mavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2026 Cumartesi

Mavi Boncuk

 

Altay dağlarında bulunan 2400 yıllık mezar

Altay dağlarına yakın bir yaylada tahmini 2400 yıl öncesine ait bir mezar bulundu. Mezarda bulunan iskeletin üzerindeki kolyeler dikkat çekiciydi. Kolye hala canlı renklerde, sarı ve mavi tonlarında.

Kazıların koordinatörü, Novosibirsk Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nden Andrei Borodovszkij, “Altay Dağları’nda birçok tarihi kalıntılar var ve hepsi birbirinden değerli” dedi. Borodovszkij, kolyelere zarar vermeden tekrar ilk günkü haline getirmek için millefiori tekniğini kullandı.

Kolyedeki boncuklar bugünkü nazar boncuklarına oldukça benzer nitelikteydi. Bazı boncukların da Mısır’dan getirilmiş olacağı belirtildi. Borodovszkij, “Sibirya her zaman medeniyetler arası geçiş bölgesi olmuştur. Kolyenin direk kendisi veya Mısır etkileri ise İpek yolu üzerinden Sibirya’ya gelmiş olabilir” dedi. Kemiklerin ve diğer bulguların hangi yıla ait oldukları, daha uygun koşullarda profesyonel bir ekiple belirlenecek.

Araştırmacılar, şimdiye kadar yapılan araştırmalara ve öngörülere göre 25 yaşında ölen kadının soylu bir aileden gelen din görevlisi (rahibe) olduğunu belirtiyor. Rahibe olduğunun neredeyse kesin olduğu, çünkü büyüsel işlemlerde kullanılan bronz eşyalara ve aynalara sahip olduğu öğrenildi.

Journal of Eurasian Studies (Avrasya Araştırmaları Dergisi) editör yardımcısı Obrusánszky Barbara, “bulgulardan anladığımız üzere, rahibe kendini cinsel içerikten arındırmış bir yaşam tarzını benimsemiş olabilir. Bu yaşam tarzının bozkır yaşamına tamamen yabancı olduğunu ve kolyelerle beraber Mısır etkisinin daha net olduğunu söylüyor, ancak kadının da Mısırlı olmadığını, bu da Moğolistan ve Sibirya bölgesinde kadınlara yönelik sınıfsal bir ayrımcılığın olmadığını göstermektedir” dedi.

Rahibe, bir varsayıma göre, Prenses Ukok’un yakını veya hizmetçilerinden biri olabilir. Prenses Ukok, Pazırık kültürü içerisinde, Ukok yaylasında bulunmuş soylu biriydi. Mezarı çok iyi korunmuş biçimde 1993’te bulunmuştu. M.Ö. beşinci yüzyıla ait bir mezar olduğu düşünülüyor, ancak mumyanın laboratuvara dikkatsizce taşınmasından dolayı tam kesinliği bulunmamaktadır.

Altay Bölge Müzesi Müdürü Tanya Balueva, rahibenin de Prenses Ukok gibi Moğol ve Kafkas tipinin kesin özelliklerini barındıran İskit-Sibirya ırkından olduğunu, söyledi.

Bilim ve Kültür , Mart 2013



Gözleri Çakmak Çakmaktı


Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu,

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki,

Şayak kalpaklı adam,

Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden,

Güzel, rahat günlere inanıyordu.

Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki

Mavzerinin yanında, Birdenbire beş adım sağında,

O'nu gördü. Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.  Paşalar: "Üç" dediler.


Sarışın bir kurda benziyordu,

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

Eğildi, durdu. Bıraksalar,

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak,

Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak,

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.


Nâzım Hikmet / Kuvâyi Milliye



Mavi Tanrıça

 


Adları ve kökenleri Grek olmayan Alp (Apollon) ile Erdem (Artemis)'in anneleri Dişi Kurt Leto'nun (Lada/Ata) lakabıydı 'Mavi'. Kült merkezi Lukkia (Likya)'nın anlamı da 'Kurtların Ülkesi'ydi. Gümüş Yaylı Apollon'un lakabı Lukeios (Kurt)'tu, 'Kurtların Efendisi'ydi. Öyle ki Kurt Adamlardan korunmak için gümüş kullanılıyordu. Bu Kurt Adam miti ise Saka, Hun, Türk Kağanlığı gibi Türk boylarının öncü kuvvetleri olan Kurt Savaşçılarından türemişti. Turovalı Dolon bile kurt postuyla düşman hattına casusluk yapmak için gitmişti. Lukkialı liderlerden Sarpedon'un adı bile tanıdıktı; Sarperu Türkçede "parlak tüylü kurt" anlamındaydı. Hatta Apollon'un oğlu olan Miletos ki Ata Sarpedon'un da kardeşiydi, dişi kurt tarafından beslenmişti.

