da üçlü olarak tapkı görür. Apollo Güneş'i, Artemis Ay'ı temsil eder ve Lukkia da Kurtların Ülkesi demektir. Apollo'nun lakabı olan Lykos da Kurt demek iken Ay'ın hayvanı da Kurt'tur. Lukkia (Lycia) dilinde Artemis'e Ertemi derler ve zamanla Artemis olmuştur. Zaten tüm tanrıçalar anatanrıçadan bölünerek çoğaltılmıştır.


Artemis bir Amazondur. Amazonlar İskit ve Kimmerler soyundandır. Heredot, "İskitlerin dilinde Amazonlara Oerpata denildiği"ni yazar, Oerpata- Türkçe Erpata, yani Er öldüren demektir. Apollo ise Etrüsklerde Apulu, Hititlerde Apulinus'tur. Hatta Apulinus kelimesini Türkçe'deki Alp ile eş tutarlar, çünkü Apollo da bir Alp kişi gibidir. Artemis ve Apollo kelimelerinin Yunanca bir anlamı yoktur. Azra Erat çok net bir şekilde isimlerin Yunanca karşılığı olmadığını belirtir, Mircea Eliade de bunu yazar. İkizlerin doğum yeri Anadolu olsa da Hellen mitlerinde Delos diye geçer :)


Likyalı Leto hikayelerde pek anılmaz, Etrüsklerde Letun, Romalılarda Latona diye geçer. Leto'nun annesi Phoebe (Dolunay- bilgelik) ve babası Coeus (Güneş - kutupları saran gökyüzü/atmosfer - akıl, zeka, bilgi) birer Titandır. Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardır ve onların bulunduğu çağ dillerin karıştığı Altınçağ'dır. Coeus ve Phoebe de Uranus (Gök) ile Gaia (Dünya) nın çocuklarıdır. Leto'nun çocukları da Ay-Artemis ve Güneş-Apollo olması gayet yerindedir..


Burada Dişi kurt ve ikizler benzerliğini de görebiliriz.


"Hera Leto'nun hamile olduğunu öğrenince peşine düşer. Leto doğum yapacak yer ararken "Hyperboreans" dan bir Dişi Kurt rehberliğinde aşağıya iner, (ya da kurt ülkesini arıyordur) ve daha sonra kurtları üstün tutar, saygı gösterir." der Heredot.


Romalılara dişi kurt ve ikizler (ya da tek) Etrüsklerden geçmiştir. Etrüsklere ait "Dişi kurttan emen Tek çocuk" mezar taşı bulunmuştur. Romalılar özellikle Roma'yı kuranların Etrüskler olduğunu gelecek nesile aktarmamak için, tarihte tahrifat yaparlar ve tüm Etrüsk metinlerini imha edip, mitolojik tüm hikayeleri kendilerine göre şekillendirirler. İmparator Augustus döneminde artık hiç kimse Etrüskleri hatırlamaz.


Etrüsklerin Anadolu topraklarından özellikle Truva savaşı (MÖ 12.yy) ile kıtlığın yaşandığı (MÖ 9.-8.yy) Ege kıyılarından göçtüğü bilinir. Etrüskler Türk'tür (Adile Ayda bknz.), Tarkan ve R'Asena adlı liderleri vardır. Göktürkler'deki Asena mavi anlamına geliyordu, yani Gök Kurt anlamındadır, bozkurt ise kurdun türüdür. Asena, Aşina olarak Çin kayıtlarında geçer. Gök Kurt nasıl mavi renkte ise Leto'da açık renk tenli ve mavi gözlüdür. 'Kralların kanı mavi akar' sözü ne kadar da doğrudur :)


Etrüsklere Tursha ya da Tyrrhen denildiği gibi, Lykialılar da kendilerine Trmmli der. Etrüsklerin bir diğer ataları da Pelasglardır ve mitolojide ataları Pelasgus'un oğlunun adı Lycaon'dur, yani Kurt. Pelasglar Truvalıların müttefiki olup o da Türktür. Ek olarak Truvalıların yanında savaşan Lykia prensi Sarpedon'un adı da Türkçedir: Sarp.


Kolonileşme ile gelen Hellenlere ise göçtükten sonra bu tanrı ve tanrıçalar geçer. Prof.Fahri Işık'ın da dediği gibi: "Hellenler kültür göçü yapmamıştır", yani kültürleriyle gelmemiş, burada şekillendirmiştir. Hatta Athena adı bile Hellence değildir, Truva savaşından sonra Truva'dan alıp götürmüşlerdir.


Hyperboreanlar ise İskit Türklerinin bir boyudur, kuzeyde yaşarlar. Bora Türkçedir ve kuzeyin soğuk rüzgarıdır. Bora aynı zamanda antik dönem Balkanlarda Buri olarak Tacitus'un kitabında geçer, Kurt'tur o, komşuları vardır Neuriler, her yıl don değiştirerek kurt kılığına girerler. Tıpkı Truvalı Dolon'un kurt kılığına girip düşman hatlarına geçmesi gibi, tıpkı Romalıların öncü kuvveti olan İskitlerin kurt kılığında gezmeleri gibi. İskandinavların ata saydıkları Odin'in babasının adı Bur iken dedesinin adı da Buri'dir, o da Kurt'tur. Heredot'ta geçen ve İskit Türklerinin atası olan Targitaos'un annesi bugün Dyneper denilen Borysthenes ırmağının kızıdır. Bory-sthenes kelimesi de Boru olarak okunuyorsa Bory-Bori-Börü ve Bora olarak da okunabilir. Ve Bora aynı zamanda Suvar Türklerinde de görülür. Hunların da atası sayılan, göçebe olarak atıyla gezen tanrıları Sabazios ile Suvarlar da en eski Türklerden değil midir? ;)

Hyper ise büyük anlamındadır. Leto, Hyperborean'dan bir dişi kurt tarafından mı getiriliyor, yoksa Leto'nun kendisi mi bir Dişi kurttur? Tabi ki kendisi bir dişi kurttur. Çünkü yolculuk sırasında doğum sancıları başlar ve dişi bir kurda dönüşür. Ayrıca Apollo'nun rahibi olarak geçen Abaris de Hyperborean'lı olarak anılır. Abaris, Avar Türklerinin antik dönem adıdır ve Abaris bir kamdır (Şaman kelimesi Türkçe değildir).


Bir arkadaşımın (T.Can) yorumunu da buraya aktarayım: "Leto, Aleto isminden gelebilir mi acaba? Al Büyük /Kutsal demek Et/İt ... İT aynı zamanda kadim türkçede Kurt demektir. Japonlarda örneğin İto kurt demektir. Al Et O = Al İt O yani 'Büyük Kutsal Kurt O' manasında." Bu söylediği mümkündür, isimlerin her dile göre değiştiği aşikardır ve 3000 yıl da uzun bir zamandır.


Bir Karia şehri olan Miletos/Milet MÖ.2000-1000 yıllarında Hitit kaynaklarında geçen Millawanda ile aynı yerdir. MÖ.3500 'e kadar giden bir tarihi vardır ve o dönemde Hititler, Anadolu'nun yerlisi olan Hatti ülkesini henüz işgal etmemiştir! Hellen istilasında Millawanda adı Miletos/Miletus olarak değiştirilmiştir. Ve her zaman yaptıkları gibi buna da bir kuruluş efsanesi uydurmuşlardır. Miletos kuruluş efsanesine göre, Atinalı Kodros'un oğlu Neleus koloniciler başında Miletos'a gelmiş ve Miletoslu erkeklerin hepsini öldürerek onların eşlerini/kızlarını alıp Miletos'u bir koloni olarak yeniden kurmuşlardır. (Tarihi MÖ 3500 lere kadar inen bir şehri nasıl da kendilerine mal ediyorlar, gayet net görülüyor.) Niye Miletos'a değindim esas şimdi anlaşılacak.


Mitolojiye göre, Miletus, Apollo ile Minos'un kızı Akakallis'in oğludur. Akakallis babasının gazabından korumak için oğlunu ormanda saklar, Apollo'da oğlunu beslemesi için Dişikurt'a teslim eder. Bir de abisi vardır Miletus'un, Kydon. O da hayvanlar tarafından büyütülür. Adına basılan paraların üzerinde emziren bir Dişikurt vardır. Miletus'un da ikizleri vardır; kızı Byblis ile oğlu Kaunos (Dalyan).


[ bu arada eski Hellence de 'y' harfinin okunuş şekli 'u' dur, yani Kydon- kidon değil Kudon'dur; tıpkı Etrüsklerin diğer adı Tyrrhen'in Turhen-Turhan-Turan olarak okunması gibi ]


Dişikurt tarafından beslenen = Apollo'nun oğulları Miletus ile Kydon 
Apollo ile Artemis'in annesi, bir Dişikurt olan tanrıça Leto... hep aynı bölgede...


Artemis'in sembolleri; Geyik (İskit ve Hattiler'de bolca görürüz), köpek (kurt bile olabilir !), okçuluk (bozkır savaşçıları, İskitler - Amazonlar), ay (kurtların sembolü), bereket (Anadolulu anatanrıça).

Apollo'nun sembolleri; Güneş, okçuluk, defne ağacı (Efeler içinde kutsaldır), lir (Marsiyas'ın flütüne karşı, flüt İskitlerden geçmedir), oğlu Asklepios'un eğitimini atadam olan Cheiron'a verir (atadam İskitlerden esinlenerek üretilmiş mitolojik bir karakterdir).


