apollo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
apollo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2019 Perşembe

MAVİ LETO



Zeus - LETO, APOLLON, ARTEMİS / MÖ 420-400
Brauron Arkeoloji Müzesi - Yunanistan


Tanrıça Leto'nun lakabı "Mavi"dir. (Hesiod)


Artemis, Apollo ve anneleri Leto Lukkia (Lycia/Likya) da üçlü olarak tapkı görür. Apollo Güneş'i, Artemis Ay'ı temsil eder ve Lukkia da Kurtların Ülkesi demektir. Apollo'nun lakabı olan Lykos da Kurt demek iken Ay'ın hayvanı da Kurt'tur. 

"Doğrusu Lukiya'dır, kökünde LUK-os KURT kelimesi vardır." der Elşad Alili (Dilbilim,Azerbaycan İlimler Akademisi) ve  Lukkialılar Turovalıların en büyük müttefiğidir. Önderlerinden Sarpedon'un adı bile öz be öz Türkçedir.

Lukkia (Lycia) dilinde Artemis'e Ertemi derler ve zamanla Artemis olmuştur. Zaten tüm tanrıçalar anatanrıçadan bölünerek çoğaltılmıştır. Artemis bir Amazondur. Amazonlar İskit ve Kimmerler soyundandır. Heredot, "İskitlerin dilinde Amazonlara Oerpata denildiği"ni yazar, Oerpata- Türkçe Erpata, yani Er öldüren demektir.

Apollo ise Etrüsklerde Apulu, Hititlerde Apulinus'tur. Hatta Apulinus kelimesini Türkçe'deki Alp ile eş tutarlar, çünkü Apollo da bir Alp kişi gibidir. Artemis ve Apollo kelimelerinin Yunanca bir anlamı yoktur. Azra Erhat da Mircea Eliade de de çok net bir şekilde isimlerin Yunanca karşılığı olmadığını belirtir. İkizlerin doğum yeri Anadolu olsa da Hellen mitlerinde Delos olarak geçer (sahiplenmek için.) Likyalı Leto hikayelerde pek anılmaz, Etrüsklerde Letun, Romalılarda ise Latona olur. Leto'nun annesi Phoebe (Dolunay- bilgelik) ve babası Coeus (Güneş - kutupları saran gökyüzü/atmosfer - akıl, zeka, bilgi) birer Titandır. Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardır ve onların bulunduğu Çağ dillerin karıştığı Altınçağ'dır.

"Hera Leto'nun hamile olduğunu öğrenince peşine düşer. Leto doğum yapacak yer ararken "Hyperboreans" dan bir Dişi Kurt rehberliğinde aşağıya iner, (ya da kurt ülkesini arıyordur) ve daha sonra kurtları üstün tutar, saygı gösterir." der Heredot. Göktürkler'deki Asena aslında mavi anlamına geliyor, yani Gök Kurt anlamındadır, bozkurt ise kurdun türüdür. Asena, Çin kaynaklarında Aşina olarak geçer. Etrüsk asil liderlerinden birinin adı da Rasena’dır. Gök Kurt nasıl maviyse Leto'da açık renk tenli ve mavi gözlü olarak tasvir edilir. Ve bilinir ki, özellikle Avar, Kıpçak ve Kuman Türkleri açık renk tenli ve Mavi gözlüdür.

Kanı mavi terimi İngiltere'de I.Elizabeth'in (1533-1603), ya da İspanya'da 12.yy'da derecesi düşük bir asilin oğlu olan Fidalgo-Hidalgo'dan kaynaklandığını söylerler. Hidalgo, zengin adam, birilerinin oğlu demekken mavi kan anlamına dönüşür. Toprak ağası, Şövalye ve Asil soylular için kullanıldığı gibi, sonradan kraliyet soyları da bu kategoriye katılmıştır. Aslında 16.yy da Shakespeare ile efsaneleşmiştir. Shakespeare'n "The Rape of Lucrece" adlı Lucree'n Tecavüzü 7 dizelik şiirinde geçer.

"Onun mavi kanı siyaha dönüşüyordu, her damarında, baharı isterken, bu daralmış damarların beslediği, ölü bedene hapsedilen hayatı gösterir" böylece 'Kralların kanı mavi akar' özlü söz de buradan kaynaklanır.

Latinler asil, Etrüskler alt sınıfa konulmuştur, çünkü Batılılar atalarını Latin ve Greklere bağlamıştır. Halbuki, Latinleri medeniyet ile tanıştıran Etrüsklerdir. Son üç Roma kralı Etrüsk kökenlidir. Roma MÖ 620 ila 509 arası en güçlü şehirdir ve daha öncede belirttiğim gibi Roma şehrini bile Etrüskler kurmuştur. Bütün Etrüsk kralları ilk kralları Tarquin'in adını devam ettirmiştir. Lucree’nin hikayesi uydurma da olabilir. Çünkü biliyoruz ki Etrüsklere ait ne varsa ya silinmiş, ya da zaptedilmiş ve Latinlere, yani bugünkü anlamıyla Romalılara atfedilmiştir, buna dişikurt hikayesi de dahildir.

Bu tecavüz hikayesi şöyle anlatılır:

Etrüskler savaştadır. Bir gece Lucius evine Etrüsk prenslerini getirir, Prens Tarquinius Lucius eşi Lucree'yi beğenir. Konuklar gider, ama ertesi gece eşi evde değilken gizlice gelir, ağırlanır, ama, Etrüsk soylusu Roma kralı Superbus Tarquin’in çapkın olan en küçük oğlu Sextus (bu lakap İngilizceye altıncı (sixth) olarak çevrildiğinden altıncı çocuğu olmalı) Tarquin, yani Tarkan, Lucree'ye o gece tecavüz eder. Lucree'n eşi öğrenir ve "Roma bu kraliyet ailesinden kurtulmalı, hepsi bizim düşmanımızdır" dedikten sonra isyan başlar ve Etrüskler Roma'dan atılır, monarşi sona erer ve Roma Cumhuriyeti dönemi başlar. Tarkanlar ise başka bir şehirde öldürülürler böylece Etrüskler tarihten silinir. Lucree ise intihar etmiştir.

Bu hikayeyi Romalılar hep anlatmıştır, lakin doğruluğu tartışılır. Etrüsklere ait ne varsa kendilerine uyarlamışlardır ve her şey artık Romalıdır, Latindir. 

Dişikurt efsanesinde ise; Roma'yı Etrüsklerin değilde Romalıların kurduğunu kanıtlamak için MÖ 3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu imparator Augustus döneminde sürekli anlatılır ve Romalılar zamanla da her şeylerini Etrüsklere borçlu olduklarını unutur. Buna din, yazı, ordu ve devlet sistemini de ekleyebiliriz.

Bu tarihi çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Bugün dahi bunu yapıyorlar, İskitler İrani dillidir, Hint-Avrupalıdır ya da Türkler 11.yy'da Orta Asya'dan ilk kez Akdeniz havzasına inmiştir diyerek !
Capitoline dedikleri dişikurt ve ikizler heykelindeki dişikurt MÖ 400 den Etrüsklerden kalmadır, ikizler MS 1400 de sonradan eklenmiştir. Etrüsklere ait dişikurt tek çocukludur, bulunan mezar taşı MÖ 6.yy’a aittir, yani Etrüskler tarih sahnesinden, ya da Lucree’in sözde tecavüzünden önceki döneme aittir. Romalılar döneminden kalma Lale Adası Ayvalık'ta emziren dişikurt figürü bulunmuştu, ama zamana yenilmiştir.

Ve Anadolu'da görülen her şey Roma ya da Yunan değildir!


Semra Bayraktar
14 Temmuz 2018.




"Moğolların Gizli Tarihi adlı eserde, Cengiz Hanın Atasının Börte Çino, yani Eril Mavi Kurt, Anasının ise Goa Maral, yani Dişil Ak Geyik olduğu yazılıdır. Bu bağlamda, Türk ve Moğol köken mitlerindeki benzerlik dikkat çekicidir. Başka bir söylenceye göre Hz . Meryem gibi Alan Koa'nın babasız hamile kaldığı anlatılır. Alan Koa yatağında yatarken "Ay Işığı" bedenine girer ve onu hamile bırakır, sonra Mavi bir Kurt şeklinde çıkıp gider. Mitolojilerde "AY" dölleyici özelliğe sahiptir."  - Nuray Bilgili.


9 Mayıs 2018 Çarşamba

Dişi Kurt ve İkizler









Artemis, Apollo ve anneleri Leto Lukkia (Lycia/Likya) da üçlü olarak tapkı görür. Apollo Güneş'i, Artemis Ay'ı temsil eder ve Lukkia da Kurtların Ülkesi demektir. Apollo'nun lakabı olan Lykos da Kurt demek iken Ay'ın hayvanı da Kurt'tur. Lukkia (Lycia) dilinde Artemis'e Ertemi derler ve zamanla Artemis olmuştur. Zaten tüm tanrıçalar anatanrıçadan bölünerek çoğaltılmıştır.


Artemis bir Amazondur. Amazonlar İskit ve Kimmerler soyundandır. Heredot, "İskitlerin dilinde Amazonlara Oerpata denildiği"ni yazar, Oerpata- Türkçe Erpata, yani Er öldüren demektir. Apollo ise Etrüsklerde Apulu, Hititlerde Apulinus'tur. Hatta Apulinus kelimesini Türkçe'deki Alp ile eş tutarlar, çünkü Apollo da bir Alp kişi gibidir. Artemis ve Apollo kelimelerinin Yunanca bir anlamı yoktur. Azra Erat çok net bir şekilde isimlerin Yunanca karşılığı olmadığını belirtir, Mircea Eliade de bunu yazar. İkizlerin doğum yeri Anadolu olsa da Hellen mitlerinde Delos diye geçer :)


Likyalı Leto hikayelerde pek anılmaz, Etrüsklerde Letun, Romalılarda Latona diye geçer. Leto'nun annesi Phoebe (Dolunay- bilgelik) ve babası Coeus (Güneş - kutupları saran gökyüzü/atmosfer - akıl, zeka, bilgi) birer Titandır. Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardır ve onların bulunduğu çağ dillerin karıştığı Altınçağ'dır. Coeus ve Phoebe de Uranus (Gök) ile Gaia (Dünya) nın çocuklarıdır. Leto'nun çocukları da Ay-Artemis ve Güneş-Apollo olması gayet yerindedir..