Bir Ay tanrıçası olan Artemis de kurdu temsil ediyordu, ancak onun kutsal hayvanı Altın Yaylı olmasından dolayı 'Altın Boynuzlu Ak-Geyikti ve yanından hiç ayırmazdı ki tıpkı Türk mitolojisindeki gibi koruyucu ruhu temsil ederdi. Aslında Erdem (Artemis) Umay'ın kendisiydi. Umay da bir ceylan ya da geyikle dolaşırdı, hatta mavi veya beyaz bir kuşa dönüşebildiği de anlatılırdı. Günümüz sanat eserlerinde ise Artemis mavi ve tonlarıyla tasvir ediliyordu. 'Böri Ailesi'nin son üyesi olan Leto'nun annesi Phoebe ise Dolunay'ı temsil ediyordu.

Türk destan ve yazıtlarında geçen Böri de bir Gök Kurt (Kök Böri) olduğu için rengi 'Mavi'ydi. Destanlarda Oğuz Han'a yol gösteren kurdun Gök-Yeleli olarak geçmesi dışında doğumunu anlatırlarken yüzünün mavi renkli olduğu belirtiliyordu. Öyle ki Oğuz'un Altın Yay (Gün, Ay, Yıldız) ve Gümüş Oklar'ı (Gök, Dağ, Deniz) oğullarına paylaştırması bile Alpler (Apollon/Kurt) ile Erdemliği (Artemis/Geyik) gösteriyordu.


Gök-Kurt ile Ak-Geyik de gökte doğmuştu. Ve Gök Mavi'ydi.

Gök, Tengri, Mavi, Ulu

SB





Mavi



MAVİ; Güvenilmez ve Kaçınılması Gereken bir Renk !

"Yunanistan'da mavi, mimari ve heykel sanatında bazen figürlerin oyulduğu bir arka plan rengi olarak kullanılsa da (Parthenon'un bazı frizlerinde olduğu gibi), daha az değerli ve daha az yaygındı. Romalılar, maviyi Yunanlılardan bile daha fazla küçümsediler, onu koyu bir renk olarak gördüler ve Doğu ile barbarlarla ilişkilendirdiler... Roma'da Mavi gözlere sahip olmak neredeyse fiziksel bir kusur, ya da en azından kötü karakterin bir işareti olarak kabul ediliyordu." (Michel Pasotureau / Mavi Bir Rengin Tarihi)


"Avrupalıların" kabul edebileceği fiziksel bir özellik değildi...
Bu "Barbar" kültürünün bir mirasıydı... 😎

SB




*Not 1: "glaukos" ile "kynaneos"un kökenleri:
- "γλαυκός (glaukós), mavimsi yeşil veya gri. İlk Homer'de geçer. Köken yok. Bu kelime, glehuko'nun alışılmadık bir oluşum olması nedeniyle, Hint-Avrupa dillerine ait olmaktan çok uzaktır; dolayısıyla daha ziyade Yunanca öncesi bir kelimedir."
- καλάϊνος - kaláïnos. Taşlar ve çömlekler için 'mavi-yeşil, mavimsi', turkuaz. Köken bilinmiyor.
- κυανος - kyanos - Koyu mavi, lapis lazuli, kuş adı. Köken bilinmiyor. Belki de Hititçe kuuanna(n)'dan ödünç, bakır gibi mavi.
- Hititçe sözlük (A.Ünal): kunnan-/kuwannan. Boncuk, süs taşı, bakır, bakır mavisi, gök taşı.

* Homer'de kökenleri Grekçe olmayan kelimeler ve Grekçede mavi kelimesinin yokluğu!





*Not 2: Piktler Kelt-İskit karışımı bir topluluk olarak İskitya'dan İskoçya'ya göçen bir topluluk. Bazı kaynaklar Pikt'lerin "Aryan veya Kelt olmadıklarını" da yazar ki Pict dövmeli anlamına geliyor. Saka-Türk sanatına benzer sanat eserlerinin bulunması Piktlerin Kimmer-İskit ve Traklarla etkileşime girdikleri, hatta karıştıklarını gösteriyor. Trak kabilelerine dövmeyi öğretenler İskitlerdi. Grek ve Roma kültüründe dövme ise hoş görülmüyor ve sadece köle-esirlerini aşağılamak için yapılıyordu. Bu arada Kelt ve German boylarının da Kimmer-İskit Türkleriyle karıştığı bir gerçekti.