Aslında hep aynı hikayeler, herkes kendine göre yontmuş... Dişikurt Leto ile İkizler: 
Apollo-Artemis / Miletus-Kydon / Byblis-Kaunos / Remus-Romulus (Roma, Capitoline dedikleri dişikurt ve ikizler heykelinde dişikurt MÖ 400 iken, ikizler MS 1400 dendir). Ve bunların hiç biri tesadüf değildir ;)


Saygı ve selamlarımla, 
SB



ARTEMİS-LETO-APOLLO'nun Üçlü olarak anavatanı LETOON'dan MOZAİK DÖŞEME
Fethiye Müzesi


Smintheion Apollo Kutsal alanının Truva bölgesinde olması da tesadüf değildir. Bu kutsal alanın bulunduğu Troas bölgesine Pelasglılar yerleşmiştir, hatta buradaki şehirlerine de Larissa demişlerdir. Ayrıca yukarıda da belirttiğim gibi Pelasgların mitolojideki ataları Pelasgus'un oğlunun adı Lycaon'dur, tıpkı Apollo'nun lakabının Lykos olması gibi. Larissa Pelasglara ait bir kelimedir ve gittikleri her yere götürmüşlerdir. İtalya'daki Liri (Liris) nehrine bakan bir Pelasg kalesi vardır, adı da Larissa'dır. Selanik'te Larissa, Mysa'da (Bandırma-Erdek) Larissa, Suriye'de Larissa (Schizar) Kyme (Aliağa) yakınlarında Larissa, ki Büyük Cyrus (Kiros) buraya Mısırlı birçok asker yığdığı için "Mısır (Egypt) Larissa"sı deniliyordu (D'Anville göre de Larusar). Girit (Crete- Mitolojiye göre Miletos'un geldiği yerdir) de de Larissa vardır. Ee, Pelasglar da Karialılar, İonyalılar, Lukkialılar, Leleglerin ve Etrüsklerin de atası olduğuna göre Dişikurt efsanesi tamamen yerine oturur...
SB






13 Ekim 2017 Cuma

Kibyra; Demircilerin ve Gladyatörlerin Kenti




" Kibyralıların, Lydialıların soyundan oldukları söylenir. Bunlar Kabalis'i ve çevresindeki Pisidialıları ele geçirdiler ve oraya yerleştikten sonra kenti, çok iyi tahkim edilmiş ve çevresi yaklaşık yüz stadia olan başka bir yere taşıdılar. Bu kent iyi yasaları sayesinde kuvvetlendi ve köyleri Pisidia ve komşusu Milyas'dan Lykia ve Rhodosluların Peraia'sına kadar yayıldı. Kentin civarında üç kent daha kuruldu. Bunlar Bubon, Balbura ve Oenonanda'dır. Bunların oluşturduğu konfederasyona Tetrapolis adı verildi. Bunlardan her birinin oy, fakat Kibyra'nın iki oy hakkı vardı, çünkü Kibyra otuz bin piyade ve iki bin atlı çıkarabiliyordu. Burası daima tiranlar tarafından idare edildi, fakat gene de insaflı bir yönetim uygulandı. Ancak tiranlık Moagetes zamanında sona erdi. Murena, tiranlığı yıktı ve Balbura ile Bubon'u Lykia topraklarına kattı. Fakat bugün Kibyra'nın kaza yetkisi Asia'dakilerin en genişi sayılmaktadır. Kibyralılar Pisidia, Solym, Hellen ve Lydia dilleri olmak üzere dört dil kullanırlardı, fakat Lydia'da Lydialıların diline ait en ufak bir ip ucu yoktur. Kibyralıların başka bir özelliği de, demir işçiliği ve kakmacılığındaki ustalıklarıdır. Termessos'un dar geçitlerinden başlayarak Taurosların içinden İsinda'ya geçit veren boğazdan, Sagalassos ve Apameialıların topraklarına kadar uzanan ülkeye Milyas denir."



Strabon (MS 1.yy); Antik Anadolu Coğrafyası, kitap XIII 
( not 1: Tauros )



Kibyra  Stadyumu - 12-13 Bin kişilik, Gölhisar / BURDUR
Stadium of Kibyra (Cibyra) - 12-13 Thousand




KİBYRA

Kibyra, antik dönemde Likya, Karya, Pisidya ve Frigya kültür bölgelerinin kesişme noktasında, kuzeyi güneye ve doğuyu batıya bağlayan ticaret yollarının tam merkezinde konumlanır. Kibyra, bu avantajlı konumun sağladığı ticari olanaklar ile bulunduğu bölgenin her dönemde egemen gücü olmuştur.


Kentin bugün görülebilen tüm mimari kalıntıları Roma İmparatorluk Dönemi’ne aittir. Kibyra, II. Eumenes (MÖ 197-159) zamanında Bergama Krallığı egemenliğinde görünmektedir. Boubon, Balboura ve Oinoanda ile dörtlü ortak meclisi olan Kibyra, yani "Kabalis Bölgesi Dört Kent Birliği" MÖ 82'de Romalı general Murena tarafından dağıtılarak ortadan kaldırıldıktan sonra Kibyra, Asia Eyaleti’ne, diğer kentler ise Likya Birliği’ne dahil edilmiştir. Kibyra, Roma İmparatorluk Dönemi’nde Asia Eyalet Valisi’nin yargı merkezi olmuştur. 


[ Lucius Licinius Murena, Sulla ile Mithridates arasındaki anlaşma gereği Pontus'un kontrolü Mithridates'e bırakıldığı halde, Murena Mithridates VI 'ün silahlanıp saldırıya hazırlandığı iddiasını ortaya atar ve Pontus'u işgal ederek İkinci Mithridat Savaşı'nı (MÖ 83-81) başlatır. Bir kaç çatışmadan sonra Murena yenilir ve Sulla'nın emirleri üzerine tekrar barış sağlanır. SB]


Başkentliğini Kibyra’nın üstlendiği Tetrapolis’in toplantı merkezi ve Roma İmparatorluk Dönemi kent meclisi ve yargı binasının “Bouleuterion / Meclis Binası” olduğu düşünülmektedir. MÖ 23 yılında meydana gelen büyük bir deprem sonucunda yerle bir olan kente; o zamanki Roma İmparatoru Tiberius 5 yıl için vergi affı getirmiş, ayrıca para yardımında da bulunarak kentin yeniden inşa edilebilmesini sağlamıştır. Kibyralılar imparatora olan minnettarlıklarını kentlerinin adını “Caesarea Kibyra = İmparatorun Kibyrası” olarak değiştirerek göstermişlerdir. Kibyra özellikle MS 1.yy - 3. yüzyıllarda en parlak dönemini yaşamıştır.


Antik kaynaklar ve yazıtlardan okunan bilgilere göre; Kibyra özellikle demir işlikleri, dericilik ve at yetiştiriciliğinde ünlüdür. Buna çömlekçilik de eklenmelidir; çünkü Tiyatro tepesinin güney yamaçlarında hemen göze çarpan akıntı seramik parçalarının türü, yapısı ve yoğunluğu buna işaret etmektedir.





Stadion (Stadyum): MS 2. yy sonları ve 3. yy başları.

Kente girişte ilk anıtsal yapı olan Stadion’un kazılarına 2006 yılında başlanmıştır. Kentin doğu yamacında yer alan Stadion, ana caddenin ucunda yer alan anıtsal giriş kapısından sonra, ikinci bir anıtsal kapı ile girilir. Yaklaşık 12 -13 bin kişilik kapasitesi yanında 200 m.’ye varan pist uzunluğuyla Anadolu’nun en görkemli stadyumları arasında yer almaktadır. 


Stadion’a anıtsal bir kapı ile girilir. Diğer bir kapısı, güneydeki apsisin tam ortasındaki tonozlu kapıdır. Yapının batı tarafı, yamacın yüksek olan ana kayasına yaslandığı için 21 oturma basamağı, bunun tersine doğuda ancak 7 oturma basamağı konulabilmiştir. Böylece mimari olarak batı sıralarda oturan seyircilerin muhteşem ova ve göl manzarasını kapatılmamıştır. Batı oturma sıralarının tam ortasında protokol alanı ayrılmıştır. Stadion batı oturma sıralarının altında künklere bağlanmış büyük Pithoslar ile oluşturulan atık su sistemi yukarıdan gelen suyun Stadion zeminine gelmeden tahliye edilmesini sağlamasıyla da mimari zenginliğini arttıran önemli bir ayrıntıdır. Batı oturma sıralarının üzerinde yer alan ve tüm batı cephe boyunca izlenen Portiko (üstü örtülü açık dehliz) Stadion’a anıtsal bir cephe kazandırmıştır.





Odeion / Bouleuterion (Müzik Evi/ Meclis Binası)

3600 kişilik kapasitesiyle Antik Çağ Anadolu’sunun üzeri çatıyla kapalı büyük ve en görkemli yapılarından biri ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca yapının ön alanında toplam boyutu 540 metrekare mozaik döşem ortaya çıkarılmıştır. Bu haliyle Anadolu’da bu güne dek ortaya çıkarılmış tamamıyla sağlam durumdaki en büyük mozaik döşem olma özelliğini taşır. Mozaik döşem beyaz, beyaz üzeri kırmızı damarlı ve siyah tesseraların geometrik desenler ile süslenmiştir. 