Burada Dişi kurt ve ikizler benzerliğini de görebiliriz.


"Hera Leto'nun hamile olduğunu öğrenince peşine düşer. Leto doğum yapacak yer ararken "Hyperboreans" dan bir Dişi Kurt rehberliğinde aşağıya iner, (ya da kurt ülkesini arıyordur) ve daha sonra kurtları üstün tutar, saygı gösterir." der Heredot.


Romalılara dişi kurt ve ikizler (ya da tek) Etrüsklerden geçmiştir. Etrüsklere ait "Dişi kurttan emen Tek çocuk" mezar taşı bulunmuştur. Romalılar özellikle Roma'yı kuranların Etrüskler olduğunu gelecek nesile aktarmamak için, tarihte tahrifat yaparlar ve tüm Etrüsk metinlerini imha edip, mitolojik tüm hikayeleri kendilerine göre şekillendirirler. İmparator Augustus döneminde artık hiç kimse Etrüskleri hatırlamaz.


Etrüsklerin Anadolu topraklarından özellikle Truva savaşı (MÖ 12.yy) ile kıtlığın yaşandığı (MÖ 9.-8.yy) Ege kıyılarından göçtüğü bilinir. Etrüskler Türk'tür (Adile Ayda bknz.), Tarkan ve R'Asena adlı liderleri vardır. Göktürkler'deki Asena mavi anlamına geliyordu, yani Gök Kurt anlamındadır, bozkurt ise kurdun türüdür. Asena, Aşina olarak Çin kayıtlarında geçer. Gök Kurt nasıl mavi renkte ise Leto'da açık renk tenli ve mavi gözlüdür. 'Kralların kanı mavi akar' sözü ne kadar da doğrudur :)


Etrüsklere Tursha ya da Tyrrhen denildiği gibi, Lykialılar da kendilerine Trmmli der. Etrüsklerin bir diğer ataları da Pelasglardır ve mitolojide ataları Pelasgus'un oğlunun adı Lycaon'dur, yani Kurt. Pelasglar Truvalıların müttefiki olup o da Türktür. Ek olarak Truvalıların yanında savaşan Lykia prensi Sarpedon'un adı da Türkçedir: Sarp.


Kolonileşme ile gelen Hellenlere ise göçtükten sonra bu tanrı ve tanrıçalar geçer. Prof.Fahri Işık'ın da dediği gibi: "Hellenler kültür göçü yapmamıştır", yani kültürleriyle gelmemiş, burada şekillendirmiştir. Hatta Athena adı bile Hellence değildir, Truva savaşından sonra Truva'dan alıp götürmüşlerdir.


Hyperboreanlar ise İskit Türklerinin bir boyudur, kuzeyde yaşarlar. Bora Türkçedir ve kuzeyin soğuk rüzgarıdır. Bora aynı zamanda antik dönem Balkanlarda Buri olarak Tacitus'un kitabında geçer, Kurt'tur o, komşuları vardır Neuriler, her yıl don değiştirerek kurt kılığına girerler. Tıpkı Truvalı Dolon'un kurt kılığına girip düşman hatlarına geçmesi gibi, tıpkı Romalıların öncü kuvveti olan İskitlerin kurt kılığında gezmeleri gibi. İskandinavların ata saydıkları Odin'in babasının adı Bur iken dedesinin adı da Buri'dir, o da Kurt'tur. Heredot'ta geçen ve İskit Türklerinin atası olan Targitaos'un annesi bugün Dyneper denilen Borysthenes ırmağının kızıdır. Bory-sthenes kelimesi de Boru olarak okunuyorsa Bory-Bori-Börü ve Bora olarak da okunabilir. Ve Bora aynı zamanda Suvar Türklerinde de görülür. Hunların da atası sayılan, göçebe olarak atıyla gezen tanrıları Sabazios ile Suvarlar da en eski Türklerden değil midir? ;)

Hyper ise büyük anlamındadır. Leto, Hyperborean'dan bir dişi kurt tarafından mı getiriliyor, yoksa Leto'nun kendisi mi bir Dişi kurttur? Tabi ki kendisi bir dişi kurttur. Çünkü yolculuk sırasında doğum sancıları başlar ve dişi bir kurda dönüşür. Ayrıca Apollo'nun rahibi olarak geçen Abaris de Hyperborean'lı olarak anılır. Abaris, Avar Türklerinin antik dönem adıdır ve Abaris bir kamdır (Şaman kelimesi Türkçe değildir).


Bir arkadaşımın (T.Can) yorumunu da buraya aktarayım: "Leto, Aleto isminden gelebilir mi acaba? Al Büyük /Kutsal demek Et/İt ... İT aynı zamanda kadim türkçede Kurt demektir. Japonlarda örneğin İto kurt demektir. Al Et O = Al İt O yani 'Büyük Kutsal Kurt O' manasında." Bu söylediği mümkündür, isimlerin her dile göre değiştiği aşikardır ve 3000 yıl da uzun bir zamandır.


Bir Karia şehri olan Miletos/Milet MÖ.2000-1000 yıllarında Hitit kaynaklarında geçen Millawanda ile aynı yerdir. MÖ.3500 'e kadar giden bir tarihi vardır ve o dönemde Hititler, Anadolu'nun yerlisi olan Hatti ülkesini henüz işgal etmemiştir! Hellen istilasında Millawanda adı Miletos/Miletus olarak değiştirilmiştir. Ve her zaman yaptıkları gibi buna da bir kuruluş efsanesi uydurmuşlardır. Miletos kuruluş efsanesine göre, Atinalı Kodros'un oğlu Neleus koloniciler başında Miletos'a gelmiş ve Miletoslu erkeklerin hepsini öldürerek onların eşlerini/kızlarını alıp Miletos'u bir koloni olarak yeniden kurmuşlardır. (Tarihi MÖ 3500 lere kadar inen bir şehri nasıl da kendilerine mal ediyorlar, gayet net görülüyor.) Niye Miletos'a değindim esas şimdi anlaşılacak.


Mitolojiye göre, Miletus, Apollo ile Minos'un kızı Akakallis'in oğludur. Akakallis babasının gazabından korumak için oğlunu ormanda saklar, Apollo'da oğlunu beslemesi için Dişikurt'a teslim eder. Bir de abisi vardır Miletus'un, Kydon. O da hayvanlar tarafından büyütülür. Adına basılan paraların üzerinde emziren bir Dişikurt vardır. Miletus'un da ikizleri vardır; kızı Byblis ile oğlu Kaunos (Dalyan).


[ bu arada eski Hellence de 'y' harfinin okunuş şekli 'u' dur, yani Kydon- kidon değil Kudon'dur; tıpkı Etrüsklerin diğer adı Tyrrhen'in Turhen-Turhan-Turan olarak okunması gibi ]


Dişikurt tarafından beslenen = Apollo'nun oğulları Miletus ile Kydon 
Apollo ile Artemis'in annesi, bir Dişikurt olan tanrıça Leto... hep aynı bölgede...


Artemis'in sembolleri; Geyik (İskit ve Hattiler'de bolca görürüz), köpek (kurt bile olabilir !), okçuluk (bozkır savaşçıları, İskitler - Amazonlar), ay (kurtların sembolü), bereket (Anadolulu anatanrıça).

Apollo'nun sembolleri; Güneş, okçuluk, defne ağacı (Efeler içinde kutsaldır), lir (Marsiyas'ın flütüne karşı, flüt İskitlerden geçmedir), oğlu Asklepios'un eğitimini atadam olan Cheiron'a verir (atadam İskitlerden esinlenerek üretilmiş mitolojik bir karakterdir).


Aslında hep aynı hikayeler, herkes kendine göre yontmuş... Dişikurt Leto ile İkizler: 
Apollo-Artemis / Miletus-Kydon / Byblis-Kaunos / Remus-Romulus (Roma, Capitoline dedikleri dişikurt ve ikizler heykelinde dişikurt MÖ 400 iken, ikizler MS 1400 dendir). Ve bunların hiç biri tesadüf değildir ;)


Saygı ve selamlarımla, 
SB



ARTEMİS-LETO-APOLLO'nun Üçlü olarak anavatanı LETOON'dan MOZAİK DÖŞEME
Fethiye Müzesi


Smintheion Apollo Kutsal alanının Truva bölgesinde olması da tesadüf değildir. Bu kutsal alanın bulunduğu Troas bölgesine Pelasglılar yerleşmiştir, hatta buradaki şehirlerine de Larissa demişlerdir. Ayrıca yukarıda da belirttiğim gibi Pelasgların mitolojideki ataları Pelasgus'un oğlunun adı Lycaon'dur, tıpkı Apollo'nun lakabının Lykos olması gibi. Larissa Pelasglara ait bir kelimedir ve gittikleri her yere götürmüşlerdir. İtalya'daki Liri (Liris) nehrine bakan bir Pelasg kalesi vardır, adı da Larissa'dır. Selanik'te Larissa, Mysa'da (Bandırma-Erdek) Larissa, Suriye'de Larissa (Schizar) Kyme (Aliağa) yakınlarında Larissa, ki Büyük Cyrus (Kiros) buraya Mısırlı birçok asker yığdığı için "Mısır (Egypt) Larissa"sı deniliyordu (D'Anville göre de Larusar). Girit (Crete- Mitolojiye göre Miletos'un geldiği yerdir) de de Larissa vardır. Ee, Pelasglar da Karialılar, İonyalılar, Lukkialılar, Leleglerin ve Etrüsklerin de atası olduğuna göre Dişikurt efsanesi tamamen yerine oturur...
SB






4 Ekim 2017 Çarşamba

MİTOLOJİDE TIP ve AYDIN’IN ANTİK DÖNEM HEKİMLERİ




“Doktor hastaya kuşatılmış bir şehir gibi bakmalı ve onu tüm imkanlarıyla 
kurtarmaya çalışmalıdır. Sanat ve bilim onun emrindedir.”
Trallesli Aleksander




Sözde tıbbın babası olan Hippokrat andı (ki kendisinin değil de öğrencileri tarafından yazıldığı düşünülür) şu cümleyle başlar: "Hekim Apollo ve Asklepios, Hygia, Panacea ve bütün tanrı ve tanrıçalar adına..."