Michel Pasotureau // Mavi Bir Rengin Tarihi

* Çinliler sadece Kâşgar halkını değil, daha başka Orta ve Kuzey Asyalıları, Tölis ve Kırgız Türklerini de yeşil-gök gözlü ve kızıl saçlı, hatta Türk Kağanlığı Hakanı Mukan'ın (ö. 572) bile lacivert taşı gibi gözlerinden bahsediyordu. (Emel Esin)

* Budinler (yani Budun), güçlü ve kalabalık bir ulustur, gözleri parlak, saçları kızıl sarıdır. (Herodot)

* "Mavi" lakaplı Tanrıça Leto (bir sonraki yazı...)


Maviye "barbar rengi" diyenler maviye bulansın  😎




Memluk Türkleri

Şamanlar


Doğudan ithal edilen mavi cam şişeler / Roma dönemi

Şilikti Kurgan buluntuları





4 Nisan 2019 Perşembe

MAVİ LETO



Zeus - LETO, APOLLON, ARTEMİS / MÖ 420-400
Brauron Arkeoloji Müzesi - Yunanistan


Tanrıça Leto'nun lakabı "Mavi"dir. (Hesiod)


Artemis, Apollo ve anneleri Leto Lukkia (Lycia/Likya) da üçlü olarak tapkı görür. Apollo Güneş'i, Artemis Ay'ı temsil eder ve Lukkia da Kurtların Ülkesi demektir. Apollo'nun lakabı olan Lykos da Kurt demek iken Ay'ın hayvanı da Kurt'tur. 

"Doğrusu Lukiya'dır, kökünde LUK-os KURT kelimesi vardır." der Elşad Alili (Dilbilim,Azerbaycan İlimler Akademisi) ve  Lukkialılar Turovalıların en büyük müttefiğidir. Önderlerinden Sarpedon'un adı bile öz be öz Türkçedir.

Lukkia (Lycia) dilinde Artemis'e Ertemi derler ve zamanla Artemis olmuştur. Zaten tüm tanrıçalar anatanrıçadan bölünerek çoğaltılmıştır. Artemis bir Amazondur. Amazonlar İskit ve Kimmerler soyundandır. Heredot, "İskitlerin dilinde Amazonlara Oerpata denildiği"ni yazar, Oerpata- Türkçe Erpata, yani Er öldüren demektir.

Apollo ise Etrüsklerde Apulu, Hititlerde Apulinus'tur. Hatta Apulinus kelimesini Türkçe'deki Alp ile eş tutarlar, çünkü Apollo da bir Alp kişi gibidir. Artemis ve Apollo kelimelerinin Yunanca bir anlamı yoktur. Azra Erhat da Mircea Eliade de de çok net bir şekilde isimlerin Yunanca karşılığı olmadığını belirtir. İkizlerin doğum yeri Anadolu olsa da Hellen mitlerinde Delos olarak geçer (sahiplenmek için.) Likyalı Leto hikayelerde pek anılmaz, Etrüsklerde Letun, Romalılarda ise Latona olur. Leto'nun annesi Phoebe (Dolunay- bilgelik) ve babası Coeus (Güneş - kutupları saran gökyüzü/atmosfer - akıl, zeka, bilgi) birer Titandır. Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardır ve onların bulunduğu Çağ dillerin karıştığı Altınçağ'dır.

"Hera Leto'nun hamile olduğunu öğrenince peşine düşer. Leto doğum yapacak yer ararken "Hyperboreans" dan bir Dişi Kurt rehberliğinde aşağıya iner, (ya da kurt ülkesini arıyordur) ve daha sonra kurtları üstün tutar, saygı gösterir." der Heredot. Göktürkler'deki Asena aslında mavi anlamına geliyor, yani Gök Kurt anlamındadır, bozkurt ise kurdun türüdür. Asena, Çin kaynaklarında Aşina olarak geçer. Etrüsk asil liderlerinden birinin adı da Rasena’dır. Gök Kurt nasıl maviyse Leto'da açık renk tenli ve mavi gözlü olarak tasvir edilir. Ve bilinir ki, özellikle Avar, Kıpçak ve Kuman Türkleri açık renk tenli ve Mavi gözlüdür.

Kanı mavi terimi İngiltere'de I.Elizabeth'in (1533-1603), ya da İspanya'da 12.yy'da derecesi düşük bir asilin oğlu olan Fidalgo-Hidalgo'dan kaynaklandığını söylerler. Hidalgo, zengin adam, birilerinin oğlu demekken mavi kan anlamına dönüşür. Toprak ağası, Şövalye ve Asil soylular için kullanıldığı gibi, sonradan kraliyet soyları da bu kategoriye katılmıştır. Aslında 16.yy da Shakespeare ile efsaneleşmiştir. Shakespeare'n "The Rape of Lucrece" adlı Lucree'n Tecavüzü 7 dizelik şiirinde geçer.