Orkestranın tam merkezinde ortaya çıkarılan Medusa, iri gözleri, kalın dudakları arasından görülen dişleri, dışarı sarkmış dili, kanatlı başlığı ve dalgalı saçları arasına ve boynuna dolanmış yılanları, çevresini saran kırmızı beyaz renkte mermerlerden yapılmış yaprak benzeri ışın sıralarıyla büyüleyicidir. Görenler Medusa’nın etkileyiciliği karşısında etkilenir. Bir orkestranın zemin döşeminde böylesine bir Medusa resmi, Anadolu arkeolojisi için tekil örnektir.



Medusa (2)


Kazılar sonucunda Müzik Evi/Meclis Binası olarak adlandırılan yapının, aynı zamanda kış aylarında tiyatro ve Kibyra’nın bir yargı merkezi olmasından dolayı da bir mahkeme binası işlevlerinde de kullanıldığı öngörülmüştür. MS 2. yüzyıl sonu 3. yüzyıl başında, son şekliyle inşa edildiği anlaşılan yapı, bir yangın sonucu göçtüğü anlaşılan çatısı haricinde neredeyse tamamen korunmuştur.


Yrd.Doç. Şükrü Özüdoğru: "Kibyra'da iki tür gömme geleneği vardır; inhumasyon (ceset gömü) ve kremasyon (yakılma). Kremasyon gömü İskender döneminden başlar Roma dönemine kadar devam eder. Roma döneminden sonra ise inhumasyon gömüye geçilmiştir. Mezarlar ölen bireyin öteki dünyadaki evidir, bu sebeple de yeme içme kapları, giysiler, takılar ve çeşitli metal objeler koyarlar. Roma dönemi mezar yazıtlarında, mezarları izinsiz kullanan veya zarar verenlerin, ceza olarak kent meclisine oldukça yüksek miktarda para ödemek zorunda olduklarından bahsedilir. Mezarlık alanlarının korunması için özel kanunları vardır. O dönemde herkes istediği gibi gelip bir mezarı kullanamıyor veya tahrip edemiyordu. Hristiyanlıkla birlikte  (MS 4.yy'dan sonra) ölü gömme adetleri değişiyor ve bununla beraber mezarlık alanına yönelik kanunlar da değişiyor. Özellikle MS 5'inci ve 6'ncı yüzyılda Roma imparatorluk dönemi veya öncesine ait mezarlarda soygunların başladığını söyleyebiliriz. Tabii ki bu soygunlar günümüze kadar devam etmiştir." (09.10.2017,basın)



Arkeolog Mustafa Şimşek: "Kibyra'daki anıt-mezarlar, Roma’nın en ihtişamlı döneminde inşa edilmiş bir mezarlardır, sadece bir tek kişinin defnedildiği değil, kişinin bağlı olduğu ailenin tamamının defnedildiği özel aile mezarlarıdır. Çok özel bir mimariye sahip. Kibyra ya da komşu kentlerin nekropolislerinde bu tarz mezarları görebilmek çok mümkün değil. 8×12 metre podyum uzunluğuna sahip, 4 metre podyum yüksekliği var. Yapının sadece podyum kısmı korunabilmiş. Üzerindeki mezar olarak adlandırdığımız anıtsal bina tamamen kaldırılmış. Olasılıkla M.S. 5-6’ncı yüzyıl içerisinde Erken Doğu Roma döneminde farklı ihtiyaçlardan dolayı kaldırılmış durumda. Kazılar esnasında lahitlere ait çok nitelikli küçük parçalar ele geçirdik." (08.09.2017,basın) ( not 3: Anıt-Mezarlar)




Kazılar, 2006 yılından beri T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd.Doç. Şükrü Özüdoğru başkanlığında ve Yrd.Doç.Dr. Eray Dökü kontrolündeki bir ekip tarafından yürütülmektedir.


T.C.İl Kültür ve Turizm Bakanlığı / BURDUR






Notlarım:
(renkleri farklı olanların link bağlantıları vardır)

(1) 
Balbura = Karaçulha Yayla-Altınyayla / Burdur [Balbura ile Bubon kelimeleri de çok ilginç!]
Bubon = İbecik Köyü - Gölhisar / Burdur
Oenoanda = Oinoanda İncealiler Köyü / Muğla. Duvarcı ustalarıdır; Kyklop.  IV.Tuthaliya'nın MÖ 13.yy'daki Lukka Seferi yazıtında "Wiyanawanda" olarak geçer. Hellenler henüz Anadolu'da değildir!

Tauros' taki -os eki Hellence olsa da Tau Türkçe'dir = TAU-DAĞ
Boğa, Dağ ve Tanrı eş görülür. Bizim Toros dediğimiz Tauros Dağları hem Boğa hem Dağ hem de Tanrı anlamındadır, ki Tau Türkçedir; mesela ULUTAU veya ALATAU olarak Kazakistan'da kullanılır. Tauros'taki -os eki Hellen dilinden kalmadır. Fırtına Tanrısı Tarhu'dan Tauros'a-Tarkan/Tarhan, ki Azerbaycan Türkologları Tar'ın açıklamasını İlah/Tanrı olarak verir. Prof.Dr.Mirfatih Zakiyev ise Taur'un "Dağ İnsanları" anlamına geldiğini yazar.  

"Luvice" Gök/Dağ Tanrının adı da Tarhunt/Tarhu'muş... Tarhu - Tarhan - Tarkan bunların hepsi Türkçe'dir. Bu da, Tarhu kelimesinin Luvice'ye Türkçe'den geçtiğini gösterir. Hattiler'de Taru, Hurri-Urartular'da Teshub, Likyalılar (aslı Lukka'dır=Kurtların Ülkesi) da simgesi Boğa olan Fırtına Tanrısı Trqqas (Trqqiz = Turkkız, Turkkas, Türküz ; Trokondas = Troko = Turoko = Turco) iken;  Hititler'de kralın adı Tarkondemos, Etrüskler'de Tarquin'dir... Bu arada, Oğuz Kağan Destanı'ndaki Oğuz-Ay-Boğa ilişkisi de hatırlanmalıdır.




Yayı ile Mira Kralı Tarkasnawa, 'Tarkondemos' (MÖ 13.yy), Karabel (Boğazköy mühürlerinde de Tarkondemos adı görülür)


İlginç olan ise, hiç kimse, özellikle, bu kelimelerin Türkçe kökenli olabileceği, üzerinde durmamış. Sorarım o zaman, en basitinden, Tarkan'ı erkek ismi olarak kim kullanıyor? Avrupalılar mı?... Dişi Kurt Leto'nun ülkesi "anaerkil" Lukkiya'dan (Lykia, ki kendilerine Trmmis(e) der; Trmmis Tyrrhenian kelimesini hatırlatır; yani Turan-Etrüsk-Pelasg-Deniz İnsanları) olan kahraman Sarpedon'un adındaki kök hece SARP'ın da Türkçe kökenli olduğunu biliyoruz... 

Sarpedon'un abisi Minos Girit'teki Pelasgların lideridir. Heredot'a (1:173, ki bir çok uydurması vardır, bu sebeple de diğer kaynaklarla beraber değerlendirilmelidir!) göre de Girit'te çok eskiden sadece Barbarlar, yani Hellence konuşmayanlar oturmaktadır. Minos ile Sarpedon'un arası açılınca Minos onları anakaraya kovar. Minos'un kızı Akakallis'in Apollo'dan bir oğlu olur, Miletus.  Apollo onu emzirmesi için bir Dişi Kurt'a verir. Miletus'un abisi Kydon'u da bir kurt emzirir. Miletus Girit'i terk ederek Karia'ya  gelir ve ikizleri olur. Tıpkı Lykia'da tapınım gören Dişi Kurt Leto (Likçe'de kadın alamına gelen LATA'dır adı, ve içinde ATA kelimesi rahatlıkla görülür.) ve adlarının Yunanca anlamları olmayan İkizleri Ay olan "Ertemi (Artemis)" ile Etrüskler'de Aplu ve Hellen göçünden önceki Anadolu'da ise Appaluinas olan Kurt lakaplı "Apollo" gibi. Ne yani, Etrüsklere ait olan Dişi Kurt kültünün Romalılara mı ait olduğunu sanıyordunuz?... İster "mitolojik" hikaye olsun, ister Girit'ten gelmiş olsun, dil, kültür ve anane yalan söylemez; Sarpedon, Miletus, Lykia, Karia, İon, Truva ve Leto/Lata öz be öz Anadolu'ludur, Hellenlerle de hiç bir ilgisi yoktur!... Prof.Dr.Bülent İplikçioğlu'nun da dediği gibi; "Sonraları Akalar’ı büyük ölçüde etkileyen yüksek bir kültürün yaratıcıları olan Minos Giritlileri, bugün adlarını Hellen mitolojisindeki Kral MINOS’tan almakla birlikte, Hellen kökenli değildiler. (Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları)"


Aşağıda ise Prof.Bryce'ın kitabından "Trqqas-Troko" kelimeleri:

The Lycians in Literary and Epigraphic Sources
Trevor Bryce (prof.,an Australian Hittitologist)

"Trqqas (Lyc.B Trqqiz). The Lycian god Trqqas can be directly equated with the Luwian Storm God Tarhunt, the chief god of the late Bronze Age Luwian pantheon. In addition to figuring as a disciplinary agent in several of the sepulchral inscriptions, the god also appears in several passages in the Xanthos stele inscription, which probably reflect his importance in Xanthos as well as in Lycia in general; for example, TL 44 b 51-52:

se dde tuwete : kumeziya : ere ere trqqnti : pddatahi
"And he has erected altars everywhere (?) to Trqqas of the pddat-"

Tarhunt/Trqqas is the basis of the personal name Trokondas which occurs quite frequently in the Greek inscriptions of eastern Lycia, Pisidia and Lykanoia. According to Houwink ten Cate, Zeus Solymeus, the chief god of this region in Greco-Roman times, is simply the old Anatolian deity Tarhunt in another guise."