Apollo’nun, Truva Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya farklı zaman dilimlerinde göçen (1) Hellenlerin (Grek) tanrı panteonuna girdiği bilinir. “Grek” kökenli olmadığının en büyük kanıtı ise, Apollo kelimesinin, tıpkı kardeşinin adı Artemis gibi, Yunanca olarak açıklanamamış olmasıdır. 


Mitolojide “Tıp” tanrısı olarak kabul edilen Asklepios ise Apollo’nun oğludur. Apollo, Teselya (2) kralının kızı Kronis ile birleşir, Kronis hamile kalır ama sadık değildir. Apollo onu diri diri yakarak cezalandıracaktır, lakin oğlunun ölmesini istemez ve annesinin karnından çıkarır, büyütüp eğitmesi için de bir "Kentaur"a verir.


Khiron adlı Kentaur’dan doğadaki ilaçlarla tedavi yöntemlerini öğrenen Asklepios diriltmeyi de öğrenmiştir. Fakat amcası olan yeraltı tanrısı Hades, dünyasının boş kalacağından korktuğu için Asklepios’u dedesi Zeus’a şikayet eder ve dedesi tarafından cezalandırılır. Çünkü, ölmüş olan ölü kalmalı ve diriltilmemelidir, ölümsüzlük yalnızca tanrılara mahsustur. Apollo oğlunu öldüren babasına kızar ve Zeus’a yıldırımlar yapan Kyklop (Kiklop)ları öldürür ve oğlunu göklere yerleştirir. Artık Asklepios  “Yılanı Tutan” anlamına gelen “Ophiuchus (Yılancı)” takım yıldızı olmuştur.


Ayrılmayan bir ikili olan Yılan ile Hayat Ağacı Mezopotamya’dan beri şifanın, hayatın ve de ölümsüzlüğün sembolüdür. Asklepios elinde tek bir yılanın sarmaladığı bir Asa tutar. Belli ki, Hayat Ağacı burada bir Asa’ya dönüştürülmüştür. Bu sembol tıp camiasında, Asklepios kelimesinden türetilen Escülap adını alır. Asklepios Hekim-Tıp tanrısı iken kızları ve oğulları da sağlıkla ilgili tanrı ve tanrıçaları olmuştur. Örneğin, Asklepios’un kızlarından Hygieia temizlik, sağlık yani hijyen anlamındadır. Homer'e göre Şifacı anlamına gelen "Paeon" tanrı ve tanrıçaları iyileştiren hekimdir ve Hesiod ile Homer döneminden sonra da "Paeon" iyileştirme güçleri olan Apollo ile Asklepios'un soyadı olarak kullanılmıştır. Yalnız, Apollo sadece şifanın değil, vebanın da tanrısıdır… 


Hekim Tanrısı Asklepios’a adanan en ünlü tapınaklardan biri Bergama’dadır. Asklepion olarak adlandırılan şifahanede, tıpkı Selçuklu ve Osmanlı döneminde de kullanılan, müzikli ruhsal tedavileri uygulanırdı. Halbuki bu tip tedavi uygulamaları o dönemin Avrupa’sında henüz yoktur.


Buraya kadar her şey normal geliyor değil mi?  Ama olayların gelişmesinde büyük bir terslik var, hem de birkaç yüz yıldır süren bir terslik. Medeniyetten yoksun (batılıların deyimiyle yazıyorum) “aşağı uygarlık”tan olan bir “Doğulu”, medeniyet sahibi “yüksek uygarlık” tan gelen bir “Batılıya” eğitim veriyor öyle mi?.. “Aşağı uygarlık”tan olan halk “yüksek uygarlık”tan olan halkı eğitemez, bu kültürel oluşumlara ters düşer. İster yerli halk olsun, isterse göç ile gelen halk olsun, hangisinin kültürü ileri düzeyde ise, o halk aşağı düzeyde olan halkı eğitmiştir. Tersi mümkün değildir.


Antik çağda barbar kelimesi Yunanca konuşmayanlar için söylenmiş olsa da, tarihin ilerleyen zamanlarında vahşi ve uygarlıktan yoksun medeniyetler için de söylenmiştir. Siyasal açıdan çıkarları bulunanlar 19.yy’dan itibaren “Grek” ve “Roma” medeniyetinin “eder değerini” yükseltmiştir. Çünkü, “Batılılar” Yunan ve Roma medeniyetini ataları olarak ilan etmiş, ondan öncesini de yok saymıştır. Avrupalı’nın eğitim sistemine ancak 19.yy’da girmiş olan “Grek” ve “Roma” dersleri, tek taraflı olarak anlatılmış ve sürekli pohpohlanmıştır. Diğer yandan ise, “Doğulular” hep aşağı medeniyet olarak anlatılmış, hiçbir şey bilmedikleri, her şeyi “Yunan” ve “Roma”lılardan öğrendikleri ima edilmiştir. Halbuki olaylar tam tersi gelişmiştir. Çünkü, Yunan ve Roma medeniyeti Mezopotamya ve Mısır’a göre daha dünkü çocuk sayılır. Yunan mitolojisi MÖ 800’lerden sonra gelişirken, Roma mitolojisi Pelasgların torunları Etrüsklerden etkilenmiştir ki, Pelasgların bir kolu olan İonlar (Grek kökenli değillerdir, ama göç sonrası karışmıştır) Anadolu’dayken diğer bir kolu olan Etrüskler de Anadolu topraklarından gitmedir. Yani her iki uygarlığın tanrı panteonunun kökeni aynıdır, ama zamanla tanrılar çoğaltılmış, ağıza göre isimlendirilmiştir.



KENTAURLAR

İskitler at üstünde savaşır, yer, uyur ve gerektiğinde de göçerdi. Atıyla bütünleşmiş olan bu Türk boylarını, onları bizzat görmemiş ama hikayelerini duymuş olanlar, hayallerinde atlı insanları canlandırmaya başladı. Böylece mitolojik hikayelerinin At Adamları ortaya çıktı. İnsan hayvan karşımı mitolojik figürlerin anavatanı Mezopotamya’dır. Sakaların (Batılılar İskit olarak anarken, Doğulular Saka der) atası sayılan Kassiler’e ait (MÖ 13.yy) bir mühürde bile insan-at karışımı figürler görülür. 


(Resimdeki kanatlı At-Adam, Türk kültüründeki Tulpar'dır.)



At Adam Khiron zeki ve bilgilidir. Herkes ondan eğitim almış gibidir. Sadece sağlık eğitimi değil müzik, liderlik ve ahlak eğitimi de vermiştir. Lakin kendisi bir doğuludur, bu sebeple de vahşi ve barbar Kentaur’lardan olmamalıdır, soyunu değiştirmek gerekir!.. Böylece diğer Kentaurlar’dan ayrı tutulmuştur. 


Genel tasvirlerde At Adamların üstü insan, gövdesi de at’tır. Ama, Kentaurlar çıplak ve bacakları at şeklinde iken, Khiron giyinik, ön bacakları da insan bacakları olarak tasvir edilmiştir. Bunun arkasında, tabi ki “bir doğuludan eğitim almalarını kendilerine yediremedikleri” düşüncesi yatar. Çünkü bilinen bir gerçek vardır ki, o da Kimmerler-İskitler her zaman için Kentaurlarla eş tutulmuştur. Bu Türk boylarının mitolojiye yansıma şeklidir.


Khiron’un da bir İskit-Şifacı Kam olması büyük bir olasılıktır. Sağlık ve tedaviler hakkında her şeyi bilen Khiron, Herkül tarafından yanlışlıkla atılan zehirli bir okla vurulmuştur ve her nasıl olduysa da bunun bir tedavisi yoktur! Ölümsüzlüğünden vazgeçen Khiron Zeus tarafından gökyüzüne yerleştirilir. Böylece Khiron Centaurus ya da Erboğa takımyıldızı olarak ölümsüzleşir… Mitolojiler biraz tarih, biraz gerçek, biraz da masaldır. “Grek” “İskit” uçurumu açılınca, galiba kendilerine “batılı” bir eğitmen bulup “doğuluyu” öldürme yoluna gittiler. Tabi bu sadece benim düşüncem, ama geniş açıdan bakınca da başka bir anlam yükleyemiyorum...


Bilge Khiron sadece Asklepios’u da eğitmemiştir; Truva Türkleri’nden Hektor’u öldüren Aşil (Akhilles) gibi nice “Hellen” kahramanlarını, ya da Doğu’nun bilgeliğini temsil eden Sümer kökenli Altınpost’un peşinde, doğuya yelken açan Jason gibi liderleri de eğitmiştir. 


Bir önceki makalemde Hipokrat’ın tıbbın babası olmadığını anlatmıştım. Burada da Tıp/Hekim tanrısı olarak kabul edilen (mitolojik karakter de olsa) Asklepios’un, eğitimini bir "Doğulu"ya borçlu olduğunu öğrendik. 