"Onun mavi kanı siyaha dönüşüyordu, her damarında, baharı isterken, bu daralmış damarların beslediği, ölü bedene hapsedilen hayatı gösterir" böylece 'Kralların kanı mavi akar' özlü söz de buradan kaynaklanır.

Latinler asil, Etrüskler alt sınıfa konulmuştur, çünkü Batılılar atalarını Latin ve Greklere bağlamıştır. Halbuki, Latinleri medeniyet ile tanıştıran Etrüsklerdir. Son üç Roma kralı Etrüsk kökenlidir. Roma MÖ 620 ila 509 arası en güçlü şehirdir ve daha öncede belirttiğim gibi Roma şehrini bile Etrüskler kurmuştur. Bütün Etrüsk kralları ilk kralları Tarquin'in adını devam ettirmiştir. Lucree’nin hikayesi uydurma da olabilir. Çünkü biliyoruz ki Etrüsklere ait ne varsa ya silinmiş, ya da zaptedilmiş ve Latinlere, yani bugünkü anlamıyla Romalılara atfedilmiştir, buna dişikurt hikayesi de dahildir.

Bu tecavüz hikayesi şöyle anlatılır:

Etrüskler savaştadır. Bir gece Lucius evine Etrüsk prenslerini getirir, Prens Tarquinius Lucius eşi Lucree'yi beğenir. Konuklar gider, ama ertesi gece eşi evde değilken gizlice gelir, ağırlanır, ama, Etrüsk soylusu Roma kralı Superbus Tarquin’in çapkın olan en küçük oğlu Sextus (bu lakap İngilizceye altıncı (sixth) olarak çevrildiğinden altıncı çocuğu olmalı) Tarquin, yani Tarkan, Lucree'ye o gece tecavüz eder. Lucree'n eşi öğrenir ve "Roma bu kraliyet ailesinden kurtulmalı, hepsi bizim düşmanımızdır" dedikten sonra isyan başlar ve Etrüskler Roma'dan atılır, monarşi sona erer ve Roma Cumhuriyeti dönemi başlar. Tarkanlar ise başka bir şehirde öldürülürler böylece Etrüskler tarihten silinir. Lucree ise intihar etmiştir.

Bu hikayeyi Romalılar hep anlatmıştır, lakin doğruluğu tartışılır. Etrüsklere ait ne varsa kendilerine uyarlamışlardır ve her şey artık Romalıdır, Latindir. 

Dişikurt efsanesinde ise; Roma'yı Etrüsklerin değilde Romalıların kurduğunu kanıtlamak için MÖ 3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu imparator Augustus döneminde sürekli anlatılır ve Romalılar zamanla da her şeylerini Etrüsklere borçlu olduklarını unutur. Buna din, yazı, ordu ve devlet sistemini de ekleyebiliriz.

Bu tarihi çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Bugün dahi bunu yapıyorlar, İskitler İrani dillidir, Hint-Avrupalıdır ya da Türkler 11.yy'da Orta Asya'dan ilk kez Akdeniz havzasına inmiştir diyerek !
Capitoline dedikleri dişikurt ve ikizler heykelindeki dişikurt MÖ 400 den Etrüsklerden kalmadır, ikizler MS 1400 de sonradan eklenmiştir. Etrüsklere ait dişikurt tek çocukludur, bulunan mezar taşı MÖ 6.yy’a aittir, yani Etrüskler tarih sahnesinden, ya da Lucree’in sözde tecavüzünden önceki döneme aittir. Romalılar döneminden kalma Lale Adası Ayvalık'ta emziren dişikurt figürü bulunmuştu, ama zamana yenilmiştir.

Ve Anadolu'da görülen her şey Roma ya da Yunan değildir!


Semra Bayraktar
14 Temmuz 2018.


"Temuçin’in babası Yesugey için Şibani-nâme’de; Burkaçin Kıyat neslindendir. Burkaçin mavi gözlü ve sarı benizli demektir. Yesugey Bagatur’un çocuk ve torunları tamamen koyun gözlü, sarı benizlidir[132] izahını görmekteyiz. Aslında bu Çingiz Kagan ve soyunun antropolojisine dair önemli ipuçlarıdır. Bugünkü Mogollar arasında bazan sarışın, bazan kızıla çalan grupların olması belki böyle açıklanabilir. Bu bize ayrıca onların içinde Kıpçak tesirinin varlığına da işaret eder. Ancak Şibani-nâme’deki Burkaçin sözü herhalde Börçigin’dir."

Saadettin Yağmur Gömeç
Çingiz-Nâmeler Üzerine Bir İnceleme: Çingiz Han’ın Soyu ve Mogol Tarihinin İlk Devirleri, Belleten-2018, 82/294