Neymiş? Grek-Roma döneminde bölgenin baştanrısı Trqqas, sadece eski Anadolulu tanrısı olan Tarhunt'un başka bir görünümüdür.... Ancak, "Tarhunt-Trqqas" kelimeleri bazılarının iddia ettiği gibi "Hint-Avrupa dil" grubuna sokulan "Luvice", "Likçe" ya da "Hititçe" değil, Türkçedir !..


(2)


Medusa Gorgoların ölümlü olanıdır. Gorgo Türkçe'dir = Korku, Qorgu kelimesidir. Amazon olarak bilinen ama İskit/Sakalar tarafından Erpata olarak adlandırılan kadın savaşçıların liderlerinden birinin adı da Medusa'dır.  link 

İskitlerin yaylarına da Gorytos demeleri gibi: Goru-Koruoz: Koruyoz... link



(3)

Hellenler'de Kral bile olsa nekropolise gömülür, kent içine gömülmez.  "Tapınak-Anıt mezarı" yerine bazı yerlerde bu tip mezarlara "heroon" denmesi de yanlıştır....çünkü;

Prof.Fahri Işık:  "Hellen düşüncesinde ölümlüler tanrılaşamaz; Atina’ya altın çağı yaşatan ünlü Perikles bile MÖ 429'da sıradan bir insan gibi ölür ve "ölüler kenti" anlamındaki "nekropolis"e gömülür. Tarih, bir ayrı soydan Makedon soyundan bir dünya fatihinin, Büyük İskender'in, bile kendisini Mısır'da Zeusoğlu ve İran'da Büyük Kral olarak görme isteğinin Hellenler arasında nasıl sarsıcı bir tepkiyle karşılandığını, sözde "Doğu Hellen" olan İonlar tarafından ise hemen kabul gördüğünü yazar. Peleponnes Savaşları'nın Spartalı muzaffer komutanı Amiral Lysandros'un Samos halkı tarafından tanrılaştırılması da bu bağlamda, Hellen ve İon halkı arasındaki düşünce farkını ortaya koyması yönünden önemlidir. Smyrna tyran'ı Tantalos'un Yamanlar Dağı'nda ve adı bilinmeyen bir Ephesoslu soylunun Belevi tepesinde konumlanan görkemli tümüslüsleri, ancak kendilerini bir Lydia, Phrygia ya da Leleg hanedanları gibi, belli ki örneğin Phellos'ta Leleg benzeri tümülüslerde yatan Lykia bey soyu gibi, bir tümülüs tapınak mezar içinde tanrılaştırma isteklerinin bir ürünü olabilir....

Hellen dünyasında ise tarihsel anlamda bir "kral kültü" değil, Klasik Çağa'a dek destansal anlamda bir "heros" kültü" vardır, bir tür "kahramanlar kültü". Tanrılığa yaklaşanlar bir Herakles ya da Dioskurlar'dır; "kent kurucu" olarak da yaygındırlar. Eskiçağ bilimcilerinin Lykia tapınak mezarlarını, sonraları sıradan mezarları da Hellence yazıtların diliyle "heroon" deyimiyle tanımlamalarındaki terslik; çift dilli yazıtların çevirilerinden bilinir ki, bu kez o düşünceye kökten yabancı olan "tanrılaştırma" ve "tapınak mezar" kavramlarının kendi Hellen inancındaki karşılığının "heros" ve "heroon" olmasının bir sonucudur." Bu açık gerçeğin görmezlikten gelinmesinde, Lykia halkını yüzyılı aşkın zamandan beri Hellenleştirmiş olma geleneğinde düğümlenen önyargının yanlıştan dönme güçlüğünün payı vardır. Bu açmazda direnenlerden F.Kolb için "temenos ve mezar kültü yapısı ve sunak birlikteliğindeki bu heroon'lar, bey kültünün hizmetinde" ise, bu yorumuyla o, mezar beyine bir tanrı gibi yaklaşıldığını da görüyor olmalıdır. Ve Ege'nin iki yakasındaki iki kültürü de iyi tanıyan bir eskiçağ bilimcisi olarak bu yaklaşımın Lykialı'yı düşüncede Hellenler'den ayırdığı sonucunu çıkarması aslında zor olmamalıdır....

Hellen dünyasında ise tanrı ne bir ölümlünün mezarı üzerinde betimlenebilir ve ne de ölümlülerle bir arada olabilir.... Lykia beyi ölümsüzleştiği bu "evlerin" üzerine, yaşadığı zamanın işlerini, özellikle savaşı, avı ve şöleni resimlendirir ki tanrılaşma düşüncesi gibi bu tarihsel içerikli gerçek betimlemeler de Hellenlere yabancıdır; onlar savaşları bile tanrıların da içinde olduğu mitosların diliyle anlatır.... 

Anadolu tapınak mezarları için Hellas'a özgü 'heroon' tanımlaması da Panhellenizmin burgacında dogmalaşmış bir kavram olarak ve inatla sürdürülmektedir, bizde de öyledir...  Hellence konuşmak ve yazmak ile Hellenleşmiş olunmaz. Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan da zor." 



Lakin hocaya katılmadığım bir nokta var; Prof.Işık, Lukkaları, Troyalıları Luvi halkından sayar. Halbuki, "... bölgeler arası kültürel ilişkilerin MÖ 6000 yılı dolaylarındaki varlığına tanıklık eder" der... “Milyas’ın Erken Tunç Çağı’na ışık tutan Karataş kazıları, Elmalı Yaylası’nın Batı Anadolu kültürleri, özellikle de -çağdaşı- Troia kültürü ile bütünlük içinde olduğunu göstermiştir” der. Ancak MÖ 2000 lerde Asur tabletlerinde "nuwa'um" olarak bahsedilen dedikleri ve Hint-Avrupa dil grubunda gösterdikleri Luviler henüz tarih sahnesinde değildir (ki Hint-Avrupa kavramı bile bugün tartışılırken!). Ege'den Kilikya'ya ve Anadolu'nun iç bölgesinde yaşadıkları söylenir. Halbuki tarihin hiçbir döneminde Luvi devleti, halkı yoktur, ama dili "var". Ayrıca antik dönem yazarların; Homer, Heredot, Strabon, Pliny,vs. gibi, hiç birinin kitabında Luwi/Luvi geçmez, ama Pelasg ve Lelegler geçer... İlginç değil mi?.. [bunun için size bir link; luvians ve luwians diye arama yaptım, sonuç sıfır, cibyra, lycians, scythians, pelasgians diye arama yaptım, sonuç verimli. Siz de araştırabilirsiniz.]


Son yıllarda pek bi popüler olan Luwianstudies'in da kaynak olarak gösterdiği, Arielle P.Kozloff'un yazdığı (Rockefeller'in finanse ettiği Cambridge Universitesi'nin yayınladığı) "Amenhotep III" kitabına baktım. Çok ilginç çünkü "Luvian" kelimesinin geçtiği tek sayfa 165.inci sayfadır. Orjinal yazıttan eser yoktur.. Varlığı iddia edilen yazıtta Hurrili at terbiyecisi Kikkuli'den bahseder, "Hurrice dua ederken... Luvice de dua eder." diye geçer. Nereden bilelim orada "Luvice de dua eder" cümlesinin olup olmadığını, yazarın ekleyip eklemediğini? Şüphelenmemek elde değildir, çevirirken ya yanlış yorumladılar, ya da bile bile uydurdular! Bir çok orjinal "Grek" ve "Roma" yazarlarının kitaplarında bile "Ellen" yazarken "Greek" diye çevirenler varken ne düşünmeliyiz bu durumda?  Ben "politik" açıdan yazdırılmış olabileceğini bile düşünüyorum... "hadi araya "Luvileri" sıkıştır da bizde Anadolu'da  Luvileri Troyalılara bağlayalım!" Yaparlar da... Hiç kimse, kör gözüme gir olan, Pliny the Elder ya da Pomponius Mela'nın kitabında geçen TYRKAE-TURCAE kelimesini ya da Strabon'un OXUS-ISSIC kelimelerini araştırmaya değer bulmaz! Komplo teorisi mi? Şimdiye kadar Antik dönem Türk tarihinde neredeseniz peki? Orta Asya Hun ve Göktürkler'de mi? ... Batılıların (bizimkilerin de) yazdıklarını her zaman sorgulayıp, araştırın.... 