Resim: Türk runik yazıya eşlik eden İskit/Saka üslubu avcı-savaşçı Türkler. Erken Ortaçağ dönemi kaya üstü resimlerinden bir çizim. 
Kırgızistan'daki kayaüstü tasvirlerinin büyük bir bölümü MÖ 1000 dönemine kadar geriye gider. 
6 nolu çizim bir AT-ADAM, yani KENTAUR'dur.
Yer: Koçkar ile Talas Vadisi, Tanrı Dağları - Kırgızistan
(Kaynak: Eski Türk Kaya Resimleri - E.Miklaşeviç, Samaşev, Tabaldiev, Soltobaev)





TRALLESLİ ALEKSANDER

Doğu Roma (ancak 16.yy’dan sonra Bizans olarak anılır) İmparatoru Justinian'ın döneminde tıp eğitimi veren okulların olup olmadığı, hastanelerin stajyer yetiştirip yetiştirmediği uzmanlar arasında hala tartışma konusudur. Hatta, anatomi hakkında resmi bir eğitimin verildiğine dair kanıt da yoktur. Bununla birlikte, MÖ 1.yy’dan MS 3.yy’a kadar Roma imparatorluğu döneminde Sezar, Augustus, Vespasianus ve Trajan gibi Romalı imparatorlar tarafından hekimlere; vatandaşlık ve maaş hakkı, vergi ve askerlikten muaflık, örgütlenme hakkı yanında fakir çocukların bile önünü açan öğrenim hakları verildiği bilinmektedir.


Doğu Roma hekimlerinden olan Trallesli (Aydın) Aleksander, tıp uygulamaları ile eczacılık bilgilerini aktardığı “On İki Kitap (Twelve Books)”, “Ateşli Hastalıklar İncelemesi (Treatise on Fevers)” ve parazitoloji incelemesi olan “Bağırsak Solucanlarına Dair Notlar (Letter on İntestinal Worms)” kitapları günümüze kadar gelmiştir. Bu kitapları Latince ve Arapça’ya çevrildiğinden “doğulu” hekimler ile eczacılar tarafından biliniyor ve saygı görülüyordu. En çok bilinen çevirisi ise 19.yy’da düzenleyip yorumlayan, kimya ve farmakoloji (ilaç) araştırmacısı Alman T.Puschmann tarafından yapılmıştır. 


Pushmann’a göre, Aleksander’ın tıp ve eczacılık bilgisi, bırakın antik dönemi bugün için bile önemlidir. Aleksander kitabında özellikle eczacılıktaki bilgilerini babasının arkadaşı olan Cosmos’tan aldığını belirtir. Doğu Roma döneminde henüz bilinmeyen “doğululara” özgü bitkisel tedavileri onunla batıya duyurulmuştur. 


Demek ki, MS 6.yy’da yaşamış olan Aleksander da Askleipos’tan pek farklı değildi. Doğululara özgü tedavi yöntemlerini, Hindistan ile Doğu Roma arasında ticaret yapan Cosmos’dan aldığı ek bilgiler sayesinde genişletebilmişti. "Indicopleustes" (Hindistan Yelkencisi) olarak ta anılan ve Sri Lanka, Hindistan ile Arabistan arasında ticaret yapan Cosmos doğudan edindiği bilgileri, batılıların “antik dönemin ünlü doktorları” arasına yerleştirdiği Aleksander’a aktarmıştı.


Aleksander ile ilgili en geniş bilgiyi Doğu Roma tarihçisi Myrinalı (Aliağa) Agathias yazmıştır. İmparator Justianus için de çalışmış olan Agathias, Aleksander’ın  525'te Aydın'da doğduğunu ve diğer dört kardeşi gibi hekim olan babası Stephen sayesinde iyi bir eğitim aldığını yazar. Stephen beş oğlunu da meslek sahibi yapmıştır ki, bu o dönem için büyük bir başarıdır. Aleksander, yaraların temizlenmesini, cerrahi müdahaleleri, kemiklerin yerine oturtulmasını,  adamotu ile afyonla anestezi uygulamalarını, babası Stephen’in yanında çıraklık yaparak öğrenmiştir.


Anestezi, zehir ve büyü için kullanılan, ayrıca Shakespeare’n Othello’da “uyku şurubu” diye bahsettiği Adamotu’nun, Hititlere gelin gidip kraliçe olan Hurri kökenli Puduhepa’nın memleketi olan Tatarlı Höyük’te (Tatarlı Köyü-Ceyhan-Adana) de bulunması MÖ 2000’lerde de kullanıldığını gösterir, ki Prof.Dr.Şahin Aksoy Babil döneminden günümüze kalan tabletlerde, tıpta kullanılan 120 kadar mineral ilaç ile iki katı kadar da bitkisel ilaç adının geçtiğinden bahseder.  Tatarlı Höyük yakınlarındaki Anavarza antik kentinden olan hekim Dioskorides’te (MS 1.yy) anestezi olarak Adamotu kullanıldığını yazmıştır. 


Aleksander kitaplarında diğer hekimlerden de bahseder. Bunların arasında  MS 1.yy’da yaşamış Suriyeli hekim Archigenes’ten aktardığı tılsımlı tedavi şekilleri de vardır. Tılsım ve muska tedavileri psikoterapide çokça kullanılmıştır. Bir hastanın inancı da bunda etkilidir, çünkü iyileşmenin birinci kuralı iyileşeceğine inanmaktır. Aleksander da buna inanmış ve kolik hastaları için (kamların kullandığı gibi) muskalar önermiştir. Bu muska sekiz köşesi olan bir dairedir ve üzerine de  "kaç, kaç safra zehri, taçlı lark seni arıyor" yazdırmıştır. (3)


Aleksander Bergamalı Galen'in teori ve uygulamalarından etkilenmiş olsa da, onu eleştirmekten kaçınmamıştır. Hipokrat'ın psikoloji ve patoloji üzerine yaptığı araştırmaların üzerinde daha çok çalışarak, kendi terapilerini ortaya çıkarmıştır. Roma’ya yerleşmeden önce birçok bölgeyi dolaşmış, lokal tedavileri ve ilaçları öğrenerek bilgisine bilgi katmıştır. Tıp eğitim sisteminde beceri kazanmak ve uzmanlaşmak için usta doktorlara eşlik eden gençler vardır, bu sebeple de çırak yetiştirdiği varsayılır. MS 605 Roma’da ölünceye dek de hekimlik yapmaya devam etmiştir.


Aleksander Justianus için çalışmamış olsa da, diğer üç kardeşi İstanbul’da çalışmıştır. Anthemius mimar-mühendis iken, Metrodorus kraliyet çocuklarına eğitim veren okulda görevlidir. Olympius ise Justinias’un hukuk danışmanlığını yapmıştır. Dioscurus ise Aydın'da kalıp abisi gibi başarılı bir hekim olmuştur. Kardeşler arasındaki en ünlü kişi ise Kutsal Hikmet Kilisesi, yani Ayasofya'nın başmimarı Anthemius'tur. Nike İsyanı sırasında 532 yılında yıkılan Ayasofya, beş yıl gibi kısa bir sürede inşa edilerek 537’de ibadete açılmıştır. Ayasofya’nın diğer mimarı ise Miletli (Balat) İsodorus'tur. 1500 yıllık Ayasofya ise hala ayaktadır...







Diğer hemşehirli antik dönem hekim ise MS 1.yy’da yaşamış olan Trallesli Thessalus’tur. Hayatı hakkında fazla bir şey bulunmayan Thessalus baba mesleği yerine tıbbı seçmiştir. Fakirlerin tıp eğitimi almasını sağlayan yasa ancak MS 3.yy’da yazıldığı halde büyük bir başarıyla tıp eğitimi almış ve döneminin ünlü hekimlerinden biri olmuştur. Aynı zamanda, kurucusu Bitinyalı (ya da Prusiaslı, şimdiki Konuralp) eczacı-hekim Asclepiades (MÖ 2.yy)’un da öğrencisi olan, ama Laodikyalı Themison’un kurduğu varsayılan Laodikya Methodik (Yöntemsel) okulunun da bir üyesidir. Bu okulda hastalar diyet, egzersiz ve müzik ile tedavi edilirdi. Hekim Thessalus, MS 58-63 Roma-Part savaşında, bir İskit boyu olan Part Türkleriyle barış antlaşması yapan “çılgın” lakabıyla anılan Roma imparatoru Nero için çalışmış ve Roma’da ölmüştür. Günümüze kalan birkaç el yazması dışında, tüm çalışmaları tarih içinde yok olup gitmiştir. 



Sağlığınıza...
Semra Bayraktar
KUYETA, Temmuz-Ağustos 2017, sayı 115-116



Dipnot ve kaynaklar:
(1) Prof.Dr.Fahri Işık bu göçün bir kültür göçü olmadığını, kültürü bu topraklardan aldıklarını yazar.
(2) Teselya'nın merkezi şehri Osmanlı döneminde Yenişehr-i Fener olarak anılan Larissa'dır. Nüfusun çoğunluğu Türklerden oluşurken, 1924 nüfus mübadelesiyle boşaltılmıştır. Antik dönemde ise "Grek" olmayan "Grekçe" konuşmayan Etrüsklerin atası sayılan Pelasgların "Grekler"den önce yerleştiği şehirdir. Bir çok araştırmacıya göre Pelasglar Türk kökenlidir. Hatta, Atatürk'ün okuduğu kitaplar arasında yer alan ve 19.yy'da Fransız tarihçi Henri Berr tarafından yazılan "Yunan Halkının Oluşumu" kitabında geçen şu mısra çok önemlidir:" Larisa adı yok olmuş dillere ait gibi gözükmekte ve 'kale surlarla çevrilmiş kent' anlamına gelmektedir. Biz bu ilkel topluluklara Pelasg adını veriyoruz. Çünkü bu ad eskiler tarafından Hellenlerden önce bulunan ve Hellence olmayan dili konuşanlara verilmiştir. Fakat Pelasgların gerçekte kim olduklarını bulmaktan vazgeçiyoruz..". Neden vazgeçtiklerini herhalde anlamışsınızdır!
(3) (flee flee, poison of bile, the crested lark is looking for you) lark, bir çeşit kolon tedavisi olup daha fazla bir bilgi yoktur. Şifa ile kötülüğe karşı koruyucu etkisi olduğuna inanılan altı köşeli yıldızlar padişah gömleklerine tılsım olarak işlenmiştir. Mühr-i Süleyman olarak da anılan bu yıldız Asya Hunları'nın (Noin-Ula Kurganı-MÖ 1.yy) kullandığı bir damgadır ve İsrail'in sembolüyle hiç bir ilgisi yoktur. Çünkü Yahudiler bunu ancak 1897 yılında Ziyonistlerin teşvikiyle sembolleri olarak kabul etmişlerdir. Antalya çevresinde 14.yy'da kurulan Tekeoğulları Beyliği'nin bayrağında da altı köşeli yıldız vardır. Ne yani şimdi onları da mı Yahudi ilan edecekler? Her gördüğümüz altı köşeli yıldız Yahudilere ait sanılmasın. İncil veya Tevrat'ta bunun Yahudiliği simgelediğine dair bir ifade de yoktur.