Sizi şimdi Kozloff'un kitabından bir metin göstereceğim:

Bu metinde Mitanni'den HURRİ kökenli at terbiyecisi birinden bahseder, Kikkuli (MÖ 1345): 


Kikkuli bir yarış öncesi atları hazırlar, sanki bir kutsal ayine hazırlanır gibi ve dua eder : "Ve Hurrice şu sözleri söylüyorum... atlar için ... ah Pirinkar ve İştar.... Ve Luvice telaffuz ediyorum kelimeleri... Atlar için her şey yolunda olsun...". [Burada geçen 'luvice' kelimesinin varlığından şüpheliyim!.. Kim 'şimdi Hurrice şunları söylüyorum', ya da 'Luvice telaffuz ediyorum' der...] Kikkuli MÖ 13.yy'da I. Şuppiluliuma tarafından Hattuşaş'ya getirilir ve imparatorun istediği üzerine Nesice 'At Eğitim Uzmanlık El Kitabı'nı yazar. Ayrıca, Hurriler Hint-Avrupa dilli değildir ve Türklerle içli dışlıdırlar....


Kozloff': "Along the road from Malkata and from the southern end of the birket to Kom el-Abd is a desert altar at Kom al-Samak. This is assumed to have been used during the king's jubilee, and its placement between the birket and Kom el-Abd may have been desgined for the king and his horses and chariots before the dangerous, even life-threatening competition. It recalls Kikkuli's preparations before a sacred rite involving the horses: "On the tenth day, at the moment of the last watch of the night, as the day is rising and it is not yet completely light...in the stable I make a libation and I invoke the gods Pirinkar and İshtar. In Hurrian I pronounce these words: 'For the horses...O Pirinkar and İshtar'. And in Luvian I pronounce the words, 'For the horses May all go well'... and then with a bit of mutton fat I anoint the horses." Kom el-Samak is a dream location to serve as an altar for blessing the horses before a race." page 165 


Arielle P.Kozloff - Amenhotep III: Egypt's Radiant Pharaoh
(former curator of ancient art at the Cleveland Museum of Art, is now a private consultant and lecturer for museums and private collectors)


Bir başka Kikkuli de bizim ülkeden... 
"Mitanni ülkesinden At Terbiyecisi Kikkuli" nin MÖ.15.yy'da yazılmış olanın MÖ.13.yy kopya yazıtı 1906-7 de Boğazköy'de bulunmuştur. Kikkuli Hurri kökenlidir ve Hattilerin başkenti olup Hititler tarafından işgal edilen Hattuşaş'ta, Hititlere atlar ve at-arabaları hakkında eğitim vermiştir.  Hurriler ne Hint-Avrupalı ne de Hint-Aryan/İrani'dır ! "Kikkuli Yazıtı 4.Tablet" Vorderasiatisches Museum Berlin'dedir.


KUB I 13 I 1f.:
Line 1: UM-MA (l)Ki-ik-ku-li li (LÚ)a-aš-šu-uš-ša-an-ni :(Thus [speaks] Kikkuli, the horse trainer)
Line 2: ŠA KUR (URU) Mi-it-ta-an-ni : (from the land Mittani)






Son söz olarak : 
"...and history is written not by scholars, but by partisan-hypocritical-politicians who impersonating scholar!.."

"...ve tarih akademisyenler tarafından değil, 
bilim adamı kimliğine bürünen partizan-ikiyüzlü-politikacılar tarafından yazılıyor!.."


link for the news 
" 3,200-Year-Old Stone Inscription Tells of Trojan Prince, Sea People"
and my comment for that:
1-Sea Peoples are the Pelasgians in ancient sources, to the Egyptians in the 13th c BC are they called as Tur'sha (or Toorsha), which is also the name of the Etruscans... 2-Mellaart mentioned also about the "Dorak Treasure", which he stoll from Turkey, but to some it is a hoax! if it is a hoax , why did he make up stories like that? And if he lie about something like that, can he lie about other things?.. 3-"Scholars" says that Luwians spoke İE, but they also say that the Sea Peoples spoke İE to... That's a forgery! Pelasgians=Sea Peoples=Etruscans didn't spoke İE, in fact their language was agglutinative. Luwian people and state does not exist, ancient writers, like Homer, Strabo, Pliny, etc. never mentioned ones about Luwians... Or, are the "westerner scholars" more reliable than the "eastern scholars"? Because, studies in Turkology proofs us that the Trojans are the ancestor of Turkish peoples, and spoke proto-Turkish!...I have to think twice about these types of explanations! 
Regards, SB.








Ek linkler:
Kibyra aynı zamanda Gladyatörler Şehri olarak ta anılır: 

"İlk yerleşmelerin Prototürk AS'lar tarafından yapılmış olduğu Birgi, Hermos (Gedis) Irmağı vadisindeki Sardis merkezli Prototürk LU-UD-YA (Lydia) Devleti'nin güneydeki bir yerleşim birimiydi. (Behiç Galip)"
Pelasg-Etrüsk- Lydia üçlemesinde Pelasg=Etrüsk=Türk derken, 
Lidya'da "Manes", Kırgızistan'da "Manas", Mısır'da "Menes" var mesela ;)


Not:
Luviler Abartılmaktadır / Luvice Sorunu adlı iki ayrı çalışmaya da bakabilirsiniz. SB


27 Haziran 2016 Pazartesi

KURT




Kurtlarla ilgili iki konuda araştırma yapmıştım. 
Biri Kurt donuna bürünme diğeri Dişi Kurt:
Ama yazım yanlızca Kurtlarla ilgili değil....

Etrüsk Mezar Taşında Tek  Çocuk ve Dişi Kurt
Felsian Stele , detay , MÖ.5.yy - Bologna



Pelasgların atası sayılan Pelasgus'un oğlunun adı Lycaon, yani Kurt'tur. Lycaon'un doğum yeri denize kıyısı olmayan dağlık bölge Arcadia olarak geçiyor. (Ayrıca Arcadia ile Arka kelimesinin benzerliği de düşündürücüdür.'Eski ve Modern Türkler - Mustafa Celâlettin Paşa' kitabında; Türkçe Arka - latince Arcus - Yay/Sadak anlamında: zaten arkada taşınıyor. diyor. Ve Archer yani Okçu kelimesi buradan türetiliyor. ) Hellenlerden önce yörenin yerli halkı olan Pelasglar, Lycaon Dağı olarak ta anılan bölgede festivaller düzenliyorlar. Arcadia savaşçıları Kurt ve Ayı (sonradan Rusların simgesi!) postlarını giyermiş, yani Kurt donuna bürünürmüş. Bu Truva'da da var. Truvalı Dolon da Kurt postuna bürünerek düşman hattına sızmak ister, fakat yakalanır. Dolon Kırgızlarda bir boy adı olarak geçer.


Truva'nın düşmesinden sonra dağılan halkın bir kısmının kuzeye göç ettiği bir gerçektir. Odin'in babasının adı Bur (Borr-Burr) ve dedesinin adı Buri'dir. Bizim Börü yani. (Thor ise oğlu.Tor-Tur-Tar Türk kelimesinin kökenindeki gibi). Asgaard'tan geldiği de belirtilir. Anadolu'nun batısındaki As Türkleri, As/Az ile başlayan topografik adlarından bazıları; Assuwa (Ege bölgesinde), Astarpa (K.Menderes), Astike (Trakya Ovaları) gibi ; Prometheus'un insanoğlunu çamurdan yaratıp ateşi, yani bilgiyi, aydınlamayı insanoğluna vermesinin dışında eşinin adının Asia olması gibi... Vikinglerin arasında Tyrker adlı bir kişinin olması da Teucer'i akla getirir. Truvalılar da kendilerine Teucer diyordu: Teucer=Tucer=Türk Er gibi ve Hektor'un (Ektor) Tyrkland'ın asil prensi olarak anılması gibi.... Atlamadan hatırlatayım, İsveçli bir akademisyen İskandinavların arasına Hunların da karıştığını söyler.


Odin'in de Kurt postuna bürünen savaşçıları vardır, İskitlerde de. Kurt postuna bürünen vahşi ve gözü kara savaşçılar paralı asker olarak Roma İmparatorluğunda en önde görev almışlardır. Kurt donuna bürünme Amerika yerlilerinde de görülür. Hatta Washington yöresinden Quileutes ve Kuzey Amerika bölgesinden Kwakiutl Amerika Yerlileri Kurt'tan türediklerine inanırlar. Şimdi can alıcı noktaya geliyoruz. Orta Asya Türklerinde de var olan bu olay Moğollarda da var ve sanki onlara mahsusmuş gibi batılılarca anlatılır. Lakin kimse düşünmez 13.yy'dan önce Orta Asya'nın batısında, yani Anadolu'da Moğollar ne gezer! Demek ki bu kültürü Türkler yaymıştır ve de Türk kültürüdür; Serdengeçtiler, Başıbozuklar... Ve Batı'daki Kurtadam efsaneleri de bu savaşçılardan doğmuştur.


Schliemann kitabında Athi'den bahseder. Asur dönemine ait bir tablette dişi bir Köpek veya Kurt'tan iki yavru süt içer, sunakta da bir baykuş vardır. Baal cycle yazıtlarında "Athi'den kim süt içecek" diye yazar. Athi Karkamış'ın (Gaziantep) büyük tanrıçasıdır. (Asur ve Babil'deki büyük şehirlerin adı Turani olması bir yana...) Truva'da bulunan baykuş formlu vazolar Athi ile ilintilidir. Schliemann "Yunanlılar Truva'da görüp ödünç aldı" der. Athi Athena'ya dönüşür sembollerinden biri Baykuş diğeri Yılan'dır. Tatar Türklerinin bayraklarında Baykuş ve Ejderha vardır. Ejderha aynı zamanda Yılan'dır.


Kalevala, 19. yüzyıl epik şiir eseridir ve Elias Lönnrot tarafından derlenmiştir. Fin sözlü folklor ve mitolojisini anlatır. Elias Lönnrot Finlandiya'daki "TURKU" Kraliyet Akademisi'nde okumuştur. Ve KALEVALA şiirinde de "ATHI" ve "TYRYA (TURYA)" kelimeleri geçer.


Athi başlangıçtaki su'dur, Türklerdeki Akgöl'den (Süt gölü) gibi. Amerika yerlilerinde Samanyolu'na "Kurt Yolu" denir ki Samanyolu Hellenlerin efsanesinde Hera'nın sütüyle oluşmuştur. Süt gölünden (ak göl) alınan bir damla süt ile insanlara "ilk ruh"un verilmiş olduğu kabul edilmektedir. Süt, tıpkı Kımız gibi kutsaldır. Şamanlarla ilgili hikâyelerde, Şamanın hasta olanları pişirilmiş süt ile tedavi ettiği geçmektedir. Ayrıca cübbesinde Erlik-Han'ın dünyasından Yılanlar tasvir edilir. Saka/İskit Türkleri Atların Bereketi bayramında Kımız içer. Kımız dolu çanağa kan damlatarak da Ant içer... Tıpkı Lidyalılar'ın Medler'le barış antlaşması yapması gibi....


Bilgamış'ın yaptıkları sonraki dönem mitlerde Herkül'e geçer....
Herkül Köroğlu ile aynı kişidir....Köroğlu'nun oğlu da bir Kurttan Süt içer....Apollo gibi Köroğlu da Işık aktaran delikanlıdır....ve Herkül Sakaların Atasıdır.


Herkül (Erkül) de Hera'dan süt içer. Herkül Yılanları boğar ama aynı zamanda Gelon'un da babasıdır. Gelon-Jelon-İlan-Yılan bir İskit boyu, yani Kayı boyumuz. Jül sezar Gay derken Kayı'dan bahseder. Sezar Etrüsk kökenlidir. Etrüsk kül kaplarında, Makedon ve İskit paralarının üzerinde IYI damgaları görülür. Ayrıca Etrüsk heykel sanatının aynısını Kassitilerde de gördüm, aynı yüz, aynı biçim, sanki kopyası....(link)


"Si(Kay) kabilesinin tamgası yılandır, kay yılan demektir... Don Kıpçakların Ejderha - Kimak Uran-Kay halkından inme olduğunu... Şarukan, büyük Ruh veya totem olarak ejderha anlamındaydı" der Ahincanov. Fergusson da Yılan kültünün  ve Demirciliğin Turani olduğunu yazmıştır. Yılan aynı zamanda Demir'i işleyenlerin sembolüdür denilir. Etrüskler'de İtalya'ya gittiğinde Demirci Millet olarak tanınmıştır. Ve aynı zamanda da Yılan şifacılarında sembolüdür. Anadolulu Apollo da Pythia adlı ejderi yener ve bilgeliğin, kehanetin tanrısı olur. Halbuki bu ejder-kral/tanrı/kahraman savaşını Sumer ve Hattilerden etkilenmiş Hititlerde de görürüz. Gök Tanrısı Telipinu'nun İlluyanka Ejderi ile savaşı efsanesi Hatti kökenlidir. Mevsimlerin dönüşümüdür, tıpkı Hades'in kaçırdığı Persophene'nin annesi Demeter ile buluşması gibi. Tatarların bugün kutladığı Sabantui Bayramı. (Sabazios)


Prometheus işte o ejderdir, yani Türk kültüründeki Evren'dir. Adı gibi geleceği gören yani Zamanın efendisidir ama Apolloya geçmiştir ve kehanet tapınaklarının baş tanrısı ilan edilir. Burada Hellenlerin doğulu bir tanrıya doğulu bir tanrıyı öldürtmesi görülür. (Hellenler yazıya MÖ.8.yy'da geçmiş olsa da yazının yerleşmesi MÖ.6.yüzyılı bulur.) Ve tıpkı Prometheus'un ışık olması gibi Apollo'da bir ışıktır, Güneştir sonradan Helios olur. Abdülkadir İnan "Oracle" kelimesini güneş dil teorisine göre Türkçe olduğunu öne sürer, " kökü Irk'tır - Türk mitolojisinde kain, filozof ve hakimin adı olarak geçer Irkıl Ata - Yakutlar'da An Argıl'dır - Buryatlar'da Irgıl Böge" der. Ki Kehanet Anadolu'dan Hellenlere geçmiştir. Kam olan Hyperboranlı Abaris bir Apollo rahibidir, oku ve atıyla gezer. Abaris Avar Türkleridir. Hyperboranlılar ise İskit boyudur.


"Athena Yunanca açıklanamamıştır" der Eliade ile Erat, tıpkı Apollo ve Artemis'in açıklanamaması gibi. TH sesi Türkçe'de yoktur. Athena Asena da olabilir Athi'de olabilir. Babası Zeus'tan doğar, niye? Çünkü üretilmiştir tıpkı Dionysos'un Zeus'tan doğması gibi. Hellen halkının benimsemesi önemlidir, tıpkı Romalıların Etrüsklerden çaldığı dişikurt efsanesi gibi..


Ki Zeus Frig tanrısı olarak geçen Sabazios'tan doğmadır, Güneydoğu Anadolu'da Suvar-Subar-Sibir olarak ta anılan Saban bir İskit boyudur, gökyüzünde gezen atlı bir göçebe olarak tasvir edilir. Sibirya'nın isim babasıdır. Suvar-Subar Kimmer-Hun-Bulgar-Çuvaşların da atasıdır.


Burada Gordion (İngilizcede Gordium diye geçer) adının da Kördüğüm'den geldiğini iddia ediyorum. Friglerin kralı Midas'ın da Muşkili Mişka - Kaşkalardan olabileceği söylenir. Kaşkalar ise bir İskit boyudur. Hitit kayıtlarındaki Xalub tur, yani meşhur Excalibur'un türediği kelime. Arthur ise Artahır olarak geçer Alanlar'da, ozandır hikayecidir. Ki Atilla'nın da kılıcı sayılır çünkü İskitler ile Hunlar akrabadır ve Atilla'nın hükümdarlığı altında yaşarlar. EK olarak İskender bu kördüğümü kesip doğuya vardığında İskit kralının kardeşi ile karşılaşır, ona da Cartharsis demişler, halbuki bu kardeşi kelimesinin kendisidir. İskit kralı İskendere şöyle der: Buraya dost olarak geldiyseniz misafirimsin, ama düşman olarak geldiysen, bilki biz seninle Tuna'da hemhududuz." Bu da demek oluyor ki, Doğu İskitleri ile Batı İskitleri birdir, akrabadır. Doğu ve Batı İskitlerin kültürü de birdir. Yani İskender ile Hellen kültürü henüz Doğu'ya ulaşmamıştır!


Kybele'nin oğlu olan ya da himayesi altında olan Dionysos'ta farklı değildir, öz be öz Anadoluludur. Bacchus - Bağcı'dır derler ve asmanın yanında ağacın kovuğundan doğmuştur, ağaçların da tanrısıdır derler. Tıpkı Kıpçak kelimesinin Ağaç kovuğu olması veya Uygurların ağaçtan doğma efsanesi gibi. Friglerdeki Anatanrıça olan Kybele / Kubaba / Matar ne denirse densin, bir heykelinde elinde kupa ve kuş vardır, tıpkı bizim Taşbabalarımızda olduğu gibi....


Ayrıca;
Erikhthonios'un oğlu Pandion I Atina'nın 5.kralı ve efsanevi kurucusudur (! 5.kraldan sonra olması ilginç değil mi?, MÖ.1437-1397'ye yerleştiriliyor). Onun zamanında Atinalıların Demeter ve Dionysos ile tanıştırıldığı söyleniyor. Babası tarafından Tanrı Hephaestus'un torunu (Hephaestus Pelasglı değil miydi? Pelasg-Türk). Ve bu çağda üzüm bağı İkarios tarafından Hellenlere tanıtılıyor. Ondan öncesi yok! Demeter Mezopotamya'daki Nisaba'dir bilgelik ve öğretme tanrıçası olması dışında toprak tanrıçası olarak tahıl ve hasat ile de ilişkilidir. Kızkardeşi Ninsun'da Bilgimış'ın (Gılgamış) annesidir. Yani Demeter=Nisaba. ya da Bilgelik tanrıçası Athena=Nisaba gibi...