Azra Erat Mitoloji Sözlüğü ; Mircea Eliade Dinler Tarihine Giriş ; The Life and Times of Alexander of Tralles - John Scarborough ; Oxford Dictionary of Medical Quotations- Peter McDonald ; A Dictionary of Greek and Roman biography and mythology. By various writers. Ed. by William Smith.






ilgili:






17 Temmuz 2016 Pazar

Side - Nar



SİDE kelimesi NAR anlamına geldiği gibi, NAR en erken dönemde de kent için kullanılan bir motiftir.


Apollo Tapınağı







Side'nin baş tanrısı Apollon boynunda pelerine benzeyen bir giyim parçası ile bir yanında yayı, diğer yanında oktanlığı ile betimlenmiştir. Köşelerde ise akanthus yaprakları ye alırken sadece bir köşede yarışmalarda birinci gelen atlet ve müzisyenlere verilen çelenk bulunmaktadır. Anadolulu bir tanrı olan Apollo Side'de şehrin kurucu tanrısı olarak tapınım görmüştür. Onuruna Pythia Bayramı kutlandığı bilinir, ama hiçbir zaman kehanet ocağı olmamıştır. Özellikle MS 2. yüzyılın sonu ile 3.yüzyılın başında Apollon Athena’dan daha çok önemsenmeye başlamıştır.






Kentin baş tanrıçası Athena başında miğferi, elinde mızrağı, kalkanı ve kutsal hayvanı yılan. Kaset köşelerinde ise palmiye dalı, rozet, Side'nin simgesi Nar ve zafer çelengi var. Athena Side'de köken bakımından Yunan Athena'sından ayrılmaktadır. Tanrıça savaşçı kimliği betimlenmiş olsa da Side Athenası'nın en belirgin atribüsü NAR'dır. Nar Anadolu ve Mezopotamya'da bereketi simgelediği için ana tanrıça kültü ile birleştirilmiştir. Bu yüzden Side Athena'sının özünde de eski bir toprak ana kültü yattığı düşünülmelidir. Athena Tapınağı ayrıca Asyl* yetkisi de almıştır.

[* Asylia, Hellenistik dönemde Laik ve İlahi kanunlar arasında bir dokunulmazlık zırhına sahip demektir ve Tapınaklara verilen bir özelliktir. Suçlu dahi olsa, kişi korunmak için tapınağa sığınabilirdi.-SB]






Artemis avcı kıyafeti ve oktanlığı ile betimlenmiştir. Köşelerde geyik ve iki köpek yer alır. Artemis diğer tanrılara göre daha küçük ve özensiz tasvir edilmiştir. Bunun sebebi Perge ile Side arasındaki soğuk savaştır, çünkü Artemis Perge'nin baş tanrıçasıdır. Apollo'nun ikiz kardeşi olduğu için tapınım görmüştür, ama Artemis Pergaia ile kesinlikle benzerliği yoktur.







Kybele başında diadem, kale tacı ve üzerine çektiği manto ile betimlenirken, bir yanında ayinlerde kullanılan ortası delik sığ bir kase olan phiale, diğer yanında tympanon (tef) yer alır. Köşelerde ise iki aslan, ziller ve Attis başlığı yerleştirilmiştir. Kybele Side sikkelerinde aslan üzerinde sıklıkla betimlenmiştir. Eski Anadolu kültlerinin Roma İmparatorluk Dönemi içlerine kadar yaşatıldığı da görülmektedir.








Dionysos'un kadınsı büstü metal bir Hydria üzerine yerleştirilerek çevresi sarmaşık dalları ile daire içine alınmıştır. Köşelerinde iki çam kozası*, zil, lagabalon (üzerine keçi ayağı postu geçirilmiş sopa), pan flütü, çifte balta, auloi (çift borulu flüt) ve üzüm salkımı bulunur. Dionysos tiyatronun koruyucu tanrısıdır.

[* Bu çam kozası bana göre enginardır. Çünkü, enginar akşamdan kalanlara iyi gelir ve afrodizyak özelliği vardır. Bu yüzden de Dionysos Şenlikleri'ne daha uygun düşer. Hatta 16.yy'da afrodizyak özelliği yüzünden kadınlar tarafından tüketilmesi yasaklanmıştır. 1946'da Marilyn Monroe'yu Enginar Güzeli seçmeleri de tesadüf değildir.-SB]






Dikkat çeken bir başka blokta ise orta kısmında bir ay ve yedi kollu yıldız betimlemesidir. Her iki yanında bulunan parçalar içerisinde dört kolu uzun, dört kolu biraz daha kısa Makedonya yıldızına (Makedonya yıldızı 16 kolludur) benzer betimlemeler bulunmaktadır. Buradaki Ay-yıldız Men kültü ile bağlanmak istenmiştir. Yalnız Side'de Men Kültü ile ilgili buluntular da yazıtlar ve mimari buluntular bunu destekler nitelikte değildir. Side şehrinde P tapınağı olarak isimlendirilen yapı Mansel tarafından Men Tapınağı olarak adlandırılmıştır. Tapınağın ithar yazısı bulunmadığı gibi, sözü edilen bezemeler arasında Men kültü ile ilintili bir bezemenin de olmayışı burasının bir Men tapınağı olduğu konusunda büyük bir şüphe uyandırmaktadır.

Prof. Dr. Hüseyin Sabri ALANYALI
Side Kazı Başkanı - link
Side Kazıları - link






KÜN-AY betimlemesi Göbeklitepe, Mezopotamya ve Orta Asya'da görülür.
Anadolu'daki her antik şehir ve betimlemeler Hellen (Grek) veya Roma demek değildir. Bu topraklarda Milattan Önceki dönemlerde de Türk vardır. Ve de Türk Tarihi ile ilgili verileri takip edenler bunun farkındadır.


"Türk bayraklarında hilal vardır ama Arap bayraklarında yoktur. Hilal, daha çok Türklerin etkisinde olan ülkelerin bayrağında mevcuttur." - link













Antalya Türkiye'nin en büyük üreticisi olmakla birlikte, Türkiye dünyada Hindistan ve İran'dan sonra üçüncü sıradadır.(link)

Batılılar ise Nar'ın faydalarını daha yeni öğreniyor ;)







We already knew :)

Pomegranates reveal its powerful anti-aging secret

ilgili makale
Pomegranate finally reveals its powerful anti-aging secret
Intestinal bacteria transform a molecule contained in the fruit with spectacular results








SB


27 Haziran 2016 Pazartesi

KURT




Kurtlarla ilgili iki konuda araştırma yapmıştım. 
Biri Kurt donuna bürünme diğeri Dişi Kurt:
Ama yazım yanlızca Kurtlarla ilgili değil....

Etrüsk Mezar Taşında Tek  Çocuk ve Dişi Kurt
Felsian Stele , detay , MÖ.5.yy - Bologna



Pelasgların atası sayılan Pelasgus'un oğlunun adı Lycaon, yani Kurt'tur. Lycaon'un doğum yeri denize kıyısı olmayan dağlık bölge Arcadia olarak geçiyor. (Ayrıca Arcadia ile Arka kelimesinin benzerliği de düşündürücüdür.'Eski ve Modern Türkler - Mustafa Celâlettin Paşa' kitabında; Türkçe Arka - latince Arcus - Yay/Sadak anlamında: zaten arkada taşınıyor. diyor. Ve Archer yani Okçu kelimesi buradan türetiliyor. ) Hellenlerden önce yörenin yerli halkı olan Pelasglar, Lycaon Dağı olarak ta anılan bölgede festivaller düzenliyorlar. Arcadia savaşçıları Kurt ve Ayı (sonradan Rusların simgesi!) postlarını giyermiş, yani Kurt donuna bürünürmüş. Bu Truva'da da var. Truvalı Dolon da Kurt postuna bürünerek düşman hattına sızmak ister, fakat yakalanır. Dolon Kırgızlarda bir boy adı olarak geçer.


Truva'nın düşmesinden sonra dağılan halkın bir kısmının kuzeye göç ettiği bir gerçektir. Odin'in babasının adı Bur (Borr-Burr) ve dedesinin adı Buri'dir. Bizim Börü yani. (Thor ise oğlu.Tor-Tur-Tar Türk kelimesinin kökenindeki gibi). Asgaard'tan geldiği de belirtilir. Anadolu'nun batısındaki As Türkleri, As/Az ile başlayan topografik adlarından bazıları; Assuwa (Ege bölgesinde), Astarpa (K.Menderes), Astike (Trakya Ovaları) gibi ; Prometheus'un insanoğlunu çamurdan yaratıp ateşi, yani bilgiyi, aydınlamayı insanoğluna vermesinin dışında eşinin adının Asia olması gibi... Vikinglerin arasında Tyrker adlı bir kişinin olması da Teucer'i akla getirir. Truvalılar da kendilerine Teucer diyordu: Teucer=Tucer=Türk Er gibi ve Hektor'un (Ektor) Tyrkland'ın asil prensi olarak anılması gibi.... Atlamadan hatırlatayım, İsveçli bir akademisyen İskandinavların arasına Hunların da karıştığını söyler.