Demeter: Çiftçilerin, ekmeğin Tanrıçasıdır İlk ve Son Bahar'da, (aslında Ekinoks'ta görünüp kaybolan) Bereketin, açlığın-tokluğun (Meşe ağacı ile kendini yiyen Erysikhthon mitolojisi) simgesidir. Gizemli [mysteria (ölüler diyarı ile iletişime geçen Şaman/Kam gibi )] Eleusisli Triptolemos'a Ejder arabasını (Prometheus, Ejder, Evren), dünyaya tarımı öğretmesi için verip gönderen tanrıçadır... Posedion'dan olma Ölümsüz At Arion'un da annesi .... "Cadı" olarak tanımlanan (kadın şaman/kam) Hekate/Ekate'yi de kölesi olarak yanına alan tanrıçadır. Ki Hekate ondan daha eskidir, MÖ.3binlere kadar iner ve de öz be öz Anadoluludur. Elinde meşalesi ile Kurt, köpek veya kısrak olarak ta tasvir edilir. Tıpkı kuzeni Artemis gibi gezegeni Ay'dır ve Hekate'nin teyzesi Leto'dur. Daha çok Karia'da tapınım görmüştür. Ayrıca Hekate İskitlerde Papaios'un eşi olan ve Büyük Bacı anlamına gelen Api'si ve Umay Ana ile benzerlik gösterir. Hekate ruhları öte dünyaya taşır. Api'nin bacakları iki yılan gibi yanlara açılırken Hekate'den türeyen Etrüsk Scylla'ların da bacakları iki yana açılan yılan şeklindedir. Herkül'de bacakları yılan olan biriyle evlenmiştir.


Elam demişken o coğrafya'ya gidelim:
İskender Lahti diye adlandırılan Lahitin sidon kralı Abdalonymos'a ait olduğu bilinir. Akhunların Eftalit haricinde diğer bir adı da Abdaly'dir. Türk kültüründe görülen Abdallar da diğer bir kanıttır. Ve lahitin üzerindekiler Pers savaşçıları değil İskit savaşçılarıdır, pantalon ve başlık en belirgin özelliktir. Asur kralı Aşurbanipale yenilen Elam kralının adı da Te'umman'dır. Yani Mete'nin babası Teoman ile aynı adı taşır. Ya Elam Kralı Atalumman'a ne demeli? sonuçta ATA Türkçe kökenli değil miydi? Bir de Urtaki var adı bilinmiyor, lakabı denmiş, Urtaki Ortak kelimesini çağrıştırır ki kralın ortağı veya amcasıdır. Bu kadar veri bir tesadüf olamaz....

(Kıpçak - Hun - İskit - Kimmer - Elam)


Gelelim Artemis ile Apollo ve tabi ki anneleri Leto'ya

Artemis'in asıl adı ERTEMİ'dir, Ay tanrıçasıdır. Apollo'nun lakabı Kurt'tur, "Apollo Lykeios" . Anneleri Leto ise (az bilinir) Kurtların Tanrıçası'dır ve Lykia-Lukia (Likya) ile Karia bölgesi en çok tapınım gördüğü yerlerdir. Karialılar ile Lelegler Pelasglarla akraba değil miydi? Pelasglarda Kurt yok muydu? Leto Aeneas'a yardımcı olmuş ve Truvalıların yanında yer almıştır.





LETO kimdir?
Leto (Latona) ; Kurtların Tanrıçası, bir Dişikurt
Babası Coesus (Kaios-Kaos) (Güneş, Gökyüzü, Zeka, Atmosfer) 
Annesi Phoebe (Phoibe) (Dolunay, bilgelik) ki onlarda Uranüs (Gökyüzü) ve Gaia (Yer) in çocuklarıdır. (Diğer kızları Asterie'dır (Asteria- öngörü, yıldızları okuyan, kehanet, Hekate'nin annesi)
Leto Apollo'yu doğururken bir kurda dönüşür, der Aelian(10.26)
Leto Hera'nın gazabından kaçarken Hyperboreanlı Kurtlar ona yol gösterir, ya da Kurtlar ülkesini arıyordur. Leto'nun Hyperboreanlı olduğunu söyleyenler de vardır. Hyperboreanlı Abaris - Apollo ; Hyperboreanlı Leto ; Hyperboreanlılar = İskitler



Peki Karia? Herodot, Karialıların, efsane kral Atys'in oğullarından biri olduğunu, Lydus/Lydia ve Mysus/Mysia 'nın kardeşi Car/Kar'dan geldiğini yazar. Lelegler ile Karialılar akraba olarak gösterilir. Hatta Karialıların eski adı Leleglerdir, Leleglere de Pelasglar denildiğini Herodot ve Homer de rastlarız. Lelegler ve Karialılar dışında Traklar ve Friglerde Truvalıların yanında savaşmıştır. Bugünkü Yunanistan dan koloniler geldiğinde "Lelegler ile Karialıları" kovduk der. Lydialılar ile Medler yıllar süren bir savaştan sonrasında da Kan Andı içerler, Hellenlerde Kan Andı yoktur.

Miletos bir Karia şehirdir, adı da Hitit kaynaklarında da geçen Millawanda'dır ve MÖ.3500'lere dek geriye gider, ki o dönemde henüz Hitit yoktur! Hatti vardır.




The Metamorphoses of Antoninus Liberalis: A Translation with Commentary, Antoninus (Liberalis- AD 100-300)


Miletus, Apollo ile Minos'un kızı Akakallis'in oğludur. 
Akakallis babasının gazabından korumak için oğlunu ormanda saklar, Apollo'da DİŞİKURT'a onu beslemesi için emir verir. Miletus kurtlar tarafından büyütülür başka yerde bir çobanın onu bulduğunu ve evine getirip büyüttüğü yazar, tıpkı Truvalı Paris'in kaderindeki çobanlık gibi....
Bir de abisi vardır Kydon...O da küçükken Girit'e getirilmiştir, ve her nasılsa onun da hayvanlar tarafından büyütüldüğü söylenir ve adına para basılır, bir kurt emzirir.... 
Acaba Miletus'un ikizi midir ? Bilemem...Ama...
Miletus yetişkin olduğunda Girit'i terk ederek Caria/Karia'ya gelir. 
Milet şehrini kurar, Menderes Nehrinin kızı Kyane ile evlenir ve ikizleri olur ! Kızı Byblis ve oğlu Kaunos (Dalyan). (Başka anlatımlarda ise , Miletus, Karia kralı Eurytus'un kızı Eidothea ; veya Celaenus'un kızı Tragasia ile evlenir ve ikizleri olur)
Girit'te Dişi Kurt....
Miletus'un Dişi Kurt tarafından büyütülmesi...
Miletus'un İkizleri... 
Bana hep Leto'nun ikizleri ile Remus-Romulus ikizlerini hatırlatır.
Bu yüzden Leto'nun bir dişikurt olduğuna inanırım.


Virgil'e göre, Teucer ve halkı büyük kıtlık nedeniyle Girit'ten ayrılır ve Scamander Nehri yakınlarına yerleşirler. "Girit'ten gelen atamız Teucer "...der Virgil Aeneid'ta... Teucer, Truva'nın Atasıdır...onlarda ise At Kutsaldır ve Ektor bir at terbiyecisidir, kurban verirler Skamander (Saka) nehrinin tanrısına....


"Lykia'lıların bu adı almalarının nedeni, tanrıları Apollo Lykeios'a bir kurt (lykos) olarak tapınılmasıydı. Apollo tanrı doğmadan önce anası Leto'nun bir kurta dönüştüğü ya da kurtların onu Apollo'nun doğacağı yere götürdüğü söylenir. Gerçekte Lykia'lılar kendilerine Trmmli diyorlardı; bu ad Yunanca'da ünlüleşerek Termiller biçimini almıştır... İÖ. dördüncü yüzyıla gelinceye değin, Girit'in kimi yörelerinde hala Yunanca olmayan bir dil konuşulmaktaydı"... George Thomson; Tarih Öncesi Ege


"Ellin öncesi bin yıllarda Sümer-Hatti-Girit üçgeninde etkin durumda olan toplumların dili bizim dilimiz gibi eklemeli yapıya sahipti!"... Prof. Dr. Saleh SULTANSOY


Dişi-Kurt efsanesi Etrüsklere aittir, bu kesindir. Etrüsk otağ tipi tümüslerinde Kurt donuna bürünmüş savaşçı freski olmasına rağmen, henüz dişikurt anlatımı bulunamamıştır, çocuk var mıdır, bir midir, iki midir, bilinmiyor.. Yine de MÖ.5.yy'dan kalma bir Etrüsk mezar taşında dişi bir kurt tek bir çocuğu emzirirken görünür. Etrüskler'den "Tarkan" Hanedanlığı Roma'yı MÖ.509 'a kadar yönetmiştir. Roma'yı Romalıların kurduğunu "kanıtlamak" için MÖ.3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu Agustus döneminde de sürekli anlatılır, sırf Roma'yı kuranların Etrüskler olduğunu "Romalılara" unutturmak için.... Aslında Romalılar Etrüsklere çok şey borçludur!
Tyrrheni, Turhenian olarakta geçen Etrüskler Truva'nın düşmesiyle İtalya'ya göçer (MÖ.11.yy). Liderlerinden birinin adı RASENNA'dır. Asenna - Aşina (Çin kaynaklarında) Göktürk hanedanı değil miydi? Lydialıların ilk Hanedanı ATYAD'tır. Kral Atys TURSEN, TURSENOS'un oğludur. Ve kıtlık döneminde Etrüsk ülkesine göçer. Tarkan- Tarkandemos- Tarhan- Tarquin hem Türklerde hem Hattilerde, hem de Etrüsklerde görülüyor. Tur ve Tar, Türk'ün kök kelimesi değil miydi?


Yani demek istediğim:

Dişi Kurt, Kurt Savaşçılar ve Kurttan türeme Türklere özgüdür. Hakkari balballarında da bulunan teke sembolü Göktürklerin Aşina boyunun sembolüdür. MÖ.9.yüzyılan itibaren kullanıldığının kanıtıdır. Elamlarda bulunan Teumman ile Asya Hunların Teoman'ı nasıl akraba ise... 
Leto'nun oğlu Apollo'nun oğlu Miletos'un kurt tarafından beslenmesi gibi....Remus ve Romulus besleniyorsa...
Hyperboreanlı Abaris'ten Avar Türklerine ulaşıyorsak,
Pelasglardan- Etrüsklere - Hyperboreanlı (İskit) Leto'dan 
Doğu'da Batı'ya bir Avrasya coğrafyasında Saka/İskit Türklerinden bahsedebiliyorsak,
RAsenna, Asena, Athena, Aşina'ya da ulaşırız.


Belki konudan konuya atladım ama hepsi birbiriyle bağlantılı. Anlamak için geniş bir açıdan bakmak ve hepsini bilmek gerek. Benim bile aklım karışıyor. Atladığım da olmuştur, okuduklarımı aklımda tutmak isterdim ama olmuyor işte. Yanlış yoldaysam da bilmek isterim, fikir fikiri çağrıştırır.



Truvalı Kahraman Ektor ile Lukiyalı (Lukka-Likya=Kurtların ülkesi) Kahraman Sarpedon'a, Kurtuluş Savaşı'ndaki Kahramanlardan Bugünün Kahramanlarına Selam Olsun.
Sevgiyle kalın,
SB.




Konya - Lycaonia




Kazakistan


EK: 
* Tuğ olarak Kurt Başı'nın sadece Türkler, Türklerle akrabalığı olan veya yoğun bir şeklide Türk kültürü altında kalan halklar kullanmıştır. Tıpkı Strabon'un söylediği gibi :"Dacialılar kurt'a tapar ve sancakları kurt başıdır." Dacialılar'dan da Keltlere geçmiştir, onlarda bazı boylarına Kurt demiştir. Dacialılar Traklardandır, Getae'da denir. Tomris'in Massagetae'sından kopmadır. Çünkü Tomris Romanya'daki Tomi şehrini kuran Ece dir.

* Göbeklitepe'deki hayvan betimlemesini Tilki olarak adlandırıyorlar, bence o bir Kurt.

* Konya'nın da içinde olduğu bölgenin eski adlarından biri de Lycaonia'dır (Kurtların ülkesi) sonradan İconium'a dönüşmüştür. Diğer adı için Azerbaycan'dan Elşad Alili der ki: "Kapadokya - Khita-Khatai"/Demircilerin ülkesi. "Touran the Khatai" diye geçer kaynaklarda yani "Turan Khatai" . "Asur, Mısır yıllıklarında bu ülkenin ismi KHİTA, KHATA gibi geçer. HATTİ şeklini de hatırlayın. Anlamı da "demir" veya "demirciler ülkesi". En eski Ermeni yazılarında İ.S. (5-6 yy.) Kappadokya'nın ismi GMAİR-K, yani KİMMERLER gibi geçer."

Demirciliğin Türk olması bir yana, Tarkan-Büyücü/Kam-Yılan; ilişkisi iyi araştırılmalı.




ÜZERİNDE DİŞİ KURT VE RUNİK YAZISI OLAN ALTIN MADALYON
Bulunduğu yer ; Undley, Lakenheath / İNGİLTERE - MS. 5.yy
İSKANDİNAVYA'DA YAPILDIĞI VE İNGİLTERE'YE GETİRİLDİĞİ VARSAYILIYOR.
Keşiş Bede'nin MS.731 yılında yazdığına göre, Anglo-Saxon'lar MS.449 yılında bugünkü İngiltere adasına gelir. 
MS.450-1066 Anglo-Saxon Dönemi; 3 grup var:
Jütler - bugünkü Danimarka'dan
Saksonlar - bugünkü Hollanda'dan
Anglolar - bugünkü kuzey Almanya'dan








Aelian The Metamorphoses of Antoninus Liberalis: (Leto'nun dişikurda dönüşmesi)
Bora - Hyperborean (Tarkan-Demir)




Girit MÖ. 1450-1300

Girit  - Arthur J.EVANS


Asur MÖ.13.yy köpek diyorlar ama kurt olabilir,
Ayrıca tekelerin de burada olması düşündürücüdür.






EK:
Trojans. Troy. 

The famous city of Ilion, or Troia, is recognised at Hissarlik (“ the little fortress ”) on a western spur of Mt. Ida, by the sacred Skamander river, some 3 miles from the shores of the Aigēan Sea. This was known as Novum Ilium to the Romans, and identified with Troy by Maclaren in 1822 (see Schliemann, Ilios, 1880, p. 19 : and Dr C. Schuchhardt, Schliemann’s Excavations, 1891). The legend related that Ilos was guided by “ a cow of many colors ” to this hill of the Phrygian godess Atē, and
that Zeus threw down from heaven the Palladium—or image of Pallas Athēnē—which fell before the entrance of his tent and fixed the site of his town. Sir G. Cox regards this stone as a lingam.
Homer (Iliad, v, 215) calls Ilion a city of Merop men, apparently “ dispersed ” fugitives. The Trojans were of Thrakian origin (see Trakia) and like other Mysians and Phrygians had migrated from the Danube. Roman writers distinguish two races—the Teucri, and the Phrygians—in Troy, both however apparently Aryans.

[The discoveries of Schliemann represent at least seven consecutive cities on this site, the oldest being 50 feet from the surface. In the first city were found axe heads of diorite and jade : in the second the skeleton of a girl standing erect : she was round headed with prognathous jaws, and must have belonged to quite a different race to that represented by a skull of the third city—probably a Turanian race followed by Aryans. 

The third or “ burnt ” city, supposed to be that of Homeric poems, contained evidence of wide trading relations represented by Egyptian porcelain and glass : hæmatite sling bullets as in Assyria : ivory, gold, silver, copper, with weights, and short early inscriptions in the “ Asianic syllabary ” script.

No less than 9000 gold objects were found, including goblets, diadems, bracelets, earrings, etc. The skulls of this period are long headed. In the fourth city inscribed texts occur. In the 5th, an axe head is of white jade, such as is now not known except in Central Asia. In the 6th city the so-called “ Lydian ” pottery resembles that of Etruria. The 7th city is Novum Ilium dating not earlier than 400 B.C.—ED.]

Faits of man a cyclopaedia of Religions Vol 3/3 by J.G.R.Forlong, 1906,




Lycaon

In the mythology of ancient Greece Lycaon was the legendary first king of Arcadia. He offended the god Zeus by serving him human flesh and was turned into a wolf as a punishment.

Lycaon's father was Pelasgus, the mythical ancestor of the Pelasgians, the earliest inhabitants of Greece. His mother is given various names, but she is always associated with springs or the ocean. Lycaon was thus a child of earth and water. He ounded Lycocoura, the "first city the sun shone on". The games celebrated on Mount Lycaon were sometimes said to be the oldest festivals of their kind held in Greece. Lycaon's birthplace, Arcadia, the landlocked mountainous area in the center of the Peloponnese, was also the native land of the chief god Zeus himself. The arcadians and their predecessors the Pelasgians were believed to have existed before the moon and to have lived off acorns before the development of agriculture. In the archaic and classical period they remained, from the Greek point of view, somewhat primitive - herdsmen more often than agriculturalists, living in scattered settlements that were not as dignified as a poleis, the Greek name for a civilized city-state. Instead of proper shield, the Arcadian warriors carried the skins of bears and wolves.

Gods,Goddesses and Mythology vol.6




Orjinalinde Tanrı diye geçiyor ama o bariz bir şekilde DİŞİKURT
ETRÜSK MÖ.6 yüzyıl
This is a Female Wolf , not God but Goddess or SHE-WOLF
ETRUSCAN 6th c BC














Gideceği yeri bilen NOT:
Zaten ne geliyorsa siz akademisyenler beraber çalışamadığınız için oluyor. Biriniz klasik arkeoloji çalışırken, diğeriniz Orta Asya Türklerini çalışıyor, birbirlerinden habersiz. Biz birleştiriyoruz siz burun kıvırıyorsunuz. Türk tarihini, mitolojisini araştırmak için Mezopotamya, Hellen, Etrüsk ve Roma tarihini, mitolojisini  bilmek zorundasınız. Benim okuduklarımı okumak zorundasınız.Evet herkes Türk değil, ama Türkün gitmediği yer yok. Adı İskit, Avar, Oğuz ne olursa olsun hepsi Türk, kültürüyle, Türk diliyle diğerlerini etkilemiş büyük bir aile. Paylaşımlarım bilimsel değil diyerek kestirip atamazsınız, çünkü hepsi kaynaklıdır. İzlediğim yolu takip edip, sonra da bu "akademisyenler" kendi bulmuş gibi yayın yaparsa da, onları  Gorgon Medusa  çarpsın. Tesadüfe bak, o da Türk çıktı.  GORGO-KORKU-AMAZON




Hakikat şimşeği, fikirlerin çarpışmasından doğar. 
Namık Kemâl