Odin'in de Kurt postuna bürünen savaşçıları vardır, İskitlerde de. Kurt postuna bürünen vahşi ve gözü kara savaşçılar paralı asker olarak Roma İmparatorluğunda en önde görev almışlardır. Kurt donuna bürünme Amerika yerlilerinde de görülür. Hatta Washington yöresinden Quileutes ve Kuzey Amerika bölgesinden Kwakiutl Amerika Yerlileri Kurt'tan türediklerine inanırlar. Şimdi can alıcı noktaya geliyoruz. Orta Asya Türklerinde de var olan bu olay Moğollarda da var ve sanki onlara mahsusmuş gibi batılılarca anlatılır. Lakin kimse düşünmez 13.yy'dan önce Orta Asya'nın batısında, yani Anadolu'da Moğollar ne gezer! Demek ki bu kültürü Türkler yaymıştır ve de Türk kültürüdür; Serdengeçtiler, Başıbozuklar... Ve Batı'daki Kurtadam efsaneleri de bu savaşçılardan doğmuştur.


Schliemann kitabında Athi'den bahseder. Asur dönemine ait bir tablette dişi bir Köpek veya Kurt'tan iki yavru süt içer, sunakta da bir baykuş vardır. Baal cycle yazıtlarında "Athi'den kim süt içecek" diye yazar. Athi Karkamış'ın (Gaziantep) büyük tanrıçasıdır. (Asur ve Babil'deki büyük şehirlerin adı Turani olması bir yana...) Truva'da bulunan baykuş formlu vazolar Athi ile ilintilidir. Schliemann "Yunanlılar Truva'da görüp ödünç aldı" der. Athi Athena'ya dönüşür sembollerinden biri Baykuş diğeri Yılan'dır. Tatar Türklerinin bayraklarında Baykuş ve Ejderha vardır. Ejderha aynı zamanda Yılan'dır.


Kalevala, 19. yüzyıl epik şiir eseridir ve Elias Lönnrot tarafından derlenmiştir. Fin sözlü folklor ve mitolojisini anlatır. Elias Lönnrot Finlandiya'daki "TURKU" Kraliyet Akademisi'nde okumuştur. Ve KALEVALA şiirinde de "ATHI" ve "TYRYA (TURYA)" kelimeleri geçer.


Athi başlangıçtaki su'dur, Türklerdeki Akgöl'den (Süt gölü) gibi. Amerika yerlilerinde Samanyolu'na "Kurt Yolu" denir ki Samanyolu Hellenlerin efsanesinde Hera'nın sütüyle oluşmuştur. Süt gölünden (ak göl) alınan bir damla süt ile insanlara "ilk ruh"un verilmiş olduğu kabul edilmektedir. Süt, tıpkı Kımız gibi kutsaldır. Şamanlarla ilgili hikâyelerde, Şamanın hasta olanları pişirilmiş süt ile tedavi ettiği geçmektedir. Ayrıca cübbesinde Erlik-Han'ın dünyasından Yılanlar tasvir edilir. Saka/İskit Türkleri Atların Bereketi bayramında Kımız içer. Kımız dolu çanağa kan damlatarak da Ant içer... Tıpkı Lidyalılar'ın Medler'le barış antlaşması yapması gibi....


Bilgamış'ın yaptıkları sonraki dönem mitlerde Herkül'e geçer....
Herkül Köroğlu ile aynı kişidir....Köroğlu'nun oğlu da bir Kurttan Süt içer....Apollo gibi Köroğlu da Işık aktaran delikanlıdır....ve Herkül Sakaların Atasıdır.


Herkül (Erkül) de Hera'dan süt içer. Herkül Yılanları boğar ama aynı zamanda Gelon'un da babasıdır. Gelon-Jelon-İlan-Yılan bir İskit boyu, yani Kayı boyumuz. Jül sezar Gay derken Kayı'dan bahseder. Sezar Etrüsk kökenlidir. Etrüsk kül kaplarında, Makedon ve İskit paralarının üzerinde IYI damgaları görülür. Ayrıca Etrüsk heykel sanatının aynısını Kassitilerde de gördüm, aynı yüz, aynı biçim, sanki kopyası....(link)


"Si(Kay) kabilesinin tamgası yılandır, kay yılan demektir... Don Kıpçakların Ejderha - Kimak Uran-Kay halkından inme olduğunu... Şarukan, büyük Ruh veya totem olarak ejderha anlamındaydı" der Ahincanov. Fergusson da Yılan kültünün  ve Demirciliğin Turani olduğunu yazmıştır. Yılan aynı zamanda Demir'i işleyenlerin sembolüdür denilir. Etrüskler'de İtalya'ya gittiğinde Demirci Millet olarak tanınmıştır. Ve aynı zamanda da Yılan şifacılarında sembolüdür. Anadolulu Apollo da Pythia adlı ejderi yener ve bilgeliğin, kehanetin tanrısı olur. Halbuki bu ejder-kral/tanrı/kahraman savaşını Sumer ve Hattilerden etkilenmiş Hititlerde de görürüz. Gök Tanrısı Telipinu'nun İlluyanka Ejderi ile savaşı efsanesi Hatti kökenlidir. Mevsimlerin dönüşümüdür, tıpkı Hades'in kaçırdığı Persophene'nin annesi Demeter ile buluşması gibi. Tatarların bugün kutladığı Sabantui Bayramı. (Sabazios)


Prometheus işte o ejderdir, yani Türk kültüründeki Evren'dir. Adı gibi geleceği gören yani Zamanın efendisidir ama Apolloya geçmiştir ve kehanet tapınaklarının baş tanrısı ilan edilir. Burada Hellenlerin doğulu bir tanrıya doğulu bir tanrıyı öldürtmesi görülür. (Hellenler yazıya MÖ.8.yy'da geçmiş olsa da yazının yerleşmesi MÖ.6.yüzyılı bulur.) Ve tıpkı Prometheus'un ışık olması gibi Apollo'da bir ışıktır, Güneştir sonradan Helios olur. Abdülkadir İnan "Oracle" kelimesini güneş dil teorisine göre Türkçe olduğunu öne sürer, " kökü Irk'tır - Türk mitolojisinde kain, filozof ve hakimin adı olarak geçer Irkıl Ata - Yakutlar'da An Argıl'dır - Buryatlar'da Irgıl Böge" der. Ki Kehanet Anadolu'dan Hellenlere geçmiştir. Kam olan Hyperboranlı Abaris bir Apollo rahibidir, oku ve atıyla gezer. Abaris Avar Türkleridir. Hyperboranlılar ise İskit boyudur.


"Athena Yunanca açıklanamamıştır" der Eliade ile Erat, tıpkı Apollo ve Artemis'in açıklanamaması gibi. TH sesi Türkçe'de yoktur. Athena Asena da olabilir Athi'de olabilir. Babası Zeus'tan doğar, niye? Çünkü üretilmiştir tıpkı Dionysos'un Zeus'tan doğması gibi. Hellen halkının benimsemesi önemlidir, tıpkı Romalıların Etrüsklerden çaldığı dişikurt efsanesi gibi..


Ki Zeus Frig tanrısı olarak geçen Sabazios'tan doğmadır, Güneydoğu Anadolu'da Suvar-Subar-Sibir olarak ta anılan Saban bir İskit boyudur, gökyüzünde gezen atlı bir göçebe olarak tasvir edilir. Sibirya'nın isim babasıdır. Suvar-Subar Kimmer-Hun-Bulgar-Çuvaşların da atasıdır.


Burada Gordion (İngilizcede Gordium diye geçer) adının da Kördüğüm'den geldiğini iddia ediyorum. Friglerin kralı Midas'ın da Muşkili Mişka - Kaşkalardan olabileceği söylenir. Kaşkalar ise bir İskit boyudur. Hitit kayıtlarındaki Xalub tur, yani meşhur Excalibur'un türediği kelime. Arthur ise Artahır olarak geçer Alanlar'da, ozandır hikayecidir. Ki Atilla'nın da kılıcı sayılır çünkü İskitler ile Hunlar akrabadır ve Atilla'nın hükümdarlığı altında yaşarlar. EK olarak İskender bu kördüğümü kesip doğuya vardığında İskit kralının kardeşi ile karşılaşır, ona da Cartharsis demişler, halbuki bu kardeşi kelimesinin kendisidir. İskit kralı İskendere şöyle der: Buraya dost olarak geldiyseniz misafirimsin, ama düşman olarak geldiysen, bilki biz seninle Tuna'da hemhududuz." Bu da demek oluyor ki, Doğu İskitleri ile Batı İskitleri birdir, akrabadır. Doğu ve Batı İskitlerin kültürü de birdir. Yani İskender ile Hellen kültürü henüz Doğu'ya ulaşmamıştır!


Kybele'nin oğlu olan ya da himayesi altında olan Dionysos'ta farklı değildir, öz be öz Anadoluludur. Bacchus - Bağcı'dır derler ve asmanın yanında ağacın kovuğundan doğmuştur, ağaçların da tanrısıdır derler. Tıpkı Kıpçak kelimesinin Ağaç kovuğu olması veya Uygurların ağaçtan doğma efsanesi gibi. Friglerdeki Anatanrıça olan Kybele / Kubaba / Matar ne denirse densin, bir heykelinde elinde kupa ve kuş vardır, tıpkı bizim Taşbabalarımızda olduğu gibi....


Ayrıca;
Erikhthonios'un oğlu Pandion I Atina'nın 5.kralı ve efsanevi kurucusudur (! 5.kraldan sonra olması ilginç değil mi?, MÖ.1437-1397'ye yerleştiriliyor). Onun zamanında Atinalıların Demeter ve Dionysos ile tanıştırıldığı söyleniyor. Babası tarafından Tanrı Hephaestus'un torunu (Hephaestus Pelasglı değil miydi? Pelasg-Türk). Ve bu çağda üzüm bağı İkarios tarafından Hellenlere tanıtılıyor. Ondan öncesi yok! Demeter Mezopotamya'daki Nisaba'dir bilgelik ve öğretme tanrıçası olması dışında toprak tanrıçası olarak tahıl ve hasat ile de ilişkilidir. Kızkardeşi Ninsun'da Bilgimış'ın (Gılgamış) annesidir. Yani Demeter=Nisaba. ya da Bilgelik tanrıçası Athena=Nisaba gibi...


Demeter: Çiftçilerin, ekmeğin Tanrıçasıdır İlk ve Son Bahar'da, (aslında Ekinoks'ta görünüp kaybolan) Bereketin, açlığın-tokluğun (Meşe ağacı ile kendini yiyen Erysikhthon mitolojisi) simgesidir. Gizemli [mysteria (ölüler diyarı ile iletişime geçen Şaman/Kam gibi )] Eleusisli Triptolemos'a Ejder arabasını (Prometheus, Ejder, Evren), dünyaya tarımı öğretmesi için verip gönderen tanrıçadır... Posedion'dan olma Ölümsüz At Arion'un da annesi .... "Cadı" olarak tanımlanan (kadın şaman/kam) Hekate/Ekate'yi de kölesi olarak yanına alan tanrıçadır. Ki Hekate ondan daha eskidir, MÖ.3binlere kadar iner ve de öz be öz Anadoluludur. Elinde meşalesi ile Kurt, köpek veya kısrak olarak ta tasvir edilir. Tıpkı kuzeni Artemis gibi gezegeni Ay'dır ve Hekate'nin teyzesi Leto'dur. Daha çok Karia'da tapınım görmüştür. Ayrıca Hekate İskitlerde Papaios'un eşi olan ve Büyük Bacı anlamına gelen Api'si ve Umay Ana ile benzerlik gösterir. Hekate ruhları öte dünyaya taşır. Api'nin bacakları iki yılan gibi yanlara açılırken Hekate'den türeyen Etrüsk Scylla'ların da bacakları iki yana açılan yılan şeklindedir. Herkül'de bacakları yılan olan biriyle evlenmiştir.


Elam demişken o coğrafya'ya gidelim:
İskender Lahti diye adlandırılan Lahitin sidon kralı Abdalonymos'a ait olduğu bilinir. Akhunların Eftalit haricinde diğer bir adı da Abdaly'dir. Türk kültüründe görülen Abdallar da diğer bir kanıttır. Ve lahitin üzerindekiler Pers savaşçıları değil İskit savaşçılarıdır, pantalon ve başlık en belirgin özelliktir. Asur kralı Aşurbanipale yenilen Elam kralının adı da Te'umman'dır. Yani Mete'nin babası Teoman ile aynı adı taşır. Ya Elam Kralı Atalumman'a ne demeli? sonuçta ATA Türkçe kökenli değil miydi? Bir de Urtaki var adı bilinmiyor, lakabı denmiş, Urtaki Ortak kelimesini çağrıştırır ki kralın ortağı veya amcasıdır. Bu kadar veri bir tesadüf olamaz....

(Kıpçak - Hun - İskit - Kimmer - Elam)


Gelelim Artemis ile Apollo ve tabi ki anneleri Leto'ya

Artemis'in asıl adı ERTEMİ'dir, Ay tanrıçasıdır. Apollo'nun lakabı Kurt'tur, "Apollo Lykeios" . Anneleri Leto ise (az bilinir) Kurtların Tanrıçası'dır ve Lykia-Lukia (Likya) ile Karia bölgesi en çok tapınım gördüğü yerlerdir. Karialılar ile Lelegler Pelasglarla akraba değil miydi? Pelasglarda Kurt yok muydu? Leto Aeneas'a yardımcı olmuş ve Truvalıların yanında yer almıştır.





LETO kimdir?
Leto (Latona) ; Kurtların Tanrıçası, bir Dişikurt
Babası Coesus (Kaios-Kaos) (Güneş, Gökyüzü, Zeka, Atmosfer) 
Annesi Phoebe (Phoibe) (Dolunay, bilgelik) ki onlarda Uranüs (Gökyüzü) ve Gaia (Yer) in çocuklarıdır. (Diğer kızları Asterie'dır (Asteria- öngörü, yıldızları okuyan, kehanet, Hekate'nin annesi)
Leto Apollo'yu doğururken bir kurda dönüşür, der Aelian(10.26)
Leto Hera'nın gazabından kaçarken Hyperboreanlı Kurtlar ona yol gösterir, ya da Kurtlar ülkesini arıyordur. Leto'nun Hyperboreanlı olduğunu söyleyenler de vardır. Hyperboreanlı Abaris - Apollo ; Hyperboreanlı Leto ; Hyperboreanlılar = İskitler



Peki Karia? Herodot, Karialıların, efsane kral Atys'in oğullarından biri olduğunu, Lydus/Lydia ve Mysus/Mysia 'nın kardeşi Car/Kar'dan geldiğini yazar. Lelegler ile Karialılar akraba olarak gösterilir. Hatta Karialıların eski adı Leleglerdir, Leleglere de Pelasglar denildiğini Herodot ve Homer de rastlarız. Lelegler ve Karialılar dışında Traklar ve Friglerde Truvalıların yanında savaşmıştır. Bugünkü Yunanistan dan koloniler geldiğinde "Lelegler ile Karialıları" kovduk der. Lydialılar ile Medler yıllar süren bir savaştan sonrasında da Kan Andı içerler, Hellenlerde Kan Andı yoktur.

Miletos bir Karia şehirdir, adı da Hitit kaynaklarında da geçen Millawanda'dır ve MÖ.3500'lere dek geriye gider, ki o dönemde henüz Hitit yoktur! Hatti vardır.




The Metamorphoses of Antoninus Liberalis: A Translation with Commentary, Antoninus (Liberalis- AD 100-300)


Miletus, Apollo ile Minos'un kızı Akakallis'in oğludur. 
Akakallis babasının gazabından korumak için oğlunu ormanda saklar, Apollo'da DİŞİKURT'a onu beslemesi için emir verir. Miletus kurtlar tarafından büyütülür başka yerde bir çobanın onu bulduğunu ve evine getirip büyüttüğü yazar, tıpkı Truvalı Paris'in kaderindeki çobanlık gibi....
Bir de abisi vardır Kydon...O da küçükken Girit'e getirilmiştir, ve her nasılsa onun da hayvanlar tarafından büyütüldüğü söylenir ve adına para basılır, bir kurt emzirir.... 
Acaba Miletus'un ikizi midir ? Bilemem...Ama...
Miletus yetişkin olduğunda Girit'i terk ederek Caria/Karia'ya gelir. 
Milet şehrini kurar, Menderes Nehrinin kızı Kyane ile evlenir ve ikizleri olur ! Kızı Byblis ve oğlu Kaunos (Dalyan). (Başka anlatımlarda ise , Miletus, Karia kralı Eurytus'un kızı Eidothea ; veya Celaenus'un kızı Tragasia ile evlenir ve ikizleri olur)
Girit'te Dişi Kurt....
Miletus'un Dişi Kurt tarafından büyütülmesi...
Miletus'un İkizleri... 
Bana hep Leto'nun ikizleri ile Remus-Romulus ikizlerini hatırlatır.
Bu yüzden Leto'nun bir dişikurt olduğuna inanırım.


Virgil'e göre, Teucer ve halkı büyük kıtlık nedeniyle Girit'ten ayrılır ve Scamander Nehri yakınlarına yerleşirler. "Girit'ten gelen atamız Teucer "...der Virgil Aeneid'ta... Teucer, Truva'nın Atasıdır...onlarda ise At Kutsaldır ve Ektor bir at terbiyecisidir, kurban verirler Skamander (Saka) nehrinin tanrısına....


"Lykia'lıların bu adı almalarının nedeni, tanrıları Apollo Lykeios'a bir kurt (lykos) olarak tapınılmasıydı. Apollo tanrı doğmadan önce anası Leto'nun bir kurta dönüştüğü ya da kurtların onu Apollo'nun doğacağı yere götürdüğü söylenir. Gerçekte Lykia'lılar kendilerine Trmmli diyorlardı; bu ad Yunanca'da ünlüleşerek Termiller biçimini almıştır... İÖ. dördüncü yüzyıla gelinceye değin, Girit'in kimi yörelerinde hala Yunanca olmayan bir dil konuşulmaktaydı"... George Thomson; Tarih Öncesi Ege


"Ellin öncesi bin yıllarda Sümer-Hatti-Girit üçgeninde etkin durumda olan toplumların dili bizim dilimiz gibi eklemeli yapıya sahipti!"... Prof. Dr. Saleh SULTANSOY


Dişi-Kurt efsanesi Etrüsklere aittir, bu kesindir. Etrüsk otağ tipi tümüslerinde Kurt donuna bürünmüş savaşçı freski olmasına rağmen, henüz dişikurt anlatımı bulunamamıştır, çocuk var mıdır, bir midir, iki midir, bilinmiyor.. Yine de MÖ.5.yy'dan kalma bir Etrüsk mezar taşında dişi bir kurt tek bir çocuğu emzirirken görünür. Etrüskler'den "Tarkan" Hanedanlığı Roma'yı MÖ.509 'a kadar yönetmiştir. Roma'yı Romalıların kurduğunu "kanıtlamak" için MÖ.3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu Agustus döneminde de sürekli anlatılır, sırf Roma'yı kuranların Etrüskler olduğunu "Romalılara" unutturmak için.... Aslında Romalılar Etrüsklere çok şey borçludur!
Tyrrheni, Turhenian olarakta geçen Etrüskler Truva'nın düşmesiyle İtalya'ya göçer (MÖ.11.yy). Liderlerinden birinin adı RASENNA'dır. Asenna - Aşina (Çin kaynaklarında) Göktürk hanedanı değil miydi? Lydialıların ilk Hanedanı ATYAD'tır. Kral Atys TURSEN, TURSENOS'un oğludur. Ve kıtlık döneminde Etrüsk ülkesine göçer. Tarkan- Tarkandemos- Tarhan- Tarquin hem Türklerde hem Hattilerde, hem de Etrüsklerde görülüyor. Tur ve Tar, Türk'ün kök kelimesi değil miydi?


Yani demek istediğim:

Dişi Kurt, Kurt Savaşçılar ve Kurttan türeme Türklere özgüdür. Hakkari balballarında da bulunan teke sembolü Göktürklerin Aşina boyunun sembolüdür. MÖ.9.yüzyılan itibaren kullanıldığının kanıtıdır. Elamlarda bulunan Teumman ile Asya Hunların Teoman'ı nasıl akraba ise... 
Leto'nun oğlu Apollo'nun oğlu Miletos'un kurt tarafından beslenmesi gibi....Remus ve Romulus besleniyorsa...
Hyperboreanlı Abaris'ten Avar Türklerine ulaşıyorsak,
Pelasglardan- Etrüsklere - Hyperboreanlı (İskit) Leto'dan 
Doğu'da Batı'ya bir Avrasya coğrafyasında Saka/İskit Türklerinden bahsedebiliyorsak,
RAsenna, Asena, Athena, Aşina'ya da ulaşırız.


Belki konudan konuya atladım ama hepsi birbiriyle bağlantılı. Anlamak için geniş bir açıdan bakmak ve hepsini bilmek gerek. Benim bile aklım karışıyor. Atladığım da olmuştur, okuduklarımı aklımda tutmak isterdim ama olmuyor işte. Yanlış yoldaysam da bilmek isterim, fikir fikiri çağrıştırır.



Truvalı Kahraman Ektor ile Lukiyalı (Lukka-Likya=Kurtların ülkesi) Kahraman Sarpedon'a, Kurtuluş Savaşı'ndaki Kahramanlardan Bugünün Kahramanlarına Selam Olsun.
Sevgiyle kalın,
SB.




Konya - Lycaonia




Kazakistan


EK: 
* Tuğ olarak Kurt Başı'nın sadece Türkler, Türklerle akrabalığı olan veya yoğun bir şeklide Türk kültürü altında kalan halklar kullanmıştır. Tıpkı Strabon'un söylediği gibi :"Dacialılar kurt'a tapar ve sancakları kurt başıdır." Dacialılar'dan da Keltlere geçmiştir, onlarda bazı boylarına Kurt demiştir. Dacialılar Traklardandır, Getae'da denir. Tomris'in Massagetae'sından kopmadır. Çünkü Tomris Romanya'daki Tomi şehrini kuran Ece dir.

* Göbeklitepe'deki hayvan betimlemesini Tilki olarak adlandırıyorlar, bence o bir Kurt.

* Konya'nın da içinde olduğu bölgenin eski adlarından biri de Lycaonia'dır (Kurtların ülkesi) sonradan İconium'a dönüşmüştür. Diğer adı için Azerbaycan'dan Elşad Alili der ki: "Kapadokya - Khita-Khatai"/Demircilerin ülkesi. "Touran the Khatai" diye geçer kaynaklarda yani "Turan Khatai" . "Asur, Mısır yıllıklarında bu ülkenin ismi KHİTA, KHATA gibi geçer. HATTİ şeklini de hatırlayın. Anlamı da "demir" veya "demirciler ülkesi". En eski Ermeni yazılarında İ.S. (5-6 yy.) Kappadokya'nın ismi GMAİR-K, yani KİMMERLER gibi geçer."

Demirciliğin Türk olması bir yana, Tarkan-Büyücü/Kam-Yılan; ilişkisi iyi araştırılmalı.




ÜZERİNDE DİŞİ KURT VE RUNİK YAZISI OLAN ALTIN MADALYON
Bulunduğu yer ; Undley, Lakenheath / İNGİLTERE - MS. 5.yy
İSKANDİNAVYA'DA YAPILDIĞI VE İNGİLTERE'YE GETİRİLDİĞİ VARSAYILIYOR.
Keşiş Bede'nin MS.731 yılında yazdığına göre, Anglo-Saxon'lar MS.449 yılında bugünkü İngiltere adasına gelir. 
MS.450-1066 Anglo-Saxon Dönemi; 3 grup var:
Jütler - bugünkü Danimarka'dan
Saksonlar - bugünkü Hollanda'dan
Anglolar - bugünkü kuzey Almanya'dan








Aelian The Metamorphoses of Antoninus Liberalis: (Leto'nun dişikurda dönüşmesi)
Bora - Hyperborean (Tarkan-Demir)




Girit MÖ. 1450-1300

Girit  - Arthur J.EVANS


Asur MÖ.13.yy köpek diyorlar ama kurt olabilir,
Ayrıca tekelerin de burada olması düşündürücüdür.






EK:
Trojans. Troy. 

The famous city of Ilion, or Troia, is recognised at Hissarlik (“ the little fortress ”) on a western spur of Mt. Ida, by the sacred Skamander river, some 3 miles from the shores of the Aigēan Sea. This was known as Novum Ilium to the Romans, and identified with Troy by Maclaren in 1822 (see Schliemann, Ilios, 1880, p. 19 : and Dr C. Schuchhardt, Schliemann’s Excavations, 1891). The legend related that Ilos was guided by “ a cow of many colors ” to this hill of the Phrygian godess Atē, and
that Zeus threw down from heaven the Palladium—or image of Pallas Athēnē—which fell before the entrance of his tent and fixed the site of his town. Sir G. Cox regards this stone as a lingam.
Homer (Iliad, v, 215) calls Ilion a city of Merop men, apparently “ dispersed ” fugitives. The Trojans were of Thrakian origin (see Trakia) and like other Mysians and Phrygians had migrated from the Danube. Roman writers distinguish two races—the Teucri, and the Phrygians—in Troy, both however apparently Aryans.

[The discoveries of Schliemann represent at least seven consecutive cities on this site, the oldest being 50 feet from the surface. In the first city were found axe heads of diorite and jade : in the second the skeleton of a girl standing erect : she was round headed with prognathous jaws, and must have belonged to quite a different race to that represented by a skull of the third city—probably a Turanian race followed by Aryans. 

The third or “ burnt ” city, supposed to be that of Homeric poems, contained evidence of wide trading relations represented by Egyptian porcelain and glass : hæmatite sling bullets as in Assyria : ivory, gold, silver, copper, with weights, and short early inscriptions in the “ Asianic syllabary ” script.

No less than 9000 gold objects were found, including goblets, diadems, bracelets, earrings, etc. The skulls of this period are long headed. In the fourth city inscribed texts occur. In the 5th, an axe head is of white jade, such as is now not known except in Central Asia. In the 6th city the so-called “ Lydian ” pottery resembles that of Etruria. The 7th city is Novum Ilium dating not earlier than 400 B.C.—ED.]

Faits of man a cyclopaedia of Religions Vol 3/3 by J.G.R.Forlong, 1906,




Lycaon

In the mythology of ancient Greece Lycaon was the legendary first king of Arcadia. He offended the god Zeus by serving him human flesh and was turned into a wolf as a punishment.

Lycaon's father was Pelasgus, the mythical ancestor of the Pelasgians, the earliest inhabitants of Greece. His mother is given various names, but she is always associated with springs or the ocean. Lycaon was thus a child of earth and water. He ounded Lycocoura, the "first city the sun shone on". The games celebrated on Mount Lycaon were sometimes said to be the oldest festivals of their kind held in Greece. Lycaon's birthplace, Arcadia, the landlocked mountainous area in the center of the Peloponnese, was also the native land of the chief god Zeus himself. The arcadians and their predecessors the Pelasgians were believed to have existed before the moon and to have lived off acorns before the development of agriculture. In the archaic and classical period they remained, from the Greek point of view, somewhat primitive - herdsmen more often than agriculturalists, living in scattered settlements that were not as dignified as a poleis, the Greek name for a civilized city-state. Instead of proper shield, the Arcadian warriors carried the skins of bears and wolves.

Gods,Goddesses and Mythology vol.6




Orjinalinde Tanrı diye geçiyor ama o bariz bir şekilde DİŞİKURT
ETRÜSK MÖ.6 yüzyıl
This is a Female Wolf , not God but Goddess or SHE-WOLF
ETRUSCAN 6th c BC














Gideceği yeri bilen NOT:
Zaten ne geliyorsa siz akademisyenler beraber çalışamadığınız için oluyor. Biriniz klasik arkeoloji çalışırken, diğeriniz Orta Asya Türklerini çalışıyor, birbirlerinden habersiz. Biz birleştiriyoruz siz burun kıvırıyorsunuz. Türk tarihini, mitolojisini araştırmak için Mezopotamya, Hellen, Etrüsk ve Roma tarihini, mitolojisini  bilmek zorundasınız. Benim okuduklarımı okumak zorundasınız.Evet herkes Türk değil, ama Türkün gitmediği yer yok. Adı İskit, Avar, Oğuz ne olursa olsun hepsi Türk, kültürüyle, Türk diliyle diğerlerini etkilemiş büyük bir aile. Paylaşımlarım bilimsel değil diyerek kestirip atamazsınız, çünkü hepsi kaynaklıdır. İzlediğim yolu takip edip, sonra da bu "akademisyenler" kendi bulmuş gibi yayın yaparsa da, onları  Gorgon Medusa  çarpsın. Tesadüfe bak, o da Türk çıktı.  GORGO-KORKU-AMAZON




Hakikat şimşeği, fikirlerin çarpışmasından doğar. 
Namık Kemâl